Tintinalli
ACiL TIP
Bilinmesi Gerekenler
Üçüncü Baskı
David M. Cline, MD
O. John Ma, MD
Rita K. Cydulka, MD, MS
Stephen H. Thomas, MD, MPH
Daniel A. Handel, MD
Garth D. Meckler, MD, MSHS
Çeviri Editörleri
Doç. Dr. Bülent Erbil
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Prof. Dr. M. Mahir Özmen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Genel Cerrahi Anabilim Dalı
GÜNEŞ TIP KİTABEVLERİ
Tintinalli Acil Tıp Bilinmesi Gerekenler
Türkçe Telif Hakları 2016
ISBN: 978-975-277-631-9
Orijinal Adı: Tintinalli's Emergency Medicine Just the Facts
Yayınevi: McGraw-Hill
Yazarlar: David M . Cline, MD, O. John Ma, MD, Rita K. Cydulka, MD, MS, Stephen H. Thomas, MD, MPH,
Daniel A. Handel, MD, Garth D. Meckler, MD, MSHS
Çeviri Editörleri: Doç. Dr. Bülent Erbil, Prof. Dr. M. Mahir Özmen
Orijinal ISBN: 978-0-07-17 4441-6
Kitabın 5846 ve 2936 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası Hükümleri gereğince (kitabın bir bölümünden alıntı yapılamaz,
fotokopi yöntemiyle çoğaltılamaz, resim, şekil, şema, grafik v.b.'ler kopya edilemez) tüm hakları Güneş Tıp Kitabevleri
Ltd. Şti.'ne aittir.
Yayıncı ve Genel Yayın Yönetmeni: Murat Y ılmaz
Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı: Polat Yılmaz
Yayın Danışmanı ve Tıbbi Koordinatör: Dr. Ufuk Akçıl
Dizgi-Düzenleme: Ümit Saçı
Kapak Uyarlama: İhsan Ağın
Baskı: Ayrıntı Basım ve Yayın Matbaacılık Hiz. San. Tic. Ltd. Şti.
İvedik Organize Sanayi Bölgesi 28. Cad. 770 Sok. No: 105-A Ostim/ANKARA
Telefon: (0312) 394 55 90 - 91 - 92 • Faks: (0312) 394 55 94
Sertifika No: 13987
UYARI
Medikal bilgiler sürekli değişmekte ve yenilenmektedir. Standart güvenlik uygulamaları dikkate alınmalı,
yeni araştırmalar ve klinik tecrübeler ışığında tedavilerde ve ilaç uygulamalarındaki değişikliklerin gerekli
olabileceği bilinmelidir. Okuyuculara ilaçlar hakkında üretici firma tarafından sağlanan ilaca ait en son
ürün bilgilerini, dozaj ve uygulama şekillerini ve kontrendikasyonları kontrol etmeleri tavsiye edilir. Her
hasta için en iyi tedavi şeklini ve en doğru ilaçları ve dozlarını belirlemek uygulamayı yapan hekimin
sorumluluğundadır. Yayıncı ve editörler bu yayından dolayı meydana gelebilecek hastaya ve ekipmanlara
ait herhangi bir zarar veya hasardan sorumlu değildir.
GÜNEŞ TIP KİTABEVLERİ
ANKARA
M. Rauf İnan Sokak No:3
06410 Sıhhiye/Ankara
Tel: (0312) 43114 85 • 435 11 91-92
Faks: (0312) 435 84 23
İSTANBUL
Gazeteciler Sitesi Sağlam Fikir Sokak
No: 7/2 Esentepe/İstanbul
Tel: (0212) 356 87 43
Faks: (0212) 356 87 44
KARTAL ŞUBE
Cevizli Mahallesi Denizer Cad.
No: 19/C Kartal/İstanbul
Tel&Faks: (0216) 546 03 47
www.guneskitabevi.com
j İÇİNDEKİLER
Yazarlar . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . xix
Çeviriye Katkıda Bulunanlar . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . xxv
Onsöz ......................................................................xxvii
Çeviri Editörleri Önsözü .......................................................xxix
Kbı ıı 1
TEST HAZIRLAMA VE PLANLAMA
1
Acil Tıp Yeterlilik Sınavları ile İlgili Gerçekler
David M. Cline
Çeviri: Bülent Erbil . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
2
Test Uygulama Teknikleri
David M. Cline
Çeviri: Bülent Erbil . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 4
,., t
RESÜSİTASYON TEKNİKLERİ .............................................6
3
İleri Hava Yolu Desteği
Robert J. Vissers
Çeviri: Damlanur Kucur. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 6
4
Aritmi/Disritmi Yönetimi
James K. Takayesu
Çeviri: Damlanur Kucur. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 9
5
6
Çocuklarda ve Yenidoğanlarda Resüsitasyon
Marc F. Collin
Çeviri: Damlanur Kucur. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 20
Sıvı, Elektrolit ve Asit-Baz Bozuklukları
Mary A. Wittler
Çeviri: Nalan Metin Aksu....................................................... 23
7
Hipotansif Hastaya Teropötik Yaklaşım
John E. Gough
Çeviri: Nalan Metin Aksu. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 32
8
Anaflaksi, Akut Allerjik Reaksiyonlar ve Anjioödem
Alix L. Mitchell
Çeviri: Nalan Metin Aksu ....................................................... 34
/, ıs
ANALJEZİ, ANESTEZİ VE GİRİŞİMSEL SEDASYON........................ 36
9
Akut Ağrı Yönetimi ve Girişimsel Sedasyon
Michael S.Mitchell
Çeviri: Nalan Metin Aksu ....................................................... 36
10
Kronik Ağrısı Olan Hastanın Yönetimi
David M. Cline
Çeviri: Nalan Metin Aksu. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 44
v
Vi
iÇiNDEKiLER
ACİL YARA BAKIMI VE YÖNETİMİ.................. .................... 48
11
Yaraların Değerlendirilmesi ve Hazırlık
Timothy Reeder
Çeviri: Bülent Erbil . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 48
12
Yara Kapama Yöntemleri
David M. Cline
13
Yüz ve Skalp Laserasyonları
Çeviri: Bülent Erbil . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 49
]. Hayes Calvert
Çeviri: Bülent Erbil . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 53
14
Kol, El, Parmak ve Tırnak Yaralanmaları
David M. Cline
15
Bacak ve Ayak Laserasyonları
Çeviri: Bülent Erbil . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 56
Henderson D.McGinnis
Çeviri: Bülent Erbil . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 60
16
Yumuşak Doku Yabancı Cisimleri
Rodney L. McCaskill
Çeviri: Bülent Erbil . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 62
17
18
Delici Yaralar ve Isırıklar
David M. Cline
Çeviri: Bülent Erbil . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 64
Onarım Sonrası Yara Bakımı
David M.Cline
Çeviri: Bülent Erbil . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 68
KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR .... ................................ 71
19
Göğüs Ağrısı: Kardiyak ya da Kardiyak Değil
Thomas Rebbecchi
Çeviri: Meltem Akkaş . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 71
20
Akut Koroner Sendromlar: Miyokardiyal İskemi ve Enfarktüsün Tedavisi
David M. Cline
21
Kardiyojenik Şok
Çeviri: Meltem Akkaş .......................................................... 73
Brian C.Hiestand
Çeviri: Meltem Akkaş .......................................................... 81
22
Düşük Olasılıklı Akut Koroner Sendrom
Chadwick D.Miller
Çeviri: Meltem Akkaş . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 82
23
Senkop
Bret A. Nicks
Çeviri: Meltem Akkaş . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 85
24
KonjestifKalp Yetmezliği ve Akut Pulmoner Ödem
Lori Whelan
Çeviri: Meltem Akkaş .......................................................... 88
25
Kapak Acilleri
Bo Burns
Çeviri: Meltem Akkaş .......................................................... 91
iÇiNDEKiLER
26
Kardiyomiyopatiler, Miyokardit ve Perikard Hastalıkları
N. Stuart Harris
Çeviri: Meltem Akkaş . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 97
27
Tromboembolizm
Christtopher Kabre/
Çeviri: Mehmet Mahir Kunt .................................................... 102
28
Sistemik ve Pulmoner Hipertansiyon
David M. Cline
Çeviri: Mehmet Mahir Kunt . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 109
29
30
Aort Diseksiyonu ve Anevrizması
David E.Mantley
Çeviri: Mehmet Mahir Kunt .................................................... 112
Tıkayıcı Arter Hastalıkları
David E.Mantley
Çeviri: Mehmet Mahir Kunt .................................................... 115
SOLUNUM SİSTEMİ ACİLLERİ ......................................... 119
31
Solunum Sıkıntısı
foshua T Hargraves
Çeviri: Mehmet Mahir Kunt .................................................... 119
32
Pnömoni, Bronşit ve Üst Solunum Yolu İnfeksiyonu
fejfrey M Goodloe
Çeviri: Mehmet Mahir Kunt .................................................... 123
33
Tüberküloz
Amy J. Behrman
Çeviri: Mehmet Mahir Kunt .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . • . . . . . . . . . 129
34
Spontan ve İyatrojenik Pnömotoraks
Rodney L.McCaskill
Çeviri: Nil Deniz Kartal. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . • . . . . . . . 132
35
Hemoptizi
fejfrey Dixon . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 134
Çeviri: Nil Deniz Kartal
36
Astım ve Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığı
fejfrey Dixon
Çeviri: Nil Deniz Kartal . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 136
SİNDİRİ M SİSTEMİ ACİLLERİ. ......................................... 140
37
Akut Karın Ağrısı
David M. Cline
Çeviri: M. Mahir Özmen . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 140
38
Bulantı ve Kusma
fonathan A.Maisel
Çeviri: M. Mahir Özmen . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 144
39
Birincil Olarak Diyare ile Seyreden Hastalıklar
fonathan A.Maisel
Çeviri: M. Mahir Özmen . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 146
40
Akut ve Kronik Konstipasyon
Jonathan A.Maisel
Çeviri: M.Mahir Özmen . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 151
Vii
Viii
iÇiNDEKiLER
41
Gastrointestinal Sistem Kanaması
Mitchell C. Sokolosky
Çeviri: M.Mahir Özmen . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 153
42
Özefagus Acilleri, Gastroözefagiyel Reflü Hastalığı ve Yutulan Yabancı Cisimler
Mitchell C. Sokolosky
Çeviri: M.Mahir Özmen . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 154
43
Peptik Ülser Hastalığı ve Gastrit
Matthew C. Gratton
Çeviri: M.Mahir Özmen . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 157
44
Pankreatit ve Kolesistit
Casey M. Glass
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin...................................................... 159
45
Akut Appandisit
Charles E. Stewart
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin...................................................... 163
46
Divertikülit
James C. O'Neill
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin...................................................... 166
47
İntestinal Obstrüksiyon ve Volvulus
Mark Hess
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin...................................................... 167
48
Çocuk ve Erişkinlerde Fıtık
Dave W Lu
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 168
49
Anorektal Hastalıklar
Chad E. Brarıecki
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 170
50
Karaciğer Hastalıkları, Sanlık ve Karaciğer Yetmezliği
Joshua A. Gentges
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 175
51
Genel Cerrahi İşlemlerin Komplikasyonları
Darıiel f. Egan
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin...................................................... 181
RENAL VE GENİTOÜREİNER BOZUKLUKLAR .......................... 184
52
Akut Böbrek Yetmezliği
Marc D. Squillante
Çeviri: Zaur İbrahimov ........................................................ 184
53
Rabdomiyoliz
Michael Levine
Çeviri: Zaur İbrahimov. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 188
54
Böbrek Yetmezliği ve Diyaliz Hastalarında Aciller
fonathan A. Maisel
Çeviri: Zaur İbrahimov ........................................................ 190
55
İdrar Yolu İnfeksiyonu ve Hematüri
David M. Cline
Çeviri: Zaur İbrahimov ........................................................ 192
56
Akut İdrar Retansiyonu
Casey M. Glass
Çeviri: Zaur İbrahimov ........................................................ 196
iÇINDEKiLER
57
Erkek Genital Problemleri
Body Burns
Çeviri: Zaur İbrahimov ................................................ 197
58
Ürolojik Taş Hastalığı
Geetika Gupta
Çeviri: Zaur İbrahimov........................................................ 201
59
Ürolojik İşlem ve Cihaz Komplikasyonları
Roy L.Alson
Çeviri: Zaur İbrahimov . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 205
kısım 9
OBSTETRİK VE JİNEKOLOJİ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 208
60
Gebe Olmayan Hastada Pelvik Ağrı ve Vajinal Kanama
Thomas W. Lukens
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 208
61
Ektopik Gebelik ve Gebeliğin İlk 20 Haftasındaki Aciller
Robert Jones
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı .................................................... 210
62
Gebelikte Eşlik Eden Hastalıklar
Abigail Hankin- Wei
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 213
63
Gebeliğin İkinci Yarısındaki Aciller
Howard Roemer
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı .................................................... 216
64
Acil Doğum
Stacie Zelman
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı .................................................... 218
65
Vulvovajinit
Stacie Zelman
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 221
66
Pelvik İnflamatuar Hastalık
Stacie Zelman
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 223
67
Jinekolojik İşlemlerin Komplikasyonları
Anitha Mathew
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 225
K Sifi 10
ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 228
68
Ateş ve Ciddi Bakteriyel Hastalıklar
Milan D.Nadkarni
Çeviri: Volkan Arslan . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 228
69
Yenidoğan Acilleri ve Sık Görülen Yenidoğan Sorunları
Howard Roemer
Çeviri: Volkan Arslan . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 232
70
Göz, Kulak, Burun ve Boğazın Sık Görülen Enfeksiyonları
David M. Spiro
Çeviri: Volkan Arslan . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 238
71
Stridor ve Ağızdan Salya Gelmesi
Kathleen M.Adelgais
Çeviri: Volkan Arslan . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 242
ix
X
iÇiNDEKiLER
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
İnfant ve Çocuklarda Wheezing
Donald H. Arnold
Çeviri: VolkanArslan ......................................................... 249
İnfant ve Çocukta Pnömoni
Donald H. Arnold
Çeviri: VolkanArslan ......................................................... 253
Pediyatrik Kalp Hastalıkları
Garth D. Meckler
Çeviri: VolkanArslan ......................................................... 255
İnfant ve Çocuklarda Kusma ve Diyare
Stephen B. Freedman
Çeviri: Damlanur Kucur . ...................................................... 260
Pediyatrik Abdominal Aciller
David l. Magilner
Çeviri: Damlanur Kucur. ...................................................... 265
İnfant ve Çocuklarda İdrar Yolları Enfeksiyonu
Justin Hı'. Sales
Çeviri: Damlanur Kucur. ...................................................... 268
Çocuklarda Nöbet ve Status Epileptikus
James C. O'Neill
Çeviri: Damlanur Kucur. ...................................................... 270
Çocuklarda Bozulmuş Mental Durum ve Koma
Kathleen M. Adelgais
Çeviri: Filiz Froohari Damarsoy ................................................ 274
Çocuklarda Senkop ve Ani Ölüm
Derya Caglar
Çeviri: Filiz Froohari Damarsoy ................................................ 277
İnfant ve Çocuklarda Hipoglisemi ve Metabolik Aciller
Matthew Hansen
Çeviri: Filiz Froohari Damarsoy ................................................ 279
Çocuklarda Diyabet
Adam Vella
Çeviri: Filiz Froohari Damarsoy ................................................ 282
İnfant ve Çocuklarda Sıvı ve Elektrolit Tedavisi
Jennifer R. Reid
Çeviri: Filiz Froohari Damarsoy ................................................ 284
Çocuklarda Kas İskelet Bozuklukları
Mark X. Cicero
Çeviri: Filiz Froohari Damarsoy ................................................ 287
İnfant ve Çocuklarda Döküntülü Hastalıklar
KimAskew
Çeviri: Ali Batur ............................................................. 293
Orak Hücreli Anemi
Ilene Claudius
Çeviri: Ali Batur ............................................................. 301
Çocuklarda Hematolojik ve Onkolojik Aciller
!lene Claudius
Çeviri: Ali Batur ............................................................. 304
iÇiNDEKiLER
88
İnfant ve Çocuklarda Renal Aciller
Deborah R. Liu
Çeviri: Ali Batur ............................................................. 309
ENFEKSİYÖZ HASTALIKLAR . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 313
89
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar
David M. Cline
Çeviri: Ali Batur ............................................................. 313
90
Toksik Şok Sendromu ve Streptokokal Toksik Şok Sendromu
Manoj Pariyadath
Çeviri: Ali Batur ............................................................. 318
91
92
93
Septik Şok
John Gough
Çeviri: Ali Batur ............................................................. 321
Yumuşak Doku Enfeksiyonları
David M. Cline
Çeviri: Ali Batur ............................................................. 324
Yaygın Vira! Enfeksiyonlar
Matthew].Scholer
Çeviri: Ali Batur ............................................................. 328
94
HIV Enfeksiyonu ve AIDS
David M. Cline
Çeviri: Ali Batur ............................................................. 333
95
96
97
Enfektif Endokardit
John C. Nalagan
Çeviri: Gül Nihal Kasap ....................................................... 338
Tetanoz ve Kuduz
Vincent Nacoıızi
Çeviri: Gül Nihal Kasap ....................................................... 339
Sıtma
David M. Cline
Çeviri: Gül Nihal Kasap ....................................................... 342
98
Gıda ve Su Kaynaklı Hastalıklar
David M. Cline
Çeviri: Gül Nihal Kasap ....................................................... 345
99
Zoonotik Enfeksiyonlar
Christopher R. Tainter
Çeviri: Gül Nihal Kasap ....................................................... 347
100 Gezgin Hastalıkları/Hastalıklar
David M. Cline
Çeviri: Gül Nihal Kasap ....................................................... 352
101 Nakil Hastası
David M. Cline
Çeviri: Gül Nihal Kasap ....................................................... 357
TOKSİKOLOJİ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 363
102 Zehirlenen Hastaların Genel Yönetimi
L.Keith French
Çeviri: Buğra İlhan ........................................................... 363
Xi
Xii
IÇiNDEKiLER
103 Antikolinerjikler
O. John Ma
Çeviri: Buğra İlhan . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 368
104 Psikofarmakolojik Ajanlar
C. Crawford Mechem
Çeviri: Buğra İlhan . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 369
105 Sedatif ve Hipnotikler
L.Keith French
Çeviri: Buğra İlhan ........................................................... 376
106 Alkoller
Michael P Kefer
Çeviri: Buğra İlhan . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 380
107 İlaç Kötüye Kullanımı
Shana Kusin
Çeviri: Buğra İlhan ........................................................... 383
108 Analjezikler
Joshua Nogar
Çeviri: Buğra İlhan . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 388
109 Metilksantinler ve Nikotin
L. Keith French
Çeviri: Mehmet Cihat Demir . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 393
110 Kardiyak İlaçlar
D.Adam Algren
Çeviri: Mehmet Cihat Demir . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 395
111 Antikonvülzanlar
Alicia B.Minns
Çeviri: Mehmet Cihat Demir . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 400
112 Demir
O. John Ma
Çeviri: Mehmet Cihat Demir . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 402
113 Hidrokarbonlar ve Uçucu Maddeler
Allyson A.Kreshak
Çeviri: Mehmet Cihat Demir . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 404
114 Kostikler
Christian A. Tomaszewski
Çeviri: Mehmet Cihat Demir . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 406
115 Pestisitler
Christian A. Tomaszewski
Çeviri: Mehmet Cihat Demir . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 408
116 Metaller ve Metaloidler
Christian A. Tomaszewski
Çeviri: Mehmet Cihat Demir . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 412
117 Endüstriyel Toksinler ve Siyanür
Christian A. Tomaszewski
Çeviri: Mehmet Cihat Demir ................................................... 415
118 Vitaminler ve Bitkisel Ürünler
Christian A. Tomaszewski
Çeviri: Mehmet Cihat Demir ................................................... 418
iÇiNDEKiLER
119 Dishemolobinemiler
Kristine L.Bott
Çeviri: Mehmet Cihat Demir . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 420
kısım 13
ÇEVRESEL ACİLLER. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 422
120
Soğuk Isırıkları ve Hipotermi
Michael C. Wadman
Çeviri: Mehmet Ali Karaca, Fulya Karaca . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 422
121 Isı Acilleri
T Paul Tran
Çeviri: Mehmet Ali Karaca, Fulya Karaca . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 424
122 Isırma ve Sokmalar
Burton Bent/ey II
Çeviri: Fulya Karaca, Mehmet Ali Karaca . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 426
123 Deniz Canlılarına Bağlı Zehirlenme ve Travma
Christian A. Tomaszewski
Çeviri: Fulya Karaca, Mehmet Ali Karaca . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 430
124 Yüksek Rakıma Bağlı Medikal Problemler
Christian A. Tomaszewski
Çeviri: Mehmet Ali Karaca, Fulya Karaca . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 433
125 Vurgun ve Dalış Komplikasyonları
Christian A. Tomaszewski
Çeviri: Mehmet Ali Karaca, Fulya Karaca . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 435
126 Boğulma
Richard A. Walker
Çeviri: Mehmet Ali Karaca, Fulya Karaca . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 438
127 Termal ve Kimyasal Yanıklar
Richard A. Walker
Çeviri: Mehmet Ali Karaca, Fulya Karaca . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 441
128 Elektrik ve Yıldırım Yaralanmaları
Sachita P. Shah
Çeviri: Mehmet Ali Karaca, Fulya Karaca . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 446
129 Karbon Monoksit Zehirlenmesi
Christian A. Tomaszewski
Çeviri: Mehmet Ali Karaca, Fulya Karaca . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 449
130 Mantar ve Bitki Zehirlenmeleri
B.Zane Horowitz
Çeviri: Mehmet Ali Karaca, Fulya Karaca . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 451
kısım ı ı
ENDOKRİN ACİLLERİ. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 454
131 Diyabetik Aciller
Michael P Kefer
Çeviri: Elif Öztürk .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 454
132 Alkolik Ketoasidoz
Michael P Kefer
Çeviri: Elif Öztürk .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 460
133 Tiroid Hastalıkları Acilleri
Michael P. Kefer
Çeviri: Elif Öztürk ............................................................ 461
Xiii
xiv
iÇiNDEKiLER
134 Adrenal Yetmezlik ve Adrenal Kriz
Michael P. Kefer
Çeviri: ElifÖztiirk ............................................................ 463
1'.ısım 1:;
HEMATOLOJİK VE ONKOLOJİK ACİLLER .............................. 466
135 Anemi ve Kanamalı Hastanın Değerlendirilmesi
Daniel A. Hande/
Çeviri: ElifÖztiirk ............................................................ 466
136 Edinsel Kanama Bozuklukları
Aaron Barksdale
Çeviri: ElifÖztiirk ............................................................ 471
137 Hemofililer ve Von Willebrand Hastalığı
Daniel A. Hande/
Çeviri: Elif Öztiirk ............................................................ 474
138 Orak Hücreli Anemi ve Diğer Kalıtsal Hemolitik Anemiler
fason B. Hack
Çeviri: ElifÖztiirk ............................................................ 477
139 Transfüzyon Tedavisi
T Paul Tran
Çeviri: ElifÖztiirk ............................................................ 479
140 Antikoagülanlar, Antiplatelet Ajanlar ve Fibrinolitikler
Jessica L. Smith
Çeviri: Elif Öztiirk ............................................................ 484
141 Malignitede Acil Komplikasyonlar
Ross f. Fleischman
Çeviri: ElifÖztiirk . ........................................................... 486
NÖROLOJİ. .......... ................................................. 494
142 Baş Ağrısı ve Fasyal Ağrı
Steven Go
Çeviri: Eda Çakır ..................................................... 494
143 İnme, Geçici İskemik Atak ve Servikal Arter Diseksiyonu
Steven Go
Çeviri: Eda Çakır............................................................. 497
144 Değişmiş Mental Durum ve Koma
C. Crawford Mechen
Çeviri: Eda Çakır.... ........................... .............................. 505
145 Ataksi ve Yürüme Bozuklukları
Steven Go
Çeviri: Eda Çakır............................................................. 509
146 Vertigo ve Baş Dönmesi
Ross J. Fleischman
Çeviri: Eda Çakır............................................................. 510
147 Erişkinlerde Nöbet ve Status Epileptikus
C. Crawford Mechem
Çeviri: Eda Çakır............................................................. 514
148 Akut Periferik Nörolojik Lezyonlar
Jeffrey L. Hackman
Çeviri: Eda Çakır............................................................. 517
iÇiNDEKILER
149 Kronik Nörolojik Bozukluklar
Sarah Andrus Gaines
Çeviri: Eda Çakır............................................................. 519
150 Merkezi Sinir Sistemi Enfeksiyonları ve Spinal Enfeksiyonlar
O. John Ma
Çeviri: Eda Çakır. ............................................................ 523
GÖZ, KULAK, BURUN, BOGAZ VE AGIZ CERRAHİSİ ..................... 528
151 Göz Acilleri
Steven Go
Çeviri: Mustafa Boz .......................................................... 528
152 Yüz ve Çene Acilleri
Jeffrey G. Norvell
Çeviri: Mustafa Boz .......................................................... 538
153 Kulak, Burun ve Sinüs Acilleri
Medley O. Gatewood
Çeviri: Mustafa Boz........................................................... 541
154 Ağız ve Diş Acilleri
Steven Go
Çeviri: Mustafa Boz........................................................... 545
155 Boyun ve Üst Havayolunun Enfeksiyonları ve Hastalıkları
Aaron Barksdale
Çeviri: Mustafa Boz. .......................................................... 550
DERİ HASTALIKLARI ................................................. 556
156 Dermatolojik Aciller
Daniel A. Hande!
Çeviri: Mustafa Boz. .......................................................... 556
157 Diğer Dermatolojik Hastalıklar
Daniel A. Hande/
Çeviri: Mustafa Boz. .......................................................... 560
ı... tllll J'I
TRAVMA ............................................................. 563
158 Erişkinlerde Travma
Jonathan S. Jlgen
Çeviri: Muhammed Saner ..................................................... 563
159 Çocuklarda Travma
Matthew Hansen
Çeviri: Muhammed Sarıer ..................................................... 564
160 Yaşlılarda Travma
O. John Ma
Çeviri: Muhammed Sarıer ..................................................... 566
161 Gebelikte Travma
Nicole M. Delorio
Çeviri: Muhammed Sarıer ..................................................... 568
162 Erişkinlerde ve Çocuklarda Kafa Travması
O. John Ma
Çeviri: Muhammed Sarıer ..................................................... 569
XV
xvi
iÇiNDEKiLER
163 Omurga ve Spinal Kord Travmaları
Todd Ellingson
Çeviri: Muhammed Saner ..................................................... 573
164 Yüz Travmaları
Jonathan S.Ilgen
Çeviri: Muhammed Sarıer ..................................................... 577
165 Boyun Travmaları
Katrina A.Leone
Çeviri: Muhammed Saner ..................................................... 579
166 Kardiyotorasik Travmalar
Ross J. Fleischman
Çeviri: Muhammed Saner ..................................................... 580
167 Abdominal Travma
O. John Ma
Çeviri: Muhammed Saner ..................................................... 584
168 Flank Bölge ve Kalçanın Penetran Travmaları
Christine Sullivan
Çeviri: Muhammed Saner ..................................................... 587
169 Genitoüriner Travmalar
Matthew C. Gratton
Çeviri: Muhammed Saner ..................................................... 588
170 Ekstremitelerin Penetran Travmaları
Amy M. Stubbs
Çeviri: Muhammed Saner ..................................................... 591
I , ·ı ı O
KEMİK VE EKLEM YARALANMALARI. . . • . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 593
ı 71
Ortopedik Yaralanmalarda İlk Değerlendirme ve Yönetim
Michael P. Kefer
Çeviri: Ziba Songur.... ... ......... ......... ... . ......... ....... . . . . .......... 593
172 El ve El Bileğı Yaralanmaları
Michael P. Kefer
Çeviri: Ziba Songur... ... . . . .......... . ........ .. .... . . ..... .. ..... . ... ..... .. 595
173 Ön Kol ve Dirsek Yaralanmaları
Sandra L.Najarian
Çeviri: Ziba Songur ........................................................... 598
174 Omuz ve Humerus Yaralanmaları
Sandra L.Najarian
Çeviri: Ziba Songur ........................................................... 601
175 Pelvis, Kalça ve Femur Yaralanmaları
Jeffrey G. Norvell
Çeviri: Ziba Songur ........................................................... 604
176 Diz ve Bacak Yaralanmaları
Sandra L. Najarian
Çeviri: Ziba Songur ........................................................... 609
177 Ayak ve Ayak Bileği Yaralanmaları
Sarah Andrus Gaines
Çeviri: Ziba Songur ........................................................... 613
iÇiNDEKiLER
178 Kompartman Sendromu
Sandra L.Najarian
Çeviri: Ziba Songur . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 615
Kısım 21
KAS İSKELET BOZUKLUKLARI . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 617
179 Boyun ve Torakolomber Ağrı
Amy M. Stubbs
Çeviri: Zehra Akçora. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 617
180 Omuz Ağrısı
Andrew D. Perron
Çeviri: Zehra Akçora .......................................................... 620
181
Kalça ve Diz Ağrısı
Jeffrey L. Hackman
Çeviri: Zehra Akçora . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 623
182 Eklemlerin ve Bursaların Akut Hastalıkları
Matthew C. DeLaney
Çeviri: Zehra Akçora . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 626
183 Sistemik Romatolojik Hastalıkların Acilleri
Michael P. Kefer
Çeviri: Zehra Akçora .......................................................... 629
184 Elin Enfeksiyöz ve Enfeksiyöz Olmayan Hastalıkları
Michael P. Kefer
Çeviri: Zehra Akçora. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 632
185 Ayağın Yumuşak Doku Hastalıkları
Robert L. Cloutier
Çeviri: Zehra Akçora .......................................................... 634
Kısım 22
PSİKOSOSYAL BOZUKLUKLAR . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 639
186 Davranış Bozuklukların Klinik Özellikleri
Lance H. Hoffman
Çeviri: İlter Ağaçkıran. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 639
187 Davranış Bozukluklarının Acil Değerlendirilmesi ve Stabilizasyonu
Lance H. Hoffman
Çeviri: İlter Ağaçkıran. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 640
188 Panik ve Konversiyon Bozuklukları
Lance H. Hoffman
Çeviri: İlter Ağaçkıran. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 643
189 Çocuk ve Yaşlı İstismar!
Jonathan Glauser
Çeviri: İlter Ağaçkıran. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 645
kısım 23
İSTİSMAR VE SALDIRI . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 648
190 Cinsel Saldırı ve Yakın Partner Şiddeti ve İstismarı
Sara Laskey
Çeviri: Serkan Kurtulmuş...................................................... 648
xvii
xviii
iÇiNDEKiLER
�. ,
GÖRÜNTÜLEMENİN İLKELERİ ..... ........... ... .... .. .. ...... ... ... . 650
191 Acil Serviste Bilgisayarlı Tomografi ve Manyetik Rezonans
Görüntüleme Kullanımının İlkeleri
L. Keith French
Çeviri: Ayşe Fulya Onat ....................................................... 650
192 Acil Serviste Ultrasonografik Görüntüleme İlkeleri
Catherine Erickson
Çeviri: Ayşe Fulya Onat ....................................................... 652
Kısım 2::,
YÖNETİM ............................................................ 655
193 Acil Servis Hizmetleri
C. Crawford Mechem
Çeviri: Asl ı Bilge İpek ......................................................... 655
194 Acil Servis Yönetimi
David M. Cline
Çeviri: Asl ı Bilge İpek ......................................................... 657
İndeks ...................................................................... 663
jYAZARLAR
Kathleen M. Adelgais, MD, MPH, Associate
Professor, Section of PediatricEmergency
Medicine, University of Colorado, Denver School
of Medicine, Aurora, Colorado
D. Adam Algren, MD, Assistant Professor,
Emergency Medicine and Pediatrics, Truman
Medical Center, University of Missouri-Kansas
City School of Medicine, Kansas City, Missouri
Roy L. Alson, MD, PhD, Associate Professor,
Department ofEmergency Medicine, Wake Forest
School of Medicine, Winston-Salem, North
Carolina
Donald H. Arnold, MD, MPH, Associate Professor,
Departments of Pediatrics andEmergency
Medicine, Vanderbilt University School of
lvfcdicine, t.Jashville, Tennesscc
Kim Askew, MD, Assistant Professor, Department
ofEmergency Medicine, Wake Forest School of
Medicine, W inston-Salem, North Carolina
Shad Baab, MD, Assistant Professor, Department
ofEmergency Medicine, Wake Forest School of
Medicine, Winston-Salem, North Carolina
Aaron Barksdale, MD, Assistant Professor,
Department ofEmergency Medicine, Truman
Medical Center, University of Missouri-Kansas
City School of Medicine, Kansas City, Missouri
Amy J. Behrman, MD, Associate Professor,
Department ofEmergency Medicine, Division of
Occupational Medicine, Hospital of the University
of Pennsylvania, Perelman School of Medicine,
Philadelphia, Pennsylvania
Burton Bentley il, MD, Attending Physician,
DepartmentEmergency Medicine, Northwest
Medical Center, Tucson, Arizona
Kristine L. Bott, MD, Assistant Professor,
Department ofEnıergency Medicine, University
of Nebraska Medical Center, Omaha, Nebraska
Chad E. Branecki, MD, Assistant Professor,
Department ofEnıergency Medicine, University
of Nebraska Medical Center, Omaha, Nebraska
Boyd D. Burns, DO, Assistant Professor, Residency
Director, Department ofEnıergency Medicine,
Oklahoma University School of Community
Medicine, Tulsa, Oklahoma
Derya Cağlar, MD, Assistant Professor Pediatrics,
Division ofEmergency Medicine, University
of Washington School of Medicine, Seattle,
Washington
J. Hayes Calvert, DO, Clinical Instructor, Departnıent
ofEm ergen ey Medicine, Wake Forest School of
Medicine, Winston-Salem, North Carolina
Shaun D. Carstairs, MD, Senior Faculty,
Department ofEmergency Medicine, Naval
Medical Center San Diego, San Diego, California
Mark X. Cicero, MD, Assistant Professor of
Pediatrics, Yale University School of Medicine,
New Haven, Connecticut
ilene Claudius, MD, Assistant Professor,Emergency
Medicine, Keck School of Medicine, University of
Southern California, Los Angeles, California
David M. Cline, MD, Professor, Department of
Emergency Medicine, Wake Forest School of
Medicine, Winston-Salem, North Carolina
Robert L. Cloutier, MD, Associate Professor,
Department ofEmergeney Medicine and
Pediatrics, Oregon Health & Science University,
Portland, Oregon
xix
XX
YAZARLAR
Marc F. Collin, MD, Associate Professor, Pediatrics,
Case Western Reserve University School
of Medicine, MetroHealth Medical Center,
Cleveland, Ohio
Casey M. Glass, MD, Assistant Professor,
Department of Emergency Medicine, Wake Forest
School of Medicine, Winston-Salem, North
Carolina
Nicole M. Delorio, MD, Associate Professor,
Department of Emergeney Medicine, Oregon
Health & Science University, Portland, Oregon
Jonathan Glauser, MD, MBA, Associate Professor,
Emergency Medicine, Case Western Reserve
University, MetroHealth Medical Center,
Cleveland, Ohio
Matthew C. DeLaney, MD, Attending Physician,
Department of Emergency Medicine, Mercy
Hospital, Portland, Maine
Jeffery Dixon, MD, Clinical Associate Professor,
Department of Emergency Medicine, University
of Oklahoma School of Community Medicine,
Hillcrest Medical Center, Tulsa, Oklahoma
Daniel J. Egan, MD, Associate Residency Director,
Department of Emergency Medicine, St. Luke's
Roosevelt Hospital Center, New York
Todd Ellingson, MD, Assistant Professor,
Department of Emergency Medicine, Oregon
Health & Science University, Portland, Oregon
Catherine Erickson, MD, Assistant Professor,
Department of Emergency Medicine, Oregon
Health & Science University, Portland, Oregon
Ross J. Fleischman, MD, MCR, Assistant Professor,
Department of Emergency Medicine, Oregon
Health & Science University, Portland, Oregon
Stephen B. Freedman, MDCM, MSc, Associate
Professor of Pediatrics, Divisions of Pediatric
Emergency Medicine and Gastroenterology,
Alberta Children's Hospital, University of
Calgary, Calgary, Alberta, Canada
L. Keith Freııch, MD, Assistant Professor,
Department of Emergency Medicine, Oregon
Health & Science University, Portland, Oregon
Saralı Andrus Gaines, MD, Assistant Professor
(Clinical), Department of Emergency Medicine,
Alpert Medical School of Brown University,
Providence, Rhode Island
Medley O. Gatewood, MD, Assistant Professor,
Department of Medicine, Division of Emergency
Medicine, University of Washington, Seattle,
Washington
Joshua A. Gentges, DO, Assistant Professor,
Emergency Medicine, University of Oklahoma
School Community Medicine, Hillcrest Medical
Center, Tulsa, Oklahoma
Steven Go, MD, Associate Professor, Department
of Emergency Medicine, Truman Medical Center,
University of Missouri-Kansas City School of
Medicine, Kansas City, Missouri
Jeffrey M. Goodloe, MD, Associate Professor,
Department of Emergency Medicine, University
of Oklahoma School of Community Medicine,
Schusterman Center, Tulsa, Oklahoma
John E. Gough, MD, Professor, Department of
Emergency Medicine, East Carolina University,
Greenville, North Carolina
Matthew C. Gratton, MD, Associate Professor
and Chair, Department of Emergency Medicine,
Truman Medical Center, University of Missouri­
Kansas City School of Medicine, Kansas City,
Missouri
Geetika Gupta, MD, Clinical Faculty, Emergency
Medicine, University of Michigan, St. Joseph
Mercy Hospital, Ann Arbor, Michigan
Jason B. Hack, MD, Associate Professor,
Director, Division of Medical Toxicology,
Department of of Emergency Medicine,
Alpert Medical School of Brown University,
Providence, Rhode Island
Jeffrey L. Hackman, MD, Assistant Professor,
Department of Emergency Medicine, Truman
Medical Center/University of Missouri-Kansas
City, Kansas City, Missouri
Daniel A. Handel, MD, MPH, Associate Professor
and Vice Chair, Department of Emergency
Medicine, Oregon Health & Science University,
Portland, Oregon
Abigail Hankin-Wei, MD, MPH, Assistant
Professor, Department of Emergency Medicine,
Emory University, Atlanta, Georgia
Matthew Hansen, MD, Fellow, Pediatric Emergency
Medicine, Oregon Health & Science University,
Portland, Oregon
YAZARLAR
Joshua T. Hargraves, MD, Assistant Professor,
Department of Emergency Medicine, Emory
University School ofMedicine, Atlanta, Georgia
N. Stuart Harris, MD, MFA, Chief ofDivision
ofWilderness Medicine,Director ofWilderness
Medicine Fellowship,Department of Emergency
Medicine,Massachusetts General Hospital,
Boston, Massachusetts
Mark Hess, MD, Assistant Professor,Department
Emergency Medicine,Wake Forest School of
Medicine,Winston-Salem, North Carolina
Brian C. Hiestand, MD, MPH, Associate Professor,
Department of Em ergeney Medicine,Wake Forest
School ofMedicine,Winston-Salem, North
Carolina
Lance H. Hoffman, MD, Associate Professor,
Department of Emergency Medicine,
University ofNebraskaMedical Center, Omaha,
Nebraska
B. Zane Horowitz, MD, Professor,Department
of Emergeney Medicine,MedicalDirector of
Oregon Poison Center, Oregon Health & Science
University, Portland, Oregon
Jonathan S. Ilgen, MD, MCR, Acting Assistant
Professor,Department ofMedicine,Division of
Emergency Medicine,University ofWashington,
Seattle,Washington
xxi
Sara Laskey, MD, Associate Professor,Department
of Emergeney Medicine, CaseWestern Reserve
University School ofMedicine,MetroHealth
Medical Center, Cleveland, Ohio
Katrina A. Leone, MD, Education Fellow and
Instructor, Department of Emergency Medicine,
Oregon Health & ScienceUniversity, Portland,
Oregon
Michael Levine, MD,Department of Emergency
Medicine, Section ofMedical Toxicology,
University of Southern California, Keck School of
Medicine, Los Angeles, California
Deborah R. Liu, MD, Assistant Professor of
Pediatrics,Department of Pediatrics, Keck School
ofMedicine ofUSC, Los Angeles, California,
Children's Hospital Los Angeles,Division of
Emergency Medicine, Los Angeles, California
Dave W. Lu, MD, MBE, Acting Instructor,
Department ofMedicine,Division of Emergency
Medicine,University of Washington School of
Medicine, Seattle,Washington
Thomas W. Lukens, MD, PhD, Associate Professor,
Emergency Medicine, CaseWestern Reserve
University,MetroHealthMedical Center,
Cleveland, Ohio
O. John Ma, MD, Professor and Chair,Department
of Emergency Medicine, Oregon Health &
ScienceUniversity, Portland, Oregon
Robert Jones, DO, Associate Professor,Department
of Emergency Medicine, CaseWestern Reserve
University,MetroHealthMedical Center,
Cleveland, Ohio
David 1. Magilner, MD, MSPH, Assistant Professor,
Department of Emergency Medicine,Wake Forest
School ofMedicine,Winston-Salem,North Carolina
Christopher Kabrhel, MD, MPH, Assistant
Professor, Surgery, HarvardMedical School,
Boston, Massachusetts,Department of Emergency
Medicine,Massachusetts General Hospital,
Boston,Massachusetts
Jonathan A. Maisel, MD, Assistant Clinical
Professor, Emergency Medicine, YaleUniversity,
New Haven, Connecticut,Department of
EmergencyMedicine, Bridgeport Hospital,
Bridgeport, Connecticut
Michael P. Kefer, MD, Attending Physician,
Oconomowoc, Wisconsin
David E. Manthey, MD, Professor,Department of
Emergency Medicine, AssociateDean forMedical
Education,Wake Forest School ofMedicine,
Winston-Salem, North Carolina
Allyson A. Kreshak, MD, Clinical Assistant
Professor,Department of Emergency Medicine,
University of California SanDiego, SanDiego,
California
Shana Kusin, MD, Adunct Clinical Instructor and
Toxicology Fellow,Department of Emergency
Medicine, Oregon Poison Center, Oregon Health
& ScienceUniversity, Portland, Oregon
Anitha Mathew, MD, Clinical Instructor,
Department of Emergency Medicine, Emory
University School ofMedicine, Atlanta, Georgia
Chad D. McCalla, MD, Assistant Professor,
Department of Emergency Medicine,Wake Forst
School ofMedicine,Winston-Salem,North Carolina
xxii
YAZARLAR
Rodney L. McCaskill, MD, Associate Professor,
Department of Emergeney Medicine, WakeMed,
Raleigh, North Carolina
Henderson D. McGinnis, MD, Assistant Professor,
Department of Emergency Medicine, Wake Forest
School ofMedicine, Winston-Salem,North Carolina
C. Crawford Mechem, MD, MS, Associate
Professor, Department of Emergency Medicine,
University of Pennsylvania Perelman School of
Medicine, Philadelphia, Pennsylvania
Bret A. Nicks, MB, MHA, Associate Professor,
Associate Dean, Department of Emergency
Medicine, Wake Forest Baptist Health, Winston­
Salem, North Carolina
Joshua Nogar, MD, Clinical Professor,
Department of Emergency Medicine &
Toxicology, University of California San Diego,
San Diego, California
Jeffrey G. Norvell, MD, Assistant Professor,
Associate Program Director, Emergency
Medicine, University of Kansas School of
Medicine, Kansas City, Kansas
Garth D. Meckler, MD,MSHS, Associate
Professor, Assistant Section Chief of Pediatric
Emergency Medicine, Director of Pediatric
Emergency Medicine Fellowship Program,
Department of Emergency Medicine, Oregon
Health & Science University, Portland, Oregon
James C. O'Neill, MD, Assistant Professor,
Department of Pediatrics and Emergency
Medicine, Wake Forest Baptist Health, Winston­
Salem,North Carolina
Chadwick D. Miller, MD, MS, Associate Professor,
Department of Emergency Medicine, Wake Forest
School ofMedicine, Winston-Salem,North
Carolina
Manoj Pariyadath, MD, Assistant Professor,
Department of Emergency Medicine, Wake
Forest Baptist Health, Winston-Salem, North
Carolina
Alicia B. Minns, MD, Assistant Professor of
Clinical Medicine, Department of Emergency
Medicine, University of California, San Diego,
California
Andrew D. Perron, MD, Professor and Residency
Program Director, Department of Emergency
Medicine, Maine Medical Center, Portland,
Maine
Alix L. Mitchell, MD, Senior Instructor, Department
of Emergency Medicine, Case Western Reserve
University School of Medicine,MetroHealth
Medical Center, Cleveland, Ohio
Thomas A. Rebbecchi, MD, Associate Professor,
Emergency Medicine, Robert Wood Johnson
Medical School/Cooper University Hospital,
Camden, New Jersey
Michael S. Mitchell, MD, Assistant Professor,
Department of Emergency Medicine, Wake Forest
School of Medicine, Winston-Salem, North
Carolina
Timothy Reeder, MD, MPH, Associate Professor,
Emergency Medicine, Brody School of Medicine
at East Carolina University, Greenville, North
Carolina
Vincent Nacouzi, MD, Attending Emergency
Physician, North Raleigh Medical Center,
Raleigh, North Carolina
Jennifer R. Reid, MD, Assistant Professor of
Pediatrics, University of Washington School of
Medicine, Seattle, Washington
Milan D. Nadkarni, MD, Associate Professor,
Department of Emergency Medicine, Wake Forest
Baptist Health, Winston-Salem, North Carolina
Howard Roemer, MD, Associate Professor,
Department of Emergency Medicine,
University of Oklahoma School of Community
Medicine, Schusterman Center, Tulsa,
Oklahoma
Sandra L. Najarian, MD, Assistant Professor,
Emergency Medicine, Case Western Reserve
University School of Medicine, MetroHealth
Medical Center, Cleveland, Ohio
John C. Nalagan, MD, Assistant Professor, Director
of Medical Student Education, Department of
Emergency Medicine, University of Oklahoma
School of Community Medicine, Schusterman
Center, Tulsa, Oklahoma
Justin W. Sales, MD, MPH, Attending Physician,
Pediatric Emergency Medicine, Randall Children's
Hospital, Portland, Oregon
Matthew J. Scholer, MD, PhD, Clinical Associate
Professor, Department of Emergency Medicine,
University ofNorth Carolina, Chapel Hill, North
Carolina
YAZARLAR
Sachita P. Shah, MD, Assistant Professor, Division
ofEmergencyMedicine, Department ofMedicine,
University of Washington School ofMedicine,
Seattle, Washington
Jessica L. Smith, MD, Assistant Professor of
EmergencyMedicine, Associate Program Director
ofEmergencyMedicine Residency,Emergency
Medicine, AlpertMedical School of Brown
University, Rhode Island Hospital, Providence,
Rhode Island
Mitchell C. Sokolosky, MD, Associate Professor
and Residency Program Director, Department of
EmergencyMedicine, Wake Forest Baptist Health,
Winston-Salem,North Carolina
David M. Spiro, MD, MPH, Associate, Department
ofEmergeney Medicine, Oregon Health &
Science University, Portland, Oregon
Marc D. Squillante, DO, Associate Professor,
EmergencyMedicine Residency Program
Director, Department of Surgery/Division of
EmergencyMedicine, University of Illinois
College ofMedicine at Peoria/OSF St. Francis
Medical Center, Peoria, Illinois
Charles E. Stewart, MD, MSc (DM), MPH,
Professor ofEmergency Medicine, Director of
Oklahoma Disaster Institute, Department of
EmergencyMedicine, University of Oklahoma,
School of CommunityMedicine, Schusterman
Center, Tulsa, Oklahoma
Amy M. Stubbs, MD, Assistant Professor of
EmergencyMedicine, Associate Residency
Program Director, TrumanMedical Center,
University of Missouri-Kansas City School of
Medicine, Kansas City, Missouri
Christine Sullivan, MD, Assistant Professor,
Department ofEmergencyMedicine,
TrumanMedical Center, University ofMissouri­
Kansas City School ofMedicine, Kansas City,
Missouri
Carolyn K. Synovitz, MD, MPH, Clinical Associate
Professor, Department ofEmergeney Medicine,
University of Oklahoma, School of Community
Medicine, Tulsa, Oklahoma
Christopher R . Tainter, MD, Assistant Professor,
Department ofEmergency Medicine, University
of Oklahoma School of CommunityMedicine,
Tulsa, Oklahoma
xxiii
James K. Takayesu, MD, MSc, Assistant
Professor,Emergency Medicine, Harvard
Medical School, Bostan,Massachusetts,
Massachusetts General Hospital, Baston,
Massachusetts
Christian A. Tomaszewski, MD, Professor of
ClinicalMedicine, Department ofEmergeney
Medicine, University of California San Diego
Medical Center, San Diego, California
T. Paul Tran, MD, Associate Professor,
Department ofEmergency Medicine, University
ofNebraska College ofMedicine, Omaha,
Nebraska
Adam Vella, MD, Associate Professor,Emergency
Medicine,Mount SinaiMedical Center,New
York,New York
Robert J. Vissers, MD, Adjunct Associate Professor,
Department ofEmergency Medicine, Oregon
Health & Sciences University, Portland, Oregon
Michael C. Wadman, Associate Professor,
Department ofEmergencyMedicine, University
ofN ebraska College ofMedicine, Omaha,
Nebraska
Richard A. Walker, MD, Associate Professor,
Emergency Department, University ofNebraska
Medical Center, Omaha,Nebraska
Clare F. Wallner, MD, Adjunct Instructor, Fellow,
Department ofEmerge neyMedicine, Oregon
Health & Science University, Portland, Oregon
Sandra L. Werner, MD, Assistant Professor,
Associate Director ofEmergencyMedicine
Residency Program, Department ofEmergency
Medicine, Case Western Reserve University,
MetroHealthMedical Center, Cleveland, Ohio
Lori Whelan, MD, Assistant Professor, Department
ofEmergencyMedicine, University of
Oklahoma School of Community Medicine,
Tulsa, Oklahoma
Mary Wittler, MD, Assistant Professor, Department
ofEmergencyMedicine, Wake Forest Baptist
Health, Winston-Salem,North Carolina
Stacie Zelman, MD, Assistant Professor,
Department ofEmergency Medicine,
Wake Forest Baptist Health, Winston-Salem,
North Carolina
I ÇEVİRİYE KATKIDA BULUNANLAR
Dr. İlter Ağaçkıran
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Aslı Bilge İpek
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Zehra Akçora
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Fulya Karaca
Halil Şıvgın Çubuk
Devlet Hastanesi
Dr. Mahmut Sami Akıllı
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Doç. Dr. Mehmet Ali Karaca
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Doç. Dr. Meltem Akkaş
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Nil Deniz Kartal
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Doç. Dr. Nalan Metin Aksu
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Gül Nihal Kasap
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Volkan Arslan
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Damlanur Kucur
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Ali Batur
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Öğr. Gör. Dr. Mehmet Mahir Kunt
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Mustafa Boz
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Serkan Kurtulmuş
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Eda Çakır
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Ayşe Fulya Onat
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Filiz Froohari Damarsoy
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Prof. Dr. M. Mahir Özmen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Genel Cerrahi Anabilim Dalı
Dr. Mehmet Cihat Demir
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Elif Öztürk
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Doç. Dr. Bülent Erbil
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Muhammed Saner
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Zaur İbrahimov
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Ziba Songur
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Dr. Buğra İlhan
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Acil Tıp Anabilim Dalı
Doç. Dr. Tevfik Tolga Şahin
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Genel Cerrahi Anabilim Dalı
xxv
löNSÖZ
Acil tıp, uykunun ne olduğunu bilmeyen ve ancak bir sonraki kritik hamleyi yapmak
için gerekli bilgiyi toplamak amacıyla dinlenilen bir uzmanlık alanıdır. Emergency
Medicine: Just the Facts kitabının 3. baskısı, kısa ve öz içeriğin, okuyucunun önemli
bilgileri aklında tutmasını kolaylaştırdığı varsayımıyla yazılmıştır. Bu baskının önce­
ki baskılardan ne kadar ileri olduğunun okurlar tarafından hemen fark edileceğini
umuyoruz. Bu baskıda lOO'ü aşkın radyografi filmi / renkli görüntüler, 93 karakalem
resim/EKG'ler ve materyalleri anlamanıza yardımcı olmak için tasarlanmış 300 tablo
mevcuttur. Bu değişim, ödüllü* ana ders kitabı olan Tintinalli'nin Emergency Medici­
ne: A Comprehensive Study Guide kitabının 7. Baskısındaki gelişimin yanı sıra, teşhis
amaçlı görüntüleme konusundaki ilerlemeleri de yansıtmaktadır. Acil tıp sınavlarının
birçoğu, resimli uyaran bölümü içerdiğinden, ders kitabına bunların eklenmesi, okur­
ların bu tür soruları yanıtlamasına yardımcı olacaktır.
Hedefimiz, acil tıp uzmanlık alanındaki bilgilerini güncellemek isteyen klinisyen­
lere, bu alandaki uygulamaların kısa, ancak kapsamlı bir değerlendirmesini sunmak­
tır. Ana ders kitabının bu alanda otorite olması gerekse de, bu kitap, 2120 sayfalık ana
ders kitabının aksine, okurların acil tıp alanındaki gelişmeleri haftalarla ifade edilebi­
lecek bir sürede gözden geçirmesini mümkün kılar. Çocuklarda hematolojik - onko­
lojik acil durumlar ve renal acil durumlar hakkında yeni bölümlerle, kitabın pediatri
konusundaki kapsamı genişletilmiştir. Bunun yanında, kitapta düşük ihtimalli koro­
ner sendromlar, üriner retansiyon, gıda ve su ile bulaşan hastalıklar ve dünya seyahati
yapan kişiler hakkında yeni bölümlerin yanı sıra, toksikoloji ve travma hakkında daha
fazla tartışma yer almaktadır. Renkli fotoğraflar ve tanı görüntüleri, zorlu ve hayati
tehlike oluşturan bozuklukların hemen tanınması için ilgili bölümlere eklenmiştir.
Bu kitabı oluşturmamızda bize yardımcı olan Emergency Medicine: Just the Facts
bölümlerinin yazarlarına, işlerine olan bağlılıkları ve iş etiklerinden dolayı memnuni­
yetimizi sunuyoruz. Tüm yazarlar deneyimli klinisyenlerdir. Yoğun çalışmalarından
zaman ayırıp bu konuları özetledikleri için hepsine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ayrı­
ca, bize bu projede yardımcı olan, özellikle McGraw-Hill Medical'dan Anne M. Sydor
ve Christie Naglieri'ye minnettarız. Son olarak, sürekli büyüyen ailelerimizin verdiği
sevgi, destek ve cesaret olmadan, bu kitabın yayımlanması mümkün olmazdı. Bu ki­
tap, DMC Lisa, Jill, Olivia, Paul ve Joseph'e; OJM OHSU Acil Tıp Bölümü asistanları
ve öğretim görevlilerine; RKC Marc, Matthew, Lissy ve Noah'ya; GDM Roo, Padre
ve Steve'e; SHT Caroline, Sara Alice ve Catherine'e; DAH Nicole, Zachary ve Logan'a
armağan edilmiştir.
David M. Cline, MD
O. John Ma, MD
Rita K. Cydulka, MD
Stephen H. Ihomas, MD
Daniel A. Handel, MD
Garth D. Meckler, MD
*T intinalli'nin Emergency Medicine kitabının 7. Baskısı, İngiltere Tıp Birliği tarafından
cerrahi ders kitapları kategorisinde birincilik ödülüne layık görülmüştür.
xxvii
ÇEVİRİ EDİTÖRLERİ ÖNSÖZÜ
Emergency Medicine: Just the Facts kitabının 3. baskısının çevirisini tamamlamış ol­
maktan büyük mutluluk duyuyoruz. Hacettepe Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı
olarak Tintinalli'nin Acil Tıp El kitabı ile başladığımız acil tıp alanındaki tüm önemli
kaynakları dilimize çevirme yolculuğumuz yine mükemmel bir Tintinalli kitabı ile
devam ediyor.
Tintinalli Acil Tıp El Kitabı'nın çevirisinde özellikle vurgulanan aşağıdaki parag­
rafı buraya da aktarmak isteriz: "Herşeyin ve herkesin üstünüze üstünüze geldiği bir
ortamda çoğu zaman yalnız başınıza hem etik, hem vicdani, hem rasyonel olmalı
hem de çözümü en kısa sürede üretmelisiniz. Bu işi yaparken hata yapmamak için
de kafanızda tanı ve tedavi şablonları oturmuş, hastalıklara ait görsel hafızanızın çe­
şitliliği tam ve beceri eğitimlerinizin yerli yerinde olması gerekiyor. Tam da burada
Tintinalli1er devreye giriyor. Aslında bu kitap her acil tıpçının en iyi arkadaşı. Eğitimi
boyunca yanı başından ayırmadığı bir kaynak. Ancak ana kitabın cüssesi onu her za­
man erişilebilir olmaktan çıkarıyor:'
Tintinalli'nin Acil Tıp: Bilinmesi Gerekenler kitabı, bilgilerini güncellemek isteyen
klinisyenlere, bu alandaki uygulamaların kısa, ancak kapsamlı bir değerlendirmesini
sunuyor. 2000 sayfadan daha fazla olan Textbook'tan farklı olarak okurların çok kısa
sürede herşeyi gözden geçirmelerine de olanak sunuyor.
Elinizdeki kitapta editörlüğü birlikte yürüttük. Ancak itiraf etmeliyiz ki, Hacettepe
Üniversitesi Acil Tıp AD'da ve Genel Cerrahi AD'daki bilim ve eğitime adanmış öğre­
tim üyeleri ve çok değerli asistanlarımız olmasa idi bu proje asla gerçekleştirilemezdi.
Çeviriler dışında indeksi de hazırlama işini üstlenen Dr. Volkan Arslan ve son
kontrollerde yardımlarını esirgemeyen Dr. Elif Öztürk bunca yoğunluk arasında bu
zor görevi de üstlendikleri için ayrıca şükranlarımızı sunuyoruz.
Kitabın dilimize kazandırılmasında en başından başlayarak işleri kolaylaş­
tıran Güneş Tıp Kitabevleri'nin sahipleri Sayın Murat Yılmaz ve Polat Yılmaz'a;
Yayın Koordinatörü Sayın İhsan Ağın'a ve dizgi ekibine, kısaca tüm çalışanlarına katkı
ve destekleri için teşekkür ediyoruz.
Tintinalli'nin Acil Tıp: Bilinmesi Gerekenler kitabı'nın okuyucularında yeni ufuklar
açması dileğiyle tüm acil tıp asistanlarına ithaf ediyoruz.
Saygılarımızla,
Prof. Dr. M. Mahir ÖZMEN
Doç. Dr. Bülent ERBİL
xxix
Kısım 1
TEST HAZIRLAMA VE PLANLAMA
1
ACİL TIP Y ETERLİLİK
SINAVLARI İLE İLGİLİ
GERÇEKLER
David M. Cline
Çeviri: Bülent Erbil
• BAŞLANGIÇ YAKLAŞIMI
• Amerikan Acil Tıp Yeterlilik kurulu (AATB-ABEM)
her yıl 3 yazılı sınav yapmaktadır: Yeterlilik Sınavı
(eski Sertifıkasyon Sınavı), ConCert Sınavı (eski
Resertifıkasyon Sınavı) ve Eğitim İçi (In-Training)
Sınavı. 2004 yılı Acil Tıp Sürekli Sertifıkasyon (Con­
Cert) ve Hayat Boyu Öğrenme ve Kendini-Değer­
lendirme (HBÖKD) sınavlarının başlangıcı oldu.
• Sınavın içeriğine ek olarak, başlangıç AATB sertifı­
kasyonu ve sertifıkasyonun devamı için bazı şartlar
mevcuttur. Bu sınavlara ilişkin güncel bilgiler için,
ABEM web sitesini (www.abem.org) inceleyiniz.
• Amerikan Acil Tıp Osteopatik Board'u (AATOB­
AOBEM) yılda bir mart ayı orta-sonlarında serti­
fikasyon sınavı yapar. Sürekli O steopatik Öğrenme
Değerlendirmesi (SOÖD-COLA) olarak adlandırı­
lan AATOB, Acil Tıp sürecinde Sürekli Sertifikas­
yon olarak uygulanmaktadır. Sınavın içeriğine ek
olarak, başlangıç AATOB sertifıkasyonu ve sertifı­
kasyonun devamı için bazı şartlar mevcuttur. Daha
fazla bilgi için www.aobem.org'a bakınız
• AATB YAZILI Y ETERLİLİK SINAVI
• AATB Yeterlilik Sınavı her yıl ülke dışında çeşitli
yerlerdeki bilgisayarlı test merkezlerinde kasım
ayının ilk günlerinde yapılır. Test sitesi bilgileri için
www.abem.org' a bakınız.
• AATB Yeterlik Sınavı, yaklaşık 305 tek yanıtlı,
olumlu ifadeli, çoktan seçmeli sorudan oluşur.
• Soruların %10 - %15'nin arasında bir resimli uyarı
mevcuttur.
• Her sınav yaklaşık 8 saat uzunluğundadır, yaklaşık
6,5 saat gerçek test zamanı (soru başına 1,3 dakika)
ayrılmıştır. 3 saat 10 dakikalık iki ayrı zaman ayarlı
test oturumlarına ayrıldığı için öğle yemeği için bir
ara mevcuttur.
• Yeterlilik Sınavından geçme/başarısızlık kriteri,
puanlama amacıyla sınava dahil olan bu test mad­
delerinin %75'nin doğru olmasıdır.
• Sınavın genellikle üçte ikisi veya dörtte üçü puan­
lı olup, dörtte birlik-üçte birlik oranı da yeni sınav
içeriğinden alınarak birlikte puanlanır. Bu araştır­
ma soruları güvenilirlik için standart sorular ile
karşılaştırılır ve takip eden sınavın puanlanmış
sorularını içerebilir. Tipik olarak bir sorunun pu­
anlanmış soru olarak kullanılması için oluşturulma
zamanından 2 yıl geçmesi gerekir.
• Son 20 yılda yeterlik sınavında başarı oranları ilk
kez girenler için %90 ve genel olarak %78 olmuştur.
• 2002 sınavları ile başlayarak, yazılı sınavların konu­
ları Acil Tıp Klinik Uygulama Modeli ve revizyon­
larına dayanmaktadır.
• Bu kitabın bölümleri ile karşılaştırılmış sınav
içeriğinin bir yüzde dağılımı Tablo 1-1 'de liste­
lenmiştir. Soruların pek çoğu farklı olmasına rağ­
men, içerik yüzdeleri her üç AATB yazılı sınavları
için aynıdır. Acil Bilinmesi Gerekenler (3. Baskı)
çok sayıda konuları içeren çeşitli bölümlerden
oluşmaktadır; bu nedenle, bizim bölümlerimiz
tam olarak sınav soru içerik alanları ile ilişkili de­
ğildir.
• Yazılı sınavlara hazırlanan hekimlerin göz önünde
bulundurması gereken bir diğer konu, keskinlik
dağılımıdır. Sınav soruları, %27 kritik, %37 yeni
ortaya çıkan, %27 düşük keskinlik, %9 keskinlikle
ilişkisiz olmak üzere hastaların keskinliğine (veya
her bir keskinlik kategorisindeki hastaların bakı­
mına ilişkin konulara) göre derecelendirilmektedir.
Dolayısıyla, bu içerik, sınavın %64'ünü oluşturdu­
ğundan, belirli konu alanlarını gözden geçirirken,
okurların kritik veya yeni ortaya çıkan hasta başvu­
rularına yoğunlaşması gerekir.
• ConCert Sınavına (önceki adıyla Resertifıkasyon
Sınavına) kıyasla, Yeterlilik Sınavında patofizyoloji
temelli daha çok soru mevcuttur. Soruların kabaca
%60'ı yönetim temelli olup, bunların birçoğunda
tanının klinik açıklamaya göre yapılması gerekli­
dir. Soruların %20'si tanı kriterlerinden oluşurken,
%10'Iuk bir bölüm patofızyoloji temellidir. Sorula­
rın geri kalan %10'luk bölümü ise acil durum de-
1
KISIM 1 • TEST HAZIRLAMA VE PLANLAMA
2
TABLO 1-1
İçerik Kategorisine göre Test Öğelerinin Yüzdelik Dağılımının, Acil Tıp Bilinmesi
Gerekenler kitabının 3. Baskısıyla Karşılaştırılması.
TANI
YAZILI SINAV
YÜZDELİK
DAGILIMI
BÖLÜM
SAYISI
(YÜZDE)
Belirtiler,bulgular ve prezentasyonlar
%9
14(7.2+)
7,9, 10,19,31, 37,51, 59,67,68,69, 102,
119, 172, artı "tüın bölümlerdeki Klinik Özellikler"
Abdominal ve gastrointestinal bozukluklar
%9
15(7.7)
38-50, 75, 76
Kardiyovasküler bozukluklar
%10
16(8.2)
4,5,20-30, 74,80,95
Deri bozuklukları
%2
4(2.1)
85 92,156,157
Endokrin, metabolizma ve beslenme bozuklukları
%3
8(4.1)
6, 81-83,131-134
Çevresel bozukluklar
%3
11(5.7)
120--130
Baş, kulak, göz,burun ve boğaz bozuklukları
%5
7 (3.6)
70,71, 151-155
Hematolojik. bozukluklar
%2
9(4.6)
86,87, 135-141
İmmün sistem bozuklukları
%2
4(2.1)
8, 94,101, 183
Sistemik enfeksiyon hastalıklar
%5
9(4.6)
89-91,93,96-100
Kas ve iskelet bozuklukları (travmatik. olmayan)
%3
7(3.6)
179-185
Sinir sistemi bozuklukları
%5
11(5.7)
78,79,142-150
Kadın hastalıkları ve doğum
%4
7(3.6)
60-66
Psikodavranışsal bozuklukları
%3
6(3.1)
13,186-190
Renal ve ürogenital hastalıklar
%3
7(3.7)
52-57, 77,88
Göğüs ve solunum bozuklukları
%8
7(3.7)
31-36, 72,73,
Toksikoloji
%4
16(8.2)
103-118
Travmatik bozukluklar
%11
21(10.8)
84, 158-160, 162-178
Prosedürler ve beceriler
%6
11(5.7)
3,11-18,191,192
Diğer bileşenler(idari ve hukuki konular dahil)
%3
5(2.6)
1, 2, 98,193, 194
partmanının yönetimi, acil tıp hizmetleri (ATH
EMS), afet tıbbı ve muhtelif konulardan oluşur.
Sertifikanın geçerliliği 1 O yılda bir sona ermekte
olup, resertifikasyon işlemlerinde Sürekli Sertifika­
landırma sürecine katılım gereklidir (bkz. bu bölü­
mün ileriki kısımlan).
AATB SÜREKLİ
SERTİFİKALANDIRMA (SERTİFİKA
YENİLEME)
•
Sertifika yenileme sürecinin adı Sürekli Sertifika­
landırına olarak değiştirilmiştir ve artık dört ge­
rekliliğe sahiptir: (1) profesyonel durum, (2) der­
gi makalelerinin temel alındığı yıllık Yaşam Boyu
Öğrenim Kişisel Değerlendirme (YBÖKD-LLSA),
ACİL-TIP BİLİNMESİ GEREKENLER
KİTABiNiN BÖLÜMLERİ
testleri (3) bilişsel uzmanlığın değerlendirilmesi
(ConCert sınavı) ve (4) uygulama performansı de­
ğerlendirmesi.
Boarddan/kuruldan diploma alan tüm hekimlerin,
web sitesinden sertifika yenileme gerekliliklerini
kontrol etmesi gerekir. Bu gereklilikler, mevcut ser­
tifıkanın sona erme tarihine göre değişiklik gösterir.
Mesleki durum bilgileri (yukarıda 1 numaralı mad­
de) ve uygulama performansı değerlendirmesi (yu­
karıda 4 numaralı madde) AATB web sitesi www.
abem.org adresinde mevcuttur.
LLSA testleri için yıllık okuma listesi, AATB web
sitesi www.abem.org adresinde mevcuttur. LLSA
testlerinde bu okumalar temel alınmaktadır.
Yeni ConCert Sınavı, (4.25 saati sınavın kendisi
olmak üzere) 5.25 saatlik bir deneyimdir ve ülke
BÖLÜM 1 • ACiL TIP YETERLiLiK SINAVLARI iLE iLGiLi GERÇEKLER
•
genelinde 200 adet bilgisayar temelli test merkezinde mevcuttur. Daha fazla bilgi için, www.abem.org
adresinden AATB web sitesini inceleyin.
ConCert Sınavı, acil tıp hekiminin hastaları tedavi
ederken bilinesi gereken hususlar üzerinde yoğun­
laşan yaklaşık 205 adet tek yanıtlı, çoktan seçmeli,
olumlu yazılmış sorudan oluşur.
Test sorularının yaklaşık %15'i resim içermekte
olup, bu sorular genellikle sınavın ilk bölümünde
yer alır.
Sınavın içeriği, Acil Tıp Klinik Uygulama Modeli
(The Model of the Clinical Practice of Emergency
Medicine) ile sonraki baskılarından gelir.
ConCert Sınavı, birkaç yıl boyunca LLSA maka­
lelerinin içeriğiyle ilişkili sorular içermiş olsa da,
makalede geçen öneriler bu alanda standart uy­
gulama haline gelmediği sürece bu durum geçerli
değildir.
ConCert Sınavı için geçme/kalma kriteri, sınava
puanlama amacıyla dahil edilen test öğelerinin
yaklaşık %75'inin doğru yanıtlanması olmuştur.
Sınavın genellikle üçte ikisi veya dörtte üçü puan­
lı olup, dörtte birlik-üçte birlik oramda yeni sınav
içeriğinden alınarak birlikte puanlanır. Bu araş­
tırma soruları, güvenilirlik açısından standardize
sorularla karşılaştırılır ve sonraki sınav döngüsüne
puanlı öğeler olarak dahil edilebilir.
2004 yılından bu yana ConCert Sınavlarını ortala­
ma geçme oranı %95'tir.
Yeterlilik Sınavına kıyasla, ConCert Sınavı daha
klinik temellidir ve daha az patofizyoloji sorusu
içerir.
LLSA okumalarının içeriği, AATB web sitesinde
yayınlanır. Uygulanmaya başladığı ilk on yıl bo­
yunca, LLSA okumalarının konuları model müf­
redatın belirli konular üzerinde yoğunlaşan alan­
larından seçilmiştir. Örneğin, 2013 yılı konuları,
göğüs - solunum bozuklukları, bağışıklık sistemi
bozuklukları ve kas - iskelet sistemi bozuklukları
olmuştur. 2014 yılından başlamak üzere, okumalar
Acil Tıp modelinin geniş bir yelpazesinden seçile­
cek olup, 9 yıllık dönemin dışına çıkacaktır.
Sınav içeriğinin, bu kitabın bölümleriyle karşılaş­
tırmalı yüzdelik dağılımı, Tablo 1-1 'de verilmiştir.
Soruların birçoğunun farklı olmasına karşın, içe­
rik yüzdeleri, AATB yazılı sınavlarının üçü için de
aynıdır. Acil Tıp Bilinmesi Gerekenler kitabı, birden
fazla konu içeren bölümler içerdiğinden, kitabın
bölümleri, tam olarak sınav sorularının içerik alan­
larıyla bire bir ilişkili değildir.
3
AATB Kurul Sertifikasının geçerliliğini sürdürmek
için sertifikanın 1 O yılda bir yenilenmesi gereklidir.
AATB EGİTİM İÇİ SINAVI
Tüm acil tıp asistanları, her yıl Şubat ayının sonun­
da Eğitim İçi Sınava tabi tutulur.
Yaklaşık 225 sorudan oluşan tek oturumluk bu sı­
nav, 4 saat 30 dakika sürer (soru başına 1.1 dakika).
Diğer AATB sınavlarının aksine, geçme/kalma kri­
teri yoktur. Bunun yerine, asistanlar ülke genelinde
kendileriyle aynı eğitim düzeyine sahip diğer asis­
tanlarla karşılaştırılır. Eğitim programlarının pu­
anları, ülke genelindeki diğer eğitim programları­
nın puanlarıyla ayrı ayrı karşılaştırılır ve bu bilgiler,
asistanlık programı müdürlerine verilir.
Sınavın konusu, Acil Tıp Klinik Uygulama Modeli
ve revizyonları üzerine kuruludur.
Tüm soruların hedefi, üçüncü yılındaki bir acil tıp
asistanının bilgi ve deneyim düzeyine eşdeğerdir.
Sınav içeriğinin, bu kitabın bölümleriyle karşılaş­
tırmalı yüzdelik dağılımı, Tablo 1-1 'de verilmiştir.
Soruların birçoğunun farklı olmasına karşın, içe­
rik yüzdeleri, AATB yazılı sınavlarının üçü için de
aynıdır. Acil Tıp Bilinmesi Gerekenler kitabı, birden
fazla konu içeren bölümler içerdiğinden, kitabın
bölümleri, tam olarak sınav sorularının içerik alan­
larıyla bire bir ilişkili değildir.
AATB YAZILI SERTİFİKA SINAVI
•
•
AATB Sertifika Sınavı, her yıl Mart ayının ortası ile
sonu arasında yapılır.
AATB ve AATOB yazılı sınavı içerik alanları birbi­
rine benzerdir. Ancak AATB, organ temelli sistem
kategorizasyonu içerisinde pediatri içeriğinin yanı
sıra, diğer kategorilerden yönetimsel ve afet tıbbı
konularını içerirken, AATOB benzer sistem temel
alan kategorizasyon içerisinde vital bulgular ve baş­
vuruları içerir. Detay için AOBEM web sayfasına
bakınız.
Sınav içeriğinin yüzdelik dağılımı, Tablo 1-1'de be­
lirtilen konu alanlarına benzerdir.
AATB gibi, AATOB için de bir geçme puanı vardır
fakat bu puan henüz yayınlanmamıştır. Ayrıca her
iki sınavın da değerlendirme ve standartlaştırma
sürecinde olan puansız test öğeleri vardır.
KISIM 1 • TEST HAZIRLAMA VE PLANLAMA
4
2
TEST UYGULAMA
TEKNİKLERİ
David M. Cline
Çeviri: Bülent Erbil
• Mükemmel bir test performansı, iyi planlanmış ça­
lışma yöntemleri ve dikkatlice uygulanan test uy­
gulama teknikleri gerektirir.
SINAV HAZIRLIGI VE HEKİM
PERFORMANSI
• Sınav hazırlık teknikleri ve testin başarılı bir biçim­
de tamamlanması, acil tıp alanı içerisinde çok araş­
tırılmamıştır. Diğer tıp uzmanlık alanlarında veya
mesleki alanlarda yapılan çalışmaların, acil tıp kurul
sınavlarıyla ilişkili olabileceği gibi olmamasıda.
• Sürekli tıp eğitiminin, klinik uygulamalar üzerinde
olumlu etki sahibi olduğunu gösteren çok az kanıt
vardır.
Uygulama becerilerini vurgulayan etkileşimli otu­
rumların, hekimin uygulama davranışları üzerinde
olumlu bir etkisi olabilir.
Düzenli didaktik eğitim konferanslarının test per­
formansını etkilediğine ilişkin çok az kanıt vardır.
Sınav içeriğine yoğunlaşan yoğun bir konferans se­
risinin, sonrasındaki test performansını artırabildi­
ği gösterilmiştir.
Cerrahi asistanlarının konferanslara daha fazla
katılmasının, daha yüksek performans geçmişine
sahip asistanların test performansını olumlu etki­
lediği gösterilmiştir.
• Diğer uzmanlık alanlarında yapılan araştırmalar,
bağımsız çalışma, ders kitabının programlı olarak
gözden geçirilmesi ve asistamn kişisel çabası gibi
daha iyi bir test performansıyla ilişkili birçok etke­
nin olduğunu göstermiştir.
Hem nöroloji, hem de cerrahi alanında, geçmiş eği­
tim içi sınav performansları, sertifika sınavı perfor­
mansı konusunda ipuçları vermiştir.
• Cerrahi asistanlarında, sınavdan önceki gece nöbet­
te olmak, eğitim içi sınav puanlarını etkilememiştir.
ÇALIŞMA TEKNİKLERİ
Yaygm çalışma kuralları temel almarak, aşağıda ve­
rilen teknikler tavsiye edilmektedir. Acil tıp alanında
herhangi bir destekleyici çalışma yapılmamıştır.
Test öncesi kalan zamanda çalışma hedeflerinizi
gerçekleştirmek için bir zaman programı oluştura­
rak başlayın. Mevcut bilgilerinizde ve son gözden
geçirdiğiniz bilgilerdeki boşlukları kapatmak için
bir soru � cevap kitabı kullanarak bu kitabı oku­
maya zaman ayırın. Zaman programmızın yazılı
olması ve ilerlemenizi gözden geçirmeniz için sık
sık kontrol edilmesi gereklidir.
Konsantre olmamzı sağlayan ve dikkatinizi dağıt­
mayan bir çalışma yeri bulun. Tek bir yerde çalış­
manm, üniversite öğrencilerinin sınav performan­
sım artırdığı kamtlanmıştır.
