BURDUR MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ TARİH BÖLÜMÜ III. SINIF TÜRK TARİH SEMİNERİ I. FİNAL ÖDEVİ SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE SOVYETLER BİRLİĞİ'NİN STRATEJİK POLİTİKALARI HATİCE DİLMAÇ 2211308026 DANIŞMAN Prof. Dr. Hasan BABACAN BURDUR-2024 BURDUR MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ TARİH BÖLÜMÜ III. SINIF TÜRK TARİH SEMİNERİ I. FİNAL ÖDEVİ SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE SOVYETLER BİRLİĞİ'NİN STRATEJİK POLİTİKALARI HATİCE DİLMAÇ 2211308026 DANIŞMAN Prof. Dr. Hasan BABACAN BURDUR-2024 ÖZET Soğuk Savaş, 1947'de başlayan ve Sovyetler Birliği’nin 1991'de dağılmasıyla sona eren, yaklaşık yarım asırlık bir dönemdir. Bu süreçte Sovyetler Birliği, Batı bloğu liderliğindeki kapitalist dünya ile ideolojik, askeri ve ekonomik bir mücadele içinde olmuştur. Sovyet stratejilerinin merkezinde, komünizmi yayma ve ABD'nin temsil ettiği kapitalist sisteme karşı koyma hedefi vardı. Bu ideolojik rekabet, Sovyetler Birliği’nin küresel nüfuz elde etme çabalarının temelini oluşturdu. Sovyetler Birliği, Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki devrimci hareketleri destekleyerek, bu bölgelerde sosyalist nüfuzunu genişletmeye çalıştı. Aynı zamanda, ABD ile girişilen silahlanma yarışı, nükleer caydırıcılık üzerine inşa edildi. Sovyetler, nükleer gücünü artırarak ABD'yi dengelemeye çalıştı. 1962'deki Küba Füze Krizi, bu rekabetin en kritik anlarından biri olarak tarihe geçti. Doğu Avrupa'daki uydu devletler, Sovyetler Birliği’nin Batı'ya karşı kurduğu tampon bölgeler haline geldi. Varşova Paktı ile bu devletler, Sovyet askeri ve siyasi kontrolü altında tutuldu. Ekonomik olarak Sovyetler Birliği, COMECON (Karşılıklı Ekonomik Yardım Konseyi) aracılığıyla Doğu Bloğu ülkelerini ekonomik olarak birleştirdi. Bu yapı, sosyalist ekonomiler arasında dayanışmayı artırma amacını taşıyordu. Ancak 1980'lere gelindiğinde, Sovyetler Birliği ekonomik sorunlarla karşı karşıya kaldı. Bu zorluklar, Sovyet stratejilerinin etkisini zayıflattı. Ekonomik sıkıntılar ve Doğu Avrupa’da yükselen isyanlar, Sovyetler Birliği'nin güç kaybetmesine yol açtı. 1991’de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Soğuk Savaş sona erdi. Sonuç olarak, Sovyetlerin stratejik politikalarının temelinde askeri, ideolojik ve ekonomik mücadele yer alsa da, iç sorunlar bu politikaların başarısız olmasına ve Sovyetler Birliği’nin sonunu hazırlayan sürece girmesine neden oldu. Anahtar Kelimeler: Soğuk Savaş Dönemi, Sovyetler Birliği’nin Stratejik Politikaları, İdeolojik mücadele, Nükleer Caydırıcılık ve Silahlanma Yarışı, COMECON (Karşılıklı Ekonomik Yardım Konseyi). i ÖNSÖZ – TEŞEKKÜR Bu çalışma, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği'nin stratejik politikalarını incelemekte ve dönemin dünya siyasetinde yarattığı etkileri ele almaktadır. Soğuk Savaş’ın başlangıcından itibaren süper güçlerin uluslararası arenadaki rekabeti ve ideolojik farklılıkları, Sovyetler Birliği'nin dış politika stratejilerinde belirleyici bir rol oynamıştır. Bu tez, Sovyetler Birliği'nin bu dönemdeki stratejik adımlarını daha derin bir anlayışla ele almayı amaçlamaktadır. Bu çalışmanın hazırlanmasında kıymetli bilgi ve rehberliğini esirgemeyen, alanında uzman Prof. Dr. Hasan Babacan’a teşekkürlerimi sunarım. Kendisinin yönlendirmeleri ve katkıları, araştırmamın gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. ii KISALTMALAR DİZİNİ A. g. e.: Adı Geçen Eser A. g. m.: Adı Geçen Makale A.g.t.: Adı Geçen Tez S.: Sayfa Sayısı II. Dünya Savaşı: İkinci Dünya Savaşı SSCB: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği BM: Birleşmiş Milletler NATO: Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü VARŞOVA PAKTI: Doğu Bloku ülkelerinin NATO'ya karşı oluşturduğu askeri ittifak DTÖ: Dünya Ticaret Örgütü OEEC: Avrupa Ekonomik İş Birliği Örgütü iii İÇİNDEKİLER ÖZET ........................................................................................................................................ i ÖNSÖZ – TEŞEKKÜR .......................................................................................................... ii KISALTMALAR DİZİNİ ..................................................................................................... iii İÇİNDEKİLER ...................................................................................................................... iv GİRİŞ ....................................................................................................................................... 1 BİRİNCİ BÖLÜM İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI ULUSLARARASI SİSTEMİN YAPISI VE DİNAMİKLERİ 1.1. Soğuk Savaş: Tanımı ve Dönemin Genel Dinamikleri.................................................. 3 1.1.1. Büyük Üçlü Anlaşması ............................................................................................ 7 1.1.2. Yalta Konferansı ......................................................................................................... 8 1.2. Uluslararası Gerilimlerin Azaltılması Dönemi .............................................................. 9 1.3. İki Kutuplu Sistemin Çözülmesi .................................................................................. 10 1.4. Sovyetler’in Küresel Stratejisi ve Uluslararası Yaklaşımı .......................................... 11 İKİNCİ BÖLÜM SOVYETLER BİRLİĞİ'NİN İÇ YAPISI VE DIŞ POLİTİKA STRATEJİLERİ GELİŞİM SÜRECİ 2.1. Sovyet İdeolojisi ve Stratejik Yönelimler.................................................................... 13 2.1.2. Sosyalizm .................................................................................................................. 14 2.1.3. Komünizm ................................................................................................................ 15 2.1.4. Sosyalizm ve Komünizm Arasındaki Farklılıklar .................................................... 16 2.2. Bolşevik Devrimi ......................................................................................................... 17 2.3. Lenin Dönemi .............................................................................................................. 19 2.3.1. Marksist-Leninist Doktrin ........................................................................................ 19 2.3.2. Soğuk Savaş Döneminin Ekonomik Stratejileri ve Yeni Ekonomik Politika .......... 21 iv 2.3.3. 1927 Dönemi Siyasi Politikaları ............................................................................... 23 2.4. Stalin Dönemi ve Politikaları....................................................................................... 25 2.4.1. Stalin ve Beş Yıllık Planlar....................................................................................... 26 2.4.2. Stalin Döneminde Sovyet Dış İlişkileri ve Politik Yönelimler ................................ 27 2.5. Stalin Sonrası Sovyet Liderlerlerinin Dış Politika Stratejileri ..................................... 29 2.6. Soğuk Savaş'ın Sonu ve Sovyetler Birliği'nin Çözülmesi ........................................... 30 2.6.1. Glasnost ve Perestroyka Politikalarının Etkileri ....................................................... 30 2.6.2. Doğu Avrupa'daki Çözülme ve Berlin Duvarı'nın Yıkılması ................................... 31 2.6.3 Sovyetler Birliği’nin Dağılması ................................................................................. 32 2.7. Soğuk Savaş Stratejilerinin Uluslararası Sisteme Etkisi ............................................. 34 2.7.1. Yeni Dünya Düzeni ve ABD Hegemonyası ............................................................. 34 2.7.2.Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası İlişkiler Düzeni ................................................... 35 2.7.3. Sovyetler Birliği’nin Tarihsel Mirası ve Modern Rusya .......................................... 35 2.8. Sonuç: Soğuk Savaş’ın Tarihsel ve Küresel Değerlendirmesi .................................... 36 2.9. Soğuk Savaş Döneminin Sovyetler Birliği’nin Stratejik Politikaları Açısından Genel Bir Değerlendirmesi..................................................................................................... 36 2.10. Sovyetler Birliği’nin Çözülmesinin Dünya Politikasındaki Yeri ve Uzun Vadeli Etkileri ......................................................................................................................... 37 2.11. Soğuk Savaş Sonrası Dünyada Yeni Bir Düzenin İnşası…………………………...38 SONUÇ .................................................................................................................................... 39 KAYNAKÇA .......................................................................................................................... 41 EKLER .................................................................................................................................... 44 ÖZGEÇMİŞ ............................................................................................................................ 46 İNTİHAL RAPORU .............................................................................................................. 47 v GİRİŞ Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin stratejik politikaları, yalnızca askeri ve politik bir mücadele alanı oluşturmakla kalmamış, aynı zamanda sosyal, ekonomik ve kültürel düzeylerde derin izler bırakmıştır. Bu dönemde Sovyetler Birliği, dünya siyasetinde güçlü bir nüfuz kurma çabası içinde hareket etmiş, kendisini ABD'nin karşısında ideolojik ve askeri bir süper güç olarak konumlandırmıştır. Sovyet stratejilerinin altında yatan temel amaç, sosyalist düzenin dünya genelinde güç kazanması, kapitalizme karşı bir denge yaratılması ve bloklar arası bir etki alanı inşa edilmesiydi. Bu bağlamda, her bir stratejik adım, sosyalist ideolojinin dünya çapında kabul görmesi ve yayılması hedefine hizmet etmiştir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası Doğu Avrupa'da etkin bir kontrol sağlamak, Sovyetler Birliği’nin en temel stratejik önceliklerinden biri olmuştur. Stalin, Avrupa'da sosyalizmin yayılmasını bir güvenlik meselesi olarak görmekteydi; bu nedenle, Doğu Avrupa ülkelerini Sovyet etki alanında tutmak için yoğun bir çaba sarf etmiştir. Sovyetler Birliği, bu dönemde birçok Doğu Avrupa ülkesinde hükümetleri destekleyerek sosyalist düzenlerin kurulmasını sağladı. Böylece Batı Avrupa’nın kapitalist etkisine karşı bir tampon bölge oluşturmayı başardı. Bu stratejik öncelik, Soğuk Savaş boyunca sürecek olan doğu-batı ayrımının temelini atmıştır. Sovyetler Birliği’nin stratejik politikaları arasında askeri alandaki gelişmeler de kritik öneme sahipti. 1949 yılında ilk Sovyet atom bombasının başarıyla test edilmesiyle nükleer denge sağlanmış ve böylece ABD ile aralarındaki güç farkı bir nebze kapanmıştır. Bu dönemde Sovyetler Birliği, askeri alanda kendisini güçlendirecek politikalar izlemiş; hem kendi içindeki askeri kapasiteyi artırmış hem de Varşova Paktı gibi askeri ittifaklar kurarak NATO’ya karşı bir denge unsuru oluşturmuştur. Küba Füze Krizi gibi olaylar, Sovyetler Birliği’nin bu stratejileri doğrultusunda nükleer caydırıcılık politikalarına nasıl önem verdiğini göstermektedir. Bu kriz, aynı zamanda Sovyetlerin stratejik aklının bir ürünü olarak görülebilir; çünkü bu olay, Batı dünyasına Sovyet gücünün ciddiyetini hissettirmiş ve nükleer savaş olasılığının ne denli yakın olduğunu ortaya koymuştur. Sovyetler Birliği, Soğuk Savaş döneminde yalnızca askeri ve politik alanlarda değil, aynı zamanda ideolojik alanda da bir stratejik mücadele yürütmüştür. Komünist Manifesto’nun ruhunu dünya geneline yaymak için propaganda ve kültürel etkinliklere büyük bir yatırım yapılmıştır. Özellikle medya, sanat ve eğitim yoluyla Sovyet ideolojisinin ve sosyalist değerlerin dünyaya yayılması hedeflenmiştir. Bu ideolojik mücadele, Batı’nın bireysel özgürlükleri ve kapitalist yaşam tarzını yücelten mesajlarına karşı bir alternatif sunmaya çalışmıştır. Sovyetler, özellikle Afrika, Latin Amerika ve Asya’daki birçok gelişmekte olan ülkeye sosyalizmin bir çözüm yolu olduğu mesajını iletmeye çalışmış; 1 buralarda yerel direniş hareketlerini desteklemiştir. Bu ülkelerdeki anti-kapitalist ve antiemperyalist hareketlere verilen destek, Sovyetlerin ideolojik mücadelede ne kadar kapsamlı bir strateji izlediğini gözler önüne sermektedir. Ekonomik alanda ise Sovyetler Birliği, kendi çevresindeki ülkelerle ekonomik işbirliği içinde olmayı hedeflemiştir. 1949 yılında kurulan COMECON (Ekonomik Karşılıklı Yardımlaşma Konseyi), sosyalist ülkeler arasında ekonomik bağları güçlendirme amacı gütmüştür. Bu kuruluş, Sovyetlerin müttefikleriyle ekonomik alanda dayanışmayı teşvik etmiş ve aynı zamanda Batı’dan ekonomik olarak bağımsız kalmalarını sağlamıştır. Sovyetler Birliği, sanayi yatırımları ve kaynak sağlama konusunda Doğu Bloku ülkelerine büyük destek vermiştir. Bu da Sovyetlerin, kapitalizmin dünya ekonomisine hükmetme arzusuna karşı güçlü bir ekonomik blok oluşturma stratejisinin bir parçasıdır. Sonuç olarak, Soğuk Savaş boyunca Sovyetler Birliği, stratejik politikalarıyla çok boyutlu bir mücadele yürütmüştür. Askeri, ekonomik ve ideolojik boyutları bir arada düşünülerek oluşturulan bu stratejiler, Soğuk Savaş’ın doğasını şekillendirmiş ve dönemin dünya düzeninde kalıcı bir iz bırakmıştır. Sovyetler Birliği, yalnızca bir süper güç olarak ABD'ye karşı bir denge unsuru yaratmakla kalmamış, aynı zamanda sosyalist ideolojinin dünya genelinde kabul görmesini sağlamaya yönelik kararlı bir tutum sergilemiştir. 2 BİRİNCİ BÖLÜM İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI ULUSLARARASI SİSTEMİN YAPISI VE DİNAMİKLERİ 1.1. Soğuk Savaş: Tanımı ve Dönemin Genel Dinamikleri "Soğuk Savaş" terimi, ilk kez 1947 yılında, ABD’li iş insanı ve dönemin başkanları Woodrow Wilson, Warren G. Harding, Herbert Hoover, Franklin D. Roosevelt ve son olarak Harry S. Truman’a danışmanlık yapan Bernard Baruch tarafından kullanılmıştır.1 Bu terim, ABD ile dönemin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasında doğrudan bir askeri çatışma olmaksızın sürdürülen diplomatik ve stratejik mücadeleyi ifade eder.2 Soğuk Savaş tanımlanırken, uluslararası ilişkilerde temel bir unsur olan diplomasinin, özellikle Soğuk Savaş’ın iki karşı kutbu olan ABD ve SSCB arasında büyük ölçüde yok sayıldığı veya en aza indirildiği bir dönemi ifade ettiği göz önünde bulundurulmalıdır. Güç gösterisi, esas müzakere yöntemi olarak benimsenmiş, bu nedenle iki devlet de açık, dostane bir iletişimden kaçınarak birbirleriyle ilişkilerini kamuya kapalı tutmayı tercih etmiştir.3 Sıcak çatışmanın yer almadığı, ancak diplomatik teamüllerden çok karşılıklı güç gösterilerine dayalı olan bu dönemin "Soğuk Savaş" olarak adlandırılmasının nedeni budur. Sovyetler Birliği’nin rejim ihraç etme fikrinden uzaklaştığı bir süreçte, ABD, Sovyetlerin ideolojik etkisinin yayılmasını engellemeye yönelik çabalara yoğunlaşmıştır. Sovyetler Birliği’nin komünist ideolojisinin yok edilmesi amacıyla yürütülen mücadele, Sovyetler tarafından bir tehdit olarak algılansa da, İkinci Dünya Savaşı sonrasında bu güç mücadelesi etkili bir şekilde devam etmiştir.4 Soğuk Savaş’ın temelleri, aslında İkinci Dünya Savaşı’ndan çok daha önceye dayanabilir. Sanayi Devrimi, özellikle gelişmiş ülkeler için koloni kurmayı ve bu kolonileri uzun süre kontrol altında tutmayı kolaylaştırmış, bu da dönemin süper gücü olan İngiltere’ye küresel anlamda bir egemenlik kurma fırsatı sunmuştur. İngiltere, Sanayi Devrimi'nin başladığı ve hızla yayıldığı bir ülke olarak, dünyanın en büyük süper gücü olma yolunda ilerlemiş ve "üzerinde güneşin batmadığı imparatorluk" anlayışıyla tüm dünyada etki alanı oluşturmuştur. 