� Zihindeki File: Yaratılan Kaygılarla
Mücadele.
Forehand korkusuyla başlayan bir tenis hikâyesi… Bu yazı, zihinsel engellerin potansiyeli nasıl sınırladığını
anlatıyor. Sporla başlayan ama hayata uzanan bir mücadele.
Bir tenisçinin korktuğu vuruş, aslında hepimizin hayattaki kaçındığı adımı temsil ediyor olabilir…
Bir genç tenisçi tanıyorum…
Gönül verdiği bu sporda kabiliyetinden şüphemin olmadığı.
Kitaptaki tüm teknik donanıma sahip olan.
Fiziksel anlamda bu spora son derece yatkın ve onu en üst düzeyde oynayabilme zekasına haiz…
Evet, iyi bir tenisçi olabilmek için bu yukarıda saydıklarım ve daha fazlasının cephaneliğinizde
bulunması gerekiyor. Açıklayayım. Öncelikle fiziğinizin, karşılaşacağınız ve saatlerce
çarpışacağınız rakiplerinize kıyaslanabilir bir orantıda olması gerekiyor. Bir başka deyişle
fiziksel güc önemli bir silah. Bu gücün çeviklikle bir araya gelmesi çok mühim. Zira kortta iyi
hareket edemeyen bir kas yığını olmak da size gereken avantajı sağlayamıyor. Tekniğinizin çok
iyi olması lazım. Antrenmanlarla geliştirdiğiniz güç ve çevikliğin, tekniğinizin üzerine
mükemmel bir şekilde oturması lazım.
Artık turnuva oynayabilecek seviyeye geldiniz. Ancak size kötü bir haberim var. Etrafınızda bu
saydığımız özelliklere sahip binlerce iyi tenisçi var. Sizi onlardan ayıracak olan şey ne?
Daha da mı kuvvetlenmek? Yoksa daha süratli olmak mı? Tekniğiniz zaten eksiksiz.
Peki ne yapılması gerek?
Elbette disiplinli çalışmak ve bunu hayatınızın en orta noktasına yerleştirmek ama cevap acaba
bu mu?
Pek öyle değil.
Görünen o ki, teniste seviye yükseldikçe oyunun mental tarafı gittikçe önem kazanmaya başlıyor.
Örneklendirmek gerekirse, bir tenisçi gerçek seviyesini son set oyunlar 4-4 iken rakibin servisini
kırabilmek için ortaya koyduğu oyununda gösteriyor.
Aksi halde ortada kaybedecek bir şey yokken antremanda herkes o topa çok iyi vuruyor!
İşte yukarıda bahsettiğim ve gayet yakından tanıdığım o genç tenisçinin de özgüven boşlukları
var. Aslında iyi bir forehand’i var. Ancak zaman içinde özgüvenini yitirmiş, bu sebeple oyunun
önemli bir parçası olan o vuruşa güvenemiyor ve stratejisini ondan kaçınarak kurguluyor!
Kariyerinin dönüm noktasında bir maça çıkan genç tenisçimiz mümkün olduğu kadar az
forehand vurmak için servis vole yapmaya başlıyor, hatta servisleri karşılarken dahi “chip and
charge”* yaparak soluğu volede almaya çalışıyor. Ancak bu sağlam temelli bir taktik değil, geri
tepiyor ve maçı kolay bir skorla veriyor. Sonuç, sürekli yinelenen bir eşiği geçememe sorunu.
Kendi yarattığı engellerin altında kalan genç bir adam.
Maçtaki plan elbette sürdürülebilir değildi, o tarihten sonraki stratejiler de. Sonuçta tüm yetenek
ve meziyetlerini forehand vuramama korkusuyla heba ediyor ve vasat bir kariyer sonucu aktif
performans tenisini noktalıyor. Geride spora verilmiş yıllar karşılığında çok daha düşüğüne razı
olunmuş bir kariyer bırakıyor.
Tenis yalnız bir spordur. 128 kişilik bir ana tabloda haftanın sonunda tam 127 tane hayal kırıklığı
bulunur. Bu sebeple yılın 30 ila 35 haftası dünyayı turlayan averaj bir tenisçinin genel ruh hali
karmaşıktır. 35 derecede korttan yansıyan sıcağı ayak tabanında hissetiğinde, o servisi
karşılamadan önce çözmen gereken sayısız problem vardır. Güneş bunların arasında sadece bir
detaydır. Sürekli duygusal dalgalanmalar yaşattığı için devamlı içsel mücadele verdiğin,
inişlerinde her şey kontrol altındaymış gibi davranmaya çalışıp, performansının yükseldiği
bölümlerde rakibine zihinsel üstünlük kurup bunu skora yansıttığın taktik savaşıdır tenis.
Tenis kortu, kas gücü kadar zihinsel sağlamlığın da sınandığı bir labirenttir.
İstatistikler açık: Profesyonel seviyede galip gelen oyuncular, toplam puanların ortalama
yalnızca %55’ini kazanır.
Yani en iyiler bile neredeyse her iki sayıdan birini kaybederken soğukkanlı kalmayı başarmak
zorundadır.
İşte genç tenisçimizin forehand korkusu da bu küçük yüzdelik farkın içinde gizlenir; puan
kaybetme endişesi bir vuruşu, o vuruş da kariyerini gölgelemiştir.
Genç tenisçimizin kendi zihninde ürettiği üst limiti olan forehand, çok klasik bir engeldir. O,
bazen spesifik bir rakip, bazen dış dinamikler, bazen de sporcunun çözümlenememiş iç
dünyasıdır. Potansiyeline ulaşmasına, hakkı olanı almasına engeldir. Acımasızdır, arka plana
bakmaz. Ne kadar antrenman yaptığın, nelerden feragat ettiğinle ilgilenmez. Maç esnasında bir
lunapark hız treni gibi iniş çıkışlar esnasında ansızın karşına çıkar.
Tenis, birçok yönüyle hayatın kendisidir.
Yalnızlık, zihinsel mücadele, skora ve ana odaklanma ve gerektirdiklerini uygulama
zorunluluğu; hepsi hayatta da karşımıza çıkar. Korttan yansıyan sıcak, eldeki nasırın açılması, ya
da servis atarken göze vuran güneş, hayatın zorluklarının bir yansımasıdır.
Genç tenisçinin “forehand”de yaşadığı sıkıntı da, aslında kendi yarattığı kuşkular, çekincelerdir.
O çekinilen vuruş, baş rolümüzdeki gencin potansiyelini dizginledi.
Kimbilir tenis kariyerinin ardından sırada onun için başka ne tip zorluklar vardı ve o bu
zorluklara karşı nasıl bir yol izledi?
Yoksa kendine yeni forehand’ler mi yarattı?
Kimileri o forehand’den kaçınmak için hayat boyu stratejiler geliştirir, kimileri yarattığı
forehand’in üstesinden gelir ve maalesef kimileri de o forehand’in altında ezilir…
Peki sizin hayattaki “forehand”leriniz neler? Onlarla nasıl baş ediyorsunuz?
Hiç düşündünüz mü?
* Chip and charge: Teniste “chip and charge” (çip ve hamle) taktiği, önce bir slice vuruş (yani chip)
yapmayı, ardından fileye doğru ilerlemeyi (yani charge) içerir. Amaç, güçlü bir vole pozisyonuna geçerek
rakip üzerinde baskı kurmak ve onun hata yapmasını sağlamaktır.