Konunun genel bir görünümünü elde etmek için, her
bölümü okumaya, konu başlıklarına göz atarak başla­
yın. Zihninizde aşağıdaki gibi sorular oluşturun:
l. Hastalık riski taşıyan bir kişiyi tespit etme ko­
nusunda bana yardımcı olacak etiyolojik bilgi­
ler nelerdir?
2. Hastalığı tedavi etmeme yardımcı olacak pato­
fizyolojik kavramlar nelerdir?
3. Hastalığı tespit etmeme yardımcı olacak klinik
özellikler nelerdir?
4. Hastalığın tamsmı doğrulama kriterleri nelerdir?
5. Hastalık için tavsiye edilen tedaviler nelerdir?
• Okumanın aktif bir deneyim olması gerekir. Alış­
tırmaları fosforlu kaleminizle renklendirme yarış­
ması haline getirmeyin. Sayfaların kenarlarına not­
lar alın ve kilit noktaları daire içine alın, altını çizin
ve tespit edin.
Sonunda notlarımzı ve kilit noktaları gözden geçi­
rin. Konunun kafa karıştırıcı olduğunu veya konuyu
yeterince anlamadığınızı düşünürseniz, bu kitabın
ana ders kitabı olan Emergency Medicine: A Comp­
rehensive Study Guide, 7. baskı gibi başka kaynakla­
ra başvurmanız gerekecektir. Bir hastalığın resimli
atlasını, elektrokardiyogram atlasını veya radyoloji
atlasını inceleme seçeneğini de değerlendirin.
Bu kitabm tamamını okumak için zamanınız yoksa,
bilgilerinizdeki boşlukları tespit etmek için kitabın
dizin kısmını inceleyin. Daha önce gözden geçirme­
diğiniz konuları veya hastalığa özel tedavileri arayın.
Her şeyi son dakikaya bırakmak verimli bir çalışma
yöntemi değildir, zahmetlidir ve kaygılanmanıza
yol açar.
SINAVIN HEMEN ÖNCESİNDE
HAZIRLIK
Sınavdan bir gece önce uykunuzu alın.
Sınav salonunun yerini bulmak, çevreye ve/veya)
bilgisayarlı sınav prosedürüne alışmak için, sınav ye­
rine sınav saatinden mümkün olduğunca önce gelin.
AATB yazılı sınavları, Pearson VUE test merkezle­
rinde yapılmaktadır. Sınav öncesinde yol gösterici
bilgilere www.pearsonvue.com/sponsors/tutorial
adresinden ulaşılabilir.
• Yol gösterici bilgilere, asıl süreli smav oturumun­
dan önce ulaşılabilir. Sınav prosedürü hakkında
bilgi sahibi olmanızı sağlayabilecek olması ve süreli
sınav prosedüründen zaman almaması nedeniyle,
bu bilgileri incelemeniz gereklidir.
BÖLÜM 2 • TEST UYGULAMA TEKNİKLERİ
Yukarıda ele alınan yol gösterici bilgilere ek olarak,
bilgisayar merkezinde asıl sınav tarihinden önceki
bir tarihte deneme sınavı uygulanabilir. Bu işlem
ücretlidir ve adayları bilgisayarlı test deneyimine
alıştırmayı amaçlar. Bu sınavın içeriği ve zorluk
düzeyi, asıl sınavı yansıtacak biçimde hazırlanma­
mıştır.
Uygun giysileri seçmek için sınav salonunun sıcak­
lığını kontrol edin. Sınava rahat giysilerle girin.
Uyanmak, giyinmek ve acele etmeden kahvaltı yap­
mak için yeterli zaman ayırın.
Ağır olmayan ve yeterli bir kahvaltı yapın. Öğle ye­
meğinde de benzer nitelikte gıdalar tüketin.
Kendinizi tanıtmak için fotoğraflı bir nüfus cüzda­
nı ve belirtilen diğer belgeleri yanınızda bulundu­
run.
Kaygı azaltma tekniklerinin uzun zamandır tavsiye
ediliyor olmasına karşın, belirli bir düzeyde sınav
kaygısının sınav performansını iyileştirdiği kanıt­
lanmıştır.
SINAV SÜRECİ
Sözlü talimatları dikkatle dinleyin ve yazılı/ekran­
da verilen talimatların tamamını okuyun.
Sınavda her soru için 1. 1 ila 1.3 dakika süreniz ola­
caktır. Bu plana uyum sağladığınızdan emin olun.
Örneğin, sınavın 1 saatlik bölümü tamamlandı­
ğında, yaklaşık 60 soruyu yanıtlamış olun. Resimli
bölüm genellikle sınavın başında yer alır ve bu so­
rular, birçok katılımcı için sınavın geri kalanından
daha fazla zaman alır.
• Çoktan seçmeli sınavda yanlış yanıtlar puanı dü­
şürmez. Her soru 1 puan değerindedir.
• Soruları ilk kez yanıtlarken, ilk bulduğunuz doğ­
ru yanıtı seçerek her soruyu yanıtlamanız gerekir.
Program, daha sonra geri dönüp yanıtınızı gözden
geçirmek istediğiniz soruları işaretlemenize izin
verir.
Soruyu dikkatlice okuyun ve şıkları okumadan
önce yanıtı tahmin edin. Tahmin ettiğiniz yanıtı
şıkların arasında görürseniz, yanıtınız büyük olası­
lıkla doğrudur.
Tahmin ettiğinizden daha eksiksiz veya daha iyi bir
yanıt olup olmadığını kontrol etmek için, tüm ya­
nıtları okuyun.
• Kararsız kaldığınız tek bir soru hakkında çok fazla
zaman harcamayın. En iyi tahmininizi yapıp diğer
sorulara geçin.
5
• Bilgisayar programı, sınavın sonunda yeniden de­
ğerlendirmek istediğiniz bazı sorulara işaret koy­
manıza olanak tanır.
Testin üçte birine kadarlık bir bölümünün puanlan­
dırılmadığını unutmayın (bkz. 1. Bölüm). Sorunun
yanıtını bilmiyorsanız veya sorunun kafa karıştırıcı
olduğunu düşünüyorsanız, bu bir deneme sorusu
olabilir. Özgüveninizi veya ivmenizi kaybetmeyin.
Tahmin yapmak zorunda kalırsanız, doğru yanıtı
verme şansınızı artırmak için yanlış seçenekleri be­
lirleyin.
"Yukarıdakilerin hepsi" gibi bir şıkkın olduğu so­
rularda, diğer iki şıkkın doğru olduğundan emin­
seniz, "yukarıdakilerin hepsi" şıkkını işaretleyin.
Kapsamlı genellemeler içeren şıklar genellikle yan !ıştır.
AATB sınavlarında "C" şıkkının doğru olma ola­
sılığının diğer şıklara göre daha yüksek olduğunu
gösteren bir kanıt yoktur.
Sınav süresinin tamamını kullanın. Zamanınız ka­
lırsa, zor olarak belirlediğiniz ilk soruları gözden
geçirin ve sonra soruları tekrar okumak için kalan
zamanı kullanarak, ilk okuduğunuzda yanlış anla­
mış olabileceğiniz kısımları bulmaya çalışın.
Genel kanının aksine, ilk tahmininizin doğru ol­
ması, yanıtın dikkatli bir biçimde gözden geçiril­
mesiyle ulaşılan sonucun doğru olmasından daha
muhtemel değildir. Yeniden gözden geçirme süre­
cinde daha iyi bir yanıt bulursanız, seçtiğiniz şıkkı
değiştirmekte tereddüt etmeyin. Yanlış bir yanıtı
doğru bir yanıta çevirme olasılığınız %57.8, yan­
liş b�r yanıtı başka bir yanlış yanıta çevirme ola­
sılığınız %22.2, doğru bir yanıtı yanlış bir yanıta
çevirme olasılığınız ise yalnızca %20.2'dir. Ancak,
başarılı bir sınav geçmişine sahip öğrencilerin doğ­
ru bir değişiklik yapma olasılığı, başarısız bir sınav
geçmişine sahip öğrencilere kıyasla daha yüksektir.
Öğle arasını, arkadaşlarınızla sınav sorularını tar­
tışarak geçirmeyin. Bu durum, sınavdan diskalifiye
olmanıza yol açabilir ve daha fazla kaygı yaratarak,
öğleden sonraki oturumda performansınızı sınır­
lar.
Rahatlayın. Olasılıklar lehinizedir ve bu kitaba sa­
hip olduğunuzdan, acil tıp uygulamasını gözden
geçirmenin kısa ve öz bir yoluna sahipsiniz.
Kısım 2
RESÜSİTASYON TEKNİKLERİ
3
İLERİ HAVA YOLU
DESTEGİ
Robert J. Vissers
Çeviri: Damlanur Kucur
yutlarda olmasına bağlıdır. Bu teknik iki kişi tara­
fından uygulanır (bir kişi iki eliyle maskeyi oksijen
sızdırmayacak ve hastanın burun ve ağzını kapla­
yacak şekilde tutarken; diğeri ambu ile oksijen akışı
sağlamalıdır).
BAŞLANGIÇ YAKLAŞIMI
• Acil resüsitasyon için tek ve en önemli görev, solu­
num yolunun kontrolüdür.
• Solunumun düzenlenmesindeki ilk yaklaşım; solu­
num yolu açıklığının (ABC'nin A'sı), ve oksijenas­
yon ile ventilasyonun (ABC'nin B'si) yeterliliğini eş
zamanlı olarak değerlendirmek ve düzenlemektir.
PATOFİZYOLOJİ
•
Üst solunum yolu, larinkse doğru inen oral ve naza!
kaviteleri kapsarken; alt solunum yollan ise trakea,
bronşlar ve akciğerleri kapsar.
• Aşağıdakiler varlığında olası zor entübasyon öngö­
rülebilir:
1. Solunum güçlüğü ile ilgili fikir verici harici
özellikler (örneğin; sakal ya da obezite, kısa bo­
yun, basık çene ya da trakeaotomi yarası)
2. Ağzı 3 parmak genişliğinde açamama ya da tiro­
mental mesafenin 3 parmaktan az olması durumu
3. Hastanın burundan nefes alır pozisyonda ağzını
açması durumunda dahi, uvulanın tabanından
sonraki kısmın görülmesine engel olan, oral ka­
vitesine göre büyük bir dilinin olması (Şekil 3-1)
4. Üst solunum yolu darlığı belirtileri
5. Boyun hareket kabiliyetinde yetersizlik (Bu yal­
nızca servikal omur yaralanması potansiyeli ol­
mayan hastalarda değerlendirilmelidir)
Sınıf I
Sınıf il
Sınıf 111
Sınıf iV
ACİL SERVİSTE BAKIM VE İDARE
Hastanın rengi ve solunum hızı değerlendirilir; res­
piratuvar ya da kardiyak arrest, acil entübasyonun
bir endikasyonu olabilir.
Solunum yolu head tilt-chin lift manevrasıyla açılır.
(Eğer servikal omurga yaralanması şüphesi varsa
çene itme "jaw thrust" yöntemi kullanılır). Eğer ge­
rekliyse, hasta oksijen rezervan içeren balon-valf­
maske ile solutulur. Maskenin oksijen sızdırmadan,
verimli bir şekilde çalışması; maskenin uygun bo-
6
ŞEKİL 3-1. Mallampati ve arkadaşları tarafından tariflenen
dil boyutunun ağız içi boyutuna oranına göre sınıflandırıl­
ması. Sınıf l: Tonsiller katlantılar, yumuşak damak ve uvula
görülebilir. Sınıf Il: Tonsiller katlantılar ve yumuşak damak
görülebilir fakat uvula dil köküyle kapanmıştır. Sınıf lll: Sa­
dece uvula tabanı görülebilir. Sınıf IV: bu üç yapının hiçbiri
görülemez.
BÖLÜM 3 • İLERİ HAVA YOLU DESTEGİ
•
Hastanın vital bulguları, oksijen satürasyonu ve
end-tidal karbondioksit basıncı (eğer mümkünse)
devamlı olarak takip edilir.
Hastanın invazif hava yolu yönetimine ihtiyacı
olup olmadığı saptanır.
İlk değerlendirmeler, gerekli olduğu yönündeyse;
arteriyel kan gazı analizi yapmak için beklemeye ge­
rek yoktur. Eğer erken hava yolu ya da ventilasyon
kontrolüne gerek yoksa, oksijen satürasyonu %95'e
ulaşana kadar 02 maskesi vasıtasıyla oksijen tatbik
edilir. Arteriyal kan gazı analizi yapmak için; başlan­
gıç değerlendirmeye kıyasla güvenli değerlere ulaşı­
lana kadar, oksijen temini kesilmemelidir.
Tüm hastalar, satürasyona bakmaksızın entübe
edilmeden önce, preoksijene edilir. İleri hava yolu
teknikleri uygulanmadan önce, hava yolu güçlükle­
ri değerlendirilir (Bknz. Bölüm sonu).
OROTRAKEAL EN TÜBASYON
Hastanın hava yolu korumak, aspirasyonu önlemek,
oksijenasyon ve ventilasyonu sağlamak için kullanı­
lan en yaygın yöntem orotrakeal entübasyondur.
Eğer hastanın durumu için orotrakeal entübasyon ge­
reksiz bir uygulamaysa (örneğin kardiyak arrest) ya da
olası beklenen solunum güçlükleri yüzünden kontren­
dike ise, hızlı entübasyon protokolü (HEP) kullanılır.
ACİL SERVİS'TE BAKIM VE İDARE
•
Entübasyon uygulanmadan önce; ekipman, perso­
nel ve ilaçlar hazırlanır. Solunum desteği sağlamak
için; hava yolu güçlüğü hakkında öngörüde bulu­
nup değerlendirmeler yapılır.
Ekipman hazırlanırken; hastaya yeterli oksijenas­
yon ve ventilasyon sağlandığından emin olup, ta­
kibe devam edilir. Eğer hasta yeterli ventilasyon
yapamıyorsa; solunum maskesi ya da nonbreather
oksijen maskesi ile preoksijenasyon yapılır.
Blade tipi ve büyüklüğü seçilir (genelde no 3 veya
4 nolu kavisli blade veya 2 veya 3 nolu düz blade)
blade ışığı test edilir. Tüp boyutu seçilir (genelde
kadınlar için 7.5-8.0 mm erkekler için 8.0-8.5 mm)
ve balon cuff test edilir. Tavsiye edilen, esnek stile
kullanılmasıdır.
Başarılı bir entübasyon için hastanın pozisyonu
kritik önem taşır. Hasta, (başının altına yuvarlan­
mış bir havlu koyarak olabilir) başı uzatılmış ve
boynu esnetilmiş bir şekilde; orofaringeal ekseni
hizalayarak konumlandırılır. Eğer servikal omur
yaralanması şüphesi varsa; stabilizasyonu yapan bir
asistanla, baş ve kafa doğal pozisyonuna getirilir.
Önce ses telleri görülerek; tüp nazikçe ses telleri
arasından geçirilir. Ardından laringoskop çıkarılıp,
bilateral solunum sesleri dinlenip havalandırılarak
ve epigastrik seslerin varlığıyla beraber, tüpün doğ­
ru yerleştirildiği kontrol edilir. Cuff şişirilir.
Eğer ses telleri görülemiyorsa; tiroid kıkırdağı geri­
yukarı ve sağa basınç uygulanarak hareket ettirilir
7
(Burp manevrası). Böylece ses telleri görülebilir
hale gelir. Eğer başarısız olunursa, balon-valf mas­
ke ile tekrar oksijenizasyon sağlamak gerekebilir.
Başka girişimlerde bulunmadan önce; blade'i, tüp
ölçüsünü ya da hastanın pozisyonunu değiştirmek
gibi yöntemler göz önünde bulundurulmalıdır. Bir
entübasyon stilesi kullanmak üzerine düşünüle­
bilir. Üç tane başarısız girişim problemli solunum
yolu olarak tanımlanır ve artık diğer kurtarma tek­
nikleri dikkate alınmalıdır.
Yerleştirme objektif olarak end-tidal C02 dedektö­
rü ve kapnografiyle; ya da kardiyak arestte özefagi­
yel deteksiyon cihazıyla desteklenir. Tüp uzunluğu
kontrol edilir; olağan uzunluk (tüpün üzerinde işa­
retlidir) ağzın köşesinden karinanın 2 cm yukarısı­
na kadar, erkeklerde 23; kadınlarda 21 cm'dir.
Tüp sabitlenip portatif radyografi ile tüpün yerleşi­
mi doğrulanır.
Erken komplikasyonlar; tanımlanamayan özofaji­
yal entübasyonu veya ana yol bronş entübasyonunu
içine alır. Tüpün pozisyonunun derhal doğrulan ması; hipoksiye ve nörolojik hasara sebep olabilir.
Endobronşiyal entübasyon genelde sağ taraftadır,
tüp 2 cm geri çekilir ve solunum seslerinin eşit olup
olmadığı dinlenilir.
HIZLI ENTÜBASYON PRO TOKOLÜ
İND ÜKSİYON U
Hızlı entübasyon protokolü, nöromüsküler blokaj
orotrakeal entübasyonu kolaylaştırmak için, in­
düksiyon ve ajanın eş zamanlı uygulanmasıdır. Bu
teknik kas paralizi ile sedasyonunun birleşimidir.
Entübasyon ya da maske ventilasyonda öngörülen
zorlukları; hızlı entübasyon protokolü için nispeten
kontrendikedir.
Eğer zorluk öngürülüyorsa; videolaringoskopi,
uyanık entübasyon, krikotiroidotomi veya diğer
alternatif hava yolu donanımları ile hastanın solu­
numunu düzenleme yoluna gidilir.
Hızlı entübasyon protokolü basamakları Tablo
3-1 'de listelenmiştir.
İndüksiyon ajanları Tablo 3-2'de anlatılmıştır.
Paralitik ajanlar Tablo 3-3'te anlatılmıştır.
ALTERNATİF HAVA YOLU
CİHAZLARI
Zor hava yolu yönetimi için bır takım kurtarıcı ci­
hazlar mevcuttur.
Entübasyon stileleri (ya da kauçuk bujiler) kudle
tipli yarı esnemez stilelerdir. Laringoskopi esnasın­
da, soluk borusuna el yordamı ile yerleştirilebilirler
ve soluk borusu içindeki entübasyon stilesinin öte­
sine rehberlik ederler. Bu cihazlar direk görüntüle­
nemeyen anteriyor kordlar için kullanışlıdır.
8
KISIM 2 • RESÜSİTASYON TEKNİKLERİ
•ffl:Jiı•i• Hızlı Ardışık Entübasyon
HIZLI ARDIŞIK ENTÜBASYON BASAMAKLARI
l. Damar yolunu, kardiyak monitörü, oksimetreyi ve müm­
künse kapnografı hazırlayın.
2. Fizyolojik durum ve havayolu güçlüğünü birlikte değerlendirin ve işlemi planlayın.
3. Cihazları, aspiratörü ve olası kurtarıcı aletleri hazırlayın.
4. Preoksijenize edin.
5. Altta yatan duruma göre premedikasyon ilaçlarını düşünün.*
6. Güçlü sedatif ilaçla başlayın.
7. Hemen arkasından nöromusküler blokör ilacı verin.
8. Sadece hipoksik ise balon maske ile havalandırın, krikoid
basıyı düşünün.
9. Kas gevşemesi oluşunca trakeayı entübe edin.
10. Tüpü sabitledikten sonra yerleşimini kontrol edin.
11. Entübasyon sonrası sedasyon ve yönetimi sağlayın.
'Premedikasyon sonuçlan iyi yönde etkilemesi belirsizdir. Olası kafa
içi basınç artışı, kardiyak iskeıni veya aort discksiyomı hastalarında 3
mikrogram/kg fentanil kullanılabilir. Olası KİBAS veya astım hasta­
larında I miligram/kg iV lidokain kullanılabilir.
• Laringeal maske havayolu (LMA) supraglottik boş­
luğa körlemesine yerleştirilen bir havayolu aracıdır.
Distalinde yer alan balon larinks üzerinde glottisin
kapatacak şekilde şişme ve ventilasyona izin verir.
Aspirasyon ve hava kaçakları oluşabilir. Entübas­
yonLMA'sının içinden endotrakeal tüp geçirilebilir.
• Videolaringoskopi kurtarıcı havayolu için mükem­
mel bir cihazdır. Primer entübasyon tekniği olarak
da kullanılabilir. Bu cihazlar ağız açıklığı veya bo­
yun hareketleri kısıtlanmış hastalarda avantaj sağ­
layabilir.
Krikotiroidotomi entübasyon, ventilasyon ve kur­
tarıcı havayolu başarısız olunca kullanılır. 4 numa­
ra balonlu tüpü (veya uygun olan en büyük tüpü)
yerleştirin. Alternatif olarak balonlu küçük bir en­
dotrakeal tüp kullanılabilir (6 numara veya uyan en
büyüğü). Krikotiroidotomi 10-12 yaşın altındaki
İndüksiyon İlaçları
HIZLI ARDIŞIK ENTÜBASYONDA TERCİH EDİLEN İNDÜKSİYON İLAÇLARI
İLAÇ
DOZ
İNDÜKSİYON SÜRE
FAYDALAR
!KİB
UYARILAR
Propofol
0.5-1.5 miligram/
kgIV
20-40 sn
8-15 dk
Antiemetik
Antikonvülzan
!KİB
Miyoklonik kasılmalar veya
nöbetler ve uyanık hastada
kusma
Analjezi yok
!Kortizol
Apne
!KB
Analyezi yok
Ketamin
1-2 miligram/kgIV
1 dk
10-20 dk
Bronkodilatör
"Disosiyatif" amnezi
Analjezi
tSalgılar
tKB
Ayılma fenomeni
Etomidat
0.3 miligram/kgIV
10-12 dk
<l dk
! Göz içi basınç
Nötral kan basıncı
Kısa/tına/ar: KB=kanbasıncı, KİB=kafa içi basınç
Nöromüsküler Paralitik İlaçlar
ERİŞKİN
ENTÜBASYONUNDA iV
DOZ
BAŞLANGIÇ
SÜRE
KOMPLİKASYONLAR
Süksinilkolin
(kısa)
1.0-1.5 miligram/kg
45-60 sn
5-9 dk
Rokuronyum
(orta/uzun)
Vekuronyum
(orta/uzun)
0.6 miligram/ kg
l-3 dk
30-45 dk
Hiperkalemi
>5 gün yanıklarda
>5 gün ciddi ezilmelerde
>5 gün ağır enfeksiyonlarda
Önceden varolan miyopatilerde
Bradikardi
Masseter spazmı
Artmış mide basıncı, göz içi basınç, ve
olasılıkla kafa içi basınç
Malign hipertermi
Psödokolinesteraz eksikliğinde uzamış apne
Fasikülasyonlar
Taşikardi
0.08-0.15 miligram/kg
0.15-0.28 miligram/kg
(yüksek doz protokolü)
2-4 dk
25-40 dk
60-120 dk
Obezlerde veya yaşlılarda, veya hepatorenal
disfonksiyon varsa uzamış düzelme zamanı
İLAÇ
BÖLÜM 4 • ARİTMİ/DİSRİTMİ YÖNETiMi
TABLO 3-4
AVANTAJLAR
9
Noninvazif Pozitif Basınçlı Ventilasyonun Avantajları ve Yan Etkileri
YAN ETKiLER
Daha az sedasyon, noninvazif, hasta
konuşmaya devam edebilir.
Hipoksi, asidoz ve hiperkapnide
erken düzelme
Hastanede kalış süresinde azalma
Entübasyon oranında azalma
Mortalitede azalma
Solunum anksiyetesi ve noninvazif pozitif basınçlı ventilasyonun başarısızlığına yol
açan ajitasyon
Hava tuzaklanması sonucu oluşan aşırı artmış ortalama intratorasik basınç ve
sonucunda oluşan kalbe venöz dönüşün azalması, kardiyak outputun azalması ve
hipotansiyon
Abdominal kompartman sendromu
Pnömotoraksla sonuçlanabilen pulmoner barotravma
Solunumsal alkaloz
çocuklarda kontrendikedir. Bu hastalarada jet ven­
tilasyon tercih edilir.
Klasik trakeostomi teknik zorluk ve zaman gereksi­
nimi nedeniyle acil cerrahi havayolu olarak öneril­
mez.
NONİNVAZİF POZİTİF BASINÇ
VENTİLASYONU
Noninvazif pozitif basınç ventilasyonu (NPBV)
yüz ya da naza! maskeden gelen solunum havasının
hacim/basınç oranını önceden ayarlayarak pozitif
basınçlı solunum yolunu destekler. NPBV; kronik
obstrüktif akciğer hastalığına (KOAH) ve kardiyo­
jenik akciğer ödemine bağlı ventilasyon bozukluğu
olan hastalarda endotrakeal entübasyona alternatif
olarak kullanılır. Hasta kardiyak iskemisi, hipotan­
siyonu ya da disritmisi olmayan ve işbirliği yapma­
ya hazır olmalıdır.NPBV'nin avantajları ve deza­
vantajları Tablo 3-4'te listelenmiştir.
• Devamlı pozitif solunum yolu basıncı (DPSYB) so­
lumun siklusu boyunca sabit pozitif basınç sağlar.
DPSYB genelde 5-15 cm H20 arasındadır ve hasta­
nın tedaviye verdiği yanıta uyum sağlar.
Çift seviyeli pozitif solunum yolu basıncı (ÇSPSYB)
nefes alma ve verme esnasında farklı basınç seviye­
leri kullanılır. Başlangıç ayarları soluk alma esna­
sında 8-10 H20 olarak uygundur soluk verme esna­
sında 3-4 H20. Klinik müdaheleye bağlı olarak titre
edilebilir.
Hzlı entübasyon protokolü için alternatif ilaçlar 30.
Bölümde listelenmiştir. (Acil Tıp: Kapsamlı Çalışma
Kılavuzu, 7nci Baskı) Solunumun ayarlanması hak­
kında önceden anlatılmış alternatif metodlar; kör na­
zotrakeal entübasyon, dijital entübasyon, ekstraglotik
cihazlar, esnek ve katı fiberoptikler, retrograd trakeal
entübasyon ve translaringeal ventilasyonu kapsar. Bu
teknikler 28, 30 ve 3 linci bölümde anlatılmıştır. (Acil
Tıp: Kapsamlı Çalışma Kılavuzu, 7nci Baskı)
4
ARİTMİ/DİSRİTMİ
YÖNETİMİ
James K. Takayesu
Çeviri: Damlanur Kucur
SİNÜS ARİTMİSİ
Sinoatrial düğümün deşarj hızının bazı varyasyonları
yaygındır; öte yandan, eğer varyasyon en uzun ve en
kısa aralık arasında 0,12 saniyeyi aşıyorsa, sinüzial arit­
mi mevcuttur. Sinüzial aritminin elektrokardiyogram
(EKG) karakteristikleri (a) normal sinüs P dalgası ve
PR aralığı (b) 1: 1 atrioventriküler ileti ve (c) en uzun ve
en kısa P-P aralığında en az 0,12 saniye varyasyonudur
(Şekil 4-1). Sinüzial aritmi ilk olarak solunum kaynaklı
olabilir ve yaygın olarak çocuklar ile genç yetişkinlerde
görülür. İlerleyen yaşlarda ise kaybolur. Çok uzun P-P
aralığı süresince nadiren fonksiyonel kaçış vurulan
mevcut olabilir ve herhangi bir tedavi gerektirmez.
PREMATÜRE ATRİYAL
KASILMALAR
Prematüre atriyal kasılmalar (PAK); aşağıdaki EKG
karakteristiklerine sahiptir: (a) ektopik P dalgaları, bir
sonraki beklenen sinüs atışından daha erken ortaya
çıkar (prematüre) (b) ektopik P dalgaları farklı şekil
ve doğrultuya sahiptir (c) ektopik P dalgaları AV dü­
ğümü üzerinden iletilebilir veya iletilmeyebilir. (Şekil
4-2) Çoğu PAK'ler tipik QRS kompleksleri ile iletilir;
bazılarıysa başlangıç olarak infranodal sistem üze­
rinde tipik olarak sağ demet dallanma bloke (SDDB)
modeli ile iletilir. Eğer PAK'ler mutlak reftaktör peri­
yod esnasında görülüyorsa, iletilmiyor demektir. Sinüs
nodu çok defa depolarize olup resetlendiği sürece; bu
sekte tam karşılayıcıdan daha azdır. PAK; stres, sür-
10
KISIM 2 • RESÜSİTASYON TEKNİKLERi
ŞEKİL 4-1. Sinüs aritmisi.
menaj, alkol kullanımı, tütün, kahve, KOAH, digoksin
toksisitesi, koroner arter hastalığı ile ilişkilendirilir ve
dönüştürülmüş adenozin paroksimal supraventriküler
taşikardi (DAPST)den sonra ortaya çıkabilir. PAK tüm
yaş gruplarında (özellikle de ciddi kalp hastalıklarının
varlığı söz konusuysa) yaygındır. Hastalar çarpıntı ya
da göğüs bölgesinde aralıklı olarak "batma" veya "çır­
pınma" hissinden şikayetçi olabilirler.
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
• Tetikleyici ilaçları (alkol, tütün, kahve) ya da tok­
sinleri durdurun
• Altta yatan bozuklukları tedavi (stres ya da sürme­
naj) edin
• Anlamlı semptomlar veya sürekli taşikardiler baş­
latan PAK' ler, genelde bir kontrol hekimi ile görü­
şülerek; beta- adrenerjik antogonistleri (örn. Gün­
de 3 kez 25-50 mg PO metoprolol) gibi maddelerle
baskılanabilir.
SUPRAVENTRİKÜLER
BRADİARTİMİLER
SİNÜS BRADİKARDİLER
KLİNİK ÖZELLİKLER
Sinüs bradikardiler, SA düğümü hızı dakikada 60 vu­
ruştan daha yavaş olduğunda ortaya çıkar. Sinüs bra­
dikardilerin elektrokardiyokram EKG karakteristik­
leri; (a) normal sinüs P dalgaları ve PR aralıkları, (b)
1:1 AV iletim ve (c) 60 vuruş/dakika'dan yavaş atriyal
oran. Sinüs bradikardileri; sinüs nodu deşarjının bas­
kılanmasıyla oluşur ve genelde şu üç uyaran kategori­
sine yanıt verir; (a) fizyolojik (vagal tonus), (b) farma­
kolojik (kalsiyum kanalı blokerleri, beta blokerler ya
da digoksin) ve (c) patolojik (akut inferior miyokard
infraksiyonu (MI) kafa içi basıncı artışı, karotis sinüs
aşırı duyarlılığı, hipotiroidizim, ya da hasta sinüs send­
romu).
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
Sinüs bradikardi, kalp atış hızı 50 vuruş/dakika'dan
daha yavaş olmadıkça genelde özel bir tedavi gerektir­
mez ve hipoperfüzyonun bir kanıtıdır.
1. Transkütan kalp pili unstabil hastalar için tek sınıfı
tedavisidir
a. Hasta, eksternal kalp pili cihazının sonuçlarını
gösteren monitöre bağlanır.
b. Transkütan pil pedleri yerleştirilirken; anterior
ped sol lateral prekardiyum üzerine; posteri­
or ped ise sağ infraskopüler alan üzerine, kalp
seviyesi hizasında konumlandırılır. Eğer hasta
bilinçsiz ise, ayıldığında çok fazla rahatsızlık ve­
recek olan çok fonksiyonlu ilerleme hızı ölçme
defibrilasyon pedleri kullanılmamalıdır.
c. İlerleme hızı OmA'dan, atımın gözlemlendiği
minimum noktaya kadar yavaşça yükseltirilir.
Bu değer genelde 50 ile lOOmA arasındadır.
Bazen 200mA'ya kadar çıkabilir. Her bir ölçüm
atimindan sonra genişletilmiş QRS elektriksel
atımı belirtilir.
d. Eğer gerekliyse; hastaya ağrı kontrolü için 1-2
mg iV intravenöz lorazepam gibi bir sedatif
veya 2-4 mg IV morfin gibi bir opiyat verilir.
1. Atropin, semptomatik bradikardi için sınıf Ila te­
davi yöntemidir. Doz 0,5 mg IV'dir ve eğer gerekli
ise 3-5 dakikada bir tekrarlanarak totalde 3 mg'a
kadar verilebilir. Eğer endotrakeal tüp atacılığı ile
A
B
ŞEKİL 4-2. Prematüratriyal kasılmalar. A. Ektopik P' dalgası (oklar). B. Atriyalbigemine ritim.
BÖLÜM 4 • ARİTMI/DİSRİTMİ YÖNETİMİ
veriliyorsa iV dozun üzerinde 2-2,5 kat arttırılır.
İlacı yavaş verme ya da az verme paradoksikal bra­
dikardiye sebep olabilir. Atropin; kalp nakli yapıl­
mış hastalarda, kalp denevre olduğundan ve vagal
stimülasyon olmadığından efektif olmayabilir.
3. Epinefrin 2-10 mikrogram/dakika IV, ya da dopa­
min 3-10 mikrogram/kg/d iV, dış pilin mevcut ol­
madığı durumlarda kullanılabilir.
4. Eksternal pil; hasta sinüs sendromuna bağlı kalıcı
sinüs bradikardi ya da semptomatik rekürent du­
rumlarında gereklidir.
5. 2-10 mikrogram/dakika iV izoprotenrenol infüz­
yonu etkisi olabilir, fakat yüksek miyokardiyal ok­
sijen ihtiyacı oluşturma riski taşır.
• SUPRAVENTRİKÜLER
TAŞİKARİTMİ
SİNÜS TAŞİKARDİ
KLİNİK ÖZELLİKLER
Sinüs taşikardinin EKG karakteristikleri; (a) normal
sinüs P dalgaları ve PR aralıkları, (b) genelde 100-160
vuruş/dakika arasında atriyal hız. Sinüs taşikardi 3
stimuli kategorisine karşılık verir: (a) fizyolojik (ağrı
ya da eksersiyon), (b) farmakolojik (sempatomimetik­
ler, kafein, bronkodilatörler) ya da, (c)patolojik (ateş,
hipoksiya, anemi, hipovolemi, pulmoner emboli ya
da hipertiroidizm) bu durumların çoğunda; yükselen
kalp atış hızı oranı, artan dolaşım ihtiyaçlarını karşı­
layabilmek için kardiyak verimi arttıran bir eforun so­
nucudur.
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
Altta yatan durumun tanı ve tedavisi
SUPRAVENTRİKÜLER TAŞİKARDİ
KLİNİK ÖZELLİKLER
Supraventriküler taşikardi (SVT); impuls reentrysin­
den ya da His demetinin bifürkasyonu üzerindeki ek­
topik pacemakerindan kaynaklanan düzenli, ani ri­
timdir. Reentrant çeşitliliği çok yaygındır (Şekil 4-3).
Hastalar genelde paroksimal supraventriküler taşi­
kardi (PSVT) olarak adlandırılan akut, semptomatik
epizodlar gösterir. Antrioventriküler nodal reentrant
taşikardi (AVnRT), normal kalplerde görülebileceği
gibi; romatizma! kalp hastalığı, akut perikardit, MI,
mitral kapak prolopsusu ya da preeksitasyon send­
romuna bağlı olarak da görülebilir. Atrioventriküler
bypass cihazı (AVRc) olan hastalarda reentry olayı
her iki doğrultuda da olabilir. Genelde (hastaların
%60-90'ında) AV düğümden aşağı doğru ve dar bir
QRS kompleksi geçidi (ortodramik iletim) oluşturan
A
- +-- --+ı'
:-ı-+-t ı-e-
-
:
1
/'.
i
11
-Ff- ı--ı-· -
1 -j--i
t
,
-ı--ı---1--ı-ı---ı-ı--1�-t--·.
r--j
.l
( ,,
• 1
I(
'
1
�.����'� J--������������
1
-ı--r-t-ı-+-ı-ı--�-t-t-+
.....,.....,.-,-1-,---,-,-,--,-,.....,....
--t-t-·ı-· ı!.....,
B
ŞEKİL 4-3. Reenteran supraventriküler taşikardi (SVT). A.
PAT atağının başladığı an. B. SVT, 286 atım/dk
bypass cihazından yukarı doğrudur. Geri kalan %1020'lik hasta grubunda ise reentry olayı ters yöndedir
(antidromik iletim) ektopik SVT, genelde 100-250
vuruş/dakika gibi bir artriyal oranla, atriyumda baş­
lar ve akut MI, kronik akciğer hastalığı, pnömoni,
alkol zehirlenmesi ya da digoksin toksisitesi olan has­
talarda görülebilir. PSVT içeren pre-eksitasyon send­
romu (%40-80) atriyal fibrilasyonu (%10-20) atriyal
flutteri (%5) hastalarda taşiaritmi yüksek insidansta
görülür. Preeksitasyonun tüm formları bypass kıs­
mının aksesuar traktından ya da tüm normal iletim
sisteminden kaynaklanır ve en yaygın formu Wolff­
Parkinson- White (WPW) sendromudur (Şekil 4-4).
Atriyumdan gelen impulse uyarılan ventriküller
sonrasında; normal iletim yolundan iletiliyor oldu­
ğundan beklenenden çok daha hızlı aktive olur. Bu
prematür reaktivasyon; başlangıç QRS kompleksine
karışarak başlangıç füzyon vuruş morfolojisine sebep
olur ve bu da patognomonik delta dalgalarının oluş­
masına yol açar. W P W -PSVT'li hastalar arasında ile­
tim; %80-90 kadarında ortodromik doğrultuda, geri
kalan %10-20 kadarında ise anti-dromik doğrultuda
gerçekleşir. Bypass yolundan aşağı antidromik iletim
yapan atriyal fibrilasyon ve flutterin EKG bulguları;
180-200 vuruş/dakikadan daha hızlı, düzensiz bir
oranda, yaygın QRS komplekslerinin varlığını göste­
rir (Aşağıdaki Atriyal Fibrilasyona bakınız).
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
1. Herhangi bir unstabil hastada senkronize kardiyo­
versiyon uygulanır (örn. Hipotansiyon, pulmoner
ödem ya da şiddetli göğüs ağrısı)
2. Stabil hastalarda ise ilk müdahale vagal manevra
olmalıdır:
a. Valsalva Manevrası: Hasta supin pozisyonday­
ken en az 10 saniye boyunca kaslarını germesi
12
KISIM 2 • RESÜSİTASYONTEKNİKLERİ
f+;,; . ::) -i:;: . .,!: ', :''· /. :
:: ;: :: .:: ., :. , ı·:::'.'\�:; ((; ::·�1 :!1: :C: � ı: :;;;�:1;·=
-·-+-+-+-+-+--t-+-+-t-+-.--. . ı·..+''+-±'::
::�r,,., .·
ŞEKİL 4-4. Tip A Wolff-Parkinson-White sendromu.
istenir. Bacaklar venöz dönüşü arttırmak ve ref­
leksleri çoğaltmak için yukarı kaldırılabilir.
b. Dalış Refleksi: Hastanın suratı 6-7 saniye bo­
yunca soğuk suya batırılır veya aynı işlem has­
tanın suratına buz torbası uygulanarak yapılır.
Bu manevra özellikle infantlarda etkilidir.
c. Korotis Sini.is Masajı: Korotis üfüri.imü olmadı­
ğından emin olmak için hasta steteskop ile dinle­
nir ve korotis sini.ise C6'nın transvers metodu ile
her seferinde 10 saniye boyunca; ilk olarak non­
dominant serebral yarımki.ireye masaj yapılır. Asla
iki tarafa eş zamanlı olarak uygulanmamalıdır.
3. 6 mg hızlı IV bolus adenozin geniş bir damardan
verilir, takiben 20 mi normal salin hızlıca veri­
lir. Eğer 2 dakika içerisinde herhangi bir etki gö­
rülmezse 12 mg IV'lik ikinci bir doz verilir. Çoğu
hasta 1 dakikadan az bir süre devam eden, tedirgin
edici bir göğüs ağrısı, cilt kızarması ya da anksiye­
te yaşar. Hastaların %10'u değişimden sonra geçici
atriyal fibrilasyon ya da flutter yaşar. Bu sınırlı QRS
kompleksli SVT'den kaynaklı WPW (ortodromik
iletim) için birinci basamak tedavidir. Ancak akse­
suar yolun üzerinde anterograd iletim durumunda
etkisizdir. Adenozin; astımlı hastalarda, bronkodi­
latörlü tedavi gerektiren bronkospazına neden ola­
bilir.
4. Sınırlı kompleks SVT'li (ortodromik iletim) ve
normal kardiyak fonksiyonlu hastalarda; kardiyo­
versiyon aşağıdaki ikinci basamak ajanlar ile başa­
rılı olabilir:
a Kalsiyum Kanalı Blokerleri: 2 dakika boyunca
20mg (0.25 mg/kg) IV Diltiazem, ya da; 15-60
saniye boyunca (eğer gerekli ise dozu 30 daki-
kada bir tekrarlayarak) 0.075-0.15 mg/kg (3lOmg) Verapamil. Verapamil hipotansiyona
sebep olabilir fakat bu; tedavi öncesi hastaya
kalsiyum klorür ya da glukonat (500-1000 mg)
verilerek önlenebilir.
b. Beta Blokerleri: Esmolol 500 mikrogram/kilog­
ram iV bolus; Metoprolol 5 mg iV; ya da Prop­
ranolol O. 1 mg/kg (2 dakika arayla 3 doza bö­
lünmüş şekilde)
5. Digoksin 0,4-0,6 mg IV Bol kompleks SVT'li (ak­
sesuar yol karşısında antidromik iletim yapan) has­
talara, bir WPW sendromu öyküsü olduğu taktir­
de; ventriküler taşikardili (VT; bakınız ventriküler
taşikardi) farzedilerek bir yaklaşımda bulunulma­
lıdır. Bu tip taşikardisi olan hastalar hızlı ventrikü­
ler oranlar ve ventriküler fibrilasyon (VF) içinde
dejenerasyon riski taşırlar. Bu yüzden tercihen AV
nodu bloke eden beta bloker, kalsiyum kanalı blo­
keri ve digoksin gibi ajanlar kullanılmamalıdır. Sta­
bil hastalar 30 dk boyunca 17 mg/kg IV Procaina­
mide verilerek ve miktarı 50 mg/kg'a çıkana kadar
veya %50 QRS genişlemesi belirtilene kadar tedavi
edirlir. (güçsüzlüğü arttırdığından miyasteria gra­
visli hastalar kontrendikedir).
ATRİYAL FLUTTER
KLİNİK ÖZELLİKLER
Atriyal flutter; atriadaki küçük bir alandan başlayan
bir rtimdir. Atriyal fluterin EKG karakteristikleri: (a)
250-350 vuruş/dakika arasında düzenli atriyal oran;
(b) derivasyonlarında II, III ve a VF derivasyonlarında
süperior doğrultulu ve en net görülebilen testere dişli
13
BÖLÜM 4, ARİTMİ/DİSRİTMİ YÖNETİMİ
ŞEKİL 4-5. Atriyal flutter.
fluter dalgaları (c) AV blokeri, genelde 2:1 fakat nadi­
ren büyük ve düzensiz (Şekil 4-5). Bypass yolu varsa;
bire bir iletim görülebilir. Kesin olmayan durumlarda
karotis sinüs masajı ya da valsalva manevrası, AV blo­
kesinin derecesini düşürerek, ventriküler yanıtı yavaş­
latmak için kullanışlı tekniklerdir. Böylece Fluter dal­
galarının maskelenmesi önlenebilir. Atriyal fluter en
çok ; konjestif kalp yetmezliği (KKY), akut MI, pulmo­
ner emboli, miyokardit, künt göğüs travması ve digok­
sin toksisitesi gibi iskemik kalp hastalığı olan hastalar
arasında yaygındır. Atriyal fluter; sinüs ritmi ile atriyal
fıbrilasyon arasında bir geçiş aritmisi olabilir. Yüksek
atriyal trombüs ve embolizasyona bağlı olarak; sinüs
ritmi değişiminden önce 48 saatten uzun bir süre, baş­
langıcı ve süreci belirsiz olan hastalarda antikuagülas­
yon göz önünde bulundurulmalıdır.
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
Tedavi, atriyal fıbrilasyonunki ile aynı ve aşağıdaki gi­
bidir.
ATRİYAL FİBRİLASYON
KLİNİK ÖZELLİKLER
Atriyal fıbrilasyon (Afıb); atriyal miyokardiyumda,
düzensiz bir şekilde; çoklu ve küçük alanlarda devamlı
deşarjlar olduğunda ortaya çıkar. Bu, atriyal kasılmala­
rın etkisini kaybına sebep olur. Ayrıca kardiyak fonk­
siyonu bozuk hastalarda KKY'nin hızlanmasına sebep
olabilecek, sol ventrikül (SV) sonu diyastolik hacmi
düşürür.Afıb'in EKG karakteristikleri: (a) V 1 • V2• V3 ve
AvF leadlerinde en iyi şekilde görülen atriyal aktivite­
nin fibrilasyon dalgaları, (b) sağlıklı AV düğümü olan
hastalarda genelde 170-180 vuruş/dk gibi düzensiz bir
ventriküler yanıt( Şekil 4-6). Afıb, proksimal (7 gün­
den az süren), kalıcı (7 günden fazla süren) ya da kro­
nik (sürekli) olabilir. Aynca idyopatik (yalnız Afıb) ya
da; uzun süredir devam eden hipertansiyon; iskemik
kalp hastalığı, romatizma! kalp hastalığı, alkol kullanı­
mı (tatil kalbi), COPD ve tirotiksikozun birleşimi şe-
kilnde de bulunabilir. Atriyal kasılmaya bağlı SV fonk­
siyon bozukluğu olan hastalar; Afıb başlangıçlı akut
KKY'den muzdarip olabilirler. Geniş QRS kompleksli
ve 300 vuruş/dk'dan büyük oranlar; WPW gibi preek­
sitasyon sendromu ile ilgilidir. (Şekil 4-7) Antikoagüle
olmayan Afıb'li hastalar; %5 gibi yüksek yıllık embolik
olay oranına sahiptir ve bu oran yaşam boyu %25'ten
büyüktür. Kronik Afıb'in sinüs ritmine dönüşmesi;
%1-5 arteriyal emboli riski taşır. Bu nedenle ; antiko­
agülasyon tedavisi almayan, başlangıç zamanı belirsiz
ve 48 saatten uzun süredir Afib'li olan hastalara; kardi­
yoversiyondan önce 3 hafta boyunca antikoagülasyon
tedavisi uygulamak gereklidir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
1. Stabil olmayan hastalar senkronize kardiyoversi­
yon ile tedavi edilir. (50-100 J)
2. 48 saatten uzun süredir Afib'li olan stabil hastalar,
kardiyoversiyondan önce heparin (80 ünite/kg/saat
IV, takiben 18 ünite/kg/saat IV infüzyonu ile an­
tikoagüle edilir. Kardiyoversiyondan önce; atriyal
trombüsü ekarte etmek için; transözefıjyal ekokar­
diyogram değerlendirilir.
3. Diltrozem ile hız kontrolü sağlanır. Hız kontrolü­
nü sağlamak için hastaya 2 dakika boyunca 20 mg
(0,25 mg/kg IV) takiben 5-15 mg/saat devamlı IV
infüzyonu yapılır. Eğer ilk doz, hız kontrolünde do­
zun 2-2,5 katı şeklinde verilir (0.35 mg/kg) yetersiz
kalırsa; ikinci bir doz, 15 dakika içerisinde '%mg
1
1
1
�iT
ı.
•I
1'
1 ıı LI',rl
1 11
�.,. ,_
1
11
ı1 .... 1r"I,,1
1
'
1
1 11
ŞEKİL 4-6. Atriya1 fıbrilasyon
/.
,. 1
il
1
,-ıl ,- ·ı
i
ilu
' !
i
'
'.L
14
KISIM 2 • RESÜSİTASYON TEKNİKLERİ
ŞEKİL 4-7. Wolff-Parkinson-White Sendromunda atriyal fıbrilasyon.
(0,35 mg/kg) verilir. Normal kardiyak fonksiyonlu
hastalar için, alternatif hız kontrolü ajanları: ver­
pamil (5-10 mg IV), metoprolol (5-10 mg IV) ve
digoksin (0,4-0,6 mgIV)'dir. Preeksitasyon send­
romlu hastalar (örn. WPW); prokomanid ile 30 dk
boyunca 17 mg/kg ile 50 mg/kg'a çıkana kadar; ya
da %50 QRS genişlemesi görülene kadar tedavi edi­
lir. VF dejenerasyonuna sebep olabilme riskinden
dolayı beta-adrejenik ya da kalsiyum kanalı blokeri
(örn. Verpamil) kullanmaktan kaçınılmalıdır.
4. Kardiyak fonksiyonu bozuk hastalarda (EF<%40)
amiodarone kullanılır. 30 dk boyunca 5 mg/kg IV,
takiben 24 saat boyunca 1200 mg (iyot ya da ka­
buklu deniz ürünleri alerjisi olan hastalarda kont­
rendikedir, simvastatin ile birlikte kullanıldığında
rabdomiyoliz riskini arttırır) ya da 0,4-0,6 mg IV
digoksin.
5. 48 saatten az bir süredir Afib'li hastalar acil serviste
kimyasal ya da elektriksel olarak kardiyoversiyon
edilebilir. Normal kardiyak fonksiyonlu hastalarda;
amiodaron, ibutilid (atriyal fluter ile ilgili yorum­
lara bakınız), prokainamid, tlekainid ya da profa­
nenon kullanılır. İbutilid 0,01 mg/kg IVöen 1 mg'a
kadar titre edilebilir ve 10 dakikalık infüzyon şek-
: ,;n
!inde verilir. Eğer 20 dakika içerisinde herhangi bir
cevap alınmazsa, ikinci bir doz ibutilid verilebilir.
İbutilid; bilinen yapısal kalp hastalığı, hipokalemi­
si, uzun süreli QTc aralığı, hipomagnezemisi ya da
CHF'si olan hastalara verilmemelidir. Aksi halde
Torsades de pointes'i tetikleyebilir. İbutilid veril­
dikten sonra 4-6 saat boyunca hasta izlenmelidir.
Kardiyak fonksiyon bozukluğu olan hastalar; ami­
oderon veya elektriksel olarak kerdiyoversiyon edi­
lebilir.
MULTİFOKAL ATRİYAL TAŞİKARDİ
KLİNİK ÖZELLİKLER
Multifokal atriyal taşikardi (MAT); atriyal ektopinin
en az üç farklı bölgesi olarak tanımlanır. MAT'nin
EKG karakteristikleri; (a) 3 ya da daha fazla, farklı şe­
kilde P dalgaları, (b) değişken P-P, PR ve R-R aralıkları
ve (c) genellikle 100-180 vuruş/dk'lık atriyal ritim. (Şe­
kil 4-8). Ritim düzensizce düzensiz olduğundan; MAT,
atriyal tluter ya da atriyal fibrilasyon (Afib) ile karıştı­
rılabilir. MAT çoğunlukla dekompanse KOAH'lı, yaşlı
m:ın:u,
iiiı 't
::::'i: !(:; '!il :�: iiH i�t il
·::; ���! t; r:n '.�::fW+�Tıt;=;
: ': :J (: iiF:::; ı !! iİH .. .r
::, 'l�-:!: � ::. ::" :.- '.
:'ii :t :f! 1:;: ·_ ;i:!
. : i� i: ·: 111: :f·i ! �-��; !!ı; i}i.. , __
::\: !!:? [} !ii� �f: [1ır ��
ŞEKİL 4-8. Multifokalatriyal taşikardi (MFAT)
·I
:ıJ
�j
BÖLÜM 4 • ARİTMİ/DİSRİTMİ YÖNETİMİ
hastalarda görülür, ayrıca KKY 'li, septisemili, metilk­
santin yol ya da digoksin toksisitesi olan hastalarda da
görülebilir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
1. Altta yatan bozukluklar tedavi edilir.
2. Spesifik antiaritmik tedaviler nadiren gerekli olur.
Akut KOAH ya da KKY alevlenmesi olan hastalar­
da, hız kontrolü 5-10 mg iV verapamil veya 10-20
mg iV diltiazem ile sağlanılabilir.
3. 60 saniye boyunca 2 gram iV magnezyum sülfat,
takiben 1-2 gram/saat'lik sabit infüzyon; bazı has­
talarda ektopiyi düşürebilir ve MAT'nin sinüs rit­
mine dönmesine sebep olabilir.
4. Potasyum seviyesi; 4mEq/Laen yüksek bir noktaya
kadar ulaştırılıp, miyokardiyal membran stabilitesi
artırın.
• NODAL (KAVŞAK) RİTİMLER
KLİNİK ÖZELLİKLERİ
SA nod çıkışı bloğu, AV bloğu ve sinüs bradikardisi
olan hastalarda fonksiyonel kaçış atımları oluşabilir
ve genelde iletim sistemi içerisindeki kurtarma pa­
cemakerına bağlı olarak 40-60 vuruş/dk arasında bir
orandadır. Fonksiyonel kaçış vuruşları, atriumun için­
de, geriye doğru ilerletilebilir; ancak QRS kompleksi
genellikle geriye doğru olan P dalgalarını maskeler.
(Şekil 4-9) SA nod ile beraber ritmik değişimler olu­
şurken, kavşak kaçış atımları, bigeminal ya da trigemi­
nal ritimlere sebep olabilir. Uzun süreli kavşak kaçış
ritimler; KKY, myokardit, akut MI (özellikle inferiyor
MI), hiperkalemi ya da digoksin toksisitesi (düzenlen­
miş Afıb) ile birlikte görülebilir. Eğer ventriküler hız
oranı çok yavaşsa, miyokardiyal ya da serebral iskemi
gelişebilir. Artan kavşak otomatisite durumunda; kav­
şak ritimler hızlanabilir (60-100 vuruş / dk) ya da ta­
şikardik olabilir (>100 vuruş/dakika) böylece SA nod
oranına baskın gelir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
1. İzole, seyrek kavşak kaçış atımları genelde özel bir
tedavi gerektirmez.
2. Eğer başından sonuna kadar aynı seviyede sürdü­
rülen kavşak kaçış ritimleri üretiliyorsa; altta yatan
sebepler tedavi edilir.
15
3. Stabil olmayan hastalara; toplamda 2 mg olacak şe­
kilde, 5 dakikada bir 0,5 mg iV atropin verilir. Bu;
SA nod deşarj oranını hızlandırır ve AV nodal ileti­
mini arttırır.
4. Atropine uyumlu olmayan stabil olmayan hasta­
larda transkütanöz ya da transvenöz hız denetimi
yapılır.
5. Digoksinli hastalar; SVT için anlatılan tedavi ile
yönetilir.
• VENTRİKÜLER ARİTMİLER
PREMATÜRE VENTRİKÜLER KASILMALAR
KLİNİK ÖZELLİKLER
Prematüre ventriküler kasılmalar (PVK); ventriküller­
deki tek ya da çoklu alanlardan çıkan uyaranlar nede­
niyle oluşur. PVK'nin EKG karakeristikleri: (a) prema­
türe ve geniş QRS kompleksleri (b) hiç önceki P dalgası
görülmemesi (c) önceki QRS sapmasına ters doğrultu­
da PVK T dalgası ve ST segmenti (d) çoğu PVC'ler si­
nüs nodu etkilemez, bu yüzden genelde tam karşılayıcı
sonrası ektopik duraklama ya da PVK, iki sinüs değeri
arasında ara değeri bulabilir. (e) çoğu PVK, önceki si­
nüs atışından itibaren sabitlenmiş ve bağlı bir aralığa
sahiptir (0.04 saniye içerisinde) ve (f) çoğu PVK, at­
rium içinde yapılır, bu da geriye doğru giden P dalga­
sı üretir (Şekil 4-10). Eğer 3 veya daha fazla PVK dizi
halinde meydana gelirse; hastalar süreksiz VT'li olarak
kabul edilir. PVK; akut MI ve iskemik kalp hastalarının
çoğunda görülür ve çok yaygındır.
PVK'nin diğer yaygın sebepleri ise digoksin tok­
sisitesi, CHF, hipokalemi, alkaloz, hipoksi ve sempa-
A
B
c
ŞEKİL 4-9. Nodal kaçış ritmi, 42 atım/dk.
ŞEKİL 4-10. Prematürventriküler atımlar (PVC). A. Tek
odaklı PVC B. Aralıklı PVC. C. Multifokal PVC.
16
KISIM 2 • RESÜSİTASYON TEKNİKLERİ
tomimetik ilaçlardır. Havuz verileri ve meta analizler;
,
PVK nin baskılayıcı ya da profilatik tedavisinden do­
layı gerçekleşen ölümlerde bi azalma ortaya koymaz.
Ventriküler parasistol; ektopik ventriküler odak, SA
nodunu tamamlamak için yeterli sıklıkta ateşlendiğin­
de oluşur ve kardiyak iskemi, elektrolit dengesizliği ve
hipertansif veya iskemik kalp hastalığı ile ilişkilendi­
rilmiştir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
1. Stabil hastalar için tedavi gerekmez.
2. 3 ya da daha fazla PVK'nin dizi halinde gerçekleşti­
ği hastalar; VT'de olduğu gibi tedavi edilir.
3. Hemodinamik olarak stabil olmayan olan PVK'lı
hastalara, anestetiklere karşı alerjik olmadığı süre­
ce, 1-1,5 mg/kg IV (3 mg/kg'a kadar) lidokain veri­
lir.
AKSELERE İDİOVENTRİKÜLER RİTİM
KLİNİK ÖZELLİKLER
Akselere idioventriküler ritmin (AIVR) EKG karak­
teristikleri: (a) geniş ve düzenli QRS kompleksleri (b)
genelde bir önceki sinüs hızına yakın 40 ila 100 vuruş/
dk arasında oran (c) çoğunlukla kısa süreli çalışma (330 vuruş/dk) ve (d) genellikle füzyon vuruşuyla başla­
yan AIVR.(Şekil 4-11) Bu durum genelde akut MI ile
beraber ya da başarılı tromboliz sonrası reperfüzyon
ortamında bulunur.
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
Tedavi gerektirmez. Bazen AIVR işleyen tek pacema­
ker olabilir ve lidokain supresyonu kardiyak asistole
sebep olabilir.
VENTRİKÜLER TAŞİKARDİ
rudan daha hızlı bir oran (genelde 150-200 vuru/dk)
(c) bazen vurudanvuruya başlangıç varyasyonlu olsa
da, düzenli bir ritim ve (d) sabit QRS ekseni (Şekil
4-12). VT'nin en yaygın sebepleri iskemik kalp hasta­
lığı ve akut MI'dır. Bu gerçek nedeniyle, VT'li hastalar,
acil revaskülarizasyon adayı olarak değerlendirilmeli­
dir. Diğer etiyolojiler arsında; hipertrofik kardiyomi­
yopati, mitral kapak prolapsusu, ilaç toksisitesi (digok­
sin, antiaritmikler, ya da sempatomimetikler), hipoksi,
hipokalemi ve hiperkalemi yer alır. Genelde, tüm ge­
niş-kompleks taşikardiler; klinik semptomlar ve baş­
langıç hayati bulgular gözetilmeksizin VT gibi tedavi
edilmelidir. Adenozin, VT'li hastalarda ufak hasara­
lara sebep olur; bu yüzden, şüpheli anormal SVT'ye
bağlı geniş-kompleksli stabil hastalar (önceki bölüme
bakınız) teşhisin şüpheli olduğu durumlarda, adeno­
zinle güvenli olarak tedavi edilebilir. Atipik VT (DOR­
SADE de POİNTES ya da noktaların bükülmesi) QRS
ekseninin pozitif doğrultudan negatife, tek bir derivas­
yonda 200-240 vuruş/dk oranında salınması ile oluşur
(Şekil 4-13). Repolarizasyonu uzatan ilaçlar - kinidin,
dizoftramid, prokainamid, fenotiyazin, ve trisiklik an­
tidepresanlar - bu aritmileri şiddetlendirir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
1. Nabızsız VT'ler 100 Jile başlayan asenkronize kar­
diyoversiyonlu defibrile ediler. Nabızsız olmayan
stabil olmayan hastalar, senkronize kardiyoversi­
yon ile tedavi edilir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Ventriküler taşikardi; dakikada 100 vuruştan hızlı bir
orandaki ventriküler ektopik peysmekırın 3 ya da daha
fazla ardışık vurudan oluşur. VT'nin EKG karakteris­
tikleri: (a) geniş QRS kompleksi (b) dakikada 100 vu-
-F- 1 +TF1-ı-Wfo-- \\-bA-'1-t-.-i-A-.ıı+++-ı.ı.+-
' tf'
- ı.-ıı-+H-fs+-ıı--ıı,+ı+-�H-4---1�ı-:
�
rı ı, ı
r
.+ f
'LJ/
�c
-� ı:;
- "'\- J
-..,.. r r �
ŞEKİL 4-11. Akselere idiyoventriküler ritim (AİVR).
rıa,V 17, ·1-'t-Hlı !At--t-1+-,i_ ++4--1--1--1--"
- +
l±ı:-.H: -·_t:d-± .1-
-"- l....j--L..Ll....L
ŞEKİL 4-13. QRS komplekslerinin boyutlarında ve yön­
lerinde sinüzal değişiklik gösteren iki kısa atipikventriküler
taşikardi örneği: "Le torsade de pointes" (noktaların dansı).
Ustteki örneğin geç başlangıçlı PVC ile başladığına dikkat
edin.
BÖLÜM 4 • ARİTMİ/DİSRİTMİ YÖNETİMİ
2. Hemodinamik olarak stabil olan hastalar amioda­
ron ile tedavi edilir. Totalde 2 gram oluncaya kadar
her 1O dakikada bir, tekrar eden boluslar şeklinde
10 dakika boyunca 150 mg IV verilir. Alternatif
olarak, başlangıç bolustan sonra, 18 saat boyunca
0,5 mg'lık infüzyon uygulanabilir. İkinci basamak
ajanlar: prokainamid (MI ya da SV bozukluğu şüp­
hesi olmayan hastalarda) ve lidokaindir.
3. Torsades de Pointes'i olan hastalar için : torsades
de Pointesi sonlandırmak adına 90-120 vuruş/dk'da
overdrive pacing set denenir. 60-90 saniye boyun­
ca, 1-2 gram iV magnezyum sülfatı takiben 1-2
gram/saat infüzyon etkili olabilir.
4. İzoproterenol, 2-1O mg/dk iV infüzyonu da refrak­
ter Tarsades'in içindedir. Fakat miyokardiyal oksi­
jen ihtiyacini yükseltme riski taşır.
VENTRİKÜLER TAŞİARİTMİLERE K ARŞI
NORMAL SVT
Geniş kompleksli hastalara, aksi isptalanmadıkça, VT
hastası gibi yaklaşılmalıdır. 35 yaşın üstünde ve MI,
KKY ya da koroner arter bypass greft hikayesi olan
hastalarda durum VT'nin kuvvetle lehinedir. Ayrıca;
AV ayrışması, füzyon atımları, prekordiyal lead QRS
konkordans ve 0.14 saniyeden uzun bir QRS süreci de
VT lehindeki EKG işaretleri içerisinde yer alır.
VENTRİKÜLER FİBRİLASYON
KLİNİK ÖZELLİKELR
Ventriküler fıbrilasyon (VF); herhangi bir ventrikü­
ler pompalama aktivitesi olmadığı sürece, ventriküler
miyokardiyumdaki küçük bir alanda gerçekleşen to­
tal düzensiz depolarizasyon ve kasılmalardır. EKG'de
görülebilir P dalgaları ya da QRS kompleksleri hariç,
ince-kaba-zigzag desenler görülür (Şekil 4-14). VF, ço­
ğunlukla akut MI'lı ya da MI'sız şiddetli iskemik kalp
hastalarında görülür. Bunun yanı sıra; digoksin ya da
kinidin toksisitesi, hipotermi, göğüs travması, hipo­
kalemi ya da mekanik stimülasyon (örn. Kateter tel)
kaynaklı olabilir. Birincil VF, hermodinamik bozulma
öncesi hariç, aniden gelişir ve genelde akut iskemi ya
da peri-infrakt hasar reentrysinden ötürüdür. İkincil
VF; SV bozukluğu ya da dolaşım şokuna bağlı olarak,
hermodinamik bozulmanın uzun süreli döneminden
sonra meydana gelir.
17
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
1. Acil elektriksel defıbrilasyon uygulanır ( senkronize
olmayan) 200J'de (çift fazlı) ve 360J (monofazik).
Eğer VF devamlılık gösteriyorsa; 5 adet KPR siklu­
su yapılır, nabız kontrol edilir ve eğer nabız yoksa,
tekrar defibrilasyon yapılır. Defibrilasyon pedleri
hastanın üzerinde ve aynı konumda tutulur çünkü
ardışık komptör şoklarla beraber, transtorasik em­
pedans azalır.
2. Eğer ilk iki KPR siklusu ve defibrilasyon başarısız
olursa, 300 mg iV amiodaron kullanılarak antia­
ritmik tedavi uygulanır. İkinci basamak tedavi ise
1,5 mg/kg iV, takiben iki doz daha 0.75 mg/kg iV
lidokain'dir. KPR defibrilasyon döngüsü tekrarla­
nır.
3. Eğer üçüncü KPR defıbrilasyon döngüsünden son­
ra hala nabız yoksa; 1 mg IV epinefrin ya da 40 üni­
te iV (yalnızca bir kez) vasopresini takiben 20ml
normal salin verilir ve KPR defıbrilasyon döngüsü
hemen kaldığı yerden devam eder.
4. Refrakter VF'de; 60-90 dk boyunca 1-2 gram iV
magnezyum sülfatı takiben 1-2 gram/ saatlik bir in füzyon yapılır.
İLETİM BOZUKUKLARI
ATRİOVENTRİKÜLER (AV) BLOK
Birinci derece AV blokajı, uzun süreli PR aralığı ile
kendini gösteren AV iletimindeki gecikme ile karak­
terize edilir (>0.2 saniye). Normal kaplerde görüle­
bileceği gibi; yüksel vagal tonus, digoksin toksisite­
si, inferior MI, amiloid ve miyokardit ile birlikte de
görülebilir. Birinci derece AV blokajı tedavi gerektir­
mez. İkinci derece AV blokajı; aralıklı AV düğümü
iletimi olarak karakterize edilir: bazı atriyal uyaran­
lar ventriküllere ulaşırken, diğerleri bloke edilir ve
gruplaşmış atımlara sebep olur. Bu blokeler; tipik
olarak tersinir olan nodal bloklar ve iletim sistemi
hastalıklarına sebep olan tersinmez infranodal bloke­
ler olarak ikiye ayrılır. Üçüncü derece AV bloğu; AV
ayrışması ile sonuçlanan, AV iletiminin tamamen ke­
silmesi ile karakterize edilir.
İKİNCİ DERECE MOBİTZ (WENCKEBACH) AV
BLOGU
KLİNİK ÖZELLİKLER
ŞEKİL 4-14. Ventriküler fıbrilasyon.
Mobitz I AV bloğu; atriyal uyarı tamamen bloke olana
kadar AV düğümü boyunca iletilen ilerleyici uzama­
ya sebep olan nodal bir blokdur. Genelde bir seferde
yalnızca bir atriyal ileti bloke olur. Vurular kesildikten
18
KISIM 2 • RESÜSİTASYON TEKNİKLERİ
,
1
w...ı....LLJ...J...LL.l..LI...L..LLL.LLLLUJUJ_Jtt_j:ı_l.Ltttlı:ttljjj�±�D�·1±t:i:fü±
�'
ŞEKİL 4-15. 4:3 geçişli ikinci derece Mobitz 1 (Wenkebach)
A
AV blok.
sonra; AV iletimi normale döner ve döndü kendini
tekrarlar. Bu tekrar aynı iletim oranında (sabit oran)
olabileceği gibi farklı da olabilir (değişken oran). Ke­
silen vurudan önce PR aralığı kademeli olarak uzasa
da; ardışık vurudan beraber uzunluğun düşüş mikta­
rındaki artış, kesilen vurudan önceki her bir ardışık
PR aralığında aşamalı olarak kısalmaya sebep olur
(Şekil 4-15). Bu blok, genelde geçicidir ve inferior MI,
digoksin toksisitesi, miyokarditis ile ilişkilendirilir ya
da kalp ameliyatı sonrası görülebilir. Blokaj, infrano­
dal iletim sistemi yerine AV düğümü seviyesinde oldu­
ğundan genelde stabil bir ritimdir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
1. Yavaş ventriküler oranlar, hiperfüzyon işaretleri
gösterdiği sürece, özel bir tedavi gerektirmez.
2. Akut inferior MI ile ilişkili durumlarda; sonraki
müdahaleye başlamadan önce, yeterli hacim resü­
sitasyonu sağlanmalıdır.
3. Her 5 dk'da bir 0,5 mg IV atropin verilir. Toplam
doz 2mg'a ulaşana ya da istenen kalp atışına ulaşı­
lana kadar titre edilir.
4. Nadir olarak ihtiyaç duyulsa da transkütan kalp pili
kullanılabilir.
İKİNCİ DERECE MOBİTZ il AV BLOGU
KLİNİK ÖZELLİKLER
Mobitz II AV bloğu; aralıklı ve iletilmeyen atriyal vu­
rulu sabit PR aralığına sebep olan, infranodal hasta­
lığın tipik bir örneğidir (Şekil 4-16). Bir ya da daha
fazla vuru, tek bir seferde iletilemeyebilir. Bu blok, inf­
ranodal iletim sisteminde fonksiyon bozukluğuna ya
da önemli hasarın bir göstergesi olabilir. Bu nedenle
QRS kompleksleri genelde büyük ölçüde His-Purkinje
demeti ya da ventriküllerden gelir. Tip il bloke, tip I
blokeden daha tehlikelidir çünkü genelde kalıcıdır
ve aniden ilerleyerek tam kalp bloğuna sebep olabilir
(özellikle de akut anterior MI durumunda) ve nere­
?eyse her zaman kalıcı kalp pili yerleştirilmesi gerekir.
ikinci derece AV blokesi 2: 1 gibi sabit bir iletim oranı
ile gerçekleştiğinde; Mobitz I ile Mobitz II'yi ayırt et­
mek mümkün değildir.
ŞEKİL 4-16. A. İkinci derece Mobitz tip il AV blok. B. 2:1
geçişli ikinci derece AV blok.
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
1. Semptomatik hastalar için birinci basamak tedavi:
0,5-1 mg iV bolus atropin, toplam doz 2 mg ola­
na kadar her 5 dk'da bir tekrarlanır. Tüm hastalar,
tam kalp bloğu içinde daha fazla kötüleşme duru­
munda kullanılmak üzere transkütan kalp pili öl­
çüm perleri konumlandırılmış ve hazır durumda
olmalıdır.
2. Aatropine cevap vermeyen hastalarda transkütan
kalp pili ölçümleri başlatılır. (sinüs bradikardiye
bakınız)
3. Eğer transkütan kalp pili ölçümleri başarısız olursa,
transvenöz kalp pili ölçümü başlatılır (yarı yüzer ya
da balon damperli pil kateteri vasıtasıyla, 40-140
vuru/dk'da 0,2-20 mA).
ÜÇÜNCÜ DERECE (TAM) AV BLOGU
KLİNİK ÖZELLİKLER
Üçüncü derece AV bloğunda hiç AV iletimi yoktur.
Ventriküller, atrial orandan daha yavaş ve AV nodun
ya da infranodal iletim sisteminin kaçış odağı tara­
fından uyarılır (Şekil 4-17). Üçüncü derece AV blo­
ğu gerçekleştiğinde, kavşak kaçış odağı 40-60 vuru/
dk'lık bir ventriküler oranla görevi devralır, çünkü
ritim; His demetlerinin yukarısındaki çatallanmada
başlar ve QRs kompleksleri dardır. Nodal üçüncü de­
rece AV bloğu akut inferior MI hastalarında %8 ora­
nına kadar gelişebilir ve genelde geçicidir. Birkaç gün
sürebilir.
ŞEKİL 4-17. Üçüncü derece AV blok.
BÖLÜM 4 • ARİTMİ/DİSRİTMİ YÖNETİMİ
Üçüncü derece AV bloğu, infranodal seviyede ger­
çekleştiğinde, ventriküller 40 vuru/dk'dan daha yavaş
bir oranda, ventriküler eskap ritmi tarafından yürütü­
lür. Bu bloke, değişmeden geniş QRS kompleksli kaçış
ritmiyle Purkinje sisteminde ya da demet dallanma­
sının olduğu kısımda konumlanır. Tıpkı Mobitz Il'de
olduğu gibi bu blok de infranodal iletim sistemindeki
yapısal hasaraların göstergesidir ve akut interior MI'da
görülebilir. Ventriküler kaçış odağı, kardiyak faaliyeti
düzenlemede genelde yetersiz kalır ve ventriküler asis­
tol periyodu ile beraber unstabildir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
Transkütan pacemaker yerleştirilene kadar, unsta­
bil hastalara transkütan kalp pili ölçümü? yapılır.
• Stabil hastalarda, transkütan pil pedleri uygulanır.
İkinci derece Mobitz il AV bloğunda gibi tedavi uy­
gulanır.
• FASİKÜLER BLOKLAR
İletimsel bloklar, bir ya da daha fazla infranodal ile­
tim yolundan oluşabilir. Sol fasiküllerdeki bloklar QRS
süresini uzatmaz fakat QRS eksenini değiştirir. Sol an­
terior fasiküler blok (SAFB) sol eksende deviyasyona
sebep olurken; sol posterior fasiküler blok (SPFB) sağ
eksen deviyasyonuna sebep olur. Sağ bloğu (solDDB)
ise QRS süresini uzatırken (>0,12 saniye); erken pre­
kordiyal derivasyonlarında (Vl-2) RSR'ye sebep olur.
Bifasiküler blok bu iki fasikülün kombinasyonunu işa­
ret eder ve en önemli olanı sol bloğudur (sağ DDB +
soi DDB). Trifasiküier blok; bifasiküier biok variığın­
da birinci derece AV bloğunu işaret eder ve AV nodu
1
1,-/"'�Jr,..,"-_,,,-"--�-hl'""'
aVL
ŞEKİL 4-18. Brugada sendromu.
19
içeren önemli iletim sistemi hastalıklarının bir göster­
gesidir. Böylelikle Mobitz il ya da 3. Derece Av blok
riskini yükseltir ve kalıcı peacemaker yerleştirilmesini
gerektirebilir.
RİTİM BOZUKLUKLARINA
YOL AÇABİLEN İLETİM
BOZUKLUKLARI
Brugada sendromu ve uzun QT sendromu spontan
V T /VF riskini arttırır ve tanı konulduğunda kardiyak
defibrilatör takılması açısından değerlendirilmesi ge­
rekir. Brugada sendromu erken göğüs derivasyonla­
rında (V 1 - V2) patognomonik J-nokta yükselmesi ve
eğer şeklinde veya eğimli ST segmentinin olduğu sağ
dal bloğu ile sonuçlanan genetik geçişli hızlı sodyum
kanalı bozukluğudur (Şekil 4-18). Uzun QT sendro­
mu erkeklerde >470 milisaniye ve kadınlarda >480
milisaniyeden daha uzun QT aralığı ile karakterizedir.
Doğumsal ve edinsel olabilir. Torsades de pointes riski
artmıştır.
PRETERMİNAL RİTİMLER
NABIZSIZ ELEKTRİKSEL AKTİVİTE
Nabızsız elektriksel aktivite kalpte mekanik kasılmala­
rın eşlik etmediği elektriksel dalgaların varlığıdır. Ağır
hipovolemi, kardiyak tamponad, tansiyon pnömoto­
raks, masif pulmoneremboli, MI ve toksik madde alımı
( ör, trisiklikantidepresanlar, kalsiyum kanal blokörleri
ve bela blokörler) gibi olası mekanik nedenler tanın­
malı ve tedavi edilmelidir. Ek olarak asidoz, hipoksi,
20
KISIM 2 • RESÜSİTASYON TEKNİKLERİ
hipokalemi, hiperkalemi ve hipotermi gibi derinleşmiş
metabolik bozukluklar da düşünülmeli ve tedavi edil­
melidir.
Entübasyon ve KPR'nin başlatılmasını takiben her
3-5 dakikada 1 miligram IV/IO (1:10,000 çözelti) epi­
nefrin verin. İlaç endotrakeal yol ile verilecekse dozu
2-2,5 kat arttrırın ve ilacın dağılabilmesi için birkaç
seri solunum ile destekleyin. Tedavi altta yatan sebebin
hızla tanınması ve düzeltilmesine dayanmaktadır. En­
dikasyon dahilinde ise vasküler tonusu arttırmak için
norepinefrin ve fenilefrin gibi alfa adrenerjik aktivite
sağlayan ilaçlan kullanın. Elektriksel pace uygulaması
etkili değildir.
2. Pacedisfonksiyonu olan hastalar altta yatan rit­
me ve eşlik eden semptomlara göre tedavi edil­
melidir.
3. Aşırı uyarı üreten pacemakerlarda asenkron mod­
da uyan üretilmesi için mıknatıs uygulaması gere­
kebilir.
5
İDİYOVENTRİKÜLER RİTİM
İdiyoventriküler ritim 40 atım/dk'dan daha yavaş olan
geniş QRS'i 0.16 saniyeden daha geniş olan ventriküler
kaçış ritmidir. İnfranodal AV blok, MI, kardiyak tam­
ponad ve kan hacmini boşaltacak boyuttaki kanama­
larla ilişkili olabilir.
Entübasyon ve KPR'nin başlatılmasını takiben alt­
ta yatan mekanik faktörlerin tanınması (ör, agresif sıvı
resüsitasyonu) ve alfa adrenerjik ilaçların kullanımı
gerekmektedir.