19. yüzyılda, İngiltere gücünü artırarak dünyanın her köşesindeki yerel çatışmalara dahi müdahil olmuş ve Londra, dünyayı yöneten merkez olarak kabul edilmiştir. Bu dönemde, Batı Avrupa devletlerinin liderliğindeki küresel paylaşım savaşı, büyük güçlerin, çoğunluğu güçsüz ve nüfusça azınlıkta Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, 1914-1980, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1999, s.,12. Oral Sander, Siyasi Tarih 2 - 1918-1994, İmge Kitabevi, Ankara 2013, s., 9. 3 Sander, a.g.e., s. 162. 4 Sander, a.g.e., s. 162. 1 2 3 kalan yerel halkları yönetmelerine olanak sağlamıştır. Bugün dünya çapında İngilizce, Fransızca ve İspanyolca gibi dillerin geniş bir şekilde konuşulması ve anlaşılması, bu tarihsel sürecin önemli bir yansımasıdır.5 Bu hâkimiyetin kolaylaşmasını sağlayan unsurlar arasında, yelkenli gemiler ve kürek işçilerinin yerini buhar makinelerinin, yıldız navigasyonunun yerini pusulaların ve insan ve hayvan gücünün yerini yeni enerji kaynaklarının alması gibi gelişmeler öne çıkmaktadır. Beklenebileceği üzere, bu dönemde, aralarında rekabet bulunan gelişmiş ülkeler, sömürgelerini genişletmek adına zaman zaman sıcak çatışmalara girmişlerdir. Amerika'nın keşfiyle birlikte, yerli kabilelerle işgalciler arasında bazı çatışmalar yaşanmış olsa da, esas büyük ve kanlı savaşlar, bu toprakları ele geçirmeye çalışan İspanya, Fransa ve İngiltere arasında yaşanmıştır. Bu bağlamda, Soğuk Savaş’ın evrelerinin, geçmişteki büyük çatışmalar arasındaki dönemde de benzer şekilde var olduğu söylenebilir. İki Dünya Savaşı arasında yaşanan küresel çatışmasızlık dönemi, Soğuk Savaş’ın bir çeşidi olarak kabul edilebilir. SSCB, Komünist Devrim’e kadar çarlık yönetimi altında kalmış ve sonrasında tek parti yönetimiyle baskıcı bir yönetim biçimine bürünmüştür. Rus Devrimi’nin başlangıcında, Rus Çarları ve son hükümdar olan 2. Nikola’nın tahtından indirilmesi önemli bir dönüm noktasıdır. 1905’te Japonlar karşısında yaşanan ağır askeri yenilgi, Rusya'nın donanmasını kaybetmesi ve sonrasındaki savaşlarla bölgesel etkilerini yitirmesi, Sovyetler Birliği'nin ilerleyen yıllardaki yönetim anlayışını etkilemiştir.6 Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusya'nın ağır kayıplar vermesi, orduyu ve halkı büyük ölçüde etkilemiş ve 2. Nikola'nın yönetimine duyulan sadakati zayıflatmıştır. 1917'de, köylülerin başlattığı isyanlar sonucu, Rusya'da merkezi yönetimin otoritesi giderek daha da sarsılmıştır. Almanlar’a karşı ordusunun başına bizzat geçen ve ardı ardına gelen yenilgiler sonucunda hem halkın hem de ordunun desteğini kaybeden 2. Nikola, 1917 Şubat Devrimi sırasında bazı aristokratlar ve temsilcilerin baskısıyla yönetimden feragat etmiş ve böylece Rusya İmparatorluğu’nun hanedanı sona ermiştir. Yönetimi devralan Rusya Meclisi, Almanlar’a karşı savaşın devam edeceğini duyurunca, savaşlardan ve yıkımdan bıkan halk kitlesi, Ekim ayında Lenin'in önderliğinde ikinci bir devrim gerçekleştirerek proleter bir iktidar kurmuşlardır. Lenin, Almanlarla imzaladığı yıkıcı barış anlaşmasının ardından, komünist devrimi hızla yerleştirmek için çalışmalarına başlamıştır. Fransız Devrimi’ne benzer şekilde, ardı ardına gerçekleşen halk devrimleri sonucunda her yeni yönetim, bir öncekinden daha sert ve acımasız olmuştur. Kızıl Ordu'nun desteğiyle yönetimi ele geçiren Lenin, monarşi yanlılarının tekrar güç kazanma ihtimaline karşı, tahttan indirilen 2. Nikola ve ailesini öldürtmüştür. 5 6 4 Rakiplerinin de benzer bir şekilde ona karşı tavır alabileceğini düşünerek, iktidarını sağlamlaştırmak amacıyla potansiyel tehditleri ortadan kaldırmış ve bu durum, yeni kurulan Rus Devleti’ni ister istemez bir diktatörlüğe doğru sürüklemiştir. 1922'ye kadar süren iç savaşta, köylülerin toprak reformuyla mülkiyet edinmelerinin etkisiyle, komünist devrim başarıya ulaşmış ve Kızıl Ordu'nun hâkimiyetindeki bölgelerde otorite, Komünist Parti’nin eline geçmiştir.7 SSCB’nin küresel bir güç olarak yükselişi, Komünist Devrim’in hemen sonrasına dayanmakla birlikte, bu gücün varlığını yalnızca komünist felsefe çerçevesinde anlamak mümkündür. SSCB’nin küresel bir güç haline gelmesinin birkaç önemli nedeni bulunmaktadır. İlk olarak, devrim sonrası çok geniş bir coğrafyayı denetim altına alan SSCB, bu bölgedeki doğal yeraltı ve yerüstü kaynaklarının değerini anlayarak ve bunları 20. yüzyılın teknolojik gelişmeleri sayesinde etkin bir şekilde kullanmaya başlamıştır. Ayrıca, Komünist Devrim’in sağlam bir devlet yapısı oluşturması, hem doğal kaynakların hem de bu kaynakların işlenmesinde gerekli olan beyin gücünün verimli bir şekilde seferber edilmesini sağlamıştır. Teknolojik ilerlemeler ve merkezi yönetimin kontrolündeki büyük doğal kaynaklar, her ne kadar verimlilik düşük olsa da, ekonomik gelişmeyi desteklemiş ve SSCB’nin küresel güç olma yolunda önemli bir adım atmasına olanak tanımıştır. Lenin'den sonra Sovyetler Birliği'nin başına geçen Stalin, diğer ülkelerde işçi devrimleri örgütleme çabalarından vazgeçerek, sürekli rejim ihracına yönelik idealist yaklaşımını terk etmiştir.8 "Tek ülkede sosyalizm" anlayışını benimseyen Stalin, Sovyetler Birliği’ni realist bir devlet olarak yeniden şekillendirerek gücünü kendi sınırları içinde artırmayı tercih etmiştir.9 Bu yaklaşım, totaliter rejimlerin inşasını ve uydu devletlerin halklarının desteğini kaybetmemek için gerekli popülist politikalardan vazgeçilmemesini içermiştir. Dolayısıyla, tek ülkede sosyalizm, Sovyetler'in dünya ile olan ilişkisini tamamen kesip iç işlerine kapanması anlamına gelmemektedir.10 Sosyalist cumhuriyetlerin periyodik toplantılarında, Stalin doğrudan bu devletlerin iç işlerine müdahale etmiş ve kukla liderlerle başka ülkelerin yönetimlerini etkilemeye devam etmiştir. "Tek ülkede sosyalizm" doktrini çerçevesinde, Stalin Rus Çarlığı’nın varlık gösterdiği devletleri Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olarak tanımlamış ve bu yapıya "Büyük Rus milliyetinin yaşadığı Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti" adını vermiştir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri terimi ise Ukraynalılar, Gürcüler, Beyaz Ruslar, 7 Abdullah Metin, "Sosyalizmde Ulusal Sorunun Galiyev Üzerinden Okunması." Karadeniz Araştırmaları Dergisi, Sayı: 43, 2014, s. 77. 9 Sander, a.g.e., s. 20. 10 Merve Suna Özel. "Stalin Dönemi Rus Milliyetçiliği ve Politikaları." Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Sayı: 4(2), 2014, s. 108. 8 5 Ermeniler, Türkler ve Sibirya’daki diğer etnik grupları kapsayan bir kavram olarak kullanılmaya başlanmıştır.11 "Tek ülkede sosyalizm" politikası, rejim ihracı çabasının sona erdiği anlamına gelse de, Stalin için bu politika, milliyetçilik ile sosyalizmin birleşimi ve Nazilerin kurduğu sisteme benzer şekilde, şovenist bir diktatörlük kurma amacını taşımaktaydı. Troçki gibi muhalifler, Stalin’in içe kapanma olarak değerlendirilebilecek bu yaklaşımına karşı çıkmış ve bu fikir ayrılıkları acımasızca cezalandırılmıştır. Stalin’in "tek ülkede sosyalizm" anlayışı, ulusal gelişim politikalarını hızlandırarak, ona kapitalizmi Sovyetler’in temel yapısına sokmak ve komünizme ihanet etmek gibi suçlamalarla karşılaşmasına yol açmıştır. Ancak Stalin döneminde ve sonrasında Sovyetler, özellikle uydu devletlerde, küresel düzeyde (Afganistan 1979, Macaristan 1956, Çekoslovakya 1968 gibi olaylar) uluslararası politikalarda etkin rol alma ve egemenliğini kabul ettirmeye yönelik çabalarına devam etmiştir.12 2. Dünya Savaşı öncesinde, Stalin'in ulusal kalkınma politikaları sayesinde SSCB, teknolojik olarak önemli bir ilerleme kaydetmiş ve dünyadaki pek çok ordudan daha büyük bir orduya sahip olmuştur. Etrafındaki ülkelerden daha güçlü bir orduya sahip olarak caydırıcı bir güç oluşturmayı başaran Sovyetler, 1917 Devrimi'nden önceki Rusya'dan çok daha farklı ve etkileyici bir yapıya ulaşmıştır. Ancak SSCB'nin kuruluşunda yer alan kanlı devrimler ve iç savaşlar, devletin temelinin içeride zor kullanımı ve statükoculuğa, dışarıda ise emperyalist hedeflere dayanan bir yapıya dönüşmesine neden olmuştur. Komünist Parti yönetimi, yüzeyde birden fazla kişinin oylarıyla şekillenen bir karar alma mekanizmasına sahip gibi görünse de, gerçekte parti liderinin bireysel fikirlerinin diğer herkesten daha baskın olduğu ve totaliter bir tek adam rejimine evrilen bir yapıdır. Literatürde, Soğuk Savaş’ın iki ana kutbu olarak ABD ve SSCB’nin öne çıktığı ve bu çatışmanın 1945 yılında başladığı ifade edilmektedir. Bununla birlikte, mücadelenin başlangıcının Tahran Konferansı’na dayandığına dair görüşler de mevcuttur. Armaoğlu’na göre, Tahran Konferansı, emperyalist devletlerin liderlerinin ilk kez bir araya gelmesiyle gerçekleşmiş olsa da, aslında bu tür görüşmeler savaşın erken yıllarından itibaren ikili ilişkiler veya daha alt düzeydeki diplomatik görevli düzeyinde sıkça yapılmaktaydı. Tahran’daki görüşmeler, beklenen sonuçları doğurmasa da, üç liderin bir araya gelmesi, müttefiklerin savaş sonrası bir tür birliktelik oluşturacağına dair önemli bir mesaj vermiştir. Bu tür toplantılar ve anlaşmalar, açık ya da gizli şekilde daha önce de yapılmaktaydı. Örneğin, Wertsch’in belirttiğine göre, 1939 yılında Hitler’in Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop ile Stalin’in Dışişleri Bakanı Vyaçeslav Molotov arasında imzalanan Ribbentrop-Molotov 11 12 Özel, a.g.m., s. 108. Metin, a.g.m., s. 84. 6 Saldırmazlık Paktı, Almanya ile SSCB arasında gizli bir Doğu Avrupa paylaşım anlaşması da içermektedir. Tahran Konferansı'ndan 4 yıl önce, hatta Hitler’in SSCB’ye saldırmasından sadece 2 yıl önce yapılan bu tür anlaşmalar, 2. Dünya Savaşı’nın uluslararası siyasi konjonktürünün ne denli değişken olduğunu ve emperyalist güçlerin dünya genelindeki menfaatleri doğrultusunda hareket ettiklerini gösteren bir örnektir. Tahran’da, Almanya’ya karşı ABD ve İngiltere’nin bir cephe açması kararlaştırılmıştır ve bu cephenin 1 Mayıs 1944’te açılması kabul edilmiştir. Normandiya çıkarması, 2. Dünya Savaşı'nın seyrini tamamen değiştiren, müttefikler ve özellikle ABD için önemli bir prestij kazandıran bir harekettir ve aslında Sovyetler Birliği'nin isteğiyle aylar öncesinde sözleşme maddelerine girmiştir. Armaoğlu, SSCB’nin taleplerinin arasında Türkiye’nin savaşa katılması, Birleşmiş Milletler’in (BM) karar alma organına Çin’in dahil edilmemesi, Polonya hükümetinin tanınmaması ve Polonya topraklarının SSCB’ye verilmesi gibi önemli hususların yer aldığını belirtmektedir. Çoğu talep kabul görmemiş olsa da, Tahran Konferansı’nda yapılan görüşmelerin temel özelliği, ABD ve SSCB dışındaki dünyanın etkili bir otoriteye sahip olmamış olmasıdır. Bu durum, Soğuk Savaş’ın karakteristik özelliklerinden biridir çünkü uluslararası jeopolitik, ABD ve SSCB'nin istekleri doğrultusunda şekillenmiştir. Armaoğlu’na göre, Tahran Konferansı’ndaki taraflar arasındaki ilişkiler de oldukça ilginçtir. Stalin, Almanlar’dan büyük bir korku duyarak savaş sonrasında Almanya’nın ağır bir şekilde cezalandırılmasını, hatta Almanya’nın beş farklı devlete bölünmesini ve 40 bin Alman subayının topluca kurşuna dizilmesini talep etmiştir. Diğer taraftan, ABD Başkanı Roosevelt, Stalin’den ciddi şekilde çekiniyor ve Churchill’i bir kenara bırakıp, gerektiğinde İngiltere’siz bir ABD-SSCB ortaklığı kurmayı hedefliyordu. Bu nedenle, Soğuk Savaş’ın başlangıcında, tüm dünyayı egemenlikleri altında kontrol etmek isteyen ve birbirlerini fazla zorlamadan hareket eden liderler söz konusuydu. ABD ve İngiltere arasındaki derin fikir ayrılıklarını fark eden Stalin, Tahran Konferansı’nda pek çok konunun müzakere edilmesine gerek görmemiştir. Çünkü savaş sonrası elde edeceği daha fazla güç ile daha fazla menfaat elde edebileceğini fark etmiş ve bağlayıcı anlaşmalar yapmaktan kaçınmıştır.13 1.1.1. Büyük Üçlü Anlaşması Yüzdeler Anlaşması, 1944 Ekim ayında İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Sovyet lideri Joseph Stalin arasında yapılan, özellikle Balkanlar’daki etki alanlarının paylaşılmasıyla ilgili gizli bir anlaşmadır. Bu anlaşma, İngiltere ve Sovyetler Birliği arasındaki emperyalist 13 Armaoğlu, a.g.e., s. 335. 7 tutumların birbirine yakın olduğunu gösteren bir örnek olarak kabul edilebilir. Stalin ve Churchill’in Moskova Kongresi’nde gerçekleştirdikleri görüşmelerde, Balkanlar’daki bazı ülkeler için belirli yüzdelik oranlarla işgal ve hâkimiyet hakları paylaştırılmıştır. Anlaşmaya göre, Romanya’nın %90’ı, Bulgaristan’ın %75’i, Yugoslavya ve Macaristan’ın yarısı ile Yunanistan’ın %10’u Sovyetler Birliği’nin hâkimiyetine, geri kalan kısımlar ise İngiltere’nin etkisine bırakılmıştır. Bu düzenleme, dünya kamuoyunda büyük tartışmalara yol açmış ve özellikle İngiltere’nin Balkanlar’daki faaliyetlerine karşı bir tepki doğurmuştur. Bu anlaşma, sadece iki süper gücün çıkarlarını gözetmekle kalmamış, aynı zamanda milyonlarca insanın yaşamını ve bölgedeki siyasi yapıları da derinden etkilemiştir.14 ülkelerin tamamen SSCB egemenliğine girmesiyle beraber, İngilizler’in Sovyetler’e oranla bu anlaşmadan beklediklerini bulamadıkları da anlaşılmaktadır. 1.1.2. Yalta Konferansı Yalta Konferansı, 1945 yılının Şubat ayında, savaşın sonlarına doğru önemli kararların alındığı bir zirve olarak tarihe geçmiştir. Üç büyük lider, savaşın sona ermek üzere olduğu ve Müttefikler’in zaferinin kesinleştiği bir dönemde bir araya gelmiştir. Bu atmosfer, liderlerin tutumlarına yansıyarak daha açık ve iddialı taleplerle ortaya çıkmalarına neden olmuştur. Her ne kadar güç kullanımı tehdidi yapılmamış olsa da, ABD ve SSCB'nin gelişmiş savaş teknolojileri, taraflar arasındaki dolaylı bir güç mücadelesinin fitilini ateşlemiştir. ABD Başkanı Roosevelt, Avrupa'da İngiltere'nin gücünün yetersiz olduğunu düşünerek, SSCB'ye daha fazla ödün verilmesi gerektiğine inanıyordu. Bunun yanı sıra, etkisiz olarak gördüğü Milletler Cemiyeti yerine, caydırıcılığı yüksek, uluslararası barışı koruyabilecek güçlü bir organizasyon kurulmasını arzuluyordu. Roosevelt, Sovyetler’in yalnızca Avrupa’da değil, Pasifik bölgesinde de aktif bir rol almasını destekliyor ve böylece kalıcı bir barış ortamı oluşturabileceğine inanıyordu.15 Ancak bu yaklaşımı, Sovyetler’in uyguladığı baskıcı politikaları görmezden gelmesine yol açtı. Stalin ise konferansta, Sovyetler Birliği’nin çıkarlarını en üst düzeye çıkarmayı hedefliyordu. Avrupa’daki otorite boşluğunu ve İngiltere ile ABD arasındaki kopuklukları fırsata çevirerek, Doğu Avrupa’da kontrol edebileceği zayıf devletler oluşturmak istiyordu. Almanlar’dan ağır savaş tazminatları talep eden Stalin, aynı zamanda Japonya ile geçmişte kaybedilen toprakların geri alınmasını ve Ortadoğu’da İngiltere’nin etkisinin azaltılmasını öncelikleri arasında sayıyordu. Bu taleplerini, Birleşmiş Eric Hobsbawm, Kısa Yirminci Yüzyıl: 1914-1991 Aşırılıklar Çağı, (Çev.). Yavuz Alogan. Sarmal Yayınevi, İstanbul, 1996,s,240. 15 Armaoğlu, a.g.e., s. 341. 