ÇOCUKLARDA VE
YENİDOGANLARDA
RESÜSİTASYON
Marc F. Collin
Çeviri: Damlanur Kucur
EPİDEMİYOLOJİ
•
Kardiyak arrest olan çocuklarda sağkalım oranı ol­
dukça düşüktür.
ASİSTOL (KARDİYAK SEKTE)
Asistol kalbin elektriksel aktivitesinin tamamen kay­
bolması durumudur ve kötü prognozludur. Tedavisi
nabızsız elektriksel aktivite ile aynıdır.
KARDİYAK PACEMAKERLAR VE
OTOMATİK İNTRAKARDİYAK
DE FİBRİLATÖRLER
Pacemakerlar, otomatik internal kardiyak defibrilatör­
ler (AICD) veya kombinasyon cihazlar ani kardiyak
ölüm, kalp yetmezliği veya kardiyomiyopati hikayesi
olan hastalarda kullanılabilir. Hatalı çalışma cihazın
herhangi bir kısmındaki sorun nedeniyle olabilir. Ci­
haz cebinde enfeksiyon veya hematom, elektrot en­
feksiyonu/yer değiştirmesi, uyan oluşturamama, aşırı
uyarma veya uygunsuz defibrilasyon bu sorunlardan
bazılarıdır. Çoğu pacemaker mıknatıs uygulandığında
sabitlenmiş asenkron modda çalışmasına neden olan
manyetik kilitleri vardır.
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
1. İncelemeye EKG ve elektrotların yerleşimini ve bü­
tünlüğünü gösteren bir göğüs grafisi dahil edilme­
lidir.
• PATOFİZYOLOJİ
•
•
•
Çocuklarda kardiyak arrest solunum arresti sonu­
cu oluşan hipoksiye veya şok sendromlarına bağlı
oluşur.
Yenidoğan resüsitasyonlannın neredeyse tamamı
solunumsal nedenlere ikincildir.
İlaç dozları, göğüs basısı ve solunum hızı ve gerekli
cihazların boyutu çocuğun yaşına göre değişiklik
gösterir.
HAVAYOLU GÜVENLİGİ
•
İnfantlann ve çocukların havayolu erişkinlere göre
çok daha küçüktür ve belirgin anatomik ve fonksi­
yonel farklılıklar içerir.
• Belirgin oksiput ve görece büyük dil havayolu tı­
kanıklığına neden olabilir fakat bu tıkanıklık başın
hafif ekstansiyonu ile (koklama pozisyonu) ve baş
geri çene yukarı veya jaw thrust (head-tilt ehin lift)
manevrası ile düzeltilebilir.
Bilinci kapalı, devamlı veya çene yukarı uygulama­
sı gereken çocuklarda oral airway kullanışlı olabilir.
Oral airwayler dil basacağı kullanarak ve direk gö­
rerek yerleştirilir.
BÖLÜM 5 • ÇOCUKLARDA VE YENiDOGANLARDA RESÜSiTASYON
•
Ventilasyon balon-valf-maske sistemi kullanılarak
uygulanabilir. İnfant ve çocuklarda kullanılacak
balon-valf-maske asgari hacmi 450 mi olmalıdır.
Yeterli ventilasyondan emin olmak için göğüs du­
varının yükselmesini gözlemleyin ve solunum ses­
lerini dinleyin.
Büyük ve kırılgan olan epiglot en iyi düz (Miller)
laringoskop bıçağı kullanılarak ekarte edilebilir.
Preterm yenidoğanlarda O numara Miller ve term
yenidoğanlarda 1 numara Miller kullanın.
Endotrakeal tüp boyutu (16+yıl olarak yaş)/4 for­
mülü ile kolayca hesaplanabilir. Yenidoğan 1 kg'dan
küçük ise 2,5 mm ET; 1-2 kg ise 3,0 mm ET; 2-3 kg
ise 315 mm ET ve >3 kg ise 3,5 ila 4.0 mm ET kulla­
nın.
Tüpün dudak kenarı yerleşimi yaklaşık tüpün çapı­
nın 3 katıdır (ör, 5,0x3=15 cm dudak kenarı).
Çocuklarda tidal hacim 8-12 mL/kg'dır.
Çocuğun hiperventilasyon ihtiyacı yok ise başlan­
gıç solunum sayısı yenidoğanlarda 40-60 soluk/
dk, bebeklerde 20 soluk/dk, küçük çocuklarda 15
soluk/dk ve adölesanlarda 10 soluk/dk olarak ayar­
lanmalıdır.
Endotrakeal tüpün yerleşiminin kontrolü erişkin­
lere benzer: yeterli göğüs ekspansiyonu, simetrik
solunum sesleri, C02 ölçümü, ET'de buhar oluşu­
mu, düzelen oksijenizasyon ve klinik iyileşme.
Endotrakeal entübasyonun yapılamadığı durum­
larda laringeal maske (LMA) kullanılabilir.
• HIZLI ARDIŞIK İNDÜKSİYON
Hızlı ardışık indüksiyon endotrakeal entübasyon
yapabilmek için damar yolundan anestezik ve nö­
romusküler blokör ilaçların verilmesidir.
Hastaya öncesinde %100 oksijen verin.
5 yaşından küçük çocuklarda veya ikinci doz süksi­
nilkolin verilmesi gereken daha büyük çocuklarda
ve adölesanlarda refleks bradikardiyi engellemek
amacıyla atropin (0.02 miligam/kg; mınımum
doz=O.l miligram, maksimum doz=l miligram)
verilmelidir.
Krikoid basısı paralizi oluşmadan uygulanmaya
başlanmalıdır ve başarılı entübasyon teyit edilene
kadar uygulanmalıdır. Krikoid basısı yumuşak in­
fant trakeasını kapatabileceği için entübasyon zor­
laşırsa bası basıncı azaltılmalıdır.
• DAMAR YOLU
Damar yolu mümkün olan en hızlı ve en az invazif
şekilde açılmalıdır. Periferal venler (antekubital, el,
ayak veya skalp) ilk tercihtir.
•
21
İntraosseöz yol hızlı ve güvenli bit metoddur. Sıvı,
resusitasyon ilaçları, kolloid ve kan verilmesi için
kullanılabilir.
Santral venöz yollar veya safen ven cutdown da
kullanılabilir fakat daha fazla zaman alır.
SIVILAR
Hipovolemi/şoku olan hastaya 20 mL/kg intrave­
nöz izotonik sıvı (ör, serum fizyolojik) bolusları
mümkün olduğunca hızlı verilmelidir ve klinik ya­
nıta bağlı olarak tekrar edilmelidir.
Hipovolemi düzeltilmesine rağmen şok veya hipo­
tansiyon devam ediyorsa vazopressör tedavi düşü­
nülmelidir.
• İLAÇLAR
Çocuklarda ilaç dozunun uygun olarak ayarlana­
bilmesi için hastanın ağırlığının bilinmesi gerekir.
Acil servislerde çocuğun kilosunun tahmini için
kullanılan uzunluğa dayalı sistem doz hatalarını
azaltabilir.
6s kuralı; dopamin ve dobutamin gibi ilaçların
devamlı infüzyonunun hızlıca hesaplanmasında
kullanılabilir. Gerekli ilaç miktarı; 100 mL %5'lik
dekstroz'luk toplam hacme, ağırlığın kg cinsinden
6 mg katı kadar eklenmesi ile elde edilir. Bu; mik­
rogram/kg/dk'ya eşit olan mililitre/saatlik bir oran
meydana getirir. (örn. 1 mi/saat = 1 mikrogram/
kg/dk ya da 5 ml/saat = 5 mikrogram/kg/dk'lık bir
infüzyon)
Epinefrin, kardiyak arest için etkili olduğu kanıt­
lanmış tek ilaçtır. Oksijenizasyon ve ventilasyon
yanıtsız, nabızsız arrest ve hipoksi ve indüklemi
yavaş atım hızında endikedir.
Endotrakeal yol ile, epinefrinin başlanğıç dozu O.Ol
mg/kg (0.1 mL/kg 1:10.000 solüsyon) iV veya intro­
osseozya da 0.05 -0.1 mg/kg (0.5-1 mi/kg 1:10,000
solüsyon) Devam eden arest durumunda her 3-5
dakikada bir tekrarlanan bir dozla epinefrin tavsiye
edilir. Epinefrinin intrakeal uygulanışı, intravaskü­
ler verilmesine göre daha geridedir ve sadece acil
damar yolu erişimi olmadığında kullanılmalıdır.
2 ml/kg, %10'luk dekstrok genelde hipoglisemiyi
düzeltir. Eğer hipoglisemi devam ederse doz tek­
rarlanır.
Sodyum bikarbonat, artık başlangıç resüsitasyon
ilacı olarak nitelendirilmez. Ancak etkili ventilas­
yon oluşturulduğunda, epinefrin verildiğinde ve
göğüs basıncı dolaşımı dolaşımı sağlandığında,
eğer gerekliyse tavsiye edilir.
Kalsiyum da rutin resüsitasyonda tavsiye edilmez.
Fakat hiperkalemi, hipokalsemi ve kalsiyum kanalı
blokörü intoksikasyonunda kullanışlı olabilir.
22
KISIM 2 • RESÜSİTASYON TEKNİKLERİ
DİSRİTMİLER
•
•
İnfant ve çocuklardaki disritmiler hipoksiye ve
solunum yetmezliğine sekonderdir. Yetişkinlerde­
ki gibi birincil kardiyak sebeplerden değildir. Pe­
diatrik disritmi düzenlemesinde oksijenasyon ve
ventilasyona özel bir dikkat gösterilmesi en önemli
şeydir.
Pediatrik arrestte asistole ilerleyen bradikardi, en
yaygın görülen ritimdir. Çoğu kez, durumu düzelt­
mede oksijenasyon ve ventilasyon yeterlidir. Venti­
lasyona tepki göstermeyen bradikardi için, epinef­
rini takiben atropin uygulanması efektif olabilir.
• Arrest durumu dışındaki en yaygın disritmi; supra­
ventriküler taşikardidir (SVT). Genelde 250 ila 350
vuru/dakika gibi tipik bir oranda sınırlı kompleks
taşikardi şeklindedir. Çocuklarda stabil SVT için
önerilen tedavi: iyi işleyen bir IV yol aracılığıyla
olabildiğince çabuk bir şekilde serum fizyolojik
akıtılırken; eş zamanlı olarak 0.1 mg/kg adenozin
verilmesidir. Stabil olmayan SVT'li hastaların teda­
visi senkronize kardiyoversiyondur (0.5-1 J/kg).
• Sinüs taşikardi (ST) ve SVT'yi birbirinden ayırt
etmek genelde zordur. Küçük infantlar 200 vuruş/
dk'nın üstünde bir oranda ST'ye sahip olabilirler.
ST'li hastaların ateş, dehidrasyon, ya da şok öyküsü
olabilir. ST'li hastalarda kalp atış hm tipik olarak
aktivite veya stimülasyon ile değişir.
DEFİBRİLASYON VE
KARDİYOVERSİYON
•
•
•
•
•
•
•
Ventriküler fibrilasyon çocuklarda nadirdir. İlk
olarak olarak 2 J/kg'da defibrilasyon ile tedavi edi­
lir. Eğer başarısız olursa; defibrilasyon enerjisi 4 J/
kg'a (iki katına) çıkarılarak tekrar edilir.
4 J/kg'da iki defibrilasyon girişimi başarısız olursa,
epinefrin verilmelidir. Hipoksemi, hipovolemi ve
asidoz gibi tedavi edilebilir sebepler yeniden değer­
lendirilmelidir.
• Stabil olmayan taşiaritmiler 0.5-1 J/kg dozda kardi­
yoversiyon ile tedavi edilir.
• Göğüs duvarı ile paddle ile etkileşime izin veren en
büyük paddle kullanılmalıdır. Elektrot kremi ya da
macun, yanıkları önlemede kullanılır. Bir paddle
ikinci kaburga kemikleri arasındaki aralığın sağına;
diğeri ise ksifoid seviyesinde, sol köprücük kemiği­
ni dik kesen düzleme yerleştirilir.
•
•
•
NEONATAL RESÜSİTASYON
•
•
İnfantın resüsitasyonuna başlangıç kararı, doğumun ilk 30 saniyesi içinde verilmelidir.
.
İlk adım vücut sıcaklığını muhafaza etmektir. In­
fant hızlı bir şekilde kurutulmalı ve önceden ısıtıl­
mış bir radyan ısıtıcıya yerleştirilmelidir.
Spontan soluk almada belirgin zorluk çeken ya da
pozitif-basınç ventilasyonu gerektiren bebeklerde,
acil vakumlama yapilabilir. Eğer gerekli ise ağız ve
takiben burun, nazikçe bulb şırınga ya da mekanik
vakumlama cihazı ile vakumlanır.
Muayeneyi yapan kişi, kalp atış hızı, solunumsal
efor, renk ve aktiviteyi hızlıca değerlendirmelidir.
Apneik, merkezi siyanotik, ve kalp atım hızı 100
vuru/dk'dan az olan infantlara oda havası venti­
lasyonu ile başlatılan pozitif basınç ventilasyonu
uygulanmalıdır. Eğer 30 saniyelik etkili pozitif-ba­
sınç ventilasyonuna rağmen kalp atış hızı 60 vuru/
dk'nın altında ise; oksijen konsantrasyonu %100'e
çıkarılıp göğüs kompresyonuna başlanır.
İlk olarak başlangıçta soluk alamamış infanta ; ak­
ciğerleri genişletmek için 30 cm H2 0'nun üstünde
bir basınç uygulanır. Öte yandan; özellikle preterm
infantlar, yüksek basınç altında pnömotoraks geliş­
tirmeye daha yatkındır.
Eğer hiçbir gelişme kaydedilmez ve devam eden bir
şişkinlik öngörülürse; endotrakeal entübasyon ya­
pılmalıdır.
Eğer kalp atım hızı entübasyon ve destekli ventilas­
yona rağmen, hala 60 vuruş/dk'nın altında ise; 3:1
oranında destekli ventilasyon ile birlikte kordine
olarak dakikada 90 kompresyon şeklinde kalp ma­
sajına başlanmalıdır.
Eğer en az 45-60 saniyeden sonra kalp atım hızı
hala 60 vuru/dk'nın üzerine çıkarılamadıysa, epi­
nefrin tedavisi başlatılır.
İlaçlar ET, umbilikal venler ya da periferal ve aracı­
lığıyla verilebilir. Fakat endotrakeal yol tercih edi­
len bir yol değildir ve ancak damar yolu erişiminin
olmadığı durumlarda değerlendirilir.
Umbilikal ven kateterizasyonu, damar yolu temi­
ninde hızlı ve güvenli bir metoddur. Umbilikal
kateter, umbilikal vene yerleştirilir ve kan dönüşü
elde edilene kada ya da lO'dan 12 cm'ye kadar iler­
letilir.
Uygun ventilasyon ve oksijenasyona rağmen 60
vuru/Dk'nın altında kalan kalp atım hızı durumun­
da IV epinefrin (0,01 kg 1:10,000 solüsyon) kulla­
nılabilir.
Neonatal resüsitasyon süresince sodyum bikar­
bonat kullanımı kullanımı tartışmalı kalır. Uygun
ventilasyon ve dolaşım uygulamadan önce oluştu­
rulmalıdır. Sodyum bikarbonat ( 1 mEq/kg %4.2
solüsyon = 0.5 mEq/L) yalnızca intravenöz veril­
melidir.
MEKONYUM ASPİRASYONUN
ÖNLENMESİ
•
Mekonyuma boyanmiş amniyotik sıvının aspiras­
yonu; morbidite ve mortalite ile ilişkilendirilir.
BÖLÜM 6. sıvı, ELEKTROLİT VE ASİT-BAZ BOZUKLUKLAR!
nılır.
Tüm doğumların %10-20'sinde amniyotik sıvıya
mekonyum bulaşması görülür.
Eğer mekonyum varsa; doğumda kafanın çıkışın­
dan sonra ve omuzların çıkışından önce vakumla­
ma yapmak artık önerilmemektedir.
Eğer infant doğumdan sonra güçlü ise, ağız ve bu­
run, başka müdahale gerektirmeksizin nazikçe va­
kumlanabilir.
Eğer infant doğumdan sonra deprese ise; trakeanın
direk vakumlanması; trakeanın laringoskop ile vi­
zualizasyonu ve endotrakeal tübün vakumlanması
ile gerçekleştirilmelidir.
Eğer bu prosedürün herhangi bir anında, kalp atım
hızı 100 vuru/dk'nın altına düşlerse, pozitif- basınç
ventilasyonu başlatılmalıdır.
6
HACİM DURUMUNUN KLİNİK
DEGERLENDİRMESİ
Volüm kaybı ve dehidratasyon hasta öyküsünden
çıkarılabilir. Öykünün göstergeçleri kusma, ishal,
ateş, artmış çalışma şartları, azalmış sıvı alımı, kro­
nik hastalık, bilinç durumunda azalma ve azalmış
idrar çıkışını içerir.
Taşikardi ve hipotansiyon dehidratasyonun geç be­
lirtileridir.
Fizik muayene bulguları kuru mukoza, çekilmiş
dil (mükemmel indikatör) ve azalmış deri turgoru
içerir. İnfantlarda ve çocuklarda çökmüş fontanel­
ler, azalmış kapiller geri dolum, göz yaşı kaybı ve
azalmış ıslak bez dehidratasyonun tipik belirti ve
semptomlarıdır (Bknz Bölüm 83).
Letarji ve koma kaygı verici belirtilerdir ve komor­
bid bir durumun göstergesidirler.
Laboratuar değerleri sıvı durumu için güvenilir
indikatör değildirler. Plazma ve idrar osmolaritesi
dehidratasyon için güvenilir ölçütlerdir. Kan üre
nitrojeni (BUN), kreatinin, hematokrit ve diğer bi­
yokimyasal değerler duyarlı değildir.
Hacim fazlalığı klinik tanıdır ve ödem (santral veya
periferik), solunum sıkıntısı (pulmoner ödem) ve
juguler venöz dolgunluk (konjestif kalp yetmezliği)
ile kendini gösterir.
Hacim fazlalığı için belirgin risk faktörleri böbrek,
kardiyovasküler ve karaciğer hastalıklarıdır. Kan
basıncı tek başına hacim fazlalığı ile korele değildir;
hacim fazlalığı hastalarda hipotansiyon veya hiper­
tansiyon ile kendini gösterebilir.
SIVI, ELEKTROLİT VE
ASİT-BAZ BOZUKLUKLARI
Mary A. Wittler
Çeviri: Nalan Metin Aksu
SIVILAR
Ortalama normal bir yetişkin sıvı dengesini sağla­
mak için günlük yaklaşık 2000-3000 ml suya ihti­
yaç duyar.
Değiştiğinde sıvı ve elektrolitler izleyen sıra ile dü­
zeltilmelidir (1) hacim; (2) pH; (3) potasyum, kal­
siyu m, magnezyum; ve (4) sodyum ve klor. Doku
perfüzyonun yeniden oluşturulması sıklıkla sıvı­
elektrolit ve asit-baz dengesini dengeler.
Normal salinin (NS) osmolaritesi serumla uyumlu
olduğu için sıvı replasmanı için mükemmel bir sı­
vıdır.
%5 dekstroz (D5W) gibi hipotonik sıvılar hacim
replasmanı için hiçbir zaman kullanılmamalıdır.
Kan ürünleri ile aynı yoldan verilecek sıvı sadece
NS olmasına rağmen cerrahi ve travma hastaların­
da genellikle Ringer laktat solüsyonu kullanılır.
%10 dekstroz (DlOW) ve %20 dekstroz (D20W)
gibi daha konsantre dekstroz solüsyonları karaciğer
yetmezliği hastalarında veya total parenteral (TPN)
solüsyonların parçası olarak glukoz depolarını ça­
lıştırma yeteneği tehlikede olan hastalar için kulla-
23
İDAME SIVILARI
•
Yetişkin: Ortalama bir erişkin için (yaklaşık 70 kg)
75-125 mi/saat D5YıNS +20 mEq/L potasyu m klorid
Çocuklar: 100 ml/kg/gün D51/2NS veya DlOYıNS
ilk 10 kg için, ikinci 10 kg için 50 ml/kg/gün ve
bundan sonraki her kilogram için 20 ml/kg/gün
(Bknz. Bölüm 83)
ELEKTROLİT BOZUKLUKLARI
•
Tek bir anormalliği düzeltmek yeterli olmayabilir,
diğer elektrolitler de diğerleri ile dengede olmalıdır.
Laboratuar hataları çok yaygındır. Klinik görünüm
ve laboratuar verileri uyuşmuyorsa sonuçlar tekrar­
lanmalıdır.
24
KISIM 2 • RESÜSİTASYON TEKNİKLERİ
• Anormallikler geliştikleri hızda düzeltilmelidir.
Durum hızlı veya erken müdahale gerektirmiyorsa
(ör; hipoglisemi, hiperkalemi) yavaş hızda düzelt­
me yapmak daha güvenlidir.
• Elektrolit bozuklukları değerlendirilirken ölçülen
ve hesaplanan osmolariteye (bir litre solüsyondaki
partikül sayısı) ihtiyaç vardır. Osmolariteyi hesap­
lamada mEq/L olarak ölçülmüş değerler kullanılır.
Osmolarite (mOsm/L)= 2 [Na•]+(glukoz/18)
+(BUN/2,8)+(ETOH/4,6)
• HİPONATREMİ ([Na+ ]<135 mEq/L)
KLİNİK BULGULAR
• Hiponatreminin klinik bulguları genelde [Na•] 120
mEq/Lin altına düştüğünde ortaya çıkar ve bulan­
tı, güçsüzlük, baş ağrısı, ajitasyon, halüsinasyon,
kramplar, konfüzyon, letarji ve nöbet görülebilir.
TANI VE AYIRICI TANI
Hacim durumunu, ölçülen serumu ve hesaplanan
osmolariteyi değerlendir.
Gerçek hiponatremi, normal hacim durumunda
azalmış osmolarite ve azalmış idrar (Na•] ile ken­
dini gösterir. Bu durum; primer su alımı, [Na•]
kaybının su kaybından daha fazla olması veya su
dağılımında değişiklik olmasından kaynaklanır.
• Gerçek olmayan hiponatremi (serum sodyumunun
yanlışlıkla düşük ölçümü) hiperglisemi, hiperpro­
teinemi, hiperlipidemi ve diğer osmotik aktif so­
lütler ve normalden yüksek osmolarite ile ilişkili
olabilir.
Uygunsuz antidiüretik hormon salınımı sendromu
(UADHS)nun tanı kriterleri (1) hipotonik hipo­
natremi, (2) uygunsuz osmolalite artışı (genellikle
>200 mOsm/kg), (3) artmış idrar [Na•] (tipik ola­
rak > 20 mEq/L), (4) klinik övolemi, (5) normal
adrenal, böbrek, kardiyak, hepatik ve tiroid fonksi­
yonları ve (6) sıvı kısıtlaması ile düzelmesi.
İzotonik hiponatremi (Posm 275-295) hiperlipi­
demi, hiperproteinemi veya hiperglisemiye bağlı
olabilir.
Hipertonik hiponatremi (P0,nı>295) hiperglisemi,
mannitol alımı ve gliserol kullanımına bağlıdır.
Hiponatremi nedenleri Tablo 6-l'de listelenmiştir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
NS ile hacim ve perfüzyon açığını düzeltin.
Hiponatreminin Nedenleri
Hipotonik (gerçek) hiponatremi (Posm<275)
Hipovolemik hiponatremi
Böbrek dışı kayıplar (idrar [Na+ ]<20 mEq/L)
Hipotonik sıvı ile hacim replasmanı
Terleme, kusma, ishal, fistül
Üçüncü alana sıvı birikimi (yanıklar, peritonit,
pankreatit)
Böbrek kayıpları ( idrar [Na+)>20 mEq/L)
Diüretik kullanımı
Aldosteron eksikliği
Tuz attıran nefropatiler, renal tubuler asidoz
Osmotik diürez (mannitol, hiperglisemi, hiperürisemi)
Övolemik hiponatremi ( idrar [Na+ J genellikle >20 mEq/L)
Uygunsuz ADH salınımı (SSS, akciğer kanseri veya
hastalığı)
Fiziksel veya emosyonel stres ve ağrı
Miksödem, Addison hastalığı, Sheehan Sendromu
İlaçlar, su zehirlenmesi
Hipervolemik hiponatremi
İdrar [Na+]>20 mEq/L
Böbrek yetmezliği (serbest su atılımında yetersizlik)
İdrar [Na+]<20 mEq/L
Siroz
Konjestif kalp yetmezliği
Nefrotik sendrom
İzotonik (psödo) hiponatremi (Posm>275-295)
Hiperproteinemi, hiperlipidemi
Hipertonik hiponatremi (Posm>295)
Hiperglisemi,mannitol alımı ve gliserol kullanımı
Kısaltmalar: ADH = antidiüretik hormon, SSS=sarıtral sinir sistemi
Övolemik ve ya hipervolemik hastalarda sıvı kısıt­
laması (500-1500 mL su günlük) yapın.
Koma veya nöbet gibi santral sinir sistemi (SSS) de­
ğişiklikleri hızlı gelişen ciddi hiponatremiyi ([Na•]
<120 mEq/L) %3'lük NS (513 mEq/L) ile 25-100
mL/saat hızda tedavi edilmelidir. [Na•], kronik hi­
ponatremide 0,5 mEq/L/saat, akut hiponatremide 1
mEq/L/saat'ten daha hızlı düzeltilmemelidir. [Na•]
düzeltmesi 12 mE/L/günü geçmemelidir.
Sodyum dozu şöyle hesaplanabilir: ağırlık (kg)X0,6X
(istenen [Na+]- ölçülen [Na•]=Sodyum açığı (mEq)
Hızlı düzeltme ile KKY ve santral pontin myelinozis
komplikasyonları gelişebilir; bunlar da bilinç deği­
şikliklerine, disfajiye, disartriye ve pareziye yol açar.
HİPERNATREMİ ([Na+ ] >150 mEq/L)
KLİNİK ÖZELLİKLER
Serum osmolaritesi >350 mosm/L veya [Na·•] >158
mEq/L olduğunda hipernatremi semptomları be­
lirginleşir. İlk semptomlar irritabilite ve ataksidir;
osmolarite >400 mosm/Lyi aştığında spastisite, hi­
perretleksi, letarji, koma ve nöbetler gelişebilir.
BÖLÜM 6. sıvı, ELEKTROLİT VE ASİT-BAZ BOZUKLUKLAR!
•
Osmolaritede %2'lik artış hipernatremiyi önlemek
için susamayı uyarır.
Yaşlı ve bebeklerde artmış susama isteğine yanıt
vermedikleri için morbidite ve mortalite riski daha
yüksektir.
TANI VE AYIRICI TANI
Hipernatremi daha çok azalmış su alımı veya aşırı
su kaybına bağlı toplam vücut suyu nda azalma­
dan kaynaklanır. Daha nadir olarak toplam vücut
[Na+)'nda artmaya bağlıdır.
Yaygın nedenler diyare, kusma, hiperpreksi ve aşırı
sekresyondur.
Hipernatreminin önemli etiyolojilerinden biri hi­
potonik idrarla sonuçlanan Diyabetes İnsipitus
(Dİ)'dur. Santral Dİ (antidiüretik hormon salınımı
yok), SSS hastalığı, cerrahi veya travmadan kaynak­
lanır. Nefrojenik Dİ (antidiüretik hormona yanıt
yok), konjenital hastalıklar, ilaçlar, hiperkalsemi,
hipokalsemi ve böbrek hastalığından kaynaklanır.
Nedenleri Tablo 6-2'de listelenmiştir.
Her l litrelik su kaybı [Na+ )'da 3-5 mEq/L'lik artışa
neden olur. Serbest su kaybını şu formülü kullarak
hesaplayın. Su kaybı (L)=(ölçülen [Na+)/istenen
[Na+ ))-1
• NS veya laktatlı ringer solüsyonu ile hidrasyondan
sonra eğer hiç idrar çıkışı yoksa, hemen 1/ı NS'e
dön. Diüretik (ör.furosemid 20-40 mg iv) kullana­
rak vücuttaki fazla sodyumu atmaya çalıştın.
Santral Dİ, elektrolitlerin, osmolaritenin ve spesifik
gravitenin dikkatli takibi ile desmopressin ile teda­
vi edilir.Uzmanı ile konsülte edin.
180 mEq/L'in üzerinde sodyu m düzeyi olan çocuk­
larda pediyatrik nefrolog ile konsülte ederek yüksek
şeker ve düşük [Na+ ] diyalizatlı peritoneal diyaliz dü­
şünün.
HİPOKALEMİ ([K+]<3,5 mEq/L)
KLİNİK ÖZELLİKLER
Hipokaleminin bulgu semptomları çoğunlukla
potasyum 2.5 mEq/L'in altında iken ortaya çıkar
ve birden çok vücut sistemini etkiler: Santral sinir
sistemi (güçsüzlük, kramplar, hiporefleksi, pareste­
zi), gastrointestinal sistem (ileus), kardiyovaskuler
sistem (disritmiler, digoksin toksisitesini arttırabi­
lir, hiptansiyon veya hipertansiyon, U dalgaları, ST
segment depresyonu, uzamış QT aralığı) ve renal
sistem (metabolik alkaloz, hepatik ensefalopatiyi
uyarabilir).Glukoz intoleransı gelişebilir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUGU
Hacim veya perfüzyon açığını NS veya Ringer­
li laktat solüsyonu ile tamamlayın. Serbest su ye­
tersizliği 1h NS ile tamamlayın. [Na+ )'ı 10 mEq/L/
gün'den daha çok düşürmekten kaçın.
Hipernatreminin Nedenleri
Su kaybı
Azalmış su alımı
Bozulmuş susama hissi
Bilinç kaybı
Su içme fonksiyonunda yetersizlik
Su alımında yetersizlik
Na artışıyla sonuçlanan su kaybı
Kusma, diyare
Sekresyon, ateş
Diyabetes İnsipidus
Lityum, fenitoin gibi ilaçlar
Diyaliz
Ozmotik diürez, böbrek konsantrasyon defektleri
Tirotoksikoz
Ciddi yanıklar
Sodyum artışı
Artmış alım
Tuz ve tuz tabletlerinin kullanımında artış
Hipertonik salin alımı veya infüzyonu
Sodyum bikarbonat alımı
Mineralokortikoid veya glukokortikoid artışı
Primer aldosteronizm
Cushing sendromu
25
TANI ve AYIRICI TANI
•
[K+ ) alımında azalma, [K+ ) atımında artma veya
transselüler şiften kaynaklanabilir. Yaygın neden
loop diüretik kullanımıdır.
Tablo 6-3'de hipokaleminin nedenleri listelenmiştir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
• 20 mEq/doz [K+ ) vermek [K+ ) da 0.25 mEq/L artış
yapabilir.
• Stabil hastalarda oral replasman tercih edilebilir (gü­
venli ve hızlı); 20-40 mEq [K+ J dozu kullanılabilir.
Stabil olmayan hastalarda 10-20 mEq/saat dozda
İV potasyu m klorid (KCL) verilebilir. Her l litre sı­
vıya 40 mEq KCl'den daha çok eklemeyin. İnfüzyon
hızı 40 mEq/saati aşmamalıdır.
• 20 mEq/saat üzeri dozlar santral yoldan verilmeli­
dir. Hastalar disritmi açısından monitorize edilme­
lidir.
26
KISIM 2 • RESÜSİTASYONTEKNİKLERİ
Hipokaleminin Nedenleri
Hücre içine dönüş
Alkaloz ve sodyum bikarbonat
�-adrenerjikler
İnsülin ve glukoz verilmesi
Hipokalemik periyodik paralizi
Azalmış alım
Artmış kayıp
Renal kayıp
Primer &sekonder hiperaldosteronizm, Bartter
sendromu
Diüretikler, osmotik diüretikler, postobstrüktif diürez
Renal tubuler asidoz
Renal arter stenozu
Çeşitli
Licorice kullanımı
Tütün sakızı kullanımı
Hiperkalsemi
Liddle sendromu
Magnezyum eksikliği
Akut lösemi
İlaçlar ve toksinler (PEN, lityum, L-dopa, teofılin)
Gi kayıplar (kusma, diyare, fistül) malabsorbsiyon
Kısaltmalar:Gi=gastroirıtestinal, PEN=penisilirı
HİPERKALEMİ ([K-t]>S,5 mEq/L)
KLİNİK ÖZELLİKLER
Hiperkaleminin en kaygı verici ve ciddi belirtileri
kardiyak etkileridir.
6.5-7.5 mEq/L düzeylerinde elektrokardiyogramda
(EKG) sivri T dalgalan (göğüs derivasyonları-Şekil
6-1 ), uzamış PR aralığı ve kısalmış QT aralığı görü­
lür. 7.5-8.0 mEq/L düzeylerinde QRS genişler ve P
dalgası düzleşir. 8 mEq/Lin üzerindeki düzeylerde
sinüs dalga paterni, ventriküler fıbrilasyon ve kalp
blokları gelişebilir.
Nöromuskuler semptomlar güçsüzlük ve paraliziyi
içerir. Gastrointestinal semptomlar kusma, kolik
ağrı ve diyareyi içerir.
TANI VE AYIRICI TANI
Kanın fışkırmasından kaynaklanan hemoliz so­
nucu oluşan psödohiperkalemi açısından uyanık
olunmalı.
• Oligüri ile seyreden böbrek yetmezliği, gerçek hi­
perkaleminin en yaygın nedenidir.
Yönetimi için uygun testler EKG, elektrolitler, kal­
siyum, magnezyum, arteriyel kan gazı (AKG; asi­
doz açısından kontrol et), idrar tetkiki ve uygun
hastalar için digoksin düzeyini içerir.
Hiperkaleminin nedenleri Tablo 6-4öe listelenmiştir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Semptomatik hastalar basamaklı yaklaşım ile te­
davi edilir: Kardiyak membranı Ca-glukonat veya
kalsiyum klorid (CaCI) ile stabilize et; glukoz-insü­
lin veya bikarbonat veya albuterol kullanarak [K +)'ı
ŞEKİL 6- l. Hiperkalemide EKG bulguları. Hiperkalemi ile uyumlu olan dar, uzun, sivri T dalgalarına dikkat edin. Hasta di­
yalizini üç gün geçirmişti ve potasyum düzeyi 7,4 mEq/L olarak ölçülmüştü (Şekil David M. Cline, MD, Wake Forest Baptist
Health, tarafından sağlanmıştır).
ilkj:jo#j111 Hiperkaleminin Nedenleri
BÖLÜM 6. sıvı, ELEKTROLİT VE ASİT-BAZBOZUKLUKLAR!
Yalancı
Laboratuvar hatası
Hemoliz ve lökositoz
Artmış plazma [K+] yükü
Eksojen: diyet, değişik tuzlar, (K+] içeren ilaçlar
Endojen: hemoliz, GI kanama, katabolik durum, ezilme
türü yaralanmalar
Azalmış [K+] atılımı
Böbrek yetmezliği
Bozulmuş renin-aldosteron sistemi
Addison hastalığı
Primer hiperaldosteronizm
Diğer (heparin, ACE inhibitörleri, prostoglandin
inhibitörleri)
Tübüler potasyum salınım defekti
Orak hücreli anemi
Sistemik lupus eritematozis
Renal transplant sonrası
Tıkayıcı üropati
Potasyum tutan diüretikler
Anormal potasyum dağıJımı
İnsülin yetmezliği
Hipertonisite (hiperglisemi)
�-adrenerjik blokörler
Egzersiz
İlaçlar: süksinilkolin, �-agonistler, dijital intoksikasyonu
Asidoz
Kısaltma/ar: ACE=anjiotensin dönüştürücü enzim, GJ = gastrointes­
tinal
hücre içine döndürülmeli; son olarak ciddi vakalar­
da sodyum polistiren sülfonat, diüretikler veya di­
yaliz kullanarak [K+]'ın atılımı sağlanmalıdır. Tablo
6-5'de tedavide kullanılan ilaç dozları özetlenmiştir.
7.0 mEq/L'in üzerindeki düzeylerde veya herhangi
bir EKG değişikliğinde İV CaCl veya Ca-glukonat
(Tablo 6-5) verilmelidir. Çocuklarda 0.5 mL/kg Ca­
glukonat (%10) verilir.
• Hiperkalemi ile beraber olan digoksin toksisitesin­
de digoksin immün fab (Digibind) tedavisi endike-
ilk9:Jk•fill Hiperkaleminin Acil Tedavisi
TEDAVi
DOZ VE YOLU
Albuterol
2.5 mg'ı 4 mL normal salin
ile beraber 20 dak'da
nebul formunda
5-10 mL iv
10-20 mL iv
50-100 mEq iv
5-10 ünite regular insülin iv
1-2 ampul D50W iv
40 mg iv
25-50 mg po veya PR
Kalsiyum klorid (%10)*
Kalsiyum glukonat(%10)*
NaHC03
İnsülin ve glukoz
Furosemid
Sodyum polistiren sülfonat
Hemodiyaliz
27
<lir. (Bakınız Bölüm 110) Kalsiyum verilmesinden
kaçınılmalıdır.
Asidotik hastalarda 50-100 mEq sodyum bikarbo­
natı yavaş olarak vermeyi düşününüz. Çocuklarda
1 mEq/kg yavaş olarak veriniz.
Böbrek yetmezlikli hastaları glukoz ve insülin ile
tedavi ederken insi.ilin dozunu 5 ünite kristalize
insi.iline indirin. Çocuklarda 0.5-1 gram/kg glukoz
DlOW+ 0.1 ünit/kg insülin verin.
20-40 mg iv furusemid ile diürez sağlanır.
Sodyum polistiren sülfonatın (kayekselat ) (po veya
rektal [PR]) 1 gr'ı lmEq [K+ ]'ı bağlar.
15-30 gram Kayekselatı sorbitol ile beraber PO
veya 30-50 gramını yine sorbitol ile beraber PR ve­
rebilirsin. Kayekselat KKY'ini uyarabilir. Çocuklar­
da Kayekselatı 1 gram/kg PO veya PR veriniz.
5-10 mg Albuterol (nebul ile), [K+]'ı düşürmek için
kullanılabilir.
Akut böbrek yetmezliği olan hastalarda acil diyaliz
için nefrolog ile konsülte ediniz.
• HİPOKALSEMİ ([Ca+2] <8,5 MeQ/1
VEYA İYONİZE DÜZEYİ < 2.0 mE/L)
KLİNİK ÖZELLİKLER
Hipokalseminin bulgu ve semptomları genellikle
iyonize [Ca+2 J düzeyi 1.5 mEq/L'in altında oldu­
ğunda ortaya çıkar. Semptomlar parestezi, artmış
derin tenden refleksleri (DTR) kramplar, güçsüz­
lük, konfüzyon ve nöbetten ibarettir.
Hastalarda Chvostek bulgusu (zigomatik kemik
üzerindeki VII. Kraniyal sinir üzerine parmakla
vurulduğunda dudağın köşesinin çekilmesi) veya
Trousseau bulgusu (daha güvenilir; KB kafını sis­
tolik KB'ının daha üzerinde 3 dakika kadar şişmiş
BAŞLAMA
ZAMANI
ETKİ
SÜRESi
15-30 dak
2-4 st
1-3 <lak
1-3 <lak
5-10 dak
30 dak
30-50 <lak
30-50 <lak
1-2 st
4-6 st
Siklik adenozin monofosfat
üzerinden [K+]'ı hücre içine
döndürür
Membran stabilizasyonu
Membran stabilizasyonu
[K+]'ı hücre içine döndürür
[K+]'ı hücre içine döndürür
Değişken
1-2 st
Dakikalar
Değişken
4-6 st
Değişken
Böbrekten [K+) atılımı
Gis'ten [K+] atılımı
[K + ]'ı alır.
MEKANiZMA
*Kalsiyum klorid kalsiyum glukonattan üç kat daha potenttir; %10 kalsiyum klorid=272 miligram [Ca2+]/ML; %10 kalsiyum glukonat=9
miligram [Ca"]/ML.
28
KISIM 2 • RESÜSİTASYONTEKNİKLERİ
halde bırakınca karpal spazm oluşması) görülebilir.
Düşük [Ca+2] düzeyi miyokardiyal kontraktiliteyi
azaltır ve KKY'i veya EKG'de uzun QT'yi presipite
edebilir.
•
Yaygın semptomları anımsatacak kısaltma PAM P.
SCHMIDT: paratiroid hormon, Addison hastalığı,
multiple myelom, Paget hastalığı, sarkoidoz, kan­
ser, hipertiroidzm, süt-alkali sendromu, immobili­
zasyon, aşırı vit D ve tiyazidler.
TANI VE AYIRICI TANI
•
•
Nedenler arasında şok, sepsis, böbrek yetmezliği,
pankreatit, ilaçlar (çoğunlukla simetidin), hipop­
raratiroidzm, hiperfosfatemi, vitamin D eksikliği,
hipomagnezemi ve flor zehirlenmesi vardır.
Alkaloz toplam [Ca+2] düzeyini değiştirmeden iyo­
nize [Ca+2 ]'u (fizyolojik olarak aktif olan form) dü­
şürür.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Başlangıç tedavisi ciddi semptomları olanlara,
[Ca+2 J düzeyi 14 mg/dL üzerinde olanlara veya be­
lirgin dehidratasyonu olanlara başlanır. Tedavi; sıvı
replasmanı, osteoklastik aktiviteyi azaltma ve altta
yatan hastalığı düzeltmeyi içerir.
Sıvı açığını NS ile düzelt; bir çok litre gerekebilir.
İnvaziv monitorizasyon düşünülmelidir.
Furosemid ve diğer loop diüretikler artık öneril­
mez.
Osteoklastik aktiviteyi inhibe eden ilaçlar bifosfo­
nat, kalsitonin ve glukortikoidi içerir. AS'deki baş­
langıç tedavisi ile ilgili öneriler eksiktir; uzmanı ile
konsültasyon tavsiye edilir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
•
•
Eğer asemptomatikse, o zaman 1-4 gram/gün 6
saatte bir kullanılacak şekilde bölünmüş dozlarda
kalsiyum glukonat tabletleri veya beraberinde vi­
tamin D (kalsitriol 0.2 mikrogram günde 2 defa)
kullanınız. Süt iyi bir yedek tedavi değildir.
Eğer semptomatikse %10 solüsyonundan 10 mL
kalsiyum glukonat veya kalsiyum kloridi 10 daki­
kanın üzerinde yavaş enjeksiyonla veriniz.
Kalsiyumla beraber magnezyumu da replase edin.
HİPOMAGNEZEMİ
KLİNİK ÖZELLİKLER
[Mg+2], [K+ ] ve [P04·] hücre içi ve dışına beraber
hareket ederler.
Hipomagnezemi nonspesifik SSS (depresyon, kon­
füzyon, vertigo, ataksi, kasılma, güçsüzlük) ve kar­
diyak (aritmiler, hipotansiyon, uzamış PR, QRS ve
QT intervalleri) semptomları ile kendini gösterir.
Hipomagnezeminin diğer klinik durumları anemi,
hipotansiyon, hipotermi ve disfajidir.
HİPERKALSEMİ ([Ca+2 ]>10.5 mEq/L
veya İYONİZE [Ca+2 ]>2.7 mEq/L)
•
Serum kalsiyum düzeyini birçok faktör etkiler: pa­
ratiroid hormunu (PTH) kalsiyumu arttırır; kalsi­
tonin ve vit D metabolitleri kalsiyumu azaltır.
• Azalmış [H+ J iyonize [Ca+ 2 ]'da azalmaya neden
olur.
• Albüminde azalma [Ca+2]'da azalmaya neden olur
ama iyonize kısmını etkilemez.
TANI VE AYIRICI TANI
•
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
Klinik bulgu ve semptomlar düzey 12 mg/dLin
üzerinde gelişir.
Hiperkalsemiyi anımsatacak yaygın semptomlar;
taşlar (böbrak kalisi), kemikler (osteoliz), psişik
belirtiler (]etarjı, güçsüzlük, yorgunluk, konfüz­
yon) ve abdominal belirtilerdir (abdominal ağrı,
konstipasyon, poliüri, polidipsi).
TANI VE AYIRICI TANI
Bir çok vakada hiperkalsemi hiperparatiroidizme
veya maligniteye bağlıdır.
•
Tanı [Mg+2 J düzeyi ile konulmaz çünkü laboratu­
arda belirgin değişiklik olmadan ciddi azalmalar
olabilir bu yüzden klinik olarak şüphe edilmelidir.
Yetişkinlerde, en yaygın neden alkolizmdir bunu
yetersiz beslenme, siroz, pankreatit, diyabetik keto­
asidozun (DKA) düzeltilmesi, aşırı gis kayıpları ve
renal kayıplar izler.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Sıvı açığı ve eşlik eden elektrolit bozuklukları dik­
katlice düzeltilmelidir.
Bir çok hasta için oral [Mg+2] replasmanı yeterlidir.
Ciddi semptomları (deliryum tremens, nöbet, dis­
ritmi) ve normal böbrek fonksiyonları olan hasta-
BÖLÜM 6. sıvı, ELEKTROLiT VE ASİT-BAZ BOZUKLUKLAR!
larda 2 gr magnezyum sülfat 1 saatten fazla sürede
İV uygulanır ve izleyen 24 saatte 6 gram verilir.
Devamlı kardiyak monitorizasyon ve DTR'in sık
kontrolü önerilir.
• HİPERMAGNEZEMİ
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Belirti ve semptomlar progressif olarak değişir; baş­
langıçta bulantı ve somnolans gelişir, [Mg...2]>4.0
mEq/L olduğunda kas güçsüzlüğü ve DTR'lerde
kaybolma oluşur; [Mg...2]> 8mEq/L olduğunda so­
lunum depresyonu başlar; [Mg+2]>12 mEq/L oldu­
ğunda hipotansiyon ve EKG değişiklikleri meyda­
na gelir.
TANI VE AYIRICI TANI
• Hipermagnezemi çok nadirdir. Yaygın neden böb­
rek yetmezliği ile beraber [Mg...2]-içeren preperatlar
(antiasit) ve lityum alımıdır. Serum düzeyi tanısal­
dır. Potasyum ve fosfatta da artışın eşlik edeceği
düşünülmelidir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Çoğu hastada [Mg...2] alımını durdurmak yeterli
olur. Daha agressif tedavi olarak NS ile rehidratas­
yon gelir.
• Ciddi semptomatik hastalarda 5 mL İV CaCl (%lü'luk
solüsyon) magnezyumun etkilerini antagonize eder.
•
ASİT-BAZ BOZUKLUKLARI
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Bir çok durum klinisyeni muhtemel asit-baz bozuk­
lukları açısından uyarır: böbrek, pulmoner veya psi­
kiyatrik hastalık öyküsü (ilaç alımı); veya akut hasta­
lık belirtileri: takipne, siyanoz, Kussmaul solunum,
solunum yetmezliği, şok, mental durumda değişik­
likler, kusma, diyare veya diğer akut sıvı kayıpları.
• Asidoz asit alımına veya baz kaybına bağlıdır; ne­
denler metabolik (serum [HC03"]'ında düşüş) veya
solunumsal (Pco/de artış) olabilir.
• Alkaloz asit kaybına veya baz artışına bağlı olabilir;
yine metabolik (serum [HCOJ'ında artış) veya so­
lunumsal (Pco/de düşüş) olabilir.
• Akciğerler ve böbrekler asit-baz düzeninden başlı­
ca sorumlulardır. Akciğerler ve böbreklerin kom­
pansatuar mekanizmaları pH'ı normale yakın bir
değere döndürebilir ama normale döndüremez.
29
TANI VE AYIRICI TANI
•
Tanı ve ayırıcı tanı, elektrolit panelinden serum
[HC03-J düzeyi ölçümü ve AKG'den pH ve Pcoı
analizleri (basamaklı yaklaşım aşağıda) ile başlar.
• Miks bozukluklarda pH, Pcoı ve [HC03·] normal
olabilir ve metabolik asidozun tek ipucu artmış
anyon aralığıdır (AG;diğer kısımdaki 3. basamağa
bakınız).
• ASİT-BAZ KLİNİK PROBLEMİNDE
BASAMAKLI ÇÖZÜM YÖNTEMİ
•
Hastanın hastalık öncesi değerlerini bazal değer
olarak alın; yoksa pH=7.4, [HC03-J=24 mm/L,
Pcoı=40 mmHg normal değerler olarak alın.
1. pH'ı asidemi (pH<7.4) veya alkalemi (pH>7.4)
açısından değerlendirin.
2. Primer mekanizmayı [HC03-) ve Pco/yı kulla­
narak tespit edin.
• Metabolik asidoz: pH<7.4 ve [HC03-]<24
mEq/L
• Metabolik alkaloz: pH >7.4 ve [HC03-J>24
mEq/L
• Solunumsal asidoz: pH <7.4 ve Pcm> 40
mmHg
• Solunumsal alkaloz: pH >7.4 ve Pco ı<40
mmHg
3. AG'i hesaplayın: [Na+ ]-([Cl-]+[HC03-J= yakla­
şık 1O-12 mEq/L normaldir.
• Eğer AG>lS ise anyon gapli metabolik asi­
doz (AGMA) vardır.
• Eğer AG<lS ve metabolik asidoz varsa (dü­
şük [HCOJ), artmamış anyon gap (veya hi­
perkloremik) metabolik asidoz (NAGMA)
vardır.
4. AGMA için eşlik eden saklı kalmış metabolik
süreci değerlendirin: [HCOJdaki her 1 mEq/L
düşüş AG'de 1 mEq/L artışla sonuçlanır. �gap
(=mevcut gap-12) ile fı[HCOJı (=24- mevcut
[HCOJ) karşılaştırın.
• �Gap=fı[HC03-J: saf AGMA
• � Gap> fı[HC03"]: eşlik eden metabolik al­
kaloz var.
• � Gap< fı[HCOJ eşlik eden NAGMA var.
5. Primer metabolik süreç için solunumsal kom­
pansuatuar mekanizmayı tahmin edin. Eğer
kompansatuar yanıt yoksa, kompansatuar me­
kanizma için zamana ihtiyaç vardır veya ikincil
bir asit-baz bozukluğu mevcuttur.
• Metabolik asidoz: beklenen Pcoı= (l.Sx
[HC03·J+ 8) ± [HCOJdaki her 1 mEq/L'lik
30
KISIM 2 • RESÜSİTASYON TEKNİKLERİ
düşüş, Pco2 'da 1 mmHg düşüş yapar. Bu sü­
reç 12-24 saat sürer.
• Metabolik alkaloz: Beklenen Pcoı=0.9
[HC03 -J +16
• Güncel Pcoı=beklenen Pcoı= normal solu­
numsal kompansasyon
• Güncel Pcoı < beklenen Pcoı= muhtemel eş­
lik eden solunumsal alkaloz
• Güncel Pcoı > beklenen P coı= muhtemel eşlik
eden solunumsal asidoz
6. Primer solunumsal süreç için kompansatuar
metabolik yanıtı tahmin edin. Eğer kompansa­
tuar yanıt yoksa, kompansatuar mekanizma için
zamana ihtiyaç vardır veya ikincil bir asit-baz
bozukluğu mevcuttur.
• Solunumsal asidoz: Klinik olarak olayın akut
(<72 st) veya kronik (> 72 st) olduğuna karar
ver. Pcoı'daki her 10 mmHg'lık artış, [HCO3·] 'da
akutta 1 mEq/L, kronikte 4 mEq/L artışa yol
açar.
• Solunumsal alkaloz: klinik olarak olayın
akut (<72 st) veya kronik (> 72 st) olduğu­
na karar ver. Pco2'daki her 10 mmHg'lık dü­
şüs, [HCOJda akutta 2 mEq/L, kronikte 5
mEq/L düşüşe yol açar.
• Güncel [HCOJ = beklenen [HCOJ nor­
mal metabolik kompansasyon
• Güncel [HCOJ]<beklenen [HC0 3 "]: muhte­
mel eşlik eden metabolik asidoz
• Güncel [HC03·] > beklenen [HC03·]: muh­
temel eşlik eden metabolik alkaloz
7. Etyoloji ve yönetimi için bu bölümdeki diğer kı­
sımlara bakınız.
METABOLİK ASİDOZ
Metabolik asidoz artmış AG'li ve normal AG'li ola­
rak ikiye ayrılabilir. Anyon gap terimi yanıltıcıdır
çünkü serumda total pozitif ve negatif iyonlar ara­
sında fark yoktur; aslında ölçülemeyen anyonlar
ölçülemeyen katyonlardan fazladır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Etiyolojiye bakmadan asidoz bulantı, kusma, karın
ağrısı, duyuda değişiklik, taşipne ve bazen Kussma­
ul solunumuna neden olabilir.
Asidoz hipoksi ile sonuçlanan bir çok negatif
fizyolojik etkilere neden olur: kardiyak kont­
raktilite azalır; hepatik, renal ve sistemik KB
azalır;pulmoner vaskuler direnç artar; katabolik
durum gerçekleşir.
TABL06-6
Yuksek Anyon Gapli Metabolik
Asidoz Nedenleri
Laktik asidoz
Tip A:Doku oksijenizasyonunda azalma
Tip B: Normal doku oksijenizasyonu
Böbrek yetmezliği (akut veya kronik)
Ketoasidoz
Diyabet
Alkolizm
Uzamış açlık (ciddi asidoz)
Yüksek yağlı diyet (ciddi asidoz)
Toksik madde alımı
Artmış osmolar gap
Metanol
Etil alkol
Normal osmolar gap
Salisilat
Paraldehit
Siyanür
Hastalarda nonspesifik şikayetler ve şok oluşabilir.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Metabolik asidoz nedenleri iki ana gruba ayrılabi­
lir: (1) organik asit üretiminde artışla ilişkili olan
(AGMA; Bakı12. Tablo 6-7) (2) [HCOJ kaybı, [H + ]
atımında yetersizlik veya [H + ] (NAGMA; Baknz.
Tablo 6-7)).
AGMA için hatırlatacak anımsatıcı A MUD PILES:
alkol, metanol, üremi, OKA, paraldehit, demir ve
izoniazid, laktik asidoz, etilen glikol, salisilat ve aç­
lık.
TABLO 6-7
Normal Anyon Gapli metabolik
Asidoz Nedenleri
Hipokalemiye Yatkın
Hiperkalemiye Yatkın
Düzelmekte olan DKA
Erken üremik asidoz
Renal Tubuler Asidoz- tip I
(klasik distal asidoz)
Erken obstrüktif üropati
Renal Tubuler Asidoz- tip IV
Renal Tubuler Asidoz- tip II
(proksimal asidoz)
Hiperaldosteronizm
(Addison hastalığı)
Asetozalamid
HC03· ve H + kaybına yol
açan akut diyare
HCL, NH4Cl, lizin HCI veya H+ ve CI resorbsiyonunda
arginin infüzyonu veya
ve HCO,· ve K+
kaybında artışla olan
alımı
üreterosigmoidostomi
Potasyum tutucu diüretik
Yapay ileal kesenin
tıkanması
Dilusyon asidozu
Kısaltma: DKA= diyabetik ketoasidoz
BÖLÜM 6. sıvı, ELEKTROLİT VE ASİT-BAZ BOZUKLUKLAR!
TABLO 6-8
Metabolik Asidozda
Bikarbonat Tedavisi
Endikasyonları
ENDİKASYON
GEREKÇE
Ciddi hipobikarbonatemi Yetersiz tampon
(<4 mEq/L)
konsantrasyonları asidozda
küçük artışla giden asidemide
fazla artışa yol açar.
Şok veya miyokardiyal
irritabilite belirtileri
ile olan ciddi asidemi
(pH<7.20) varlığında
Altta yatan hastalığın tedavisi
yeterli organ perfüzyonuna
dayanır
Şiddetli hiperkloremik
asidemi*
Kaybedilen bikarbonat
böbrekler ve karaciğer
tarafından yenilenir bu ise
günlere ihtiyaç duyar
31
KLİNİK ÖZELLİKLER
• Altta yatan hastalık (çoğunlukla sıvı kaybı) klinik
durumuna öncülük eder ama metabolik alkalozun
genel semptomları müsküler irritabilite, taşidisrit­
mi ve azalmış oksijen sunumudur.
• Bir çok vakada hipokalemi ve hipokloremi eşlik
eder.
TANI VE AYIRICI TANI
[CI·] sensitif nedenler kusma, diyare ve diüretik te­
daviye sekonder hipovolemi ile seyreder.
[Cı-] sensitif olmayan nedenler artmış mineralo­
kortikoid aktivite (renin salgılayan tümörler, adre­
nal hiperplazi, hiperaldosteronizm, Cushing send­
romu) ilşkili normovolemi veya hipervolemi ile
seyreder.
*Spesifik bir pH tanımı yoktur. Destek tedavisine rağmen ciddi he­
modinamik yetmezlik varlığı bu endikasyon için bikarbonat tedavisi
kullanımına rehberlik eder.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
• NAGMA için hatırlatıcı anımsatıcı USED CARP:
üreterostomi,ince barsak fistülleri, ekstra klorid,
diyare, karbonik anhidraz inhibitörü, adrenal yet­
mezlik, renal tubuler asidoz ve pankreatik fistül.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
NS infüzyonu ile yapılan destek tedavi ile perfüz­
yonda, oksijenizasyonda ve ventilasyonda artış sağ­
lanır.
• Altta yatan hastalık düzeltilmelidir. Spesifik etyolo­
jiler için bu kitaptaki uygun bölümlere bakınız
• Bikarbonat tedavisi için endikasyonlar Tablo 6-8'de
listelenmiştir.
[HCOJdaki her mEq/L artış için 0.5 mEq/L bikar­
bonat verin. Hedef yeterli tampon kapasitesini ye­
rine koymaktır([HC0 3·]>8 mEq/dL) veya şok veya
disritmilerde klinik gelişmeye ulaşmaktır.
• Klinik durumun izin verdiği sürece bikarbonat ya­
vaş olarak verilmelidir; 75 mEq %8.4'lük sodyum
bikarbonat 500 mL D5W içinde infüze edilir.
METABOLİK ALKALOZ
• Metabolik alkaloz [CJ-] sensitif ve [CI' J sensitif ol­
mayan olarak iki sınıfa ayrılır.
En yaygın iki metabolik nedenler artmış diürez
(potasyum, hidrojen iyonu ve klor kaybı) ve artmış
gastrik sekresyon kaybıdır (hidrojen iyonu ve klor
kaybı).
• Altta yatan hastalığı tedavi edin.
• Dehidratasyon tedavisi için NS verin.
• Elektrolitler dikkatli şekilde monitorize edilmeli­
dir.
• Serum potasyumu 5.0 mEq/L'un üzerine çıkmadığı
müddetçe potasyum KCI olarak ve 20 mEq/saatten
verilir.
SOLUNUMSAL ASİDOZ
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Hipoventilasyona sekonder olan solunumsal asidoz
hayatı tehdit edicidir.
• Tipik olarak solunumsal asidozda mental durum
deprese olur ve solunum hızı da proresif olarak
yavaşlar. Hastalar konfüze, somnolans ve bilinçsiz
olabilir.
• Bazı hastalıklarda oksijen satürasyonunda düşüş,
P co/deki arştın arkasında kalır.Pals oksimetre ya­
nıltıcı olabilir, tanı için AKG esansiyeldir.
TANI VE AYIRICI TANI
• Ayırıcı tanı ilaç yüksek dozlarını, SSS hastalığını,
göğüs duvarı hastalığı, plevra veya akciğer hastalığı
ve travmayı içerir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
• Ventilasyonu artırın. Depresse olmuş mental du­
rum entübasyon için endikasyondur. Bu önerinin
32
•
KISIM 2 • RESÜSİTASYON TEKNİKLERİ
istisna olduğu tek durum naloksan tedavisi ile ven tilasyonu hızlıca iyileşen opiyat toksisitesidir.
Altta yatan hastalığı tedavi edin. KOAH ve C02
retansiyonu olan hastalarda yüksek akımda oksi­
jen tedavisi C02 narkozuna yol açabilir. Oksijen
verirken bu hastaları yakın takip et ve gerekirse
entübe ediniz.
SOLUNUMSAL ALKALOZ
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Hayatı tehdit eden bozukluklar takipne ve anksiye­
te ile seyreder: astım, pulmoner emboli, DKA, ve
diğerleri.
Solunumsal alkalozun semptomları sıklıkla primer
hastalığın neden olduğu hiperventilasyondur.
Pcoıöeki azalmayı sağlayan hiperventilasyon aynı
zamanda serebral ve periferik kan akımın azaltır ve
belirgin semptomlara neden olur.
Hastalar, baş dönmesi, karpopedal spazm, göğüs
rijiditesi ve göğüs ağrısı şikayet eder.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Anksiyeteye bağlı olan hiperventilasyon tanısı dış­
lama tanısıdır. AKG, asidoz ve hipoksi tanısı için
kullanılabilir.
Solunumsal alkaloz nedenleri SSS tümörleri veya
inme, hipoksi, enfeksiyon veya ateş, akciğer hasta­
lığı, hipertiroidzm, toksinler (ör:sempatomimetik
tedavi, aspirin), karaciğer hastalığı, gebelik, anemi
ve anksiyeteyi içerir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Altta yatan hastalığı tedavi edin.
Hiperventilasyonun ciddi nedenleri ekarte edildik­
ten sonra anksiyete tedavisi düşünülmelidir. Lora­
zepam gibi anksiyolitik 1-2 mg iv veya po yardımcı
olabilir.
Boş bir torbaya solutmak hipoksiye neden olur ve
önerilmez.
7
HİP OTANSİF HASTAYA
TEROPÖTİK YAKLAŞIM
John E. Gough
Çeviri: Nalan Metin Aksu
• PATOFİZ YOLOJİ
•
•
Şok, dolaşım yetmezliğidir ve bu da doku oksijen
kaynağı ve ihtiyacı arasında dengesizlik yaratır.
Doku hipoperfüzyonu azalmış venöz 02 hacmi ve
metabolik asidoz ile ilişkilidir.
Şok etyolojisine göre 4 kategoriye ayrılır: (a)hipovo­
lemik (b) kardiyojenik (c) distribütif (ör:nörojenik
ve anaflaktik) (d) obstrüktif.
• KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Klinik prezentasyon etyolojiye, süresine, şokun
ciddiyetine ve hastanın altta yatan hastalığına bağ­
lıdır.
Şoku presipite eden nedenler aşikardır ve spesifik
olmayan semptomlar yaygın değildir.
Mevcut semptomlara ait ve (reçeteli veya reçetesiz)
ilaç kullanımını içeren, eşlik eden durumlara ait
öykü alınması önemlidir. İlaç toksisitesi ve anaflak­
tit reaksiyonlar akla gelmelidir.
Vital bulgulara kakılmalıdır; tek bir vital bulgu
veya değer tanısal değildir.
Vücut ısısı normal, artmış veya normalin altında
olabilir. Endojen faktörler veya eksojen nedenler
hiper veya hipotermi ile sonuçlanabilir.
Kardiyovasküler: Kalp hızı tipik olarak yükselir;
bazen bradikardi de olabilir: kardiyovaskuler ilaç
kullanımı, hipoglisemi ve kardiyovaskuler hasta­
lık gibi. Şok, her zaman olmamalka birlikte sistolik
kan basıncının (KB) 90 mmHg'ın altında olması ile
beraberdir. Şok normal kan basıncı ile beraber ola­
bildiği gibi hipotansiyon da şok olmadan oluşabilir.
Kardiyovasküler: Nabız basıncı. Şokun erken evre­
sinde KB normal veya kompansatuar mekanizmaya
yanıt olarak artmış olabilir. Bu mekanizma yetersiz­
leşince KB tipik olarak düşer. Hipovolemide postu­
rel değişiklikler belirgin hipotansiyona yol açabilir.
Nabız basıncı daha erken ve sensitif indikatördür.
Kardiyovaskuler: Boyun venleri. Diğer kardiyo­
vasküler belirtiler arasında boyun venlerinde dis­
tansiyon veya genişleme veya kardiyak disritmiler
vardır. Koroner perfüzyonda azalma miyokardiyal
iskemiye, ventriküler kompliyansta azalmaya, sol
BÖLÜM 7 • HiPOTANSiF HASTAYA TEROPÖTiK YAKLAŞIM
•
•
•
•
•
•
ventrikül diyastolik basınçta azalmaya ve pulmo­
ner ödeme neden olabilir.
Solunumsal. Solunum hızı sıklıkla erken dönemde
yükselir. Şok ilerledikçe hipoventilasyon, solunum
yetmezliği ve respiratuar distress sendromu gelişe­
bilir.
Azalmış serebral perfüzyon mental durumda de­
ğişikliklere, güçsüzlüğe, husursuzluğa, konfüzyona,
dezoryantasyona, deliryuma, senkopa ve komaya
neden olabilir.
Deri belirtileri arasında solukluk, soluk veya kuru
deri, terleme, morluk, peteşi, siyanoz, artmış ısı ve
uzamış kapiller dolum zamanı vardır.
GİS belirtileri ileus, gis kanama, pankreatit, akal­
külöz kolesistit ve mezenterik iskemi gibi düşük
akım sonucu oluşan durumlardır.
Renal belirtiler. Glomerüler filtrasyon hızında
azalma ve oligüri ile sonuçlanan aldosteron ve an­
tidiüretik hormon artışı olur. Sepsiste paradoksal
olarak poliüri olabilir ve bu da yanlışlıkla yeterli
hidrasyon olarak algılanabilir.
Metabolik belirtiler. Solunumsal alkaloz erken dö­
nemde yaygındır. Şok devam ettiği sürece kompan­
satuar mekanizma yetersiz kalmaya başlar, anaero­
bik metabolizma oluşur, laktik asit oluşumuna ve
metabolik asidoz gelişmesine neden olur. Hipergli­
semi, hipoglisemi ve hiperkalemi diğer görülebile­
cek anormalliklerdir.
TANI VE AYIRICI TANI
•
•
•
•
Klinik prezentasyon ve şokun etiyolojik nedeni ta­
nısal çalışmalar takip edilecek değişiklikleri ve in­
celemeler açısından yol göstericidir.
Hasta yaklaşımı kişiselleştirilmelidir; sıklıkla la­
boratuar çalışmalarında tam kan sayımı, trom­
bosit sayısı, serum laktat düzeyi, elektrolitler, kan
üre nitrojeni ve kreatinin; protrombin ve parsiyel
tromboplastin zamanı ve idrar analizi yapılmalıdır.
Diğer sıklıkla kullanılan testler arter kan gazı, fib­
rinojen, fibrin yıkım ürünleri, D-dimer ve kortizol
tespiti, karaciğer fonksiyon testleri, beyin omurilik
sıvısı çalışmaları, potansiyel enfeksiyon kaynakları­
nın kültürü vardır.
Doğurganlık çağındaki bütün kadın hastalara ge­
belik testi yapılmalıdır.
Diğer yaygın tanı testleri olarak radyografi (akciğer
ve karın), elektrokardiyogram, bilgisayarlı tomogra­
fi taramaları (akciğer, beyin, abdomen ve pelvik) ve
ekokardiyografı yapılabilir. Yatakbaşı USG da şokun
etiyolojisini saptamada yardımcı olur.
33
• Vital bulguların devamlı monitorizasyonu gerekli­
dir. Ek olarak pals oksimetre, end-tidal C02, santral
venöz basınç, santral venöz 02 satürasyonu, kardi­
yak output, sistemik vaskuler resistansın ölçümü ve
sistemik oksijen sunumunun ölçümü bakılabilir.
Uygun stabilizasyona yanıt alınamaması gizli bir ne­
denden kaynaklanıyor olabilir. Temel resusitasyon
uygun volüm replasmanı ile yapılır. Erken dönemde
vazopressör kullanımı santral venöz basıncı arttıra­
bilir bu da devam eden hipovolemiyi maskeler. Bü­
tün ekipmanlar uygun olarak kullanılmalıdır.
• Gizli yaralar açısından hastayı soyarak muayene
edin.
• Daha nadir görünen kardiyak tamponat, tansiyon
pnömotoraks, adrenal yetmezlik, toksik veya aler­
jik reaksiyon ve gizli kanama (ör: eltopik gebelik
rüptürü veya karın içine veya pelvik gizli kanama)
gibi nedenleri düşünün.
• ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
•
•
•
•
•
•
•
Araştırmaların hedefi yeterli doku perfüzyonu sağ­
larken tanıyı koyma ve altta yatan hastalığı tedavi
etmektir.
Agressif hava yolu kontrolü, en iyi yol ise entübas­
yondur. Bu girişim sırasında kullanılan ilaçlar (se­
datifler hipotansiyon yapabilir) ve pozitif basınçlı
ventilasyon gibi girişimlerin preloadı ve kardiyak
outputu azaltarak hemodinamik kollapsa yol aça­
bileceğini unutmayın.
Bütün hastalar destek yüksek akımlı oksijen almalıdır.
Eğer mekanik ventilasyon kullanılacaksa nöromusku­
ler ajanlar kas yorgunluğundan ve artmış oksijen kul­
lanımından gelişen laktik asidozu azaltmak için kulla­
nılmalıdır. Arteriyel 02 satürasyonu %93'ün üzerinde
tutulmalıdır ve ventilasyon da Pac0/u 35-40 mmHg
arasında tutacak şekilde olmalıdır.
Dolaşımsal hemodinamik stabilizasyon büyük ve
geniş periferik İV yol açma ile başlar. Santral venöz
yol volüm durumunu (preload) ölçmek ve Scvo2 mo­
nitorizasyonu için gerekir. Bu prosedürde USG'un
rehberliğinin yardımcı olduğu kanıtlanmıştır.
Uzun süreli vazopressör tedavisi verilecekse santral
venöz yol tercih edilmelidir.
İç kanama için erken cerrahi konsültasyon endikedir.
Bir çok dış kanama direk bası ile kontrol edilebilir.
Nadiren damarların klemplenmesi veya bağlanma­
sı gerekebilir.
Başlangıç resusitasyon fazında izotonik intravenöz
sıvıları (%0.9'luk NaCI, Ringer laktat) kullanın.
Standart tedavi 20-40 mL/kg hızlı (10-20 dk'da)
KISIM 2 • RESÜSİTASYONTEKNİKLERİ
34
verilir. İnfüze edilen izotonik kristaloidin yaklaşık
sadece %30'u intravaskuler alanda kalır bu yüzden
akut hemorajik şokta tahmin edilen kan kaybının 3
katı kadar infüzyon önerilir.
• Travma hastalarında erken ve agressif sıvı replas­
manının yararları nasıl hala tam olarak kanıtlan madıysa permissif hipotansif resusitasyonun da
yararları kanıtlanmamıştır.
Kan hala en ideal resusitatif sıvıdır. Eğer mümkün­
se cross-match yapılmış eritrosit süspansiyonu kul­
lanın. Eğer klinik durum hızlı olmayı gerektiriyorsa
tip spesifik, O tip (doğurganlık çağındaki kadınlara
Rh negatif verilmelidir) kullanılabilir. Trombosit
veya taze donmuş plazma kullanımı ile ilgili karar
hemostazda yetersizlik olduğunu gösteren klinik
varlığında ve sık koagülasyon parametreleri takibi
ile verilebilir.
• Uygun sıvı resuitasyonu sonrasında ve inatçı hipo­
tansiyon varlığında vazopressörler kullanılabilir.
Resusitasyonun hedefi, objektif hemodinamik ve
fizyolojik değerleri kullanarak sağkalımı arttırmak
ve morbiditeyi azaltmaktır. AS'deki resusitasyon
idrar çıkışı >0.5 mL/kg/st, SVB 8-12 mmHg, MAB
65-90 mmHg ve S,v02 > %70 olacak şekilde olursa
septik şokun mortalitesi belirgin olarak azalır.
• Asidoz uygun ventilasyon ve sıvı resusitasyonu ile
tedavi edilmelidir. Sodyum bikarbonat kullanımı
tartışmalıdır. Sadece yukarda bahsedilen yöntemle­
re rağmen dirençli asidoz varlığında kullanılabilir.
Sadece arteriyel pH'ı 7.25'e getirmek içindir.
Yatış için veya nakil için erken cerrahi veya dahiliye
konsültasyonu yapılmalıdır.
8
PATOFİZYOLOJİ
•
. KLİNİK ÖZELLİKLER
Anaflaksi, kardiyovaskuler kollapsa yol açan akut
organ sistemleri etkilenmesi olarak tariflenir.
Reaksiyonlar saniyeler içinde veya bazen bir saat
içinde ve bazen de maruziyetten çok daha sonra
oluşur.
Reaksiyonların %20'ye varan oranı bifaziktir, maruzi­
yetten 4-8 saat sonra mediyatör salınımı pik yapar.
Semptomlar; dermatolojik (flushing, ürtiker, anji­
oödem), respiratuar (wheezing, öksürük, dispne,
stridor), kardiyovaskuler (disritmi, kollaps), gast­
rointestinal (kusma, diyare) ve göz şikayetlerinden
(gözlerde yaşarma, kırmızılık, kaşıntı) oluşur.
TANI VE AYIRICI TANI
•
ANAFLAKSİ, AKUT ALLERJİK
REAKSİYONLAR VE
ANJİOÖDEM
Alix L. Mitchell
Çeviri: Nalan Metin Aksu
Tanı klinktir. Multisistem hastalığa ilerleyen du­
rumlarda tanı akla gelmelidir.
Herhangi bir alerjene maruziyet tanıyı doğrulaya­
bilir ama maruziyet her zaman belirlenemeyebilir.
Hastayı stabilize ederken diğer tanılara da odaklan­
mak gereklidir.
Ayırıcı tanı etkilenen organ sistemine dayanır. Va­
zovagal reaksiyon, astım, akut koroner sendrom,
epiglottit veya yabancı cisim tıkanıklığı, karsinoid
sendrom, mastisitozis ve herediter anjioödem de­
ğerlendirmeler arasındadır.
. ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
EP İDEMİYOLOJİ
•
Allerjik reaksiyonlar hafif deri semptomlarından
hayatı tehdit eden anafilaksiye kadar değişkendir.
• Yaygın maruziyetler; ilaçlar, böcek ısırıkları ve yi­
yeceklerdir.Bir çok vaka ise idiopatiktir.
• Anafilaksilerin yarısında ölüm ilk saatte gelişir.
Histamin nedeni ile oluşan mast hücre aktivasyo­
nu, prostaglandin 02, lökotrienler ve diğer medi­
yatörler anafilaksinin ilerlemesinde rol oynar.
Anafilaktoid reaksiyonlarda, Ig E aracılıklı alerjik
yanıt hariç, daha önceki bir maruziyete ihtiyaç duy­
maz ama her iki reaksiyon da hızlıca anaflaksiye gi­
debilir.
Eş zamanlı P-blokör kullanımı ciddi, uzamış anafi­
laksi için risk faktörüdür.
•
Hastalara intravenöz yol açılmalı ve pals oksimet­
reyle beraber kardiyak monitorizasyon yapılmalı­
dır.
Anjioödem veya respiratuar distress durumun­
da erken entübasyon düşünülmelidir. "Kurtarıcı"
transtrakeal jet insuflasyon veya krikotiroidotomi
için hazırlık yapılmalıdır.
Maruziyeti elimine edilmelidir. Bu, ilacı kesmek
veya böceği uzaklaştırmak kadar basit olabilir.
BÖLÜM 8 • ANAFLAKSİ, AKUT ALLERJİK REAKSİYONLAR VE ANJİOÖDEM
Anaflakside ilk basamak tedavi epinefrindir. Kar­
diyovaskuler kollapsı olan hastalarda, 0.3-0.5 mg
(l:lOOO'likten 0.3-0.5 mL; pediyatrik doz O.Ol mg/
kg maksimum 0.5 mg) intramuskuler uygulanır;
gerekirse her 5 dakikada tekrarlanır.
• İM doza dirençli hastalar veya belirgin şokta
olan hastalara intravenöz epinefrin verilmeli­
dir. 1: 1OOOOO'lik solüsyondan 100 mikrogram
(l:lOOO'likte 0.1 mI.:yi 10 mL normal salin içine
koy) 5-1O dakikada verilebilir ve 1-4 mikrogram/
<lak infüzyonla devam edilir.
Hipotansif hastalar 1-2 L normal salinle agresif sıvı
resusitasyonuna ihtiyaç duyar (pediyatrik dozu 1020 mL/kg)
Bütün anaflaksi vakalarında steroid endikedir. Cid­
di vakalar 125 mg İV metilprednizolon (pediyatrik
doz 2 mg/kg) ile tedavi edilir. Hafif alerjik reaksi­
yonlar 60 mg oral prednisolon (pediyatrik doz 2
mg/kg) ile tedavi edilebilir.
• 50 mg difenhidramini İV (pediyatrik doz, 1 mg/kg)
olarak verilir. Buna ek olarak 50 mg İV ranitidin
(pediyatrik doz, 0.5 mg/kg) gibi H2 blokör kullanı­
mı yardımcı olabilir.
Bronkospazm 2.5 mg albuterol gibi bir nebuli­
ze �-agonist ile tedavi edilir. Eğer dirençliyse, 250
mikrogram ipratropium bromide gibi inhale bir
antikolinerjik ve 20-30 dakika içinde verilebilecek
2 gr (25-50 mg/kg) magnezyum kullanmayı düşü­
nünüz.
• �-blokör kullanan ve dirençli hipotansiyonu olan
hastalarda her 5 dakikada bir 1 mg glukagon kul­
lanılır. Kan basmcı yükselmeye başladığmda 5-15
mikrogram/dak infüzyona başlanır.
35
Allerjik olmayan anjioödemin en yaygın tetikleyi­
cisi anjiotensin konverting enzim inhibitörleridir
ki bunlar havayolunu hızlıca riske sokabilir. Tedavi
destekleyicidir; faydası tam olarak kanıtlanmamaış
olmasına rağmen epinefrin, steroidler ve antihista­
minikler sıklıkla verilir.
Herediter enjioödemli hastalar anaflaksi tedavisine
yanıt vermez ve Cl esteraz inhibitör replasmanı ile
tedavi edilmelidir. Cl esteraz inhibitör replasmanı
yoksa taze donmuş plazma ile tedavi alternatif ola­
rak bildirilmiştir.
Stabil olmayan veya dirençli hastalar yoğun bakıma
yatırılmalıdır.
Ortadan ciddiye kadar semptomları olan hastalar
gözlem amaçlı yatırılmalıdır.
Hafif alerjik reaksiyonları olan hastalar AS'de göz­
lenmeli ve şikayetleri stabilse veya iyileşiyorsa evi­
ne gönderilebilir.
Epinefrin alan hastalar, semptomlar geçtikten 4
saat sonra güvenli olarak taburcu edilebilir.
Ciddi reaksiyon öyküsü olan veya uzun süredir
�-blokör tedavisi altında olan hastaları gözlem al­
tında tutmayı düşünün.
Hastayı antihistaminik ve kısa süreli prednizolon
ile taburcu etmek gerekir. Hastaları geç gelişebile­
cek semptomlar konusunda uyarmak ve alerjenler­
den uzak durmasını tavsiye etmek gerekir.
• Ciddi alerjik reaksiyon yaşamış bütün hastaların
epinefrin otoinjektörü olmalı ve kullanımını da bil­
melidirler. Medikal uyarı bileklikleri düşünülebilir
ve bu hastaları alerji doktoruna yönlendirmek ge­
rekir.
Kısım 3
ANALJEZİ, ANESTEZİ VE GİRİŞİMSEL
SEDASYON
9
AKU T AGRI YÖNETİMİ VE
GİRİŞİMSEL SEDASYON
Michael S. Mitchell
Çeviri: Nalan Metin Aksu
EP İDEMİYOLOJİ
Akut ağrı, acil servise başvuruların %50-60'ında
vardır.
• Yetersiz ağrı kontrolü veya oligoanaljeziyi oluştu­
ran faktörler, ilgili farmakolojiyi anlamada sınırlı­
lık, hastanın ağrı hissinin yanlış anlaşılması ve cid­
di yan etkilerden korkulmasını içerir.
• Girişimsel sedasyon, bilinçli sedasyon diye de ad­
landırılır, kırık manüplasyonunda ve eklem redük­
siyonunda, abse drenajında, laserasyon onarımın­
da, tüp torakostomide, kardiyoversiyonda veya
tanısal çalışmalar sırasında endikedir.
•
Kültürel farklılıklar, ileri yaş, dil engeli veya mental
hastalığı nedeniyle bakıcılarıyla iletişim kurmakta
zorluğu olan hastalar ağrıyı tarif ve lokalize ede­
mezler.
• Ağrı ve anksiyeteye fizyolojik yanıtlar spesifik de­
ğildir ama taşikardi, kan basıncında yükselme, ta­
şipne, terleme, flushing ve solukluk, bulantı ve kas
gerginliğini içerir.
• Ağrı ve anksiyeteye davranışsa) yanıtlar ise yüz ifa­
deleri, pozisyon, ağlama ve seslendirmedir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Farmakolojik olmayan ağrı tedavisi tek başına veya
ek olarak kullanılabilir. Örnekler; sıcak veya soğuk
uygulama, yaralanmış ekstremitenin elevasyonu
veya hareketsiz tutulması, açıklama ve güven ka­
zanma, rahatlatma, dikkatini başka yöne çekme,
biofeedback
Farmakolojik yöntem gerektiğinde istenilen etki,
uygulama yolu ve istenilen etki süresi ideal ajanı
belirlemede önemlidir.
PATOFİZYOLOJİ
• Tehlikeli uyarı ilk olarak perferik nosiseptörler, C
lifleri, A-o lifleri ve serbest sinir uçları tarafından
alın:r ve spinal kordda glutamat, substance P, nöro­
kinin A ve kalsitonin gen ilişkili peptid salınımıyla
sonuçlanır.
• Ağrı; dorsal kök gangliyon, inhibitör internöronlar
ve assenden ağrı yoll�p seviyesinde modüle edilir.
• Kognitif yorum, lokalizasyon ve ağrının tanımlan­
ması hipotalamus, talamus, limbus ve retiküler ak­
tive edcici sistem seviyesinde oluşur.
KLİNİK ÖZELLİKLER
• Subjektif ağrı yorumu değişkendir. Bu yüzden ağrı
en iyi yaş uyumlu objektif ağrı skalası kullanılarak
değerlendirilir.
• Uyanık ve koopere olan hastalar sıklıkla ağrıyı
lokalize edebilir ve kalite ve şiddetinin belirleye­
bilir.
36
YETİŞKİNLERDE ANALJEZİ
OPİYAT OLMAYANLAR
•
Opiyat olmayan ajanlar hafif derecede ağrı için ya
tek başına kullanılabilir veya orta ve ciddi derece
ağrılarda opiyatlara eklenebilir. Opiyat olmayan
ağrı kesiciler solunum depresyonu ve sedasyon
oluşturmazlar.
• Asetaminofen, antiplatelet etkisi olmayan bütün
yaş gruplarında güvenli olan analjezik ve antiinf­
lamatuar ajandır. Hepatotoksisite 140 mg/kg/gün
dozun üzerine çıkıldığında oluşur.
Steroid olmayan antiinflamatuar ilaçlar (NSAİİ),
arasında aspirin, naproksen, indometazin, ibupro­
fen ve ketorolak yer alır. NSAİİ'lar, opiyat dozunu
azaltıcı etkileri olan analjezik ve antiinflamatuar
ajanlardır ama trombosit fonksiyon bozukluğuna,
BÖLÜM 9 • AKUT AGRI YÖNETiMi VE GiRiŞiMSEL SEDASYON
bozulmuş koagülasyona gastrointestinal irritasyo­
na ve kanamaya neden olabilir.
Aspirin bronkospazmı tetikleyebilir bu yüzden
bazı astmatik hastalarda kaçınılmalıdır.
OPİYATLAR
Opiyatlar amaljezik ve sedatif etkiye sahiptir an­
caksolunum depresyonu, bulantı ve kusma, kabız­
lık, idrar retansiyonu, konfüzyon ve kas rijiditesine
neden olabilirler.
Morfin, 5-20 dakikada etkisi başlayan, 10-30 dak'da
pik etkisine ulaşan ve 2-4 saat etkisi süren doğal bir
opiyattır. Morfinin dozu O.1-0.2 mg/kg'dır ve genel­
de İV veya İM uygulanır. Morfin, histamin salını­
mına bağlı olarak hipotansiyona neden olabilir.
Meperidin; normeperidin metabolitine bağlı SSS
toksisitesi, belirgin histamin salınımı ve diğer opi­
yatlardan daha yüksek riske sahip olmasından do­
layı AS'de kullanımı desteklenmeyen yarı sentetik
bir opiyattır.
Hidromorfon; 5-10/dak'da etkisi başlayan, 3-4 st
etki süresi olan ve sedasyon ve bulantısı morfine
göre daha az olan bir yarı sentetik opiyattır. Hidro­
morfonun dozu 1-2 mg İV (pediyatrik 0.015 mg/kg
İV)'dir.
PEDİYATRİK AGRI YÖNETİMİ
Pe<liyatrik hastalar tarafınd;:ın. tecrübe edilen :ığrı
çoğunlukla farkedilmez ve tedavi edilmez.
Bu hastalar tarafından hissedilen ağrı anksiyetele­
riyle beraber artabilir bu da onların gelişim evrele­
rine bağlıdır.
İnfantlar ağrıyı tecrübe eder.
Çocuklar anksiyete yaşarlar ve bu da normal geli­
şimlerinde olan 'yabancı anksitiyesi' ile daha çok
artar. Ağrı kontrolü ve girişimsel işlemlerde aile de
dahil edilmelidir.
Okul çağı çocuklar genellikle dikkatini başka yöne
çekme tekniklerine iyi yanıt verir.
Adölesanlar ağrıyla ve ağrılı girişimlerle beraber
büyük anksiyete yaşarlar ki bu da beklenen ve üste­
sinden gelinebilen bir durumdur.
Ağrı yönetimi erişkindekine benzer şekilde 2 türlü
ele alınabilir:(l) Çocuklar ağırlıklarına göre daha
çok opiyata ihtiyaç duyar. (2) Çocuklar ağrılarını
açık olarak ifade edemezler bu yüzden ağrıları tah­
min edilir ve ona göre tedavi edilir.
NSAii'Iar hafif ağrılar için verilebilir. İbuprofen 6
aydan büyük çocuklar için uygundur.
Opiyatlar orta ve şiddetli ağrılarda verilir. NSAİİ
opiyatlarla beraber verilmelidir.
J7
Meperidin çocuklar için önerilmez.
• PEDİYATRİK ANKSİYOLİZ
TEDAVİSİ
Anksiyete ağrıyı potansiyelize eder ve yatıştırıcı
teknikler, oyalama ve ağrı ve ağrılı girişimler esna­
sında ailenin desteğiyle üstesinden gelinir.
Midazolam; kısa etki süresi ve değişik yollardan ve­
rilebilmesi nedeniyle AS'de verilebilecek ajan seçe­
neklerinden biridir.
Midazolam PO (0.5 mg/kg), İV (0.05-0.1 mg/kg)
veya intranasal (İN) (0.2 mg7kg) verilebilir. Oral
yoldan etki yaklaşık 20 <lak sürer ve etkisi değişe­
bilir. İV ve İN yol daha çok tercih edilir. in preperat
burun deliklerinde yanma hissi yapabilir.
Bu sınıf ilaçlarda görülen solunum depresyonu gibi
potansiyel paradoksal reaksiyonlara karşı hazırlıklı
olmak gerekir.
LOKAL VE BÖLGESEL ANESTEZİ
Lokal anestezi; direk alana infıltrasyonla, alanı in­
nerve eden sinir alanına infıltrasyonla veya alanı
besleyen venöz sisteme infıltrasyonla elde edilebi­
lir.
Lokal anestezikler 2 sınıfa ayrılır:Amidler ve ester­
ler.Lidokain amid grubu prototipidir; prokain de
ester grubu prototipidir. Bupivakain, 2-6 st'lik etki
süresi ile amid anesteziktir ve uzun süreli girişim!erde tercih edilir.
• Lokal anestezikler sodyum kanalını bloke ederek
ve sinir uyarımının uzamasını engelleyerek etkirler.
Lokal anesteziğin enjeksiyonundan dolayı olan ağrı
27-30 gauge iğne ile sıcak bikarbonat solüsyonu ile
karıştırılmış olarak yavaş enjeksiyon ile azaltılabi­
lir. Ayrıca sağlam etraf deri yerine yara kenarlarına
injeksiyon önerilir.
Lidokaine epinefrin eklenmesi anestezinin et­
kisini uzatır ve sistemik emilimi yavaşlatır. Epi­
nefrinin seçilmiş sağlıklı hastalarda end-arteriyel
alanda kullanımı tolere edilir ama dijital vaskuler
yaralanma, Raynaud hastalığı olan veya diğer vas­
ki.iler beslenme problemleri olanlarda kaçınılma­
lıdır.
Aşırı total doz veya dikkatsiz İV enjeksiyondan
kaynaklanan lokal anestezi toksisitesi kardiyovas­
kuler depresyona, aritmilere, nöbet ve ölüme yol
açabilir. Lidokainin epinefrinsiz maksimum dozu
4.5 mg/kg iken epinefrinli maksimum dozu 7 mg/
kg'dır.·
Dikkatsiz İV injeksiyonlardan kaçınmak için anes­
tezik enjeksiyonu sırasında ilk önce aspirasyon ge­
reklidir.
38
•
KISIM 3 • ANAUEZi, ANESTEZi VE GiRiŞiMSEL SEDASYON
Amid ve esterleri tolere edemeyen hastalarda (al­
lerji gibi nedenlerden) epinefrinle beraber difen­
hidramin ve benzil alkol alternatif ilaçlardır.
TOPİKAL ANESTEZİ
•
Topial anestezikler ağrılı girişimin rahatsızlığını
azaltır, lokal anestezik infiltrasyon ihtiyacını azaltır
ve yara köşelerini korur.
• AS'de en sık kullanılan başlıca topikal anestezik­
ler lidokain, epinefrin, tetrakain (LET), lipozom
enkapsüle lidokain (LMX) ve lidokain-prilokain
(EMLA)'dır.
• EMLA ve LMX sağlam deride, LET ise sağlam ol­
mayan deride kullanılır.
• EMLA'nın etki başlama süresi 30-60 dk, LMX ve
LET'in ise 30 dk'dır.
BÖLGESEL ANESTEZİ
İzleyen bölümde bölgesel bloktan kısa bir tartışma
yer almaktadır. Tintinalli's Emergency Medicine:A
comprehensive Study Guide. 7th ed. Bölüm 40 kay­
nak olup her bloğun videosu Acces Emergency
Medicine web sitesinde vardır. htttp://www.acces­
semergencymedicine.com/multimedia.aspx
Bölgesel anestezi lokal anestezik ajanların bitişik
periferik sinirlere infiltrasyonu içeren bir tekniktir
ve komplike laserasyonlar, kırıklar ve çıkıklar için
idealdir. Bölgesel anestezi uygulamasından önce
nörovasküler duruma bakılmalıdır.
• Toplikal anestezi uygulanımı, bölgesel anestezinin
enjeksiyonun ağrısını azaltabilir. Etkinin başlangıç
süresi tipik deri infitrasyonundan daha uzundur.
Optimal analjezi Lidokain ile 10-20 <lak, Bupivaka­
in ile 15-30 dak'da elde edilir.
• Anatomik varyasyonlar, olağan mihengi noktaları­
nı değiştirebilir. Ultrason rehberliğinde siniri loka­
lize etmek performansı arttırabilir.
DİJİTAL BLOKLAR
Dijital sinir bloğu:Parmağın tümüne anestezi sağ­
lar. Bakınız Şekil 9-1.
Parmağın lateralinde uzanan sinirlere uygulanır.
Teknik: Parmağın dorsal yüzünden proksimalden
ve lateral köşeden enjeksiyon yap. Depo anestezik
ve ek anestezik dozlardan kaçınılır. Sonra iğneyi
dorsal yüzden girilir ve parmağın mediyal tarafına
doğru ilerletilir. Son olarak, mediyal dorsal yüzden
aynı teknikle diğer tarafa injeksiyon yapılır.
ŞEKİL 9-1. Dijital sinir bloğu. Anestetik gösterilen şekilde hem dorsal (a) hem de palmar (b) dijital sinir bloklarına verilir
ve parmağın çevresel anestezisinden emin olunur. Gösterilen sıralamanın takip edilmesi ilk enjeksiyonun takip eden enjeksi­
yonları kolaylaştırmasını sağlar. Daha fazla detay için bkz. Dijital Sinir Blokları (Timothy Sweeney, MD katkılarıyla).
BÖLÜM 9 • AKUT AGRI YÖNETiMi VE GiRiŞiMSEL SEDASYON
Fleksör tendon kılıf dijital sinir bloğu: Elin pal­
mar bölümünde distal palmar pili tespit edilir.
Fleksör tendonun ortaya çıkıması için hastanın
parmakları güce karşı fleksiyona getir. (Bknz. Şekil
9-2)
Teknik: Distal palmar pilide steril blokaj alanı ha­
zırlanır palmar plana 45°'lik açıyla naktanın dista­
line girilir. İğne "pop" sesi duyulana kadar ilerlet;
bu fleksör tendon kılıfının içine girmesinin göster­
gesidir. 2-3 ml anestezik solüsyonu enjekte edilir.
Eğer "pop" hissinden önce kemiğe gelirse, iğneyi
2-3 mm geri çekilir ve solüsyonu enjekte edilir.
39
RADİYAL SİNİR BLOGU
•
Elin dorsal lateral yarısına ve başparmağın dorsal
kısmına anestezi sağlar.
• Teknik: Fazla miktarda (5 ml) anestetik madde
anatomik enfiye çukurunun proksimaline enjekte
edilir.
ULNAR SİNİR BLOGU
•
•
Beşinci parmağın tümüne, 4. parmağın yarısına ve
el ve el bileğinin mediyal yüzüne anestezi sağlar.
Teknik: Distal el bileği pilisinin proksimalinden
fleksör karpi ulnaris tendonun altından depo anes­
tezik verilir.
• DERİN PERONEAL SİNİR BLOGU
•
Birinci ve ikinci parmaklar arasına ve plantar yüz­
de 1. ve 2. Parmağın küçük bir alanına anestezi sağ­
lar.
• Teknik: Ekstensör hallucis longis ve anterior tibiyal
tendon arasından mediyal malleolün üzerine anes­
tetik madde verilir.
POSTERİOR TİBİYAL
SİNİR BLOGU
)
J
•
•
Ayağın plantar yüzüne anestezi sağlar.
Teknik: Mediyal malleolün posterior köşesinde bu­
lunan posterior tibiyal arterin posteriyoruna anes­
tetik madde verilir.
SURAL SİNİR BLOGU
ŞEKİL 9-2. Transtekal (fleksör tendon kılıfı) dijital sinir
bloğu. Enjeksiyon noktası distal palmar kıvrım seviyesinde
fleksör tendon kılıfının ortasıdır. 25 gauge enjektör, 45 de­
rece açılandırılarak, ucu distale doğru yöneltilerek, fleksör
tendon kılıfına (mavi ile gösterilmiş) girene veya kemiğe
ulaşana kadar ilerletilir. Enjektör, fleksör tendon içinde uy­
gun pozisyona yerleştirilince anestezik madde enjekte edilir.
Tendon kılıfının dışına yayılım komşu palmar dijital sinirle­
ri bloke eder. Daha fazla detay için bkz. Transekal veya Flek­
sör Tendon Kılıfı Dijital Sinir Bloğu (Timothy Sweeney, MD
katkılarıyla).
•
•
Ayak bileğinin lateraline anestezi sağlar.
Teknik: Lateral malleolün superior kısmı ile Aşil
tendonun arasına anestetik madde verilir.
SAFEN SİNİR BLOGU
•
Ayak bileğinin mediyal yüzüne anestezi sağlar.
Teknik: Anterior tibial tendon ile mediyal malleo­
lün superior köşe arasına anestetik madde verilir.
40
KISIM 3 • ANALJEZi, ANESTEZi VE GiRiŞiMSEL SEDASYON
SUPRAORBİTAL VE
SUPRATROKLEAR SİNİR BLOGU
• Burun ön tarafında skalpin verteksi ile burun ke­
meri arasına anestezi sağlar.
• Teknik: Göz kapağının üstüne pupiller aynı hizada
anestetik madde verilir. İlk dozu verdikten sonra
iğneyi mediyale ilerletiniz ve göz kapağının kena­
rında yuvarlak oluşturunuz.
İNFRAORBİTAL SİNİR BLOGU
• Alt göz kapağı, orta çene ve aynı taraf burun ve üst
dudağa anestezi sağlar.
• Teknik: Ağız içinden gingivaI aks ile maksiller kö­
pek diş üstünden iğneyi üste doğru ilerletiniz.
MENTAL SİNİR BLOGU
• Ağız mukozası, gingiva ve alt dudak, azı ve köpek
dişleri bitişik bölgesine anestezi sağlar.
• Teknik:Ağızda gingival aksla köpek dişinin altında
mental foramenin altına doğru iğneyi ilerletin ve
anestetik maddeyi verin.
• AURİKULER BLOK
• Kulağın tümüne anestezi sağlar.
• Teknik:Anesteziği bir çok yere vermek gerekir. Ku­
lağın alt, üst, ön ve arka kısmına; iğneyi geri çek­
meden uygula.
FEMORAL SİNİR BLOGU
• Uyluk ön yüzüne ve bacak mediyaline anestezi sağ­
lar.
• Teknik: Femoral sinir seviyesine anestetik madde
verilir. İnguinal kanal düzeyinde femoral arterin 1
cm lateraline iğneyle girilir. 2 cm derinde yerleşmiş
olan femoral sinire doğru iğneyi yukarı pozisyon­
da, iğneyi hasta parestezi hissedinceye kadar ilerlet.
İğneyi bir parça geri çekip 20 mi anestezik uygula.
GİRİŞİMSEL SEDASYON
VE ANALJEZİ
• Sedasyon, farmakolojik olarak çevresel uyamklılık­
ta azalma oluşturur. Analjezi; ağrı duyusunu hisset­
memektir.
•
Sedasyon seviyesi, minimal sedasyondan (hasta
sözel uyarana cevap verebilir) derin sedasyona
kadar (hasta tekrarlayan ağrılı uyarana cevap ve­
rir) devam eder. Sedasyon seviyesinin belirsizliği
yüzünden sadece planlı girişimlerde kullanılma­
lıdır.
Hasta minimumdan derin sedasyona ilerleyen sü­
reçte olursa solunum yan etki riski de artar.
• Her hastada başlangıçta sedasyona kadar olan sü­
reçte; yan etki riski Amerikan Anestezi Derneği'nin
(ASA) fiziksel sınıflandırma sistemi ile skorlama
yapmak zorunludur. Sınıf I ve sınıf II daha çok ha­
fif derecede sistemik hastalığa sahiplerdir ve düşük
yan etki riski vardır. Sınıf III ve üstü (Sınıf III cid­
di sistemik hastalık) hastalar çok daha yüksek yan
etki riskine sahiptir.
• Entübasyon ihtiyacı olması ihtimali için her has­
tanın havayolu Mallampati derecelendirme sistem
skoru hesaplanmalıdır.
• Fizik muayene; hastanın kısa veya geniş boyun,
mikrognoti, trismus veya büyük dil gibi anormal
havayolu anatomisini içeren potansiyel hava yolu
problemleri ve kardiyopulmoner problemleri üze­
rine odaklanmalıdır.
• İstenen sedasyon düzeyine göre aspirasyon riski ile
de mücadele edilmelidir. 3 saatten uzun süre önce
oral alımı olan hastalar düşük aspirasyon riskinde­
dir. 3 saatten daha uzun süre önce sıvı alımı olan
hastalarda acil girişim endikasyonu olan ve sedas­
yon istenen hastalarda girişim yüksek aspirasyon
riskine neden olabilir; bu yüzden klinisyenler sa­
dece gerçek acil durumlarda girişim için sedasyon
uygulamalıdırlar.
• 3 saatten daha kısa süre önce hafif atıştırmalık
veya yemek yiyen ve girişim için sedasyon istenen
hastada klinisyen; bu hastalarda aspirasyon riski
yüksek olduğu için girişimin aciliyetini iyi tart­
malıdır.
• Sedasyon derecesi arttıkça yan etki riskleri de artar.
Sedasyon alanı gerekli her malzemeyi, oksijen, uy­
gun boyutlarda hava yolu ekipmanları, endotrake­
al entübasyon için gerekli malzemeler, aspirasyon
ve alternatif havayollan, içermelidir. Gerektiğinde
kullanmak üzere geri döndürücü ajanlar hazır ol­
malıdır.
• Minimal sedasyon sadece gözleme ihtiyaç duyar
ancak orta veya derin sedasyon, kardiyopulmoner
monitorizasyonu içeren mekanik monitorizasyon,
pulse oksimetre ve endotrakeal CO2 kapnografısine
ihtiyaç duyar. Kapnografi hipokseıni ilerlemeden
önce ve klinik gözlemden daha önce ventilatör de­
ğişikliklerini saptayabilir.
BÖLÜM 9 • AKUT AGRI YÖNETiMi VE GiRIŞiMSEL SEDASYON
Girişimsel sedasyondan önce analjezik önerilir an­
cak solunum yan etki riskini arttırabilirler. Keta­
min hem analjezik hem de anksiyolitik özelliklere
sahiptir.
Girişimsel sedasyon ajanları sıklıkla dar terapötik
indekse sahiptir. Bu ajanları düşük dozda verip, pik
etkisini oluşturması için zaman tanımda gerekir.
Devamlı infüzyon ihtiyacı olabilir.
Kurtarıcı doz veya geri döndürücü ajanlar yatak
kenarında olmamalıdır: opiyatın indüklediği solu­
num depresyonunu geri çekmek için; naloksan, 0,1
mg/kg her 2-3 dk'da bir, benzodiyazepinin indük­
lediği solunum depresyonunu geri çevirmek için
Flumazenil 0.01-0.02 mg/kg her 1-2 dk'da bir;
41
Kronik benzodiyazepin ve trisiklik antidepressan
kullanma öyküsü olan hastalarda nöbet riski nede­
niyle flumazenil kullanılmamalıdır.
GİRİŞİMSEL SEDASYON AJANLARI
Her ajanın doz ve uygulama parametreleri için bkz
Tablo 9-1.
NİTRÖZ OKSİT
Minimal sedasyon için 50:50 oksijenle karışım ola­
rak kullanılır.
IIIti!:!1•1111 Prosedüral Sedasyon ve Analjezi İçin Kullanılan İlaçlar
VERİLME
YOLU
BAŞLANGIÇ SÜRE
Oksijenle 50:50 karışım
İnhalasyon
2-3 dk
15-20 dk
Minimal sedasyon
0,05-0,l mg/kg
Yeterli sedasyon oluşana kadar
her 2 dk'da bir 0,05 mg/kg
tekrarlanabilir
0,1 mg/kg
Çocuklar:
0,1 mg
0,5 mg/kg
0,2 mglkg
IV
1-3 dk
1 sa
Minimal veya orta
sedasyon
IM
15-30 dk
1-2 sa
Minimal sedasyon
İLAÇ
ÖNERİLEN DOZ
Nitröz oksid
Midazolam
KULLAN iM
IM
PO/PR
İntranazal
Fentanil
1-3 mikrogram/kg, 5 mikrogram/
kg'a kadar titre edilebilir
Çocuklar: 1-2 mikrogram/kg
IV
<l dk
30-60 dk
Minimal sedasyon
Fentanil ve
midazolam
1-2 mikrogram/kg fentanil artı
midazolam 0,05-0,1 mg/kg,
gerekirse en fazla 2 kez
IV
1-2 dk
1 sa
Orta-derin sedasyon
Metoheksital
1 mg/kg
IV
!dk
lOdk
Orta veya derin sedasyon
Fenobarbital
2-2,5 mg/kg takiben 1,25 mg/kg,
gerekirse en fazla 2 kez
IV hız< 50
mg/dk
olmalı
30-60 sn
15+ dk
Minimal veya orta
sedasyon
Radyolojik işlemler için
sıklıkla kullanılır
Ketamin
1-2 mglkg
2-5 mg/kg
Çocuklarda 4 mg/kg'a kadar
IV
IM
1-3 dk
5-20 dk
10-20 dk
30-60 dk
Dissosiyatif sedasyon
Dissosiyatif sedasyon
Ketamin ve
midazolam
Ketamin yukarıdaki gibi artı
midazolam 0,05-0,1 mg/kg
IV
1-3 dk
30-60 dk
Dissosiyatif sedasyon
Etomidat
0,15 mg/kg takiben gerekli ise 0,1
mg/kg her 2 dköa
Çocuklarda: 0,1-0,3 mg/kg
IV
30-60 sn
5-10 dk
Orta-derin sedasyon
Amnezi eşlik eder
Propofol
1 mg/kg, takiben gerekli ise 0,5 mg/
kg her 3 dk'da
Çocuklarda: 1-2 mg/kg
IV
1-2 dk
5-10 dk
Orta-derin sedasyon
Propofol ve
ketamin
Propofol yukardaki gibi artı
ketamin 0,3-0,5 mg/kg
Çocuklarda üst doz kullanın
IV
1 dk
Propofol5-10 dk
ketamin
15-45 dk
Orta-derin sedasyon
Aksi not edilmemişse ağırlığa bağlı ilaç dozu ayarlaması erişkinlerde ve çocuklarda aynıdır.
42
•
KISIM 3 • ANALJEZi, ANESTEZi VE GiRiŞiMSEL SEDASYON
Rölatif kontrendikasyonları pulmoner hipertansi­
yon (pulmoner vazokonstriktör özelliği ve kardiyak
baskılayıcı), gebelik (folat metabolizmasını inhibe
eder) ve pnömotoraksı içerir.
Np opiyat agonist özelliklere sahiptir bu yüzden
eğer bir sedatif veya opiyatla beraber kullanılacaksa
derin sedasyon ve genel anesteziden kaçınmak için
dikkat edilerek kullanılmalıdır.
MİDAZOLOM
• Midazolom ve diğer benzodiazepinler gamına bü­
tirik asit (GABA) nın SSS etkilerini arttırırlar bu da
sedasyon, amnezi, anksiyolitik, antikonvülzan etki­
ler ve solunum baskılanması yapan klorid alımı ile
sonuçlanır.
• Bu ajan tek başına veya opiyatlarla beraber kullanı­
labilir.
Çeşitli uygulama yolları vardır ama en çok tercih
edilen İV yoldur. PD/PR/İM yollar absorbsiyon ve
metabolizmalardaki değişikliklere ikincil olacak
çeşitli başlangıç ve etki sürelerine sahiptir.
• İntranazal midazolom güvenlidir ancak, nazal mu­
kozayı irrite edebilir.
• Midazolom ciddi kardiyovaskuler depresyon yapa­
bilir.
FENTANİL
Bu ajan potenttir ve kısa etkili opiyattır.
• Fentanilin hızlı infüzyonu ile toraks rijiditesi send­
romu olabilir ama bu yavaş infüzyon hızı ve İV yol­
dan dikkatli gönderme ile önlenebilir. Rijit göğüs
solunum kaslarının spazmı ile karakterizedir ve
opiyat antagonistleri ile üstesinden gelinemez. Rijit
göğüs nöromuskuler paralizi ve entübasyon ile te­
davi edilir.
METHOHEKSİTAL
Hızlı girişimler için kullanılan çok hızlı etkili bar­
bitürattır.
Başlangıç dozundan sonraki izleyen dozlarda solu­
num depresyonu görülür.
PENTOBARBİTAL
Analjezik özelliği olmayan kısa etkili barbitürattır.
Ağrılı olmayan (ör:radyolojik çalışma) girişimler
için kullanılır.
KLORAL HİDRAT
Uzun zamandır AS'de kullanımı önerilmez.
KETAMİN
Ketamin, çok az solunum depresyonuyla beraber
analjezi, amnezi ve disosiasyon oluşturur.
Disosiyatif anesteziktir ve bu disosiyatif fazla eşik
doz biraz aşılınca karşılaşılır (tipik olarak 1 mg/
kg'ın üzerinde infüzyonla)
• Ketamin uzun süren işlemlerde (ör, oyun çocuğun­
da kalça ateli uygulanması) kullanmak için iyi bir
ilaçtır.
Ketaminin iyi bir kardiyorespiratuar profili var­
dır ama laringospazma neden olabilir. Bu genelde
pediyatrik hastada meydana gelir ve balon maske
ile yapılan pozitif basınçlı ventilasyonla üstesinden
gelinir. Laringospazm 3 ay altı bebeklerde olur; be­
raberinde üst solunum yolu enfeksiyonları olur ve
ağız içi girişim olanlarda olur.
Uyanma sırasında kusma sıklıkla görülür. Sedas­
yon öncesi ondansetron verilmesi düşünülebilir.
• Diğer yaygın görülen komplikasyon bronkore­
?ir; bu O.Ol mg/kg iv atropin veya 0.004 mg/kg
IV glikopiralat kullanımı ile giderilebilir. Anti­
kolinerjik ajan kullanımı tartşmalıdır ve gerekli
olmayabilir.
Adölesanda ve erişkinde ayılma reyaksiyonları olu­
şabilir. Önleyici olarak veya oluştuktan sonra mi­
dazolam verilebilir.
Ketamin göz içi basıncı arttırır; bu yüzden göz ya­
ralanmalarında ve glokomda kaçınılmalıdır.
Ketamin kafa içi basıncı arttırabilir; kafa travması
olan hastalarda kullanmaktan kaçınılmalıdır.
ETOMİDAT
Etomidat çok kısa etkili sedatif ajandır ve girişimsel
sedasyon için kullanımı artmıştır.
Etomidatın çok az hemodinamik etkileri ve düşük
olarak apne riski vardır.
• Yan etkiler; kusma, miyoklonus, kısa dönem adre­
nal baskılanma ve SSS depresyonu
PROPOFOL
Propofol, AS'de sedasyon için sık kullanılır çünkü
titre etmesi kolaydır.
Propofolün analjezik özelliği yoktur, bu yüzden gi­
rişim öncesi analjezik önerilir.
Propofol uygulamasıyla ilişkili olan ajan için bera­
berinde 0.05 mg/kg lidokain verilebilir.
Propofol; yumurta lesitin emülsiyonu içerdiğinden
yumurta allerjisi olanlarda kontrendikedir.
Solunum depresyonu ve apne oluşabilir; bu yüzden
kurtarıcı ekipmanlar hazır bulundurulmalıdır.
BÖLÜM 9 • AKUT AGRI YÖNETiMi VE GiRiŞiMSEL SEDASYON
•
Propofol hipotansiyon yapabilir. Propofol verilme­
den önce hipotansiyonu düzeltmek önem taşır.
ACİL ENDOSKOPİ
•
PROPOFOL VE KETAMİN ("KETOFOL")
•
•
Propofol ve ketaminin birlikte kullanımı hem yetiş­
kinlerde hem de pediyatrik hastalarda güvenlidir.
Birleşim her ikisinin belirgin yan etkilerinde yarar
sağlayabilir ama bu etkiler tartışmalıdır. Hipotansi­
yon oluşturduğu için az propofole ihtiyaç olur. Ke­
taminin yalnız kullanımından daha az bulantı-kus­
ma görülür. Propofol ilişkili solunum depresyonu
bu kombinasyonla azalmaz.
Ketofol uyanma zamanı, propofol (kısa) ve ketamin
(uzun) arasındadır.
•
•
GİRİŞİMSEL SEDASYON SONRASI
BAKIM
•
•
Hastalar bazal mental durumlarına dönene kadar
monitorize edilmelidir.
Kusan hastalar bazal mental durumlarna dönene
kadar aspirasyon riski altındadır.
•
KRİTİK HASTALIGI OLAN HASTALAR
Etomidat, ASA III ve üstü olanlar için seçilecek
ajandır.
Etomidat diğer ajanlardan daha az hipotansiyona
neden olur.
Sedasyon ihtiyacı olan hastalar, ameliyathanede ge­
nel anesteziye gereksinim duyabilirler.
YAŞLILAR
•
•
•
•
Yaşlıdaki girişimsel sedasyon bir çok yan etki ile
ilişkilidir. Solunum depresyonu ve aspirasyon olay­
ları artar.
Diş veya köprüleri aspirasyondan korumak için çı­
karmak gerekir.
Yukarıda bahsedilen nedenlerden dolayı etomidat
iyi bir seçenektir. Kullanımda, etomidata analjezik
eklenmelidir.
Solunum depresyonu riski yüksek olduğundan
propofol dozu gençlerde önerilen dozun %50'sine
azaltılır.
Endoskopun geçişi sırasında vazovagal reaksiyon­
larla bradikardi ve hipotansiyon oluşabilir.
Endoskopun geçişine bağlı olarak artmış apne, hi­
poksi ve aspirasyon riski vardır.
Gag refleksini baskılamak için topikal anesteziğe
ihtiyaç duyulabilir ama eğer İV ile yeterli sedasyo­
na ulaşılırsa gerek olmayabilir.
Droperidol, üst endoskopi sırasında öğürmeyi
azaltır. Bununla beraber, bunun kullanımı ile bazı
ek yan etkiler; hipotansiyon, distonik reaksiyon, ve
nadiren torsedes de pointes kardiyak disritmisi ile
ilişkilidir. Uzun QT aralığı olan hastalarda kullan­
maktan kaçınılmalıdır.
Prometazin bulantıyı önler. Güçlü alfa adrenerjik
bloke edici etkisi geçici hipotansiyona neden olabi­
lir.
ÇOCUKLARDA GİRİŞİMSEL SEDASYON
ÖZEL DURUMLAR
•
43
•
Sedasyonun başlangıç aşamasında aileyi işin işine
katmak çocuğun anksiyetesini azaltacaktır.
Küçük çocukta girişimsel sedasyon için uyaranla­
rın olmadığı bir çevre yaratılır. Bunun için öneri­
len girişimsel sedasyon odasının yanında sessiz bir
oda, burada aile girişimsel işlem başlayana kadar
çocuğu kucaklar ve çocuk sedatize olduktan sonra
monitorizasyon aletleri yerleştirilir.
Ketamin ve propofol en çok tercih edilen ajanlardır.
Ketamin istenmeyen rüyalara neden olabilir. Bu,
küçük çocukta bu ajanı geçerken göz önünde bu­
lundurulmalıdır.
Sedasyon öncesi anksiyeteyi azaltmak önemlidir ve
istenmeyen rüyaları da azaltabilir.
Ketamin öncesi midazolom verilmesinin çocukta
ve erişkinlerde acil reaksiyonlardan koruduğu ka­
nıtlanmamıştır.
44
KISIM 3, ANALJEZİ, ANESTEZİ VE GİRİŞİMSEL SEDASYON
ONİK AGRISI OLAN
10 KR
HASTANIN YÖNETİMİ
David M. Cline
Çeviri: Nalan Metin Aksu
Kronik ağrı 3 aydan fazla sürede sonuçlanan ağrılı
bir durum, yaralanmadan iyileşmeye kadar geçen
yeterli süre boyunca devam eden ağrı, veya akut
hastalıktan sonraki 1 ay boyunca devam eden ağrı
olarak tanımlanır.
• EPİDEMİYOLOJİ
Kronik ağrı, en az 116 milyon Amerikalı erişkini
etkiler-bu kalp hastalıklarından, kanserden ve di­
yabetten etkilenenlerin toplamından daha fazladır.
Ayrıca ağrının, yıllık medikal tedavi ve üretkenlik­
teki kayıp maliyeti 635 milyar doları aşmıştır.
Kronik ağrısını travmatik bir olaya atfeden hastaların
daha fazla emosyonel stresi, daha karmaşık hayatları
ve diğer nedenlerden daha şiddetli ağrısı vardır.
Kronik ağrı (1) iskelet sistemi veya vaskuler sistem­
deki kronik bir patolojik süreçten, (2) organ sis­
temlerinden birinde kronik bir patolojik süreçten,
(3) periferik veya santral sinir sistemindeki uzamış
bir fonksiyon bozukluğundan, (4) psikolojik veya
çevresel bozukluklardan kaynaklanabilir.
PATOFİZYOLOJİ
Kronik ağrının patofızyolojisi 3 temel tipe ayrıla­
bilir. Nosiseptif ağrı devam eden doku hasarı ile
ilişkilidir. Nöropatik ağrı devam eden doku hasarı
olmadan sinir sistemi fonksiyon bozukluğu ile iliş­
kilidir. Son olarak, psikojenik ağrının tanımlanabi­
lir bir nedeni yoktur.
TABLO 10-1
BOZUKLUK AGRI BELTİLERİ
BULGULAR
Sürekli sönük ağrı
Kafatasında
tetikleyici noktalar,
kas hassasiyeti ve
gerilimi
Sürekli sönük ağrı
Kronik
gerilim baş
ağrısı
Kafatasında yaygın
hassasiyet ve ilişkili
gerilim
MiyofasiyaJ
baş ağrısı
Transforme
migren
Başlangıçta migren
benzeridir, sürekli
ve sönük hale
gelir; bulantı,
kusma
Kas hassasiyeti ve
gerilimi, normal
nörolojik muayene
Miyofasiyal
boyun
ağrısı
Sürekli sönük bir
ağrı, genellikle
vurucu ağrı,
ağrı tipik sinir
dağılımını
izlemez.
Ağrı bölgesinde
tetikleyici noktalar,
genelde kas atrofısi
yoktur, etkilenen
kasta zayıf ROM
Kronik
boyun
ağrısı
Yaygın kas ağrısı,
sıklıkla vurucu
ağrı, ağrı sinir
dağılımını takip
etmez.
Tetikleyici nokta yok,
etkilenen kasta
zayıf ROM
Fibromiyalji
Yaygın kas ağrısı,
katılık, yorgunluk,
uyku bozukluğu
Yaygın kas
hassasiyeti, 11'den
fazla tetikleyici
nokta
Kronik sırt
ağrısı
Sürekli sönük ağrı,
sıklıkla vurucu
ağrı, ağrı sinir
dağılımını takip
etmez.
Tetikleyici nokta yok,
etkilenen kasta
zayıf ROM
Miyofasiyal
sırt ağrı
sendromu
Sürekli sönük ağrı,
sıklıkla vurucu
ağrı, ağrı sinir
dağılımını takip
etmez.
Ağrı bölgesinde
tetikleyici noktalar,
genelde kas atrofısi
olmaz, etkilenen
kasta zayıf ROM
KLİNİK ÖZELLİKLER
Nöropatik olmayan kronik ağrının belirti ve bul­
guları Tablo l0-1'de özetlenmiştir, bu arada Tablo
10-2'de de nöropatik ağrının belirti ve bulguları yer
almaktadır.
"Değişken migren", klasik migren baş ağrısının za­
manla değişip kronik ağrı sendromu geliştirmiş bir
sendrom halidir. Bu değişikliğin bir nedeni narko­
tiklerle sıkça yapılan tedavidir.
Fibromiyalji, Amerika Romatolji Birliği tarafından sı­
nıflandırılmıştır; izleyen semptomlar 3 aydan uzun sü­
redir olmalıdır:18 tane spesifik hassas bölgenin l linde
hassasiyet olması, sağlıklı olmayan uyku, kas tutuklulu­
ğu ve genel ağrı (bak www.rheumotologyorg).
Kronik sırt ağrısının risk faktörleri; erkek cinsiyet,
ileri yaş, organik olmayan bir hastalık kanıtı, bacak
ağrısı, uzamış başlangıç dönemi ve başlangıçta be­
lirgin maluliyet. Pasif olarak boşa çıkma stratejileri
(günlük işler için ilaça ve başkalarına ihtiyaç duy­
ma) kronik ağrıyla beraber belirgin malüliyeti ön­
görür.
Nöropatik Olmayan Ağrı
Sendromunun Belirti ve
Bulguları
Kısaltmalar: ROM=Harekeı aralığı
Karışık bölgesel ağrı tip I'li hastalar, refleks sempatik
distrofi diye bilinir, ve karışık bölgesel ağrı tip II' l i
hastalar, "causalgia" diye bilinir, akut yaralanmayı
takiben 2 hafta kadar sonra AScle görülebilir. Bu iki
bozukluk temel belirti ve bulguları aynı olduğu için
birbirinden ayırt edilemez. Tip I kullanmamaya veya
uzun süren hareketsizlik nedeniyle oluşur ve Tip II
periferik sinir yaralanması nedeniyle oluşur.
TANI VE AYIRICI TANI
Acil doktorunun en önemli görevi kronik ağrının
alevlenmiş halini hayatı veya ekstremiteyi tehdit
BÖLÜM 1 O· KRONİK AGRISI OLAN HASTAN iN YÖNETİMİ
45
Nöropatik Ağrı Sendromunun Belirti ve Bulguları
TABLO 10-2
BOZUKLUK
AGRI BELİRTİLERİ
BULGULAR
Ağrılı diyabetik nöropati
Alt ekstremitelerde simetrik hissizlik ve yanma
ve iğnelenme;" allodini" oluşabilir
Alt ekstremitelerde his kaybı
Fantom kol ağrısı
Değişken; ağrılı, kramp tarzı, yanma,baskı
tarzında ve yırtılma hissi
İnsizyon çevresi his kaybı olabilir
Trigeminal nevralji
Aralıklı, kısa keskin, sinir dağılımı boyunca
elektriklenme
Yırtılma veya kırmızı göz olabilir.
HIV ilişkili nöropati
Simetrik ağrı ve parestezi, sıklıkla
başparmaklarda ve ayaklarda
Daha çok ağrı olan bölgede his kaybı
Herpes sonrası nöralji
AJlodini, vurucu, keskin ağrı
Etkilenen dermatomda his değişiklikleri
İnme sonrası ağrı
Aynı tarafta güçsüzlük, zonklayıcı, vurucu ağrı
Sıcak soğuk ayrımının kaybı
Siyatik (nörojenik bel
ağrısı)
Sürekli veya aralıklı, yanıcı veya vurucu veya
elektriklenme tarzı ağrı; dermetomu takip
eder; bacak ağrısı > bel ağrısı
Ağrılı alanda olası kas atrofısi, olası refleks
değişiklikleri,
Karışık bölgesel ağrı tip
I (refleks sempatik
distrofı)
Yanıcı inatçı ağrı, allodini, immobilizasyon veya
yaygınlıkla ilişkili
Erken; ödem, sıcak, lokal şişme
Geç; soğukla azalabilir, soluk, siyanoz, sonunda
atrofık değişiklikler
Karışık bölgesel ağrı tip II
(causalgia)
Yanıcı inatçı ağrı, allodini, periferik sinir
hasarıyla ilişkili
Erken; ödem, sıcak, lokal şişme
Geç; soğukla azalabilir, soluk, siyanoz, sonunda
atrofik değişiklikler
eden durumdan ayırt etmektir. Öykü ve fizik mu­
ayene (Bknz. Tablo 10-1 ve 10-2) kronik durumu
doğrulamalıdır veya beklenmedik belirti ve bulgu­
lar ortaya çıktığında ileri değerlendirmeye yönlen­
dirmelidir.
• ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Kronik ağrı durumlarındaki yönetim Tablo 10-3 ve
10-4'te listelenmiştir.
Nt;
J:jujui@
HASTALIK
l 990'larda, uzman veya aile hekimleri tarafından
opiyat kullanımında ve ağrı kliniklerinde artış baş­
ladı. Opiyatların reçete edilmesindeki artış opiyat
kötüye kullanımı, suistimal ciddi yaralanmalar ve
aşırı doz ilişkili ölümlerle ilişkilidir.
Kronik ağrı için opiyat kullanımı hastanın malü­
liyetini, cerrahi oranlarını ve toplam hasta bakım
maliyetini arttırır.
Üzerinde görüş birliği olan AS'de opiyat kullanımı­
nı etkileyen 2 başlıca nokta vardır (a) opiyatlar kro-
Nöropatik Olmayan Kronik Ağrı Sendromunun Yönetimi
BİRİNCİL TEDAVİ
İKİNCİL TEDAVİ
OLASI SONLANIM ÖNGÖRÜSÜ
Miyofasyal başağrısı
NSAİİ, fenotiyazin IV
(sadece akut)
Siklik antidepresanlar
Tetik nokta enjeksiyonu, medikal
tedavinin optimizasyonu
Kronik gerilim tipi
başağrısı
NSAİİ, fenotiyazin iV
(sadece akut)
Siklik antidepresanlar
Medikal tedavinin optimizasyonu
Transforme migren
Siklik antidepresanlar
Önceki tedaviyi durdur
Medikal tedavinin optimizasyonu,
narkotiklerin azaltılması
Miyofasyal boyun ağrısı
NSAİİ
Siklik antidepresanlar
Tetik nokta enjeksiyonu, medikal
tedavinin optimizasyonu
Kronik boyun ağrısı
Siklik antidepresanlar*
NSAİİ, opiyat
Medikal tedavinin optimizasyonu
Kronik sırt ağrısı (siyatik
olmadan)
Siklik antidepresanlar*
NSAİİ, opiyat
Medikal tedavinin optimizasyonu
Miyofasyal sırt ağrısı
sendromu
NSAİİ
Siklik antidepresanlar
Tetik nokta enjeksiyonu, medikal
tedavinin optimizasyonu
Fibromiyalji
Sİklobenzaprin, tramadol
Amitriptilin, pregabalin
Medikal tedavinin optimizasyonu, özel
egzersiz programı
*Tercih edilen siklik antidepresanlar günde 25 miligramla başlanan nortriptilin PO veya günde 50 miligramla başlanan maprotilin PO'dir.
46
KISIM 3 • ANALJEZİ, ANESTEZİ VE GİRİŞİMSEL SEDASYON
TABLO 10-4
Opiyat Tedavisindeki
Zorlukları Öngören Tipik
Özellikler
•
Tokikolojik taramada beklenmeyen sonuçlar
Doz arttırımı için sık talepler
Reçete edilmeyen psikoaktif maddelerde eş zamanlı
kullanım
İLAÇ ARAMA DAVRANIŞI
İÇİNDEKİ HASTALARIN YÖNETİMİ
Doz şemasına uyumda yetersizlik
Eş zamanlı önerilen tedavilere uyumda yetersizlik
Reçetelerin ve ilaçların kaybı ile ilgili sık bildirim yapılması
Opiyat tedavisi için sık AS ziyeretleri
İzlem kontrollerinin kaçırılması
İkinci bir tedarikçiden reçete elde edilmesi
Reçetelerin karışması
nik ağrıda evdeki ve işteki fonksiyonunu arttırmak
için kullanılmalıdır, (b) tek bir pratisyen narkotik
reçete edebilmelidir veya diğerlerinin uygulamala­
rına karşı uyanık olmalıdır.
Kronik ağrıda opiyat kullanımı, öncesinde narko­
tik bağımlılığı varsa rölatif kontrendikedir çünkü
opiyatla tedavi olan bazı hastalarda bağımlılık nüks
oranı yaklaşık %50'dir.
Siklooksijenaz 2 (COX-2)inhibitörlerinin kullanı­
mı, kardiyovasküler komplikasyonlarda artışla iliş­
kilidir.ve bir çok ilaç piyasadan kaldırılmıştır.
Kronik ağrılarda uzun süreli tedavi ihtiyacı steroid
olmayan antiinflamatuar ilaçların güvenliğini sı­
nırlar. Proton pompa inhibitörü eklemek Gİ komp­
likasyonları azaltır ve kombine kullanım günlük
COX-2 inhibitörü kullanımından daha az maliyet­
lidir.
Kanıta dayalı derlemelerden biri kronik bel ağrısı,
fibromiyalji, osteoartrit ve nöropatik ağrıda anti­
depressanların etkili olduğunu göstermiştir. Başka
bir meta analiz, fibromiyalji gibi belirtileri açıkla­
namayan durumlarda trisiklik antidepressanların
daha etkili olduğunu ortaya koymuştur.
Bel ağrısının tedavisinde daha önceki önerilerden
olan yatak istirahatinin zıt etkili olduğu kanıtlan­
mıştır.
• Antidepressanlar AS'de reçete edildiğinde, izlem
planı da olmalıdır. En yaygın olan ilaç amitriptilin­
dir ve başlangıç dozu 10-25 mg, yatmadan 2 saat
önce alınmalıdır.
Bir meta analiz, karışık bölgesel ağrı tip I (refleks
sempatik distrofi)'in tedavisinde kalsitoninin etkili
olduğunu bulmuştur. Kalsitonini 1OOIU intranazal/
gün dozunda verilebilir.
AS'e başvuran kronik ağrılı hastaların bakımındaki
önemli desteklerden biri uygun uzmanına yönlen­
dirmektir. Kronik ağrı klinikleri hastaların hayatla­
rını opiyat kullanımını elimine ederek, 1/3 oranın­
da ağrıyı azaltarak ve çalışma saatlerini çift katına
çıkararak değiştirir.
EPİDEMİYOLOJİ
•
İlaç Suistimali Uyarı Ağı, ABDöe ilaç-bağımlı acil
servis ziyaretlerini takip eder ve 1994-2000 arası
narkotik-analjezik kombinasyonları suistimali ile
AS ziyaretlerinin %85 arttığını bulmuştur.
Portland'da yapılan bir çalışma ilaç arama davranışı
içinde olan hastaları AS başvurularını 12,6/ yıl, 4,1
farklı hastaneleri ziyaret ettiğini ve 2,2 farklı kimlik
ile başvurduklarını bulmuştur. Bir merkezden nar­
kotik isteği reddedilen hastanın diğer bir merkez­
den narkotik elde etme başarısı %93 ve sonrasında
aynı merkezden zamanla narkotik sağlama oranı
%7l'dir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
İlaç arama davranışı içinde olan hastaların spektru­
mundan dolayı öykü gerçek veya yalan olabilir.
İlaç isteyenler talepkar, tehditkar veya dalkavuk
olabilir.
Bir AS çalışmasında, ilaç isteyen hastaların en sık
şikayetleri (azalarak giden sırada): bel ağrısı, baş
ağrısı, ekstremite ağrısı ve diş ağrısı
Bir çok hilekar teknik kullanılır: kaybedilmiş reçe­
teler, olası cerrahi, böbrek taşı şikayeti ile birlikte
TABLO 10-5
İlaç Arama Davranışı İçinde
Olanların Karakteristikleri
İlaç arama davranışını öngörebilecek davranışlar
Reçete edilen ilaçları satar
Reçeteyi taklit etmek/değiştirmek
Uydurma hastalık, opiyat talepleri
Opiyat alabilmek için yalancı kimlik kullanmak
İlaç arama davranışını daha az öngörebilecek davranışlar
Birden çok doktora opiyat reçete ettirdiğini kabul etmek
Birden çok opiyat reçetesini kabul etmek
Reddedildiğinde küfür etmek
Birden çok ilaç allerjisi
Aşırı övgü kullanmak
Şehir dışından olmak
İlacı adıyla istemek
BÖLÜM 10 • KRONİKAGRISI OLAN HASTANINYÖNETİMİ
uydurma hematüri, kendini yaralama ve telefonda
hazır bekleyen ve doktoru kontrollü maddelerle
sıkça tedavi olduğuna ikna edecek bir tanıdık.
TANI VE AYIRICI TANI
•
İlaç arama davranışı olanlar iki gruba bölünebi­
lir: öngörülebilen ve daha az öngörülebilir (Tablo
10-5). "Öngörülebilen" in altında listelenen dav­
ranışlar bir çok durumda yasal değildir ve hastaya
47
narkotik vermeyi reddetmek için sağlam bir temel
oluşturur.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
• İlaç arama davranışının tedavisi kontrollü madde­
leri reddetmek, alternatif ilaç ve tedavileri düşün­
mek ve ilaç danışmaya yönlendirmektir.
Kısım 4
ACİL YARA BAKIMI VE YÖNETİMİ
YARALARIN
11 DEGERLENDİRİLMESİ
VE
TANI VE AYIRICI TANI
Analjezi veya anestezi öncesinde nörovasküler de­
ğerlendirmesi dahil tam bir muayene, dokümante
edilmelidir.
Yara derinliği ve uzunluğunun ayrmtılı görsel ince­
lenmesi ve palpasyonla değerlendirilmesi yabancı
cisim, tendon ve sinir yaralanmalarının kaçırılma­
sını minimalize eder; bu kaçırılmış yaralanmalar
yaygm dava nedenidir.
Eklem üzerine uzana bir yaranın eklem boşluğu
bütünlüğünü belirlemek için enjeksiyon düşünün.
Yabancı cisimlerin tespit etmek için radyografileri
düşünün. Ultrason radyoopak olmayan yabancı ci­
sim için kullanılabilir (Şekil 11-1).
HAZIRLIK
Timothy Reeder
Çeviri: Bülent Erbil
EP İDEMİYOLOJİ
Travmatik yaralanmalar acil servisin yaygın başvu­
ru nedenlerindendir.
PATOFİZYOLOJİ
Yaralanma mekanizması yabancı cisim, kirlenme ve yara
komplikasyon riskini belirlenmesinde yardımcıdır.
Yabancı cisim hissi yabancı bir cisim kalma olasılı­
ğını artırır.
Enfeksiyonu için öngörü faktörleri şunlardır: lokas­
yon, derinlik, yapısı, kontaminsayon ve hasta yaşı.
Keskin nesneler deri hasarı ile sonuçlanan kesme
kuvvetleri üretirken künt kuvvetler alttaki kemiğe
karşı cildi sıkıştırır
Ezilme yaralanmaları büyük doku hasarı nedeniyle
yara enfeksiyonu olasılığı daha yüksektir
Düşük enerji çarpma yaralanmaları hematom oluş­
masma neden olabilir. Spontan reabsorbiyon yetersiz
olursa aspirasyon veya insizyon ve drenaj gerektirir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Yara iyileşmesini etkileyen diyabet, renal hastalık,
immünsüpresyon, malnütrisyon ve konnektif doku
hastalıkları gibi medikal durumlar dökümante
edilmelidir.
Çoğu ülkede kasıtlı eylemler sonucu yaralanmala­
rın raporlanmasını gerektiren düzenlemeler vardır.
Yaralanma zamanından yara kapanması kadar bak­
teriyel çoğalma artar.
Yaraları kapatma kararını değerlendirirken yara­
lanmadan geçen süreyi, yara etiyolojisini, anatomik
yeri, kontaminasyon derecesini, konak risk faktör­
lerini ve kozmetik görünümün önemini düşünün.
Enfeksiyon riski yüksek yaralar 4 gün sonra gecik­
miş primer kapatma düşünülmelidir.
48
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
•
Yara hazırlığı yeterli yaranın değerlendirilmesi, en­
feksiyon önleme ve optimal kozmetik sonuç için en
önemli adımdır.
Evrensel önlemler ve aseptik teknik etkinliği artırıp
ve maliyeti azaltabilir. Tam steril prosedürler gerek­
li değildir.
Lokal veya rejyonel anestezi ile ağrı kontrolü her­
hangi bir yara manipülasyonu öncesinde sağlan­
malıdır.
Anestezi öncesinde dikkatli bir nörovasküler mu­
ayene gerçekleştirilmelidir. Dijital sinirler için iki
nokta ayrımı ( <6 mm) yapılmalıdır.
HEMOSTAZ
Doğrudan basınç yeterli yara değerlendirmeyi ko­
laylaştırmak için kanama kontrolünde tercih edilen
yöntemdir.
Epinefrin içeren lokal anestezikler altta yatan küçük
damar hastalığı olan hastalar hariç parmak, burun
ve kulak gibi distal anatomilerde kullanılabilir.
Kanama kontrolü için diğer önlemler; küçük da­
marların ligasyonu, elektrokoter, emilebilir jelatin
köpük (Gelfoam), oksitlenmiş selüloz (Oxycel),
veya kollajen sünger (Actifoam).
BÖLÜM 12 • YARA KAPAMA YÖNTEMLERİ
49
ANTİBİYOTİKLER
ŞEKİL 11-1. Bir hastanın ayağında, ahşap yabancı cismin
uzun aks sonogramı. Odun parçası sağa eğimli hiperekoik
lineer bir yapı olarak,; önemli bir posterior akustik gölge ah­
şap fragmanın altında görülmektdir. (Dewitz A, Frazee BW
Soft tissue. In: Ma OJ, Mateer JR, Blaivas M. eds. Emergency
Ultrasound, 2nd ed. Figure 16-50. Copyright © 2008 by the
McGraw-Hill Companies, Inc. izni ile çoğaltılmıştır.Tüm
hakları saklıdır).
İRRİGASYON VE YIKAMA
• Antibiyotik proflaksisi çoğu AS hastalarında yara
enfeksiyonunu önlediğine dair açık bir kanıt olma­
masına rağmen, seçilmiş yüksek riskli yaralar ve
populasyonda bir rolü olabilir.
• Antibiyotik profilaksi kullanılacaksa: (1) doku
manipülasyonundan önce başlatılmalı, (2) öngö­
rülen patojenlere karşı etkili olamlı ve (3) hızla
yeterli kan düzeylerine ulaşan yollarla uygulana­
bilmelidir.
• Isırık dışı enfeksiyonlar için birinci kuşak sefalos­
porin kullanın; Çocuklarda sefaleksin 25-50 milig­
ram/ kg/gün PO qid; yetişkinlerde 500 miligram
PO günde dört kez. 13-laktam allerjisi olan hastalar
için klindamisin kullanın; çocuklarda 8-25 milig­
ram/kg/gün günde üç kez ve erişkinlerde günde
dört kez 150-450 kullanılır.
• Isırık olan hastalar Pasteurella, Eikenella veya
Capnocytophaga'yı kapsaması için (çocuklar için
günde iki defa 25-50 mg/kg/gün) günde iki kez
amoksisilin-klavulanat 875 mg PO ile tedavi edil­
melidir.
• Yetişkinlerde ayağın tatlı su ile kontamine yaraları
ve plantar delinme yaralarında Pseudomonası kap­
sayan siprofloksasin 500 mg PO günde iki kez ve­
rilmelidir.
• Profilaktik antibiyotik 3-5 gün önerilmektedir
•
Cilt dezenfektanlarını yara kenarları ve dışına kul­
lanın, ancak bu maddeler konak savunma bozabilir
ve yarada bakteri üremesini teşvik olabilir.
• Yara irragasyonu enfeksiyonu azaltır. Normal sali­
nin düşük toksisitesi vardır, ama musluk suyu gü­
venli ve etkilidir.
Kontamine olmamış yaralar için düşük basınçlı ir­
rigasyon (0.5 psi-yavaş nazik yıkama).
Kontamine yaralarda yüksek basınçlı irrigasyon
(0,7 psi-18 g kateter).
• Yara uzunluğunun her santimetresine 60 ml kulla­
nın, minimum 200 ml.
• Yarayı sıvıda bekletmek kontamine yaraları temiz­
lemek için etkili değildir ve yara bakteri miktarını
arttırabilir.
DEBRİDMAN VE SAÇIN UZAKLAŞTIRILMASI
Eliptik kesi ile ölü dokuların debridmanı yabancı
madde ve bakterileri temizler ve enfeksiyon riskin­
de azalmaya neden olur. Aynı zamanda tamiri ko­
laylaştıran temiz bir yara kenarı oluşturur.
• Cildi tıraş etmek artan enfeksiyon oranı ile ilişkili
olduğundan, gerekirse tıraştan ziyade saçı kliple­
yin. Kaşların anormal veya çıkmama potansiyeli
nedeniyle kesmeyin.
KAPAMA YÖNTEMLERİ
12 YARA
David M. Cline
Çeviri: Bülent Erbil
•
Yaralar acil serviste (AS) sütür, cerrahi stepler, cilt
kapama bantları ve yapıştırıcılar ile primer olarak
kapatılabilir.
• Tüm yaralar bir miktar skar ile iyileşir; ancak tercih
edilen kapama tekniği fark edilen en aza skarla iyi­
leşme sağlamalıdır.
Bir laserasyon kaparken, her bir yara kenarı taba­
kasının karşı parçasıyla eşleştirilmesi önemlidir.
Kapama biri yara kenarını içe yuvarlanmasını ön­
leyecek şekilde yapılmalıdır.
• Kenarlarda yuvarlanma kapilleri oklüde eder, yara
enfeksiyonunu teşvik eder. Katlanmış dermal taraf
katlanmış epidermal tarafa iyileşmez, sütürler alın­
dığında yaranın ayrılmasına neden olur, altında
skar görünümü ile sonuçlanır.
• Açıklanan teknikler kabul edilebilir sonuçlar elde
edilmesinde uygulayıcıya yardım eden temel yara
kapanmasına genel bir bakış sağlar.
50
KISIM 4 • ACİL YARA BAKiMi VE YÖNETİMİ
Retrakte edilmiş
• SÜTÜRLER
Sütürler tüm yara kapama cihazlarının en güçlüsü­
dür ve yara kenarlarının en doğru yaklaşımını sağ­
lar.
Dikişler iki genel sınıfa ayrılır: emilmeyen sütürler
ve 60 gün içinde tüm gerilme mukavemetini kaybe­
den emilebilir sütürler.
Naylon veya polipropilen gibi sentetik monofila­
ment dikişler en düşük enfeksiyon oranına sahiptir
ve acil serviste en sık kullanılan dikiş malzemeleri­
dir.
Sentetik monofilament emilebilir dikişler (örn.,
Monocryn sağlamlıkları ve düşük doku reaktivite­
si nedeniyle dermis veya fasya gibi derin yapıların
kapatılması için tercih edilmektedir.
Hızlı emilen sütürler (örn., Vicryl Rapide®) özel­
likle çıkarılmasından kaçınıldığında yüzeysel deri
tabakaları veya mukoz membranları kapatmak için
kullanılabilir.
Dikişler çaplarına göre boyutlandırılır. Genel AS
kullanımı için 6-0 dikiş en küçüktür, yüz ve diğer
kozmetik önemli alanlarda perkütan kapatma için
kullanılır.
Sütür büyüklüğü 5-0 ve 4-0 giderek daha büyür;
5-0 yaygın el ve parmak laserasyonlarını kapatıl­
ması için kullanılır, 4-0 gövde ve proksimal eks­
tremitelerdeki laserasyonları kapatmak için kulla­
nılır.
• Çok kalın deri, örneğin saçlı deri ve taban, 3-0 dikiş
ile kapatılması gerekebilir.
• SÜTÜR TEKNİKLERİ
Epidermal ve dermal katmanlardan geçen perkü­
tan sütürler AS'de kullamlan en yaygın dik.işlerdir.
Dermal veya subkütiküler dikişler epidermise pe­
netre olmadan dermisin bölünmüş kenarlarını ye­
niden uygun olarak sütüre eder. Bu iki dikiş komp­
leks yaralarda, yara katmalarını kapamada birlikte
kullanılabilir. Dikişler sürekli bir biçimde ("devam­
lı" dikişler) ya da kesilen dikişler olarak uygulana­
bilir.
Travmatize yaralarda daha fazla uygunsuz doku
oluşur ve artmış enfeksiyon riski ve fark edilebilir
skarla sonuçlanır. İnce forseps ile hafif basınç tavsi­
ye edilir.
BASİT ARALIKLI PERKÜTAN SÜTÜRLER
• Perkütan sütürler yara kenarlarının eversiyonunu
sağlamak için yerleştirilir. Bunu gerçekleştirmek
için, iğne 90 derecelik bir açıyla cilde girmelidir.
İğne 90 derece zıt taraftan çıkmalıdır. Dikiş derin-
J
..
-
Doku
tabanından
yüzey dokusuna
gere daha fazla
--
\,..........�
İğne ark içinde
çevrilmiş
ŞEKİL 12- l. Basit aralıklı sütürlerin yerleştirilmesi. Sütü­
rün yolu dokunun tabanından yüzeye göre daha fazla doku­
yu toplamalıdır, böylece sütür bağlandığında deri kenarları­
nı ters dönderecektir.
liği genişliğinden daha büyük olmalıdır. Bu şekilde
yerleştirilen dikişler clüğümü bağlandığı z;mı.an el o­
kunun bir kısmını ters döndürerek çevreleyecektir.
(Şekil 12-l ).
Yeterli sayıda aralıklı sütür yara kenarlarında açık­
lık brakmamadan yerleştirilmelidir. Genellikle,
bağların sayısı sütür büyüklüğü ile aynıdır (4-0 sü­
tür için 4 düğüm, 5-0 sütür için 5 düğüm).
Düz, yüzeye! laserasyonlar sadece perki.itan dikiş­
lerle kapatılmalıdır, bir ucundan diğerine doğru ve
kenarlardaki her sütürün girişi aynı hizaya getiri­
lerek dikilmelidir. Derin, düzensiz irregüler, hiza­
lanmamış ve açık kenarlı olan yaraların kapatılması
daha zordur.
Bu daha zor yaralar için bazı ilkeler tanımlanmıştır
o Kenarlarda aşırı germeksizin bir araya getirile­
meyen yaraların kısmen aralıklarını kapamak
için yerleştirilmiş dermal sütürlere yerleştiril­
melidir.
o Farklı kalınlıklardaki yara kenarları birleştirilir­
ken, yaranın bir kenarına doğru iğneyi geçirin
ve daha sonra iğnenin benzer düzeyden geçi­
rildiğinden emin olmak için diğer tarafa doğru
tekrar geçmeden önce çıkartın.
o İlk sütür ile yaranın orta kısmını yaklaştırarak
düzgün olmayan kenarları hizalayın. Yara ke-
BÖLÜM 12 • YARA KAPAMA YÖNTEMLERİ
51
---ŞEKİL 12-2. Yıldız şeklindeki laserasyonun aralıklı sütür­
lerle kapatılması.
narları hizalanıp ve kapatılana kadar, takip eden
sütürleri her bir yarım kısmın ortasına yerleş­
tirin.
Basit aralıklı sütürler irregüler yara kenarlarını ve
yıldız şeklindeki laserasyonları yeniden hizalamak
için çok yönlü ve etkilidirler (Şekil 12-2). Aralıklı
sütürlerin bir avantajı yara enfeksiyonu durumun­
da yanlızca tutulan sütürün uzaklaştırılmasıdır.
DEVAMLI (İLERLEYEN) PERKUTANÖZ
SÜTÜRLER
h "P"U':l
,lpr]P"\rPn nPrlr11h:ın{)7 ciltflr]pr l'İtııPPt"
� - . -.....
. -, - -.-··, -.. r-·---·-··-- --·-··-· ····--·
nou'lm
yaraların tamirinde en iyidir. Devamlı sütürlerin
bir avantajı iyileşme süresinde yara kenarlarında
ödem gelişimine uyum sağlamasıdır. Bununla bir­
likte sütürde bir kopma tüm onarımı bozabilir ve
eğer çok sıkı yerleştirilirse kalıcı izlere neden olabi­
lir.
Bir laserasyonun kontinü sütürlerle kapatılması 2
farklı yöntemle yapılabilir. İlk yöntem iğnenin gü­
zergahı yara kenarlarına 90 derecedir ve yara ke­
narlarını 45° açıyla geçen görünebilir bir sütürle
sonuçlanır (Şekil 12-3A).
Diğer yöntem iğnenin güzergahı yara kenarlarına
45° açıdadır bu nedenle görünen sütür yara kenar­
larına 90° derecededir (Şekil 12-3B). Her iki du­
rumda hekim yaranın en uzak köşesinden başlar ve
kendine doğru sütüre eder.
DERİN DERMAL SÜTÜRLER
Bu sütürlerin majör rollü gerilimi düşürmesidir.
Aynı zamanda ölü boşlukları kapamak için kullanı­
lırlar.
Bununla birlikte bunların varlıkları kontamine ya­
ralarda enfenksiyon rikini arttırır.
A
B
ŞEKİL 12-3. A. 45 derecede yaranın karşısına devam eden
°
sütürler. B. 90° derecede yaranın karşısına devam eden sü­
türler.
Adipoz doku sütürleri gerilimi tutamaz, enfeksiyon
riskine artırır bu nedenle kaçınılmalıdır.
• Derin dermal sütürlerde iğne yaranın bir tarafın­
dan orta-dermis düzeyinden geçilir ve sonrasında
dermal epidermal bileşkenin altından daha yüze­
yel olarak çıkılır (Şekil 12-4). Sonra iğne yaranın
karşı tarafı dermal-epidermal bileşkenin altından
geçirilir ve orta dermis düzeyinden çıkılır. Sütür
bağlanması tamamlandığında düğüm dokunun de­
rinliğinde gömülmüş olur.
İlk sütür laserasyonun merkezine yerleştirilir ve
eklenen sütürler sıralı olarak yarayı iki eşit parçaya
böler. Derin sütür sayısı minimalize edilmelidir.
VERTİKAL MATRİS SÜTÜRLER
Vertikal matris sütürler (Şekil 12-5) yara kenarla­
rının yara içine katlanma eğiliminde olan gevşek
deri alanlarında (dirsek ve elsırtı) yararlıdır. Katlı
kapatma ihtiyacını ortadan kaldırırken, "hepsi bir
arada'' bir sütür olarak işlev görebilir.
HORİZONTAL MATRİS SÜTÜRLER
Horizontal matris sütürler daha hızlıdır ve vertikal
matris sütürlerden daha fazla eversiyon sağlar.
52
KISIM 4 • ACİL YARA BAKiMi VE YÖNETİMİ
/
/
� -!......
,'+ +\
'.++I
.........
+:+/
_,,.
ŞEKİL 12-3. Derin dermal sütür yerleştirilmesi. İğne dermisin derinliğine yerleştirilir ve dermal-epidermal bileşkenin altında çıkarken, yukarı yönlendirilir. Sonra iğne yaranın karşısına yerleştirilir ve yara tabanından çıkmak için
aşağı yönlendirilir. Sonrasında sütür düğümü yaranın içine
derin yerleştirilir.
ŞEKİL 12-6. Horizontal matris sütür.
STAPLER
Fasya, eklemler ve nasırlaşmış deri gibi gerilimi
artmış alanlarda özellikle yararlıdır (Şekil 12-6).
Doku strangülasyonundan kaçınmak için her bir
sütür çok sıkı bağlanmadan yapılmalıdır.
GECİKMİŞ KAPAMA
Gecikmiş primer kapama kontaminasyondan şüp­
helenen veya yaralanmadan 12 saat sonra başvuran
yaralar için bir opsiyondur.
• Bu metotla yaralar 3-5 gün için açık bırakılır sonra­
sında enfeksiyon gelişmezse kapatılabilir.
ŞEKİL 12-5. Vertikal matris sütür.
Metal stapler kullanılarak cilt kapatılması hızlı ve
ekonomik olmasının yanı sıra daha az doku reaksi­
yon una neden olur.
• Stapler iyileşme skarının görünmeyeceği (ör, skalp)
bölgelerin laserasyonu için kullanılmalıdır.
Stapler kullanılırken yara kenarları doku forsepsi
ile bir araya getirilmelidir. Stapler aleti deriye usul­
ca değdirilmeli ve tetiğine yavaşça basılmalıdır.
YAPIŞTIRICI/YAPIŞKAN BANTLAR
•
Yapıştırıcı/yapışkan bantlar tüm yara kapama alet­
lerinin en az reaktif olanıdır.
Cilt kapama bantları sütür ve stepler'a alternatif
olarak ve sütür ve stepler çıkarıldıktan sonra ek
destek için kullanılır.
Yara kenar gerilimi olmaksızın biraraya gelen düz,
kuru, mobil olamayan yüzeyler üzerinde bantlar
iyi uygulanır. Bantlanmış yaralar sütüre yaralardan
daha fazla enfeksiyona dirençlidir.
Sütüre edildiğinde perfüzyonunu bozabilecek deri
flepleri ve dikiş tutmayacak ince, kırılgan cilt kesi­
leri için kullanılırlar.
BÖLÜM 13 , YÜZ VE SKALP LASERASYONLARI
Yara kenarının 2-3 cm ötesindeki deri yüzeyine
benzoin uygulaması yapışmayı arttırır. Her bir ban­
dın arasına biraz boşluk bırakın. Alttaki epitelium
döküldüğünde bantlar spontan olarak ayrılır.
SİYANOAKRİLAT D OKU
YAPIŞTIRICILARI
•
Siyanoakrilat doku yapıştırıcıları sağlam epitelyum
üzerine yapışkan bir tabaka formasyonu oluştura­
rak yaraları kapatır.
Spontan olarak kapanan, temiz veya keskin kenar­
lara sahip ve açık, hareketsiz alanlar üzerindeki lo­
kalize yaralarda kullanıldığında, yapıştırıcılar çok
yararlıdır.
Yara içine, mukoz membranlara, infekte alanlara,
eklemlere, gür şaçlı alanlara (örn; skalp) veya vücut
sıvılarına maruz kalan yaralar üzerine yapıtırıcı uy­
gulanmaz.
Yapıştırıcılar ile yara kapama sütüre etmekten daha
hızlı ve daha az ağrılıdır ve benzer enfeksiyon, açıl­
ma ve kozmetik görünüm oranlarına sahiptir.
5 mm'den fazla ayrılmış kenarları olan yaraların tek
başına doku yapıştırıcıları ile kapalı kalması olası
değildir.
Subkutan sütür bu gerilimi rahatlatmak için ek­
lenebilir. 5 cm daha uzun kesilerde yalnızca doku
yapıştırıcıları ile kapalı kalması olası değildir.
Yapışkan dikkatle aplikatör ucu ile sıkılır ve sürekli
sabit bir haraketle yara yüzeyinin üzerine nazikçe
sürülür.
Yapışkan iüm yarayı kapsamalıdır, ek oiarak yara
kenarlarının her iki tarafı üzerinde 5-1O mm bir
bölgeyide içermelidir.
Yapıştırıcının ilk tabakasının 30-35 saniye poli­
merize olmasına izin verdikten sonra, başarılı ta­
bakalar arasında 5-10 saniye duraklayarak 2-3 ek
yapıştırıcı tabakası benzer bir şekilde yara yüzeyi
üzerine sürülür.
Hastanın yere paralel bir pozisyonda olduğuna dik­
kat edin, gözleri koruyun ve problemli akışı önle­
mek için aplikatörü nazik sıkarak kullanın.
Uygulandığında, siyanoakrilat merhem, bandaj
veya pansuman ile kapatılmamalıdır.
Yapıştırıcı kenarlarını almaması için hastayı bilgi­
lendirin. 24 saat sonra alan yavaşça normal su ile
yıkanabilir ancak uzun süreli ovalama, ıslatma ya
da nem maruziyeti olmamalıdır.
Yapıştırıcı 5 ila 10 gün içinde kendiliğinden atıla­
caktır. Bir yara açıldığında hasta kapama için he­
men geri dönmelidir.
53
YÜZVE SKALP
13 LASERASYONLARI
f. Hayes Calvert
Çeviri: Bülent Erbil
• EPİDEMİYOLOJİ
Yüz ve alın yaraları bütün yaraların en kozmetik
olarak görünenidir ve bu nedenle dikkatli bir de­
ğerlendirme ve titiz onarım zorunludur.