14 8 Milletler’in (BM) kurulmasını desteklemesi için şart koşmuştu. İngiltere ise savaş sonrasında gücünü kaybetmiş olmasına rağmen, diplomasi tecrübesini kullanarak çıkarlarını korumayı amaçlıyordu. Almanya’ya yönelik tazminat talepleri ve Fransa’nın yeniden yapılandırılması, İngiltere açısından BM’den daha acil konulardı. Ayrıca Türkiye gibi ülkelerin BM çatısı altında yer almasını desteklemiş ve bunun için Almanya’ya savaş ilan edilmesini şart koşmuştu. Yalta Konferansı’nda alınan kararlar, sonraki yıllarda küresel politikayı şekillendirdi. Almanya, Sovyetler’in istediği kadar bölünmese de, üç ana bölgeye ayrıldı ve Berlin’de ek bir bölünme gerçekleştirildi. Sovyetler, Almanya’dan yüksek miktarda tazminat elde ederken, aynı zamanda Pasifik bölgesindeki bazı bölgelerde hak iddia etti. SSCB’nin küresel egemenlik arzusu, yalnızca Avrupa ile sınırlı kalmamış, Ortadoğu ve diğer bölgelerde de etkisini göstermiştir. Bu konferansın ardından dünya, ABD ve SSCB arasındaki güç mücadelesinin sahnesi haline gelirken, BM’nin barışı korumada yetersiz kalacağı kısa sürede anlaşıldı. Özellikle Stalin’in taleplerine verilen ödünler, Doğu Avrupa’da totaliter rejimlerin yerleşmesine zemin hazırladı. Avrupa, Hitler tehlikesinden kurtulmuşken, bu kez farklı bir otoriter tehditle karşı karşıya kaldı.16 1.2. Uluslararası Gerilimlerin Azaltılması Dönemi SSCB ile ABD’nin, dünyayı karşıt güçler arasındaki caydırıcılık politikasına dayalı bir gerilim alanına çevirdiği mücadele, yaklaşık yirmi yıl boyunca sürmüştür. Ancak Sovyetler Birliği’nin ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kalması, olayların ABD lehine bir seyir izlemesine neden olmuştur. Ekonomik ve teknolojik üstünlüğü elinde bulunduran ABD ile rekabetin sürdürülemez hale gelmesi, SSCB’nin politikasında değişikliklere ve bir yumuşama sürecine yol açmıştır. Bu yeni dönemde, silah gücüyle caydırma yerine diplomasi ve müzakere süreçleri ön plana çıkmıştır. Sander’e göre, Soğuk Savaş’ın bu “yumuşama” dönemi 1960’larda başlamıştır;17 ancak bazı araştırmacılar bu süreci 1990’lara kadar taşımaktadır. Bu sürecin başlamasında, sert politikaları ve otoriter yönetimiyle bilinen Stalin’in ölümünün etkisi büyüktür. Onun ardından, Sovyet yönetimi uluslararası alanda daha ılımlı bir yaklaşım benimsemiştir. 1956’da Macaristan’da patlak veren ayaklanma, SSCB’nin baskıcı politikalarının yarattığı sorunları açıkça gözler önüne sermiştir. Kanlı bir şekilde bastırılan bu isyan, komünist blok içindeki kırılganlıkları da ortaya çıkarmıştır. Aynı dönemde, Batı’nın liberal ekonomi politikaları ve teknolojik üstünlüğü, Almanya gibi ikiye 16 17 Oral Sander, a. g. e., s.,124. Oral Sander, a. g. e., s.,125. 9 bölünmüş bölgelerde, fiziksel olarak yakın ama ideolojik ve ekonomik olarak oldukça uzak toplumlar yaratmıştır. Doğu Almanya, Batı’daki ilerlemelerle rekabet etmekte zorlanmış, bu durum Sovyetler Birliği’nin iç dinamiklerinde de rahatsızlıklara yol açmıştır. McMahon, Küba Füze Krizi gibi olayların, hem dünya halklarını hem de liderlerini bir yok oluş tehdidiyle karşı karşıya bıraktığını ifade etmektedir. Bu kriz sonrasında, SSCB ve ABD liderleri, gerilimi tırmandırmaktan kaçınarak daha dengeli ve temkinli bir yaklaşım sergilemeye başlamışlardır.18 Ancak bu dönemi, SSCB’nin baskıcı politikalarının sona erdiği bir süreç olarak değerlendirmek yanıltıcı olur. Zira Kruşçev, Stalin’den sonra daha farklı bir liderlik sergilese de, zaman zaman baskıcı uygulamalara devam etmiştir. Bu bağlamda, “yumuşama” dönemi, SSCB ile ABD arasında uluslararası ilişkilerde diplomasinin ve diyalogun artış gösterdiği bir evre olarak değerlendirilmelidir. Ancak bu süreç, Sovyetler’in uluslararası sahnede tamamen barışçıl bir politika izlemeye başladığı anlamına gelmemektedir. Daha ziyade, iki süper güç arasındaki gerilimin daha kontrollü bir şekilde yönetildiği bir dönem olarak öne çıkmaktadır.19 1.3. İki Kutuplu Sistemin Çözülmesi Ateş, 1991’de Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle başlayan sürecin, iki kutuplu dünya düzeninin sona ermesi ve tek kutuplu bir yapının ortaya çıkması olarak yorumlandığını ifade etmektedir. Soğuk Savaş süresince birbiriyle sürekli mücadele eden iki büyük gücün birinin, siyasi ve ekonomik krizlerle devreden çıkması, bu yorumu doğal kılmaktadır. ABD, Soğuk Savaş’ın sonunda rakipsiz kalan tek hegemon güç olarak uluslararası siyasette belirleyici bir rol üstlenmiştir. Ancak bu durum, bölgelerdeki yerel güçlerin etkinlik kazanmasına yol açmış ve tek kutuplu sistemden çok kutuplu bir düzene geçişin temelini oluşturmuştur. Armaoğlu, tek kutupluluk fikrine karşı çıkarak, ABD’nin hegemonyasında çözülemeyen birçok sorun olduğuna dikkat çeker.20 Filistin meselesi, Orta Amerika’daki istikrarsızlıklar, Sahra Altı Afrika’da başarısız devlet modelleri ve eski Sovyetler Birliği’ne bağlı ülkelerdeki demokrasi mücadeleleri gibi meseleler, tek kutuplu dünyada da devam eden sorunlar olarak öne çıkmıştır. Özellikle ABD’nin Afganistan ve Irak gibi ülkelerdeki askeri müdahalelerinde karşılaştığı zorluklar, çok kutuplu bir dünya düzeninin gerçekliğine işaret etmektedir. ABD’nin karşısında doğrudan bir rakip bulunmamasına rağmen, yerel güçlere karşı istediği etkinliği sağlayamaması bu durumu pekiştirmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren 18 Armaoglu, a.g.e., s. 454. Robert J. McMahon, Soğuk Savaş: Çok Kısa Bir Başlangıç, İstanbul Kültür Üniversitesi, İstanbul, 2023, s.,78. 20 Shafıqullah Muhammadı, Soğuk Savaş Döneminde Sovyetler Birliğinin Balkanlar Politikası, 19 10 bağımsızlık hareketleriyle ortaya çıkan bölgesel güçler, yeni kutuplar oluşturmuştur. Bunun yanı sıra, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin ekonomik ve nüfus açısından yükselişi, dünya ekonomisinin çok aktörlü bir yapıya doğru evrildiğini göstermektedir. Bu süreçte Avrupa Birliği (AB), OPEC, Birleşmiş Milletler (BM), NAFTA ve KEİ gibi uluslararası örgütler de ABD’nin hegemonyasına karşı dengeleyici güçler olarak dikkat çekmektedir. Uluslararası ilişkilerdeki bu çok kutupluluk, inşacılık teorisiyle açıklanabilir. İnşacılık, klasik realist yaklaşımların aksine, uluslararası aktörlerin sadece rekabet eden taraflar değil, aynı zamanda ortak paydaşlar olarak hareket edebileceğini savunur. Realist perspektifin aksine, inşacılık, devletlerin krizlerin üstesinden birlikte hareket ederek gelebileceğini vurgular. 21 Arı ve Kıran,22 bu yaklaşımın devletlerin ortak çıkarlar doğrultusunda iş birliğini zorunlu kıldığını belirtmektedir. BM’nin kuruluşu, inşacı düşüncenin uluslararası alandaki uygulamalarından biri olarak değerlendirilebilir. Sovyetler Birliği’nin çözülme süreci, bölgesel ve küresel siyasette hızlı değişimlere yol açmıştır. Ekonomik ve askeri gücünü yitiren Sovyetler Birliği, varlığını korumak amacıyla içe dönük politikalara yönelmiştir. Bu süreçte Balkanlar gibi bölgelerde Sovyetler’in etkisi hızla azalırken, ABD ve müttefiklerinin etkisi artmıştır. Ancak bu değişim, liberal değerlerin ve demokratikleşmenin hızla yayılmasını sağlayamamış, batılılaşma süreçleri hala devam etmektedir. Soğuk Savaş boyunca ABD ve SSCB, ekonomik ve siyasi üstünlük sağlamak için farklı bölgelerde sürekli bir mücadele içinde olmuşlardır. SSCB’nin bu rekabeti sürdürememesi, ABD’yi rakipsiz bıraksa da, bölgesel güçlerin uluslararası ilişkilerde etkisini artırmıştır. Bağlantısızlar Hareketi gibi oluşumların güçlenmesi, uluslararası düzende daha fazla aktörün etkin olduğu bir yapıya yol açmıştır. Bu durum, klasik realizmin önerdiği kaotik sistemden uzaklaşarak inşacılıkla açıklanabilecek daha çoğulcu bir düzenin doğuşunu temsil etmektedir. 1.4. Sovyetler’in Küresel Stratejisi ve Uluslararası Yaklaşımı Resnick ve Wolff, Sovyetler Birliği'ni değerlendirirken, bu sistemin başarısızlığını analiz ederken ekonomik ve politik boyutlarına dikkat çeker.23 Onlara göre Sovyetler’in başarısızlığı, sosyalizmin bir yenilgisi değil, kapitalizmin belirli bir biçiminin iflası olarak görülmelidir. Ancak, Cox bu görüşe katılmaz ve Sovyet sosyalizminin başarısızlığını “gerçek Şenol Kantarcı, "Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası Sistem: Yeni Sürecin Adı “Koalisyonlar Dönemi mi?”." Güvenlik Stratejileri Dergisi, Sayı:8 (16), 2012, s. 52. 22 Önder Arı, ve Abdullah Kıran, “Uluslararası İlişkilerde Sosyal İnşacılık”, EKEV Akademi Dergisi, Sayı: 15 (46), 2011, s., 49-64. 23 Şenol Kantarcı, a. g. m., s.,58. 21 11 sosyalizmin hiç yaşanmamış olması” ya da “yanlış ve yeteneksiz uygulamalar” gibi argümanlarla açıklamayı eleştirir. Ona göre, bu tür yorumlar, Sovyetler’in baştan itibaren kusurlu bir sistem olarak kurgulandığı gerçeğini görmezden gelmektedir. Sovyet sosyalizminin teorik olarak üç temel unsura dayandığı ifade edilir: ortak mülkiyet, demokratik yönetim ve bireyler arasında eşitlik. Ancak, Sovyetler Birliği'nin hiçbir döneminde bu ilkelerin tam anlamıyla uygulandığı söylenemez. Lenin'in "işçi ve halk diktatoryası" olarak tanımladığı sosyalizm anlayışı, Stalin döneminde bir tür milliyetçi sosyalizme dönüşmüş ve Gorbaçov’a kadar demokratik yönetimden uzak bir yapı hâkim olmuştur. Sovyetler Birliği'nin yönetim mekanizması, hukukun üstünlüğünden ziyade elit bir sınıfın ve güvenlik aygıtlarının kontrolüne dayanmıştır. Bu durum, Sovyetler’in uluslararası politikasını da derinden etkilemiştir. Cox, Sovyetler'de iki farklı sosyalist modelin dönemsel olarak uygulandığını belirtir: savaş komünizmi ve yeni ekonomik politikalar.24 Savaş komünizmi, Sovyetler'in hayatta kalabilmesi ve düşmanlarına karşı güçlü bir askeri yapı kurabilmesi amacıyla geliştirilmişti. Ancak bu model, zorba bir yönetim anlayışıyla totaliter bir rejimi ortaya çıkarmış ve halkta sosyalizme karşı derin bir tepki oluşturmuştur. Toplama kampları ve hapishanelerin geniş nüfus gruplarını barındırdığı bu dönemde, halkın yaşam koşulları oldukça kötüleşmiştir. Yeni ekonomik politikalar ise, özellikle kırsal bölgelerde yaşayan halkın temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik önlemler olarak geliştirilmiştir. Bu politikalar, tarımsal üretimi artırmaya yönelik düzenlemeler getirmiş ve uydu devletler üzerinde daha geniş bir ekonomik kontrol sağlamıştır. Ancak, bu ekonomik model, sosyalist bir anlayıştan çok kapitalist uygulamalara benzeyen bir yapıya dönüşmüş ve kaynakların uydu devletler aracılığıyla Sovyetler Birliği’nin çıkarları doğrultusunda sömürülmesine yol açmıştır. Uydu devletlerin bu süreçteki rolü oldukça kritikti.25 Sovyet teknokratları, bu ülkelerde ekonomik faaliyetlerin kontrolünü sağlamış ve yerel kaynakların uluslararası piyasalara yönlendirilmesine odaklanmıştır. Ancak, bu durum uydu devletlerin ekonomik bağımsızlığını kısıtlamış ve bu ülkelerin Sovyetler'in ekonomik çıkarlarına hizmet eden birer araç hâline gelmesine neden olmuştur. Örneğin, doğal kaynakları açısından zengin olan Romanya gibi bazı uydu devletler, bu politikalar sayesinde belirli ölçüde özerklik kazansa da, genel olarak sistem sömürü odaklı bir anlayışı sürdürmüştür. Sonuç olarak, Sovyetler Birliği başlangıçta ideolojik temellere dayalı bir rejim ihracı politikasıyla yola çıksa da, zamanla bu ideolojiyi Robert W. Cox, "Toplumsal Güçler, Devletler ve Dünya Düzenleri: Uluslararası İlişkiler Teorisinin Ötesinde." Millennium: Uluslararası Çalışmalar Dergisi, Sayı: 10 Cilt: 2, s.,126–155. 25 Stephen A. Resnick, Richard D. Wolff, Sınıf Teorisi ve Tarih: SSCB'de Kapitalizm ve Komünizm, Çev: Can Evren, İletişim Yayınları, İstanbul, 2016, s.,172. 24 12 terk ederek daha ulusal ve gerçekçi kalkınma politikalarına yönelmiştir. Ancak, bu değişim Sovyetler'in otoriter yönetim anlayışını ve uydu devletlere dayatılan sömürü mekanizmalarını ortadan kaldırmamıştır. İKİNCİ BÖLÜM SOVYETLER BİRLİĞİ'NİN İÇ YAPISI VE DIŞ POLİTİKA STRATEJİLERİ GELİŞİM SÜRECİ 2.1. Sovyet İdeolojisi ve Stratejik Yönelimler 2.1.1. Sovyetler Birliği’nin pratiği, Marksist teorilerin hayata geçirilmesiyle şekillenmiştir. Marksizm, Karl Marx ve Friedrich Engels’in geliştirdiği, felsefi, ekonomik, siyasal ve toplumsal bir sistem olarak ortaya çıkmıştır.26 Sosyalizm, tarihsel olarak filozoflar ve bilim insanları tarafından derinlemesine tartışılmış bir konu olmuştur. Ütopyacı sosyalistler, sosyalizmi adaletsizliğe karşı bir tepki olarak görürken, Marx ve Engels, sosyalizmin temellerini insanlık tarihindeki ekonomik ve toplumsal evrimle açıklamışlardır. Marx’ın sosyalizm anlayışı, bir ütopya olmaktan çıkıp, sınıf mücadelesi ve toplumsal dönüşümün bilimsel bir açıklaması haline gelmiştir. Sınıf mücadelesi ve sosyal sınıf kavramı, aslında ilk kez Marx ve Engels tarafından değil, daha önce ütopyacı sosyalist düşünürler olan Thierry ve Guizot gibi isimler tarafından kullanılmıştır. Ancak Marx, toplumsal gelişmeleri inceleyerek, toplumların geçmişten geleceğe doğru nasıl evrildiğini açıklamış ve bu bağlamda gelecekteki toplumların nasıl şekilleneceğine dair bir bilimsel temele dayalı teori geliştirmiştir. Marx, sosyalizmi yalnızca bir hayal olarak görmektense, toplumsal evrimin kaçınılmaz bir sonucu olarak ele almıştır.27 Ayrıca, Marx’ın felsefi yaklaşımının temelleri, 19. yüzyılda egemen olan idealist felsefenin karşısında, Feuerbach’ın materyalist düşüncelerini kabul etmesine dayanır. Marx’a göre, gelişim gösteren her olayın ardında maddi sebepler yatar ve toplumlar, maddi şartların etkisiyle evrilir. Marx’ın bilimsel sosyalizmi, özellikle işçi sınıfının durumundan hareketle şekillenmiştir. Bu düşünce, Marx’ın İngiliz ekonomik politiği ve Fransız devrimci düşüncelerinden ilham alarak geliştirilmiştir. Sonuç olarak Marx, toplumun tarihsel evrelerini ve sınıf ilişkilerini inceleyerek, kapitalizmin yerine komünizmin inşa edilmesi gerektiğini savunmuştur. 1848’de Engels ile yazdığı Komünist Manifesto, sosyalist devrim için temel bir çağrı olmuştur. Bu manifesto, işçi sınıfına sınıf bilinci kazandırmayı amaçlamış ve proletaryanın sınıf mücadelesine girmesinin gerekliliğini vurgulamıştır. Komünist Manifesto, 26 27 Gürkan Halil, Sosyalizm ve Marksizm Üzerine, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1968, s.,163. Ernest Mandel, Marksizm'e Giriş, Çev: Orhan Dilber, Şadi Ozansü, Köz Yayınları, İstanbul, 1977, s.,107. 13 sadece sosyalizmin teorisini değil, işçi sınıfının nasıl hareket etmesi gerektiğine dair pratik öneriler de sunmuştur. Marx’ın “Das Kapital” (1867, 1885, 1894) adlı eserinde kapitalizmin işleyişini detaylı şekilde incelediği gibi, Engels’in “Anti-Dühring” adlı eseri, Marksizm’in daha geniş bir kitleye yayılmasını sağlayan önemli bir kaynaktır. Engels, Marx’ın görüşlerini bilimsel temele oturtmuş ve sosyalist hareketin örgütlenmesinde etkin rol oynamıştır. Ayrıca, Engels, 1889 yılında İkinci Enternasyonal’i kurarak, sosyalist hareketin uluslararası düzeyde yayılmasına katkıda bulunmuştur.28 Marx ve Engels, klasik Marksist sosyalizmi, ütopyacı sosyalistlerin aksine, toplumsal düzenin devrim yoluyla dönüşebileceğini savunmuşlardır. Bu görüş, Sovyetler Birliği’ne temel teşkil eden ortodoks Marksizm’in oluşumunu sağlamıştır. Sovyetler Birliği’ndeki komünist düşünce, Marksizm ve Leninizm’i birleştirerek, tarihsel materyalizmi ve diyalektik materyalizmi temel almıştır. Bu sistemde, toplumsal gelişimin maddi şartlar tarafından belirlendiği vurgulanmış ve kapitalizmin çözülmesiyle sosyalist toplumun inşa edileceği savunulmuştur. 2.1.2. Sosyalizm Sosyalizm terimi, Latince "sociare" kelimesinden türetilmiştir ve "birleşmek" ya da "paylaşmak" anlamına gelir. Bu terimin ilk kullanımına dair çeşitli görüşler olsa da, sosyalizm ilk olarak 1827 yılında Britanya’da yayımlanan Co-Operative Magazine dergisinde kullanılmıştır. 