Yüz travması olan hastalar aile içi şiddet olasılığı
konusunda sorgulanmalıdır.
PATOFİZYOLOJİ
•
Künt yaralanmalar keskin yaralanmalarla karşılaş­
tırıldığında ortalama 1O kat daha bakteri enfeksiyo­
na neden olur.
Skalp laserasyonlarından daha çok dudaklar, burun
ve ağız içi alanlarındaki laserasyonlar altta yatan
yüz kırıkları ile ilişkili olması olasıdır.
SKALP VE ALIN
ANATOMİ
• Skalp ve alın (kaşlar dahil) aynı anatomik yapının
parçalarıdır (Şekil 13-1).
Subaponörotik aralık
.
ubaponörotik aralık
r,
Perikranyum
\ DSüperfisial temporal fasya
��;
Temporal kas
r
B. Temporal Bölge
ŞEKİL 13- 1. A. Kafa derisi B. Temporal bölge ve C. Kaş;
tabakaları.
54
KISIM 4 • ACİL YARA BAKiMi VE YÖNETİMİ
DEGERLENDİRME
• Kaşlar yara kenarlarını titizlikle yaklaştırma için
önemli bir belirteçtir ve asla kırpılmamalı ve traş
edilmemelidir.
• Yara tabanı daima kafatası fraktürü için palpe edil­
melidir.
YARA HAZIRLIGI
•
Alopesiyi engellemek için o saç köklerine paralel
bir açıda debride edilmelidir.
• Bazen doğrudan basınç veya damarın klemplenmesi yara kenarlarında kanamanın kontrol edilme­
si için gerekli olabilir.
------infraorbilat sinir
ŞEKİL 13-2. Eksternal belirteçler.
SKALP LASERASYONLARININ TAMİRİ
•
•
•
Gömülü, aralıklı 4-0 emilebilir sütürler kullanıp
galea aponöritikayı yaklaştırılarak yara kapatılma­
sına başlayın.
Daha fazla çökük skar gelişmesini önlemek için
gömülü, aralıklı, emilebilir 4-0 sentetik sütürler ile
kas ve fasiyanın bölünmüş kenarlarını kapatın.
Stapler veya aralıklı naylon sütürler (hastanın sa­
çından farklı bir renkte sütürler düşünülmelidir) ile
cildi kapatın.
ALIN LASERASYONLARININ TAMİRİ
•
•
BURUN
•
•
Aralıklı, emilmeyen monofılament 5-0 sentetik
sütürler kullanarak ilk önce anahtar dikişlerle alın
üzerindeki yara kenarlarının anatomik belirteçleri­
ni yaklaştırın.
• Kaşların, alnın transfer karışıklıklarının ve skalp
saç çizgisinin doğru hizalanması esastır. Anahtar
dikişlerin doğru yerleştirilmesi için daha genç has­
taların kaşlarını kaldırarak kırışıklık oluşturmaları
gerekli olabilir.
• Yüz sütürleri 5 gün içinde alınması gerekmesine
rağmen, sklap sütürleri ve stapler 7 ila 10 gün için­
de alınabilir.
•
•
•
GÖZ KAPAKLARI
• Yabancı cisimler için de değerlendirmeyi içeren,
göz yapısının ve fonksiyonununun tam bir muaye­
nesi esastır (Bknz. Bölüm 149).
• Kanti, lakrimal sistem, suborbital sinir ve infraor­
bital sinir tutulumu veya tarsal plate ve kapak ke­
narlarına doğru olan penetrasyonlar için kapakları
değerlendirin (Şekil 13-2).
• Aşağıdaki yaralar bir göz uzmanına sevk edilmeli­
dir: (a) kapağın iç yüzeyini kapsayanlar (b) kapak
kenarını içerenler (c) gözyaşı kanalını içerenler (d)
pitozis ile bir ilişkili olanlar ve (e) tarsal plate içine
uzananlar.
Lakrimal sistemin tanınması ve uygun bir şekilde
tamir edilmesindeki yetersizlik kronik sulanmaya
neden olabilir.
Komplike olmayan kapak laserasyonları 3-5 günde
alınacak şekilde, 6-0 emilmeyen sütür kullanılarak
kolaylıkla kapatılabilir. Göz yakınına doku yapıştı­
rıcıları kullanılmaz.
•
•
•
Burun laserasyonları cilde sınırlı olabilir veya de­
rin yapıları (seyrek naza! kas yapıları, kıkırdak çatı
ve burun mukoza) içerebilir. Her bir doku tabakası
doğru bir şekilde birleştirmelidir.
Burnun lokal anestezisi sıkıca yapışık cilt nedeniyle
zor olabilir. Lidokainli topikal aneztezi kullanımı
başarılı olabilir.
Laserasyon tüm doku katlarına doğru uzanıyorsa,
alar kenar malpozisyonu ve çentiklenmesini önle­
mek için burun kanallarının girişlerini çevreleyen
deri aynı hizaya getirilerek emilmeyen monofla­
men 5-0 sentetik bir sütür ile kapatmaya başlanıl­
malıdır.
Bu sütürün bağlanmamış uçlarının uzunlamasına
traksiyonu yarayı yaklaştırır ve bölünmüş doku
katmanlarının ön ve arka kenarlarını aynı hizaya
getirir.
Mukoz membran aralıklı, örgülü, emilen 5-0 sen­
tetik sütürler ile düğümleri doku içine gömülerek
onarılır. Bölge dışarıdan nazikçe tekrar irrige edil­
melidir.
Nadir olarak, minimal bir sayıda 5-0 emilen sütür­
ler ile kartilajın birleştirilmesi gerekebilir.
Keskin bir şekilde belirgin lineer laserasyonlarda
cildin üzerinin kapatılması genellikle yeterlidir.
Aralıklı, emilmeyen, monofilaman 6-0 sentetik
sütürler kullanılarak, derinin kesik kenarları ve
yapışık kasları birlikte kapatılır. 3 ila 5 gün içinde
eksternal dikişleri alın.
BÖLÜM 13 • YÜZ VE SKALP LASERASYONLARI
Nazal spekulum ile hematom oluşumu için septu­
mu inceleyin. Septumda mavi şişliğin varlığı septal
hematom tanısını doğrular. Hematom tedavisi pıh­
tılaşmış kanın boşaltılmasıdır.
Küçük hematomların boşaltılması 18 gauge bir iğ­
neyle kan pıhtısı aspire edilerek sağlanabilir. Büyük
hematomlar tabanda horizontal bir insizyon yoluy­
la boşaltılmalıdır.
Bilateral hematomlar uzman tarafından ameliyat­
hanede boşaltılmalıdır. Nazal tamponlamayla ka­
nın yeniden dolması engellenebilir.
Kartilajın nekrozuna neden olacak enfeksiyonların
önlenmesi için antibiyotik tedavisi önerilmektedir.
Oral pensilin, sefalosporin veya makrolidlerden
(penisilin allerjisi olanlarda) birini kullanın.
DUDAKLAR
İzole ağız içi lezyonları sütüre etmeye gerek olma­
yabilir.
Laserasyonun bütününü vermilion sınırı içermi­
yorsa katmanlar halinde kapatılabilir. Mukoza! yü­
zey için 5-0 emilebilir sütür ile onarıma başlayın,
tekrar irrige edin ve sonra 4-0 veya 5-0 emilebilir
sütür ile orbikularis oris kasını kapatın. 6-0 absorbe
olmayan sütür veya doku yapıştırıcısı ile cildi kapa­
tın. 5 gün içinde dikişleri alın.
Komplike olmuş dudak laserasyonlarını emilebilir,
monoflamen 6-0 sentetik sütür ile vermillion ve
deri arasındaki bileşkeden kapatmaya başlayın (Şe­
kil 13-3). Sonrasında orbikularis oris kası aralıklı
A
B
•
55
4-0 veya 5-0 emilebilen sütürler ile onarılır. Örgülü
emilebilir 5-0 sentetik sütür ile vermilion ve mu­
koza arasında kavşak birleştirilir. Aralıklı emilebilir
5-0 sentetik sütürler ile mukoza ve vermilionun bö­
lünmüş kenarlarını gömülü bir düğüm yapısı şek­
linde kapatın.
Laserasyonun cilt kenarları pürüzlü ve düzensiz
olabilir ancak aralıklı, emilmeyen, monofilaman
6-0 sentetik sütür kullanılarak deri yüzeyinde oluş­
turulan düğümler ile bir yap-boz parçaları gibi bir
araya getirilebilir.
Sütüre ağız içi laserasyonu olan hastalar profilaktik
antibiyotik, penisilin veya klindamisin almalıdır.
KULAK
• 6-0 naylon sütür ile kulağın yüzeye! laserasyonları­
nı kapatın. Maruz kalan kıkırdağı örtün.
• Çok az deri olması nedeniyle cilt debridmanı tav­
siye edilmez. Kulağın baştan başa çoğu laserasyon­
larında, cilt birleştirilebilir ve altta yatan kıkırdak
yeterince desteklenmiş olur (Şekil 13-4).
Basit hasarlarının onarımından sonra, yanlızca
laserasyonun üzerine yapışmayan küçük bir par­
ça gazlı bez koyun ve basınçlı bir sargı uygulayın.
Basınç uygulamak için kulak arkasına gazlı kareler
koyun ve gazlı bez ile dairesel olarak kafayı sarın.
5 gün içinde dikişleri alın.
Daha kompleks laserasyonlar, kulak avulsiyonları,
veya kulak hematomları için bir kulak burun boğaz
uzmanına veya plastik cerraha danışın.
Orbicularis oris muscle
c
ŞEKİL 13-3. Üst dudağın düzensiz kenarlı dikey laserasyonu. A. Dudaklara traksiyon uygulanır ve yara dudaklarının ka­
patılması öncelikle vermilion-cilt bileşkesinden başlatılır. B. Orbikülaris oris kası daha sonra aralıklı, emilebilir 4-0 sentetik
sütürler ile tamir edilir. C. Sonrasında düzensiz kenarlı cilt yaklaştırılır.
56
KISIM 4 • ACİL YARA BAKiMi VE YÖNETİMİ
• Doku yapıştırıcıları da kullanılabilir.
• Fasial sinir ve parotis bezini içeren anatomik yapı­
lara dikkat etmek gerekir. (Şekil 13-5). Bu yapılar
tutulmuş ise, ameliyathane şartlarında onarım en­
dikedir.
EL, PARMAK VE
14 KOL,
TIRNAK YARALANMALARI
David M. Cline
t
ŞEKİL 13-4. A. Kulak kepçesi boyunca laserasyon. B. Bir
veya aralıklı iki 6-0 kaplı naylon sütürlerle bölünmüş kıkır­
dak kenarları yaklaştırın C. Aralıklı 6-0 emilmeyen sütürle
cilt kenarlarını birleştirin.
Çeviri: Bülent Erbil
EP İDEMİYOLOJİ
• Acil serviste değerlendirilen yaralanmaların yakla­
şık %35'i üst ektremite yumuşak doku yaralanma­
larıdır.
YANAKLAR VE YÜZ
• Genel olarak, yüz laserasyonları 6-0 emilmeyen,
basit aralıklı sütürler ile kapatılır ve 5 gün sonra
alınır.
PATOFİZYOLOJİ
• Yaralanmalar kapalı ezilme, basit laserasyon, parsi­
yel ampütasyonla birlikte açık ezilme ve tam ampü­
tasyon olarak sınıflandırılabilir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Öykü meslek ve elin dominantlığını içermelidir.
• Tüm kol ve el yaralanmalarının muayenesinde is­
tirahatteki ispeksiyonunu, motor sinir ve tendon
fonksiyonlarını değerlendirilmesini, duyu sinir
fonksiyonunun değerlendirilmesini ve dolaşımın
değerlendirmesini içermelidir.
• Aktif hareketi ve pasif harekete direnci muayene
edilmelidir (Bknz. Tablo 14-1 ve 14-2).
Bukkal sinir---Parotis kanalı-�-�
Marjinal mand
bular
.,, ·
'
sınır
::ı
'�'----;..----'-. Parotis tükürük
bezi
Servikal sinir
Üst Ekstremitede Periferik
Sinirlerin Motor Testleri
MOTOR MUAYENE
TABLO 14-1
SİNİR
ŞEKİL 13-5. Yanak anatomik yapıları. Parotis kanalının iz­
lediği yol kulak tragusundan üst dudak orta kısmına çizilen
bir çizginin derinindedir. Fasial sinir dalları: temporal (T),
zigomatik (Z), bukkal (B), mental (M) ve servikal (C)
Radyal
Dorsifleksiyon
Median
Avuç içinden uzağa başparmak abdüksiyonu
Başparmak interfalengial eklem fleksiyonu
Ulnar
Adduksiyon / parmakların abdüksiyonu
BÖLÜM 14 • KOL, EL, PARMAKVETIRNAKYARALANMALARI
TABLO 14-2
Üst Ekstremitede Periferik
Sinirlerin Duyusal Testleri
DUYUSAL SİNİR
TEST ALANI
Radyal
Birinci dorsal ağ alanı
İşaret parmağın volar ucu
Medyan
Ulnar
57
Küçük parmağın volar ucu
Potansiyel arter, sinir, tendon, kemik yaralanma­
larının kanıtı ve yabancı cisim, debris ve bakterial
kontaminasyonun varlığı için tüm yaralar muayene
edilmelidir.
1
,- \
TANI VE AYIRICI TANI
Kansız bir alan yeterli görüntüleme elde etmek için
gereklidir.
Proksimal turnike gerekli ise, distal parmak yara­
lanmaları için bir Penrose dren ve daha proksimal
yaralanmaların için de bir manuel tansiyon manşo­
nu kullanılabilir.
Yeterli görsellik elde edildiğinde yabancı cisim, ten­
don ve eklem kapsülü yaralanmaları için muayene
edilmelidir.
Nötr bir pozisyonda incelendiğinde, görüş alanı
dışına taşınmış olabilen derin yapı yaralanmalarını
atlamayı önlemek için el ve kol yaralanma pozisyo­
nunda incelenmelidir.
Kemik yaralanmaları, radyoopak yabancı cisimler,
ya da eklem penetrasyonundan şüpheleniliyorsa
anteroposterior ve lateral x-ray edinilmelidir.
";?
ŞEKİL 14-1. Multipl parelel laserasyonlar için horizontal
matris sütürler.
• ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Tüm yaralar yeterli anestezi sonrasında titiz temiz­
leme ve irrigasyon gerektirir.
Endikasyonuna göre tetanoz profilaksisi sağlayın
(Bknz. Bölüm 18).
Kompleks veya geniş yaralanmalar, cilt grefti ge­
reken yaralanmalar, teknik olarak zor ve bir beceri
gerektiren yaralanmalar veya hastanın eli kariyeri
için hayati öneme sahip olduğunda (örneğin, pro­
fesyonel bir müzisyen) bir plastik veya el cerrahına
danışın.
Spesifik yaralanmaların ek bakım bilgileri için aşa­
ğıya bakın.
ÖNKOL VE BİLEK
LASERASYONLARI
Bilek üzerindeki yaralanmada bir özkıyım girişimi
olasılığını yükseltir. Hastanın amacı ve depresyon
öyküsü ile ilgili olarak hastayı sorgulayın.
(
•
Birden fazla paralel laserayonları içeren yaralan­
malar özkıyım girişimi için klasiktir. Bu insizyonlar
arasında lokalize kalmış cilt adacıklarının vasküler
beslenmesinin yetersizliğini engellemek için tüm
lasserasyonları geçen horizontal matris sütür gere­
kebilir (Şekil 14-1).
Tendon ve distal sinirler tek tek incelenmelidir.
(Bknz. Tablo 14-3 ve 14-4).
AVUÇ İçi LASERASYONLARI
•
Avuç içi yaralanmaları lokal anestezi gerektirebilir
(örn, median ve ulnar sinir blokları).
Derin yaralanmadan şüphelenilmiyorsa yarayı ka­
patın. Deri kırışıklılarının doğru bir şekilde karşı­
landığına özellikle dikkat edin.
Altta yatan tendon ve tendon kılıflarının yaralan­
ma riski nedeniyle iğneyi derin bir şekilde geçir­
mekten kaçının. 5-0 monoflamen sütürler ile ara­
lıklı horizontal matris sütürler (Bknz. Bölüm 12)
önerilmektedir.
Karpometakarpal eklem ve bileğin distal kırışıklık­
ları arasında ("tampon bölge ") derin yaralanması
olan hastaları eksplorizasyon ve onarımı için bir
uzmana yönlendirin.
58
KISIM 4 • ACİL YARA BAKiMi VE YÖNETİMİ
Önkoldaki Ekstansör
- Kompartmanlar
KOMPARTMAN KAS
FONKSİYON
İlk kompartman
Adduktör pollisis Başparmağa
longus
abduksiyon ve
ekstansiyon
Ekstansör
MKP eklemde
pollisis brevis
başparmağa
ekstansiyon
ikinci
kompartman
Ekstansör karpi
radialis longus
Ekstansör karpi
radialis brevis
Extansiyon ve
radyale bilek
deviyasyonu
Extansiyon ve
radyale bilek
deviyasyonu
Üçüncü
kompartman
Ekstansör
pollisis longus
İnterfalangeal
eklemde
başparmak
ekstansiyonu
Dördüncü
kompartman
Ekstansör
digitorum
communis
Bilek düzeyinde
dört tendona
bölünür, işaret,
uzun, yüzük ve
küçük parmaklara
extansiyon
Parmağa ekstansiyon
Ekstensor indisis
proprius
Beşinci
kompartman
Ekstansör digiti
minimi
MKP eklemde
küçük parmağına
ekstansiyon
Altıncı
kompartman
Ekstansör karpi
ulnaris
Ekstansiyon ve
radyale bilek
deviyasyonu
Kısaltnıalar: MKP = metakarpofalangea/
DORSAL EL YARALANMALARI
Metakarpofalangeal eklem üzerindeki laserasyon­
lar kapalı bir yumruk yaralanmasını gösterir ve
özel bakım gerektirir.
Polimikrobiyal enfeksiyonlar hakimdir; Staphylococcus
aureus, Streptococcus türleri, Corynebacterium türleri
ve Eikenella corrodens en sık görülen bakterilerdir.
Kırık veya gömülü dişleri ekarte etmek için x-ray
edinin.
İyice irrige edin, gerekliyse debridman yapın.
Enfekte yaralar IV antibiyotik (ampisilin-sulbak­
tam 3 gram her 6 saate), bir el cerrahı konsültasyo­
nu ve yatış gerektirir.
Enfekte olmayan küçük kapalı yumruk yaralanma­
sı olan hastalar fonksiyonel pozisyonunda immobi­
lizasyon (kapalı değil) ile ayaktan tedavi edilebilir
ve amoksisillin klavulanik asit 875 günde iki kez
PO (çocuklarda günde 2-3 kez 22.5 miligram/ki­
logram/doz) ve eritem, akıntı, veya artan ağrı du­
rumunda geri gelmesi için sıkı bilgilendirerek 24
ila 48 saat içinde takibini yapın.
Esnek deri ve elin extansiyon hareketleri tendon
yaralanmalarını gizleyebilir.
5-0 emilemeyen sütüder kullanılarak deriyi onarın.
EKSTENSÖR TENDON LASERASYONLARI
Deneyimli acil hekimleri başparmak tendonları
hariç, el sırtı üzerindeki (ısınk olmayan) ekstansör
tendon yaralanmalarını onarabilir.
Tüm tendon yaralanmalarını bir el uzmanı ile tercih
edilecek tekniği ve takibinin ayarlanması için görüşün.
Polipropilen gibi bir 4-0 (küçük tendonlar için 5-0)
emilmeyen dikiş materyali kullanarak kesilmiş
tendon tarafı üzerinden bağlanmış bir 8 şeklinde
düğüm kullanın (Şekil 14-2). Emilmeyen sütür ile
cildi kapatın ve ekstremiteyi atelleyin.
Distal interfalangeal eklem üzerindeki ektensör ten­
don laserasyonları bir mallet deformitesi yaratabilirler
@fü:jiejiii Önkoldaki Fleksör Tendonlar
�
FLEKSÖR TENDON FONKSİYON
Fleksör karpi radialis
Bileğin fıleksiyonu ve radyale
deviasyonu
Fleksör karpi ulnaris
Bileğin fileksiyonu ve ulnara
deviasyonu
Palmaris longus
Bilek fileksiyonu
Fleksör pollicis
longus
MCP ve interfalangial eklemde
başparmağa fıleksiyon
Fleksör digitorum
süperfisiyalis
İşaret, uzun, yüzük ve küçük
parmaklara MCP ve PIP
eklemlerde fileksiyon
Fleksör digitorum
profundus
İşaret, uzun, yüzük ve küçük
parmaklara MCP, PIP ve DIP
eklemlerde fleksiyon
Kısaltmalar: DIP = distal interfalangeal; MCP =
metakarpofalangeal; PIP = proksimal interfarengial.
(��::'�
\
(--·--·�·-··········..
,,,.____, ..
�'
ŞEKİL 14-2. Ekstensör tendon laserasyonları sekiz şeklin­
deki bir dikiş ile onarılır.
BÖLÜM 14 • KOL, EL, PARMAK VE TIRNAK YARALANMALAR!
ve onarılmazsa kuğu boynu deformitesine neden ola­
bilir; laserasyon proksimal interfalangial eklem üze­
rindeyse düğme deliği deformitesi meydana gelebilir.
Açık tendon yaralanmaları operatif onarım gerekti­
rir, kapalı tendon yaralanmaları ya 6 haftaya kadar
veya operatif onarıma kadar ektansiyonda atellenir.
Bir el cerrahına yönlendirilir.
FLEKSÖR TENDON LASERASYONLARI
•
Tüm fleksör yaralanmalarını bir el uzmanına yönlen dirin.
Bazı el cerrahları 12-24 saat içinde bu yaralanmala­
rı onarmayı tercih ederken diğerleri gecikmiş ona­
rımı tercih eder.
Onarım gecikecekse yarayı temizleyin fonksiyonel
pozisyonda extremiteyi atelleyin ve 2-3 gün içinde
bir el cerrahı ile takibini organize edin.
PARMAK VE PARMAK UCU
YARALANMALARI
Çoğu parmak laserayonları basit kesidir ve 5-0 absor­
be edilmeyen sütür mataryeli kullanılarak onarılabilir.
Statik 2 nokta ayırımı volar yastığın bir yanında di­
ğerinden belirgin bir şekilde daha büyük veya 10
mm'den daha büyük olduğunda (normal <6mm
olarak tanımlanmıştır) dijital sinir yaralanmasın­
dan şüphelenilmelidir.
Başarılı parmak ucu yaralanması onarımı anatomi
bilgisi ve rekonstrüksiyon tekniklerinin anlaşılma­
sını gerektirir (Şekil 14-3).
Deri veya pulpanın kaybı ile olan distal parmak
ucu ampütasyonu özellikle çocuklarda yalnızca seri
pansuman değiştirme ile konservatif olarak en iyi
şekilde tedavi edilebilir.
Derinin büyük bir kısmı kaybolan vakalarda (> 1
cm2 ), kopmuş ucun kendisi veya hipotenar emi­
nensten toplanan deri kullanılarak oluşturulan bir
deri grefti gerekli olabilir.
Deri greftleme tekniğinin komplikasyonları par­
mak ucu duyusunda azalma, yaralanma ve greft
alanında gerilme, kötü kozmetik sonuç ve koyu
ciltli insanlarda hiperpigmentasyonlardan oluşur.
Tırnak yanı
Eponychium
Derin fleksör
tendon lnsersiyonu
YÜZÜK TURNİKE SENDROMU
Tüm yaralanmış parmaklarda yüzük çıkarma ge­
reklidir. Şişlik nedeniyle yüzüğün kesilmesi gere-
E
J
/� �\ µ---
�
Kemiğin maruz kaldığı yaralanmalar deri greftle­
me için uygun değildir. Bu yaralanmaları çoğu uz­
man tavsiyesi gerektirir. Kemiğin 0.5 mm'den daha
azı maruz kalmışsa ve yara defekti küçükse kemik
ucundan kesilir ve yara sekonder olarak iyileşme­
ye bırakılabilir. Yanındaki kemiğin maruz kaldığı
başparmak ve işaret parmağındaki yaralar daima
uzman bakımı gerektirir.
Subungual hematomlar tırnak plağının basit delin­
mesiyle dekompresyon gerektirir. Isıtılmış ataç kul­
lanılması iyileşmeyi geciktirir. Tırnak delici, neşter
veya 18 gauge iğne kullanımı önerilir.
• Boyutuna, yaralanma mekanizmasına veya basit frak­
türlerin varlığına bakmaksızın subungual hematomlu
hastada basit delme mükemmel bir sonuç gösterir.
Tırnak yatağı yaralanmaları skar formasyonunu
azaltmak için dikkatli tamir gerektirir. Yakaların
%50'si distal falanks kırıkları ile ilişkilidirler.
Ciddi tırnak yaralanmalarında birlikte tırnak avül­
siyonu veya tırnağı çevreleyen çizgide bozulma
veya radyografide deplese distal falanks fraktürü
varsa tırnağı çıkartın.
6-0 veya 7-0 emilmeyen sütür ile tamir edin. Tırnak
matriksi sulkusta anatomik pozisyonundan çıkmış­
sa matriks dikkatli bir şekilde yerine yerleştirilmeli,
matriks sütür ile yerine dikilmelidir (Şekil 14-4).
Alternatif olarak tırnak yatağı tamir edildikten
sonra doku yapıştırıcısı (perinişyumun üzerine ve
tırnak kıvrımı içine damlatma) sütürlemekten ka­
çınılan tırnağı yerine sabitlemek için kullanılabilir.
• Yapıştırıcı yapışana kadar tırnak üzerine aşağı doğ­
ru hafif basınç uygulayın.
Kopmuş doku ile tırnak yatağının aşın yaralanması
varsa bir el uzmanı ile konsülte edin.
Distal falanks kırığı olan çocuklarda, tırnak plağı
eponişyum üzerine yatırılabilir. Dikkatli bir temiz­
lik ve yeterli anestezi sonrasında, proksimal tırnak
kıvrımının altına tırnak plağını yeniden yerleştirin.
]
Ventral zeminl �
fooakya�;�
�
\
;';�,::,,�Joo,
ınsersıyonu
Hiponichiuma
59
----Distal
interfalangeal
eklem
I
Periosteum
ŞEKİL 14-3. Perinişyumun anatomisi.
A
'
'
,
ŞEKİL 14-4. A ve B. Üç horizontal matris sütürler kulla­
nılarak bir germinal matriksin avulsiyonunun tamir tekniği.
60
KISIM 4 • ACİL YARA BAKiMi VE YÖNETİMİ
Ayak sıklıkla sporcularda yaralanır.
Çoğu çocuk ayak laserasyonları, dışarda oynarken
kırık camlardan meydana gelir.
Bisiklet yaralanmaları genellikle lateral malleol ve
beşinci metatars tabanı üzerinde meydana gelen,
çevresinde belirgin abrazyonlar ve hatta doku kaybı
ile karmaşık laserasyonlara neden olmaktadır.
Çim biçme makinesi yaralanmaları genellikle geri­
ye çekilmesi sırasında basılan biçme makinesinin
bıçaklarından kaynaklanmaktadır. Bu yaralar ağır
çoklu organizma ile kontaminedir.
Metal çim ve bahçe kenarlıkları plantar ve diz yara­
lanmalarıyla ilişkilidir.
Hokey patenleri alta uzanan anterior tibial tendon,
ekstansör hallusis tendon ve dorsalis pedis arter ve
sinir yaralanması ile ilişkilidir.
B
ŞEKİL 14-5. Yüzük çıkarmak için ip tekniği. A. Tamamen
sarılmış. B. Çözüldükçe yüzük ip ile ilerletilir.
kebilir. Eğer daha küçük teknikler uygunsa, basit
kayganlaştırma yeterli olabilir.
İp tekniği alternatif bir yöntemdir (Şekil 14-5).
a. İp olarak umbilikal band veya O numara ipek
kullanılabilir.
b. İp halka altından geçirilir ve sonra proksimal­
den distale parmak etrafında sıkıca sarılır.
c. Sonra ipin proksimal ucunda yavaşça çekilir ve
yüzük parmaktan aşağıya ilerler.
BACAK VE AYAK
15 LASERASYONLARI
Henderson D. McGinnis
PATOFİZYOLOJİ
•
cus).
Künt yaralar genellikle düzensiz kenarlara sahip­
tir ve altta yatan bir kırık ile ilişkili olma olasılığı
yüksektir. Bu özellikler keskin bir cisimle oluşan
yaralarla karşılaştırıldığında yara enfeksiyonu ola­
sılığını artırır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
•
Çeviri: Bülent Erbil
• EP İDEMİYOLOJİ
Acil serviste değerlendirilen travmatik yaraların
yaklaşık %13'ü bacak ve ayak yaralanmalarından
oluşmaktadır. Ayak, baldır, diz ve uyluk bölgelerine
üçte bir oranında kabaca dağılmaktadır.
Yaralanma mekanizması altta yatan dokuda hasar
olasılığını, yabancı cisim kalma riskini ve potansi­
yel kontaminasyon derecesini belirler.
Aşağıdaki durumlar spesifik patojenler ile ilişkili­
dir: (1) tarım kazaları ( Clostridiurn perfringens), (2)
tatlı su akıntısına batmak (Aerornonas hydrophila)
ve (3) yüzeylerin temizlenmesi için kullanılan yük­
sek basınçlı su sistemleri (Acinetobacter calcoaceti­
Genel olarak yaraların değerlendirilmesi Bölüm
11'de tartışılmıştır. Yaralanma anında uzvun ko­
numunu belirlemek önemlidir, bu da gizli tendon
yaralanmasını ortaya çıkarmak için yardımcıdır.
İlişkili sinir, damar veya tendon yaralanması için
değerlendirme zorunludur.
Alana anestezi yapmadan önce istirahatte yara po­
zisyonunu gözleyin ve hafif dokunma ve iki-nokta
ayırımı testlerini kullanıp duyusal nörolojik fonksi­
yonu değerlendirin. Bir tarafla diğer tarafı karşılaş­
tırın.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Yara anestezisinden sonra motor fonksiyon ve yara
eksplorizasyonu en iyi şekilde değerlendirilebilir
(Tablo 15-1 vel5-2). Bu sırada yara eksplore edile­
bilir.
BÖLÜM 15 • BACAK VE AYAK LASERASYONLARI
TABLO 15-1
AltEkstremite Periferik
Sinirlerin Motor Fonksiyonu
SİNİR
MOTOR MUAYENE
Yüzeye!
peroneal
Ayak eversiyonu
Derin
peroneal
Ayak inversiyonu
Ayak bileği dorsifleksiyonu
Tibial
Ayak Bileği Plantar Fleksiyonu
Tendon yaralanmalarını dışlamak için tam hareket
aralığı doğrultusunda kolu hareket ettirin.
Her tendon fonksiyonunu ayrı ayrı test edin ve parsi­
yel laserasyonları dışlamak için görsel olarak izleyin.
Labaratuar çalışmaları genellikle endike değildir.
• Fraktür veya radyoopak bir yabancı cisim olasılığı
varsa görüntüleme gereklidir. Fizik muayene gü­
venli bir şekilde bir yabancı cismi dışlamazsa cam
nedeniyle olan tüm yaralanmaların radyografisi
alınmalıdır (Ayrıca bknz Bölüm 16). Yabancı ci­
sim için yara değerlendirmesinde ultrasonografi ve
MRG düşünülmelidir.
Diz YARALANMALARI
•
•
Ayak bileği yaralanmalarında alttaki tendonlar kolay­
ca hasarlanabilir. Tam hareket aralığı boyunca ayak
bileğini değerlendirin ve herhangi bir tendon yaralan­
masının olmadığından emin olmak için yarayı direk
olarak gözlemleyin. Özellikle aşil tendonu, tibialis an­
terior ve extensör hallusis longus risk altındadır.
Tendonlardan yaralanmaları düzgün bir şekilde ta­
mir edilmelidir.
Gerilmiş bir gastrokinemus aniden kontrakte oldu­
ğu zaman penetrasyon yaralanması olmadan aşil
tendonu rüptüre olabilir. Bu yaralanma orta yaş
erkek atletlerde oldukça yaygındır. T hompson tes­
ti aşil tendonu değerlendirmek için kullanılabilir.
Sandalye üzerine diz çökmüşken hastanın baldırı
orta noktasından nazikçe sıkılır. Ayağın plantar
fleksiyonunu olmaması tam aşil tenton laserasyo­
nunu (parsiyel yırtıklarda hala plantar fleksiyon
mevcuttur) gösterir. Aşil tendonu değerlendirmek
için ultrason görüntülemeyi düşünün.
GENEL ÖNERİLER
•
•
AltEkstremiteTendon
-�. Fonksiyonu
TENDON
MOTOR MUAYENE
Ekstansör hallusis
longus
Ayak bileği inversiyonu ile büyük
ayak parmağı ekstensiyonu
Tibialis anterior
Ayak bileği dorsifleksiyonu ve
inversiyonu
Aşil tendonu
Ayak bileği plantar fleksiyonu ve
inversiyonu
Diz üzerindeki yaralar tüm eklem üzerinde olan
yaralarındaki gibi hareket aralığı boyunca muayene
edilmelidir.
Eklem kapsülü penetrayonu olasılığı için eklem
üzerindeki yaralanmaları değerlendirin. Klinik de­
ğerlendirme tek başına sıklıkla yetersizdir. Radyog­
rafi eklem içindeki havayı gösterebilir.
Eklem penetrasyonunu teşhis etmek için alternatif
bir yaklaşım, laserasyondan ayrı bir taraftan standart
aspirasyon tekniği kullanarak içerisinde birkaç damla
florosein olan veya olmayan 60 mL serum fızyoloji­
ğin eklem içine standart eklem aspirasyon tekniği ile
enjekte edilmesidir. Yaradan sıvının sızması eklem
kapsülü yaralanmasını gösterir. Yaralanmış dizin de­
ğerlendirmesinde ultrason kullanmayı düşünün.
Popliteal arter, popliteal sinir ve tibial sinir bütün­
lükleri daima belirlenmelidir.
Kapatılmasından sonra, yara kenarlarında aşırı
gerginliği önlemek için dizi atelleyin.
AYAK BİLEGİ YARALANMALARI
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Yara hazırlanması tartışması için Bölüm 11'e bakın;
alt extremite yaralanmalarının derinlemesine irri­
gasyonu esastır.
Alt extremite üzerindeki yaralar üst extremitedekile­
rine göre genellikle daha fazla gerilim altındadır. Bu
nedenle fasiya için 4-0 emilebilen bir materyal ile ve
cilt için aralıklı 4-0 emilemeyen sütürler ile katmanlı
kapama tercih edilir. Ayak bu klavuzun dışındadır.
Artmış enfeksiyon nedeniyle diyabetik ve staz deği­
şiklikleri olan hastalarda derin sütürlerden kaçının.
Her zaman tetanos aşı durumunu sorun. Yaşlılar
aşılı olmadıklarından özellikle risk altındadır.
Alt extremitelerde daha yüksek yara gerilimi nede­
niyle siyanoakrilat yapıştırıcı genellikle kullanılmaz.
Eklem ve tendonu içeren laserayonlarda fonksiyo­
nel bir pozisyonda atelleyin.
61
AYAK YARALANMALARI
•
Tendon yaralanması ve yabancı cisimlerin olmadı­
ğından emin olmak için ayak tabanı laserasyonları
dikkatli bir şekilde eksplore edilmelidir. Hastayı
pron pozisyonunda yatırmak, ayağı yastıkla des­
teklemek veya yataktan sarkıtmak inspeksiyonuna
yardım eder.
Bu alandaki laserasyonların eksplorasyonu ve ta­
miri için lokal anestezi sıklıkla en iyidir.
Başvurusunda 6 saatten daha eski yaraların yük­
sek enfeksiyon riski nedeniyle primer olarak tamir
edilmemesi uygun olabilir.
Tabanın kalın derisini delmek için büyük iğneler
gereklidir. Ayakta emilebilir materyallerden ka­
çının. 3-0 veya 4-0 emilmeyen materyal kullanın.
Ayak dorsum yaralarını 4-0 veya 5-0 emilmeyen
sütürler ile tamir edin.
62
KISIM 4 • ACİL YARA BAKiMi VE YÖNETİMİ
• Ayak parmaklar arasındaki laerasyonları tamir etmek
zor olabilir. Ayak parmaklarından bir asistan tutabi­
lir. Cildin yeterince bir araya gelmesini sağlamak için
aralıklı matriks sütürler genellikle gereklidir.
Ayak üzerindeki herhangi bir laserasyonun onarı­
mından sonra koltuk değneği veya bir yürüme botu
gerekebilir.
Çim biçme makinesi ve bisiklet jantları, alttaki kı­
rıklar ve tendon laserasyonlarına ek olarak geniş
yumuşak doku yaralanmasına neden olabilir. Bu
ciddi yaralanmalara bir ortopedi uzmanının bakı­
mı gerekir.
Enfeksiyon alt ekstremite yaralanmalarında %3-8
ayak laserasyonlarında %34'lere kadar oluşabilir. Bu­
nunla birlikte profılaktik antibiyotik kullanılmasının
tamir sonrası enfeksiyon sıklığını düşürdüğüne ait
bir kanıt yoktur. Bu nedenle, antibiyotik profılaksisi
kullanma kararı kontaminasyon derecesine, yabancı
debris varlığına, eşlik eden yaralanmaların varlığına
ve enfeksiyonu predispoze eden konak faktörlerine
göre klinik karar kullanılarak yapılır.
• Tath su içinde yürüme sırasında oluşan yaralar
Aeromonas hydrophila ile enfeksiyona yatkındır.
Aeromonas hydrophila bir yaralanma sonrasında
ayakta hızla ilerleyen bir selülit durumunda dü­
şünülmelidir. Günde iki kez 500 miligram siprof­
loksasinden gibi bir fluorokinolon ile tedavi edin.
Çocuklarda trimetoprim-sülfametoksazol, her 10
kg'ma 5 ml süspansiyon 20 mL kadar, günde iki kez
kullanılır.
SAÇ TURNİKE SENDROMU
Saç turnikesi sendromu infantlarda görülen nadir
bir yaralanma tipidir. Saç teli veya tellerinin vaskü­
ler yetersizliğe neden olacak şekilde ayak parmak­
larından biri etrafına sarılmasıdır.
Ayakta nörovasküler demetin yetersizliğini engel­
lemek için saç tamamen kesilmelidir. Ayağın exten­
sör yüzeyinden extansör ligamentin aşağısına dik
bir insizyon yaparak en iyi şekilde sağlanır.
TABURCULUK
•
•
•
Yarayı temiz ve kuru tutması için hastayı bilgilendi­
rin.
Alt ekstremitelerde sütürleri 10-14 gündede ve ek­
lem üzerindeki laserasyonlarda 14 gün içinde sü­
türleri alın.
Rütin yara bakımı bilgilendirmesi sağlayın. Etkile­
nen uzuvun elevasyonu ödemi azaltır ve iyileşmeye
yardımcı olur.
Ağır bir şekilde kontamine olmuşsa veya komp­
leks onarım gerekiyorsa 48 saat sonra yarayı tekrar
kontrol edin.
Yara üzerindeki ilave gerilimi azaltmak için gerek­
tiğinde koltuk değneyi 7-10 gün kullanılabilir.
YUMUŞAK DOKU YABANCI
16 CİSİMLERİ
Rodney L. McCaskill
Çeviri: Bülent Erbil
•
EPİDEMİYOLOJİ
Yalnızca yaraların küçük bir yüzdesi yabancı cisim
içerir.
Tüm yabancı cisimler olmasa da çoğunluğu yara
değerlendirme yoluyla belirlenebilir.
PATOFİZYOLOJİ
Dokuda kalan yabancı cisimler şiddetli inflamatu­
ar cevaba (ağaç, diken ve kılçıklar ile), kronik lo­
kal ağrıya (cam, metal ve plastik ile) lokal toksik
reaksiyonlara (deniz kestanesi ve kedi balıkları ile)
sistemik toksisiteye (kurşun ile) veya enfeksiyona
yol açabilirler.
Kalmış yabancı cisimlerin en yaygın komplikasyo­
nu enfeksiyondur ve tipik olarak antibiyotik tedavi­
sine dirençlidir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Yaralanmanın mekanizması, yaralayan objenin bi­
leşimi ve şekli, oluşan yaranın şekli ve lokalizasyo­
nu yabancı cisim kalma riskini arttırabilir.
Küçük parçalara ayrılan, parçalanan veya kırılan
laserasyon objeleri bir yabancı cisim riskini arttı­
rır.
Deri renginin bozulması, palpe edilen kitle, palpas­
yonla keskin iyi lokalize edilen ağrı ve eklem hare­
ketinde sınırlama yabancı cisim şüphesini yükselt­
melidir.
Erişkinde yabancı cisim hissini algılaması bir ya­
bancı cisim olma olasılığını iki kattan fazla artırır.
• Tüm delinme yaraları ve görünür yüzeysel yara­
lanmalarda yabancı cisim olabilmesine rağmen, 5
mm'den daha derin yaralar ve derinlikleri araştırı­
lamayan yaralar yabancı cisim ile ilişkisi daha yük­
sektir.
• Acil servise yabancı cisim kalmayla geri gelen
hastalar yara kenarında hareketle keskin bir ağrı,
kronik rahatsız eden iyileşmeyen bir yara veya
kronik olarak enfekte olmuş bir yara şikayeti ile
gelirler.
TANI VE AYIRCI TANI
• Yabancı cisimden şüphelenildiğinde görüntüleme
çalışmaları istenilmelidir.
BÖLÜM 16 • YUMUŞAK DOKU YABANCI CiSiMLERi
• Tüm yabancı cisim tipleri için ideal bir görüntüle­
me yöntemi yoktur.
• Çoğu yabancı cisim (%80-90) düz radyografide gö­
rülebilir. Çoğu plastikler ve organik maddeler özel­
likle ahşap, dikenler, kaktüs dikenleri ve bazı balık
kılçıkları düz grafide görülemezken; metal, kemik,
diş, kalem grafit, cam, çakıl, kum, alüminyum ve
bir kaç plastik türü düz filmde görünür.
• BT yabancı cismi tespit etmede düz filmden çok
daha hassastır.
• Ultrason BT'den daha az doğruluk olasılığına sa­
hiptir, ama 4 ila 5 mm'den büyük boyutta yabancı
cisimlerin tespitinde >%90 duyarlılığa sahip oldu­
ğu bildirilmiştir.
• MR radyolusen yabancı cisimleri tespit edebilir ve
diğer yöntemlere göre ahşap, plastik ve dikenleri
tanımlamada daha doğrulukta olabilir.
• Floroskopi gerçek zamanlı olarak metal, çakıl, cam
ve kalem grafiti tespit etmek için yararlı olabilir.
ACİL SERVİS BAKiMi TABURCULUK
• Tüm yaraların derinliklerinin dikkatli bir şekilde
eksplorasyonu yabancı cisim bulma olasılığını artı­
rır. Yaranın kenarlarını genişletmek yabancı cisim­
leri araştırmak için genellikle gereklidir.
• Hemostatla körlemesine tarama az etkilidir, ancak
yara dar ve derin ve yara genişletilmek istenmiyo r ­
sa kullanılabilir.
• Tüm yabancı cisimlerin çıkarılması gerekir. Yaban­
cı cisim çıkarılması endikasyonları arasında enfek­
siyon potansiyeli, toksisite, fonksiyonel sorunlar ve
dirençli ağrı potansiyeli bulunmaktadır.
• Bitkisel materyal ve aşırı kirlenmiş nesneler her za­
man çıkarılmalıdır.
• Radyopak yabancı cisimler cilt işaretleri ve x-ray
ile veya floroskopi kullanılarak lokalize edilebilir.
Ciltaltı iğneler lokalizasyona yardımcı olması için
yabancı cisme yakın 90 °sokulabilir.Alternatif ola­
rak yatakbaşı ultrasonografi kullanılabilir.
• Çoğu yoğun acil hekimleri, çıkarma işlemleri için
sadece 15 ila 30 dakika ayırmaları mümkündür.
• İğneleri bulmak zor olabilir. Yabancı cisim yüze­
ye! ise ve palpe edilebilirse üzerine insizyon yapı­
labilir ve iğne çıkarılır. İğne derindeyse, iğnenin
63
orta noktasından insizyon yapıldıktan sonra iğne
bir hemostat ile sıkıca tutulup yaranın girişine
doğru geri çekilir. İğne cilde dik ise girişi geniş­
letmek gerekebilir sonra yara kenarlarına basınç
uygulama iğneyi doğurtabilir böylece tutulup çı­
kartılabilir
• Ahşap kıymık ve organik dikenlerin kırılma eği­
limleri nedeniyle çıkarması zordur.
• Yalnızca yüzeye! kıymıklar longitüdinal traksi­
yonla çıkarılmalıdır. Aksi takdirde yara büyütül­
meli ve kıymık yaranın dışına sağlam çıkarılmalı­
dır. Eğer kıymık küçük ve lokalizasyonu zor ise bir
doku bloğu eliptik bir şekilde çıkartılabilir ve geri
kalan yara primer olarak kapatılır. Enfekte olma
eğilimleri nedeniyle subungual kıymıklar kıymık
forsepsi ile veya kıymık üzerindeki tırnağın bir
parçasının eksize edilerek kıymık sağlam olarak
çıkarılmalıdır.
• Kaktüs iğneleri tek tek çıkarılabilir veya cilde uygu­
lanan fasial jel, kauçuk tutkalı veya evde kullanılan
yapıştırıcılar gibi bir yapıştırıcı ile çıkartılabilir.
• Balık oltasını çıkarmak; ip-çekme yöntemi, iğne­
kapak tekniği veya ilerleme-kesme tekniği gibi çe­
şitli yöntemlerle sağlanabilir. Alternatif olarak yara
olta çengeline kadar genişletilir ve olta çıkarılabi­
lir. Tekniklerin herhangi biri kullanırken, olta giriş
yeri etrafına anestezi enjekte edilmelidir.
• Yabancı bir cisim çıkarılmasından sonra yara te­
mizlenip ve irige edilmelidir.
• Birden fazla yabancı cisim çıkarılacaksa işlem son­
rası bir x-ray edinilmelidir.
• Enfeksiyon potansiyeli düşükse, tüm yabancı ci­
simler çıkarıldıktan sonra yara primer olarak kapa­
tılabilir.
• Enfeksiyon için önemli bir risk varsa, gecikmiş pri­
mer kapama tercih edilir.
• Bir yabancı cisimden şüpheleniyor veya x-ray'de
tespit edilmişse, ancak tamamen yara değerlendir­
me ile bulunamıyor ise veya yabancı cisim çıkarıl­
masını engelleyen bir bölgede yer alıyorsa; hasta
bilgilendirildikten sonra gecikmiş çıkarma için
bir cerrahi uzmanına yönlendirin. Yabancı cisim
bir tendon veya eklemin yanında ise, ekstremiteyi
atelleyin. Profilaktik antibiyotikler, yaygın olarak
verilmesine rağmen enfeksiyon bulgusu olmayan
yaralarda gerekli değildir.
64
KISIM 4 • ACİL YARA BAKiMi VE YÖNETİMİ
17
DELİCİ YARALAR VE
ISIRIKLAR
David M. Cline
Çeviri: Bülent Erbil
konusunda öneriler için bakınız Bölüm 16) alın­
malıdır.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Delici yara tedavisinin çoğu yönü tartışmalıdır.
DELİCİ YARALAR
PATOFİZ YOLOJİ
•
•
Delici yaraların en sık görüldüğü bölge ayağın
plantar yüzeyidir.
Delici yaralarda alttaki yapılar hasarlanabilir, ya­
bancı cisim kalabilir ve enfeksiyona neden olacak
inokülasyon oluşabilir.
Delici alet yaralarının %6 ile %1 l'de enfeksiyon
oluşur, Staphylococcus aureus (metisiline dirençli S.
aureus-MRSA dahil) predominanttır. Özellikle bir
spor ayakkabısı tabanından oluşan penetrasyonlar­
da, batma sonrası yara osteomiyelitin en sık etyolo­
jik ajanı Pseudomonas aeruginosa'dır.
Batma sonrası yara enfeksiyonularında ve enfeksi­
yonun antibiyotiğe yetersiz yanıtında yabancı bir
cisim varlığı akla gelmelidir.
KLİNİK ÖZELLİKLER (AYRICA BAKINIZ
BÖLÜM 11)
•
Büyük ve derin penetrasyonu olan 6 saatten daha
eski yaralar ve ayakkabı üzerinden penetre olmuş
dışarıda meydana gelen açıkça görünen kontamine
yaralar enfeksiyöz komplikasyonlar açısından en
yüksek riski taşırlar.
Diyabetes mellitüs öyküsü, periferik damar hastalı­
ğı, immün sistemi baskılanmış veya ileri yaş hasta­
larda enfeksiyon gelişme riski daha yüksektir.
Fizik muayenede, derinin altındaki yapıların hasar
görme olasılığı tespit edilmelidir. Tendonların, si­
nirlerin ve damarların distal fonksiyonu dikkatle
değerlendirilmelidir.
• Alan lokalizasyon, çevresindeki deri durumu ve
yabancı madde varlığı, debris veya cansız doku açı­
sından kontrol edilmelidir.
• Ağrı, şişlik, kızarıklık, sıcaklık, fluktuasyon, hare­
ket kabiliyetinde azalma, ya da bölgede akıntı kanı­
tı varlığında enfeksiyon düşünülür.
TANI VE AYIRICI TANI
Multipl görüntüler, "yumuşak doku" ve düz filim
radyografileri tüm enfekte olmuş delici alet yara­
larında ve yabancı cisim kalma şüphesi olan her
yarada (kalan yabancı cisimlerin tanı ve tedavisi
Komplike olmayan, yaralanmadan sonra 6 saatten
daha kısa temiz delinmeler yalnızca düşük basınçla
irrigasyon ve endikasyonu varsa tetanoz profilasisi
gerektirir.
Ovarak yıkamanın herhangi bir yararı gösterilme­
miştir. Sağlıklı hastada profılaktik antibiyotiğin ge­
rekliliği gözükmektedir.
Profilaktik antibiyotikler periferal vasküler hastalı­
ğı, diyabetes mellitüs ve immunsuprese hastalarda
yararlı olabilir.
Plantar delici yaralarda, derin yaralarda, özellikle
yüksek riskli hastalarda veya spor ayakkabısı üze­
rinden olanlarda profılaktik antibiyotikler kullan­
malıdır.
Fluorokinolonlar (örneğin günde iki kez siprof­
loksasin 500 miligram olarak) plantar yaralar için
önerilir ve sefalosporin ve aminoglikozid ile paren teral uygulama kabul edilen alternatiflerdir.
Diğer riskli yaralar için sefaleksin 500 miligram
gönde dört kez veya bir makrolit önerilir. Genel
olarak profılaksi 5-7 gün devam etmelidir.
Siprofloksasinin çocuklarda profilaksi için rutin
kullanımı önerilmemektedir. Sefaleksin 12. 5 -25
miligram/kilogram/doz günlük 4 kez 500 milig­
ram/doz'a kadar yakın takiple kullanılabilir.
Başvuruda enfekte olmuş yaralar selülit, apse, derin
yayılmış yumuşak doku enfeksiyonları ve kemik ve
kıkırdak tutulumu açısından ayırt edilmesi gerekli­
dir. Düz grafiler radyoopak yabancı cismi, yumu­
şak doku gazı veya osteomiyelit olasılığını tespit
etmek için endikedir. Yatak başı ultrasonografı ab­
seyi gösterebilir.
Selülit 1-4 gün içinde gelişip, belirgin drenaj ol­
maksızın görülebilir. Rutin kültür gerekli değildir
ve antimikrobiyal kapsam gram-pozitif organizma­
lar, özellikle S. Aureus'a yönelik olmalıdır. Yedi ila
on günlük sefaleksin (yukarıdaki dozda) genellikle
etkilidir.
Özellikle yabancı cisim kalmışsa delinme bölgesin­
de lokal bir apse gelişebilir. Tedavi insizyon, drenaj
ve kalan yabancı cisim için dikkatli eksplorasyon
oluşur. Yara 48 saat içinde tekrar kontrol edilme­
lidir. Ciddi, derin, yumuşak doku enfeksiyonları
ameliyathane şartlarında cerrahi eksplorasyon ve
debridman gerektirir.
BÖLÜM 17 • DELİCİ YARALAR VE ISIRIKLAR
•
Başlangıç tedavisi sonrasında tekrarlama veya iyi­
leşmedeki yetersizliği olan her hastada osteomi­
yelit, septik artrit, veya yabancı cisim kaldığından
şüphelenilmelidir. Radyografi, beyaz kan hücresi,
eritrosit sedimantasyon hızı ve ortapedi konsültas­
yonu yapılmalıdır. Kesin tedavide genellikle deb­
ridman için ameliyathane şartlarında girişim gere­
kir. Kültür beklerken MRSA'.yı içeren stafilokoklar
ve psödomonas türlerini kapsayan antibiyotikler
başlayın. Uygun bir rejim parenteral vankomisin
1 gram iV 12 saatte bir (çocuklarda 20 miligram/
kilogram her 12 saatte bir) ve seftazidim 1 ile 2
gram iV 8 saatte bir (çocuklarda, 30 ile 50 milig­
ram/kilogram/doz her 8 saatte ve yetişkin dozunu
aşmayacak şekilde).
• Komplikasyon riski yüksek hastalardaki yara yeri
enfeksiyonu, immun yetmezlik durumları, selülit
ve lenfanjitik yayılıma ilerleyen yaralar, osteomye­
lit, septik artrit, ve operasyonla çıkarılması gereken
derin yabancı cisimler hastaneye yatış gerektiren
durumlardır.
• Tetanoz profılaksisi kılavuzlara göre sağlanmalıdır
(Bknz Bölüm 18). Ayaktan tedavi edilen hastalar ağır­
lık taşımadan kaçınmalı, elevayon ve ılık suyla yıkama
yapmalı ve 48 saat içinde kontrole gelmelidir.
İGNE BATMA YARALANMALAR!
•
•
İğne batması yaralanması hepatit B ve C ve İnsan
İmmün Yetmezlik Virüsü (HIV) ile enfeksiyon ris­
kine ek olarak bakteriyel enfeksiyon riski taşır.
Bu alandaki öneriler kompleks ve gelişmekte oldu­
ğu için her hastane süratle değerlendirme, testler
ve hepatit B ve HIV profılaksisi dahil iğne batma
yaralanma tedavisini yapmak için enfeksiyon has­
talıkları uzmanları tarafından geliştirilen önceden
tasarlanmış bir protokole sahip olmalıdır.
YÜKSEK BASINÇLI ENJEKSİ YON
YARALANMALAR!
• Yüksek basınçlı enjeksiyon yaralanmaları delici ya­
ralar gibi başvururlar, genellikle el veya ayaktadır­
lar. Yüksek basınç ekipmanları yüksek basınç altın­
da küçük bir başlığa doğru sıvıları (genellikle boya
veya yağ) zorlamak için dizayn edilmiştir.
• Bu yaralanmalar, fasyal düzlem boyunca enjekte
sıvının yayılmasının yarattığı şiddetli yoğun infla­
masyona sebep olurlar.
• Hastalarda ağrı ve minimal şişlik vardır.
• Zararsız bir görünümü olmasına rağmen ciddi ha­
sarlar geliştirebilirler.
• Ağrı kontrolü parenteral analjeziklerle sağlanabilir;
perfüzyonun daha fazla tehlikeye atmasına neden
olan doku basıncı artışından kaçınmak için dijital
blok kontrendikedir.
•
65
Uygun bir el uzmanına hızlıca konsülte edilmelidir
ve optimal sonuç için erken cerrahi debridman uy­
gulanmalıdır.
EPİNEFRİN OTOENJEKTÖR YARALANMASI
Bu yaralanma tipik olarak alerjik reaksiyonun tedavisi
için bir hastanın kendine enjeksiyonu yapma girişimi
sırasında oluşur.
•
Hastalar iğne batması nedeniyle ağrı, parestezi ve
enjekte alanda epinefrin bağımlı vazospazm ile
başvurur; tüm parmak beyazlamış ve soğuk olabi­
lir.
• Aktif tedavinin tek başına izlemden daha iyi oldu­
ğuna dair açık kanıt yoktur.
• Yararı gösterilmiş tek tedavi lidokain ile fentola­
mindir. 0.5 mL'lik standart fentolamin solüsyonu­
nun (5 miligram/mL konsantrasyonu) ve 0.5 mL'lik
%1 lidokain solüsyonunun içeren bir karışım 2.5
miligram fentolamin içeren 1 mL total bir volüm
oluşturur, bu da subkutenöz olarak otoenjektör ba­
tan alana doğru direk olarak enjekte edilebilir.
• Tekrar olasılığı çok az olduğundan iskemi çözül­
düğünde (beyazlık kaybolur, ısınır) hasta taburcu
edilebilir.
İNSAN ISIRIKLARI
İnsan ısırıkları dokunun ezilmesine ve yırtılmasına yol
açmasının yanı sıra alttaki yapıları yaralama ve normal
insan ağız florasıyla dokuyu inoküle etme potansiyeli
vardır.
İnsan ısırıkları en sık ellerde ve üst ekstremitelerde
rapor edilmiştir. Enfeksiyon majör ciddi sekeldir,
yaygın organizmalar için Tablo 17-1'e bakınız.
KLİNİK ÖZELLİKLER
(AYRICA BAKIN iZ BÖLÜM 11)
• Yumruğun başka bireyin ağız ve dişine vurulma­
sında olduğu gibi metakarpofalangeal (MKF) böl­
gede meydana gelen kapalı yumruk yaralanması
veya sıkılı yumruk yaralanması (SYY) veya ters ısı­
rık yarası özellikle kaygı vericidir.
• Bu el yaralanmaları ciddi bir enfeksiyon riski altın dadır ve aksi kanıtlanana dek MKF eklem çevresin­
de herhangi bir şüpheli yaralanmada SYY düşünül­
melidir. Daha fazla bilgi için Bölüm l 4'ye bakın.
• Fizik muayene, doğrudan yara değerlendirmesini
ve tendonlar, damarlar, sinirler, derin boşluklar, ek­
lem ve kemik de dahil olmak üzere alttaki yapıların
dikkatli bir değerlendirmesini içermelidir.
66
KISIM 4, ACİL YARA BAKiMi VE YÖNETİMİ
TABLO 17-1
Yaygın Isırıklar ve İlk Tedavi
HAYVAN
ORGANİZMA
BİRİNCİ
BASAMAK
ANTİBİYOTİK
Kedi
Pasteurella multocida
Bartonella henselae
(kedi tırmığı ateşi)
Amoksisilinklavulanat
Azitromisin
Köpek
Pasteurella,
streptokoklar,
stafilokoklar,
Capnocytophaga
canimorsus
Amoksisilinklavulanat
İnsan
Eikenel/a,
stafilokoklar,
streptokoklar
Herpes simplex
(herpetik dolama)
Amoksisilinklavulanat
Asiklovir veya
valasiklovir
Sıçan, fare,
sincap,
Gerbils
AmoksisilinStreptobacillus
klavulanat
moniliformis (Kuzey
Amerika) veya
Spirillum minus /
minör (Asya)
Çiftlik
hayvanları,
büyük oyun
hayvanları
Çoklu organizmalar
Brucella, Leptospira,
Francisella
tularensis
Yarasalar,
Kuduz
maymunlar,
köpekler,
kokarca,
rakun, tilki
Amoksisilinklavulanat
veya hastalığın
spesifik ajanı
Kuduzimmun
globulin, kuduz
aşısı
Maymun
Herpes B virüsü
(Cercopithecine
herpesvirus)
Asiklovir veya
valasiklovir
Tatlı su balık
Aeromonas,
stafilokoklar,
streptokoklar
Fluorokinolon
veya
Trinıetoprim/
sulfametoksazol
Tuzlu su
balıkları
Vibrio, stafilokoklar,
streptokoklar
Florokinolon
Lokal anestezi genellik.le dikkatli bir yara eksploras­
yonu gerçekleştirmek için gereklidir. SYY'de ten­
don yumruk yapılmamış elde proksimale retrakte
olabildiğinden, yaralar ekstansör tendon tutulu­
munu tespit etmek için MKF ek.lemin tüm hareket
sınırı boyunca değerlendirilmesi gerekmektedir.
Muayene de potansiyel bir ek.lem aralığı ihlalini de­
ğerlendirmek gerekir.
Radyografi özellik.le ellerde yabancı cisimler ve kı­
rıkları belirlemek için tavsiye edilir.
El insan ısırık.lan sıklık.la selülit, lenfanjit, abse
oluşumu, tenosinovit, septik artrit ve osteomye­
lit ile komplike olurlar. İnsan ısırığından olan en­
feksiyonlar polimikrobiyaldir, türe özgü Eikenella
corrodens'a ek olarak stafilokok ve streptokok tür­
leri yaygın izolatlardır.
TANI VE AYIRICI TANI
Öykü ve fizik muayene genellikle doğrudan tanıyı
belirtecektir.
Hasta insan ısırığının gerçek etiyolojisini sak.lama­
ya veya inkar etmeye çalıştığı zamanlarda ve özel­
likle yara el üzerindeyse yüksek derecede bir şüp­
heyi gösterir.
Vira! hastalıkların insan ısırığıyla (örneğin, herpes
simpleks, herpetik dolama, ve hepatit B) bulaşabi­
leceği akılda tutulması önemlidir.
• Bir insan ısırığı ile HIV edinmenin potansiyel riski,
tükürükte düşük seviyelerdeki HIV nedeniyle ih­
mal edilebilir görünmektedir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Normal serum fızyoloik solusyonu ile bol yara ir­
rigasyonu ve cansız dokunun makul sınırlı debrid­
manı başlangıç yönetimi için kritiktir.
Eldeki insan ısırıkları başlangıçta açık bırakılmalı­
dır. Enfeksiyon şüphesi yüksek derecede olmadıkça
diğer bölgeler primer kapamaya alınabilir.
Profilaktik antibiyotikler tümüne düşünülmelidir
ama çoğu insan ısırığı önemsizdir. AmoksisiHn/
klavulanat 500-875 miligram PO günde iki kez
(çocuklarda günde iki kez 12,5-22,5 miligram/ki­
logram/doz) seçilecek antibiyotiktir.
Kapalı/sıkılı yumruk yaralanmam yönetimi için
Bölüm 14'ye bakın. Herpetik dolama asiklovir veya
valasik.lovir ile tedavi edilir (tartışma için Bölüm
184 bakınız).
Kültürler alındıktan sonra başvuru sırasında enfekte
yaralara sistemik antibiyotik gerekir. Sağlıklı ve gü­
venilir hastalarda lokal selülit immobilizasyon, anti­
biyotik, ve yakın takip ile ayaktan tedavi edilebilir.
• Cerrahi konsültasyon ve parenteral antibiyotik için
orta-şiddetli enfeksiyonları hastaneye yatırmak ge­
rekir. Uygun kapsam dahilinde ampisilin/sulbak­
tam 3 gr iV 6 saatte bir (çocuklarda 25-37,5 mg/
kg/doz 6 saatte bir) veya sefoksitin 2.0 g IV 8 saatte
bir (çocuklarda 27-33 mg/kg/doz IV veya IM 2,0 g
kadar her 8 saatte). Penisiline alerjisi olan hastalar
klindamisin (5 ile 10 miligram/kilogram/doz IV
günde 4 kez 600 mg/doza kadar), artı siproflok­
sasin (10 miligram/kilogram/doz 12 saatte bir IV,
maksimum: 400 mg/doz) ile tedavi edilebilir.
Tüm hastalara kılavuzlara göre tezanoz immüni­
zasyonu sağlanmalıdır.
BÖLÜM 17 • DELİCİ YARALAR VE ISIRIKLAR
Önemli yara enfeksiyonları hastaneye yatış ve pa­
renteral antibiyotik gerektirir. Örnek olarak lenfan­
jit, lenfadenit, tenosinovit, septik artrit, osteomyelit
kanıtı olan enfekte yaralar, sistemik belirtiler ve
tendon, eklem ya da kemikler gibi altta yatan ya­
pıların yaralanmaları verilebilir. Kültürler tercihen
ameliyathanede eksplorasyon sırasında, derin ya­
pılardan elde edilmelidir. Başlangıç antibiyotik te­
davisine ampisilin/sulbaktam 3 gr IV 6 saatte bir
veya klindamisin (günlük 5 ile 10 miligram/kilog­
ram/doz IV 4 kez, 600 mg/doz'a kadar) artı siprof­
loksasin {10 miligram/kilogram/doz her 12 saatte
bir IV, maksimum: 400 mg/doz) ile başlanmalıdır.
Gram boyamada gram-negatif basiller ortaya çı­
karsa, bir üçüncü veya dördüncü kuşak sefalospo­
rin veya aminoglikozid eklenmelidir.
Tetanoz profilaksisi standart klavuzlara göre sağ­
lanmalıdır.
• KÖPEK ISIRIKLARI
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
67
Bildirilen hayvan ısırıklarının %80-90'nı köpek ısı­
rık.landır, raporlanmış ısırıkların çoğunluğu okul
çağı süren çocuklardır.
Enfeksiyon vakaların yaklaşık %5'inde görülür ve
50 yaşından büyük hastalarda, el yaralanması veya
derin delici yaraları olanda ve 24 saatin üzerinde
gecikmeyle ilk tedavisi olanlarda daha yaygındır.
İnsan ısırığı ile ilgili bölümde belirtildiği gibi ayrın­
tılı bir öykü ve muayene yara genişliğini ve enfeksi­
yon olasılığını değerlendirmek için gereklidir.
Köpek ısırığı yaralarının enfeksiyonları genellikle
polimikrobiyaldir ve aerobik ve anaerobik bakteri­
leri içerir.
TANI VE AYIRICI TANI
Enfeksiyon kanıtı, yabancı cısını şüphesi, kemik
tutulumu veya küçük çocukların kafasında büyük
köpeklerin intakranial penetrasyon ısırıkları varsa
radiografı önerilir
KEDİ ISIRIKLARI
•
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
•
Tüm köpek ısırık yaraları bol irrigasyon ve cansız
dokunun debridmanı ile uygun yara bakımı gerek­
tirir.
Primer kapama el ve ayaklar dışında kafa derisi,
yüz, gövde ve ekstremitelerdeki yaralarda kullanıla­
bilir. Ayak ve ellerde laserasyonlar başlangıçta açık
bırakılmalıdır. Özellikle küçük çocuklarda büyük,
kapsamlı laserasyonlar iyice açılıp, ameliyathanede
onarılır.
Delici alet yaraları, el ve ayak yaraları ve yüksek
riskli hastalardaki yaralar 3 ila 5 gün profilaktik
antibiyotik almalıdır, amoksisilin/klavulanat 500875 miligram PO günde iki kez (çocuklarda 12,522,5 mg/kg/doz günde iki kez) ya da klindamisin
(günlük 5 miligram/kilogram/doz 4 kez, PO 450
mg/doz'a kadar) artı siprofloksasin (15 miligram/
kilogram/doz 12 saatte bir, maksimum: 500 milig­
ram/doz PO).
Klindamisin artı trimetoprim-sulfametoksazol
penisilin alerjisi olan hastada kullanılabilir.
Başvuruda açıkça enfekte olan yaraların kültürü
alınmalı ve antibiyotik başlanılmalıdır. Güvenilir,
sadece lokal selüliti olan düşük riskli hastalar ve alt­
ta yatan yapılarda tutulumu olmayanlar yakın takip
ile ayaktan tedavi edilebilir.
Kedi ısırıkları rapor edilmiş hayvan ısırıklarının
%5-18'ini oluşturur; çoğunluğu kol, önkol ve el
üzerindedir. Kedi ısırıklarının %80 kadarı enfekte
olur.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
•
Pasteurella multocida enfekte kedi ısırırığı yaraları­
nın %53 ila %80'ninden izole edilen major patojen­
dir.
Pasteurella belirgin ağrı ve şişlik semptomları ile
hızlı bir şekilde gelişen yoğun inflamatuvar yanıta
neden olur.
Ciddi kemik ve eklem infeksiyonlarına ve bakteri­
yemiye neden olabilir. P multocida nedeniyle sep­
tik artritli hastaların çoğu glukokortikoidler veya
alkolizm nedeniyle değişmiş konak defansına sa­
hiptir.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Enfeksiyon kanıtı, yabancı cisim şüphesi veya ke­
mik tutulumu varsa radyografi önerilmektedir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Tüm kedi ısırık yaraları cansız doku debridmanı ve
bol irrigasyon ile uygun yara bakımı gerektirir.
68
KISIM 4 • ACİL YARA BAKiMi VE YÖNETİMİ
• Yeterince temizlenememesi nedeniyle, delinme
yaraları ve 1 ile 2 cm den küçük yaralanmalar
hariç genellikle primer yara kapama endikedir.
Gecikmiş primer kapama kozmetik olarak önemli alanlarda kullanılabilir. Gecikmiş kapatılmayı
destekleyen veya basit primer kapamadan kaçını­
lan faktörler arasında 6 saat sonrasında başvuru,
kozmetik kaygının yokluğu, karmaşık onarım ih­
tiyacı ve cerrahi girişim gerektiren altta yatan ya­
ralanmalar vardır.
• Profilaktik antibiyotik elinde delinme olan, im­
mun yetmezlilikli, artriti veya prostetik eklemleri
olan yüksek riskli hastalara verilmelidir. Kedi ısı­
rıkları olan tüm hastalar enfeksiyon riski yüksek
olması nedeniyle profilaktik antibiyotik almalı­
dır. Amoksisilin/klavulanat 500-875 miligram
PO günde iki kez (çocuklarda günlük 12,5-22,5
miligram/kilogram/doz 2 kez), sefuroksim 500
miligram PO günde iki kez ( 1 O ila 15 miligram/
kilogram/doz günde iki kez çocuklarda) veya
doksisiklin erişkinlerde 100 miligram PO günde
iki kez ( çocuklar, 1-2 mg/kg/doz günde iki kez,
100 mg/doz'a kadar) 3-5 gün alımı uygundur.
• Kedi ısırıklarında enfeksiyon gelişimi, değerlen­
dirmesi ve tedavisi köpek ısırığı enfeksiyonlarıyla
benzerdir. Pasteurella multocida enfeksiyonları
için tercih edilen ilaç penisilindir.
• Tetanoz profilaksisi standart klavuzlara göre sağ­
lanmalıdır.
KEMİRGENLER, ÇİFTL.İK
HAYVANLARI, EGZOTiK V E
YABANİ HAYVANLAR
• Kemirgen ısırıkları genellikle önemsizdir, kemir­
genlerin kuduz taşıdığı bilinmez ve bu ısırıklar dü­
şük enfeksiyon riski taşırlar.
• Hayvancılık ve büyük av hayvanları ciddi yara­
lanmalara neden olabilir. Aynı zamanda Burusel­
la (Bknz. Bölüm 100), leptospirozis (Bknz. Bölüm
100) ve tulareminin (Bknz. Bölüm 99) neden oldu­
ğu belirgin enfeksiyon ve sistemik hastalık riskleri
vardır.
• Agresif yara bakımı ve geniş spektrumlu antibiyo­
tikler önerilir. Spesifik ajanlar Tablo 17-1 listelen­
miştir.
ONARIM SONRASI YARA
18 BAKIMI
David M. Cline
Çeviri: Bülent Erbil
• Onarım sonrası, uygun yara bakımı optimize iyi­
leşme ve komplikasyonların önlenmesi üzerine
odaklanmıştır. Dikkat edilmesi gerekenler pansu­
man, pozisyon alma, profilaktik antibiyotik ve teta­
noz profilaksisinin kullanımından oluşur.
• Uygun takip ve kozmetik sonuçlar açısından hasta
eğitimi önemlidir.
PANSUMAN KULLANIMI
• Yara örtüleri epitelizasyonu ve hızlı iyileşmeyi ko­
laylaştıran nemli bir ortam sağlar.
• OpSite® gibi yarı-geçirgen filmler konvansiyonel
gazlı pansumanlara ilaveten mevcuttur. Bu malze­
melerin dezavantajları büyük miktarda sıvı emme­
de yetersizlikleridir.
• Alternatif olarak topikal antibiyotik, sıcak ve nemli
bir çevre sağlamak için kullanılabilir.
• Topikal antibiyotikler yara enfeksiyonu oranını
azaltabilir ve ayrıca yara kabuğu oluşumunu önle­
yebilir.
• Doku yapıştırıcıları ile kapatılan yaralar yapışkan­
lığı gevşetmesi nedeniyle topikal antibiyotikli mer­
hem ile tedavi edilmemelidir.
YARA TAMİRİ SONRASI HASTA
P OZİSYONU
• Yaralanmış bölge, mümkünse yara etrafındaki öde­
mi azaltmak ve hızlı iyileşme için yükseltilmelidir.
• Hareketi ve ödemi azaltmaları ve vücut kısmına
gösterilen dikkat artışı nedeniyle, ateller ekstremite
yaralanmaları için yararlıdır.
• Basınçlı pansumanlar sıvı birikimini en aza indirir
ve kulak ve kafa derisi laserasyonu için çok yararlı­
dır (Bkz. Bölüm 13).
PROFİLAKTİK ANTİBİYOTİK
• Profilaktik oral antibiyotikler sadece özel klinik du­
rumlarda endikedir.
• Antibiyotikleri yazıp yazmamaya karar verirken,
yaralanma mekanizması (örn, ezilme yaralanması),
bakteriyel veya toprak kirlilik derecesi ve konağın
enfeksiyonlara yatkınlığını düşünülmelidir.
• Profılaktik antibiyotikler ekstremitelerdeki insan
ısırıkları, kedi veya köpek ısırıkları (Bkz.Bölüm
17), ağız içi laserasyon (Bkz. bölüm 13), açık kırık­
lar ve eklem veya tendonun etkilendiği yaralar için
(Bkz. Bölüm 14, 15) tavsiye edilir.
BÖLÜM 18 • ONARIM SONRASI YARA BAKiMi
Lenfödem bölgelerinde yaraları olan hastalar olası­
lıkla profilaktik antibiyotikten fayda görecektir.
Isırık olmayan yaralanmalar için 3- 5 günlük süre
ve ısırık yaraları için 5- 7 günlük süre yeterlidir.
YARA DRENLERİ
İnterstisyel sıvı ya da kan uzaklaştırılması için, püy
drenajına açık bir kanal tutmak için, ya da bir kon­
tamine alandan drenaja izin vererek bir apse oluşu­
munu önlemek için yaralara drenler yerleştirilir.
Özellikle cerrahi sonrası yara içine bakteri ulaşımı­
nı engellemesi nedeniyle kapalı drenaj sistemleri
açık yara drenajlarıyla yer değiştirmiştir.
I&D (insizyon ve drenaj) sonrası bir apse kavitesi
içine şerit gazlı bez tamponlaması AS'te kullanılan
en yaygın drendir. Yara eksuda üretmeyi durdura­
na kadar günlük tampon değiştirilmelidir.
TETANOZ PROFİLAKSİ
Tetanoz profilaksi ihtiyacı her yaralı hasta için göz
önüne alınmalıdır.
Yaralanma mekanizması, yaranın yaşı ve hastanın
tetanoz aşılanma durumu hakkında bilgi edinilme­
lidir.
Tetanoz toksoidinde tek kontrendikasyon önceki
bir doz sonrasın da nörolojik veya ciddi sistemik
bir reaksiyon öyküsünün olmasıdır
AGRI KONTROLÜ
Beklenen ağrının derecesi ve ağrıyı azaltacak önlemler hakkında hastayı bilgilendirin. Ateller eks­
tremite laserasyonlarında ağrı ve şişmenin azaltıl­
masında yardımcıdır.
Narkotik analjezik ilk 48 saatten sonra nadiren ge­
rekli olmasına rağmen analjezikler gerekebilir.
Tetanoz profılaksisi öneriler özeti için Tablo 18-l'e
bakınız.
YARA T EMİZLİGİ
Sütüre veya stapler uygulanmış yaralar kapatılma­
dan sonra yara enfeksiyonu riskini artırmadan 8
saat gibi erken bir sürede temizlenilebilir.
Yaralar sabun ve su ile hafifçe temizlenmelidir ve
günlük enfeksiyon belirtileri yönünden muayene
edilmelidir.
İlk 3-5 gün süreyle topikal antibiyotik uygulaması
kabuk oluşumunu azaltır ve kenar ayrılmasını ön­
ler.
Doku yapıştırıcıları ile kapatılmış yaraları olan
hastalar yıkanabilir ancak yaranın suya batırıl­
ması yapışmayı gevşetip ve yapışkanın erken­
den dökülmesine neden olacağından yapılma­
malıdır.
TABLO 18-1
69
SAGLIK UZMANI TAKİBİ
Yara muayenesi veya sütür alımı için gereken özel
bilgilendirmeler sağlayın.
Yüksek riskli yaralar veya durumlar ya da enfeksi­
yon belirtilerini algılayamayan hastalar genellikle
48 saat içinde, yeniden değerlendirmeye gelmeleri
için bilgilendirilmelidir.
Yüz clikişleri 3-5 gün içinde alınmalıdır.
Diğer sütürlerin çoğu 7 ila 10 gün içinde alınabilir,
ellerdeki veya eklem üzerindeki sütürler 1O ila 14
gün süreyle kalmalıdır.
Sütürler veya yapışkan bantlar kaldırılırken açıl­
maya neden olabileceğinden yaraya dik gerginliği
önlemek için dikkat edilmelidir.