1830'ların başlarında Fransa'da Saint Simon (1760-1825) ve Britanya'da Robert Owen’in takipçileri sosyalizmi kendi inançlarını tanımlamak için kullanmaya başlamış, 1840'lara gelindiğinde ise özellikle Fransa, Belçika ve Almanya’da yaygın bir terim olmuştur.29 Sosyalizm, Thomas More’un Ütopya eseri ve Platon'un Devlet gibi önceki entelektüel miraslarla bağlantılı olsa da, esas olarak 19. yüzyılda Avrupa’daki endüstriyel kapitalizmin gelişimine karşı bir tepki olarak doğmuştur. Sosyalist düşünceler, hızla artan sanayi işçi sınıfının gelişimiyle şekillenmiş, kapitalizme bir alternatif sunma çabası olarak ortaya çıkmıştır.30 Sosyalizmde, bireysel çıkarların yerine toplumsal eşitlik ve işbirliği vurgulanır. Bu felsefeye göre, toplumun temeli, sosyal eşitlikten ve karşılıklı işbirliğinden doğar. Sosyalist düşüncenin hedefi, toplumdaki sınıf farklarını ortadan kaldırmak, üretim araçlarını toplumsal mülkiyete geçirmek ve kolektif mülkiyet anlayışını yerleştirmektir.31 Geoff Eley, Demokrasiyi Kurmak: Avrupa Solunun Tarihi, 1850-2000, Çev.: Ahmet Yiğit Güney, Doruk Yayımcılık, İstanbul, 2008, s.,107. 29 Andrew Heywood, Siyaset, Çev.: Fahri Bakırcı, Liberte Yayınları, Ankara, 2006, s.,117. 30 Andrew Heywood, a. g. e. s.,117. 31 Andrew Heywood, a. g. e. s.,116. 28 14 Sosyalizmde sınıf ayrımları, üretici sermayenin sahipleri (burjuvazi) ile emeğini satıp geçinen işçilerin (proletarya) çatışmasına dayanır. Bu Marksist sınıf anlayışı, işçi sınıfının devrim yaparak kapitalizmi yıkacağına inanır. Marks ve Engels’in Komünist Manifesto’nda yer alan "Tüm dünya işçileri birleşin! Zincirlerinizden başka kaybedecek neyiniz var?" ifadesi, bu görüşü pekiştiren bir örnektir. Sosyalist düşünce, ayrıca orta sınıf ve işçi sınıfı arasındaki gelir ve statü farklarını da göz önünde bulundurur.32 Komünizme geçişin aşamalarından biri olarak sosyalizm, kapitalizmin yarattığı dünya düzenine karşı bir tepki olarak gelişmiştir. Sosyalizm, bireycilikten çok toplumu önceleyen, kardeşlik, eşitlik ve ortak mülkiyet gibi ilkeleri savunur.33 Sosyalizm, özellikle 19. yüzyılda büyük bir dönüşüm yaşamış, işçi sınıfının örgütlenmesi ve toplumla bütünleşmesi sürecinde sendikaların önemli bir rolü olmuştur. Sosyalizmin ortaya çıkışında Fransız iktisatçı Pierre Leroux’un önemli katkıları olmuştur.34 Sosyalizm, "hiçbir insan tek başına bir ada değildir" şeklinde ifade edilen topluluk anlayışına dayanmaktadır. Bu düşünceye göre, herkes toplumun bir parçasıdır ve bu topluluk bireylerin işbirliği yaparak daha iyi bir yaşam inşa etmelerine olanak tanır. Sosyalizmin temel taşları, kardeşlik, eşitlik ve ihtiyaç temelli üretim anlayışıdır. Marks, "herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre" diyerek bu düşünceyi dile getirmiştir. Sosyalizm, sınıf politikasının bir biçimi olup, toplumu gelir dağılımı bakımından gruplara ayırır. Ezilen sınıf olarak işçi sınıfının yanında yer alır ve gelir eşitsizliğini ortadan kaldırmayı hedefler. Ayrıca, ortak mülkiyet anlayışını benimseyerek özel mülkiyetin yerine devletleştirilen mülkiyetin egemen olmasını savunur.35 Kapitalizme bir tepki olarak doğan sosyalizm, sermaye sahipleriyle işçiler arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırmayı amaçlar ve bireysel çabalar yerine topluluk gücünü ön plana çıkarır. 2.1.3. Komünizm İnsanoğlunun hayatta kalabilmesi, yalnızca bireysel bir çaba değil, toplumla ilişkili bir süreçtir. İnsan doğasında örgütlenme, toplumsal yaşamın temel gerekliliğidir ve bu sebeple komünizm, ortak mülkiyeti savunarak örgütlenmeyi önemli bir unsur olarak kabul etmiştir. Ancak farklı toplumlar, bireysel haklar ve görevler konusunda farklı vurgulamalarda bulunmuştur. Örneğin, Batı’daki endüstriyel toplumlar, bireylerin ekonomik ve entelektüel özgürlükleri üzerinde büyük bir öncelik tanımış ve "özgürlük" ilkesine yüksek değer William H. McNeill, Dünya Tarihi, Çev.: Alaeddin Şenel, İmge Kitabevi, Ankara,1998, s.,880. Andrew Heywood, a. g. e. s.,123. 34 Şerif Safa, Sosyalizmin Temel İlkeleri, Cem Yayınevi, İstanbul, 1966, s.,144. 35 Andrew Heywood, a. g. e. s.,125. 32 33 15 vermiştir. Bu durum, eşitsizliğin yaygınlaşmasına, zenginlik ile yoksulluk arasındaki uçurumların derinleşmesine yol açmıştır. Bu sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin yarattığı sorunlar, komünizm ideolojisinin doğmasına zemin hazırlamıştır. Komünizm ideolojisinin kökenleri, eski Yunan ve Batı düşünce geleneğinde izlenebilir ve Thomas More’un Ütopya adlı eserinde komünist düşüncelerin izleri bulunmaktadır. Ancak, 19. yüzyılda komünizm, tam anlamıyla bir ideoloji olarak şekillenmiştir. Komünizme göre, ne üretim araçlarının ne de tüketim mallarının özel mülkiyeti kabul edilebilir. Bireyler, gereksinimlerine göre, toplumun sunduğu ortak kaynaklardan alım yapar. Komünizme geçişin ise sosyalizm aşamasından geçilerek gerçekleştirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Bu rejimde mülkiyetin tamamen ortadan kaldırılması, üretim, dağıtım ve değişim süreçlerinin toplumun ortak kararlarıyla yürütülmesi hedeflenir. Sınıf farklarının ortadan kalktığı, eşit ve adil bir toplum yapısı benimsenir.36 Komünizm ideolojisi, özellikle ekonomik eşitsizliklere karşı bir tepki olarak gelişmiştir. Komünizmin temel ilkeleri arasında şunlar öne çıkar: 1. Mülkiyetin kamulaştırılması: Ülkedeki tüm üretim araçları ve gelir kaynakları devlete veya topluma ait olur. 2. Ekonomik eşitlik: Her bireyin ekonomik hakları, eşitlik ilkesine göre düzenlenir ve her birey, ihtiyaçları doğrultusunda kaynaklardan yararlanır. 3. Rejim: Komünizm hedeflerine ulaşmak için devletin proletaryanın egemenliğine dayanır; böylece tüm üretim araçları devralınır ve özel mülkiyetin tamamen ortadan kalkması sağlanır. Uygulamada, uluslararası komünizm ilk olarak 1917’de Sovyetler Birliği’nde gerçekleşen Bolşevik Devrimi ile hayata geçmiştir ve bu olayın dünya çapında büyük etkileri olmuştur. Komünist Manifesto’nun yayımlanması, uluslararası işçi hareketi üzerinde derin izler bırakmış, kapitalist sisteme karşı birleşmiş bir işçi hareketinin (proletaryan enternasyonalizm) doğmasına yol açmıştır. Komünizm, kapitalist düzenin ortadan kaldırılmasını savunmuş ve bu düzenin yerine üretim araçlarının tamamen devlete ait olduğu bir yapıyı öneren bir ideoloji geliştirmiştir.37 2.1.4. Sosyalizm ve Komünizm Arasındaki Farklılıklar A. Visali Günaydın, Sosyalist ve Radikal Sol Doktrinler Komünizm: Strateji ve Taktikleri, Kadro Yayınları, İstanbul, 1977, s.,77 37 Graham Evans, Jeffrey Newnham, Uluslararası İlişkiler Sözlüğü, Çev.: H. Ahsen Utku, Gök kubbe Yayınları, İstanbul,2007, s.,359. 36 16 Sosyalizmde iki farklı toplumsal mülkiyet biçimi bulunmaktadır. Bunlar, halkın malı olan devlet mülkiyeti ve kooperatif mülkiyeti (kolektif işletmeler) olarak tanımlanabilir. Ancak komünizmde, sadece bir tür toplumsal mülkiyet söz konusu olacaktır. Sosyalizmde ekonomi halk tarafından yönetilirken, komünizmde bu yönetim tek bir parti tarafından sağlanır. Sosyalizmden komünizme geçiş, Sovyetler Birliği'nde tarım kooperatiflerinin gelişimi ve devletin tarım makineleri ve traktör istasyonları (MTİ) aracılığıyla kooperatif birliklerine verdiği destekle somutlaşmıştır.38 Sosyalizmde, şehir ve köy arasındaki çelişki, kapitalist dönemdeki gibi köyün şehir tarafından sömürülmesi şeklinde ortaya çıkmasa da, yine de bu tür bir ayrım vardır. Komünizmde ise sınıf farklılıkları tamamen ortadan kalkar, ancak sosyalizmde bu durum geçerli değildir. Sosyalizm, komünizmden daha ilkel bir bölüşüm ilkesine dayanır: a) Sosyalizmdeki bölüşüm ilkesine göre, herkes kendi yeteneklerine göre çalışır ve yaptığı iş kadar karşılık alır. Komünizmde ise birey, ihtiyaçlarına göre alır. Bu, çalışmanın hem bir hak hem de bir sorumluluk olduğunu ifade eder. Çalışmayan kişiler, toplumun kaynaklarından yararlanamaz. Yani, bireyler, başardıkları iş kadar pay alırlar. b) Sosyalist toplumda, insanların manevi anlamda değiştirilmesi ve üretimin otomatikleştirilmesi, makineleşmenin arttırılması ile ekonomik temelin değiştirilmesi hedeflenir. Bu süreç, sosyalizmden komünizme geçişin maddi koşullarını oluşturur.39 Komünizmde, devletin yapısında köklü değişiklikler yapılmak isteniyorsa, bu değişiklikler radikal temeller üzerine kurulur. Sosyalizmde ise, devletin belli organlarının ele geçirilmesiyle değişim sağlanabilir. Komünizm, siyasal, ekonomik ve toplumsal bir bütün olarak görülür. 2.2. Bolşevik Devrimi 20. Yüzyılın başlarında, Çarlık Rusya’sının ekonomisi büyüme gösteriyordu ancak halkın temsilini üstlenen Duma, etkisizdi. Çarlık rejiminin devamını istemeyen Rus entelektüelleri, Sosyalizm ve Marksizm düşüncelerine yöneldiler. Bazı aydınlar, dönemin küçük partisi olan Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne katıldılar. Rusya'nın 1904-1905 yıllarında Japonya'ya karşı aldığı yenilgi, 1905 Devrimi'ni tetiklemiş ve Birinci Dünya Savaşı, Rusya'daki toplumsal ve ekonomik yapıyı sarsmıştır. Alman kuvvetlerinin Rusya'yı duraklatmasıyla, ülkenin Willi Dickhut, Sovyetler Birliğinde Kapitalizmin Restorasyonu I, Çev.: A. Sever, Komün Yayınları, İstanbul,1976, s.,59. 39 Willi Dickhut, a. g. e. s.,76. 38 17 ekonomisi ve ordusu ciddi şekilde çökmüş, 1917 yılı Rusya için dönüm noktası olmuştur.40 Ekim Devrimi, Rusya'da çarlık rejiminin devrilmesi ve Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesiyle sonuçlanan önemli bir toplumsal dönüşümdür. Bu devrim, Rus entelektüellerinin mevcut siyasal düzene karşı alternatif sosyal ve siyasal düzen arayışlarının bir ürünüydü. Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesi, Sovyetlerin kurulmasını sağlayarak işçi ve köylü ittifakına dayalı bir yönetim şeklinin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. 41 Lenin'in başarısı, 1917'nin Şubat ayında halkın herhangi bir umut kaynağına sahip olmamış olmasıyla pekişmiştir. Bu boşluk, Bolşevikleri halkın gözünde bir umut ışığı haline getirmiştir. Bolşeviklerin Marksist söylemleri, işçilerden köylülerine, aydınlardan tüm halk katmanlarına kadar geniş bir kitleyi etkilemişti. Sovyet kavramı, "komite" veya "şura" anlamlarına gelmekte olup, 1905'teki ayaklanma sırasında ortaya çıkmış ve halkın bu yapıyı benimsemesini sağlamıştır. Lenin'in "Bütün İktidar Sovyetlere" çağrısı, halkın doğrudan seçimle belirledikleri yöneticiler aracılığıyla iktidara katılmalarını teşvik etmiştir.42 Rusya'nın politik geleneği, Sovyet sisteminin şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. Şubat 1917’de gerçekleşen devrim, Çarlık Rusya’sını sona erdirerek Rusya'yı Cumhuriyet rejimine geçirmiştir. Ekim 1917'deki Bolşevik devrimi ise Lenin’in partisinin iktidara gelmesini ve parlamenter çoğulculuktan tek parti hâkimiyetine geçişi sağlamıştır. Bu devrim aynı zamanda Rusya'nın Birinci Dünya Savaşı'ndan çekilmesine de yol açmıştır. Rus köylüsü (mujik), tarihsel olarak Çarlık yönetimi ve Ortodoks Kilisesine sıkı sıkıya bağlıydı. Ancak köylülerin büyük çoğunluğu, Bolşeviklerin vaat ettiği "Herkese toprak" ve "Toprak işleyene" gibi sloganlarla kazanıldı. Bu durum, devrimdeki en önemli destekleyici güçlerden birini oluşturdu.43 Devrim öncesinde, Rusya'da sınıf mücadelesi kavramı yoktu. 19. yüzyılda sosyalist düşünceler yokken, halk yalnızca "noro" yani köylü olarak tanımlanıyordu. Ancak 20. yüzyılın başlarına doğru sanayileşmenin etkisiyle işçi sınıfı oluşmuş ve köylülerin yanı sıra işçiler de rejime karşı tepkilerini dile getirmeye başlamışlardır. Bu ortamda, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDIP) içinde Bolşevik ve Menşevik grupları arasında görüş ayrılıkları yaşanmıştır.44 Rusya’daki sosyalist hareket, 1905’teki işçi ayaklanmasında etkin rol oynamış, ancak Çar bu ayaklanmayı bastırmış, bunun üzerine Duma’yı açmıştır. 1917’deki grevler ve sokak gösterileri, Rusya'daki toplumsal gerilimi zirveye taşımıştır. Çar Nikola, bu gelişmeler Michael G. Roskin, Nicholas O. Berry, Ui'nin Yeni Dünyası, Çev. Özlem Şimşek, Adres Yayınları, İstanbul, 2014, s.,112. 41 Ernest Mandel, a. g. e. s.,148. 42 Mehmet B. Uludağ, Dünya Siyasi Tarihi, Paradigma Akademi Yayınları, İstanbul,2011, s.,187. 43 Mehmet B. Uludağ, a. g. e. s.,147. 44 Gürkan Halil, a. g. e. s.,159. 40 18 karşısında yönetim gücünü kaybetmiş, Bolşevikler de Leon Trotsky'nin liderliğinde yeni bir Askeri Devrim Komitesi kurarak iktidara müdahale etmiştir. 8 Kasım 1917’de Bolşevikler Petersburg’da iktidarı ele geçirerek Rus Devrimi’ni gerçekleştirmişlerdir. Bolşeviklerin iktidara gelmesiyle eski geçici hükümet tamamen ortadan kalkmış ve Sovyetler iktidarın işçi ve köylü sınıfına devredilmesi için büyük bir çoğunlukla onay vermiştir. Lenin’in yazdığı dört maddelik program, köylülere toprak verilmesi, açlara yiyecek sağlanması, Sovyetlere iktidar verilmesi ve Almanya ile barış yapılması gibi maddeleri içermektedir. Bu program, Brest Litovsk Antlaşması ile somutlaşmıştır. Lenin ve Trotsky, yalnızca devrim değil, aynı zamanda kapitalist sömürüyü ortadan kaldırmayı hedefleyen bir sosyalist toplum kurma amacını güdüyorlardı.45 Sovyet iktidarı, işçi konseylerini kurarak gücünü artırmış, aynı zamanda devrimci karşıtlar, sabotaj ve mali spekülasyonlarla mücadele etmek için bir dizi gizli polis ve güvenlik örgütü kurmuştur. Lenin, bu yapıyı kurarak totaliter bir tek parti yönetimini pekiştirmiştir. Komünizm ve milliyetçiliğin birleştiği bu sistem, Sovyetler Birliği'nin uzun süreli yönetim anlayışını şekillendirecek temel yapıyı oluşturmuştur.46 Ekim Devrimi, proletarya diktatörlüğünün kurulmasında Lenin ve Trotsky’nin mücadelesiyle önemli bir dönüm noktası oluşturmuş ve dünya genelinde yeni bir sosyalist toplum düzeninin kurulması için ilham kaynağı olmuştur. Lenin'in liderliğindeki Bolşevikler, Marksist-Leninist doktrine dayalı olarak Sovyetler Birliği'ni kurarak dünya tarihinde yeni bir dönem başlatmışlardır. 2.3. Lenin Dönemi 2.3.1. Marksist-Leninist Doktrin Lenin, sosyalist devrimin başarılı bir şekilde planlanması ve uygulanması açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu yalnızca Rusya tarihinin seyrini değiştirmekle kalmamış, tüm dünyada önemli etkiler yaratmıştır.47Lenin, tam adıyla Vladimir İlyiç Ulyanov, 10 Nisan 1870'te Simbirsk kentinde doğdu. Ailesinin yaşam standardı, dönemin Rusya ortalamasının oldukça üzerindeydi. Lenin’in devrim mücadelesine katılmasında en etkili faktörlerden biri, ağabeyinin Çar'a suikast girişiminde bulunarak tutuklanıp idam edilmesidir.48 Ekim Devrimi’nin başarısının ardından, Lenin, Çarlık yönetiminin gizli antlaşmalarını ifşa etmiş ve Rusya'nın Birinci Dünya Savaşı'ndan çekilmesine karar vermiştir. Bu karar neticesinde, 3 Mart 1918'de Brest-Litovsk Antlaşması imzalanmıştır. Ayrıca Lenin, St. Petersburg’daki 45 Ernest Mandel, a. g. e. s.,150. Oral Sander, a. g. e., s.,12. 47 Yaşar Onay, Rusya ve Değişim, Nobel Yayın Dağıtım Yayınları, Ankara, 2002, s.,162. 48 Yaşar Onay, a. g. e. s.,162. 