Tetanos Profılaksisi için Öneriler
TEMİZ MİNÖR YARALAR
TÜM DİGER YARALAR
TETANOZ
İMMÜNİZASYON
HİKAYESİ
TETANOZTOKSOID
VERİN
TIGVERİN
TETANOZ TOKSOİD
VERİN
TIGVERİN
< 3 veya belirsiz doz
Evet
Hayır
Evet
Evet
;,: 3 doz
5 yıl içinde son doz
5-10 yıl içinde son doz
>10 yıl son doz
Hayır
Hayır
Evet
Hayır
Hayır
Hayır
Hayır
Evet
Evet
Hayır
Hayır
Hayır
70
KISIM 4 • ACİL YARA BAKiMi VE YÖNETİMİ
• Doku yapıştırıcıları uygulamanın 5 ile 10.uncu
günü içinde çıkacaktır.
UZUN VADELİ KOZMETİK SONUÇLAR
HAKKINDA HASTA EGİTİMİ
• Tüm travmatik yaralanmaların bir miktar yara
iziyle sonuçlanacağını ve kısa vadeli kozmetik gö-
rünümün, en son kozmetik sonucu büyük ölçüde
tahmin edemediği bilgisi verilmelidir.
• Kalıcı hiperpigmentasyona neden olabilmesi nede­
niyle yaralar iyileşirken hastanın güneşten sakın­
ması için bilgilendirin.
• Hastalar yaralanma sonrası en az 6 ila 12 ay boyun­
ca güneş kremi sürmelidir.
Kısım 5
KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
GÖGÜS AGRISI: KARDİYAK
19 YA
DA KARDİYAK DEGİL
Ihomas Rebbecchi
Çeviri: Meltem Akkaş
EPİDEMİYOLOJİ
•
Göğüs ağrısı (GA) yaygın bir Acil Servis (AS) şikaye­
tidir. Kompleks ve karışık olabilen bu hastaların yöne­
timi kritiktir. Klinisyen ağrının kardiyak mı, kalp dışı
nedenlerle mi meydana geldiğini belirlemelidir.
PATOFİZYOLOJİ
GA visseral veya somatik olabilir. Damarlardan ve
organlardan orjin alan visseral ağrı spinal korda
değişik seviyelerde girer ve ağırlık hissi, rahatsızlık
şeklinde tariflenir. Somatik ağrı, dermatomal olup,
paryetal plevra ya da göğüs duvarındaki yapılardan
kaynaklanır ve daha doğru tariflenebilir.
İskemi, oksijen sunumu ve istemi arasındaki den­
gesizlikten kaynaklanır.
Kardiyak ağrı, miyozitlere oksijen sunumundaki
eksikliğe bağlı oluşan visseral bir ağrıdır. Anaero­
bik metabolizma oluşur, kimyasal mediatorler salı­
nır, ağrı meydana gelir.
TABLO 19-1
KLİNİK ÖZELLİKLER
Tipik iskemik göğüs ağrısı, sıkıcı, ezici ve baskı
tarzında, retrosternol/epigastrik bölgede hissedilir.
Ağrının çeneye veya ön kola yayılımında, iskemi
riski daha yüksektir. Diğer semptomlar da kardiyak
etiyoloji olasılığını artırır (Bknz. Tablo 19- 1 ).
• Öykü ve muayenede tespit edilen plöritik ve pozis­
yonel ağrı gibi faktörler iskemi veya enfarktüs ola­
sılığını azaltır, ancak dışlamaz (Bknz Tablo 19-1).
İki dakikadan kısa veya sürekli olarak 24 saatten
uzun süren semptomların, iskemik olma olasılığı
düşüktür. Atipik semptomlar (anjina eşdeğerleri);
kadın, diyabetik, yaşlı, beyaz olmayan azınlık ve
psikiyatrik hastalarda daha yaygındır.
Akut miyokard enfarktsü (AMI) geçiren 1/3 ora­
nında hastada GA olmayabilir. Hastalarda solunum
sıkıntısı, bulantı, kusma, omuz veya çene ağrısı ve
çarpıntı semptomları olabilir.
Hastanın göğüs ağrısının karakteri, iskemik ağrıyı
diğer hastalıklardan ayırt etmeye yardım edebilir.
İskemik kardiyak ağrı, tipik olarak eforla kötüleşir,
dinlenme ile rahatlar.
TANI ve AYRICI TANI
Kardiyak GA teşhisi, genellikle öyküye dayanır.
Öyküde Akut Miyokard Enfarktüsü Olasılığını Arttıran Faktörler
AGRI TANIMI
ÇALIŞMA
HASTA SAYISI
POZİTİF OLASILIK ORANI (%95 CL)
Sağ kol veya omuza yayılım
Chun et al.'
770
4.7 (1.9-12.0)
İki kol veya omuza yayılım
893
4.1 (2.5-6.5)
Egzersiz ilişkili
Goodacre et al.2
Goodacre et al.2
893
2.4 (1.5-3.8)
Sol kola yayılım
Panju et al.3
278
2.3 (1.7-3.1)
Terleme ile ilişkili
Panju et al.'
Panju et al. 3
8426
2.0 (1.9-2.2)
970
1.9 (1.7-2.3)
Önceki anjinadan daha şiddetli ya da
önceki MI benzerliği
Chun et al.'
7734
1.8 (1.6-2.0)
Baskı şeklinde
Chun et al. 1
11504
1.3 (1.2-1.5)
Bulantı kusma ile ilişkili
'Chun AA, McGee SR: Bedside diagnosis of coronary artery d;seasc: a systematic review Am / Med 117:334, 2004. [PMID: [5336583)
'Goodacre S, Locker T, Morris F, Campbell S: How useful are clinical features in the diagnosis of acute, undifferentiated chest pa.in? Acad Emerg Med 9:203, 2002.
IPMID: 11874776)
'Panju AA, Hcmmelgarn BR, Guyatl GH, Sime) DL: Is this patient having a mycardial infoction? /AMA 280:l256, 1998. IPMID: 9786377)
71
72
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
TABLO 19-2
AGRI TANIMI
Plöritik ağrı
Pozisyona! ağrı
Keskin ağrı
Palpasyonla
oluşan ağrı
Meme altı
lokalizasyon
Egzersiz ile
ili�kisiz
Akut Miyokardiyal Enfarktüs
Olasılığını Azaltan Hikaye ve
Fizik Muayene Özellikleri
POSİTİVE
HASTA LİKELİHOOD
ÇALIŞMA SAYISI RATİO (%95CL)
8822
8330
1088
8822
0.2 (0.1-0.3)
0.3 (0.2-0.5)
0.3 (0.2-0.5)
0.3 (0.2-0.4)
Everts et al.2 903
0.8 (0.7-0.9)
Goodacre et
ai.3
0.8 (0.6-0.9)
Chun et al.'
Chun et al.1
Chun et al.'
Chun et al.'
893
'Clıun AA. McGee SR: Bedside diagnosis of coronary arter discase: a systcma·
tic review. Aııı J Med 117:334, 2004. (PMID: 153365831
'Everts B, Karlson BW, Wahrborg P, et al: Lacalization of pain in suspccted acu·
tc ınycardial infoction in rclation to fınal diagnosis, age and scx, and site and
type of infaction. Hearı Lung 28:30, 1996
'Goodacre S, Locker T. Morris F, Caınpbell SO How useful are dinical featurcs
in the diagnosis of acutc, undiffcrentiatcd chest pain? Acııd Eıııcrg Mcd 9:203,
2002. [PMID: 11874776]
TABLO 19-3
GÖGÜS DUVARI
AGRISI
Kostosternal
sendrom
Kostokondirit (Tietze
sendromu)
Prekordiyal ağrı
sendromu
Kayan kaburga
sendromu
Radiküler
sendromlar
İnterkostal sinir
sendromları
Pulmoner
emboli
Pnomoni
Spontan
pnomotoraks
Perikardit
Plörezi
Fibromiyalji
Göğüs ağrısının kardiyak olmayan birçok önemli
nedeni vardır (Bknz. Tablo 19-3).
Acil hekiminin göğüs ağrılı her hasta için göz
önünde bulundurması gereken bir kaç yaşam teh­
dit edici neden vardır (Bknz. Tablo 19-4).
EKG en önemli testtir ve hastanın ASe gelişinin ilk 10
dakikası içinde alınmalıdır. Sadece %50 AMI hastada
EKG tanı koydurucudur. Seri EKG çekimleri devam
eden göğüs ağrısı ile gelen hastalarda gereklidir.
TABLO 19-4
HASTALIK
Akut Göğüs Ağrısının Önemli
Nedenleri
PLÖRİTİK
AGRI
VİSSERAL AGRI
Tipik egzersiz
anjinası
Atipik (egzersizle
ilişkisiz anjina)
Unstabil angina
Akut
miyokardiyal
enfarktüs
Aortik diseksiyon
Perikardit
Ösefagiyal reflü
veya spazm
Ösefagiyal rüptür
Mitral kapak
erolaesu
Serum kardiyak belirteçleri iskemi ve enfarktüs
için faydalıdır. 24 saat üstünde ölçülen Kreatin Ki­
naz (CK) spesifik olarak da MB fonksiyonu, Akut
Miyokard Enfarktüsü (AMI) için altın standart
olarak göz önünde bulundurulur. Bununla birlikte
CK-MB, aşırı egzersiz, kafa travması ve ateşli has­
talıkları içeren 37 diğer durumda yükselebilir.
Troponin I ve T, kardiyak kas için spesifiktir ve AMI
için yüksek sensitivite ve spesifıteye sahiptir. Tropo­
ninler tercih edilen kardiyak belirteç olarak, CK'nin
Yaşamı Tehdit Eden Göğüs Ağrısı Nedenleri Klasik Semptomların Karşılaştırılması
AGRI (LOKALİZASYON) AGRI (KAREKTER)
AGRI (YAYILIM)
İLGİLİ SEMPTOMLAR
Sağ veya sol omuz, sağ
veya sol kol/el, çene
Nefes darlığı, terleme,
bulantı
TLim göğüs
Ezici, daraltıcı,
sıkıştırıcı, baskı
tarzında
Ağırlık hissi
Yok
Göğüsün bir bölümü
Ploritik
Yok
Nefes darlığı, stabil
olmayan vital
bulgular, ölüm hissi
Taşikardi, takipne
Şiddetli, yırtıcı
Pnömotoraks
Orta hatta, sternum
atında
Göğüsün bir tarafında
İkincil arteriyal dalda
tıkanıklık
Nefes darlığı
Ösefagiyal rüptür
Sternum altında
Arkada sırtta
Perikardit
Sternum altında
Pnomoni
Göğüste bir noktada
Ani, keskin, şimşek
çakar gibi, plöritik
Kuvvetli bir
kusmadan sonra
ani, keskin
Keskin, sürekli veya
plöritik
Keskin, plöritik
Sırtta interskapular
bölgede
Omuz, sırt
Peptik ülser
eerforasyonu
Epigastrik
Şiddetli, keskin
Nefes darlığı, terleme,
sepsis bulguları
görülebilir
Ateş, perikardiyal
sürtünme sesi
Ateş, sepsis bulguları
görülebilir
Terleme, akut distres
Anjina pektoris
Retrosternal veya
epigastrik
Masif pulmoner
emboli
Segmental pulmoner
emboli
Aort diseksiyonu
Listelenen tüm yaşam tehdit edici hastalıklarda atipik bir görüntü olabilir.
Arka (sırt), boyun,
omuz
Hiçbiri
Arkada sırtta, göğüsün
içine doğru
BÖLÜM 20 • AKUT KORONER SENDROMLAR: MİYOKARDİYAL İSKEMİ VE ENFARKTÜSÜN TEDAVİSİ
TABLO 19-5
kısmın diğer bölümlerinde anlatılmıştır. Bu testler
kardiyak GA teşhisine yardımcı olabilir. Ayrıca eko­
kardiyografı, perikardit, aort diseksiyonu, hipertro­
fık kardiyomiyopati gibi iskemik hastalığı taklit eden
diğer durumların ayrımını kolaylaştırabilir.
Göğüs X-ray genellikle kardiyak GA olan hastalarla
ilgili sınırlı bilgiler verir fakat X-ray diğer önemli
durumların teşhisine yardım edebilir.
İskemik Kalp Hastalığı
Yokluğunda Troponin
Yıikselmesine Neden Olan
Durumlar
Kardiyak kontüzyon
İnvasiv kardiyolojik girişimler (cerrahi, ablasyon, pace, stent
yerleştirme)
Akut veya kronik kalp yetmezliği
Aort diseksiyonu
Aort kapak hastalığı
Hipertrofık kardiyomiyopati
Aritmiler (taşikardi veya bradikardi)
Apikal balonlaşma sendromu
Kardiyak zedelenme ile birlikte rabdomiyoliz
Pulmoııer embolinin dahil olduğu şiddetli pulmoner
hipertansiyon,
Akut nörolojik hastalıklar (inme, subaraknoid kanama)
Miyokardiyal infıltratif hastalıklar (amiloid, sarkoid,
hemokromatosis, skleroderma)
İnflamatuvar kardiyak hastalıklar (miyokardit, endokardit,
perikardit)
İlaç zehirlenmeleri
Solunum yetmezliği
Sepsis
Yanıklar
Aşırı egzersiz (dayanıklık atletleri)
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUGU
Hastayı monitorize edin, 02 verin ve bir IV damar
yolu açın. EKG çektir. Derhal yaşam tehdit edici
durumlara odaklanın çektirin.
İlk EKG kardiyak iskemiyi göstermese bile, eğer
klinik şüphe yüksek ise, hasta agresif olarak tedavi
edilmelidir.
• EKG, klinik hikaye ve kardiyak belirteçlerin kom­
binasyonu, hem GA'.sının kardiyak kökenli olup
olmadığının belirlenmesinde, hem de tedavi ve ta­
burculuk kararında etkili olan risk sınıflamasında
kullanılmalıdır.
yerini almıştır. Troponinler de, kardiyak olmayan
iskemik hastalarda yükselebilir (Bknz. Tablo 19-5).
Myoglobin, AMI'de atar. Ancak tüm kaslarda bu­
lunmasına bağlı olarak yalancı pozitiflik oranı yük­
sektir.
CK-MB, myoglobin ve troponin yükselmeleri ara­
sındaki ilişki Şekil 19-1'de görülebilir.
• Çeşitli ek tanı yöntemleri kardiyak GA'.sının sap­
tanmasına yardım edebilir. Ekokardiyografı ve stres
testleri (egzersiz, eko ve nükleer) ile ilgili detaylar bu
KORONER
20 AKUT
SENDROMLAR:
MİYOKARDİYAL İSKEMİ VE
ENFARKTÜSÜN TEDAVİSİ
David M. Cline
Çeviri: Meltem Akkaş
EPİDEMİYOLOJİ
'001
•
� 50
Q)
� 15
::,
Q)
10
ô
Q)
73
Amerika Birleşik Devletlerinde (ABD) 204.3/
100.000/ yıl ölüm oranı ile erişkinlerde en önemli
ölüm nedeni, iskemik kalp hastalıklarıdır.
AKS (Akut Koroner Sendrom) aralıklı anjina atak­
larından AMI'ne kadar uzanan bir hastalık spektu­
rumudur.
PATOFİZYOLOJİ
5
•
o
2
4
6
3
5
AMI başlangıcından itibaren günler
7
10
ŞEKİL 19-1. Akut miyokard enfarktüsü (AMI) sonrası se­
rum belirteçlerinin yükselmesinin tipik örneği. CK-MB=
kreatin kinaz MB fraksiyonu; cTnl=kardiyak troponin I;
cTnT=kardiyak troponin T; L Dl=laktat dehidrogenaz iso­
enziml; MLC=miyozin hafif zincir
•
Koroner plak, koroner damar duvarlarına tekrar­
layan travmalardan sonra oluşur. Plak rüptürü,
trombositlerin trombojenik materyallere maruz
kalmasına neden olur.
Adezyon, aktivasyon agregasyon şeklinde platelet
yanıtı oluşur. Platelet adezyon molekülleri güçlü
trombojeniktir ve von Willebrand's Faktöre (VWF)
74
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
bağlanır. Trombin, kollagen, ADP (adenozin difos­
fat), tromboksan A2 ve serotonin güçlü platelet ak­
tivatörleridir. Platelet glikoprotein Ilb/ Illa resep­
törleri, agregasyonun ortak yolu olarak VWF veya
fıbrinojen ile çapraz bağ yaparlar.
• AKS şiddeti, trombusun neden olduğu 02 sunu­
mundaki azalmaya bağlıdır. Tam tıkanıklık hücre
ölümü ile sonuçlanır.
• AMI her iki iletim sistemine zarar verir. Ektopi,
disritmi oluşur. Sol ventrikül fonksiyonlarını etki­
ler, artmış dolum basıncına neden olur.
• Kokain kullanımı, miyokardiyuma direkt toksik.
etkiye sahiptir ve kronik koakin kullanımı AMI'ya
neden olabilir.
•
• TANI VE AYIRICI TANI
•
•
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
•
•
•
•
•
•
•
KAH için kardiyak risk faktörleri asemptomatik
hastalarda orta derecede, AMI ve diğer AKS du­
rumlarında zayıf derecede tahmin değerine sahip­
tir.
Fizik muayene normal veya patolojik olabilir.
Ağrısız/atipik klinik yaygındır. Kadın ve yaşlılarda
daha sık görülür. Kolay yorulma, solunum sıkıntısı
şikayeti olabilir.
İskemik /anginal ağrı, AMI ağrısına benzerdir.
AMI ağrısı genellikle, sadece agresif bir müdahale
ile geçerken, anjinal ağrı dinlenmek veya NG (nit­
rogliserin) ile geçebilir.
Miyokardiyal kayıpların lokalizasyonu ve genişliği,
prognozda ve komplikasyon oluşumunda rol oy­
nar. Sol ventrikül %25 kaybı konjectif kalp yetmez­
liğine neden olur. %40 sol ventrikül kaybı şoka, sağ
ventrikül enfarktüsü hipotansiyona neden olur.
Anterior hasar taşidisritmiye neden olur. İnferior
hasar, artmış vagal tonusa ve birinci derece ve Mo­
bitz I bloğa neden olabilir.
Mobitz II blok, genellikle anterior MI ile ilgilidir. Tam
kalp bloğuna neden olabilir. Anterior ve/ veya inferior
hasarlanma sonucu tam kalp bloğu gelişebilir.
%15-20 AMI hastasında kalp yetmezliği gelişir.
Miyokardiyal serbest duvar rüptürü, AMI'ne bağlı
ölümlerin %10'wm oluşturur ve AMI sonrası 1.-5.
günde görülür.
İnterventriküler duvar rüptüründe, ağrı, solunum
sıkıntısı ve holosistolik üfürüm görülür.
Papiller kas rüptürü, tüm AMI hastaların %l'inde,
1-14 günde görülür.
Perikardit, tüm AMI hastaların %20'sinde,,olaydan
2-4 gün sonra görülür. Dressler sendromu, AMI'u­
nu takiben 2-10 haftada görülür.
İnferior AMI'ların l/3'ünde sağ ventrikül de dahil
olur ve artmış mortalite ve komplikasyonlarla iliş­
kilidir.
•
•
•
•
Hastanın geliş EKG sinde �l mm ST segmet yük­
selmesi mevcutsa, ST-Segment Elevasyonlu Akut
Miyokard Enfarktüsü (STEMI) tanısı konulur.
Biyolojik belirteçlerin anormal yüksekliğine rağ­
men, STEMI kriterlerini karşılayan EKG değişikli­
ği olmaması durumunda, ST segment elevasyonu
olmayan MI (NSTEMI) tanısı konur.
Unstabil angina tanısı kliniktir fakat EKG de ve bi­
yolojik belirteçlerin düzeyinde belirsiz, tanı koyucu
değişiklikler olabilir.
Öykü genelde tanıya yardımcıdır fakat AS'te kulla­
nılan en iyi test EKG'dir.
Anlamlı EKG anormalliği, AMI, USAP (unstabil
angina pektoris) ve ciddi kardiyovasküler kompli­
kasyonlarla ilgilidir.
Normal veya nonspesifık EKG olan hastalarda
%1-5 oranında AMI ve %4-23 oranında USAP gö­
rülür. Tanısal olmayan EKG değişikliği veya yaşı
belirsiz iskemi delilleri olan hastalarda, %4-7 ora­
nında AMI ve %21-48 USAP görülür.
Yeni iskeminin EKG'de gösterilmesi, AMI riskini
%25'ten %73'e, USAP riskini %14'ten %43'e yüksel­
tir.
EKG'deki bulgular ile ilgili arter tahmin edilebilir.
Şekile 20-1 'de, sol sirkumflex arterin tıkanması so­
nucu gelişen inferiolateral miyokard enfarktüsüne
bağlı EKG değişiklikleri görülmektedir.
Şekil 20-2, sağ koroner arter tıkanması sonucu ge­
lişen inferior miyokard enfarktüsüne bağlı gelişen
EKG değişiklikleri görülmektedir.
İnferior duvar AMl'ünde EKG de sağ taraf deri­
vasyonlar V4 (V4R) de alınmalıdır. V 4R de ST
segment yükselmesi yüksek olasılıkla sağ ventrikül
enfarktüsünü düşündürür.
Şekil 20-3 de, sağ ventrikül enfarktüsü görülmek­
tedir. Şekil 20-3A, derivasyon Vl de ST segment
yükselmesi ile birlikte standart derivasyonlar gö­
rülmektedir. Sağ ventriküler derivasyonlar aynı
hastaya yerleştirilir. V3 R, V3R, V3 R, V3R de sağ
ventrikül enfarktüsü ile uyumlu ST segment yük­
selmesi görülmektedir.
Şekil 20-4'de EKG de distal sol ön inen dal tıkan­
masından kaynaklanan anterior miyokard enfark­
tüsü görülmektedir.
Şekil 20-5'de sol ön inen dal tıkanmasına bağlı an­
terior miyokard enfarktüsü EKG bulguları görül­
mektedir.
BÖLÜM 20, AKUT KORONER SENDROMLAR: MİYOKARDIYAL İSKEMİ VE ENFARKTÜSÜN TEDAVİSİ
75
il
ŞEKİL 20- 1. EKG sol sirkumfleks koroner arter tıkanmasına bağlı inferiolateral miyokard enfarktüsünü göstermektedir.
(42 yaşında göğüs ağrısı ile gelen erkek hastaya ait EKG. Ekstremite derivasyonları Il, III (inferior), aVF ve derivasyon V6 da
(lateral) ST segment elevasyonu görülmektedir. Vl,V2 ve V3 de anterior derivasyonlarda resiprokal değişiklikleri yansıtan
ST segment depresyonu mevcuttur. Kateterizasyon sırasında sol circumflex arter %100 tıkalı saptandı. (Courtesy of David
M.Cline, MD, Wake Forest Baptist Health.)
•
masında faydalıdır. Ancak AS'de yapılan kardiyak
belirteç testleri daha sonra istenmeyen etkiler geli­
şen çoğu AS hastasını belirlemeyecektir.
Göğüs grafısi iskemik ağrıya benzeyen diğer ne­
denleri tespit etmekte faydalıdır.
AMI ile gelenlerde EKG normalden, belirgin ST
segment yükselmesine kadar değişebilen bulgular
gösterebilir (Bknz. Tablo 20- 1).
Kardiyak troponinler göğüs ağrısı, AKS ve AMI
olan hastaların hem tanısında hem de risk sınıfla-
aVR
2
5
VI
il
ŞEKİL 20-2. EKG sağ koroner arter tıkanıklığına bağlı gelişen inferior miyokard enfarktüsünü göstermektedir (akut göğüs
ağrısı ile gelen 80 yaşında erkek hastadan alınan EKG). Lead I ve lead aVL de> 1 mmcien fazla ST segment çökmesi ile birlik­
te, lead III de, lead 11 den fazla ST segment yükselmesi görülmektedir. Kateterizasyon sırasında sağ koroner arter % 100 tıkalı
saptandı (Courtesy of David M.Cline, MD, Wake Forest Baptist Health.)
76
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
A
VA-
ŞEKİL 20-3. Sağ ventrikül enfarktüsü. A. Lead V I de ST segmet yükselmesi ile birlikte inferior duvar miyokard enfarktüsü.
İnferior ST segmet elevasyonlu miyokard enfarktüsü ile birlikte lead I de ST segment elevasyonunun olması sağ ventrikül
enfarktüsünü düşündürür. B. Sağ ventriküler leadler ile birlikte inferior duvar miyokard enfarktüsü. Sağ ventriküler leadlerin
yerleştirildiği bazı hastalarda V3R, V4R, V SR, VSR ve V6R de ST segment elevasyonunun gösterilmesi. (Courtesy off.Stephan
Stapczynski, Maricopa Medical Center.)
il
aVL
111
aVF
il
ŞEKİL 20-4. EKG, distal sol ön inen koroner arter tıkanmasma bağlı anterior miyokard enfarktüsünü göstermektedir. (Gö­
ğüs ağrısı ile gelen 52 yaşmda erkek hasta). EKG de V 1 , V2,V3 de ST segment yükselmesi olmakla birlikte, lead II, III ve aVF
de ST segment depresyonu mevcut değildir. Kateterizasyon sırasmda distal sol ön inen dal% 100 tıkalı saptandı. (Courtesy of
David M.Cline, MD, Wake Forest Baptist Health.)
BÖLÜM 20 • AKUT KORONER SENDROMLAR: MİYOKARDİYAL İSKEMİ VE ENFARKTÜSÜN TEDAVİSİ
77
vı
il
ŞEKİL 20-5. EKG, proksimal sol ön inen koroner arter tıkanmasına bağlı anterior miyokard enfarktüsünü göstermektedir.
( Göğüs ağrısı ile gelen 65 yaşında erkek hasta). EKG de V 1, V 2, V 3 de ST segment yükselmesi birlikte, lead II, III ve aVF de > l
mm ST segment depresyonu mevcuttur. Kateterizasyon sırasında proksimal sol ön inen dal % 100 tıkalı saptandı. (Courtesy
of David M.Cline, MD, Wake Forest Baptist Health.)
Kardiyak iskeminin ayırıcı tanısında çok fazla has­
talık yer almaktadır (Bknz. Kısım 19). Perikardit,
kardiyomiyopati, kardiyak kalp hastalığı, pulmoner
emboli, pnömoni, pnomotoraks, astım ve KOAH,
gastrointestinal sistem hastalıkları (özellikle ösefa­
giyal hastalık), göğüs travması, göğüs duvarı hasta­
lıkları, hiperventilasyon, aort anevrizması ve disek­
siyonu, ayırıcı tanıda düşünülmelidir.
TABLO 20-1
GÖGÜS
DUVARI
AGRISI
Anterior
İnferior
Anteroseptal
Lateral
Anterolateral
İnferolateral
Sağ ventriküler
Gerçek posterior
Akut Miyokard Enfarktüsünde
Elektrokardiyografik Q
dalgasına Dayalı kriter
PLÖRİTİK AGRI
V 1 de rS defleksiyon ile birlikte VH
de Q dalgası, veya V H de R dalgası
amplitüdünde azalma
II,III, aVF de Q dalgası
V 1_3 de ve olasılıkla V4 te QS defleksiyon
I ve aVL de Q dalga
V4_6, I, ve aVL de Q dalga
II,III, aVF, V5, V6 da Q dalga
II, III, aVF de Q dalga ve sağ göğüs V4 te
ST yükselmesi
V1 ve V2 de R dalgası >0.04 s ve R/S oranı
�l
Posterior duvar enfarktüsü klasik leadlerde Q dalga anomalisine neden
olmaz ve V1 ve v, de yüksek R dalgasının varlığında teşhis edilir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
İlk tedavinin öncelikli amacı tercihen PKG (perkü­
tan koroner girişim) veya fibrinolitikler ile erken
reperfüzyonu sağlamaktır.
• Reperfüzyonun hedefi, hastaya acil servise gelişin­
den itibaren 90 dakika içinde PKG yapılmasıdır.
Fibrinolitik tedaviye uygun olmayan hastaların,
PKG yapabilen bir merkeze transferi düşünülme­
lidir (transfer edilecek merkeze ulaşmak, hedef za­
manı geçirse bile).
Antikoagülan ve antiplatelet tedavi yoluyla koroner
arter açıklığının sürdürülebilmesi için alınan ted­
birler aşağıda tartışılmıştır. Tablo 22-2 ilaçları ve
dozlarını listelemektedir.
Disritmilerin eğer kalp üzerindeki etkileri oksijen
istemi ve sunumu arasında bir bozukluğa neden
olursa veya elektriksel bir bozulma görülürse (ör­
neğin perfüzyon olmayan ritm; bakınız kısım 4),
tedavi edilmelidir.
İlk yapılacaklar, IV yol, 0 2, kardiyak monitorizas­
yon ve EKG olmalıdır.
STEMI kriterlerini karşılayan hastalar aşağıdaki
tedaviyi almalıdır. Aspirin, klopidogrel, nitroglise­
rin, oral B-bloker, bir antitrombin ve eğer uygun­
sa PKG. Eğer PKG makul bir zaman içinde uygun
değilse fibrinolizis önerilir (PKG için önerilen 90
dakikalık süre özellikle transfer edilen hastalarda
78
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
TABLO 20-2
Akut Koroner Sendrom Tedavisinde Acil Tedavide Kullanılması Önerilen İlaç Dozları
Antiplatelet ilaçlar
Aspirin
Klopidogrel
Antikoagülanlar
Heparin
Enoksaparin (LMWH)
Bivalirudin
Fibrinolitik ilaçlar
Streptokinaz
Alteplaz (tPA)
Reteplaz (rPA)
Tenekteplaz (tPA)
Glikoprotein Ilb/Illa
inhibitorleri
Abcixirnab
Eptifıbatid
Tirofıban
Diğer tedaviler
Nitrogliserin SL
Morfin
Metoprolol
Atenolol
160-325 milligrams PO
Yükleme dozu 300-600 milligrams PO, takiben 75 milligrams/gün
60 ünite/kg bolus (max, 4000 ünite), takiben 12 ünite/kg/sa (max, 1000 ünite/sa) infüzyon, aPTT
normalin 1,5-2 kat olacak şekilde doz ayarlaması
1 milligrams/kg SC 12 saatte bir
(PKG öncesi) 0.75 milligram/kg IV bolus, takiben 1.75 milligrams/kg/sa işlem süresince infüzyon
1.5 milyon unite 60 dakika üzerinde
>67 kg: 15 milligrams IV bolus başlangıçta; 50 milligrams infüzyon 30 dakika üzerinde; 35
milligrams infüzyon izleyen 60 dakikada
<67 kg: 15 milligrams başlangıç iV bolus; 0.75 milligrams/kg 30 dakika üzerinde in füzyon ; 0.5
milligrams/kg infüzyon izleyen 60 dakika üzerinde
10 ünite IV bolus, 30 dakika sonra ikinci doz 10 ünite IV bolus
Kiloya dayalı tek doz 30-50 milligrams
0.25 milligrams/kg bolus, izleminde 0.125 mikrograms/kg/dakika (max, 10 mikrograms/dakika),
12-24 saat infüzyon
180 mikrograms/kg bolus, izlemde 2.0 mikrograms/kg/dakika, 72-96 saat infüsyon.
0.4 mikrograms/kg/dakika 30 dakikada, izlemde O.! mikrograms/kg/dakika 48-96 saat infüzyon
0.4 milJigramsher 5 dakikada, 3 kez tekrarlanabilir
iV: 10 mikrograms/dakikada başlanır, normotansifhastalarda MAP da %10 a kadar azalma
olacak şekilde,hipertansifhastalarda MAP da %30 a kadar azalma olacak şekilde doz
ayarlanır.
2-5 miligrams iV, ağrı geçmezse 5-15 dakikada tekrar
50 miligrams PO
25-50 miligrams PO
•ooz, ST segment yükselmesi varlığı ya da yokluğu gibi durumlara göre değişebilir.
Kısa/tına/ar: LMWH = düşük moleküler ağırlıklı heparin; MAP =ortalama arteriyal basınç; max= maksimum; PKG = perkutan koroner girişim;
PTT= parsiyel throınboplastin zamanı; rPA= rekoınbinant plazıninojen aktivator; SL = sublingual; tPA = doku-tip plasminojen aktivator.
•
daha uzundur). Glikoprotein IIb/IIIa inhibitörleri
hasta kateterizasyon laboratuvarına gidinceye ka­
dar geciktirilebilir.
ST yükselmesi olmayan ancak kardiyak belirteç­
leri pozitif olan veya yüksek risk kriterleri taşıyan
hastalarda aspirin, klopidogrel, nitrogliserin, oral
{3-blokör, bir antitrombin verilmeli. PKG ile erken
müdahele göz önünde bulundurulmalıdır.
Aspirin AKS olduğu şüphenilen hastalarda bir kont­
rendikasyon yoksa veya hasta tarafından önceden
alınmamışsa 160-325 mg çiğnetilerek verilmelidir.
Anjina tedavisinde oral ve transdermal nitrogli­
serin (NG) faydalıdır. SL (sublingual) doz, total 3
tablet olacak şekilde 2-5 dakika aralarla tekrar edi­
lebilir. SL olarak verilen NG ile düzelme olmazsa,
IV 5-10 mikrogram/dakika NG verilmelidir.
NG için IV uygulama, AMI veya tekrarlayan is­
kemili hastalarda tavsiye edilir. 5-1 O mikrogram/
dakika IV başlanıp hastanın ağrısına ve kan basın­
cındaki azalmaya göre 3-5 dakikada bir arttırılarak
•
maksimum 200 mikrogram/dakika olacak şekilde
titre edilir.
NG sağ ventriküler enfarktüste, preload kaybına
bağlı hipotansiyon nedeni ile kontrendikedir. NG
ile oluşan yaygın yan etki, baş ağrısıdır.
Morfin sülfat, NG ile kontrol edilemeyen iskemik
göğüs ağrısı varlığında kullanılabilir. Morfin kardi­
yak autputun azalmasına neden olabilir. Hipotansi­
yon ve inferior miyokard enfarktüsü olan hastalar­
da dikkatli kullanılmalıdır.
Tienopiridin klopidogrel, aspirin tedavisine ilave
edildiğinde kardiyovasküler ölüm, miyokard en­
farktüsü ve inme riskini azaltır. Tienopiridinler,
ADP reseptörlerine bağlanır ve platelet agregasyo­
nunu inhibe eder.
Orta-yüksek riskli olan STEMI ve NSTEMI olan ve
PKG planlanan hastalarda asprin ve antikoagülan­
lar ile yapılan standart tedaviye klopidogrelin ilave
edilmesi düşünülmelidir.
BÖLÜM 20 • AKUT KORONER SENDROMLAR: MİYOKARDİYAL İSKEMİ VE ENFARKTÜSÜN TEDAVİSİ
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Aspirin alerjisi olan hastalarda aspirin verilmeden
klopidogrel verilebilir. Klopidogrel kanama riskini
arttırır ve CABG (koroner arter bypas greft), klopi­
dogrel verilmesinden 5 gün sonra yapılmalıdır.
Prasugrel, oral tienopiridin ön ilacıdır ve önceden
inme geçiren veya >75 yaş hastalarda kullanılma­
malıdır.
Fraksiyone olmayan heparin (UFH) antikoagülan
özellikleri için kullanılır. Birkaç dezavantajı vardır.
(1) IV verilmelidir (2) Aktive parsiyel tromboplas­
tin zamanı (aPT T) sık takip edilmelidir (3) Bireysel
antikoagülan yanıt tahmin edilemez. (4) Heparine
bağlı trombositopeni gelişebilir. (5) Kanama riskini
arttırır.
UFH ile ilgili antikoagülasyon protamin ile geriye
döndürülebilir. Son 4 saatte infüze edilen her 100
ünite UFH için 1 miligram protamin verilir.
UFH ile karşılaştırıldığında düşük moleküler ağır­
lıklı heparinler (LMWH) daha fazla biyoyararla­
nım, daha az proteine bağlanma, daha uzun yarı
ömür, daha güvenilir antikoagülan etki özellikleri­
ne sahiptir.
LMWH, sabit subkutan (SC) dozda verilir ve labo­
ratuvar izlemine gerek yoktur. UFH ile karşılaştırıl­
dığında AKS için LMWH kullanımı, minör kana­
ma komplikasyonlarında artma ile birlikte, azalmış
iskemi ve miyokard enfarktüsü ile ilişkilidir.
USAP/NSTEMI olup PKG yapılan hastalar için
enoksaparin (LMWA) veya UFH, her iki ilaç da
mantıklı seçimlerdir. AS'den kateter laboratuvarına
kadar tek antitrombin kullanımı ile sürekli tedavi,
iyi sonuçlarla ilişkilidir. Bir antikoagülandan diğe­
rine geçiş yapıldığında, kanama riskinin arttığı gös­
terilmiştir.
CABG planlanan hastalarda LMWH kullanımı yarı
ömrü nedeniyle kaçınılmalı, UFH tercih edilmeli­
dir. >75 yaş hastalarda enoksaparin artmış kafa içi
kanama riski nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır.
Bozulmuş böbrek fonksiyonları olan hastalarda
(kreatinin klerans <30 mililitre/dakika) enoksapa­
rin doz ayarlaması tavsiye edilir.
USAP /NSTEMI olan hastalarda fondaparinuks
gibi faktör Xa inhibitörleri (sentetik pentasakkarit),
UFH'e benzer etkiye sahiptir. Kanama riski enoksa­
parinden daha düşüktür.
Güncel ACC/ AHA klavuzları fondaparinuksu bir
antitrombin seçeneği olarak önerir. Streptokinaz
gibi fibrin spesifik olmayan trombolitik tedavi
alan, böbrek bozukluğu olmayan STEMI hastalar­
da, fondaparinuks göz önünde bulundurulmalıdır.
•
•
•
•
•
•
•
79
Direk trombin inhibitörleri, pıhtıdaki trombini di­
rek bağlarlar. NSTEMI hastalarda bivalirudin UFH
ile karşılaştırıldığında, ek bir fayda saptanmamıştır.
Böbrek bozukluğunda doz ayarlaması gerekli de­
ğildir.
PKG, stent yerleşimi olan veya olmayan koroner
anjiyoplasti, STEMI olan hastanın acile gelişinden
itibaren ilk 90 dakika içinde yapılması gereken te­
davi şeklidir.
PKG yapılamayan merkeze başvuran hastalar
derhal transfer edildiğinde, kabul edilebilir kapı­
balon zamanı yakalanabilir. USAP/STEMI olan
yüksek riskli hastalarda, tekrarlayan anjinada,/
iskemide ve troponin yüksekliğinde, yeni gelişen/
yeni geliştiği tahmin ST segment çökmesinde veya
stres testinde yüksek riskli bulguların varlığında,
ilk 48 saat içinde erken invaziv tedavi (PKG) öne­
rilir.
Bozulmuş sol ventrikül fonksiyonu, hemodinamik
bozukluk, devam eden ventriküler taşikardi, 6 ay
içinde PKG veya eski CABG yapılmış hastalarda,
PKG yüksek ihtimal ile daha faydalı olacaktır.
PKG için uygun olmayan STEMI hastalarda, semp­
tomların başlangıcından itibaren tedavi zamanı <612 saat ise ve EKG de 2 veya daha fazla derivasyon da en az 1 mm ST segment yükselmesi mevcut ise,
fibrinolitik tedavi gereklidir.
Fibrinolitik ilaçların dozları Tablo 20-2'de listelen­
miştir. Fibrinolitik tedavi alan STEMI hastalarda
tam doz antikoagülan AS'de başlatılmalı ve minu­
mum 48 saat sürdürülmelidir.
Doku plazminojen aktivatörü (tPA), reteplaz
(rTPA) ve tenekteplaz (TNK) için benzer etki ve
güvenlik profili gösterilmiştir. Fibrinoltikler için
kontrendikasyonlar Tablo 20-3'te listelenmiştir.
Trombolitik verilmeden önce özellikle riskler ile
ilgili bilgilendirme yapılmalı ve onam formu dol­
durulmalıdır. Arteriyal girişimlerden, kompresyon
yapılamayan ven girişimlerinden ve aydınlatılmış
santral damar yolu girişimlerinden sakınılmalıdır.
(a) tPA doğal insan proteinidir ve alerjik değildir.
Fibrin spesifıktir ve yarı ömrü 5 dakikadır. Ge­
leneksel doz ile karşılaştırıldığında ön yükleme
yapılınasının belirgin kanama riskini arttırmak­
sızın, 90 dakika açıklık ve yeniden tıkanma oran­
ları açısından daha iyi olduğu gösterilmiştir.
(b) rTPA fibrin spesifik olmayan, mutant tPA
olup, yarı ömrü 18 dakikadır. Önemli avantajı
infüzyondan ziyade 2 doz bolus olarak veril­
mesidir.
80
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
TABLO 20-3
ST Segrnent Ytlkselrneli
Miyokard Enfarktüsünde
Fibrinolitik Tedavi
Komplikasyonları
Kesin kontrendikasyonlar
Herhangi bir zamanda geçirilmiş kafa içi kanama
Bilinen yapısal serebral vasküler lezyon(örneğin
AVM).
Bilinen malign kafa içi kitle(primer veya
metastatik)
İlk 3 saat içindeki akut inme hariç, 3 ay içinde
iskemik inme
Aort diseksiyon şüphesi
Aktif kanama veya kanama bozukluğu
(menstruasyon hariç)
Kısmi kontrendikasyonlar
Hastada gelişinde kronik, şiddetli, zayıf kontrollü
hipertansiyon mevcut(Sistolik kan basıncı > 180
mmHg veya diastolik kan basıncı > 11 O mmHg )
>3 ay eski iskemik inme hikayesi, demans veya
kontrendikasyon kriterlerini karşılamayan kafa
içi kanama.
Travmatik veya uzamış(> 1 O dakika) KPR veya
büyük cerrahi(<3 hafta)
Son 2-4 hafta içinde iç kanama
Baskı uygulanamayan damar girişim bölgeleri
Antikoagülan kullanımı; INR ne karadar yüksekse,
kanama riski de o kadar yüksek
Gebelik
Aktif peptik ülser
Streptokinaz/anistreplase ikinci kez verilmemeli
(c) TNK, fibrin spesifik tPA olup ağırlığa göre tek
doz bolus olarak verilir.
(d) Streptokinaz (SK) dolaşan plazminojeni aktive
eder. Fibrin spesifik değildir, alerjik reaksiyona
neden olabilir (minör reaksiyon %5-5.7, anaf­
laksi <%0.2-0.7). Hipotansiyon %15 hastada gö­
rülebilir ve genellikle yavaş SK infüzyonu ve sıvı
tedavisi ile düzelir. SK için kontrendikasyonlar;
hipotansiyon, son 6 ay içinde SK verilmesi, 1
yıl içinde streptokok enfeksiyonudur. SK yarı
ömrü 23 dakikadır fakat sistemik fıbrinolitik
etki 24 saat devam eder. Heparin SK başlanma­
sından sonra 4 saat içinde verilmelidir.
(e) Trombolitiklerin en önemli komplikasyonu
özellikle kafa içi kanamadır. Önemli kanama­
larda özellikle iç organ kanamalarında trom bolitik tedavi, aspirin ve heparin kesilmelidir.
Kristaloid infüzyonu, eritrosit verilimi gereke­
bilir. Kriyopresipitat ve taze donmuş plazma
(TDP), trombolitiğe bağlı fıbrinolizisi geri dön­
dürmek için kullanılabilir. Başlangıçta 1 O üni­
te kriyopresipitat verilir ve fıbrinojen düzeyi
ölçülür. Fibrinojen düzeyi <1 gram /L ise doz
tekrar edilebilir. 20 ünite kriyopresipitat son­
ra fibrinojen düzeyi <l gram/L ise ve kanama
devam ediyorsa 2 ünite TDP verilmelidir. Eğer
hala kanama kontrolü sağlanamazsa platelet ve
antifıbrinolitik ajanlar (aminokaproik asit veya
tranexamid asit) verilmelidir.
Son araştırmalarda erken verilen f3-blokerlerin kar­
diyak ritim, enfark boyutu, reenfarkt ve mortalite­
de faydası gösterilememiştir. Taşikardi gibi spesifik
bir endikasyon yoksa, oral f3-bloker tedavisinin
AS'de başlatılması gerekli değildir. Fakat herhangi
bir kontrendikasyon olmadığı müddetçe metopro­
lol veya atenolol ilk 24 saat içinde başlatılmalıdır.
Glikoprotein Ila/IIIb antagonistleri, plateletlere
bağlanır ve agregasyonu inhibe eder. Genellikle
kullanılanlar; abciximab, eptifibatid ve tirofibandır.
• STEMI hastalarda anjiyografi öncesi glikoprotein
Ila/IIIb antagonistlerinin rutin kullanımı öneril­
memektedir. Glikoprotein Ila/lllb antagonistleri­
nin kullanımı için, devam eden klinik çalışmalar,
klavuzlar ve tavsiyeler, interdisipliner bir şekilde
gözden geçirilmelidir.
Devam eden hemodinamik bozuklukluğu, ağrısı
olan veya trombolitik veriliminden sonra reperfüz­
yon sağlanamayan hastalar, kurtarıcı anjiyoplasti
adayıdır.
• Acil CABG de bu hastalar için gerekli olabilir. Di­
rençli kardiyojenik şoktaki hastaların acil anjiyop­
lastiye gitmeleri gerekir. İntra-aortik balon pom­
pası veya diğer sol ventrikül yardımcı aletler de bu
hastalarda gerekli olabilir.
Devam eden göğüs ağrısı, EKG değişikliği, dis­
ritmiler ve hemodinamik bozukluğun eşlik ettiği
AMI veya USAP olan hastalar için yoğun bakım
gereklidir.
USAP olan ve göğüs ağrısı geçen, normal veya
spesifik olmayan EKG değişikliği olan ve kompli­
kasyonları olmayan hastalar, monitorize yataklara
kabul edilmelidir. Bazı hastalar, ki bunlar genellikle
düşük risk taşıyanlar olup, göğüs ağrısı izlem üni­
telerinde, dışlama protokolleri ile taburcu edilebilir
(Bknz. Bölüm 22).
BÖLÜM 21 • KARDiYOJENiK ŞOK
KARDİYOJENİK ŞOK
21 Brian
C.Hiestand
of)I@ Kardiyojenik Şok Nedenleri
@ffi:j
Akut miyokard enfarktüsü
Pompa yetmezliği
Mekanik komplikasyonlar
Papiller kas rüptürüne bağlı akut mitral regürjitasyon
Ventriküler septal defek
Serbest duvar rüptürü
Sağ ventrikül enfarktüsü
Kardiyak kontraktilitenin şiddetli bir şekilde bozulması
Sepsis
Miyokardit
Miyokardiyal kontüzyon
Kardiyomiyopati
Kan akımının mekanik tıkanıklığı
Aort darlığı
Hipertrofik kardiyomiyopati
Mitral darlık
Sol atriyal miksoma
Perikardiyal tampona!
Sol ventrikül outputunun regürjitasyon
Korda tendinea rüptürü
Akut aort yetmezliği
Çeviri: Meltem Akkaş
EPİDEMİYOLOJİ
•
•
•
•
•
Kardiyojenik şok AMI'ne bağlı hastane içi ölümle­
rin en sık nedenidir.
AMI olan hastaların yaklaşık %6-8'inde kardiyoje­
nik şok gelişir.
Kardiyojenik şok genellikle AMI erken dönemde
görülür. Ortalama başlangıç zamanı 8 saattir.
AMI sonrası kardiyojenik şok gelişimi ile ilgili risk
faktörleri; geniş yaygın bir miyokardiyal fonksiyon
bozukluğu, ileri yaş, geniş anterior miyokard en­
farktüsü, önceden var olan kalp yetmezliği ve dia­
betes mellitustur.
Sadece medikal tedavi yapıldığında kardiyojenik
şok mortalitesi yüksek olup, %70-90'dır. Mekanik
revaskülarizasyon ile mortalite %50'ye düşer.
PATOFİZYOLOJİ
•
Kardiyojenik şok, dokuların metabolik ihtiyaçları­
nı sağlayan pompanın yetmezliğine bağlı görülür.
• Kardiyojenik şok çoğunlukla geniş miyokardiyal
enfarktüs sonucunda ortaya çıkar.
• Kardiyak output azalması, yaygın doku hipoper­
füzyonuna ve organ yetmezliğine neden olur.
• Ayrıca daha sonra salınan sistemik inflamatuvar
mediatörlere bağlı olarak miyokardiyal disfonksi­
yon gelişebilir.
Kardiyak şokun ventrikül tutulumu, ejeksiyon
fraksiyonu ve sistemik vasküler rezistansa etkisi
çeşitlidir. Ne yazık ki kardiyojenik şokun mekaniz­
ması kısmen anlaşılmıştır (Bknz. Tablo 21-1).
KLİNİK ÖZELLİKLER
• Hastalar göğüs ağrısı veya angına eşdeğeri şikayet­
ler ile gelebilir.
• Krdiyojenik şokta özellikle hipotansiyon görülür
(sistolik kan basıncı <90 mmHg). Önceden bir hi­
pertansiyon varsa, sistemik kan basıncı daha yük­
sek olabilir.
Kalp hızı kompanzasyona bağlı hızlı olabileceği
gibi, inferior veya sağ miyokard enfaktüsünde ol­
duğu gibi yavaş olabilir. B-bloker veya kalsiyum ka­
nal blokeri kullanımına bağlı taşikardi oluşmaması
nedeniyle, kalp hızı normal olabilir.
• Deri soğuk, nemli, benekli olabilir.
81
• Azalmış perfüzyon, mental durum değişikliğine ve
oligoüriye yol açabilir.
• Sol ventrikül yetmezliği, takipne, raller ve köpüklü
balgama neden olabilir.
Ventriküler septal defektler, korda rüptürü gibi
akut kapak fonksiyon bozukluğunda oluşabilece­
ğinden, üfürüm dinlenmesi önemlidir, hemen cer­
rahi müdahele gerektirir.
• Jugüler venöz dolgunluk ve abdominal jugüler ref­
leks genellikle görülür.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Kardiyojenik şok tanısı öncelikle öykü ve fizik mu­
ayene sonucu ortaya çıkan şüphe ile konulur. Kar­
diyojenik şoku, hipovolemiye ve dağılımsal (sepsis,
nörojenik şok gibi) nedenlere bağlı şoktan ayırmak
önemlidir.
• Şok etiyolojisi ve komplikasyonlarını belirlemek
için kullanılan testler aşağıdadır.
o EKG, iskemiyi ve reperfüzyon ihtiyacını sapta­
mada kullanılır. Sağ ventriküler enfarktüs, sağ
prekordiyal EKG derivasyonları ile (Bknz. Şekil
20-3 kısım 20 Akut Koroner Sendromlar) sapta­
nabilir.
o Göğüs grafısi, akciğer ödemi, anormal medi­
astinum ve kardiyak gölgeyi değerlendirmede
kullanılır.
o Kardiyak belirteçler, koagülasyon parametreleri,
serum laktat, karaciğer fonksiyon testlerini içe­
ren serum kimyasalları tanı koyulmasına ve ikin­
cil organ hasarını saptamaya yardımcı olabilir.
82
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
o Anormal B tip Natriüretik peptid (BNP) veya N
terminal pro-BNP, yüksek negatif prediktif de­
ğeri nedeniyle, kardiyojenik şoktan ziyade farklı
hastalık tanıları için önerilir.
o Yatak başı yapılan ekokardiyografi etiyolojisi
belli olmayan şoktaki hastanın değerlendiril­
mesine yardımcı olur.
• Aort diseksiyonu, pulmoner emboli, perikardiyal
tamponat, akut kapak yetmezliği, kardiyotoksik
ilaçlar, kanama ve sepsisi içeren hastalıklar, ayırıcı
tanıda düşünülmeldir.
ACİL SERVİS BAKiMi
•
•
•
•
•
•
•
•
Bir yandan kardiyak kateterizasyon laboratuvarın­
da revaskülarizasyonun veya mekanik problemler
için cerrahi müdahele gibi işlemlerin planlaması
yapılırken, bir yandan da hastaya acil bakım verilir.
Hava yolu kontrolü, dolaşımın stabilizasyonu ve
kardiyak bakım için düzenlemeler, eş zamanlı
olarak başlatılmalıdır. Kardiyoloji ve kalp cerrahi
konsültasyonu erken dönemde istenmelidir. Eğer
gerekli ise, transfer için hazırlıklar yapılmalıdır.
AMI komplikasyonu olarak şok gelişen hastalarda
fibrinolitik tedavi yerine, PKG veya CABG, öneri­
lir. Bununla beraber, fibrinolitik, tek başına verilen
destekleyici tedaviye tercih edilir. Zaman nedeniyle
PKG uygun değilse fibrinolitik tedavi düşünülme­
lidir.
Hastanın stabilizasyonu, endotrakeal entübasyon
(eğer gerekliyse), IV yol sağlanması, yüksek akım­
lı 02, monitorizasyon, pulse oksimetre kullanımı,
EKG çekilmesi ve ritim görülmesi sağlanmalıdır.
Ritim bozuklukları, hipovolemi, hipoksi ve elektro­
lit bozuklukları erken tespiti ve tedavisi yapılmalı­
dır.
Özellikle sağ ventriküler iskeminin eşlik ettiği va­
kalarda, antianjinal tedaviler, kardiyovasküler kol­
lapsı tetikleyebilir. Göğüs ağrısı için, 5- 100 mikrog­
ram/dk NG titre edilerek veya morfin 2 miligram
artışlar ile dikkatli bir biçimde verilebilir. Kardiyo­
jenik şokta j3-blokerler verilmemelidir.
Pulmoner konjesyonun olmadığı hafif hipotansi­
yonda, 250-500 mL küçük mayi desteği verilebilir.
Sağ ventriküler iskemide hipotansiyon olan hasta­
larda daha fazla mayi desteği gerekir.
Norepinefrin, şiddetli hipotansiyonda vasopressör
ve pozitif inotrop olarak göz önünde bulundurul­
malıdır.
Hipovolemi olmaksızın hafif ve orta dereceli hipo­
tansiyonda dobutamin düşünülebilir. Dobutamin,
birlikte doparnin kullanımını gerektirecek biçimde
periferik vasodilatasyona neden olabilir. Dopamin,
istenilen etkinin elde edildiği mümkün olan en dü­
şük dozda verilmelidir.
• Milrinon pozitif inotrop olarak göz önünde bulun­
durulmalıdır. Dobutamine göre daha az aritmo­
jenik olmakla beraber, karşılaştırılabilir sağkalım
avantajı gösterilememiştir.
İntra-aortik balon pompası uygulaması, afterloadı
azaltmak ve koroner perfüzyonu arttırmak için göz
önünde bulundurulmalıdır.
• Akut mitral regürjitasyon ile gelenlerde 0.5-1 O mik­
rogram/kg/dk sodyum nitroprussid ile afterload
azaltılması ve 2.5-20 mikrogram/kg/dk dobutamin
ile inotrop destek sağlanmalıdır. İntra-aortik balon
pompa kan akımını arttırmak için gerekli olabilir
(şiddetli aort regürjitasyonunda kontrendikedir).
Kardiyojenik şoktaki tüm hastaların yoğun bakım
ünitesine kabulü gerekir.
OLASILIKLI AKUT
22 DÜŞÜK
KORONER SENDROM
Chadwick D. Miller
Çeviri: Meltem Akkaş
•
Bu bölümde düşük olasılıklı akut koroner sendrom
(AKS) tartışılmıştır. Hastalar, akut koroner iskemi
veya enfarktüs açısından objektif delilleri olma­
yanlar, ST segment yükselmesi veya depresyonu
şeklinde karekteristlik EKG bulgusu olmayanlar ve
kardiyak belirteçleri yükselmeyenler olarak sınıf­
landırılır.
EPİDEMİYOLOJİ
•
Yaklaşık olarak yıllık 6 milyon AS başvurusunu gö­
ğüs ağrısı oluşturur. AKS açısından değerlendirilen
hastaların %15-25'inde AKS görülür.
• PATOFİZYOLOJİ
•
•
AKS da semptom ve bulgular, miyokardiyal oksi­
jen ihtiyacı ve sağlanması arasındaki dengesizlikten
kaynaklanır.
AKS, ayrıca USAP, STEMI ve NSTEMI olarak da
sınıflandırılabilir.
BÖLÜM 22 • DÜŞÜK OLASILIKLI AKUT KORONER SENDROM
•
•
USAP, miyokardiyal iskemi ile karekterizedir fakat
enfarktüs yoktur. Sonuç olarak, belirteçler yüksel­
mez, patolojik ST segment yükselmesi görülmez.
AMI, miyokardiyal doku oksijenden ve yeterli be­
sinden yoksun olduğu zaman görülür ve bir süre
sonra miyozit ölümüne neden olur.
NSTEMI, belirteçlerin yükselmesi ancak patolojik
ST segment yükselmesi olmaması ile karekterize­
dir.
STEMI ise, ST segment yükselmesi ile birlikte be­
lirteçlerinde yükselmesidir. Bununla birlikte, be­
lirteçlerdeki yükselme ilk anda tanı koymak için
gerekli değildir.
Aterosklerotik plaklar yavaşça büyür ve yavaş yavaş
artan anjinaya neden olur. Daha az yaygın olarak
plaklar unstabil olur ve rüptüre olarak koroner ar­
ter trombozisine neden olur. Eğer trombus tama­
mıyla tıkayıcı ise STEMI görülür. Kısmi tıkanma,
aralıklı anjina, istirahat anjinası veya NSTEMI na
neden olur.
P lak rüptürü tahmin edilemez ve yaygın olarak
daha önceden tıkayıcı olmayan plaklarda görülür.
• KLİNİK ÖZELLİKLER
AKS olasılığı olan hastanın ileri değerlendirme için
takip edilip, edilemeyeceği acil servis doktoru için
önemlidir. Kardiyak göğüs ağrısı olmadığı düşünü­
len %3-6 hastada kısa dönemde istenmeyen kardi­
yak olaylar gelişecektir.
ağrısı için yüksek risk taşır: Omuza ve kola yayılan
ağrı, egzersiz ile ortaya çıkan ağrı, basınç hissi, ön­
ceki kardiyak ağrıya benzerlik veya eşlik eden bu­
lantı veya terleme.
Göğüs ağrısı için düşük risk özellikleri; plöritik,
pozisyonel, üretilebilir, keskin veya batıcı ağrı.
Düşük risk özellikleri taşıyan ya da yüksek risk
özellikleri olmayan hastalar, AKS açısından anlam­
lı klinik risk taşıyabilirler. Bu yüzden yüksek risk
yokluğu veya düşük risk özelliklerinin olması, AKS
u dışlamak için tek başına kullanılmamalıdır. Olası
AKS hastaların klinik özellikleri kısım 20 de tartı­
şıldığı gibidir.
Önceden yapılmış negatif kardiyak stres testi, öy­
küsü uyumlu veya EKG bulguları olan hastalarda
AKS için uygun bir şekilde değerlendirme yapılma­
sına engel olmamalıdır. Önceki stres testleri sonuç­
ları hastanın o anki semptomlarının plak rüptürü­
ne bağlı yeni gelişen bir iskemiden kaynaklanıp,
kaynaklanmadığını belirleyemez.
Miyokard enfarktüsü dışlandıktan sonra, hastaya
stres testi yapılmasının gerekli olup, olmadığını be­
lirlemede önceden yapılmış kateterizasyon öyküsü
83
faydalı olabilir. Daha önceden normal ya da normale
yakın koroner arterleri olan hastalarda, 2 yıl içinde
anlamlı epikardiyal stenoz gelişmesi beklenmez.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Muhtemel AKS düşünülen hastaya, ilk ve ikincil
değerlendirme yapılır. İlk değerlendirme acil re­
vaskülarizasyona ihtiyaç duyan ST segment yüksel­
meli hastaların saptanması ve hastaları kesin AKS,
muhtemel AKS, kesin AKS olmayan hastalar şek­
linde sınıflamayı içerir. Göğüs ağrısının diğer ne­
denleri göz önünde bulundurulur.
AKS'un diğer nedenler ile ayırıcı tanısını yapabil­
mek için ilk değerlendirmede öykü, fizik muayene,
EKG, göğüs grafisi ve kardiyak belirteçler istenme­
lidir. Devam eden semptomları olan hastalarda seri
EKG çekimleri yapılmalıdır. Karar sürecinde uy­
gun tüm veriler kullanılır.
Değerlendirme öncesi AKS olasılığı (pretest olası­
lığı) düşük olduğu durumlarda (şu an geçerli olan
tavsiye eşiği % 1-2) ileri testler gerekli değildir.
İlk değerlendirmenin sonucunda hastalar AMI,
olası akut iskemi veya kesin iskemi değil şeklinde
sınıflandırılmalıdır.
TABLO 22-1
Muhtemel Akut Koroner
Sendrom Düşünülen Hastalar
için Risk Değerlendirme
Şeması
1. Akut miyokard enfarktüsü: derhal revaskülarizasyon
adayı
il. Muhtemel akut iskemi: istenmeyen sonuçlar açısından
yüksek risk
Klinik instabilite, devam eden iskemik ağrı, iskemik EKG
değişikliği ile birlikte istirahatte ağrı
Hl-Muhtemel akut iskemi: istenmeyen sonuçlar açısından
orta risk
Yüksek risk faktörlerinin yokluğuna rağmen, iskemiyi
düşündüren öykü;
İstirahatte ağrı, yeni başlangıçlı ağrı, gittikçe artan ağrı, EKG
de ağrı ile ilişkisiz iskemi paterni (ST depresyonu <lmm,
T dalga inversiyonu >1 mm görülebilir).
iV. Muhtemel akut iskemi: istenmeyen sonuçlar açısından
düşük risk
Hikaye güçlü bir şekilde iskemiyi düşündürmez, EKG
normal, öncesine göre değişmemiş veya spesifik olmayan
bulgular içerir.
V. Kesinlikle iskemik değil: istenmeyen sonuçlar açısından
oldukça düşük risk
İskemik olmayan semptom etiyolojisi ile ilgili açık, objektif
deliller mevcut olup, EKG normal, öncesine göre değişmemiş
veya spesifik olmayan bulgular içerir. Klinisyenin tahmirıi,
akut Koroner sendrom olasılığı için ::; %2clır.
84
•
•
•
•
•
•
KISIM S • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
Olası akut iskemili hastalar, semptomların özellik­
leri, klinik özellikleri ve EKG bulgularına dayana­
rak istenmeyen sonuçlar için yüksek, orta, düşük
riskli olarak sınıflandırılır (Tablo 22-1).
TIMI risk skoru, risk değerlendirmesi için kullanı­
labilir ancak bu skor, test endikasyonunu belirle­
mek için tek başına kullanılmamalıdır.
İkincil değerlendirme gözlem ünitesi veya yataklı
alanlarda yapılabilir. Bu değerlendirme AKS, AMI
ve USAP dışlanması açısından yapılmalıdır
AMI, miyokardiyal nekrozu saptayacak seri tro­
ponin ölçümleri kullanılarak dışlanmalıdır. Serum
troponin düzeylerinin yükselmesi enfarktüsün
başlangıcından itibaren 8 saat alabilir. Bu yüzden
kardiyak belirteçler değerlendirilirken semptomla­
rın başlangıç zamanı göz önüne alınmalı ve tekrar­
layan ölçümler istenmelidir. Geleneksel yaklaşım
hastaya gelişinde ve gelişinden 6 saat sonra tropo­
nin ölçümleri yapmaktır. Hastanın klinik durumu­
na göre 3-4 saat ara ile ölçümler yapılabilir.
Normal seri miyokardiyal belirteç ölçümleri AMI
olasılığını azaltır ancak hasta istenmeyen sonuçlar
açısından riskli olabilecek USAP olasılığını dışla­
maz. Bu yüzden olası AKS da hastaya bazı objektif
kardiyak testler yapılmalıdır.
Objektif kardiyak testler ya hastanın koroner ana­
tomisini ya da kardiyak fonksiyonlarını bazen de
her ikisini gösterir.
Yaygın kullanılan kardiyak testler; stres ekokardi­
yografi, istirahat ya da stres nükleer görüntüleme,
stres kardiyak magnetik resonans görüntüleme,
bilgisayarlı koroner anjiyografi.
Çoğu hastada acil servisten yatış sırasında kardiyak
testler yapılır. AMI dışlanmış düşük risk hastalar
için ayaktan testlerin yapılması da bir seçenektir.
Hastaların kuruma gelişlerini düzenleyen meka­
nizmaların olduğu yerlerde bu seçenek çok faydalı­
dır.
Düşük riskli hastalarda bilgisayarlı koroner anji­
yografi ile koroner arter hastalığının dışlanması
çok umut verici bir uygulamadır. ACC/AHA Kla­
vuzu bu grup hastalarda kullanımını önerir. Koro­
ner aterosklerozis olduğu bilinen ya da düşünülen
hastalarda stres testleri ile fonksiyonel bir değerlen­
dirme tercih edilir.
Stres test yapılacak ise, egzersiz ya da farmakolojik
stres yöntemlerinden hangisinin yapılacağına has­
tanın egzersiz yeteneğine göre karar verilir. Yürü­
yemeyen hastalarda farmakolojik stres testleri ya­
pılır.
Stres testi sırasında kardiyak değerlendirmede
kullanılan yöntemler; EKG, nükleer görüntüleme,
ekokardiyografi, magnetik resonans stratejileridir.
Bu testlerden hangisinin seçileceğine, kurumun
deneyimi ve ekipmanına göre karar verilir. Test ön­
cesi hastalık olasılığı ile kullanılan testin sensivitesi
ve radyasyon riski de karar sürecinde göz önünde
bulundurulur.
EKG koşu bandı egzersiz (treadmill) testi en az ma­
liyetli olandır ve yaygın olarak kullanılır fakat en
düşük sensiviteye (%68) sahiptir. Yüksek risk ola­
sılıklı hastalarda kullanılmamalıdır. Ayrıca EKG
koşu bandı egzersiz (treadmill) testi bazal EKG
anormal olan hastalarda kullanılmamalıdır.
Stres ekokardiyografi avantajlari; radyasyon içer­
memesi, yüksek sensivite (%80) ve yaygın kullanı­
labilirlik.
Yaygın kullanılabilirliği olan nükleer görüntü­
leme, miyokardiyal perfüzyonu değerlendirir ve
yüksek doğruluk oranına sahiptir. Bununla birlik­
te, radyoizotop yarı ömrünün uzun olması nede­
niyle, yüksek radyasyon maruziyeti söz konusu­
dur.
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Olası AKS için testler devam ederken hastaya 160325 mgr PO aspirin ve 0.4 miligram sprey veya SL
olarak NG verilmelidir.
Eğer semptomlar devam ederse, f3-blokerler (me­
toprolol 25-50 mg PO ilk 24 saatte) anti-iskemik
tedavi olarak ve/veya morfin sülfat 1-5 mg iV veril­
melidir. (3-blokajın kalp yetmezliği, düşük kardiyak
output, kalp blokları, aktif reaktif havayolu hastalı­
ğı, taşikardi ve hipotansiyon gibi birkaç kontrendi­
kasyonu mevcuttur (Bknz. AKS detaylı bilgi Bölüm
30).
Orta derecede riskli hastalar için yardımcı teda­
vi seçenekleri mevcuttur. Hangi tedavinin veri­
leceği, tedavi hizmeti veren kuruma, hastanın
kanama riskine ve potansiyel fayda açısından
dengelendiğinde ortaya çıkan tabloya göre deği­
şebilir ve bir çok bölümün katıldığı bir yaklaşım
gerektirir. Bu tedavi seçenekleri aşağıda yer al­
maktadır. (1) İkili antiplatelet tedavi: yaygın te­
davi şekli aspirine ilave klopidogrel 300-600 mg
PO (2) Anti-trombin tedavi: yaygın tedavi şekli
heparin 60 ünite/kg IV bolus (max 4000 ünite
bolus) ve 12 ünite/kg/saat iV infüzyon (max in-
BÖLÜM 23 • SENKOP
füzyon 1000 ünite/saat) veya enoksaparin 1 mg/
kg SC her 12 saatte bir verilir.
EKG değişikliği olmaksızın negatif seri kardiyak
belirteçleri ve normal objektif kardiyak testleri olan
hastalarda, semptomların nedeni AKS değildir.
Yaşam tehdit edici diğer durumlar da gözden düşü­
nülmeli, uygunsa ileri değerlendirme yapılmalıdır.
Pozitif kardiyak belirteçleri olan, EKG değişikliği
bulunan veya tanı koyucu testleri AKS destekleyen
hastalar, kardiyak izlem için hastaneye kabul edil­
melidir.
Tanı koyucu olmayan testler vakaya göre değerlen­
dirilmelidir ve çoğu bir kardiyolog ile tartışılmalı­
dır.
SENKOP
Bret A. Nicks
Çeviri: Meltem Akkaş
EPİDEMİYOLOJİ
Senkop AS yıllık başvurularının % 1 -2'sini oluştu­
rur.
En yüksek sıklıkta yaşlılarda görülür ve morbidite
riski mevcuttur.
%40 hastada neden belirlenemez.
TABLO 23-1
85
Senkop Nedenleri
KARDİYAK*
NÖROLOJİK/REFLEKS
İLİŞKİLİ
Yapısal kardiyopulmoner
hastalık
Kalp kapak hastalıkları
Aort darlığı
Triküspit darlık
Mitral darlık
Kardiyomiyopati
Pulmoner hipertansiyon
Konjenital kalp hastalığı
Miksoma
Perikardiyal hastalık
Aort diseksiyonu
Pulmoner emboli
Miyokardiyal iskemi
Miyokardiyal enfarküs
Disritmiler
Bradidisritmiler
Stokes-Adams atağı
Sinüs düğümü hastalığı
İkinci ya da üçüncü derece
kalp bloğu
Pace-maker disfonksiyonu
Taşidisritmiler
Ventriküler taşikardi
Torsades de pointes
Supraventriküler taşikardi
Atriyal fibrilasyon veya flatter
Vazovagal
Postural (durumsal)
Öksürük
Miksiyon
Defekasyon
Yutkunma
Nöralji
Karotid sinüs sendromu
Ortostatik hipotansiyon
Psikiyatrik
Nörolojik
Geçici iskemik atak
Subklavyen çalma
Migren
İlaçlar
Antihipertansifler
Antiparkinson ilaçları
13-blokerler
Diüretikler
Kardiyak glikozidler
Antidisritmikler
Antipsikotikler
Antidepresanlar
Fenotiazinler
Nitratlar
Kokain
Alkol
*Bakınız Bölüm 80: Çocuklarda senkop ve ani ani ölüm, Bölüm 78:
Çocuklarda nöbet ve status epileptikus, Bölüm 147; Erişkinlerde nöbet
ve status epileptilnıs.
Bir nedenle kardiyak output düşer ve beyine oksi­
jen ve besin sunumu azalır. Postür sağlanamaz ve
otonomik otoregülasyon merkezlerinin cevabı ile
serebral perfüzyonun yeniden sağlanması, bilincin
spontan dönüşüne neden olur.
Refleks aracılı (vazovagal) senkopta bir uyaran
anormal otonomik cevap üretir. Bradikardi ile bir­
likte veya bradikardi olmaksızın vazodilatatör hi­
potansiyon oluşur. Daha az yaygın bir şekilde ise,
uyaran vagal hiperaktiviteye neden olur.
KLİNİK ÖZELLİKLER
PATOFİZYOLOJİ
Senkopta yaygın patolojik yol, beyin sapı retiküler
aktive edici sisteme kan akışının ve vital besin veri­
liminin eksikliğinin, bilinç kaybı ve postural hipo­
tansiyona neden olmasıdır.
Senkopun en yaygın nedenleri; vasovagal refleks,
kalp ile ilgili nedenler (yapısal ve disritmiler) ve o r ­
tostatik hipotansiyondur (Tablo 23- 1).
SenkoPun en yaygın nedeni, refleks aracılı olup, hi­
potansiyona ve/veya bradikardi ile uygunsuz vagal
tonusa neden olur.
SenkoPun daha az yaygın görülen sebebi, sereb­
rovasküler hastalıklar, subaraknoid kanama ve
subklavyen çalma sendromudur. Değişmiş mental
durum ve dirençli nörolojik defısitin olduğu bilinç
kaybı gerçek senkop değildir.
86
•
•
•
•
•
•
•
•
•
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
Vazovagal senkobun ayırdedici özelliği dizzines
(yavaş ilerleyici belirtileri olan sersemlik), bulantı,
azalmış görme, solukluk ve terlemedir.
Refleks-aracılı senkobun bir formu olan karotid
sinüs hipersensivitesi, bradikardi, asistoli (3 saniye­
nin üzerinde) veya hipotansiyon ile sonuçlanabilir.
Bu teşhis, tekrarlayan senkop ve negatif kardiyak
belirteçleri olan yaşlı hastalarda göz önünde bulun­
durulmalıdır (Bu hastaların sadece %25'i gerçek
karotid sinüs sendromuna bağlı spontan semptom­
lara sahiptir).
Ortostatik senkop, ayağa kalkınca oluşan ani pos­
tür değişikliği ile birlikte, kalp hızını ve/veya peri­
ferik vasküler resistansı arttırmaktaki yetersizlikten
kaynaklanır. Bu durum, yaş, ilaçlar, volüm azalması
ve otonomik disfonksiyon ile ilişkilidir.
Kalp ile ilgili senkop, disritmilere veya yapısal kalp
hastalıklarına bağlıdır ve ani kardiyak ölüm haber­
cisidir.
Disritmilerden kaynaklanan senkop, tipik olarak
ani ve genellikle öncül belirtiler olmaksızın mey­
dana gelir. Yapısal kalp hastalıkları ise, genellikle
vazodilatasyon veya efor sırasında senkop gibi açık
bir şekilde görülür. Yaşlı hastalarda daha fazla yay­
gın olarak aort stenozuna, gençlerde ise daha yay­
gın olarak hipertrofik kardiyomiyopatiye bağlıdır
(Tablo 23-1).
Pulmoner emboli olan %10 hastada senkop görü­
lür.
Klasik olarak panik hastaların teşhisinde tetikleyici
manevra olarak kullanılan hiperventilasyon; hipo­
karbi, serebral vasokonstriksiyon ve sonuç olarak
da senkoba neden olur.
Psikiyatrik bir hastalıkla ilişkili senkobu olan vaka­
lar, olasılıkla genç, tekrarlayan senkop atakları ve
çoklu öncül semptomları olan hastalardır.
Özellikle yaşlılarda senkopun sık görülen nedeni,
antidepresan ve antihipertansif ilaçlar (j)-bloker,
kalsiyum kanal antagonistleri, diüretikler) gibi
çoklu ilaç kullanımıdır.
•
•
•
•
•
•
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
•
•
•
•
•
•
•
TANI VE AYIRICI TANI
• Senkopun araştırılmasında en önemli araçlar;
öykü, fizik muayene ve EKG
Öyküde, yaş, yapısal kalp hastalığı öyküsü ve öncül
belirtiler gibi herhangi bir risk faktörünün varlığını
tespit etmek amaçlanır.
Uyarıcı bir belirti olmadan meydana gelen senkop
disritmileri, efor sırasında senkop ise kan akış yo­
lundaki tıkanıklıkları düşündürür.
Kalp muayenesi, aortik stenoza veya hipertrofik
kardiyomiyopatiye bağlı üfürümü saptamayabilir.
EKG, daha önceden bilinmeyen MI, akut iske­
mi, disritmi, kalp bloğu, uzamış QT veya Wolff­
Parkinson-White Sendromunu ortaya çıkarabilir.
Öyküye göre istenen laboratuvar testleri hematok­
rit, gebelik testi, elektrolitler ve glukozu içerebilir.
Nöbet senkop ile çok fazla karıştırılır ve sıklıkla
postiktal fazın tespiti ile ayırıcı tanı yapılabilir. Dil
laserasyonu nöbet için güçlü bir delildir fakat nö­
betlerin az bir kısmında görülür.
AS değerlendirmesinin amacı, acil ve hemen kötü­
leşmeye neden olacak ve gelecekte ciddi morbidite
veya ani ölüm doğurabilecek riskleri tespit etmek­
tir.
Eğer senkobun nedeni ilk öykü, fizik muayene ve
EKG ile tespit edilirse, buna uygun olarak taburcu­
luk yapılabilir.
Şekil 23-1 de yer alan algoritma değerlendirme, te­
davi ve taburculuk için bir yaklaşım sağlar.
Yatan veya ayaktan istenecek ek testler veya AS
sonrası testler, senkobun nedeni ve ilgili semptom!ara göre belirlenir (Tablo 23-2).
Yüksek riskli olmayan hastalarda senkop kardiyak
nedenli değildir ve bu yüzden ayaktan takip uygun­
dur.
Ayaktan takip edilen hastanın değerlendirilmesi,
24 saatlik ambulatuvar halter veya ve tilt testini içe­
rebilir.
Araba kullanmaması, yüksekte çalışmaması, baş­
ka bir senkop durumunda tehlikeli olabileceği için
kendi başına yalnız kalacağı yerde çalışmaması gibi
tavsiyeler taburculuk sırasında önerilebilir.
BÖLÜM 23 • SENKOP
87
Gerçek bir senkop mu?