46 19 Marksist çevreleri bir araya getirerek işçi sınıfının kurtuluşu için ortak bir mücadele platformu oluşturmuştur.49 Lenin’in devrimci mücadelesinin dayandığı teorik temel, Marksizm olmuştur. Marks, sınıfsız bir toplum düzenine nasıl ulaşılacağını ortaya koymuş ve kapitalizmin yapısındaki yıkımı öngörmüştür. Marx’a göre, kapitalizm toplum üzerinde sancılı bir yıkım yaratacak ve işçi sınıfı ancak komünizm ile bu yıkımdan kurtulabilecektir. Sanayileşme, bu süreci hızlandıran en önemli faktör olmuştur, çünkü kapitalizmin çöküşü ve işçi sınıfının devrimci mücadeleleri bu süreçle doğrudan ilişkilidir.50 Lenin, Marksizm’i yalnızca teorik bir çerçeve olarak almakla kalmamış, onu çağının dinamiklerine uyarlamaya çalışmıştır. Lenin, işçi sınıfının durumunu ve Rusya’nın mevcut sosyal, siyasi yapısını göz önünde bulundurarak Marksizm’i bu bağlamda yorumlamıştır. Lenin’in Marksizm’e katkısı, kapitalizmi sadece bir ekonomik sistem olarak değil, uluslararası ilişkilerde de ele almasıdır. Lenin, Marksizm’i geliştirerek, kapitalizmin küresel bir sistem haline geldiğini ve bu sisteme son vermek için işçilerin aktif olarak devrimi gerçekleştirecek bir liderlik rolü üstlenmesi gerektiğini savunmuştur. Lenin, işçi sınıfının, burjuva ideolojilerinin etkisi altında kaldığını ve bu nedenle kendi devrimci bilincini geliştirmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bunun için, Lenin’e göre işçi sınıfını devrimci bilince ulaştıracak olan bir “devrimci parti” gereklidir. Bu parti, işçi sınıfını “sendika bilinci”nden devrimci sınıf bilincine yönlendirecek bir araç olacaktır. Lenin, 1917 öncesinde, ‘kendi kaderini tayin’ ilkesine sıkça vurgu yapmıştır. Bu ilke, milletlerin yabancı egemenlikten bağımsızlaşmalarını ve kendi siyasi yapılarını kurmalarını savunmaktadır.51 Erdoğan Başar’a göre, Leninizm, Marksizm’in bir gelişimidir. Yani, Lenin, Marksizm’e yeni bir şey eklememiştir, ancak mevcut ilkeleri, dönemin koşullarına uygun şekilde geliştirmiştir. Lenin, Marks ve Engels’in öğretilerini geliştirerek, işçi sınıfının hem iç hem de dış politika düzeyinde daha etkili olabilmesi için sosyalist ilkelere dayalı bir siyaset oluşturmuştur. Lenin, Marksizm’i, işçi sınıfının mücadelesini yönlendirecek şekilde uygulamıştır. Devrimci mücadelenin stratejik yönlerini belirlemiş ve Marksizm’i, değişen dünya koşullarına göre uyarlamıştır. Bu bağlamda, kapitalizm teorileri küreselleşen ekonomiye göre yeniden şekillendirilmiş, emperyalizm ve sömürgecilik gibi meseleler üzerine yeni analizler yapılmıştır. Lenin, Marksizm’i, işçi sınıfının mücadelesi ve köylülerin rolünü yeniden değerlendirerek geliştirmiştir. Lenin’in devrimci iyimserliği, köylülerin devrimci güç olarak potansiyelini görmesinden kaynaklanmaktadır. Nisan Tezleri’nde, Erdoğan Başar, Sosyalizm Sözlüğü, Toplum Yayınevi, Ankara,1965, s.,88. George Vernadsky, Rusya Tarihi.3. Baskı, Çev.: Doğukan Mızrak ve Egemen Ç. Mızrak, Selenge Yayınları, İstanbul,2015, s.,467. 51 Halil Burak Sakal, Başka Bir Dünya Savaşı İkinci Dünya Savaşı Sırasında Almanya Tarafında Savaşan Türkistanlılar 1941 - 1945, Ötüken Neşriyat, Ankara,2013,s.,40. 49 50 20 burjuva devriminden sosyalist devrime geçişin gerekliliğini vurgulamış ve yoksul köylülerin de devrimci dalganın bir parçası olacağını belirtmiştir.52 Leninizm, Marksizm’in bir adım ötesi olarak görülmektedir. Çünkü Lenin, proletarya diktatörlüğünü kurmaya yönelik teori ve stratejiler geliştirmiştir. Lenin’in öğretileri, bilimsel temellere dayandığı için takipçileri için önemli bir ideolojik rehber olmuştur. Ancak, Lenin’in uygulamaları, bazıları tarafından aşırı ve dışlayıcı olarak değerlendirilmiş, aynı zamanda şiddet unsurları barındıran bir yaklaşım olarak eleştirilmiştir.53 Sonuç olarak, Lenin’in ilkelerini özetle şu şekilde ifade edebiliriz: İhtilal hareketi, mutlaka bir doktrine dayanmalıdır ve bu doktrin Marks’ın öğretileri olacaktır. İşçi sınıfı, kendi bilincini kazanamayabilir, bu nedenle bu bilincin kazandırılması aydınların görevidir. Lenin’in başarısı, Marksizm’i dönemin koşullarına uyarlayarak, herhangi bir ilke kaybı olmadan, o dönemdeki dünyaya uygun hale getirmesi olmuştur. Lenin’in iktidar döneminde uyguladığı Savaş Komünizmi ve Yeni Ekonomik Politika, savaşın getirdiği olumsuz etkilerle mücadele etmek için ortaya konulmuş stratejilerdir. 2.3.2. Soğuk Savaş Döneminin Ekonomik Stratejileri ve Yeni Ekonomik Politika 1917 Kasım’ında Bolşevikler, Rusya’da yönetimi ele geçirmişti ancak asıl önemli olan nokta, bu gücün uzun vadede istikrarlı bir şekilde sürdürülebilmesiydi. Bolşevikler, kontrol ettikleri bölgelerde halkı ve kaynakları organize ederek, bu amaca yönelik adımlar atmaya başladılar. Bu süreçte Lenin liderliğinde, ‘Savaş Komünizmi’ olarak bilinen sert bir yönetim tarzı oluşturuldu. Bu sistem, Komünist yönetiminin devamını sağlamak için uygulanmıştı. Lenin, “Sovyet Yönetiminin Acil Görevleri” adlı eserinde, ülkedeki temel sorunlara dikkat çekmiş ve buna yönelik çözümler aramıştır. Örneğin, ulaştırma sistemindeki yetersizlikler, köylülerin dağınık yerleşim sistemine geçmesi ve büyük bir ülkede halkın beslenmesinin zorlukları karşısında askeri gücün devreye sokulması gerektiğini belirtmiştir. Kırsal alanlardaki gıda maddelerine el koymak, bu dönemin bir sonucu olarak gerçekleşmiştir.54 Devletin hayatta kalabilmesi ve rejimin gerekliliklerini yerine getirebilmesi için özel girişimin yok edilmesi gerekti. Bununla birlikte, devlet, madencilik, metalürji, tekstil, elektrik, kereste, tütün, reçine, deri ve çimento sanayileri gibi birçok sektörü ele geçirmiştir. Süreç, gıda ve diğer yaşamsal ihtiyaçların karne ile dağıtılmasına kadar gitmiştir. 19 Şubat 1918’de tüm toprakların kamulaştırıldığı ilan edilmiştir. Savaş Komünizmi'nin uygulanması halkın hızla uyum sağlaması zor olan koşulları içerdiği için, geniş bir tepkiyle karşılaşmış ve nihayetinde yerini 52 George Vernadsky, a. g. e. s.,506. George Vernadsky, a. g. e. s.,507. 54 Asem Nauşabay Hekimoğlu, Rusya'nın Dış Politikası 1, Vadi Yayınları, Ankara, 2007, s.,47. 53 21 Yeni Ekonomik Politika'ya (NEP) bırakmıştır. Savaş Komünizmi sırasında, ürünlerin paylaşılması ticari yöntemlerle değil, doğrudan devlet tarafından yapılmıştır. Bu yaklaşım halkın direnciyle karşılaşmış, üretimin düşmesine ve bunun sonucu olarak açlık problemleri ortaya çıkmıştır.55 NEP'in amacı, ekonomiyi canlandırmak, iş gücünü korumak ve üretimi yeniden artırmaktı. Savaş Komünizmi’nin Sovyet yönetimi için bir tehdit haline gelmesi üzerine, Mart 1921’de NEP kabul edilmiştir. Bu yeni politika ile birlikte, malların tesliminde gerekli mükellefiyetler kaldırılmış ve köylüye, ürettikleri ürünlerin belirli bir kısmını satma hakkı tanınan ayni vergi uygulanmıştır. Ayrıca, işçilere iş değiştirme hakkı verilmiş ve küçük işletmelerin millileştirilmemesi şartıyla bazı yabancı işletmelere bazı ayrıcalıklar tanınmıştır. Savaş Komünizmi’nin sona erdiği bu dönemde, "fazla ürüne el koyma" sisteminin yerine yiyecek maddesi ile ödenen bir vergi sistemi getirilmiş ve köylüler, ürettikleri tahılın büyük kısmını kendi ellerinde tutarak bunu piyasada satabilme şansı bulmuşlardır. NEP, piyasa ekonomisini ve para sistemini yeniden getirmiştir. Ticari işletmeler, "nepmen" olarak bilinen yeni bir iş adamları sınıfına bırakılmış, büyük ölçekli işletmeler ve doğal kaynaklar kamu mülkiyetinde kalmaya devam etmiştir. Ancak kapitalist işletme tekniklerinden de yararlanılmıştır. Yeni Ekonomik Politika, sosyalizme giden yolun bir sapması olarak görülse de, ülkedeki maddi kalkınmayı sağlamak açısından önemli bir adımdı. Lenin, ülkenin kalkınması adına GOELRO planını geliştirmiş, sanayinin güçlendirilmesi için elektrik enerjisinin yaygınlaştırılmasına büyük önem vermiştir. 1920'lerin başında, NEP sayesinde Sovyet Rusya sanayi alanında önemli atılımlar gerçekleştirmiş ve ülke, tarım toplumundan endüstri toplumuna doğru bir geçiş yapmıştır. NEP’in ilk yıllarında, iç savaşın ve Savaş Komünizmi'nin yıkıcı etkileri onarılmaya çalışılmış, yaşam normallik kazanmıştı. Ancak zamanla bu politika da çeşitli ekonomik krizlere yol açmıştır. 1923’teki Makas Krizi, endüstriyel ürünlerin fiyatlarının artmasına, tarımsal ürünlerin fiyatlarının ise düşmesine yol açmış, bu durum Sovyet yönetimi içinde çeşitli tartışmalara neden olmuştur.56 Uluslararası alanda, Avrupa’daki devletler ve iş adamları NEP'i memnuniyetle karşılamış, bu politika kapitalist bir ayrım taşıyor olarak görülmüştür. Bu görüş, Rus doğal kaynaklarının daha fazla sömürülmesini ümit eden çevrelerde büyük bir iyimserlik yaratmıştır. 1920’lerin başlarında Sovyet hükümeti, dünya devletleriyle ilişkilerini normal düzeyde tutmaya çalışmış, Amerika Birleşik Devletleri 1920 Aralık ayında, Sovyet Rusya ile ticari ilişkiler kurmasına izin Esat Çam, Sscb'de Gorbaçev Liderliğinde Başlayan Radikal Reform Hareketlerinin Nedenleri, Reformların Hedefleri-Uygulanışı İle Doğu Blokunda, Sovyet Cumhuriyetlerinde Ve Uluslararası Alanda Etkileri-Sonuçları, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul,1995, s.,116. 56 Boris Kagarlitsky, Çevrenin İmparatorluğu Rusya ve Dünya Sistemi, Çev.: Esin Soğancılar, Phoenix Yayınevi, Ankara, 2007, s.,400. 55 22 vermiştir. 1921 yılı itibariyle İngiltere ve Almanya, Sovyet Sosyalist Federatif Cumhuriyeti ile ticari ve sanayi anlaşmaları yapmış, sonrasında Norveç, Avusturya, İtalya, Danimarka ve Çekoslovakya da benzer anlaşmalar imzalamıştır. Bu, Sovyet Rusya’nın dış politikasında önemli bir başarı olarak kaydedilmiştir, çünkü bu dönemde Sovyet yönetimi tanınmaya başlanmıştır. NEP, devrimin ve savaşın olumsuz etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik bir strateji olarak planlanmıştı.57 Bu politika, toprak dağıtımı, serbest pazar uygulamaları ve köylülerin belirli ölçüde refah sağlamasına olanak tanımıştır. Ancak bu süreç, toplumsal farklılaşmalara da yol açmış, Kulaklar (büyük toprak sahipleri) ve Nepmenler (orta sınıf iş adamları) gibi sınıfların güç kazanmasına neden olmuştur. NEP, üretimi, sosyalizmi ve kooperatifçiliği teşvik etmiş, ancak 1921-1927 yılları arasında, Bolşevik Devrimine ihanet olarak tartışılmış ve sonunda Stalin döneminde sona erdirilmiştir.58 2.3.3. 1927 Dönemi Siyasi Politikaları Sovyetler Birliği’nin iç ve dış politika yaklaşımı, komünist ideolojiye dayanır. Komünist teoriye göre üretim, dağıtım ve değişim araçları, Komünist Parti’nin kontrolünde toplanarak toplumun baskıcı yönlerini ortadan kaldırmayı hedefler. Kapitalist düzenin yıkılmasının ardından, komünist toplum ile proletarya diktatörlüğü arasında geçici bir dönem olduğunu savunmuşlardır. Bu nedenle Sovyet Rusya, sistemini "komünist" değil, "sosyalist" olarak tanımlamış ve oluşturdukları federasyonlara "Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği" adını vermiştir. 1917’den itibaren Sovyetler Birliği’nin dış politikasının temellerini atan kişiler arasında Karl Marks (1818-1883), Friedrich Engels (1820-1895) ve Lenin (1870-1924) yer almaktadır. Lenin, halkın, Rusya’nın sosyalizm yolunda ilerlemesini ve dünyanın en ileri devletine dönüşmesini hedeflediğini vurgulamıştır. Lenin, işçi sınıfı ve köylüler arasında bir ittifak kurarak proletarya diktatörlüğünü sağlamlaştırmayı ve ekonomiyi denetlemeyi savunmuştur. 1921-1927 yılları arasında Sovyetler Birliği’nde 1936’ya kadar geçerli olacak siyasi reformlar ve devlet mekanizmaları son şekillerini almıştır.59 Bolşevikler, Rusya'da iktidarı Sovyetlere vererek bu sistemi oluşturdular. İlk Sovyet Cumhuriyeti’nin Anayasasında yer alan Sovyet meclis sistemi, üye hükümetlerin izleyeceği yol haritası olmuştur. Anayasaya göre, en yüksek siyasi otorite tüm Rusya Sovyetleri Kongresi'ne aitti ve bu kongre yılda en az bir kez toplanarak gerektiğinde güç kullanma yetkisine sahipti. Ayrıca, kongre üyelerine Esat Çam, a. g. t. s.,120. George Vernadsky, a. g. e. s.,510. 59 Türkkaya Ataöv, Sovyet Dış Politikasının Ana Hatları, Yayımlanmış Doçentlik Tezi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Enstitüsü, Ankara, 1964, s.,139. 57 58 23 dokunulmazlık verilmiş ve Komite Başkanları’nın izni olmadan tutuklanmaları yasaklanmıştır. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne dönüşerek daha geniş bir federasyon kurma ihtiyacı doğurmuştur. Tüm Sovyetler Birliği Kongresi seçilmiş ve bu kongre Tüm Birlik İdare Komitesini oluşturmuştur. Bu komite, iki ana komiteden oluşuyordu: Birlik Sovyeti ve Milletler Sovyeti. Milletler Sovyeti, otonom yapıya sahip her Sovyet Cumhuriyetinden 5 temsilci ve Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nden her bölgeden bir temsilci içeriyordu. Seçimler ise yerel düzeyde, köyler, ilçeler ve iller için yapılmıştı. Bolşevik rejimin egemenliği altında, Sovyetler ya da işçi konseyleri başta fabrikalar ve ordu birlikleri olmak üzere tüm ülkede kurulmaya başlanmıştır. Böylelikle iktidar, güçlü ve disiplinli bir örgütlenmeye sahip olan Bolşevik Partisinin eline geçmiştir. Sovyet iktidarını kabul edenlere, temel ihtiyaçlarını karşılayacak malzemeler dağıtılmıştır. Partinin gücünü pekiştiren diğer iki önemli örgüt ise, "Karşıdevrim, Sabotaj ve Mali Spekülasyona Karşı Olağanüstü Rus Mücadele Komisyonu" olarak bilinen ÇEKA (sonradan KGB’ye dönüşmüştür) ve 1918 yılında Troçki tarafından kurulan "Kızıl Ordu" olmuştur. Bu iki örgüt, devrimin ilk üç ayında Bolşevik siyasal sisteminin dört temel dayanağını oluşturmuştur. Sovyetler (işçi konseyleri), partinin kontrolü altında fabrikalar ve ordu birlikleri ile her tarafta kurulmuş, bu da iktidarın ne kadar planlı bir şekilde organize olduğunu gösterir. Bu iki örgüt, Sovyetler Birliği’nin güçlü iktidarının temellerini oluşturmuştur. Karşıdevrim ve sabotajla mücadele, fiyat dalgalanmalarını engelleme gibi görevler üstlenen bu örgütler, aynı zamanda devrimci düzenin korunmasını amaçlamıştır. 1918 yılında kurulan Kızıl Ordu ise, bu sürecin önemli bir parçası olmuştur.60 1918-1923 yılları arasında, Sovyet sisteminin organize edilmesinde güç tamamen Komünist Parti’nin elindeydi. Her birim, komünistlerin denetiminde olup, muhalefet oluşmasına izin verilmemiştir. Bu dönemde Komünist Parti’nin diktatörlüğünden bahsetmek mümkündür. Sovyetler Birliği’nde milliyetçilik konusu dört ana kavramla ele alınmıştır: Burjuva milliyetçiliği, kozmopolitlik, proletarya enternasyonalizmi ve Sovyet yurtseverliği. Sovyetler’de en çok kullanılan kavramlar ise Sovyet yurtseverliği ve proletarya enternasyonalizmi olmuştur. Bu kavramlar, "ilerici, devrimci ve evrensel" bir perspektiften savunulmuştur. 1921-1924 yılları arasındaki siyasi yapıyı anlamak, Ekim Devrimi’nin ardından gelen yeni rejimin uluslararası alanda nasıl şekilleneceğini görmek açısından önemlidir. Lenin’in ölümünden sonra Sovyet Rusya’nın kaderini belirleyecek isimlerden biri de Stalin olmuştur. Stalin, diplomasideki başarısı ve ülke içindeki uygulamalarıyla dikkat 60 Boris Kagarlitsky, a. g. e. s.,20. 24 çekmiş ve bu dönem, Stalinizasyon olarak adlandırılmıştır. Stalin, hem dış hem de iç politikalarda yaptığı hamlelerle Sovyet Rusya’nın kaderinde önemli bir rol oynamıştır. 2.4. Stalin Dönemi ve Politikaları Stalin, 1879 yılında Gürcistan’da doğmuş ve genç yaşlarda Lenin ile Marks’ın fikirleriyle tanışmıştır. Kişisel hayatında bu ideolojiyi benimseyen Stalin, Sosyal Demokrat Parti’ye katılmış ve 1903’te Bolşevik kanadına geçme kararı almıştır. Devrimci hedefleri doğrultusunda tutuklanma ve sürgün gibi zorluklarla karşılaşan Stalin, zamanla Lenin’in dikkatini çekmeyi başarmıştır.61 Bolşevik hareketinin önemli figürlerinden biri olan Stalin, 1917’deki devrimci olaylarda kilit bir rol oynamış ve Ekim Devrimi sonrasında ulusal azınlıklar komiseri olarak görev yapmıştır. Stalin’in parti içindeki yönetim hırsı 1922’de Parti Genel Sekreterliği’ne atanmasıyla ivme kazanmıştır.62 Kamenev ve Zinoviyev ile birlikte, Lenin’in ölümünün ardından Troçki’nin parti liderliği pozisyonunu ele geçirmesini engellemişlerdir. Troçki, 1924 Ocak’ında partinin 13. Kongresi’nde "Menşevik" olarak suçlanmış ve Lenin karşıtı bir yaklaşım sergileyen “sürekli devrim” görüşü reddedilmiştir. 