Geçici bir bilinç kaybı ile birlikte eski nörolojik fonksiyonlara geri dönmek
ı
Evet
Hayır
(nöbet, inme kafa travma diğer)
Öykü, fizik muayene,
diğer semptomların
araştırılması, EKG
Uygun
tedavi
I
1
1
Hayır
Evet
+
Açıklanamayan
senkop
Açık bir nedeni
olan senkop
Evet
+
Uygun tedavi;
hastaneye kabul
Kardiyak senkop
•Aritmi
• Miyokard enfarktüsü
• Perikardiyal efüzyon
• Pulmoner embolı
• Nörolojik senkop
• Subaraknoid kanama
• Subklavyan çalma sendromu
• Geçici iskemik atak
Akımlı kanama
• GI kanama
• Travma
• Dalak rüptürü
• Over kist rüptürü
ı
Risk
sınıflaması
Ha ır
Olası
taburculuk
Nörokardiyojenik/vasovagal
• Vasomotor senkop
• Karotid hipersensivitesi
• Durumsal senkop
İlaçlarla ilgili
Ortostatik hipotansıyon
Yüksek risk kriteri'
Değerlendirme ve kardiyak
izlem için kabul
ı
Düşük risk
semptomsuz
Taburculuk ve izlem
*Yüksek risk kriteri:
Anormal EKG
Yapısal kalp hastalığı şüphesi,
özellikle konjestif kalp
yetmezliği öyküsü
Hct <30
Solunum sıkıntısı
SKB <90 mmHg
Ani kardiyak ölüm ile ilgili aile
öyküsü
İleri yaş..
.. Kesin bir yaş sınırı yoktur;
kardiyovasküler risk gibi diğer
faktörler önemli rol oynar. Diğer
risk faktörleri yoksa <45 yaş,
düşük risktir
ŞEKİL 23-1. Senkoplu hastanın AS değerlendirmesi genel bir tedavi stratejisi sağlar. Hct = hematokrit SKB = sistolik kan
basıncı
88
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
TABLO 23-2
Senkopta Acil Servis Sonrasında Yapılan Testler
TEST
ENDİKASYON
FAYDA
Elektrokardiyografik
monitorizasyon
Hasta kabulü
Önemli kardiyak hastalık şüphesi yoksa
ayaktan monitorizasyon
Monitor de disritmiler izlenirken tekrarlayan
semptomlar görülürse kardiyak senkop
doğrulanır. Tekrarlayan semptomlar sinüs
ritminde görülürse kardiyak senkop dışlanır.
Ekokardiyografi
Hikaye, muayene veya EKG yapısal kalp
hastalığını düşündürür
Yapısal kalp hastalığı şüphesini değerlendirmek
ve doğrulamak
Elektrofizyolojik test
Gösterilmiş disritmiler veya altta yatan ciddi
kalp hastalığı
Uyarılabilir taşikardileri ve bazı bradikardileri
tespit etmek
Stres testi
Egzersiz ile ilgili senkop
Egzersiz ile oluşan disritmileri ve egzersiz
sonrası senkobu saptamak
BT/magnetik resonans
anjiyografı/Karotid
Doppler
Nörolojik semptom ve bulgular
Serebrovasküler anomalileri veya subklavyen
darlığı tespit etmek
Elektroensefalografi
Nöbet şüphesi
Altta yatan nöbet hastalığını saptamak
Kardiyolojik neden dışlanmış tekrarlayan
nöbet
Pozitif test nörokardiyojenik senkop tanısını
koydurur
Altta yatan kalp hastalığı olmayan genç hasta
Senkoba neden olan altta yatan psikiyatrik
hastalığın saptanması
Kardiyak senkop
Nörolojik senkop
Refleks ilişkili senkop
Tilt testi
Psikojenik
Psikiyatrik test
TABLO 24-1
KONJESTİF KALP
24 YETMEZLİGİ
VE AKUT
PULMONER ÖDEM
Lori Whelan
Çeviri: Meltem Akkaş
EPİDEMİYOLOJİ
Akut kalp yetmezliği sendromları klinik duruma
göre sınıflandırılır. (Bknz. Tablo 24-1).
Kalp yetmezliği yıllık % 18. 7 ölüm hızı ile birlikte
kötü bir prognoza sahiptir. Pulmoner ödem geliş­
tikten sonra, 1 yıllık sağ kalım %50 <lir.
Akut kalp yetmezliği olan hastaların çoğunda arte­
riyal hipertansiyon (%53-73), iskemik kalp hastalı­
ğı (%46-68), diyabet (%27-42) ve atriyal fıbrilasyon
(%21-42) mevcuttur.
Yeni başlangıçlı akut kalp yetmezliği olan hastala­
rın 1/3 ile l/4'ünde çok yaygın olarak akut koroner
arter sendromu bulunur.
Akut Kalp Yetmezliği
Sınıflaması
SINIFLAMA
KAREKTERİSTLİKLERİ
Hipertansif
akut kalp
yetmezliği
Kısmen korunmuş sol ventrikül fonksiyonları
ile birlikte akut kalp yetme--d
. iği semptom ve
bulguları, sistolik kan basıncı > 140 mmHg,
Tipik olarak göğüs grafisi pulmoner
ödemle uyumlu, semptomların başlangıcı
48 saat veya daha az
Solunum sıkıntısı, bazal duruma göre
azalmış oksijen saturasyonu, göğüs
grafisi bulguları
Doku hipoperfüzyon delili (tipik olarak
sistolik kan basıncı< 90 mmHg)
Pulmoner
ödem
Kardiyojenik
şok (Bknz.
bölüm 54,
kardiyojenik
şok)
Akut
dekompanze
kalp
yetmezliği
Yüksek output
yetmezlik
Sağ kalp
yetmezliği
Hafiften orta dereceye kadar akut kalp
yetmezliği semptom ve bulguları
olmakla beraber, hipertansif kalp
yetmezliği, pulmoner ödem,
kardiyojenik şok kriterlerini karşılamaz
ve sistolik kan basıncı < 140 mmHg ve
>90 mmHg, tipik olarak artmış periferik
ödem ve semptomların başlangıcı
günler öncesine dayanır
Tipik olarak taşikardi, sıcak ekstremiteler
ve pulmoner konjesyonla birlikte yüksek
kardiyak output,
Jugüler venöz dolgunluk, hepatomegali
ile birlikte düşük output sendromu.
Hipotansiyon olabilir.
BÖLÜM 24. KONJESTİF KALP YETMEZLİGİ VE AKUT PULMONER ÖDEM
PATOFİZYOLOJİ
Üç faktör, önyük (preload), ardyük (afterload) ve
kasılma (kontraktilite) ventriküler atım hasmini
(stroke volume) belirler. Kalp hızı ve stroke volüm
kardiyak debiyi (kardiyak output) belirler.
• Düşük debi kalp yetmezliği, myokardda doğuştan
olan kasılma problemine bağlıdır.
• Yüksek debi kalp yetmezliği, fonksiyonel olarak
sağlam olan myokard aşırı sistemik ihtiyacı karşıla­
yamadığında görülür. Yüksek debi kalp yetmezliği
nedenleri göreceli olarak azdır ve anemi, tirotoksi­
koz, geniş arteriyovenöz şantlar, beriberi, ve kemi­
ğin Page hastalığını içerir.
• Ejeksiyon fraksiyonunun %40 altında olduğu sisto­
lik fonksiyon bozukluğu sıklıkla iskemik kalp has­
talığına bağlı olup, afterload sensitivitesine neden
olur ve dolaşım stresi ile (örn., egzersiz esnasında)
artmış kardiyak basınçlar olarak görülür. Mekanik
olarak ventrikül kanı atmakta zorlanır. Bozulmuş
kontraktilite artmış kalp içi volümlere, basınçlara
ve afterload sensitivitesine neden olur.
Diyastolik disfonksiyonda, korunmuş ejeksiyon
fraksiyonu ile birlikte bozulmuş ventrikül relak­
sasyonu (gevşeme bozukluğu) bulunur ki, bu du­
rum sol ventrikül kan alımında zorluğa neden olur.
Azalmış sol ventrikül kompliansı, yeterli diyastolik
sol ventrikül doluşunu sağlamak için yüksek atriyal
basınç gerektirir ve bu durum preload sensitivitesi
ile sonuçlanır. Kronik hipertansiyon ve sol ventri­
kül hipertrofisi sıklıkla bu duruma neden olur.
Sağ kalp yetmezliğinin en yaygın nedeni, sol kalp
yetmezliğidir.
Kalp yetmezliği geliştiğinde, birkaç nörohormonal
kompanzasyon mekanizması gelişir.
Kardiyak output azalması, renin-anjiyotensin­
aldosteron aksının uyarılmasına ve antidiüretik
hormon salınımına neden olur. Sonuç olarak böb­
rekten artmış su ve sodyum tutulumu görülür. Bu
durum aşırı mayi yüküne ve konjestif kalp yetmez­
liğinin klinik belirtilerine neden olur. Artmış adre­
narjik durum, arteriyal vazokonstriksiyona, anlam­
lı afterload artışına ve sonuç olarak artmış kardiyak
iş yüküne neden olur.
89
Sol kalp yetmezliğinin semptomları, dispne (özel­
likle efor sırasında), paroksismal nokturnal dispne,
ortopne, noktüri, yorgunluk ve güçsüzlüktür.
Sağ kalp yetmezliği olan hastalarda özellikle alt ext­
remite ödemi bulunur ve jugüler venöz dolgunluk,
karaciğer büyümesi ve hepatojugüler refleks görü­
lür.
TANI VE AYIRICI TANI
Konjestif kalp yetmezliği ve/veya pulmoner öde­
min doğru tanısını koymak karışık bir süreçtir
çünkü ne öykü ne de fizik muayene kesin bilgiler
vermez. Tanı, direk grafiler, laboratuvar çalışmaları
ve EKO gibi bir çok testin yapılması ile konulur.
Göğüs grafisinde, üst lob damarlarda dilatasyon,
kardiyomegali (akciğer grafide kardiyotorasik oran
>0.6), interstisyel ödem, genişlemiş pulmoner ar­
ter, plevra! efüzyon, alveol ödemi, belirgin superior
vena kava ve Kerley B çizgileri (alt akciğer alan­
larında periferde kısa lineer çizgiler) görülebilir
(Bknz. Şekil 24-1). Akut kalp yetmezliği olan has­
taların %18'e kadarında göğüs grafisinde bir bulgu
saptanmayabileceği akılda tutulmalıdır. Akciğer
grafisi anormal sol ventrikül fonksiyonlarını dışla­
masa da, pnömoni gibi diğer tanılan ortaya çıkara­
bilir.
B-tip natriüretik peptid (BNP), yükselmiş ventri­
kül basıncına veya voli.im stimulasyonuna cevap
olarak ventrikül myokardında sentezlenir. BNP öl­
çümü, akut dispneli hastalarda ve kalp yetmezliği
KLİNİK ÖZELLİKLER
Akut pulmoner ödem veya konjesyon, sol kalp yet­
mezliğinin başlıca bulgusudur ve hastalarda sıklıkla
şiddetli solunum sıkıntısı, köpüklü pembe veya beyaz
balgam görülür, akciğerde raller ve S3, S4 duyulur.
Hastalarda sıklıkla taşikardi, atriyal fibrilasyon ve
prematür ventriküler kontraksiyonlar gibi kardiyak
disritmiler ve hipertansiyon bulunur.
L ,... _ w.L..L..: 4_
.
1 ı ııı,ı,ı Iı _..___._,
ŞEKİL 24-1. Konjestif kalp yetmezliği bulguları olan ak­
ciğer grafısi. Akciğer grafisinde kardiyomegali, interstisyel
ödem ve sol tarafta plevra! efüzyon görülmektedir.
90
•
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
tanısında veya dışlanmasında yardımcı olacağın­
dan tavsiye edilir. Ancak bazı sınırlamaları vardır
ve tek başına kullanılmamalıdır.
Eğer BNP düzeyi düşük ise (BNP<lOO picogram/
mL veya N-terminal pro-BNP<300 picogram/mL),
diğer tanı olasılıkları düşünülmelidir.
Eğer BNP düzeyi belirgin yüksek ise (BNP >500
picogram/mL veya N-terminal pro-BNP >1000 picog­
ram/mL), konjestif kalp yetmezliği için güçlü bir delil­
dir. Yaş ile birlikte normal kabul edilen aralık.
•
Ara değerler pulmoner emboli, myokard enfarktü­
sü veya primer pulmoner hipertansiyon gibi diğer
karışabilecek hastalık tanılarını akla getirmeli ve
hastanın klinik durumuna göre ek testler yapılmalı.
• Diğer sınırlamalar şunlardır 1) Böbrek yetersizli­
ğinde düzey artar 2) Şişman hastalarda ve BNP 1
saatten önce yükselemeyebileceğinden akut du­
rumlarda düzey düşüktür.
• Akut pulmoner ödem ayırıcı tanısında, akut solu­
num sıkmtısınm diğer yaygın nedenleri düşünül­
meli; astım, KOAH, pnömoni, pulmoner emboli,
alerjik reaksiyonlar ve solunum yetmezliğinin di­
ğer nedenleri gibi.
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
•
Non-rebreather (geri dönüşlü olmayan) maske ile
pulse oksimetrede %95 oksijen saturasyonunu sağ­
layacak şekilde %100 oksijen verilmelidir.
• Eğer hastada herhangi bir solunum sıkıntısı görü­
lürse, yüz maskesi ile bifazik pozitif havayolu ba­
sıncı (BİPAP) veya sürekli pozitif havayolu basıncı
(CPAP) uygulamayı göz önünde bulundurun.
• İnvaziv olmayan ventilasyona kooperasyon yoksa,
yorgunluk, bilinçsizlik veya hemodinamik bozuk­
luk görülürse, derhal entübasyon gerekir.
• Hipertansif tüm hastalara sublingual 0.4 miligram
NG verilmelidir (her 1-5 dakikada tekrar edilebilir).
• Kan basmcı >150/100 ise, NG 0.2-0.4 mikrogram/
kg/dk IV başlangıç dozunda verilmeli. iV yol ile
titrasyon hem daha kolay olacaktır hem de eğer
hastaya BİPAP uygulanıyorsa kullanılabilecek tek
yoldur.
• Nitrat başlanmasından sonra, furosemid gibi güçlü
bir iV diüretik 40-80 miligram veya bumetanid 1-3
miligram iV verilir. Elektrolit özellikle serum po­
tasyum düzeyi izlenmelidir.
• Dirençli hipertansif özellikle NG'e iyi yanıt verme­
yen hastalarda nitroprussid verilebilir. Başlangıç
dozu 0.3 mikrogram/kg/dk olup, kan basmcı ve
semptomların düzelmesine göre doz ayarlaması ya-
pılır.
• Hipotansif veya inotrop destek ihtiyacı olan has­
talarda dopamin 5-10 mikrogram/kg/dk başlanır,
sistolik kan basıncı 90-100 olacak şekilde doz ayar­
laması yapılır.
• ST yükselmeli myokard enfarktüsü için EKG de­
ğerlendirilir (Bkı12. Bölüm 20). Dobutamin, dopa­
min ile birlikte veya hasta şiddetli dolaşım şokunda
değilse tek başına verilebilir. Dobutamin 2.5 mik­
rogram/kg/dk dozda başlanır ve cevaba göre doz
ayarlaması yapılır (Bknz. Bölüm 21, kardiyojenik
şok).
• Myokard enfarktüsü nedeniyle gelişen kalp yet­
mezliğinde trombolitik ajanları göz önünde bulun­
durunuz.
Kalbin inotropik durumunu bozabilecek tedavi­
lerden kaçınarak, disritmiler (Bknz. Bölüm 4) ve
elektrolit bozukluklar (bakınız bölüm 6) tedavi
edilir.
• Morfin 2-5 miligram iV başlanabilir ve ağrı kont­
rolü gerektikçe tekrar edilir. Solunum depresyonu­
na neden olabilir ve altta yatan kalp yetmezliğinin
tedavisi için kullanılan oksijen, diüretik ve nitratla­
ra ek bir yarar sağlamaz.
• 7141 hastada yapılan randomize kontrollü bir çalış­
mada, akut dekompanze kalp yetmezliğinde nesiri­
tid kullanımı standart tedavi ile karşılaştırıldığın­
da, ek bir fayda gösterilememiştir.
• Digoksin etkisi akut durumlarda fayda sağlayama­
yacak kadar yavaş başlar.
• Nitratlara dirençli anürik hastalarda acil diyaliz bir
tedavi seçeneğidir.
Konjestif kalp yetmezliğinin uzun dönem tedavisi;
diyetteki tuzu kısıtlamak, furosemid gibi diüretik­
lerin kronik kullanımı ile preload azaltılması, me­
toprolol gibi �-blokerlerin kullammı ile afterload
azaltılması, kaptopril gibi ACE inhibitörleri ve di­
goksin kullammıdır.
• Kalp yetmezlikli çoğu hasta yatarak tedaviye ihti­
yaç gösterir veya en azından diürez sırasında böb­
rek fonksiyonlarının izlenmesi ve akut dekompan­
zasyonun nedeni olarak AMI dışlanması için, izlem
gerekir. IV nitrogliserin verilen ve/veya BİPAP te­
davisi uygulanan hastalarda yoğun bakım yatışı ge­
rekir.
• Belirgin düzeltilebilir nedenlere bağlı olup, bu ne­
denlerin tedavi edildiği hafif semptomları olan has­
talar ayaktan izlenebilir. Taburculuk için, hastaların
tanı testleri normal olup, güçlü sosyal desteğe sahip
olmaları gerekir.
BÖLÜM 25 • KAPAK ACİLLERİ
KAPAK ACİLLERİ
25 Bo
Burns
PATOFİZYOLOJİ
Hastaların çoğunda ilerleyici atriyum dilatasyonu
nedeniyle sonununda atriyal fıbrilasyon gelişecektir.
Kapak obstrüksiyonu yavaş ilerleyici olmasına rağ­
men, özellikle efor sırasında, kardiyak outputtaki
kompansatuvar artışı önleyecek yeterli obstrüksi­
yon oluştuğunda, semptomlar akut olarak görülme
eğilimindedir.
Çeviri: Meltem Akkaş
%90 kapak hastalığı kronik olup, yapısal anomali­
nin başlangıcı ile semptomların başlangıcı arasında
dekatlar vardır.
Dilatasyon ve hipertrofi ile kronik adaptasyon ne­
deniyle, kalp fonksiyonu yıllarca korunabilir. Bu
yüzden üfürümün duyulması ile teşhis konulması
için 10-20 yıl geçebilir.
Dört kapak kanın geriye kaçışını önler, ventrikülün
her kasılması sırasında kanın etkili ejeksiyonuna
izin verir. Mitral kapağın 2, diğerlerin 3 kapakcığı
mevcuttur. Sağ papiller kas triküspit kapağın, sol
papiller kas mitral kapağın etkili kapanmasını sağ­
lar.
Genel popülasyon ile karşılaştırıldığında, hemo­
dinamik olarak anlamlı kalp kapak hastalığı olan­
larda ölüm olasılığı 2.5 kat, inme olasılığı 3.2 kat
artmıştır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
Kapak hastalığı olan tüm hastalarda çok yaygın
bulunan semptom efor dispnesidir (mitral darlığı
olan hastaların 580'inde görülür).
İkinci en yaygın semptom olan hemoptizi, kapak
hastalıklarının erken tanınması ve tedavisi nedeni
ile daha düşük görülür olmuştur.
Sistemik emboli; miyokardiyal, renal, santral sinir
sistemi ve periferik enfarkt ile sonuçlanabilir.
Mitral darlığın klasik belirti ve üfürümleri Tablo
25-1 'de verilmiştir.
TANI VE AYIRICI TANI
• MİTRAL DARLIK
EPİDEMİYOLOJİ
•
9J
Sıklığı azalmasına rağmen, romatolojik kalp hasta­
lığı hala mitral kapak darlığının en önemli nedeni­
dir.
Kadınlarda erkeklere göre 2 kat fazla görülür.
EKG çentikli veya bifazik P dalgalarını ve sağ aks
deviasyonunu gösterebilir (Bknz. Şekil 25-1).
Akciğer grafisinde sol atriyal genişlemeyi gösteren
sol kalp sınırında düzleşme, tipik olarak erken rad­
yolojik bulgudur. Sonuç olarak pulmoner konjes­
yon bulguları gelişir (üst akciğer alanlara konjes­
yon, Kerley B çizgileri, vaskülarite artışı).
@ij:JiıflJ@ Kapak Sesleri, Üfürümleri ve Bulgularının Karşıkaştırılması
KAPAK HASTALIGI
ÜFÜRÜM
KALP SESLERİ VE BULGULAR
Mitral darlık
Middiastolik rulman, Sl içerisine doğru artan
Mitral yetmezlik
Mitral kapak
prolapsusu
Aort darlığı
Akut: Sl ile başlayan ve S2 den önce sonlanan
sert apikal sistolik üfürüm
Kronik: S2 içine yayılan tiz apikal sistolik
üfürüm
S2 içine doğru artan geç sistolik üfürümü takip
edebilen idik
Kaba sistolik ejeksiyon üfürümü
Sert çarpan Sl, küçük apikal impuls, az dolmuş
ventrikül nedeni ile hafif vurma
Sl ve S2 duyulabilir
Aort yetmezliği
S2öen hemen sonra tiz diastolik üfürüm
Midsistolik idik; geç sistolik üfürüm nedeni ile S2
azalabilir
S2 paradoksal çiftleşmesi, S3 ve S4 duyulabilir;
küçük amplitüdlü nabız; yavaş artan ve süreldi
zirvede nabız
S3 duyulabilir; geniş nabız basıncı
Kısaltmalar: Si: birinci kalp sesi 52: ikinci kalp sesi 53: üçüncü kalp sesi 54:dördüncü kalp sesi
92
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
ŞEKİL 25-1. Mitral darlığı olan hastada EKG de sol atriyal genişleme ve sağ aks deviasyonu görülmektedir. V2 derivasyo­
nunda anormal P dalgaları (Courtesy of David Cline, Wake Forest University).
Mitral darlığının tanısı ekokardiyografi ve/veya
kardiyoloji konsültasyonu ile doğrulanmalıdır.
Doğru tanının acil olarak araştırılma kararı ve uy­
gun yönlendirme, semptomların şiddetine göre be­
lirlenir.
veya kapak yaprakcıklannın rüptürüne neden ola­
bilir.
Sağ koroner tıkanıklığa bağlı inferior myokardiyal
enfarktüs, iskemik mitral kapak yetmezliğinin en
yaygın nedenidir.
Aortik regürjitasyon ve iştah kesici ilaçlar (fenflu­
ramin ve fentermin veya deksfenfluramin tek başı­
na) arasındaki ilişki kabul edilmesine rağmen, mit­
ral yetmezlik ile iştah kesici ilaçlar arasındaki ilişki
açık değildir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Mitral darlığın medikal tedavisi; pulmoner konjes­
yonu azaltmak için aralıklı diüretik (40 miligram
iV furosemid gibi), atriyal fibrilasyonun tedavisi
ve arteriyal emboli için risk altında olan hastalarda
antikoagi.ilasyondur.
Mitral darlığı ve paroksismal veya kronik atriyal
fibrilasyonu veya embolik olay hikayesi olan hasta­
larda uzun dönem antikoagülasyon gerekir. Varfa­
rin tedavisinin amacı INR (international normali­
zed ratio) değerini 2 - 3.2 arasında tutmaktır.
Mitral darlık ve pulmoner hipertansiyon ile gelen
hastalarda hemoptizi görülebilir.
Kanama; kan transfüzyonu, toraks cerrahi konsül­
tasyonu ve acil cerrahi gerektirecek kadar şiddetli
olabilir.
MİTRAL YETMEZLİK
EPİDEMİYOLOJİ
Enfektif endokardit veya miyokardiyal enfarktüs;
korda tendinea veya papiller kasların rüptürüne
PATOFİZYOLOJİ
•
Sol atriyuma akut regürjitasyon hızlıca basıncı
yükseltir ve pulmoner ödeme neden olur. Bunun
tersine kronik durumda büyük kaçak akımına rağ­
men sol atriyum genişlediğinden sol atriyal basınç
az bir oranda artar.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
Akut mitral yetmezlikte, dispne, taşikardi ve pul­
moner ödem görülür. Hastalar hızlıca kardiyojenik
şoka girebilir veya kardiyak arrest gelişebilir.
Aralıklı mitral yetmezlikte, genellikle pulmoner
ödeme bağlı akut solunum sıkıntısı atakları ge­
lişir ve ataklar arasında hasta asemptomatik ola­
bilir.
BÖLÜM 25 • KAPAK ACİLLERİ
• Kronik mitral yetmezlik yıllarca hatta dekadlar bo­
yunca tolere edilebilir. İlk semptom genellikle efor
dispnesidir ve bazen atriyal fıbrilasyonla ortaya
çıkar. Sıklıkla asemptomatik olan sistemik emboli
antikoagüle edilmeyen hastaların %20'sinde görü­
lür.
• Mitral yetmezliğin klasik üfürümü ve bulguları
Tablo 25-1 'de listelenmiştir.
•
•
TANI VE AYIRICI TANI
• Akut rüptürde, EKG akut inferior duvar enfarktü­
sünün delillerini gösterebilir (anterior duvar en­
farktüsünden daha yaygındır).
• Papiller kas rüptüründen akut mitral yetmezlik, ak­
ciğer grafısinde; beklenenden daha az kardiyak ge­
nişleme ile birlikte, minimal genişlemiş sol atriyum
ve pulmoner ödem şeklinde görülebilir.
• Kronik hastalıkta, EKG de sol atriyal ve sol ventri­
küler hipertrofi (LVH) bulguları görülebilir. Göğüs
grafisinde, kronik mitral yetmezlik regürjitasyon
volüm derecesi ile uyumlu olan sol ventriküler ve
atriyal genişleme izlenir.
• Ekokardiyografi tanı koymak ve şiddeti belirlemek
için gereklidir (Bknz. Şekil 25-2). Akut hastada ya­
tak başı teknik zorunlu olabilir. Bununla birlikte
transtorasik ekokardiyografi lezyon şiddetini gös­
teremeyebilir. Hasta yeterli oranda stabil olduğun­
da transösefagiyal görüntüleme yapılmalıdır. Stabil
olmayan hastada ekokardiyografi elektif olarak uy­
gun koşullarda yapılabilir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
• Pulmoner ödem başlangıçta oksijen, invaziv olma-
•
•
93
yan pozitif basınçlı ventilasyon, diüretikler, tolere
edilirse nitratlar ve solunum yetmezliği olan hasta­
larda entübasyon ile tedavi edilmelidir.
Nitroprossid; aort akımını arttırarak, ileri doğru
kan akışını sağlar. Sol ventrikül boyutunu küçülte­
rek mitral kapak yetmezliğini kısmen düzeltir. Has­
ta hipotansif değilse nitroprussid 5 mikrogram/kg/
dak IV verilir.
Nitroprussid ile mitral regürjitasyonun daha da kö­
tüleştiği bir grup hasta olabileceği için dikkatli bir
monitorizasyon gereklidir.
Hipotansif hastalarda nitroprusside ek olarak 2,520 mikrogram/kg/dakika'dan dobutamin gibi inot­
ropik ajanlar verilmelidir.
Aortik balon pompası regürjitan akımı ve sol vent­
rikül dolum basıncını azaltarak ortalama arteryel
basıncı ve ön akımı arttırır; bu işlem cerrahiyi bek­
lerken hastayı stabilize etmek için kullanılabilir.
Akut mitral kapak rüptüründe acil cerrahi düşü­
nülmelidir.
MİTRAL KAPAK PROLAPSUSU
EPİDEMİYOLOJİ
•
•
Mitral kapak prolapsusu gelişmiş ülkelerde en sık
görülen kalp kapak hastalığıdır ve popülasyonun
%2,4'ünü etkiler.
Mitral kapak prolapsusu olan ve olmayan hastala­
rı karşılaştıran popülasyon çalışmalarında, atriyal
fibrilasyon, senkop, inme ve ani ölüm riskinde artış
bulunmamıştır.
PATOFİZYOLOJİ
•
•
Mitral kapak prolapsusu veya klik üfürüm sendro­
munun etiyolojisi bilinmemekle birlikte bu durum
konjenital olabilir.
Erkek cinsiyet, 45 yaş üstü ve regürjitasyon mevcu­
diyeti (klinik olarak kısa sistolik üfürümle anlaşıla­
bilir) artmış komplikasyon riski ile ilişkilidir.
KLİNİK BULGULAR
•
•
•
ŞEKİL 25-2. Ekokardiyografi şiddetli mitral regürjitasyo­
nu göstermektedir. Renkli dopler yetmezliğe bağlı sol atri­
yum içerisine geri akımı göstermektedir.
Çoğu hasta semptomatik değildir. Semptomlar;
atipik göğüs ağrısı, çarpıntı, halsizlik ve egzersizle
ilişkili olmayan nefes darlığıdır.
Normal olmayan kalp sesleri Tablo 25-1 'de listelen­
miştir.
Mitral kapak prolapsusu olup istirahatte regürji­
tasyonu olmayan hastalarda, egzersizin tetikledi­
ği mitral regürjitasyon (%32 vakada olur) morbid
olaylar için yüksek riski gösterir.
94
KISIM S • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
TANI VE AYIRICI TANI
Mitral kapak prolapsusunun klinik tanısını doğru­
lamak ve eşlik eden mitral regürjitasyonu belirle­
mek için ekokardiyografi önerilir. Ekokardiyografi/
kardiyoloji konsültasyonu daha sonra, ayaktan uy­
gulanabilir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Mitral kapak prolapsusunda acil serviste görülen
hastalar için başlangıç tedavisi nadiren gereklidir.
Çarpıntısı, göğüs ağrısı veya anksiyetesi olan hasta­
lar �-blokörlere yanıt verir; örneğin 25 mg atenolol
verilebilir. Alkol, sigara ve kafeinden uzak durmak
semptomları azaltabilir.
AORT DARLIGI
EPİDEMİYOLOJİ
• ABD'de yaşayan yetişkinlerde aort darlığının en sık
nedeni dejeneratif kalp hastalığıdır (veya kalsifik
aort darlığı).
Genç erişkinlerde aort darlığının en sık nedeni
konjenital kalp hastalığıdır; %50 vakada bikuspit
kapak vardır. Romatizma! kalp hastalığı ABD de
aort darlığının üçüncü en sık nedeni, bütün dünya­
da ise hala en sık nedendir.
ŞEKİL 25-3. Parasternal uzun aks planı kalınlaşmış , daral­
mış aort kapağını göstermekte. Ao = aort, LA=sol atriyum,
LV=sol ventrikül (Fuster V.O' Rourke RA, Walsh RA, Poole
-Wilson P, Hurst's The Heart , 12.basım.New York :McGraw­
Hill.2008 izni ile alınmıştır)
TANI VE AYIRICI TANI
EKG genelde sol ventrikül hipertrofısi (LVH) ve
%10 hastada sol veya sağ dal bloğu görülür.
Erken dönemde göğüs grafisi normaldir ama kapak
replasmanı olmayan hastada zamanla LVH ve kon­
jestif kalp yetmezliği bulguları gelişir.
Eğer üfürüm senkopla ilişkili ise aort darlığı tanı­
sından şüphelenir ve tanıyı doğrulamak için eko­
kardiyografi yapılmalıdır (Bknz. Şekil 25-3).
PATOFİZ YOLOJİ
•
Aorta doğru olan kan akımı daralır, progressif sol
ventrikül hipertrofisi ve düşük kardiyak output or­
taya çıkar.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Klasik triyad; nefes darlığı, göğüs ağrısı ve senkop­
tur.
• Nefes darlığı genelde ilk semptomdur. Diğer semp­
tomlar paroksismal nokturnal dispne, egzersizle
oluşan senkop, göğüs ağrısı ve miyokard enfarktüs­
tür.
Aort darlığında görülen bulgular ve klasik üfürü­
mü ve eşlik eden aort darlığı bulguları Tablo 251 'de listelenmiştir.
Kan basıncı normal veya düşüktür, nabız basıncı
daralmıştır.
• Aort darlığında brakiyoradiyal gecikme önemli bir
bulgudur. Muayene eden kişi aynı anda hastanın
sağ brakiyal arterini baş parmağı ile, hastanın sağ
radiyal arterini ise orta veya serçe parmak ile palpe
eder. Brakiyal arter ve radiyal arter arasında palpe
edilen nabız gecikmesi anormal kabul edilir.
ACİL SERVİS BAKiMi ve TABURCULUK
•
•
Pulmoner ödemi olan hastalar oksijen ve diüretik
ile tedavi edilebilir ama nitratlar önyükü azaltarak
belirgin hipotansiyona neden olabileceğinden dik­
katli kullanılmalıdır. Aort darlığı olan hastalarda
nitroprussid iyi tolere edilemez.
Yeni başlangıçlı atriyal fibrilasyon şiddetli bir bi­
çimde kardiyak outputu bozabilir ve bu yüzden
heparin ile antikoagülasyona ve kardiyoversiyona
ihtiyaç gösterir.
Aort darlığı ilişkili yaygın semptomları (örn: sen­
kop) olan hastalar hastaneye yatırılmalıdır.
AORT YETMEZLİGİ
EPİDEMİYOLOJİ
•
%20 hastada aort yetmezliği nedeni akuttur. Akut va­
kaların önemli bir kısmını enfektif endokardit oluş-
BÖLÜM 25 • KAPAK ACİLLERİ
•
•
turur; kalan kısım ise aort kökündeki diseksiyondan
meydana gelir. Kronik vakaların büyük çoğunluğu
kalsifik dejenerasyon, konjenital hastalık (daha çok
biküspit kapak), sistemik hipertansiyon, miksarnatöz
proliferasyon ve romatolojik kalp hastalığından oluşur.
Marfan sendromu, sfiliz, ankilozan spondilit, Eh­
ler-Danlos sendromu ve Reiter sendromu daha na­
dir nedenlerdir.
İştah kesici ilaçlarla (fenfluramin ve fentermin veya
tek başına deksfenfluramin) aort yetmezliği arasın­
da ilişki bulunmuştur.
PATOFİZYOLOJİ
•
•
Akut vakalarda kanın ani olarak ventriküle geri
akımı ile sol ventrikül end-diastolik basınç artar bu
da akut kalp yetmezliğine neden olur.
Kronik vakalarda regürjitan kan volümüne uyum
sağlamak için ventrikül progressif olarak genişler.
Nabız basıncının genişlemesi diyastolik basınçta
düşme ile sonuçlanır ve belirgin periferik vazodila­
tasyon görülür.
KLİNİK ÖZELLİKLER
iskemiyi içeren değişiklikleri içerir ve aort diseksi­
yonu ile beraber görülebilir.
• Akut regurjitasyonu olan hastalarda göğüs grafisi
beklenenden daha az kardiyak genişlemesi olan
pulmoner ödemi gösterir.
• Kronik aort yetmezliğinde; EKG, LVH gösterir ve
akciğer grafısi LVH, aort dilatasyonu ve konjestif
kalp yetmezliğinin olası belirtileri gösterir.
• Ekokardiyografi kapak yetmezliğinin ciddiyetini
tespit etmek ve varlığını doğrulamak için önem­
lidir. Acil cerrahi gereken stabil olmayan hasta­
larda yatak başı transtroasik ekokardiyografı ya­
pılmalıdır. Transözefagiyal ekokardiyografı, aort
disseksiyonundan şüphelenildiğinde önerilir
ama bu yaklaşım akut stabil olmayan hastalarda
uygulanamaz.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
•
•
Akut hastalıkta, en sık görülen semptom nefes dar­
lığıdır ve hastaların %50'sinde görülür. Çoğu hasta
akut pulmoner ödemdedir ve pembe köpüklü bal­
gamları vardır. Eğer neden endokardit ise hastalar
ateş, üşüme ve titremeden yakınabilir.
• İnen aort disseksiyonu tipik olarak yırtılır tarzda ve
omuzlara yayılan tipte göğüs ağrısı oluşturur.
• Aort yetmezliğinin klasik üfürümü ve belirtileri
Tablo 25-1 'de listelenmiştir.
• Kronik durumda, hastaların üçte birinin büyük
atım hacmi ve/veya prematür ventriküler kontrak­
siyonlar nedeniyle çarpıntıları vardır. Genelde de
yatakta iken hissedilir.
• Kronik durumda, belirtiler belirgin ventriküler
kontraksiyonla beraber geniş nabız basıncını içerir
bu da başta sallanma olarak görülebilir.
• 'Su çekiç darbesi" görülebilir; bu periferik kollapsı
takiben yukarı vuruştaki hızlı yükselmenin görül­
düğü periferik atımdır.
• Diğer klasik bulgular, vurgulu göğüs apikal vurusu,
pulsus bisferiens, Duroziez belirtisi (femoral üfü­
rüm) ve Quincke atım (uç noktasına basınç uygu­
landığında proksimal tırnak yatağında görülebilir
kapiller atımlar)'ı içerir.
•
•
TANI VE AYIRICI TANI
•
•
EKG değişiklikleri, sağ koroner arterin tutulumunu
destekleyen akut inferior miyokard infarktüsü veya
95
•
Pulmoner ödemde başlangıç olarak oksijen teda­
visi verilmeli ve solunum yetmezliği olan hastalar
entübe edilmelidir. Diüretikler ve nitratlar kullanı­
labilir fakat sıklıkla etkili değildir.
Nitroprussid 5 mikrogram/kg/ dakika olacak şe­
kilde, dobutamin gibi {2.5 mikrogram/kg/dakika)
veya dopamin gibi inotrop ajanlar ile, acil cerrahi
öncesi hastayı stabilize etmek için, ileri kan akışını
arttırmak ve sol ventrikül end-diastolik basıncını
azaltmak için kullanılır.
İntra-aortik balon pompası kontrendikedir.
�-blokerler sıklıkla aort diseksiyonunu tedavi et­
mek için kullanılmalarına rağmen, bu ilaçlara bü­
yük bir dikkat gösterilmelidir. Aort kapak rüptürü
ile gelenlerde kompansatuar taşikardi görülemeye­
bilir.
Acil cerrahi yaşam kurtarıcı olabilir.
Kronik aort regürjitasyonu tipik olarak anjiyoten­
sin-konverting enzim inhibitörleri veya nifedipin
gibi vazodilatörler ile tedavi edilir.
PROTEZ KAPAK HASTALIKLARI
EPİDEMİYOLOJİ
•
Protez kapak ABD'de yılda 40000 hastaya takılmak­
tadır. Yaklaşık olarak 80 çeşit yapay kapak olup her­
birinin farklı avantaj ve dezavantajı bulunmaktadır.
Protez kapak takılan hastalara cüzdanlarında tanı­
tıcı kart taşımaları öğütlenmelidir.
Protez kapak takılan hastalarda yılda %0,5 oranında endokardit gelişir. Enfeksiyonlar ameliyattan
sonra ilk 2 ayda daha sık görülür. Bu zaman dilimi
96
•
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
içinde en sık görülen etkenler, staphylococcus epi­
dermis ve S. aureus. Gram negatif organizmalar ve
mantarlar da, yine bu süre içinde sık görülen enfek­
siyon nedenleridir.
Mekanik kalp kapaklarına bağlı gelişen en önemli
komplikasyonlar; varfarin alan hastalar için kana­
ma ve protez kapak üzerindeki trombustan gelişen
yılda %1/yıl oranında/yılda %1.4 sistemik embo­
lizmdir.
•
TANI VE AYIRICI TANI
Yeni veya progresif bir nefes darlığı, yeni başlayan­
gıçlı veya kötüleşen konjestif kalp yetmezliği, azal­
mış egzersiz toleransı veya iskemi ile uyumlu göğüs
ağrısı kapak disfonksiyonunu düşündürür.
Protez kapak hastasında dirençli bir ateş var ise,
olası endokardit açısından değerlendirilmeli ve kan
kültürleri alınmalıdır.
Kan testleri,(tam kan sayımı ve eğer hasta varfa­
rin kullanıyorsa koagülasyon tesleri) istenmelidir.
Ekokardiyografi veya kalp kateterizasyonu tanı için
gerekli olabilir.
PATOFİZYOLOJİ
•
Protez kapak hafifçe stenoza eğilimlidir ve tam ka­
panmamaya bağlı oldukça az bir regürjitasyon yay­
gın görülür.
• Protez kapak hastaları sürekli antikoagülasyona
ihtiyaç gösterir. Bazı biyoprotezlerde eğer birlikte
atriyal fibrilasyon yoksa uzun dönem antikoagü­
lasyon gerekmez.
Protez kapakta trombus oluşabilir ve açıklığı en­
gelleyecek veya akışı tıkayacak kadar geniş olabilir.
Trombusa bağlı bu disfonksiyon akut veya yavaş ve
progresif olabilir.
Biyoprotezler kademeli bir şekilde dejeneratif ola­
bilir. Kademeli bir kalınlaşma, sertleşme ve yırtıl­
ma sonucu kapak yetmezliği gelişir.
• Protez kapaktaki süturlar açılabilir. Bu durum ka­
pağın periferinde bir fistüle ve kapak etrafında re­
gürjitasyona neden olabilir.
• Mekanik modellerde aniden bir kırılma veya yet­
mezlik görülebilir. Bu yetmezlik genellikle ani
semptomlara ve sıklıkla düzeltici cerrahi yapılama­
dan ölüme neden olur.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
Bir çok hastada, başarılı kapak takılmasından son­
ra dirençli bir nefes darlığı ve azalmış efor toleransı
görülür. Bu durum önceden var olan kalp disfonk­
siyonu veya atriyal fibrilasyonda daha yaygındır.
Kapak etrafında geniş sızdırma, konjestif kalp yet­
mezliği ile sonuçlanır. Nörolojik semptomları olan
hastalarda kapak trombusu veya endokardite bağlı
tromboemboli olabilir.
Protez kapak hastalarında genellikle anormal kalp
sesleri vardır. Metalik kapaklarda yüksek, metalik
kapanma sesleri duyulur.
Mekanik modellerde sistolik üfürümler yaygın gö­
rülür. Yüksek diastolik üfürümler genellikle meka-
nik kapaklarda duyulmaz.
Biyoprotezli hastalarda Sl ve S2 genellikle normal­
dir. Anormal açılma sesleri duyulmaz.
Aortik biyoprotezler genellikle kısa midsistolik
üfürümlerle ilişkilidir.
Akut protez kapak disfonksiyonu olduğundan şüp­
helenilen her hasta acil cerrahi gereksinimi açısın­
dan kardiyovasküler cerrahisi tarafından değerlen­
dirilmelidir.
Antikoagülasyonun düzeyi kapağın türüne göre
değişmekle beraber INR 2-3.5 olacak şekilde dü­
zenlenir.
Trombotik obstrüksiyona bağlı akut protez kapak
disfonksiyonu trombolitik ile başarılı bir şekilde te­
davi edilmektedir ancak tanı için genellikle kardi­
yoloji konsültasyonu gerekir. Daha hafif derecedeki
tıkanıklıklar antikoagülasyonun düzenlenmesi ile
tedavi edilmelidir.
Kötüleşen semptomları olan hastaların taburculu­
ğu problemli olabilir ve hastayı taburcu etmeden
önce uzun süre takip eden hekim ile konsültasyon
gerekli olabilir.
ENFEKTİF ENDOKARDİT
PROFİLAKSİSİ
•
Acil serviste yapılacak uygulamalardan önce profi­
laksi verilmesi ile ilgili öneriler için bakınız bölüm
95.
BÖLÜM 26 • KARDİYOMİYOPATİLER, MİYOKARDİTVE PERİKARD HASTALIKLARI
26 KARDİYOMİYOPATİLER,
MİYOKARDİT VE P ERİKARD
HASTALIKLARI
N. Stuart Harris
Çeviri: Meltem Akkaş
• Kardiyomiyopati terimi doğrudan kardiyak yapıyı
etkileyen, miyokardiyal fonksiyonu bozan veya mi­
yokardın elektriksel özelliklerini değiştiren hasta­
lıkları tanımlamakta kullanılır.
• Kardiyomiyopatiler, ABD'de üçüncü en sık görülen
kalp hastalığıdır ve adölesanlarda ani ölümün ikin­
ci en sık sebebidir.
• Kardiyomegalinin eşlik ettiği konjestif kalp yet­
mezliği (KKY) olan bir hastada ya da kardiyome­
galinin olduğu asemptomatik bir hastada, genelde
şu beş hastalıktan birinin tanısı konulur; iskemik
kalp hastalığı (Bknz. Bölüm 20 ve 21), hipertansif
kalp hastalığı (Bknz. Bölüm 24), kalp kapak hasta­
lığı (Bknz. Bölüm 25), miyokardit ve ya idiyopatik
kardiyomiyopati.
• Kardiyomiyopatili hastalar, esas olarak diyastolik
disfonksiyon (hipertrofık kardiyomiyopati ve rest­
rüktif kardiyomiyopati) ya da hem sistolik hem
diyastolik disfonksiyon (dilate kardiyomiyopati,
inflamatuvar kardiyomiyopati veya miyokardit)
gösterir.
97
•
Azalmış ventriküler kasılma kuvvetine bağlı mural
trombüs oluşabilir ve periferik embolizasyon be­
lirtilerine neden olabilir (ör: Akut nörolojik defi­
sit, yan ağrısı, hematüri veya nabızsız siyanotik bir
ekstremite).
• Triküspit ve mitral kapaklarda holosistolik regür­
jitan üfürüm; sol alt sternal sınır boyunca ya da
apekste duyulabilir. Diğer bulgular; birleşmiş gala,
genişlemiş ve pulsatil karaciğer, bibaziler raller ve
sınırlı ödem.
TANI VE AYIRICI TANI
•
• DİLATE KARDİYOMİYOPATİ
Göğüs grafisi genellikle genişlemiş bir kardiyak si­
lüet, biventriküler genişleme ve pulmoner vasküler
konjesyonu gösterir ("akımda sefalizasyon" ve ge­
nişlemiş hiluslar).
• Elektrokardiyogram (EKG); sol ventriküler hipert­
rofı, sol atriyal genişleme, Q ve ya QS dalgaları ve
zayıf prekordiyal R dalga progresyonunu gösterir.
Atriyal fibrilasyon ve ventriküler ektopi sıkça görü­
lür.
• Ekokardiyografıyle tanı doğrulanır, ventrikül ge­
nişlemesi, artmış sistolik ve diyastolik hacimler ve
azalmış ejeksiyon fraksiyonu görülür.
• Ayırıcı tanıda; akut miyokard enfarktüsü, restrük­
tif perikardit, akut valvüler bozukluk, sepsis veya
düşük kardiyak atım ile sonuçlanan tüm durumlar
dikkate alınmalıdır.
PATOFİZYOLOJİ
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
• Miyokardın kompensatuar hipertrofısi ve dialatas­
yonu; azalmış sistolik fonksiyon ve düşük kalp atı­
mına neden olan pompa yetmezliğiyle sonuçlanır.
Dilate kardiyomiyopati (DKMP) vakalarının
%80'inin, spesifık kardiyak ya da sistemik bozuk­
luklarla ilişkili olmayıp, idiyopatik olduğu düşü­
nülür. İdiyopatik DKMP, ABD'de kalp naklinin ilk
endikasyonudur.
• Siyahlar ve erkekler, beyazlar ve kadınlara göre 2.5
kat daha fazla riske sahiptirler. Tanı koyma yaşı ti­
pik olarak 20-50 yaşları arasıdır.
• Semptomatik DKMP ve tanısı yeni konulan hasta­
ların monitörize bir yatağa ya da yoğun bakım üni­
tesine yatış gerektirir.
• İntravenöz diüretikler (örn: Furosemid 40 mg IV)
ve digoksin (maksimum doz 0.5 mg IV) uygulana­
bilir. Bu ilaçlar semptomatik iyileşme sağlar ancak
sağkalım arttırdığı gösterilememiştir.
• Anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitör­
leri (örn: Enalaprilat 1.25 mg IV her 6 saatte) ve
�-blokörler (örn: Karvedilol 3.125 mg oral) veri­
lebilir. Bu ilaçların KKY olan DKMP hastalarında
sağkalımı iyileştirdiği gösterilmiştir.
• Amiodaron (10 dk'da 150 mg IV yükleme sonrası 1
mg/dk IV infüzyon 6 saat boyunca) kompleks vent­
riküler ektopide verilebilir.
• Mural trombüs oluşumunu önlemek için antikoa­
gülasyon uygulanabilir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Sistolik pompa yetmezliği; egzersizle ortaya çıkan
dispne, ortopne ve paroksismal noktürnal dispneyi
içeren KKY belirti ve bulgularına neden olur.
• Sınırlı koroner vasküler rezerv nedeniyle göğüs ağ­
rısı gelişebilir.
98
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
• MİYOKARDİT (İNFLAMATUAR
KARDİYOMİYOPATİ)
•
PATOFİZYOLOJİ
•
•
•
•
Miyokardın inflamasyonu; enfeksiyöz bir ajanın ya
da sistemik bir hastalığın sonucu olabilir.
Vira) etiyolojide; coxsackie B, ekovirus, influenza,
parainfluenza, Epstein Barr ve HIV yer alır.
Bakteriyel sebepler olarak; Corynebacterium diph­
theriae, Neisseria meningitidir, Mycoplasma pneu­
moniae ve P-hemolitik streptokok görülmektedir.
Perikardit sıklıkla miyokardite eşlik eder.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
İdiyopatik ya da vira! miyokarditte tedavi destekle­
yicidir.
Romatizma) ateş, difteri veya meningokoksemiyle
komplike miyokarditte antibiyotikler gerekir; bu
vakalarda tedavi miyokarditi destekleyen basit bul­
gulara göre değil tüm klinik tabloya göre yapılır.
Bazı seçilmiş hastalarda immünsupresif tedavinin
değeri olabilir, ancak büyük çalışmalarda tutarlı bir
şekilde faydası gösterilememiştir.
KKY semptomlarıyla gelen hastalarda genellikle
yatış endikasyonu vardır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Genellikle hastalar genç olup, önemli bir kalp has­
talığı öyküsü olmayan, aterosklerotik koroner ar­
teryel hastahk için düşük risk faktörleri olan ve sis­
temik ya da viral hastalık sonrası hemen başlamış
ya da hastalık sırasında yeni başlayan ani semp­
tomlarla gelebilirler.
Sistemik belirti ve bulgular baskın olup; miyalji,
baş ağrısı, titreme ve ateşle orantısız taşikardi görü­
lür.
• Eşlik eden perikardit nedeniyle göğüs ağrısı sıklıkla
görülür.
• Beraberinde perikarditi olan hastalarda perikardi­
yal sürtünme sesi duyulabilir.
• Ciddi vakalarda; progresifkalp yetmezliği bulgula­
rı olabilir (örn: KKY, pulmoner raller, bacaklarda
ödem).
• HİPERTROFİK KARDİYOMİYOPATİ
PATOFİZYOLOJİ
•
TANI VE AYIRICI TANI
Tanı esas olarak klinikle konur, testlerle desteklene­
bilir, ancak doğrulamaz; şüpheli enfeksiyöz sebebin
doğrulanması (uygun viral seroloji gibi) AS'te nadiren
tamamlanır.
•
•
•
•
•
Akciğer grafisi genellikle normaldir ya da tanısal
değildir. Ciddi hastalıkta kardiyomegali ve pulmo­
ner venöz hipertansiyon ya da pulmoner ödem gö­
rülür.
EKG'de nonspesifik ST-T dalga değişiklikleri, peri­
karditle ilişkili ST segment elevasyonu, atriyovent­
riküler blok ve QRS intervalinde uzama görülür.
Kardiyak enzimler yükselebilir.
Ayırıcı tanıda; kardiyak iskemi veya enfarkt, kapak
hastalığı ve sepsis yer alır.
Ekokardiyografi genelde nonspesifiktir; ciddi va­
kalarda miyokardiyal depresyon ve duvar hareket
anormallikleri görülür.
Yeni görüntüleme yöntemleri galyum67 veya indi­
um111 ile işaretlenmiş antimiyozin antikorları ile
yapılan görüntülemeyi içerir. Her iki radyonüklid
de hasarlanmış ya da nekrotik miyositlerden alınır.
Bu hastalık sol ventriküler ve/veya sağ ventriküler
hipertrofiyle karakterize, genellikle asimetriktir.
Ventrikül dilatasyonu olmadan esas olarak intra­
ventriküler septumu tutar.
Sonuç olarak; sol ventrikül anormal kompliyansı
bozulmuş diyastolik relaksasyona ve diyastolik do­
luma neden olur. Kardiyal atım genellikle normal­
dir.
Vakalann yansı herediterdir. Moleküler gene­
tik çalışmalarda, hipertrofik kardiyomiyopatinin
(HKMP) bir çok mutasyonla sarkomerin heterojen
bir hastalığının olduğu, sıklıkla da beta-miyozin
ağır zincirinin tutulduğu gösterilmiştir.
Prevalansı 1/500, mortalite oranı tüm yaş gurupları
için %1, çocuk ve adölesanlarda %4-%6'dır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Semptomların şiddeti yaşla birlikte artar.
En sık semptom efor dispnesi, daha sonra anjina
benzeri göğüs ağrısı, çarpıntı ve senkop.
Hastalar şiddetli ventriküler kontraksiyonların far­
kında olup bunları çarpıntı olarak adlandırabilir.
Fizik muayenede dördüncü kalp sesi (54), hiper­
dinamik apikal atım, prekordiyal kalkma ve en iyi
sol alt sternal kenar ya da apekste duyulan sistolik
ejeksiyon üfürümü görülebilir.
Üfürüm, valsalva manevrası ya da çömelme sonra­
sı ayağa kalkma ile artabilir. Üfürüm; çömelmekle,
güçlü el sıkma ya da supin pozisyonda yatan has-
BÖLÜM 26 • KARDİYOMİYOPATİLER, MİYOKARDİTVE PERİKARD HASTALIKLARI
tada bacak pasif kaldırmayla azalabilir (Bknz. Zıt
üfürümler için Bölüm 25).
TANI VE AYIRICI TANI
EKG'de hastaların %30'unda sol ventriküler hipert­
rofı ve %25-50'sinde sol atriyal genişleme görülür.
Geniş septal Q dalgaları (>0.3 mV) %25'inde görü­
lür. Diğer EKG bulguları dik T dalgaları ile birlikte
aynı derivasyonlarda QS veya QR kompleksleridir
(Bu derivasyonlarda T dalga negatifliği iskemiyi
düşündürür).
Akciğer grafısi genellikle normaldir. Tanı için eko­
kardiyografi yapılmalıdır, orantısız septal hipertra­
fiyi gösterir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
HKMP semptomları iskemik kalp hastalığını tak­
lit edebilir ve bu semptomların tedavisine Bölüm
20'de yer verilmiştir. Diğer durumlarda genel des­
tekleyici tedavi uygulanır. Egzersiz intoleransı ya
da HKMP'nin tipik üfürümünün duyulduğu göğüs
ağrısı şikayetiyle gelen hastalar ekokardiyografik
olarak değerlendirilmelidirler. �-blokörler HKMP
ve göğüs ağrılı hastaların tedavisinde önde gelen
ilaçlardır.
Hastaların ağır egzersiz yapmaktan vazgeçmesi ge­
reklidir. Senkop geçiren şüpheli HKMP tanılı has­
talar hastaneye yatırılmalıdır.
• RESTRÜKTİF KARDİYOMİYOPATİ
EPİDEMİYOLOJİ VE PATOFİZYOLOJİ
•
Restrüktif kardiyomiyopati; bir ya da iki ventrikü­
lün birden normal ya da azalmış diyastolik hacmiy­
le, azalmış ventriküler dolumu ile sonuçlanan kalp
kası hastalığıdır.
En sık sebebi idiyopatiktir fakat amiloidoz, sarkoi­
doz, hemokromatoz, skleroderma, karsinoid, hipe­
reozinofilik sendrom ve endomiyokardiyal fibroz
gibi sistemik hastalıklarla ilişkilendirilmiştir. İdi­
yopatik formu bazen ailesel olabilir.
Sistolik fonksiyon genellikle normaldir ve altta ya­
tan sebebe bağlı ventriküler duvar kalınlığı normal
ya da artmış olabilir.
Hemo dinamik belirtileri: (1) Artmış sol ve sağ
ventrikül diyastol sonu basıncı, (2) Normal sol
ventrikül sistolik fonksiyonu (ejeksiyon fraksiyo­
nu >%50) ve (3) Erken diyastolik ventriküler ba­
sınçta hızlı bir yükselme ve plato ardından belir­
gin bir azalma.
Erken diyastolik ventriküler basınç trasesinde
99
hızlı yükselme ve ani plato; karakteristik " kare­
kök işareti" ya da "dip ve plato" dolum paterni
gösterir.
Bu dolum paterni konstrüktif perikarditte de gö­
rülebilir ve genellikle restrüktif kardiyomiyopatiyle
karışır. Bu ikisinin ayrımını yapabilmek oldukça
kritik öneme sahiptir çünkü konstrüktif perikardit
cerrahi olarak iyileştirilebilir.
Kardiyomegali ve ya sistolik disfonksiyon kanıtı
olmadan KKY ile başvuran hastada restrüktif kar­
diyomiyopati tanısı göz önünde bulundurulmalı­
dır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Dispne, ortopne ve periferik ödemin olduğu KKY
bulguları baskındır. Göğüs ağrısı nadirdir.
Fizik muayenede S3 ya da 54 kardiyak gallop, pul­
moner raller, boyun venöz dolgunluğu, Kussmaul
belirtisi (inspiratuar boyun venöz dolgunluğu), he­
patomegali, periferik ödem ve asit görülebilir.
TANI VE AYIRICI TANI
Göğüs grafısi kardiyomegali olmadan KKY bulgu­
larını gösterebilir.
En sık nonspesifik EKG değişiklikleri görülse de;
amiloidoz veya sarkoidoz vakalarında iletim bo­
zuklukları ve düşük voltajlı QRS kompleksleri yay­
gındır.
Ayırıcı tanıda; konstrüktif perikardit ve yaygın
olarak iskemik ya da hipertansif kalp nedeniyle di­
yastolik sol ventrikül disfonksiyonu bulunur. Rest­
rüktif kardiyomiyopati ve konstrüktif perikardit
ayrımı kritiktir, çünkü konstrüktif perikardit cer­
rahi olarak iyileştirilebilir.
Spesifik tanı için hemodinamik değerlendirmeyle
birlikte kardiyak kateterizasyon ve Doppler ekokar­
diyografı gereklidir. Kalp BT ve MRG'si konstrüktif
perikarditi restrüktif kardiyomiyopatiden ayırabi­
lir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Diüretiklerin ve ACE inhibitörlerinin kullanımıyla
semptomlara yönelik tedavi yapılır.
Sarkoidozda kortikosteroid tedavisi gereklidir. He­
mokromatoz tedavisinde şelasyon kullanılır.
Hastaneye yatışlar semptomların ciddiyetine ve
yan dal izleminin uygunluğuna göre belirlenir.
100
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
• AKUT PERİKARDİT
PATOFİZYOLOJİ
• Perikard; epikardın üstünde gevşek bir fibröz zar
(visseral perikard) ve kalbi çevreleyen yoğun bir
kollajen keseden (paryetal perikard) oluşur. Bu ta­
bakalar arasındaki boşluk; normal durumlarda 50
mL sıvı içerir. İntraperikardiyal basınç genellikle
atmosfer basıncının altındadır.
• Perikardın inflamasyonu; viral enfeksiyonlarla
( örn: coxsackie koksaki virüs, ekovirüs, HIV),
bakteriyel enfeksiyonlarla (örn: Staphylococcus,
Streptococcus pneumoniae, beta-hemolitik Strep­
tococcus, Mycobacterium tuberculosis), fungal en­
feksiyon (ör: Histoplazma kapsülatum), malignite
( örn: lösemi, lenfoma, melanom, metastatik meme
kanseri), ilaçlar (prokainamid ve hidralazin), rad­
yasyon, bağ doku hastalıkları, üremi, miksödem,
postmiyokardiyal enfarkt (Dressler sendromu) ile
ya da idiyopatik olabilir.
ŞEKİL 26-1. Parasternal uzun eksen görünümünde peri­
kardiyal efüzyon. Anahtar: Ant eff: anterior efüzyon; AV:
aort kapağı; LA: sol atriyum; LV: Sol ventrikül; Post Eff:
posterior efüzyon; RV: sağ ventrikül; Pericardium: Perikard.
[Reardon RF, Joing SA: Cardiac. in: Ma OJ, Mateer JR, Bla­
ivas M. (eds): izniyle yayımlanmaktadır. Emergency Ultra­
sound, 2nd Ed. Copyright© 2008, The McGrawHill Com­
panies, ine, Tüm hakları saklıdır, Şekil 26-1.]
KLİNİK ÖZELLİKLER
• En sık bulgusu ani ya da yavaş başlangıçlı, keskin ya
da bıçaklanma şeklinde sırt, boyun, sol omuz ve ya
kola yayılan göğüs ağrısıdır. Sol trapezial çıkıntıya
yayılım (komşu diyafragmatik plevra iltihabı nede­
niyle) ayırt edicidir.
• Ağrı, hareketle ya da nefes almakla artar. Tipik ola­
rak; göğüs ağrısı sırtüstü yatarken daha şiddetlidir
ve dik oturma ya da öne eğilmekle azalır. Aralıklı
tarzda düşük dereceli ateş, dispne ve disfaji ilişkili
semptomlardır.
• En yaygın fiziksel bulgusu; sol alt sternal kenarda
veya apekste iyi duyulan, geçici, aralıklı sürtünme
sesidir (örn: bir saat duyulur sonrakinde duyul­
maz).
TANI VE AYIRICI TANI
•
Akut perikarditte ve iyileşme döneminde EKG de­
ğişiklikleri 4 evreye ayrılmıştır. Evre 1 esnasında
ya da akut fazda; Dl,V5,V6 derivasyonlannda ST
yükselmesi, D2, aVF, V4-6'da PR segment çökme­
si vardır. Hastalık gerilerken (evre 2); ST segment
normalleşir ve T dalgası amplitüdü azalır. Evre 3'te;
önceden ST yükselmeleri olan derivasyonlarda T
dalga negatifliği olur. Son faz Evre 4'te; repolarizas­
yon anormallikleri düzelir ve EKG normale döner.
•
•
•
•
•
Hastaların ardışık EKG'leri mevcut değilse "erken
repolarizasyon" ile normal varyant perikarditi ayırt
etmek zor olabilir. Bu gibi durumlarda Dl, VS
veya V6'da ST segment/T dalgası amplitüd oranı
0.25'den daha büyükse akut perikardit göstergesi­
dir.
Altta yatan başka bir kalp hastalığı olmayan peri­
karditte genellikle aritmi görülmez.
Göğüs grafisinin sınırlı değeri vardır. Genellikle
normaldir fakat diğer hastalıkları dışlamak için ya­
pılmalıdır.
Perikardiyal efüzyonu değerlendirmek için en iyi
tanı testi; ekokardiyografıdir (Şekil 26-1).
Hastalığa özel diğer testler ise; tam kan sayımı,
serum üre ve kreatinin düzeyleri (üremiyi ekar­
te etmek için), streptokok serolojisi, uygun viral
seroloji, diğer serolojiler (örn: antinükleer ve anti
DNA antikorları), tiroid fonksiyon testleri, eritro­
sit sedimentasyon hızı, miyokardit değerlendir­
mesi için kreatinin kinaz ve izoenzimlerinin sevi­
yeleridir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
• İdiyopatik veya varsayılan vira! nedenli stabil has­
talarda 1 ila 3 hafta boyunca non steroidal anti inf­
lamatuar ajanlar (örn: oral ibuprofen günde 4 kez
400-600 mg).
BÖLÜM 26, KARDİYOMİYOPATİLER, MİYOKARDİTVE PERİKARD HASTALIKLARI
Spesifik nedeni bulunan hastalar etiyolojiye yöne­
lik tedavi edilmelidir.
Kötü prognoz belirtileri: >38° (l00.4°F) ateş, haf­
talardır olan subakut başlangıç, immünsupresyon,
oral antikoagülan kullanım öyküsü, miyokarditle
ilişkili olması ( yükselmiş kardiyak belirteçler, KKY
semptomları) ve geniş perikardiyal efüzyon (aneo­
kik boşluk> 20 mm).
Genel olarak; göğüs grafısinde genişlemiş kardiyak
gölge olan ve risk faktörleri bulunan hastalar erken
ekokardiyografı ve monitorizasyon için yatırılmalı­
dır.
ACİL SERVİS BA KiMi VE TABURCULUK
500- 1000 mL iV normal salin bolusu; intravasküler
hacimi arttırır, sağ kalp dolumunu kolaylaştırır ve
kardiyak atım ile arteryel basıncı arttırır ancak bu
durum geçici bir önlemdir.
Perikardiyosentez hem terapötik hem tanısaldır.
Girişim ideal olarak kardiyak kateterizasyon labo­
ratuarında ve kardiyak perforasyon ve koroner ar­
ter laserasyonundan kaçınmak için, ekokardiyog­
rafı eşliğinde yapılmalıdır. Ek olarak; sürekli sıvı
drenajını ve tekrar oluşmasını önlemek için pigtail
kateter yerleştirilebilir.
Eğer hemodinamik instabilite varsa, AS'te acil peri­
kardiyosentez yapılması gereklidir.
Bu hastalar için yoğun bakım ünitesi ya da monito­
rize yataklar gereklidir.
• NONTRAVMATİK KARDİYAK
TAMPONAD
PATOFİZYOLOJİ
Perikard kesesindeki basınç, sağ ventrikül normal
dolum basıncını aştığında tamponad gelişir ve do­
lum sınırlanarak, kardiyak output azalır.
Nedenleri, metastatik malignite, üremi, kanama
(aşırı antikoagülasyon), bakteriyel veya tüberküler
hastalıklar, kronik perikardit ve diğerleri ( örn: sis­
temik lupus eritematozis, radyoterapi sonrası, mik­
södem) olarak sayılabilir.
Ki İNİK Ö7FI I İKi FR
•
En sık görülen şikayet dispne ve egzersiz toleran­
sında azalmadır. Diğer nonspesifik semptomlar ise
kilo kaybı, periferik ödem ve asittir.
Fizik muayene bulguları; taşikardi, düşük sistolik
kan basıncı ve dar nabız basıncıdır. Pulsus para­
doksus (inspirasyon sırasında periferik nabız atı­
mında belirgin düşme), boyun venöz distansiyonu,
kalp seslerinin derinden gelmesi ve sağ üst kadran
ağrısı (hepatik konjesyon nedeniyle) da olabilir.
Pulmoner raller genellikle bulunmaz.
TANI VE AYIRICI TANI
EKG'de düşük voltajlı QRS kompleksleri ve PR
segment depresyonuyla beraber ST segment yük­
selmesi görülebilir. Elektriksel alternans (nefes alıp
verirken P ve R dalgalarının amplitüdü her vuruda
değişir) klasik ama nadir bir bulgudur (vakaların
%20'si). Akciğer grafisi; genişlemiş kardiyak gölge­
yi gösterebilir veya göstermeyebilir. Ekokardiyog­
rafı tanısal testtir.
101
KONSTRÜKTİF PERİKARDİT
PATOFİZYOLOJİ
•
Perikardın fibröz kalınlaşması ve perikardiyumda
elastisite kaybı olduğunda konstrüksiyon görülür.
Diyastolik dolumda engellenmeyle sonuçlanır.
Kardiyak travma, perikardiyotomi (açık kalp ame­
liyatı), intraperikardiyak hemoraji, fungal ya da
bakteriyel perikardit ve üremik perikardit en sık
sebeplerdir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Semptomlar kademeli olarak gelişir ve KKY, efor
dispnesi ve azalmış egzersiz toleransının olduğu
restrüktif kardiyomiyopatiyi taklit eder. Göğüs ağ­
rısı, ortopne ve paroksismal noktürnal dispne na­
dirdir.
Hastaların fizik muayenesinde; periferik ödem, he­
patomegali, asit, boyun venöz dolgunluğu ve Kuss­
maul belirtisi olabilir. Apekste perikardiyal "vuru"
(erken diyastolik ses) duyulabilir. Genellikle sür­
tünme sesi olmaz.
TANI VE AYIRICI TANI
EKG genellikle tanıya yardımcı olmasa da, düşük
voltajlı QRS kompleksleri ve ters T dalgaları görü­
lebilir.
Hastaların lateral göğüs grafilerinde %50'ye yakın
perikardiyal kalsifikasyon görülebilir fakat bu gö­
rüntü konstrüktif perikardit tanısı koydurmaz.
Doppler ekokardiyografi, kardiyak BT ve MRG ta­
nısaldır.
102
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
Akut perikardit veya miyokardit, kronik ventrikü­
ler disfonksiyon alevlenmesi ya da azalmış kardi­
yak performansla sonuçlanan (örn: sepsis) sistemik
süreçler de diğer hastalıklar olarak göz önünde bu­
lundurulmalıdır.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Genel destekleyici tedavi, başlangıç tedavisi olarak
uygulanır. Semptomatik hastalarda yatış ve peri­
kardiyektomi gerekir.
TABLO 27-1
FAKTÖR
YORUM
Yaş
50 yaş üzeri riskler belirginleşir ve 80
yaşına kadar her yıl artar
Risk BMI>35 kilogram /m2 başlar ve BMI
arttıkça artar
Trimesterlar ileledikçe risk artar (tüm
gebelik boyunca toplam risk düşük kalır)
Adenokarsinomlar ve metastatik kanserler
en riskli gruptur. geçmiş, aktif olmayan
karser öyküsü büyük ihtimalle riski
arttırmaz
Akut lösemi en yüksek riski taşır
Şişmanlık
Gebelik
Solid kanserler
Hematolojik
kanserler
Kalıtsal
trombofili
Yakın tarihli
cerrahi ya
da majör
travma
İmmobilite
TROMBOEMBOLİZM
27 Christtopher Kabre!
Çeviri: Mehmet Mahir Kunt
EPİDEMİYOLOJİ
•
•
•
•
•
Venöz tromboembolizm (VTE) iki ana klinikte ge­
lir: Derin ven trombozu (DVT) ve pulmoner em­
bolizm (PE).
Amerika Birleşik Devletleri'nde her yıl yaklaşık 2
milyon vaka venöz tromboemboli tanısı alır.
1-2/1000/yıl acil servis (AS) hastası PE tanısı alır.
Pulmoner emboli Amerika Birleşik Devletleri'nde
en sık görülen üçüncü kardiyovasküler hastalıktır.
Yıllık insidansı inmeye yakındır. Bununla beraber
AS' de tanı konulan her bir PE hastası için, 18 tane
acil servis hastası muhtemel PE ön tanısıyla araştı rılır. PE tanısı konması için dışlama daha yaygındır.
VTE için majör risk faktörleri ileri yaş (> 50 yıl),
venöz staz, hiper koagülasyon durumları, endotel­
yal hasardır (Tablo 27-1).
Venöz staz genel hareketsizliğe bağlı (örn: obezite,
sedanter yaşam, nörolojik hastalıklar, yatalaklık,
genel anestezi) ya da ekstremite hareketsizliğine
(örn: travma, cerrahi, paraliz) bağlı gelişebilir.
Hiperkoagülasyon durumları kalıtsal (örn: faktör
V Leiden, protrombin 2021 OA mutasyonu, protein
C veya S) ya da kazanılmış (örn: malignansi, gebe-
Acil Tıpla İlgili Venöz
Tromboembolizm (VTE) Risk
Faktörleri
Yatak istirahati
Katater
Uzun mesafe
seyahat
Sigara
alışkanlığı
Konjestif Kalp
yetmezliği
İnme
Östrojen
Noninfeksiyöz
inflamatuar
durumlar
Faktör V Leiden ve Ailesel Protein C
eksikliği yüksek risk taşır
Postoperatif veya travma yoğun bakım
sonrası 4 hafta risk devam eder
Akut ekstremite immobilizasyon en
yüksek riske sahiptir
Yaklaşık 72 saat süreli yatak istirahati risk
faktörüdür
Koldaki venöz trombozların yaklaşık
yarısının sebebidir
Daha önce yayınlanmış bilgiler çelişkilidir
Tek başına bir risk faktörü değildir ama
örneğin oral kontraseptifler gibi diğer
diğer faktörlerin riskini arttırabilir
Sistolik disfonksiyonun ağırlık derecesi ile
primer olarak ilgilidir
Defısit gelişmesinden itibaren ilk ay
içinde risk en fazladır
Östrojen içeren kontraseptifler VTE
riskini arttırır
Örnekler Inflamatuar barsak hastalığı,
nefrotik sendrom vb. Altta yatan
hastalığın ağırlığına göre VTE riski artar
lik, östrojen kullanımı, antifosfolipid antikor send­
romu) olabilir.
• Endotelyal hasar travma, cerrahi, vasküler girişim,
kateterler veya yakında geçirilmiş derin ven trom­
bozuna (DVT) bağlı olabilir.
• PATOFİZYOLOJİ
DERİN VENÖZ TROMBOZ
DVT çoğunlukla derin venlerin venöz kapakla­
rında endotel hasarına bağlı oluşabileceği gibi
tromboze yüzeye! venlerden de kaynaklanabilir.
BÖLÜM 27 • TROMBOEMBOLİZM
Trombüsler çoğunlukla eritrosit, fibrin ve trombo­
sitlerden oluşur.
Özellikle venöz katater varlığında üst ekstremiteler­
de de trombüs yayılabilmesine rağmen DVT'lerin
çoğunluğu (%90) alt ekstremitelerde oluşur.
Trombogenez ve tromboliz arasındaki dengeye
bağlı olarak DVT yayılabilir, çözünebilir veya em­
bolize olabilir.
İzole baldır DVT'lerin %20'si tanı olmasından iti­
baren bir hafta içinde proksimale yayılabilmesine
karşın semptomatik DVT'lerin çoğu (%80 ) popli­
teal venin proksimalinden kaynaklanır.
P roksimal DVT'ler distal DVT'lerden daha çok
PE'ye sebep olurlar.
PULMONER EMBOLİ
•
Venöz trombüsün bir kısmı koparak sağ ventriküle
geçer ve bir pulmoner artere oturursa PE oluşur.
• PE patofizyolojik etkileri sağ ventriküler akımının
mekanik olarak obstrüksiyonu ve pulmoner yapı
içerisindeki trombüsten salgılanan inflamatuar
mediyatörlerin sonucudur.
• Mekanik obstrüksiyonun derecesine bağlı olarak
PE mininmal semptomlar, taşikardi, sağ kalp yet­
mezliği veya kardiyak kollapsa neden olabilir.
• PE'de dispne ve hipoksinin mekanizması açık de­
ğildir ve önceden tahmin edilemez. Muhtemelen
vazoaktif mediyatörlerin beraberinde kanı oksijene
alveollerden uzaklaştıran görece şantların sebep ol­
duğu V/Q eşleşme bozukluğuna bağlıdır.
• KLİNİK ÖZELLİKLER
DERİN VEN TROMBOZU
Klasik olarak, DVT baldır veya bacakta ağrı, kıza­
rıklık, şişlik, hassasiyet ve sıcaklık artması şeklinde
gelir. Ne yazık ki, DVT için ileri araştırmaya yön­
lendiren bu bulgular ispatlanmış DVT'leri olan
hastaların %50'sinden daha azında bulunur.
DVT işaret ve bulguları ayrıca selülit, konjestif kalp
yetmezliği, tromboze olmayan venöz staz, rüptüre
Baker kisti ve kas iskelet sistemi yaralanmalarında
da görülebilir. DVT bu hastalıklarla beraber görü­
lebilir. Tanısal testler olmadan DVT'i dışlamak zor
olabilir.
Homan's işareti, bacak düzken ayak bileğinin zorlu
dorsifleksiyonunda baldırda ağrı, güvenilir değil­
dir.
DVT'nin nadir görülen ama ağır formları phlegma­
sia cerulea dolens ve phlegmasia alba dolens'tir
•
103
Phlegmasia cerulea dolens kompartman basınçları
yükselten ve ekstremite perfüzyonunu bozan yük­
sek dereceli bir tıkanmadır. E kstremite büyük çapta
şişmiş, siyanotiktir.
Phlegmasia alba dolens genellikle gebelik ile ilgil­
dir ve benzer patofizyolojisi vardır ancak arteriyel
spazma ikincil soluk bir ekstremite şeklinde gelir.
PULMONER EMBOLİ
PE klinik görüntüsü önemli ölçüde değişebilir.
Benzer komorbiditeleri ve pıhtı yükü olan hastalar
çok değişik klinik özelliklerle gelebilirler.
• Dispne ile gelen hastalarda açıklanamayan din­
leme. EKG veya AC grafısi bulguları varlığında
PE'den şüphelenilmelidir.
Yaygın semptomları dispne (en sık görülen semp­
tomdur, PE hastalarının %75'inde görülür) ve gö­
ğüs ağrısıdır (İkinci sıklıkta görülen semptomdur,
PE hastalarının %50'inde görülür). Göğüs ağrısı
plöretik olabilir (nefes alma veya öksürmeyle kötü­
leşen). Diğer semptomlar öksürük, senkop, çarpın­
tı ve anksiyetedir.
DVT gösterilen ama PE belirtilerinden hiçbiri ol­
mayan hastaların yaklaşık %30'unda, ileri tetkikler
sonunda subklinik PE olduğu bulunmuştur.
Yaygın semptomları, takipne, taşikardi, hipoksemi
(oda havasında Sa02 < %95), hemoptizi, terleme ve
ateştir(> 38 °C).
Hastaların yaklaşık %50'sinde DVT belirtileri (bal­
dır ağrısı, hassasiyet, şişme, eritem) vardır. PE gös­
terilen ayaktan hastaların sadece %40'ında DVT
teşhis edilir.