1928’de sürgüne gönderilen Troçki, Sovyetler Birliği’nin siyaset sahnesinden silinmiştir. Troçki’nin sürgüne gönderilmesiyle Stalin, en güçlü rakiplerinden birini ortadan kaldırmıştır. Ancak 1920’lerin sonlarında Stalin, Kamenev ve Zinoviyev gibi komünist liderlerin desteğine ihtiyaç duymuş olsa da, bu iki isim zamanla Stalin’in politikalarını eleştirmeleri sebebiyle görevlerinden uzaklaştırılmıştır.63 1924 ile 1929 arasında Stalin, muhaliflerini bertaraf ederek, hem iç hem de dış politikada sert bir tutum benimsemiştir. Sovyet komünizmi, Lenin’in yönetiminden ziyade, Stalin’in yönetimi altında daha köklü bir değişim sürecine girmiştir. Stalin’in ideolojik yeniliklerinden biri, “Tek Ülkede Sosyalizm” doktrinidir.64 Stalin, "kollektivizasyon" adı verilen bir politika ile ülkedeki tüm malları devletleştirmiş, tarımsal üretim üzerinde sıkı denetimler kurmuş ve Sovyet sanayisini güçlendirmek amacıyla planlar yapmıştır. Bu süreçte kendisine engel teşkil edenleri "kulak" (zengin köylü) olarak etiketleyerek, bu gruba karşı oldukça sert politikalar uygulamıştır. (Onay, 2007: 182). Leninizm ve Stalinizm Arasındaki İlişki Lenin, Rusya’nın sanayi bakımından zayıf olduğu bir dönemde devrim yapma kararı almış ve bu devrim başarılı bir şekilde sonuçlanmıştır. Ancak, sanayinin zayıflığı sosyalizmin daha geniş bir başarı kazanmasını tehlikeye atmıştır. Stalin, bu Yaşar Onay, a. g. e. s.,180. N. V. Riasanovsky - M. Steinberg, Rusya Tarihi, Başlangıçtan Günümüze, Çev.: Figen Dereli, İnkılap Kitapevi, İstanbul,2006,s.,535. 63 Halil Burak Sakal, a. g. e. s.,47. 64 Mehmet B. Uludağ, a. g. e. s.,148. 61 62 25 sorunu çözmek amacıyla sanayiyi güçlendirmeye yönelik adımlar atmıştır. Marksizmin klasik görüşlerine göre, Rus devrimi bir çelişki olarak görülmüştür; çünkü tarihsel olarak sanayileşme devrimden önce olmalıydı. Ancak Stalin, bu durumu tersine çevirerek, sanayileşmenin devrimi öncelemesi gerektiğini savunmuş ve ekonomik gelişmenin sosyalizmin başarısı için kritik olduğunu belirtmiştir. Stalin, Sovyetler Birliği’nde sosyalizme uygun üretici güçlerin gelişmesini sağlayarak, sosyalist toplumun oluşacağına inanmıştır. "Tek Ülkede Sosyalizm" fikri doğrultusunda, sanayinin gelişmesini sağlayarak Sovyetler Birliği’nin kalkınmasını amaçlamıştır. Bu yaklaşımı, Sovyetler Birliği’ni bir kalkınma modeli haline getirmeyi başarmıştır. 1928’de Lenin’in Yeni Ekonomik Politikası'nı sonlandırarak, beş yıllık planlara dayalı bir ekonomik kalkınma süreci başlatmıştır. Bu süreç, 1937’de Sovyetler Birliği’ni toplam sanayi üretiminde ABD’nin ardından dünya ikincisi konumuna getirmiştir. 2.4.1. Stalin ve Beş Yıllık Planlar Karl Marx, 1848’de yazdığı Komünist Manifesto’da, kapitalizmin işçi sınıfını hem büyütüp hem de sömürdüğünü vurgulamıştır. Marx’a göre bu süreç, işçi sınıfının özgürleşmesini sağlayacak bir devrimle son bulacaktır. Stalin ise bu meseleyi, Rusya’yı Marksist-Leninist ideolojiye uygun şekilde yeniden düzenleyerek çözmeye çalışmıştır. Bu yaklaşımıyla Stalin, geleneksel özgürlük anlayışı olmayan bir tarım toplumunu, tüm özgürlüklerden yoksun sanayileşmiş bir ülkeye dönüştürmüştür.65 Stalin’in liderliğinde, Sovyet ekonomisi planlı bir yapıya kavuşturulmuştur. Bu süreç, Sovyetler Birliği’nde planlı ekonomiye geçiş olarak anılmaktadır. İlk planın uygulandığı dönemde dünya ekonomisinde beşinci sırada yer alan Sovyetler, birkaç on yıl içinde ABD’nin ardından ikinci sıraya yükselmiştir. Bu nedenle 1928 ile 1939 yılları, Sovyetler Birliği’nde gerçek devrimlerin yaşandığı dönem olarak kabul edilmektedir.66 Beş Yıllık Planlar, Sovyet toplumunda derin değişimler yaratarak sosyalist sistemi şekillendirmiştir. Marksizm ideolojik olarak tarım toplumlarının sanayileşmesine yönelik bir model sunmamıştır. Ancak Marksist düşünceye göre, sanayileşme sosyalist devrimin bir sonucu değil, ön koşulu olmalıdır. Bu nedenle, kırsal nüfusun üzerinde proletarya diktatörlüğü kurularak devrimin başarısız olma ihtimaline karşı önlemler alınması gerekmiştir. Tarımın kamulaştırılması ise, burjuva ekonomik sisteminden sosyalist bir yapıya geçişte önemli bir adım olarak görülmüştür. 65 66 John Lewis Gaddis, Soğuk Savaş, Çev.: Dilek Cenkçiler, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2008, s.,17. N. V. Riasanovsky - M. Steinberg, a. g. e. s.,537. 26 1928-1932 yıllarını kapsayan Birinci Beş Yıllık Plan, ağır sanayinin temelini atmayı ve tarımsal üretimi artırmayı hedeflemiştir. Ancak köylülerin bu plana tepkisi, üretimde düşüşlere yol açmıştır. İkinci Beş Yıllık Plan (1933-1937), ilk planın eksiklerini tamamlamayı amaçlamış ve üretimde kayda değer bir artış sağlanmıştır. Üçüncü Beş Yıllık Plan (19381942), ülkenin tüm bölgelerinin kalkınmasını hedeflemiştir. Dördüncü Beş Yıllık Plan (19461950), savaş öncesi üretim seviyelerini yeniden yakalamak ve tarım ile endüstride büyüme sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Bu dönemde, ağır sanayi ve askeri üretim öncelikli hale getirilmiş ve artış gösterilmiştir. Beşinci Beş Yıllık Plan (1951-1955), endüstriyel hammaddelerin üretimini artırmayı, ulaştırma ağlarını geliştirmeyi ve ağır sanayiyi daha da güçlendirmeyi hedeflemiştir.67 Bu planlar, yalnızca Sovyet toprakları içinde değil, aynı zamanda Orta, Doğu Avrupa ve Balkanlar gibi bölgelerde de ekonomik kalkınma politikalarının uygulanmasına zemin hazırlamıştır. Stalin’in ekonomik planları, Sovyetler Birliği’nde önemli bir büyüme ve sanayileşme sağlamıştır. Örneğin, Birinci Beş Yıllık Plan sonucunda 1.500’den fazla fabrika kurulmuştur. Tarım sektöründe ise özel mülkiyet kaldırılmış; bunun yerine kolektif çiftlikler (kolhoz) ve devlet çiftlikleri (sovhoz) kurulmuştur. Ancak bu dönüşüm süreçleri son derece kanlı olmuştur; milyonlarca insan bu uğurda hayatını kaybetmiş veya öldürülmüştür.68 1920’lerde kaynak bakımından zengin olmasına rağmen Sovyetler Birliği, daha çok ilkel tarıma dayanan bir ekonomik yapıya sahipti. Ancak devletin planlamaları ve zorunlu yatırımları sayesinde sanayi üretimi birkaç kat artmıştır. II. Dünya Savaşı başladığında, Sovyetler Birliği dünya çapında önde gelen bir sanayi ve askeri güç haline gelmiştir. Savaşın sona ermesiyle bu süreç daha da hızlanmış; 1920’lerde nüfusun %80’i kırsal kesimde yaşarken, 1950’lerde kentleşme oranı artmış ve eğitim seviyesi yükselmiştir. Stalin, ekonomik başarılar elde etmiş olmasına rağmen, muhaliflerine karşı son derece sert bir tutum sergilemiştir. İktidarını pekiştirmek için acımasız yöntemlere başvurmuş ve kendisine karşı çıkan herkesi cezalandırmıştır. Stalin’in politikaları, muhalif liderlerden ordu mensuplarına, kulaklardan din adamlarına kadar geniş bir kitleyi etkilemiştir. Sürgünler ve zorunlu çalışma kampları, milyonlarca insanı etkileyen bir sistem haline gelmiştir. 2.4.2. Stalin Döneminde Sovyet Dış İlişkileri ve Politik Yönelimler Sovyetler Birliği’nin dış politikası, genellikle barış ve halklar arası iş birliğini teşvik eden bir yaklaşım olarak tanımlanmıştır. Sovyet rejiminin siyasi ve ekonomik açıdan başarılı bir gelişim sergileyebilmesi için dış politikanın, halklar arasında birlik ve dayanışmayı 67 68 Türkkaya Ataöv, a. g. e. s.,126-127. Sina Akşin, Kısa 20. Yüzyıl Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2014, s.,205. 27 güçlendiren bir araç olarak kullanılması önemli görülmüştür. Bu bağlamda Sovyetler, sosyalist ülkeler arasında kurtuluş hareketlerini açıkça desteklemiş, iyi ilişkiler kurmayı amaçlayan stratejiler geliştirmiştir. "Barış içinde bir arada yaşama" ilkesi doğrultusunda emperyalizme karşı direnç göstermeyi hedeflemiştir.69 1936 yılı itibarıyla Josef Stalin, tam anlamıyla bir diktatörlük rejimi kurarak SSCB yönetimini yeni bir evreye taşımıştır. Stalin Anayasası, Sovyetler Birliği’nin gelişiminde büyük bir dönüm noktası olarak değerlendirilmiş ve Komünist Parti’nin yanı sıra proletarya diktatörlüğünün sürekliliğini sağlamıştır. Devlet yapısında yapılan bu düzenlemelerle birlikte, Sovyet kongrelerinin yerini çift meclisli bir yasama organı olan Yüksek Sovyet almıştır. Bu organın bir kanadı Birlik Sovyeti olarak tüm Sovyet halkını temsil ederken, diğer kanadı olan Uluslar Sovyeti ise ulusal grupların temsilcilerinden oluşmuştur. Seçim sistemi, her bir birlik cumhuriyetinden 25, her özerk cumhuriyetten 5 ve her ulusal bölgeden bir temsilci göndermeye dayalı bir yapı oluşturmuştur.70 Sovyetler Birliği’nin devrim sonrası dış politikasını anlamak için tarihi bağlamda çeşitli aşamalar ele alınabilir. II. Dünya Savaşı sırasında Polonya topraklarına giren Sovyetler, burada İngiltere ve Fransa’nın tepkileriyle karşılaşmıştır. Bu süreçte Batı ile ilişkilerde temkinli bir yol izlenmiş, radikal hamlelerden kaçınılmıştır. Özellikle Almanya ve Macaristan’daki komünist darbe girişimlerinin başarısız olması, Sovyet yönetimini öncelikli olarak kendi rejimini sağlamlaştırma yönünde kararlar almaya sevk etmiştir.71 Stalin’in dış politikasını değerlendirirken, onun "Tek Ülkede Sosyalizm" anlayışını benimsediği belirtilmelidir. Bu doğrultuda, Lenin’in sosyalizm sistemini güçlendirme hedefi doğrultusunda Stalin, rakiplerini bertaraf ederek iktidarını pekiştirmiştir. İç politikada güvenliği sağlama amacıyla çeşitli baskıcı yöntemlere başvurmuş, dış politikada ise tarafsızlık ve saldırmazlık ilkesine dayalı bir yaklaşım benimsemiştir. Özellikle 1917-1939 yılları arasında uygulanan bu politika, Sovyetlerin uluslararası alanda diplomatik olarak tanınmasını sağlama hedefini taşımıştır. 1925-1930 döneminde izlenen dış politika, Oral Sander’e göre, Avrupa’da kısa süreliğine de olsa barışın sağlanmasına katkıda bulunmuştur. Bu süreç iki aşamada ele alınabilir: Göreli Güçsüzlük Dönemi ve Yeteneklerin Artması Dönemi. İlk dönemde Sovyetler Birliği, ideolojik hedeflerini gerçekleştirebilmek için gücünü artırmayı ve denge politikası izlemeyi tercih etmiştir. İkinci dönemde ise II. Dünya Savaşı sonrası Sovyetler, güçlenmiş bir devlet olarak ideolojik hedeflerini somut politikalara Novosti (Apn) Ajansı Araştırma Kurulu, Ekim Devriminin 60 Yılı(1917-1977),Çev.: H. Aksoy, Ser Yayınevi, Ankara, 1977,s.,63. 70 N. V. Riasanovsky - M. Steinberg, a. g. e. s.,551. 71 Oral Sander, a. g. e., s.,22. 69 28 dönüştürebilecek olgunluğa erişmiştir.72 Batı ülkeleriyle ilişkilerin diplomatik tanınma süreci içinde gelişmesi, Sovyetler Birliği için kritik bir adım olmuştur. Örneğin, İtalya 1921’de, İngiltere 1924’te ve ABD ise 1933’te Sovyetler Birliği’ni tanımıştır.73 Stalin dönemi dış politika stratejileri, genellikle Sovyet ideolojisinin güçlenmesi ve yayılması için yürütülen eylemlerle şekillenmiştir. Ancak, II. Dünya Savaşı sonrasında başlayan Soğuk Savaş dönemiyle birlikte bu politikalar, iki kutuplu dünya düzenine uygun bir yapıya evrilmiştir. Stalin’in dış politika anlayışı, rejimi koruma ve güçlendirme kaygısı temelinde şekillenmiştir. Özellikle Batı’da gözlemlenen anti-Sovyet yaklaşımlar, Sovyetlerin uluslararası politikalarında belirleyici bir rol oynamıştır.74 2.5. Stalin Sonrası Sovyet Liderlerlerinin Dış Politika Stratejileri Stalin’in 1953 yılındaki ölümünden sonra, Sovyetler Birliği’nde önemli siyasi ve ideolojik değişimlere kapı aralanmıştır. Bu süreçte, Sovyet dış politikası dört ana ilkeye dayanıyordu: sosyalist ülkelerle dayanışma içinde sosyalizm ve komünizmin gerekliliklerini yerine getirmek (komünizm), sosyalist devletler arasında dostluk ve iş birliğin sağlamak (enternasyonalizm), sömürüye karşı mücadele ederek ulusal bağımsızlık savaşlarını desteklemek (emperyalizm karşıtlığı) ve insanlığı bir başka dünya savaşından korumak için barış içinde bir arada yaşama ilkesiyle hareket etmek (barışçılık) 1959 ve 1961 yıllarında gerçekleştirilen 20., 21. ve 22. Parti Kongreleri, Sovyet dış politikasını şekillendiren temel stratejilerin belirlenmesine katkı sağlamıştır. Bu dönemde parti ve liderlik, hem iç hem de dış politika üzerinde mutlak bir hakimiyet kurmuş; devlet yönetimi, parti planları doğrultusunda şekillendirilmiştir. Kruşçev’in liderliğe gelmesiyle birlikte Sovyetler Birliği’nde köklü değişimlere tanıklık edilmiştir. Kruşçev, Stalin’in politikalarını eleştirerek, bu dönemi “baskı ve putlaştırma dönemi” olarak tanımlamıştır. 1956’da gerçekleşen 20. Parti Kongresi’nde Stalin’in hataları açıkça dile getirilmiş ve bu söylemler uluslararası komünist partilere yayılmıştır. Bu açıklamalar, Sovyetler Birliği’nin hem iç hem de dış politikasında yeni bir dönemin başlangıcını işaret etmiştir. Yeni Sovyet liderleri, Stalin’in kişisel arzularını temel alan politikalarını terk ederek daha gerçekçi bir yaklaşımla hareket etmeyi tercih etmişlerdir. Özellikle Batı Avrupa’ya yönelik Sovyet dış politikası, daha diplomatik ve ikna edici bir üslupla yeniden düzenlenmiştir. Bu yeni stratejinin temel amacı, ABD'nin Avrupa üzerindeki etkisini zayıflatmak, Batı Almanya ile müttefikler arasındaki bağı zayıflatarak Almanya’nın 72 Oral Sander, a. g. e., s.,22. Armaoğlu, a. g. e., s. 88. 74 J.M. Roberts, Yirminci Yüzyıl Tarihi, Çev.: Sinem Gül, Dost Yayınevi, Ankara, 1999, s.,43-44. 73 29 Sovyet kontrolü altında birleşmesini sağlamak ve Sovyetler lehine bir güç dengesi oluşturmaktı. Stalin sonrası dönemde Sovyetler Birliği, Türkiye üzerindeki toprak iddialarından vazgeçmiş, Yunanistan ve İsrail gibi ülkelerle diplomatik ilişkiler kurma yoluna gitmiştir. 1955 yılında, Kruşçev ve Bulganin’in Belgrad ziyaretleri sırasında Tito ile görüşmeler gerçekleştirilmiş ve Yugoslavya ile ilişkiler yeniden canlandırılmıştır. Bu, uzun süredir kopuk olan bağların onarılması adına önemli bir adım olmuştur. Avusturya ile ilişkilerde de benzer şekilde bir yumuşama yaşanmış ve 1955 yılında imzalanan Avusturya Devlet Antlaşması ile Sovyet askerleri bölgeden çekilmiştir. Bu anlaşma, Avusturya'nın tarafsızlık ilkesine bağlı kalması koşuluyla bağımsızlık kazanmasını sağlamıştır. 2.6. Soğuk Savaş'ın Sonu ve Sovyetler Birliği'nin Çözülmesi 2.6.1. Glasnost ve Perestroyka Politikalarının Etkileri Sovyetler Birliği’nin son döneminde Mihail Gorbaçov tarafından hayata geçirilen Glasnost (açıklık) ve Perestroyka (yeniden yapılanma) politikaları, yalnızca Sovyetler’in iç dinamiklerini değil, aynı zamanda uluslararası sistemi de derinden etkilemiştir. Glasnost politikası, Sovyet toplumunda uzun yıllar bastırılan birçok sorunun gün yüzüne çıkmasını sağlamıştır. Stalin dönemi uygulamaları, ekonomik dengesizlikler ve siyasi baskılar gibi konular halkın tartışmasına açılmış, bu da rejimin otoritesine büyük bir darbe vurmuştur. Ancak Glasnost, sadece ifade özgürlüğünü artırmakla kalmamış, aynı zamanda toplumdaki etnik ve ulusal gerilimleri de su yüzüne çıkarmıştır. Özellikle Baltık ülkeleri ve Kafkasya’daki bağımsızlık talepleri bu dönemde hız kazanmış, bu durum Sovyetler Birliği’nin çözülme sürecini hızlandırmıştır. Perestroyka, ekonomik ve idari alanlarda reformlar öngörmekteydi. Merkezi planlama sisteminin gevşetilmesi ve özel sektörün teşvik edilmesi amaçlanmışsa da, bu politikaların uygulanmasında ciddi sorunlar yaşanmıştır.75 Reformların etkisiz kalması, halkın temel tüketim mallarına erişimini daha da zorlaştırmış ve yaygın bir memnuniyetsizliğe yol açmıştır. 76 Özellikle gıda ve temel ihtiyaç malzemelerindeki kıtlık, toplumsal huzursuzluğu artırmıştır. Ekonomik başarısızlıklar, sadece halkın günlük hayatını olumsuz etkilemekle kalmamış, aynı zamanda Gorbaçov liderliğine duyulan güveni de zedelemiştir. Bu politikaların uluslararası etkileri de oldukça kapsamlı olmuştur. ABD ile başlatılan silahsızlanma görüşmeleri ve Doğu Avrupa’daki sosyalist rejimlerin çöküşü, Glasnost ve Mehmet Kocabaş, Sovyetler Birliği’nin Çöküşü ve Glasnost-Perestroyka Politikaları. Bilgi Yayınevi, İstanbul, 1999, s.,114. 76 F. Öztürk, Soğuk Savaş Dönemi ve Uluslararası Siyaset, İmge Kitapevi, Ankara, 2005, s.,117. 75 30 Perestroyka’nın dolaylı sonuçları arasında yer almıştır.77 Özellikle Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Doğu Almanya’nın Batı Almanya ile birleşmesi, bu reformların Soğuk Savaş üzerindeki etkisini göstermektedir. Ancak bu gelişmeler, Sovyetler Birliği’nin uluslararası arenadaki gücünü kaybetmesine ve küresel dengenin değişmesine yol açmıştır. Sonuç olarak, Glasnost ve Perestroyka politikaları, Sovyetler Birliği’nin çöküş sürecinde kilit bir rol oynamış, Gorbaçov’un reform çabaları beklenenin aksine sistemi güçlendirmek yerine daha da zayıflatmıştır. Bu politikalar, hem Sovyet iç dinamiklerini hem de uluslararası ilişkileri köklü bir biçimde değiştirmiş, Soğuk Savaş’ın sona ermesine ve dünya düzeninde yeni bir dönemin başlamasına öncülük etmiştir.78 2.6.2. Doğu Avrupa'daki Çözülme ve Berlin Duvarı'nın Yıkılması Soğuk Savaş'ın sonlarına doğru, Doğu Avrupa'da Sovyetler Birliği'nin etkisi altındaki ülkelerde önemli toplumsal ve siyasi değişiklikler yaşanmaya başlamıştır. Bu süreç, 1989 yılından itibaren hız kazanmış ve Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla simgesel bir zirveye ulaşmıştır. Sovyetler Birliği'nin küresel gücünü ve etkisini kaybetmesiyle birlikte, Doğu Avrupa'da halk hareketleri, demokrasi talepleri ve reformlar hızla yayılmaya başlamıştır.79 Berlin Duvarı, 1961 yılında Almanya'nın Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılmasından sonra, Sovyetler Birliği'nin kontrol ettiği Doğu Almanya'nın Batı Almanya'dan ayrılması için inşa edilmiştir.80 Bu duvar, sadece Almanya'nın değil, aynı zamanda Soğuk Savaş'ın simgesi haline gelmiş ve iki kutuplu dünya düzeninin bir sembolü olarak kalmıştır. Ancak 1980'lerin sonlarına gelindiğinde, Sovyetler Birliği'nde Mikhail Gorbaçov'un uygulamaya koyduğu Glasnost ve Perestroyka politikaları, Doğu Avrupa'daki rejimlerin istikrarını sarsmış ve halklar arasında daha fazla özgürlük talep eden bir atmosfer yaratmıştır. 1989 yılı, Doğu Avrupa'da tarihi bir dönüm noktası olmuştur. Polonya'da Solidarność (Dayanışma) hareketi, Macaristan'da reformcu hükümetler, Çekoslovakya'da Kadife Devrim gibi halk hareketleri, Sovyetler Birliği'nin Doğu Avrupa üzerindeki baskısını gevşetmiş ve bu ülkelerde komünist rejimlerin sona ermesine yol açmıştır. Berlin Duvarı'nın yıkılması, bu dönemin en önemli simgesel olaylarından biri olmuştur. 9 Kasım 1989'da, Doğu Almanya'daki rejim değişikliği ve Berlin Duvarı'nın kaldırılması, Soğuk Savaş'ın sona erdiğinin ve Doğu Avrupa'daki S. Akşin, Kısa 20. Yüzyıl Tarihi: Soğuk Savaş’tan Yeni Dünya Düzeni’ne. İletişim Yayınları, İstanbul, 2010, s.,55. 78 Gökçe Kısa, Sovyetler Birliği’nde Reform Dönemi: Gorbaçov’un Politikaları, Siyasal Kitabevi, Ankara, 2001, s.12. 79 Taner Arı, Berlin Duvarı: Soğuk Savaş'ın Simgesi. İmge Kitabevi, 2008, s. 78-102. 80 Haluk Aydın, Doğu Avrupa'da Sosyalizm ve Çöküş Süreci, Alfa Yayınları, 2012, s. 45-67. 77 31 sosyalist rejimlerin çöküşünün güçlü bir işareti olmuştur.81 Berlin Duvarı'nın yıkılması, sadece Almanya'nın birleşmesiyle sınırlı kalmamış, aynı zamanda Batı ile Doğu Almanya arasındaki siyasi, ekonomik ve kültürel uçurumu da ortadan kaldırmıştır. Duvarın yıkılması, Avrupa'daki iki kutuplu düzenin sona erdiğinin ve yeni bir dünya düzeninin başlangıcının simgesiydi. Bu olay, Sovyetler Birliği'nin ideolojik ve askeri olarak Doğu Avrupa üzerindeki etkisinin büyük ölçüde zayıfladığının ve Soğuk Savaş'ın fiilen sona erdiğinin en net göstergesi olmuştur. Sonuç olarak, Berlin Duvarı'nın yıkılması, Doğu Avrupa'daki çözülmenin doruk noktası olarak kabul edilebilir.82 Bu olay, Avrupa'nın birleşmesinin yanı sıra, dünya çapında ideolojik kutuplaşmaların sonlanmasına, küresel sistemdeki güç dengelerinin değişmesine ve Batı'nın ekonomik ve politik hegemonyasının pekişmesine yol açmıştır. 2.6.3 Sovyetler Birliği’nin Dağılması Sovyetler Birliği'nin dağılması, Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından dünya siyasetinde en köklü değişikliklerden biri olmuştur. Bu süreç, Sovyetler Birliği'ni oluşturan 15 cumhuriyetin bağımsızlıklarını ilan etmeleri ve sonrasında Sovyetler Birliği'nin hukuken varlığını sonlandırmasıyla tamamlanmıştır. Sovyetler Birliği'nin çöküşü, yalnızca bir ülkenin çöküşü değil, aynı zamanda sosyalist ideolojinin, Sovyet sisteminin ve Soğuk Savaş'ın temel yapılarının çözülmesi anlamına geliyordu. Bu süreçte, ekonomik, siyasi ve ideolojik faktörlerin birleşimi büyük rol oynamıştır. 1980'lerin sonunda Sovyet ekonomisi ciddi bir daralma içindeydi. Devletin ekonomik planlaması, merkeziyetçi yapısı ve kaynakların verimsiz kullanımı, sistemin sürdürülebilirliğini engellemişti. Mikhail Gorbaçov'un 1985 yılında başlattığı Perestroyka (yeniden yapılanma) ve Glasnost (açıklık) politikaları, Sovyet ekonomisini ve toplumunu yeniden şekillendirmeye yönelikti ancak bu reformlar, Sovyet devletinin içindeki yapısal sorunları çözmek yerine derinleştirmiştir.83 Glasnost politikası, devletin şeffaflığını artırmaya ve daha fazla özgürlüğü teşvik etmeye yönelikti. Ancak bu açıklık, halkın Sovyet sistemine karşı olan güvenini sarsmış, eleştirilerin ve muhalefetin artmasına neden olmuştur. Sovyet liderliği, ilk kez halkın düşüncelerine bu kadar açık bir şekilde maruz kalmış ve bu durum, devletin otoritesine karşı büyük bir huzursuzluk yaratmıştır. Sovyetler Birliği’nin resmi ideolojisi olan Marksizm-Leninizm’in devlet Ali Gültekin, Doğu Avrupa'daki Devrimler ve Berlin Duvarı'nın Yıkılması, Sarmal Yayınları, 2010, s. 56-89. Salih Kocabaşoğlu, Soğuk Savaş’ın Sonu: Berlin Duvarı ve Sonrası, Seçkin Yayıncılık, 2009, s. 120-145. 83 Hüseyin Özdemir, Sovyetler Birliği ve Gorbaçov’un Politikaları, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2013, s. 48-66. 81 82 32 politikalarıyla uyumsuzluğu daha görünür hale gelmiştir. Ayrıca, Sovyet toplumunda artan ekonomik sıkıntılar, yolsuzluklar ve bürokratik engeller, halkın Sovyet yönetimine karşı olan tepkisini pekiştirmiştir. Perestroyka, Sovyet ekonomisinin yeniden yapılandırılmasına yönelik bir dizi reformu içeriyordu. Ancak, Sovyetler Birliği'nin bürokratik yapısı ve merkeziyetçi yönetim anlayışı bu reformların etkili bir şekilde uygulanmasını engellemiştir.84 Devlet kontrolündeki ekonomi, yerel düzeydeki yöneticilerin güçsüzleşmesine ve sanayi üretiminin düşmesine neden olmuştur. Bu ekonomik gerileme, Sovyet halkının yaşam standartlarını daha da kötüleştirmiştir. Bu ekonomik bozulma, özellikle Orta Asya ve Doğu Avrupa'daki Sovyet yönetimine duyulan güveni zayıflatmış, halkın bağımsızlık taleplerini daha güçlü bir şekilde dile getirmelerine yol açmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasına giden süreçte, Doğu Avrupa'daki gelişmeler de büyük bir rol oynamıştır. 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılması ve Doğu Avrupa'da sosyalist rejimlerin çöküşü, Sovyetler Birliği’nin dış politikasının başarısızlığını ve Batı karşısındaki ideolojik üstünlüğünü kaybetmesini simgeliyordu. Gorbaçov, bu gelişmelere karşı Sovyetler Birliği’nin müdahaleci politikasını terk etti ve Doğu Avrupa’daki uydu devletlerine müdahale etmeme kararı aldı. Bu karar, Sovyetler Birliği'nin Doğu Avrupa üzerindeki kontrolünü kaybetmesine ve bu ülkelerin hızla Batı’ya doğru kaymalarına yol açtı. Polonya'da Solidarność hareketi, Çekoslovakya’da “Kadife Devrim”, Macaristan ve Bulgaristan'da yaşanan halk ayaklanmaları, Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa’daki etkisini ortadan kaldırmış ve sistemin çöküşünü hızlandırmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılması, 1991 yılında resmi olarak sona ermiştir. 26 Aralık 1991’de Sovyetler Birliği Cumhuriyetleri Yüksek Konseyi, Sovyetler Birliği’nin dağıldığını ilan etmiştir. Bu tarihten sonra, Sovyetler Birliği'ni oluşturan 15 cumhuriyet bağımsızlıklarını kazanmış ve bağımsız devletler olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu olay, dünya siyasetinde önemli değişikliklere yol açmış, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte yeni bir uluslararası düzenin temellerini atmıştır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, eski Sovyet coğrafyasındaki ülkeler arasında hem ekonomik hem de siyasal zorluklar devam etmiştir. Birçok eski Sovyet devleti, Batı ile daha yakın ilişkiler kurmaya çalışmış, ancak aynı zamanda Rusya'nın eski Sovyet alanında yeniden güçlü bir etki kurma çabaları da görülmüştür. Bu etki, 1990'ların sonlarına doğru Rusya'nın dış politikasında yeniden canlanmış, eski Sovyet ülkelerinde siyasi ve ekonomik etkileşim yeniden şekillenmiştir. Sovyetler Birliği’nin çöküşü, dünya siyaseti üzerinde kalıcı etkiler bırakmış, Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD'nin küresel liderliğini Hüseyin Yılmaz, Doğu Avrupa ve Sovyetler Birliği: Çöküş ve Dönüşüm Süreci, Bilge Yayınları, İstanbul, 2011, s. 150-167. 84 33 pekiştirmesine yol açmıştır. Bu durum, uluslararası ilişkilerde yeni bir denge yaratmış ve yeni küresel güç ilişkilerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. 2.7. Soğuk Savaş Stratejilerinin Uluslararası Sisteme Etkisi Soğuk Savaş dönemi, dünyayı iki kutuplu bir düzende şekillendiren, ideolojik, siyasi ve askeri bir çekişmenin merkezi olmuştur. Bu dönemde Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri, kendi ideolojilerini yayma ve küresel etki alanlarını genişletme konusunda rekabet ettiler. Ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, uluslararası sistemde büyük değişiklikler yaşanmış, özellikle ABD’nin küresel liderliği pekişmiş ve Sovyetler Birliği’nin çöküşü, dünya düzenini derinden etkilemiştir. Bu bölümde, Soğuk Savaş stratejilerinin uluslararası sistem üzerindeki etkileri ele alınacak, ABD’nin hegemonyasının nasıl şekillendiği ve Soğuk Savaş sonrası dönemde yaşanan değişimler analiz edilecektir.85 2.7.1. Yeni Dünya Düzeni ve ABD Hegemonyası Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından, ABD tek kutuplu bir dünya düzeninin lideri olarak yükseldi. Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle birlikte, liberal-demokratik değerlerin evrensel hale gelmesi ve kapitalist ekonominin hâkim olması süreci hızlandı. Soğuk Savaş sırasında, ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki gerilim, askeri, ideolojik ve diplomatik cephelerde yaşanırken, Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD'nin küresel hegemonya kurma çabaları pekişti. Bu süreç, Batı Avrupa ve Doğu Avrupa ülkelerinin birleşmesi, NATO’nun genişlemesi ve Rusya'nın küresel etki alanının daralması ile kendini gösterdi. Amerika Birleşik Devletleri, Soğuk Savaş’ın sonunda, dünyanın en güçlü ekonomik, askeri ve siyasi gücü olarak ortaya çıkmıştır. ABD'nin küresel liderliğini pekiştirmesi, dünya ekonomisinin serbest piyasa temelli işleyişine dayalı olarak, Batı’nın küresel çapta egemenliğini pekiştirmiştir. Bu durum, Sovyetler Birliği'nin çöküşünün ardından daha da belirgin hale gelmiştir. Aynı zamanda, Avrupa'da Almanya'nın birleşmesi, eski Sovyet ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanması, NATO'nun genişlemesi ve Avrupa Birliği'nin ekonomik gücünün artması bu dönemdeki başlıca gelişmelerdir. Soğuk Savaş’ın sona ermesi, dünyada tek kutuplu bir düzenin egemen olmasına yol açsa da, ABD’nin mutlak hegemonya kurma çabaları farklı bölgelerdeki büyük güçler tarafından zamanla sorgulanmaya başlanmıştır. Çin’in hızla yükselen ekonomik gücü ve Rusya’nın özellikle enerji kaynaklarıyla ilgili küresel politikalardaki rolünü artırması, Soğuk Savaş sonrası dönemde çok 85 John Lewis Gaddis, Soğuk Savaş: Yeni Bir Tarih, Penguin Press, 2005, s. 132-145. 34 kutuplu bir dünya düzenine geçişin işaretleri olarak değerlendirilebilir. Çin’in ekonomik gücü, Rusya’nın askeri ve enerji politikalarındaki artan etkisi, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından büyük güçler arasındaki dengeyi değiştirmeye başlamıştır. 2.7.2.Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası İlişkiler Düzeni Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından, uluslararası ilişkilerdeki en büyük değişimlerden biri, uluslararası örgütlerin ve anlaşmaların rolünün artmasıdır. Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Dünya Bankası ve IMF gibi uluslararası kuruluşlar, küresel düzenin şekillendirilmesinde daha aktif bir rol oynamaya başlamıştır. Bu dönemde, ABD’nin başını çektiği ekonomik ve güvenlik düzeni, diğer küresel güçlerin de etkisini artırmalarına olanak tanımıştır. Avrupa’da, Soğuk Savaş sonrası dönemde, eski Doğu Bloku ülkelerinin Sovyetler Birliği’nin egemenliğinden çıkması, Avrupa Birliği (AB) ve NATO’nun genişlemesi ile sonuçlanmıştır. Bu süreç, Batı ile Doğu arasındaki bölgesel farklılıkları önemli ölçüde ortadan kaldırmış, bu ülkeler yeni bir ekonomik ve siyasi düzenin parçası haline gelmiştir. Ancak, bu genişleme süreci, Rusya ile Batı arasındaki ilişkileri zaman zaman gerilmiştir. Özellikle Ukrayna Krizi ve Gürcistan’daki siyasi gelişmeler, eski Sovyet coğrafyasındaki istikrarı tehdit eden durumlar arasında yer almaktadır. ABD'nin Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra küresel düzeydeki egemenliğini pekiştirme çabalarına rağmen, Çin’in ekonomik gücü, ABD'nin dünya çapındaki hegemonik rolüne ciddi bir meydan okuma getirmiştir. Çin, 2000’lerin başından itibaren büyük bir ekonomik güç olarak yükselmiş ve uluslararası ilişkilerdeki etkisini giderek artırmıştır. Çin’in küresel ticaret, teknoloji, altyapı ve askeri alanlarda attığı adımlar, Soğuk Savaş sonrası dönemde çok kutuplu bir dünya düzenine geçişin göstergelerindendir.86 2.7.3. Sovyetler Birliği’nin Tarihsel Mirası ve Modern Rusya Sovyetler Birliği’nin çöküşü, sadece Sovyet coğrafyasındaki ülkelerin siyasal yapılarında değil, dünya siyasetinde de büyük bir dönüşüm yaratmıştır. Rusya, Sovyetler Birliği’nin ardında kalan bir ülke olarak, eski Sovyet coğrafyasındaki nüfuzunu yeniden kurmaya çalışmıştır. Soğuk Savaş’ın son bulmasıyla, eski Sovyet devletlerinin büyük kısmı bağımsızlıklarını ilan etmiş ve Batı ile ilişkilerini yeniden yapılandırmıştır. Bununla birlikte, Rusya’nın dış politikası, büyük ölçüde Sovyet dönemi stratejik anlayışından etkilenmiştir. Odd Arne Westad, Küresel Soğuk Savaş: Üçüncü Dünya Müdahaleleri ve Zamanımızın Şekillenişi, Cambridge University Press, 2005, s. 89-112. 86 35 Özellikle Orta Asya’daki etkisini sürdürme çabaları ve Batı ile ilişkilerde yaşanan gerilimler, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra da belirleyici olmuştur. Rusya’nın 2000’lerde izlediği dış politika, özellikle Gürcistan ve Ukrayna gibi eski Sovyet ülkeleri ile olan ilişkilerde gerilimlere yol açmıştır. Bu gerilimler, Batı ile Rusya arasında Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından bile devam eden bir rekabetin varlığını göstermektedir. Rusya, Soğuk Savaş sonrası dönemde küresel çapta daha bağımsız ve güçlü bir aktör olma amacını gütmektedir. Bu stratejik yaklaşım, hem Orta Asya’daki etkisini sürdürme çabalarını hem de küresel enerji politikalarındaki etkisini artırma hedefine yöneliktir.87 2.8. Sonuç: Soğuk Savaş’ın Tarihsel ve Küresel Değerlendirmesi Soğuk Savaş dönemi, XX. yüzyılın en kritik jeopolitik çatışmalarından birini oluşturmuş, dünya politikası üzerinde derin izler bırakmıştır. Bu dönem, özellikle Sovyetler Birliği’nin stratejik politikalarıyla şekillenmiş ve Batı ile Doğu Bloku arasında ideolojik, ekonomik ve askeri bir ayrım yaratmıştır. Sovyetler Birliği, Soğuk Savaş boyunca dünya çapında komünizmi yaymak amacıyla pek çok strateji izlemiş ve bu süreçteki etkinliğini, hem ideolojik hem de askeri anlamda pekiştirmeye çalışmıştır. Ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle Sovyetler Birliği'nin çöküşü, dünya siyasetinde köklü bir değişim yaratmış ve bu değişimin etkileri günümüze kadar devam etmiştir. 2.9. Soğuk Savaş Döneminin Sovyetler Birliği’nin Stratejik Politikaları Açısından Genel Bir Değerlendirmesi Sovyetler Birliği, Soğuk Savaş’ın başlangıcından itibaren küresel çapta bir komünist hegemonyayı kurma amacını taşımıştır. Sovyetler, bu ideolojik misyonu gerçekleştirmek için birçok stratejik adım atmış, özellikle Orta Doğu, Asya ve Afrika gibi bölgelerde etkili bir politika izlemiştir. Komünizmin yayılması, Sovyet dış politikasının temel hedeflerinden biri olmuştur. Ancak bu süreçte Sovyetler, Batı Bloku’na karşı sürekli bir askeri ve diplomatik rekabet içinde olmuşlardır. Bu dönemin en belirgin örneklerinden biri, Kore Savaşı’dır. 19501953 yıllarında gerçekleşen bu savaş, Sovyetlerin askeri stratejilerinin Batı’ya karşı nasıl bir karşıtlık oluşturduğunun göstergesi olmuştur. 1950’lerin sonlarına doğru Sovyetler Birliği’nin küresel stratejik gücü, nükleer silahların geliştirilmesi ve uzaya insan göndermeleri ile zirveye ulaşmıştır. Ancak bu başarılar, aynı zamanda Sovyetler’in ekonomik anlamda yaşadığı sorunları da örtbas etmiştir. Sovyet 87 John Lewis Gaddis, Soğuk Savaş: Yeni Bir Tarih, Penguin Press, 2005, s. 132-145. 36 ekonomisinin temel sorunu, uzun vadeli bir sürdürülebilirlik sağlayamaması ve yönetimsel verimsizliklerdi. Bu durum, 1980’lerde Mikhail Gorbaçov’un iktidara gelmesiyle daha da belirgin hale gelmiş, ekonomik reformlar ve siyasi açıklık politikaları başlatılmıştır. Gorbaçov’un Perestroyka (yeniden yapılanma) ve Glasnost (açıklık) politikaları, Sovyetler Birliği’nin iç yapısını derinden etkilemiş ve zamanla bu stratejilerin etkisi, Sovyetler Birliği'nin çöküşüne yol açmıştır. 2.10. Sovyetler Birliği’nin Çözülmesinin Dünya Politikasındaki Yeri ve Uzun Vadeli Etkileri Sovyetler Birliği'nin çözülmesi, sadece Doğu Avrupa'da değil, dünya genelinde büyük değişimlere yol açmıştır. Sovyetler Birliği’nin çöküşü, Soğuk Savaş'ın sonlanmasının yanı sıra, yeni bir küresel düzenin de başlangıcını simgelemiştir. 1991’de Sovyetler Birliği'nin dağılması, dünya siyasetini dönüştüren temel bir olay olmuştur. Bunun hemen ardından Batı’nın küresel hegemonya anlayışı daha belirgin hale gelmiş, liberal demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi, dünya genelinde daha geniş bir alana yayılmaya başlamıştır. Ancak bu süreç, eski Sovyet ülkelerinde büyük bir belirsizlik yaratmış ve yeniden bağımsızlıklarını kazanan bu ülkeler, Batı ile ilişkilerinde çeşitli zorluklarla karşılaşmışlardır. Sovyetler Birliği'nin çöküşünün en önemli etkilerinden biri, eski Sovyet coğrafyasındaki ülkelerin bağımsızlıklarını kazanmış olmalarıdır. Bu, o ülkelerdeki siyasi yapıları dönüştürmüş ve çoğu ülke Batı ile daha yakın ilişkiler kurmaya başlamıştır. Ancak, Rusya'nın bu dönemde hala Sovyetler Birliği'nin halef devleti olarak kendini konumlandırmaya çalışması, uluslararası ilişkilerdeki denklemleri değiştirmiştir. Eski Sovyet Cumhuriyetleri, Batı ile daha yakın ilişkiler kurmaya başlarken, Rusya ise bölgesel bir güç olarak yeniden sahneye çıkmıştır. Bu durum, günümüzde hâlâ etkilerini gösteren bir jeopolitik gerilim yaratmıştır. Örneğin, Ukrayna ve Gürcistan gibi ülkeler, Batı ile ilişki kurmaya çalışırken, Rusya'nın karşıt politikaları ile karşı karşıya kalmışlardır. Sovyetler Birliği'nin çözülmesi, uluslararası ticaret ve küresel ekonomi üzerinde de kalıcı etkiler yaratmıştır. Sovyetler Birliği'nin çöküşü, dünya ekonomisinin daha da küreselleşmesini hızlandırmış ve Batı ile Doğu arasında ekonomik entegrasyonu kolaylaştırmıştır. Ancak bu küreselleşme, özellikle Sovyetler Birliği'nin çöküşünün hemen sonrasında, bazı bölgelerde eşitsiz kalkınma ve sosyal huzursuzluk yaratmıştır. Rusya'nın ekonomik ve siyasi zorlukları, dünya politikasının yeniden şekillenmesine neden olmuştur. Bugün, Rusya'nın yeniden küresel bir güç olma çabaları, eski Sovyet coğrafyasındaki etkisini yeniden arttırmış ve Batı ile ilişkilerdeki gerilimlerin temel sebeplerinden biri olmuştur. 37 2.11. Soğuk Savaş Sonrası Dünyada Yeni Bir Düzenin İnşası Soğuk Savaş’ın sona ermesi, Batı'nın küresel hegemonyasına dayalı yeni bir düzenin kurulmasına yol açmıştır. ABD, Soğuk Savaş’ın galibi olarak, küresel ölçekte en güçlü aktör haline gelmiştir. Bununla birlikte, 2000'lerin başından itibaren Çin'in hızla yükselmesi, Rusya'nın yeniden güç kazanma çabaları ve bölgesel çatışmalar, Soğuk Savaş sonrası dünyanın çok kutuplu bir yapıya bürünmesine neden olmuştur. Soğuk Savaş’ın sona erdiği dönemde tek kutuplu bir dünya düzeni öngörülse de, zaman içinde çok kutuplu bir uluslararası sistemin ortaya çıkması, günümüzdeki jeopolitik manzaranın şekillenmesinde etkili olmuştur. Bugün, ABD ve Batı Avrupa'nın yanı sıra, Çin ve Rusya gibi aktörlerin küresel düzeydeki etkisi giderek artmaktadır. Bu durum, Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından dünyada daha karmaşık bir jeopolitik denklemin oluşmasına yol açmıştır. 38 SONUÇ Soğuk Savaş dönemi, Sovyetler Birliği'nin uluslararası ilişkilerdeki stratejik politikalarının en belirgin şekilde şekillendiği, dünya tarihinin en önemli dönemlerinden birini oluşturur. 1945 sonrası iki kutuplu dünya düzeninde Sovyetler Birliği, ABD'ye karşı ideolojik, askeri ve siyasi bir mücadeleye girmiş, bu süreçte izlediği stratejilerle hem kendi iç politikasını hem de küresel denklemleri etkilemiştir. Sovyetler Birliği'nin Soğuk Savaş boyunca izlediği stratejik politikalar, yalnızca askeri müdahalelerle sınırlı kalmamış, aynı zamanda dünya genelinde komünizmin yayılması amacıyla ideolojik bir savaş sürdürülmüştür. Bu ideolojik ve siyasi mücadelenin yanı sıra Sovyetler Birliği'nin dış politikası, ekonomisini ve iç yapısını şekillendiren önemli etkenler arasında yer almıştır. Sovyetler Birliği'nin stratejik politikalarındaki temel unsurlardan biri, Marxist-Leninist ideolojisini dünya çapında yayma amacına dayanıyordu. Bu amaç doğrultusunda Sovyetler, Küba'dan Afganistan'a kadar çeşitli coğrafyalarda yerel hareketlere destek vererek, Batı'nın kapitalist sistemine karşı sosyalist devrimleri teşvik etti. Soğuk Savaş'ın özellikle 1947'den 1979'a kadar olan dönemi, Sovyetler Birliği'nin küresel yayılma stratejisinin pekiştiği bir süreçtir. Bunun yanında, Sovyetler Birliği'nin nükleer silahlanma ve askeri güç gösterileri de önemli stratejik araçlar arasında yer almış, Küba Krizi gibi olaylarla Sovyetlerin küresel düzeydeki askeri stratejileri somutlaşmıştır. Ancak 1980'lerin sonlarına gelindiğinde, Sovyetler Birliği'nin iç sorunları ve dış baskılar, Gorbaçov’un Glasnost (açıklık) ve Perestroyka (yeniden yapılanma) politikalarıyla yeni bir dönemin başlangıcına zemin hazırlamıştır. Bu politikalar, Sovyetler Birliği'nin iç yapısını dönüştürmeye yönelikti, fakat aynı zamanda uluslararası arenada Sovyetlerin zayıflayan etkisini de gözler önüne sermiştir. Gorbaçov’un reformları, Sovyetler Birliği'nin yapısal sorunlarını çözmekte başarılı olamamış ve nihayetinde Sovyetler Birliği’nin 1991'deki çöküşüne yol açan temel dinamiklerden biri olmuştur. Soğuk Savaş’ın sonlarına gelindiğinde Sovyetler Birliği, ekonomik krizler, askeri harcamalar ve politik istikrarsızlıklar içinde, Batı'ya karşı güçlü bir rakip olma özelliğini kaybetmişti. Glasnost ve Perestroyka, Sovyet ekonomisinin ve toplumunun dönüştürülmesine yönelik atılmış adımlar olsa da, aynı zamanda Sovyetler Birliği'nin çözülmesinin hızlanmasına neden olmuştur. Doğu Avrupa’daki halk hareketleri, Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Sovyetler Birliği’ne bağlı devletlerin bağımsızlıklarını ilan etmesi, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ve Sovyetler Birliği'nin çöküşünün en önemli işaretleri olmuştur. Sovyetler Birliği'nin çözülmesi, dünya politikasında köklü bir değişim yaratmış, Batı'nın hegemonyasında liberal kapitalist bir 39 düzenin yeniden şekillenmesine yol açmıştır. Sovyetlerin çöküşünün hemen ardından, eski Sovyet Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını kazanmış, fakat bu coğrafyada siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar uzun süre devam etmiştir. Bunun yanında, Sovyetler Birliği'nin stratejik politikalarının mirası, bu ülkelerin iç politikalarını ve dış ilişkilerini etkilemeye devam etmektedir. Sonuç olarak, Soğuk Savaş dönemi, Sovyetler Birliği’nin küresel stratejik politikalarının dünya tarihindeki en önemli evrelerinden birini oluşturmuştur. Sovyetler Birliği’nin izlediği stratejik politikalar, yalnızca Sovyet iç politikasını değil, dünya genelindeki denklemleri de etkilemiş, bu etkiler Soğuk Savaş sonrasında da devam etmiştir. Sovyetler Birliği’nin çöküşü, dünya politikasındaki güç dengelerini değiştirmiş, yeni bir dünya düzeninin kurulmasına zemin hazırlamıştır. Ancak, Sovyetler Birliği’nin stratejik politikalarının kalıcı etkileri, günümüz dünyasında hala hissedilmektedir. 40 KAYNAKÇA KİTAPLAR AKŞİN, Sina, Kısa 20. Yüzyıl Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2014. ARI, Taner, Berlin Duvarı: Soğuk Savaş'ın Simgesi. İmge Kitabevi, 2008. ARMAOĞLU, Fahir, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, 1914-1980, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1999. AYDIN, Haluk, Doğu Avrupa'da Sosyalizm ve Çöküş Süreci, Alfa Yayınları, 2012. BAŞAR, Erdoğan, Sosyalizm Sözlüğü, Toplum Yayınevi, Ankara,1965. ELEY, Geoff, Demokrasiyi Kurmak: Avrupa Solunun Tarihi, 1850-2000, Çev.: Ahmet Yiğit Güney, Doruk Yayımcılık, İstanbul, 2008. EVANS, Graham, NEWNHAM, Jeffrey, Uluslararası İlişkiler Sözlüğü, Çev.: H. Ahsen Utku, Gök kubbe Yayınları, İstanbul,2007. GADDİS, John Lewis, Soğuk Savaş, Çev.: Dilek Cenkçiler, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2008. GÜNAYDIN, A. Visali, Sosyalist ve Radikal Sol Doktrinler Komünizm: Strateji ve Taktikleri, Kadro Yayınları, İstanbul, 1977. HALİL, Gürkan, Sosyalizm ve Marksizm Üzerine, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1968. HEKİMOĞLU, Asem Nauşabay, Rusya'nın Dış Politikası 1, Vadi Yayınları, Ankara, 2007. HEYWOOD, Andrew, Siyaset, Çev.: Fahri Bakırcı, Liberte Yayınları, Ankara, 2006. HOBSBAWM, Eric, Kısa Yirminci Yüzyıl: 1914-1991 Aşırılıklar Çağı, (Çev.). Yavuz Alogan. Sarmal Yayınevi, İstanbul, 1996. KAGARLİTSKY, Boris, Çevrenin İmparatorluğu Rusya ve Dünya Sistemi, Çev.: Esin Soğancılar, Phoenix Yayınevi, Ankara, 2007. KISA, Gökçe, Sovyetler Birliği’nde Reform Dönemi: Gorbaçov’un Politikaları, Siyasal Kitabevi, Ankara, 2001. KOCABAŞ, Mehmet, Sovyetler Birliği’nin Çöküşü ve Glasnost-Perestroyka Politikaları. Bilgi Yayınevi, İstanbul, 1999. MANDEL, Ernest, Marksizm'e Giriş, Çev: Orhan Dilber, Şadi Ozansü, Köz Yayınları, İstanbul, 1977. 41 MCMAHON, Robert J., Soğuk Savaş: Çok Kısa Bir Başlangıç, İstanbul Kültür Üniversitesi, İstanbul, 2023. MCNEİLL, William H., Dünya Tarihi, Çev.: Alaeddin Şenel, İmge Kitabevi, Ankara,1998. ONAY, Yaşar, Rusya ve Değişim, Nobel Yayın Dağıtım Yayınları, Ankara, 2002. ÖZDEMİR, Hüseyin, Sovyetler Birliği ve Gorbaçov’un Politikaları, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2013. ÖZTÜRK, F., Soğuk Savaş Dönemi ve Uluslararası Siyaset, İmge Kitapevi, Ankara, 2005. RESNİCK, Stephen A., WOLFF Richard D., Sınıf Teorisi ve Tarih: SSCB'de Kapitalizm ve Komünizm, Çev: Can Evren, İletişim Yayınları, İstanbul, 2016. RİASANOVSKY, N. V. - M. Steinberg, Rusya Tarihi, Başlangıçtan Günümüze, Çev.: Figen Dereli, İnkılap Kitapevi, İstanbul,2006. ROBERTS, J.M., Yirminci Yüzyıl Tarihi, Çev.: Sinem Gül, Dost Yayınevi, Ankara, 1999. ROSKİN, Michael G., BERRY, Nicholas O., Ui'nin Yeni Dünyası, Çev. Özlem Şimşek, Adres Yayınları, İstanbul, 2014. SAFA, Şerif, Sosyalizmin Temel İlkeleri, Cem Yayınevi, İstanbul, 1966. SAKAL, Halil Burak, Başka Bir Dünya Savaşı İkinci Dünya Savaşı Sırasında Almanya Tarafında Savaşan Türkistanlılar 1941- 1945, Ötüken Neşriyat, Ankara,2013. SANDER, Oral, Siyasi Tarih 2 - 1918-1994, İmge Kitabevi, Ankara 2013. ULUDAĞ, Mehmet B., Dünya Siyasi Tarihi, Paradigma Akademi Yayınları, İstanbul,2011. VERNADSKY, George, Rusya Tarihi.3. Baskı, Çev.: Doğukan Mızrak ve Egemen Ç. Mızrak, Selenge Yayınları, İstanbul,2015. YILMAZ, Hüseyin, Doğu Avrupa ve Sovyetler Birliği: Çöküş ve Dönüşüm Süreci, Bilge Yayınları, İstanbul, 2011. MAKALELER ARI, Önder, ve KIRAN, Abdullah, “Uluslararası İlişkilerde Sosyal İnşacılık”, EKEV Akademi Dergisi, Sayı: 15 (46), 2011, s., 49-64. COX, Robert W., "Toplumsal Güçler, Devletler ve Dünya Düzenleri: Uluslararası İlişkiler Teorisinin Ötesinde." Millennium: Uluslararası Çalışmalar Dergisi, Sayı: 10 Cilt: 2, s.,126– 155. KANTARCI, Şenol, "Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası Sistem: Yeni Sürecin Adı “Koalisyonlar Dönemi mi?”." Güvenlik Stratejileri Dergisi, Sayı:8 (16), 2012, s. 52. 42 METİN, Abdullah, "Sosyalizmde Ulusal Sorunun Galiyev Üzerinden Okunması." Karadeniz Araştırmaları Dergisi, Sayı: 43, 2014, s. 77. ÖZEL, Merve Suna. "Stalin Dönemi Rus Milliyetçiliği ve Politikaları." Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Sayı: 4(2), 2014, s. 108. TEZLER ATAÖV, Türkkaya, Sovyet Dış Politikasının Ana Hatları, Yayımlanmış Doçentlik Tezi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Enstitüsü, Ankara, 1964. ÇAM, Esat, Sscb'de Gorbaçev Liderliğinde Başlayan Radikal Reform Hareketlerinin Nedenleri, Reformların Hedefleri-Uygulanışı İle Doğu Blokunda, Sovyet Cumhuriyetlerinde Ve Uluslararası Alanda Etkileri-Sonuçları, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul,1995. MUHAMMADI, Shafıqullah, Soğuk Savaş Döneminde Sovyetler Birliğinin Balkanlar Politikası, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Edirne, 2020. ELEKTRONİK KAYNAK https://celebialper.com/berlin-duvari/ (Erişim Tarihi: 21.12.2024). https://en.wikipedia.org/wiki/Warsaw_Pact (Erişim Tarihi: 21.12.2024). https://commons.wikimedia.org/wiki/Category:Cuban_Missile_Crisis 21.12.2024). (Erişim Tarihi: https://en.wikipedia.org/wiki/Hungarian_Revolution_of_1956#/media/File:Hungarian_Revolu tion_of_1956.png (Erişim Tarihi: 21.12.2024). 43 EKLER Ek.1: Berlin Duvarı’nın İnşası (1961).88 Ek.2: Varşova Paktı Toplantısına ait fotoğraf.89 88 89 https://celebialper.com/berlin-duvari/ (Erişim Tarihi: 21.12.2024). https://en.wikipedia.org/wiki/Warsaw_Pact (Erişim Tarihi: 21.12.2024). 44 Ek.3: Küba Füze Krizi (1962).90 Ek.4: Macaristan İsyanı (1956).91 https://commons.wikimedia.org/wiki/Category:Cuban_Missile_Crisis (Erişim Tarihi: 21.12.2024). https://en.wikipedia.org/wiki/Hungarian_Revolution_of_1956#/media/File:Hungarian_Revolution_of_1956.pn g (Erişim Tarihi: 21.12.2024). 90 91 45 ÖZGEÇMİŞ KİMLİK BİLGİLERİ Adı Soyadı: Hatice Dilmaç Doğum Yeri: Şanlıurfa Doğum Tarihi: 04.09.2002 E-posta: hatice.dilmaç63@gmail.com EĞİTİM BİLGİLERİ Ortaokul: Selalmaz Ortaokulu Lise: Yüzbaşı Anadolu Lisesi Üniversite: Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü 46 İNTİHAL RAPORU 47
0
You can add this document to your study collection(s)
Sign in Available only to authorized usersYou can add this document to your saved list
Sign in Available only to authorized users(For complaints, use another form )