Masif PE hipotansiyon ve şiddetli hipoksi ile so­
nuçlanır. Teşhis edilen PE yaklaşık %2 oranında
kardiyak arrest görülür. Bu yüzden yaklaşık %20 ila
%25 ani kardiyak ölümün PE sekonder olabileceği
tahmin edilmektedir.
• TANI VE AYIRICI TANI
ÖN TEST OLASILIK DEGERLENDİRMESİ
•
VTE ön test olasılık Değerlendirmesi tahmini için
ilk basamak tanı yalağına karar vermektir. Ön test
Olasılık değerlendirmesinin önemi küçümsenme­
melidir.
Test öncesi olasılığı klinisyenin tecrübesine göre
doğruluğu değiştiği için subjektif olarak tespit edi­
lebilir. Alternatif olarak belirtiler, bulgular ve risk
faktörlerinin bir araya getiren klinik skorlar has­
taları düşük, orta ve yüksek olasılık kategorilerine
ayırabilir.
104
KISIM S • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
TABLO 27-2
TABLO 27-4
Derin Ven Trombozu(DVT)
için Wells Skoru
KLİNİK ÖZELLİK
PUANLAR*
Aktif kanser
Felç, parezi veya alt ekstremite
immobilizasyonu
Yakın zamanda geçirilen cerrahi sonrası >3
gün immobilizasyon
Derin venlerin dağılımı boyunca lokalize
hassasiyet
Tüm bacakta şişlik
Tek taraflı baldır şişmesi > 3 cm
Tek taraflı basmakla gode bırakan ödem
Kollateral yüzeye! venler
DVTden daha muhtemel alternatif tanı
olasılı'ı
OBJEKTİF
KRİTERLER
•
Wells ve meslektaşlarının geliştirdiği skorlar sis­
temleri gibi karar verme yardımcıları hastaları ta­
nısal testler öncesi DVT açısından düşük, orta ve ya
yüksek olasılıklı olarak kategorize etmek amacıyla
geliştirilmeye devam edilmektedir (Tablo 27-2).
Skorlar aşağıdaki gibidir: 3 ve daha fazla puan yük­
sek olasılık, 1-2 puan orta olasılık ve O puan düşük
olasılık.
PULMONER EMBOLİZM
Pulmoner Embolizm dışlama kriterleri PE olasılı­
ğı test eşiğinin altında kalan hastaları (örn: testin
riski, atlanan PE'den fazla) tanımlamak için kulla­
nılabilir (Bknz. Tablo 27-3). Düşük klinik olasılıkla
birleştirildiğinde PED kuralları PE olma olasılığını
% l'e kadar tespit etmektedir. Bu hastalara tanı için
test (örn: d-dimer) yapmaya gerek yoktur.
TABLO 27-3
Pulmoner Emboli Dışlama
Kriterleri (PED Kuralı)
Yaş <50 yıl
Nabız oksimetre >%94 (oda havasında)
Kalp hızı <100 atım/ dk
Yakın zamanda venöz tromboembolizm yok
Yakın zamanda ameliyat veya travma (hastaneye yatışı
gerektiren, entübasyon veya son 4 hafta içinde epidural
anestezi) yok
Hemoptizi yok
Östrojen kullanımı yok
Bacakta tek taraflı şişme yok
SUBJEKTİF
KRİTERLER
PUANLAR
Klinisyen
PE'den daha
az olası
alternatif
tanıları
düşünür
3
PE için risk:> 6 = yüksek risk(% 78.4); 2 - 6 = orta risk(% 27,8); <2
puan = düşük risk (% 3.4)
•
DERİN VEN TROMBOZU
PUANLAR
Kalp hızı> 100 atım
1,5
/ dk
Hemoptizi
Venöz tromboemboli 1,5
hikayesi
Malignite (aktif)
1
Derin venlerin
3
palpasyonuyla
bacakta şişlik,
ağrı (DVT klinik
belirtileri)
1.5
Son 4 hafta içinde
immobilizasyon
-2
'Risk skoru yorumlama(DVT olasılığı): 2 3 puan: yüksek risk
(%75); l veya 2 puan: orta risk(% 17); < l puan: düşük risk (%3).
Pulmoner Emboli (PE) için
Wells Skoru
Düşük olmayan klinik olasılıklı veya pozitif PED
Kural olan hastalar için, PE ön test olasılığı klinis­
yene tanı yönteminin seçiminde yol göstericidir ve
yardımcı tanı testlerin sonlandırmanın ne zaman
güvenli olduğunu belirlemesine yardımcı olur.
Deneyimli bir klinisyen için klinik bütünlük ve ya­
yınlanmış klinik karar verme kuralları PE test ön­
cesi olabilirliği tanımlama açısından aynı doğruluk
derecesine sahiptirler. Wells tarafından geliştirilmiş
ve geçerliği kanıtlanmış PE skorlama sistemi has­
taları PE riski açısından düşük, orta veya yüksek
riskli olarak sınıflandırabilir (Tablo 27-4). Skorla­
ma aşağıdaki gibidir: 6 veya daha fazla puan yük­
sek olasılık; 2-6 orta olasılık; ve 2 puanın altı düşük
olasılık olarak değerlendirilir. 4 puan üstü yüksek
olasılık 4 puan ve altındaki değerler düşük olasılık
kabul edilen Modifiye Wells skoru da kullanılabilir.
YARDIMCI TESTLER
DERİN VEN TROMBOZU
Kantitatif d-dimer testi DVT için yüksek derecede
sensitiftir. Test öncesi değerlendirmesi düşük olan
hastalarda (örn. Welss DVT skoru ::; 1) d-dimer
testi negatifse güvenli bir şekilde DVT ekarte edile­
bilir. Pozitif d-dimer testi olan hastalara DVT ekar­
te edilmesi için AS'te venöz USG yapılmalıdır.
Tanıya yönelik algoritmalar, hiçbir algoritmanın
mükemmel olmadığını unutmamak kaydıyla DVT
için uygun teşhis yönteminin seçmede rehberlik
edebilirler (Bknz. Şekil 27-1)
BÖLÜM 27 • TROMBOEMBOLİZM
105
Wells kriterlerıni kullanarak test
öncese DVT olasılığını hesapla
-ı
__l
Yüksek veya orta
olasılık skoru
Düşük olasılık
skoru (<%1)
USG
0-Dimer
ı
ı
1::--- ı--+
DVT
yok
-
ı
USG
DVT
yok
+
DVT
tedavisi
A
--�
DVT
yok
ı
1 hafta içinde
USG tekrarı
ŞEKİL 27-1. Derin ven trombozu (DVT) için teşhis algo­
ritması. Bu algoritma bacaksemptomlan DVT ile uyumlu
hastalarda kulanılabilir. + = pozitif test sonucu; - = negatif
test sonucu.
•
Acil serviste DVT değerlendirmesi için görüntü­
leme testi venöz ultrasonografidir. Dupleks ultra­
sonografi (gerçek zamanlı B mod görüntüleme ve
eş zamanlı Doppler akış görüntülemesi kombinas­
yonu) alt ekstremite DVT'si için yüksek sensitivite
(%97) ve yüksek spesifiteye (%94) sahiptir. Alt pel­
vik bölge ve izole baldır DVT için sensitivite %73
ve üst ekstrem ite için sensitivite %56- 1 OO'dür
Orta ve yüksek test öncesi olasılığı hesaplanan has­
talara hem venöz ultrasonografı hem de d-dimer
testi uygulanmalıdır.
Eğer her iki test de negatif ise DVT yoktur ve AS'te
daha fazla tetkik yapmaya gerek yoktur.
Eğer ultrason negatif, d-dimer pozitifse bir hafta
sonrasında ultrason tekrarı yapılmalıdır. 1 hafta
içindeki 2 negatif dupleks ultrason sonucu 3 ay
içinde DVT veya PE riskinin <%1 olduğunu göste­
rir. Birçok çalışma tekrar değerlendirme bekleyen
hastalarda antikoagülasyonun kesilmesinin güvenli
olduğunu ortaya koymuştur.
Pozitif ultrason sonucu DVT teşhisini doğrular
(Şekil 27-2).
DVT için geleneksel altın standart kontraslı venog­
rafidir. Ama bu teknik invazif ve pratik olmadığı için
nadiren yapılır. BT ve MR venografı gibi diğer test­
ler de DVT teşhisinde ultrason yapılamıyorsa veya
pelvik ven trombozu şüphesi varsa faydalı olabilir.
Bunula beraber bu testlerin doğruluğu iyi tanımlanmamıştır ve AS'te bulunabilirliği kısıtlı olabilir.
B
ŞEKİL 27-2. Normal bulgular ve derin ven trombozu bul­
guları gösteren kompresyon USG görüntüleri. A. Femoral
ven ve Femoral arterin kompresyon venöz USG görüntüleri.
Solda inguinal ligamentin hemen altından alınan sağ femoral
arter (A) ve ortak femoral venin (V) sonografık görüntüleri
verilmiştir. Sağda ise aynı pozisyonda operatör tarafından
manuel kompresyon yapılmaktadır. Görüntüde ven oblitere
olurken arter açık kalmktadır. Bu normal ven için normal
USG bulgusudur. B. Kompresyon sonrası venöz USG görün­
tüsü ortak femoral vende tromboz belirtileri göstermektedir
(Sağ taraf). Ortak femoral ven (V) komprese olmamaktadır
Ekojenik trombolitik materyal ven içinde görülebilir.
PULMONER EMBOLİZM
•
•
Pulmoner emboli (PE) düşündüren semptom ve
bulguları olan hastalarda genellikle elektrokardi­
yografı (EKG), nabız oksimetresi ve akciğer grafi­
si gibi temel kardiyopulmoner tetkikler istenir. Bu
testler PE için sensitif ve spesifik değildirler.
PE hastalarının çok azında I. derivasyonda S dalga­
sı, III. derivasyonda Q dalgası ve T dalgası inversi­
yonları (S,Q3T) görülür.
J 06
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
•
PE hastalarında akciğer grafisi ise genellikle nor­
mal veya nonspesifıktir. Klasik olarak tariflenen
Westermark işareti ve Hampton hörgücü gibi bul­
gular nadiren görülür.
• Arteriyel kan gazı testleri (AKG) tek başına PE ta­
nısı veya dışlanması için kullanılamaz. Diğer bul­
guların spesifitesi %15 kadarken, anormal P,02
veya A-a gradient değeri PE için duyarlılığı %90
civarındadır.
• Tanıya yönelik algoritmalar PE için uygun görün­
tüleme yöntemini belirlemede yardımcı olabilirse
de hiçbir tanıya yönelik algoritmanın mükemmel
olmadığı bilinmelidir (Şekil 27-3).
• D-dimer testi PE dışlanmasında önemli bir yardım­
cıdır. Fibrin pıhtı çözünürken D-dimerler kana ka­
rışır. 0-dimer testlerinin karakteristikleri farklıdır.
Dolayısıyla kullanılan D-dimer testinin karakteristi-
ği bilinmelidir. Otomatik kantitatif d-dimer testinin
duyarlılığı %94-98 ve özgünlüğü %50-60 arasında­
dır. Ön test olabilirliği düşük veya orta olan hastalar­
da negatif d- dimer testi PE'yi dışlayabilir.
• D-dimer testi ile PE'nin dışlanabilmesi yüksek
oranda yanlış pozitiflik nedeniyle sınırlıdır. Ayrıca
bir çok risk faktörü (Örn. İleri yaş, kanser, gebelik,
yakın tarihli cerrahi veya travma, hareket kısıtlılı­
ğı gibi) yanlış pozitif d-dimer sonucuna yol açar.
D-dimer testi büyük ihtimalle negatif çıkacak seçil­
miş hastalar için kullanılmalıdır.
• D-dimer testi pozitif olan hastalar eş zamanlı tet­
kikler PE dışı bir sonucu göstermediği müddetçe
PE için tanı koydurucu görüntüleme yapılmalıdır.
Pıhtı BT pulmoner anjiyografide kontrastla dolmuş
pulmoner arterlerde dolma defekti şeklinde görü­
lür (Bknz. Şekil 27-4).
hf""''" --'
lr. üm olaydan ön test
L.'.""''ğ'
J
>%40
j
�tre!dkasyon I
,
yoksa DMAH J
_
�----- Görüntüleme I
1
PE yok
+
L._
Serum Kre
GFH <60 ml/daki
l
+
ı
Serum Kre
j GFH> 59 ml/dak
PE yok
ŞEKİL 27-3. Pulmoner Emboli (PE) için Charlotte tanı algoritması. Bazı hekimler Wells skoru klinik karar verme kuralları
ile başlar (<%15, %15-40 ve >%40 yerine <2, 2-6, ve >6). Not: Renal fonksiyon klinik resim (sağlıklı, azalmış glomerüler
filtrasyon hızı[GFH] için risk faktörü yok) veya bilinen formüllere göre hesaplama ile tespit edilmelidir. Tanısal Olmayan
Ventilasyon Perfüzyon Sintigrafisi (V /P) eğer faydası zararından daha fazla ise BT pulmoner anjiografı gibi (BTPA) testlerle
konfirme edilmelidir. += PE pozitif; -=PE negatif; Kre= kreatinin; Yüksek= Yüksek olasılıklı V /P sintigrafisi; Normal= Nor­
mal V /P sintigrafisi; Tanısal değil = tanısal olmayan V /P sintigrafisi (Normal ya da yüksek olasılıklı dışındaki V /P sintigra­
fisi); PEDK= PE dışlama kriterleri
BÖLÜM 27 • TROMBOEMBOLİZM
•
•
•
ŞEKİL 27-4. Akut pulmoner emboli ile uyumlu dolma
defekti gösteren göğüs BT anjiyogramı aksiyal görüntü. İki
beyaz ok sağ orta lob pulmoner arterde dolum defektini
göstermektedir. Uzun beyaz ok ise sol akciğerde posteriyor
mediyal segmental arter dallarında dolma defektini göster­
mektedir.
•
•
•
•
Görüntüler diyaframdan apekse 1,25-3,0 mm'lik
kesitlerle toplanır.
Sonrasında alt ekstremite vasküler yapılarını ince­
lemek için indirekt venografi takip eder.
Teknik olarak uygun yapılmış multidetektor BT ta­
ramanın tanıya yönelik duyarlığı ve özgüllüğü ön
test olabilirliğinden bağımsız olarak yaklaşık %8590 civarındadır.
BT pulmoner anjiyografi; PE bulunmayan vakala­
rın %20'sinde alternatif tanılar bulunması avantajı­
na sahiptir.
BT pulmoner anjiyografi radyasyon maruziyeti,
kontrast maddeye karşı anafilaktoid reaksiyon ge­
lişmesi ve kontrasta bağlı nefropati gibi risklere
sahiptir; Böbrek fonksiyonları bozuk hastalarda
kontrendikedir.
Ventilasyon -perfüzyon (V/P) sintigrafisi perfüz­
yon döneminde enjekte edilen radyonükleotidlerin
ventilasyon döneminde solunanlann yaydığı ışı­
nımların yoğunluğunu karşılaştırır.
V/P sintigrafide perfüzyon döneminde tüm akci­
ğerde homojen ışına varsa ventilasyonda nasıl ol­
duğuna bakılmaksızın yaklaşık % 100 doğrulukla
PE ekarte edilebilir.
V/P sintigrafide perfüzyon döneminde 2 veya daha
fazla apeks santral kama şeklinde defekt ve aynı
bölgelerde ventilasyon evresi normal ise >%80 ola­
sılıkla PE'dir.
Diğer tüm V/P sintigrafi bulguları tanısal değer ta­
şımaz.
J 07
PE tanısı için kateter temelli pulmoner anjiyografi
geleneksel altın standart testtir. Ancak deneyim ge­
rektirir, kontrast madde ve radyasyon maruziyeti,
disritmi ve pulmoner arter perforasyonu gibi risk­
ler taşır. Yerini büyük ölçüde BT pulmoner anjiyog­
rafi almıştır.
Alt ekstremite venöz USG yatak başında yapılabilir
ve iyonize radyasyon içermez. Bununla beraber PE
teşhisinde kullanılan bir yöntem olarak duyarlılığı
%40'dır. Venöz USG PE belirti ve bulgularını olan
ancak BT pulmoner anjiyografinin kontredike olan
hastalarda (örn: gebelik, renal yetmezlik) faydalı
olabilir.
PE gebelikle ilgili ölümlerin sık rastlanan sebeple­
rinden biri olarak kalmıştır ve gebe hastalarda PE
araştırırken özen gösterilmelidir.
V/P sintigrafi yapılan gee hastalarda Foley kateter
yerleştirme ve İV hidrasyon iyonize radyasyona fe­
tal maruziyeti azaltabilir.
Normal perfüzyon varsa, radyasyona maruziyeti
azaltmak için ventilasyon dönemi sintigrafisi yapıl­
mamalıdır.
BT taramaya girmek zorunda kalan gebelerde kur­
şun koruma kıyafetleri fetal maruziyeti azaltabilir.
Uygun önlemler alınarak çekilmiş V/P ve BT ara­
maları fetusa benzer şekilde düşük miktarda iyoni­
ze radyasyon verir ve güvenli teknikler olarak kabul
edilirler.
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
AS'TE TEMEL DEGERLENDİRME
Her zaman havayolu stabilizasyonu, solunum ve
dolaşım desteği en önemli unsurlardır. Preloadı
iyileştirmek ve hipotansiyonu düzeltmek için İV
kristaloid sıvı tedavisi uygulayın. PE'ye ikincil hi­
poksiyi düzeltmek için gerektiği kadar oksijen ve­
rin.
ANTİKOAGÜLASYON
•
VTE vakalarının çoğunun standart AS tedavi yöntemi heparinin herhangi bir formu ile antikoagü­
lasyondur. Heparin tedavisi trombini inhibe eder
ve trombüsün büyümesini engeller. Heparinin int­
rinsik trombolitik aktivitesi yoktur, ama plazminin
engellenemeyen aktivitesine izin vererek, 48 ila 72
saat boyunca, pıhtı çözünümünü hızlandırır.
Düşük molekül ağırlıklı heparinler (DMAH) gü­
venli ve DV T tedavisinde etkilidir. En sık kullanı-
108
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
lan üç DMAH' dalteparin (200 ünite / kg subkutan
/24 saatte, maksimum 18.000 ünite), enoksaparin
( 1.5 miligram / kg subkutan/24 saatte, maksimum
180 miligram) ve tinzaparindir (175 ünite/ kg sub­
kutan/24 saatte, maksimum 18.000 ünite).
İzole baldır venleri (soleal veya gastrocnemius)
veya safen ven trombozu için tedavi kılavuzları yok­
tur. İzole baldır ven trombozunda PE gelişimi risk
düzeylerinin değişik oranlarda olduğu rapor edil­
miştir; Bu vakalarda PE gelişim riski yaklaşık%0,3
-%8,0 arasında değişmektedir. Tedavi seçenekleri
akut tedavi vermeden bir hafta takip ve USG tekra­
rı pıhtı ilerlemesini belirlemek ve DMAH ile ayak­
tan tedaviyi kapsamaktadır.
Ayrıca sistematik derleme yayınları da PE tedavi­
sinde yararı daha fazla olmasa da, DMAH kulla­
nımının fraksiyone olmayan heparine(FOH) göre
daha iyi olduğunu belirtmektedirler. Ancak, şid­
detli böbrek yetmezliği ve emilim durumunun gü­
venilir olmadığı durumlarda (örn: obezite) DMAH
tedavisinden kaçınılmalıdır.
FOH kullanıldığında, dozaj ağırlığa göre ayarlan­
malıdır, 80 ünite/ kg bolus ardından 18 ünite/ kg/
saat olarak idame edilmelidir. Aktive parsiyel trom­
boplastin zamanı (aPTT) 55-80 saniye (normalin
1,5-2,5 katı) arasında tutulmalıdır. Geleneksel do­
zaj olan 5000 ünite bolus 1000 ünite/ saat infüzyon,
hastaların üçte ikisine yetersiz dozda kullanıma se­
bep olacaktır.
Akut VTE 'li hastada heparinle antikoagülasyo­
nu engelleyecek yakın tarihli intrakranial kanama
veya aktif gastrointestinal kanama gibi sadece bir­
kaç kesin kontrendikasyon vardır.
Belgelenmiş heparin kaynaklı trombositopeni
(HKT) hastalar için bir direkt trombin inhibitörü
ya da faktör Xa inhibitörleri verilebilir.
Varfarin ile oral antikoagülan tedavi, heparin te­
davisine eş zamanlı başlatılabilir. Bununla birlikte,
varfarin tedavisinin, ilk günü protein C'deki göre­
celi eksikliğinin sebep olduğu geçici hiperkoagü­
labilite yüzünden tedaviye her zaman heparin ile
antikoagülasyon eşlik etmelidir. Varfarin başlangıç
dozu genellikle 5 miligram ! gündür ve hedef INR
2-3'dür. Antikoagülasyon genellikle 3 ila 6 ay sürey­
le verilir, fakat sürekli risk faktörleri olan hastalarda
yaşam boyu süren tedavi gerekebilir. Gebelikte var­
farin kesinlikle kontrendikedir.
TROMBOLİZİS
Trombolitik tedavi VTE için daha agresif tedavi ge­
rektiren hastalar için düşünülmelidir.
DVT için, trombolitik tedavinin heparin ve var­
farin tedavisine göre sağkalım avantajı sağladığını
gösteren kanıt yoktur.
DVT ekstremitenin kaybına yol açabilen phleg­
masia neden olur. Bu durumda, kateter ile selektif
tromboliz için girişimsel radyolog veya vasküler
cerrah hasta konsülte edilmelidir. E ğer bu imkan
yoksa hasta başka bir hastaneye acil transfer edile­
miyorsa ve mutlak kontrendikasyon yoksa sistemik
trombolitik tedavi düşünülmelidir. Toplam 50-100
miligram tPA (Alteplaz) dört saat boyunca İV in­
füzyon şeklinde verilmelidir. Bu doz vaka serileri
ve sınırlı klinik çalışmalara göre tespit edilmiştir.
Aktif trombolizden en çok yarar sağlayan has­
talar önemli iliofemoral pıhtı yükü olan, akut
phlegmasia'sı (semptom başlangıcı <10 gün) olup,
kompartman basınçlarını azaltmak için agresif ve
ivedi müdahale ihtiyacı olan ve May-Thurner (iliak
ven kompresyon) Bendromu'na bağlı venöz tıka­
nıklığı bulunan hastalardır.
Günümüzde trombolitik tedavinin mortalite konu­
sunda fayda sağladığı ispatlanmış hasta grubu ma­
sif PE olarak tanımlanan hemodinamik instabilitesi
olan geniş alanlı PE hastalarıdır.
Trombolizisin ayrıca submasif PE'de de mortali­
teyi azalttığına dair bulgular yoktur. Submasif PE
normale yakın kan basıncı ve diğer kardiyovas­
küler yüklenme belirtilerinin (örn: sağ ventrikül
fonksiyon bozukluğunu gösteren ekokardiyografi
bulguları, pozitif troponin, artmış beyin natriüre­
tik peptid düzeyleri) olduğu PE olarak tanımlanır.
Bununla beraber bu hastalarda hayat kalitesinin
artması ve fonksiyonel kapasitenin iyileştirilmesi
açısından trombolitik tedaviden fayda görebilirler.
Sistemik fibrinolizis uygulamada en iyi kanıtların ol­
duğu aşağıda verilen seçilmiş hastalarda ve kanama
riskinin artmadığı durumlarda akla getirilmelidir:
Kardiyak arrest hasta herhangi bir durumda; hipo­
tansiyon ve masif PE'li hasta; oksijen uygulanmasına
rağmen şiddetli hipoksemi belirtileri ve artmış solu­
num işi belirtileri olan solunum yetmezlikli hastalar
ve ekokardiyografıde sağ kalp yüklenme belirtileri
veya troponinleri yüksek seviyelerde olan hastalar.
• FDA PE/de üç türlü trombolitik verme şeklini
kabul etmiştir: Streptokinaz, ürokinaz ve doku
plazıninojen aktivatörü (tPA). tPA veya alteplaz
için tavsiye edilen doz 2 saat içinde 100 mg içinde
infüzyondur. Ancak acil durumlar için iki saatlik
infüzyon süresi uygun değildir. 100 mg doz 1O-15
dakika içinde bolus verilebilir.
ÖNLEYİCİ TEDAVİ
Antikoagülasyon kontrendike olan hastalara, ma­
jör komplikasyon gelişen hastalara veya uygun
BÖLÜM 28 • SISTEMİK VE PULMONER HİPERTANSİYON
antikoagülasyona rağmen DVT si artan hastalara
PE/yi önlemek için vena kava filtresi yerleştirile­
bilir.
• Ağır VTE olan hastalara (Masif PE veya phlegmesia
cerula dolense bağlı ekstremite iskemisi artarak de­
vam eden masif DVT) cerrahi veya kateter yoluyla
trombektomi düşünülmelidir.
TABURCULUK
•
Yatış gerektiren komplikasyonları olmayan hasta­
larda ayaktan tedavi. yatarak tedaviye tercih edil­
melidir.
• Masif iliofemoral tromboz, artmış kanama riski,
sınırlı kardiyovasküler rezerv, evde tedaviye zayıf
uyum gösterme, DMAH kullanımı kontrendiks­
yonu varlığı, HBT(heparine bağlı trombositopeni)
şüphesi veya renal yetmezlik olan hastalarda yata­
rak tedavi düşünülmelidir.
• Stabil hastalar monitorlü odalara alınabilirler. Do­
laşım sistemi bulguları bozuk olan veya trombolitik
tedavi yapılan tüm hastalar yoğun bakım ünitesine
yatırılmalıdır.
VE PULMONER
28 SİSTEMİK
HİPERTANSİYON
-------David M. Cline
Çeviri: Mehmet Mahir Kunt
• Akut sistemik hipertansiyonu sınıflamak tedaviyi
kolaylaştırır.
Hipertansif acil: Artmış kan basıncı (KB) ile bera­
ber aort diseksiyonu, akut puymoner ödem, akut
koroner sendrom, akut böbrek yetmezliği, ağır
preeklampsi, hipertansif ensefalopati, subaraknoid
kanama, intrakranial kanama, akut iskemik inme
ve sempatik kriz gibi ilgili hedef organ fonksiyon
bozukluğunun olmasıdır.
• Yukarıdaki durumlara acil tanı ve tedavi gereklidir
ancak hipertansif aciller için tedavi hedefleri (dü­
şürme yüzdesi veya hedef KB'ları) oldukça değiş­
kendir.
Hipertansif ivedi durumlar: Hedef organ fonsiyon
bozukluğu olmadan aşırı kan basıncı yükselme­
siyle giden klinik durumlardır. KB �180/110 mm
Hg tedavi endikasyonu olarak literatürde geçse de
gerçekte böyle bir tedavinin klinik faydası çok iyi
tariflenmemiştir (Bknz. Acil Serviste Tedavi bölü­
mü).
109
Klinisyen KB ölçerken manşon çapının hastaya uy­
gun olmasına dikkat etmelidir; hastaya göre daha
küçük bir manşon yanlış yüksek ölçüme sebep ola­
bilir.
PATOFİZYOLOJİ
Çok iyi bilinmemekle beraber ağır hipertansiyonun
bir mekanizması kanda dolaşan vazokonstriktörlere
ikincil olarak sistemik vasküler dirençte ani artıştır.
• Hedef organın artan arteriyal basıncı kompanzas­
yon yeteneğini aşan ve kan akımını sınırlayan kri­
tik arteriyal basınç eşiği vardır.
Bu başlangıç olaylan, geçirgenliğin artmasına, ko­
agulasyon yolağının, trombositlerin ve fibrin yıkı­
mını aktive edilmesine sebep olacak olan mekanik
duvar gerilimini ve endotelyal hasarı tetikler.
• Sonunda arteriollerin fibrinoid nekrozu, hematüri
(böbrek tutulumu varsa) veya arteriyal hemorraji­
ler veya gözdibi incelemesinde eksudalar (göz tutu­
lumu varsa) gibi klinik bulgularla potansiyel olarak
anlaşılabilecek sonuçlara yol açar.
Renin-anjiyotensin sistemi aktif hale geçince daha
fazla vazokonstrüksiyona yol açar. Basınç natriüre­
zi, böbrekten daha çok vazokonstrüktör salınımına
neden olarak volüm kaybına neden olabilir.
• Bu etkilerin birleşimi uç organlarında iskemi ile
beraber hipoperfüzyonuna ve fonksiyon bozuklu­
ğuna yol açar.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Önceden HT öyküsü; KB ilaçlarına uyumsuzluk,
kardiyovasküler, renal ve serebrovasküler hastalık­
lar, diyabet, hiperlipidemi, kronik obstruktif pul­
moner hastalıklar veya astım ve ailede HT öyüküsü
öyküde dikkat edilmesi gereken fatörlerdir.
• Kan basıncını artıran durumlar örneğin gebelik,
yasadışı ilaç kullanımı (kokain ve metamfetamin)
veya dekonjestanlar düşünülmelidir.
• Hastaya öyküde santral sinir sistemi bulguları (ba­
şağrısı, görmede değişiklik,zayıflık, epilepsi krizleri
ve konfüzyon), kardiyovasküler semptomlar (gö­
ğüs ağrısı, çarpıntı, dispne,senkop, ayak bileği öde­
mi sırt ya da abdomende yırtılma şekinde ağrı) ve
renal semptomlar (anüri, ödem, hematüri) mutlaka
sorulmalıdır.
Hasta papilödem, retina! eksudalar, nörolojik de­
fısitler, konvülziyonlar veya ersefalopati açısından
araştırılmalıdır; bu bulguların varlığı kan basıncı
yüksekliği durumunda hipertansif acil durum ol­
duğunu gösterir.
Hasta ayrıca karotid üfürüm, kalpte üfürüm, gallo
ritmi, ektremitelerde asimetrik nabızlar veya ölçü-
110
KISIM S, KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
len kan basınçlarının farklı olması (koarktasyon,
aort diseksiyonu), pulsatil karın kitleleri ve pulmo­
ner raller konusunda araştırılmalıdır.
Hipertansif ensefalopati hipertansiyonla beraber
bozulmuş mental durumla karakterizedir ve başağ­
rısı, kusma, konvülziyonlar, görme bozuklukları,
papilödem veya hematüri eşlik edebilir.
Gebe (veya postpartum) hastalarda klinisyen pre­
eklampsi bulguları olan hiperrefleksi ve periferik
ödemi araştırmalıdır.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Testler var olan semptomlara göre istenmelidir, en
uygun maliyetli test idrar tetkikidir.
Böbrek fonksiyon bozuklukları, hematüri, protei­
nüri, kırmızı küre silendirleri veya kanda üre azo­
tunda, kan kreatininde veya kan potasyum düzey­
lerinde artış şeklinde görülebilir.
• EKG'de koroner iskemiyi gösteren ST ve T dalgası
değişiklikleri (Bknz. Bölüm 20), elektrolite bozuk­
lukları veya sol ventrikül hipertrofısi bulguları gö­
rülebilir.
• Akciğer grafisi konjestif kalp yetmezliğini (Bknz.
Bolüm 24) ve aort diseksiyonunu (Bkn. Bölüm 29)
tanımaya yardımcı olabilir.
Nörolojik bozukluğu olan hastalarda beyin bilgisa­
yarlı tomografisi iskemik değişiklikler, ödem veya
kanamayı gösterebilir (Bknz. Bölüm 143).
İdrar ya da serum ilaç taraması yasadışı ilaç kullanı­
mın gösterebilir. Çocuk doğurma yaşında olan tüm
hipertansif kadınlara gebelik testi uygulanmalıdır.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Hipertansif acil durumla gelen hastalara 02 desteği,
kardiyak monitorizasyon ve intravenöz yol sağlan­
malıdır. Resüsitasyonun ABC'sine dikkat edildik­
ten sonra, tedavinin amacı aşağıdaki klinik du­
rumlardaki hedef basınca dikkat ederek, kademeli
olarak arteriyel basıncı azaltmaktır.
AORT DİSEKSİYONU
•
Aort diseksiyonunda kontraksiyon ve yırtılma kuv­
vetini azaltmak için ilk tercih � blokörlerle kalp hı­
zını yaklaşım 60 atım/dakikaya, KB ise 140 mmHg
altına, hasta tolere edebiliyorsa ideal olarak 120
(100-120 mmHg) mmHg altına indirmektir.
Tavsiye edilen ilk ilaçlar esmolol (300 mikrogram/
kg İV bolus, takiben 50 mikrogram/kg/dk) veya
labetololdür (20 miligram İV 2 dk boyunca, sonra­
sında 20-40 miligram 10 dk içinde İV ihtiyaç duy­
dukça, maksimum 300 miligram).
P blokörler kontrendike ise kalp hızını düşürmek
için verapamil 5-10 miligram İV veya diltiazem
0.25 miligram /kg İV 2 dk içinde verilebilir. p blo­
körlerden sonra hedeflenen kan basıncı düzeyine
erişmek için vazodilatörler ihtiyaç duyulduğu ka­
dar kullanılmalıdır.
• Niikardipin İV infüzyonu başlanabilir: 5 miligram
/saat başlangıç. E ğer hedefKB'na 5-15 dakika için­
de ulaşılamadıysa, hedef basınca veya maksimum
doz olan 15 miligram/saat'e ulaşılıncaya kadar doz
her 5-15 dakikada bir 2.5 miligram/saat arttırılma­
lıdır.
• Alternatif olarak nitroprusit İV infuzyonu başlana­
bilir: 0.3-0.5. mikrogram/kg/dk dozunda başalanıp
hedef basınca ulaşıncaya kadar 0.5 mikrogram/kg/
dk artışlar yapılmalıdır.
AKUT HİPERTANSİF PULMONER ÖDEM
•
Akut Hipertansif Pulmoner Ödem'de kan basıncı
%20-30'dan fazla düşürülmemelidir.
• İlk sıra ilaç nitrogliserindir: dilaltı 0.4 miligram 3
doza kadar veya krem olarak 2,5-5 cm veya İV in­
füzyon 5 mikrogram/dk başlangıç dozunu takiben
her 3-5 dk bir 5 mikrogram/dakika doz 20 mikrog­
ram dakikaya ulaşıncaya kadar bu değerle de cevap
yoksa 200 mikrogram/dk maksimum doza ulaşın­
caya kadar her 3-5 dk bir 10 mikrogram/dk doz art­
tırılabilir.
• Alternatif ilaç olarak enalaprilat İV 0.625-1.25
miligiram/ 5 dk içinde her 4-6 saatte bir tekrarla­
nabilir. Maksimumm 5 miligramlık/ 6saatte doza
ulaşıncaya kadar 30 dakikalık aralıklarla arttırıla­
bilir. Nikardipin ve nitroprussit da alternatif ilaçlar
olarak kullanılabilir (Dozlar için yukarıya bakınız).
AKUT KORONER SENDROM
Koroner sendromlu hastalarda sistolik KB 160
mmHg üzerinde ise %20'den fazla akut olarak dü­
şürülmemelidir.
• Nitrogliserin ilk sıra ilaçtır (Dozlar için yukarıya
bakınız) veya metoprolol 12 saatte bir 50-100 mi­
ligram PO veya her 5-15 dakikada bir 5 miligram
İV toplam 15 miligramlık doza ulaşıncaya kadar
verilebilir. Kardiyojenik şok riski olan hastalarda
İV � blokör ajanlardan kaçınılmalıdır.
AKUT SEMPATİK KRİZ
•
Akut sempatik krizde semptomları azaltmak için
ilk olarak benzodiyazepinler kullanılmalıdır.
Sonrasında nitrogliserinler (Dozlar için yukarıya
bakınız) veya İV bolus fentolamin yükleme 5-15
miligram yapılabilir.
AKUT BÖBREK YETMEZLİGİ
• KB 180/ 110 mmHg'nın üzerinde ise kan basıncı
akut olarak %20'den fazla düşürülmemelidir.
BÖLÜM 28 • SİSTEMİKVE PULMONER HİPERTANSİYON
• Tavsiye edilen ilaçlar labetolol (dozlar için yukarıya
bakınız), nikardipin (Dozlar için yukarıya bakınız)
veya fenoldopamdır. Fenoldopam 0.1 mikrogram/
kg/dakika dozundan başlanmalı ve istenen kan ba­
sını düzeyine ulaşıncaya kadar her 15 dakikada bir
doz maksimum 1.6 mikrogram/kg/dakika'ya kadar
arttırılmalıdır.
PREEKLAMPSİ
• Preeklampside KB 160/110 mmHg'nın üzerinde
ise labetolol (Dozlar için yukarıya bakınız) kulla­
nılmalıdır. Hidralazin 5-10 mg İV etkileri daha az
öngörülebilmesine rağmen sıklıkla kullanılır.
HİPERTANSİF ENSEFALOPATİ
• KB 180/110 mmHg'nın üzerinde (İmmün supresif ilaç
kullananlarda semptomlar daha düşük KBöa çıkabilir)
ise akut olarak %20Öen fazla düşürülmemelidir.
• Tavsiye edilen ilaçlar nikardipine (dozlar için yu­
karıya bakınız), labetolol (dozlar için yukarıya ba­
kınız), fenoldopam (dozlar için yukarıya bakınız)
veya nitroprussiddir (dozlar için yukarıya bakınız).
SUBARAKNOİD HEMORAJİ
Kanamanın tekrarlanmasını önlemek ıçın sisto­
lik basıncı 160 mmHg'nın altına veya OAB 130
mmHg'nın altına düşür.
• Tavsiye edilen ilaçlar nikardipine (dozlar için yuka­
rıya bakınız), labetolol(dozlar için yukarıya bakınız)
veya esmololdür (dozlar için yukarıya bakınız).
İNTRAKRANİAL HEMORAJİ
• Artmış intrakranial basınç balguaları olan hastalar­
da (bilinçte bozulma, orta hatta kayma veya BT'de
hematom hacmi >30 ml) kanamanın büyümesini
önlemek için si OAB 130 mmHg'nın altına düşür.
• Eğer intrakranial basınç artışı ile ilgili bulgu yoksa
tedavi OAB 110 mmHg veyasistolik basınç 150-160
mmHg olacak şekilde yoğunlaştırılabilir.
• Tavsiye edilen ilaçlar nikardipine (dozlar için yuka­
rıya bakınız), labetolol(dozlar için yukarıya bakınız)
veya esmololdür (dozlar için yukarıya bakınız).
AKUT İSKEMİK İNME
• Fibrinolitik tedavi planlanmışsa KB 185/110
mmHg'nın altına düşürülmelidir; eğer fibrinolitik
tedavi yapılamayacaksa ve KB tekrarlayan ölçüm­
lerde hal yüksekse, 220/11O mmHg'nın altına dü­
şürülmelidir. Daha yoğun KB ayarlanması güvenli
bir şekilde gerçekleştirilebilir (Bununla beraber
farmakolojik olarak KB 160/100 mmHg altına dü­
şürülmesi tavsiye edilmez).
• Tavsiye edilen ilaçlar labetolol(dozlar için yukarıya
bakınız), nikardipine(dozlar için yukarıya bakınız),
fenoldopam(dozlar için yukarıya bakınız) veya nit­
rogliserin kremdir (2,5-5 cm).
111
HİPERTANSİF İVEDİ DURUMLAR
• Hiperetansif ivedi durumlarda faydalı ilaçlar; her
2-3 saatte bir 200-400 mg oral labetolol; her 4-6
saatte bir 25 mg oral kaptopril; nitrogliserin sprey
veya tabletler (0.3-0.6 mg); veya 0.2 mg oral yükle­
me dozu sonrası istenilen KB düzeyi 115 mmHg al­
tına ininceye kadar veya maksimum 0.7 mg'a kadar
0.1 mg/saat klonidin
• KB sistolik 180-200 mmHg üzeri veya diastolik KB
110-120 mmHg üzeri asemptomatik hastalara oral
ilaç başlanarak taburculuk düşünülebilir.
• Oral ilaç seçiminde varsa eşlik eden diğer durumlar
da göz önüne alınmalıdır. Hidroklorotiyazid gibi
diüretikler komplikasyonsuz HT olan hastaların
pek çoğunda 25 mg/gün şeklinde kullanılabilir.
• Anjinası olan, miyokart infarktüsü geçirmiş mig­
ren veya supraventriküler aritmisi olan hastalarda
13 blokör düşünülmelidir. Örneğin metoprolol 50
miligram günde 2 kez oral yolla gibi.
• Kalp yetmezliği, böbrek hastalığı, tekrarlayan inme
veya diabetes mellituslu hastalarda anjiotensin çe­
virici enzim inhibitörleri örneğin lisinopril 1O mg
gün gibi kullanılabilir.
• Uyumlu olmayan hastalara önceden verilmiş teda­
viyi tekrar uygulamak tavsiye edilen stratejidir.
ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE HİPERTANSİF
ACİLLER
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Çocuklarda zonklama tarzı frontal başağrısı veya puslu
görme gibi nonspesifik semptomlar sıklıkla görülür.
HT ile ilgili fiziksel bulgular erişkinlerde olduğu
gibidir.
Ergenlik öncesi en sık etyolojiler renovasküler lez­
yonlar ve feokromasitomadır.
Çocuklarda hipertansif acil durumu tedavi etme
kararı KB ve eşlik eden semptomlara göredir.
Eğer KB önceki ölçümlerin %30'undan fazla art­
mışsa ivedi tedavi gereklidir.
Eğer önceki ölçümler bilinmiyorsa sistolik veya
diyastolik kan basıncı standart tablosundaki ;,:%95
persentil ise çocukluk çağı hipertansiyonu olarak
tanımlanır.
Akut asemptomatik hastalarda hedef bir saat içinde
kan basıncını %25 azaltmaktır.
Çocuklarda hipertansif acilleri kontrol etmek için
kullanılan ilaçlar labetolol, 0.2-1 mg/kg, 40 mg
maksimum doz, veya 0.25-3 mg/kg/dakika infüz­
yon; nikardipinl-3 mikrogram/kg/dakika veya ön­
ceki ilaçlar başarısız olmuşsa nitroprussid 0.5-10
mikrogram dakikadır.
Feokromositoma tedavisi cerrahi eksizyon ve kan
basıncını fentolamin gibi a adrenerjik blokörler
kontrolüdür. Acil serviste müdahale gerektiren pe­
diatrik HT hastalarının genellikle yatışı gereklidir.
112
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
PULMONER HİPERTANSİYON
•
•
•
•
Pulmoner hipertansiyonun teşhisi AS'te yapılamaz
ancak dispne, göğüs ağrısı veya senkopun sebebi
olarak primer ve sekonder pulmoner hipertansiyon
şüphesi, AS'te değerlendirme, konsültasyon ve ta­
burculuğu etkileyebilir.
Pulmoner hipertansiyon pulmoner vasküler basın­
cın artması ile karakterize sağ ventriküler fonksiyo­
nun bozulmasına sebep olan patolojik bir durum­
dur.
Pulmoner arter basıncında izole bir artış veya hem
arteryel hem de venöz basınçta beraber artış olabi­
lir.
Pulmoner arter hipertansiyonlu tarifi eden hemo­
dinamik parametreler ortalama pulmoner arter
basıncının dinlenmede >25 mmHg, eforda >30
mmHg olmasıdır.
En sık görülen semptomları dispne, yorgunluk,
senkop ve göğüs ağrısıdır.
Tipik olarak kronik obstrüktif akciğer hastalığı, sol
ventriküler disfonksiyon veya hipoksemi ile ilgi­
li hastalıklar gibi kardiyovasküler veya pulmoner
hastalıklarla beraber görülür.
Acil serviste yapılması gereken altta yatan bozuk­
luğun tedavisidir. Örneğin hipoksi yapan durumlar
için oksijen tedavisidir.
Hastalar kronik kalsiyum kanal blokerleri kullanı­
cısı olabilir veya primer pulmoner hipertansiyonu
olan hastalar için epoprostenolun (prostasiklin) ev
infüzyonlan için ayarlamalar yapılabilir.
DİSEKSİYONU VE
29 AORT
ANEVRİZMASI
David E. Mantley
Çeviri: Mehmet Mahir Kunt
ABDOMİNAL AORT
ANEVRİZMALARI
EPİDEMİYOLOJİ
•
•
Abdominal Aort Anevrizmalarının (AAA) görül­
me sıklığı yaşla artar.
Hastaların çoğu 60 yaşın üzerindedir.
•
Erkekler daha yüksek risk altındadır.
Hastaların yüzde on sekizinin aile hikayesinde bi­
rinci derece akrabalarında anevrizma vardır.
Diğer risk faktörleri ise bağ dokusu hastalıkları,
Marfan sendromu ve aterosklerotik risk faktörleridir
(sigara, hipertansiyon, hiperlipidemi ve diyabet).
PATOFİZYOLOJİ
•
Elastin kollajen ve fibrolamellar ünitelerinin azal­
ması sonucunda aort medya tabakası incelir ve du­
varın gerilme gücü azalır.
Laplace yasasına (duvar gerilimi = [basınç x yarı­
çap]) göre aort genişler, aort duvarına uygulanan
kuvvet artar, bu da aort dilatasyonunun daha da
artmasına neden olur.
Büyük anevrizmalar daha hızlı genişleyebilmekle
beraber anevrizma! dilatasyon oranı değişkendir.
Ortalama hız yılda 0.25-0.5 cm olabilir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Asemptomatik AAA'lar fizik muayenede veya rad­
yolojik çalışmalarda tesadüfen bulunabilir. 5 santi­
metreden büyük olanları daha fazla yırtılma riski­
ne sahiptir.
Semptomatik anevrizmalarda klinik senaryo var­
dır: akut rüptür, aortoenterik fistül ve kronik sınır­
lanmış rüptür.
• Ani ölüm en sık anevrizmanın intraperitoneal rüp­
türü ile olur.
Klasik klinik görünüm senkop veya hipotansiyon
ile beraber şiddetli sırt veya karın ağrısı olan yaşlı,
erkek hastadır.
• En sık karşılaşılan semptomu başlangıçta ani ve
şiddetli ağrıdır; %50 hasta bu acıyı hasta" yırtılma"
ya da"sökülme" şeklinde tarif eder.
Birçok hasta tek taraflı böğür veya kasık ağrısı, kalça
ağrısı veya belirli bir kadranda lokalize karın ağrısı
şikayeti ile gelir. AAA sıklıkla renal kolik ile karışır.
AAA varlığı femoral arter pulsasyonlarını değiştirmez.
Hassasiyet olmaması sağlam bir aort anlamına gelmez.
Periumbilical (Cullen belirtisi) veya flank bölge­
sinde ekimoz (Grey-Turner belirtisi) ya da skrotal
hematom gibi retroperitoneal kanama belirtileri
olabilir.
• Aortoenterik fistüller aldatıcı küçük bir "başlangıç"
kanaması veya masif GİS kanaması ile gelebilirler.
Bu klasik olarak öncesinde aort grefti olan hastalar­
da görülür.
Kronik sınırlanmış rüptür nadirdir ama belirgin
fibrozis sebebiyle retroperitoneal AAA rüptürü
sonrası kan kaybının sınırlandığı durumlarda gö­
rülür.
BÖLÜM 29 • AORT DİSEKSİYONU VE ANEVRİZMASI
113
TANI VE AYIRICI TANI
•
AAA için ayırıcı tanı başvuru klinik durumuna
bağlıdır. Önemli olan sırt ağrısı, senkop ve renal
kolik gibi semptomları olan hastaları değerlendi­
rirken ayırıcı tanıda AAA hatırlamaktır.
• Tam çalışmaları AAA cerrahi onarımını asla gerek­
siz geciktirmemelidir. Ayrıntılı tanı çalışmalarına
sadece AAA tanısı belirsiz olduğunda ihtiyaç var­
dır.
• Stabil olmayan hastada, hasta başı abdominal ult­
rasonografi anevrizma varlığı göstemekte ve çapını
ölçmede >%90 duyarlılığa sahiptir. Ultrason retro­
peritoneal kanama ve rüptür varlığını tespit etmek­
te güvenli değildir (Bknz. Şekil 29-1).
• AAA varlığını veya yokluğunu yaklaşık % 100
doğrulukta belirleyebilen Bilgisayarlı Tomogra­
fi (BT) tarama anevrizmanın ve ilişkili rüptürün
anatomik detaylarını daha iyi çizdiği için stabil
hastada tercih edilen görüntüleme yöntemidir
(Bknz. Şekil 29-2).
ŞEKİL 29-2. 12 cm çapında abdominal aort anevrizması
olan bir hastanın ET taraması. Aort duvarının kalsifikasyo­
nu omurga anteriorunda görülmektedir. Kanama belirtisi ve
çevreleyen inflamasyon (ok) karnın sol tarafında izlenmek­
tedir.
Rüptüre AAA veya aortoenterik fistül hastaları için
kan grubu ve crossmatch testleri yapılarak birkaç
ünite kan hazırlatılmalıdır.
Kronik sınırlanmış rüptüre AAA'.larının acil onarımı
için damar cerrahisi konsültasyonu istenmelidir.
Tesadüfen tanı koyulan AAA'.lar için yatış veya anev­
rizmanın büyüklüğü uygunsa yakın poliklinik takibi
için damar cerrahisi konsültasyonu istenmelidir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
• Birden fazla büyük çaplı IV yolla izotonik sıvılar ve
/ veya kan transfüzyonu ile sıvı resüsitasyonu yapa­
rak hasta stabilize edilmelidir.
Rüptüre AAA veya aortoenterik fistül şüphesinde
acil cerrahi konsültasyon istenmeli veya uygun bir
kuruma transfer sağlanmalıdır.
• Boyutu ne olursa olsun semptomatik anevrizmalar
acil kabul edilmelidir.
• Narkotikler ile uygun ağrı kontrolü yapılmalıdır.
Ağrı kontrolü sonrası kan basıncı hala yüksekse
kısa etkili �-blokörlerden yararlanmalıdır.
AORT DİSEKSİYONU
Epidemiyoloji
•
Aort diseksiyonu iki modlu bir dağılıma sahiptir.
İlk zirve predispozan koşullan olan genç hastalarda
ve ikinci zirve daha büyük bir sayıda yaş > 50 yıl
olan hastalardadır.
Yaşlı grup için kronik hipertansiyon en önemli bir
risk faktörüdür.
Genç hastalar biküspid aort kapağı, bağ dokusu
hastalığı ve aort diseksiyonu aile öyküsü gibi tespit
edilir sebeplere sahiptirler.
PATOFİZYOLOJİ
•
ŞEKİL 29-1. Abdominal aort anevrizması Yatak başı USG
görüntüsü. Anevrizma 6.5 cm çapında.
Aort diseksiyonu intima tabakası zarar gördüğün­
de kan media tabakasına intimal ve adventisyal ta­
bakalar arasını disseke ederek yalancı lümen oluş­
turması ile ortaya çıkar.
Yalancı lümen proksimale ve / veya distale disseke
olabilir ve intima yoluyla içeriye ya da adventisya
yoluyla dışarıya rüptüre olabilir.
114
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
Stanford sınıflandırma sistemine göre Tip A çıkan
aortanın herhangi bir yerden tutulumu ve Tip B
diseksiyon ise inen aortanın ile sınırlıdır. DeBakey
sistemi Tip l'de çıkan aort, aortik ark ve inen aorta
tutulumlu diseksiyonu tanımlar. Tip lI sadece çı­
kan aort ve Tip lII yalnızca inen aortadaki lezyon­
ları içerir.
İntramural hematom vasa vasorum yaralanması
sonucu media tabakasının enfarktüsü sonucunda
oluşur. Bunlar genellikle aort diseksiyonunun ön­
cüleridir.
Penetran aterosklerotik ülserler intima tabakasını
geçer ve aortada hematom, diseksiyon veya perfo­
rasyona yol açabilir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Hastaların %85'inden fazlası şiddetli ani başlangıç­
lı veya hayatlarındaki en kötü ağrıyla gelirler. Ağrı
yırtılma veya sökülme hissi sonrası keskin bir ağrı
olarak tariflenir.
Tip A diseksiyonlar göğüs ağrısı (%80) ile gelir.
Yaygın olarak (göğüs ağrısı olanların %71) ante­
riordadır. Ayrıca rapor sırt (%47) ve karın ağrısı
(%21) ile gelen hastalar da bildirilmiştir. Tip B di­
seksiyonlar sırt ağrısı (%64), göğüs ağrısı (%63) ve
karın ağrısı (%43) gelirler.
Hastaların %10 kadarında senkop gerçekleşir.
Kan akımının kesilmesi, kesilen bölgeye göre klinik
durumu değiştirir. Örneğin koroner arter tıkanıklı­
ğı MI ile, karotis tutulumu inme belirtileri ile veya
vertebral kanlanma bozukluğu parapleji ile gelebi­
lir. Diseksiyon distale ilerlerse karın veya yan ağrısı
veya ekstremite iskemisine neden olabilir.
Aort kökünde proksimal retrograd diseksiyon kalp
tamponadına yol açabilir.
Aort yetmezliği üfürümü %32 hastada duyulabilir.
Hastaların yüzde onbeşine radyal veya femoral na­
bız vurulan azalır.
Hipertansiyon (%49) ve taşikardi yaygındır ama hi­
potansiyon da(%18) olabilir.
Çok az hastada aort diseksiyonu ile birlikte koroner
arter tutulumu (%6) vardır. Aort diseksiyonu akut
koroner sendrom oranı yaklaşık 3000: S'tir.
TANI VE AYIRICI TANI
Diseksiyonlar ile ilişkili iskemik uç organ bulguları mi­
yokard enfarktüsü, perikardial hastalık ve omurilik ya­
ralanmaları gibi hastalıklarla ayırıcı tanıda karışabilir.
Diseksiyonum yeniden intimadan gerçek tümene
doğru rüptürü semptomların kesilmesine dolayı­
sıyla yanlış güven duygusuna neden olabilir.
Torasik diseksiyon hastalarının çoğunda anormal
göğüs röntgen bulguları vardır, ancak %37 kadarı
normal bulgular gösterir. En yaygın bulgular me­
diasten genişlemesi, anormal aort kontüru, plevra!
efüzyon, apikal kep ve sol ana bronşun depresyonu­
dur (Bknz. Şekil 29-3).
Görüntüleme yöntemi olarak tercih edilen yöntemi
kontrastlı ve kontrastsız BT taramadır. Diseksiyonu
teşhis etme dışında flepin yerini ve büyük damar­
ların içine uzantısını göstermede güvenilir bir yön­
temdir (Bknz. Şekil 29-4).
BT tarama ayrıca intramural hematom ve penetran
aterosklerotik ülserleri teşhis etmede yardımcıdır.
• Transözofageal ekokardiyografı de deneyimli eller­
de BT kadar duyarlı ve özgül olabilir.
ŞEKİL 29-3. Akciğer grafısinde anormal aort konturu. Anormal aort kontürüne (ok) sebep olan B tipi aort diseksiyonlu bir
hastanın frontal ve lateral akciğer grafileri göstermektedir. Sağ plevra! efüzyon mevcuttur ve birden fazla ameliyat sonrası
klipleri ve telleri de görülür.
BÖLÜM 30 • TIKAYICI ARTER HASTALIKLARI
115
TIKAYICI ARTER
30 HASTALIKLARI
Carolyn K. Synovitz
Çeviri: Mehmet Mahir Kunt
EPİDEMİYOLOJİ
ŞEKİL 29-4. İliak arterlere uzanan tip B diseksiyon. İliak
arterlere (vertebra gövdesinin anterior) uzanan kontrastlı.
BT diseksiyon görüntüsü. Her iki arterde gerçek ve yalancı
ı::. ___ -·- _:.: ..::.1-L:1: ..
lUHlCU l,Vl UJCUHJl.
Hastalığın görülme sıklığı 40 yaş altı Amerikalılar­
da %4,3'dür; > 70 yaş popülasyonda görülme sıklığı
%15,S'a tırmanır. Yüksek riskli bireyler 70 yaş üzeri
kişiler, ya da diyabet ya da tütün kullanımı gibi risk
faktörleri olan 50 yaş üzeri kişilerdir. Bu hastaların
en az yansı ayrıca beraberinde koroner veya sereb­
rovasküler hastalıklara da sahiptir.
Tromboz veya embolizme sekonder akut arteriyel
tıkanıklık potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir
durumdur(mortalite %25). Hayatta kalan hastala­
rın %25'inde ekstremite amputasyonu gereklidir.
En sık etkilenen arterler, sırayla, femoropopliteal,
tibiai, aortoiliyak ve brakiosefalik arterlerdir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
PATOFİZYOLOJİ
•
Alt ekstremitelerde, trombotik arter oklüzyonu
embolik arter toklüzyonuna göre daha sık görülür
(vakaların %20'si)
Üst ekstremitelerde, tromboz ayrıca arteriyel ok­
lüzyonun en büyük oranda sebebidir, ama, vakala­
rın üçte biri emboli nedenli ve dörtte biri de arteri­
te sekonderdir.
Arterit; Takayasu arteriti, Raynaud hastalığı, trom­
boanjiitis obliterans (Buerger hastalığı) ya da ro­
matizma! arterit, lupus ya da poliarteritis nodosa
gibi kollajen vasküler hastalıklara sekonder olabilir.
Emboli genellikle kalp kaynaklıdır ve bu embolile­
rin üçte ikisinden atriyal fibrilasyon sorumludur.
İkinci en sık emboli kaynağı miyokard enfarktüsü
sonrası oluşan mural trombüslerdir. Kalp dışı em­
boli kaynakları, tümör, vejetasyonlar, protez cihaz­
lar ve anevrizma sebepli trombüsler veya ateroma­
töz plaklardır.
•
Aort diseksiyonu şüphesi olan hastalara hızlı rad­
yografik doğrulama sonrası erken dönemde kardi­
yovasküler cerrahi konsültasyonu yapılmalıdır.
Hipertansiyon intimal flep üzerine uygulanan
yırtılma kuvvetini artırmayacak ilaçlarla kontrol
edilmelidir. �-blokörler, ilk basamak tercihidir.
Kan basıncı düşmezse nitroprussid eklenebilir.
13-Blokerler için kontrendikasyon varsa kalsiyum
kanal blokerleri kullanılabilir.
Çıkan aort diseksiyonu acilen cerrahi onarım ge­
rektirir. Cerrahi onarım, endovasküler tedavi veya
intimal flep fenestrasyonu şeklinde onarım yapıla­
bilir.
Akut koroner sendrom ve diseksiyon anteriyor
göğüs ağrısı ile karşımıza çıkabileceği için hepa­
rin veya fibrinolitikler uygulamadan önce, akciğer
röntgeni ile diseksiyon bulguları kontrol edilmeli­
dir.
116
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
liU:!!•11•111 İntermitant Klaudikasyo(İK) için Özet Ayırıcı Tanı
DURUM
GÖRÜLME
SIKLIGI
YER
Baldır / uyluk / Baldır / uyluk
/ ayak
ayak İK
Tüm bacak
Venöz
klaudikasyo
Bacağa yayılır
Sinir kökü
basısı
% 3-5Nadir
Nadir
Sık
ÖZELLİKLER
EGZERSİZ ETKİSİ
DİNLENME
ETKİSİ
Kramp
Yeniden
tekrarlanılabilir
Yürüme sonrası
Hızlı
rahatlama
Yavaşça azalır
Yok
Oturma, ayakta
durma veya
yürüme
iletetiklenir
Egzersiz sonrası
Sıklıkla
istirahatte
vardır
Pozisyon değişikliği
ile düzelir
Yavaşça azalır
Ekstremiteye
ağırlıksız yük
verme ile düzelir
Lumbar fleksiyonla
düzelir
Gergin,
patlayıcı ağrı
Keskin ağrı
Kalça artriti
Lateral kalça,
uyluk
Sık
Rahatsızlık hissi
şeklinde ağrı
Spinal Stenoz
Bilateral
kalçalar
Sık
Ağrı ve zayıflık
İK taklit eder
Farklı
iyileşme
POZİSYON ETKİSİ
Elevasyonla azalır
Erken iskemi için tıkanıklık distalindeki nabızların
azalması özellikle periferik damar hastalığı ve iyi
gelişmiş kollateral dolaşımı olan hastalarda güve­
nilmez bir bulgudur.
Bacak embolisinin en sık görüldüğü yer ana femo­
ral arter bifurkasyosudur bunu popliteal arter takip
eder. Üst ekstremitede en yaygın yer brakiyal arter­
dir. Tromboz damar hasarının herhangi bir yerinde
ortaya çıkabilir.
TANI VE AYIRICI TANI
KLİNİK ÖZELLİKLER
• Akut arter ekstremite iskemisi olan hastalar tipik
olarak ''Altı P" bulgularından biri ile doktora baş­
vururlar: Ağrı (pain), Solukluk (pallor), soğukluk
(polar), nabızsızlık (pulselesness), karıncalanma
(parestezi) ve felç (paralizi)
• Embolisi olan hastalarda tek taraflı tutulum varken,
trombozu olan hastalarda bilateral tıkayıcı arter
hastalığı vardır.
• Ağrı ve kas güçsüzlüğü en erken görülen belirtile­
ridir ve bacak kaldırılınca ağrı artabilir. Sık görülen
deri değişiklikleri renk değişiklikleri, benekler ve
sıcaklık farklılıklarıdır.
•
Öyküde kladikasyo olması tromboz düşündürür
ve çoğunlukla kaynak bulunamaz (Tablo 30- 1 ).
Akut arter tıkanıklığının diğer nedenleri vaskülit,
Raynaud hastalığı, tromboanjiitis obliterans, künt
veya penetran travma, kateter komplikasyonları
ya da sepsis gibi düşük akımlı şok durumlarıdır.
Atriyal fibrilasyon veya yakın zamanda miyokard
infarktüsü geçirmiş olan bir hastada ani başlan­
gıçlı iskemik ekstremite öyküsü, kuvvetle muh­
temel emboli düşündürür; bu gibi durumlarda
emboli kaynağı genellikle tespit edilebilir (Tablo
30-2).
liJ,j:i!ılnfW Akut Arteryel Oklüzyon ile Bağlantılı Bozuklukların Karşılaştırması
BOZUKLUK
NEDEN
BELİRTİLER/BULGULAR
TEDAVİ
Trombüs
Ateroskleroz veya bypass
greft trombozu
Kardiyak kaynaklar;atriyal
fibrilasyon, romatizma!
kalp hastalığı, mekanik
kapaklar, post MI trombüs
Standart anjioplasti,a
njiyografı veya arterial
delinme (Örn. Kan gazı
alma) sırasında olabilir
Kolesterol/ trombosit agrege
emboli
İntermitant klaudikasyo
Medikal/Cerrahi
Ani başlangıçlı bölgesel
arteriyal belirtiler
Önleyici antikoagülasyon,
embolektomi
Büyüyen hematom, ağrı ısı ve
nabız değişiklikleri
Konservatif tedavi/cerrahi tedavi
Ayakta belirgin bir bölgenin
ağrılı siyanotik renk
değişikliği, ayağın geri
kalanı sıcak ve dorsalis
pedis nabzı açık
Konservatif tedavi
Emboli
Kateterizasyon
komplikasyonu
(Brakial/Femoral)
Çöp Ayak veya Mavi ayak
başparmağı sendromu
BÖLÜM 30 • TIKAYICI ARTER HASTALIKLARI
Mobil Doppler transduseri yardımıyla alt ekstremi­
tede dorsalis pedis, posterior tibial, popliteal veya
femoral arter ve üst ekstremitede radial, ulnar ve
brakiyal arterlerde akım belgelenebilir (veya akım
olmaması gösterilebilir).
Ayak bileği-kol indeksi (AKİ) alt ekstremite ölçü­
len sistolik kan basıncının brakiyal sistolik basınca
oranıdır. Arteriyel oklüzyon varsa AKİ genellikle
belirgin şekilde azalır ( <0,5). Bitişik iki seviye ara­
sında> 30 mm Hg'lik bir basınç farkı tıkanıklığın
yerini lokalize ettirir (Bknz. Şekil 30-1).
Dubleks ultrasonografı %85'den daha büyük bir
hassasiyet ile obstrüksiyonu tespit edebilir.
117
Altın standart tanı yöntemi, tıkanıklığın anatomi­
sini tanımlayabilen ve doğrudan tedavi edebilen
arteriyogramdır.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Akut arter tıkanıklığı olan hastalar, tedavinin yara­
rını gösteren deliller tartışmalı da olsa, fraksiyone
olmayan heparin ile tedavi edilmelidir (Kılavuz
dozları için DVT tedavi bölümüne bakınız). Ayrı­
ca, aspirin verilmelidir. Trombolitik kullanımının
net yararı yoktur, kullanımı tartışmalıdır.
Sıvı resüsitasyonu ve kalp yetmezliğinin tedavisi is­
kemik ekstremite perfüzyonunu düzeltebilir.
AKİ değerlendirme
Sağ AKİ = yüksek sağ ayak bileği basıncı
yüksek kol basıncı
Sol AKi=Yüksek Sol ayak bileği basıncı
Yüksek kol basıncı
> 1,30
Sıkıştırılamaz
0,91-1,30
Normal
0,41-0,90
Hafif orta periferik arter
hastalığı
Ağır periferik arter hastalığı
Sağ kol
sistolik basıncı
Sağ ayak bileği
sistolik basıncı
Sol kol sistolik
basıncı
Sağ ayak bileği
sistolik basıncı
ŞEKİL 30-1. Ayak bileği-kol indeksi (AKİ) ölçümü. Her kolda ve dorsalis pedis (DP) ve posterior tibial (PT) arterler yoluyla
her ayak bileğinde Doppler US ile sistolik kan basmcı ölçülür. Kol basmçlarmdan (sağ- sol) yüksek olanı ve ayak bileği ba­
sınçlarından (PT-DP) yüksek olanı seçilir. Sağ ve sol AKİ değerleri ilgili taraf yüksek ayak bileği basmcı yüksek kol basıncına
bölünerek bulunur. AKİ değer aralıkları ve yorumlama şekilde gösterilmiştir. Sıkıştınlamayan kalsifıye damarlar olması du­
rumunda, o yerde gerçek basmç elde edilemediği için periferik arter hastalığı teşhisinde alternatif testler kullanılmalıdır. Klo­
dikasyolu hastalar genellikle 0.41 ile 0.90 arasmda ve kritik bacak iskemisi olan hastalar ise <0.41 AKİ değerlerine sahiptir.
118
KISIM 5 • KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR
• Kesin tedavi kardiyovasküler cerrahı ve bir giri­
şimsel radyolog konsültasyonuyla yapılmalıdır. Fo­
garty balon yardımıyla kateter embolektomi tercih
edilen yaklaşımdır. Diğer seçenekler tromboliz ve
cerrahi embolektomidir.
• Akut arter tıkanıklığı olan tüm hastalar hastanın
stabilizasyonu ve planlanan tedavinin seyrine göre
monitorize bir yatağa ya da YBÜ (yoğun bakım
ünitesine) yatırılmalıdır.
•
Revaskülarizasyon sonrası reperfüzyon hasarı ,mi­
yoglobinemi, böbrek yetmezliği, hiperkalemi ve
metabolik asidoza yolaçabilir-bu komplikasyonlar
tıkayıcı arteriyal hastalıkta ölümlerin üçte bir ne­
denini oluşturmaktadır.
Kısım 6
SOLUNUM SİSTEMİ ACİLLERİ
SOLUNUM SIKINTISI
31 Joshua
T Hargraves
Çeviri: Mehmet Mahir Kunt
DİSPNE
PATOFİZYOLOJİ
•
•
•
Dispne, zor, yorucu ya da rahatsız nefes almayı ni­
teleyen öznel bir duygudur. Bu tanımlanmış nöral
yolu bilinmeyen karmaşık bir duygudur.
Mekanik faktörler arasında solunum işi ve intrapa­
rankimal gerilme reseptörlerine bağlı iskelet kası­
nın efor duyusu bulunmaktadır.
Santral medulla ve karotis cisminde yer alan ke­
moreseptörler vücutta sırasıyla C0 2 ve 0 2 değişik­
liklerine yanıt verir. Atriyumlarda ve pulmoner
arterlerdeki reseptörler de zayıf bir şekilde katkı­
da bulunur.
Santral ve periferik reseptörler bilginin karmaşık
bir şekilde entegre edildiği santral sinir sistemine
(SSS)'e afferent nöronlar gönderirler.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
Hastalar efor esnasında nefes darlığı, hava açlığı, ya
da dispne şikayetleri ile acile gelebilir.
Başlıca belirtileri takipne, taşikardi, konuşmada
zorluk, yardımcı solunum kaslarının kullanılması
ve/veya stridor bulunmaktadır.
Nefes darlığı şikayeti hızla acilen anormal vital bul­
guları ve birincil bakıdaki anormalliklerin belirlen­
mesi (hava yolu, solunum ve dolaşımı) ile değerlen­
dirilmesi gerekmektedir. Havayolu tıkanıklığı, zayıf
solunum çabası ve bozulmuş mental durum görev
anında müdahale gerektirir.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Ayrıntılı bir öykü ve fizik muayene genellikle nefes
darlığında doğru tanıya götürecektir.
Pulse oksimetre oksijenizasyonun derhal değerlen­
dirmesini sağlar, ancak duyarlılığı düşüktür.
•
Arterial kan gazı analizi (AKG) invaziv ama du­
yarlılığı nabız oksimetreden daha fazla olan bir tet­
kiktir. AKG sonuçlarının hastanın solunum eforu
dikkate alınarak yorumlanması gerekir.
Akciğer grafısi (PAAC), elektrokardiyogram (EKG),
pik ekspiratuar akımlar ve hematokrit yararlı olabi­
lir.
Artmış D-dimer ve B-natriüretik peptid (BNP) dü­
zeyleri spesifik tanıya götürebilir.
Spirometri, kardiyak ve egzersiz stres testi, eko­
kardiyografi, ventilasyon-perfüzyon taramaları ve
akciğer biyopsileri gibi diğer yardımcı testler AS'de
genellikle uygun değildir.
Nefes darlığının odaklanmış ayırıcı tanı listesi Tab­
lo 31 -1 'de verilmiştir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Acilen, öncelikle yapılması gerekenler hava yolu­
nun korunması ve solunum işini desteklemektir.
Solunum sıkıntısı olan hastalara destekleyici oksi­
jen verilmelidir. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı
(KOAH) olan hastalar daha düşük Pa02 düzeyleri
tolere edebilir ve semptomatik tedavi edilmelidir.
Sürekli pozitif havayolu basıncı (CPAP) ve bifazik
pozitif havayolu basıncı (BiPAP) ile ventilasyon
gibi invazif olmayan pozitif basınçlı ventilasyon
başlanabilir.
Kritik hastalar için balon-maske ventilasyonu son­
rasında entübasyon ve mekanik ventilasyon kulla­
nılabilir ve uzun vadeli destek sağlanabilir.
Kesin tedavi etiyolojiye göre yapılabilir.
Dispne ve hipoksi nedeni belirsiz olan tüm hastalar
monitörlü bir yatağa yatırılmalıdır. Gerçek neden
biliniyorsa ilgili servise yatırılmalıdır.
• HİPOKSİ
PATOFİZYOLOJİ
Hipoksi, dokulara yetersiz oksijen götürülmesidir,
kabaca Pa02 <60 mm Hg olarak tanımlanır. Hipok­
siye beş mekanizma neden olur:
119
120
KISIM 6, SOLUNUM SİSTEMİ ACİLLERİ
TABLO 31-1
Sonuçlara Göre Ayırıcı Tanı:
Dispne
EN SIK GÖRÜLEN
SEBEPLER
HAYATI TEHDİT EDEN
ACİL DURUMLAR
Obstrüktif hava yolu
hastalıkları: astım, kronik
obstrüktif akciğer hastalığı
Kalp yetmezliği /
kardiyojenik pulmoner
ödem
İskemik kalp hastalığı:
kararsız anjina ve
miyokard infarktüsü
Pnömoni
Üst solunum yolu
tıkanıklığı: yabancı cisim,
anjiyoödem, kanama
Tansiyon pnömotoraks
Psikojenik
•
•
•
•
•
• Altta yatan süreç stabilize ve/veya kesin tanı yapı­
lıncaya kadar tüm hastalar, monitörlü yatağı olan
bir servise yatırılmalıdır.
• Sık AKG alımı gerektiği için hasta konforu ve çoklu
arteriyel ponksiyon komplikasyonların azaltılması
için bir arteriyel damar yolu açılması gerekebilir.
• HİPERKAPNİ
PATOFİZ YOLOJİ
Pulmoner emboli
Nöromuskiüer zayıflık:
myastenia gravis, Guillain
Barre sendromu, botulizm
Yağembolisi
Hipoventilasyon: Artan PaC0 2 alveollerde 02 yeri­
ni alırken, pulmoner membranda difüzyon gradi­
yenti azalır.
Sağdan sola şant: oksijensiz kan sistemik dolaşıma
girer; bu durum konjenital kalp anomalilerinde
veya oksijensiz akciğer segmentlerinin perfüzyonu
ile oluşur.
Ventilasyon-perfözyon uyumsuzluğu: Ventilasyon­
da veya perfüzyonda anormalliklerden kaynaklanır.
Difözyon bozukluğu: Alveoler kan bariyerinin
anormallikleri nedeniyle olur.
Düşük oranlı 02 solunması: Sadece yüksek irtifa­
larda etkendir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
• Belirti ve bulgular nonspesifiktir, taşikardi ve ta­
kipneden letarji, nöbet ve koma gibi SSS tutulum­
ları arasında değişebilir.
Pa0 2 <20 mm Hg de, solunum dürtüsünde para­
doksal bir depresyon vardır.
• Hipoksi ile beraber her zaman dispne oluşmaz ve
siyanoz oksijenlenmenin kötü olduğunun göster­
gesidir.
• PaC0 2 > 45 mm Hg olarak tanımlanan hiperkap­
ninin nedeni dakika ventilasyonundaki azalmadır.
Dakika ventilasyonu solunum hızı ve soluk hacmi­
ne bağlıdır; değişiklikler hipoventilasyona veya hi­
perkapniye yol açabilir.
• Hiperkapni hemen hemen hiçbir zaman artan C02
üretimi nedeniyle oluşmaz.
• Dakikadaki alveoler ventilasyon [solunum hızı] x
[tidal hacim aksi ölü boşluk hacmi] olarak hesapla­
nır. Alveoler dakika ventilasyonu doğru solunum öl­
çümüdür, ancak ASöe hesaplanması pratik değildir.
• Dakika ventilasyon medulladaki bir nöral kemo­
reseptör üzerinden kontrol edilir. Efferent çıkışları
solunum hızı ve soluk hacmini kontrol eder.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
•
•
•
Hiperkapninin belirtileri ve bulguları PaC02'n111
kesin değeri ve artış hızma bağlıdır.
PaC0 2'nin akut yükselmeleri, kafa içi basmcmın
artmasma neden olur ve konfüzyon, letarji, nöbet
ve komaya sebep olebilir. Fizik muayenede asterik­
sis (f1apping tremor) bulunabilir.
PCO/de akut yükselmeler, (PC02 > 100 mmHg)
kardiyovasküler kollapsa yol açabilir.
Akut hiperkapnide, O/deki her 10 mmHg artış,
pH'ı 0.1 birim azaltır.
Kronik hiperkapnide, hastalar yüksek düzeyde CO/i
tolere edebilir CO/deki her 10 mmHg artış için,
[HCOJda 0.35 mEq / L artış olur (Bknz. Bölüm. 6).
TANI VE AYIRICI TANI
TANI VE AYIRICI TANI
• Pulse oksimetre hızlıdır ve genellikle yararlıdır, an­
cak doğrudan AKG analizi arteriyel oksijen düzey­
lerini gösterir.
• Ayrıca dispne nedenini belirlemek için kullanılan test­
ler de hipoksi nedenini aydmlatmak için yararlıdır.
• Tanı klinik şüpheyle tarafından yapılır ve AKG ana­
lizi teyit edilir. Pulse oksimetre hiperkapnide belir­
lenmesinde faydasızdır. Hiperkapninin odaklanmış
bir ayırıcı tanı listesi Tablo 31-2Öe verilmiştir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Destekleyici tedavi yapılmalı, etyoloji belirlenmeli ve
hipoksiye agresif tedavi uygulanmalıdır ve Pa02 > 60
mmHg tutulmaya çalışılmalıdır. KOAH olan hasta­
lar düşük Pa02 düzeylerini tolere edebilir.
•
Agresif destek, tedavi verilmeli ve hiperkapni ne­
denleri belirlenmelidir.
• Etiyolojinin erken tanımlanması tedaviyi daha ko­
lay yapabilir. Örneğin, solunum depresyonu olan
BÖLÜM 31, SOLUNUM SIKINTISI
TABLO 31-2
Sonuçlara göre Ayırıcı Tanı:
Hiperkapni
Solunum Sisteminin santral depresyonu
Yapısal merkezi sinir sistemi hastalığı: beyin sapı
lezyonları
Solunum merkezinin ilaçla depresyon: opioidler,
sedatifler, anestezikler
Endojen toksinler: tetanos
Göğüs kafesi bozuklukları
Kifoskolyoz
Morbid obezite
Nöromüsküler bozukluklar
Nöromüsküler hastalık: Myastenia Gravis, Guillain-Barre
sendromu
Nöromusküler toksin: organofosfat zehirlenmesi,
botulizm
Artan ölü boşluk ile ilişkili intrinsik akciğer hastalığı
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı
Üst solunum yolu obstrüksiyonu
bir hasta, pinpoint pupiller ve değişmiş mental du­
rum eroin aşırı dozu olabilir ve naloksona cevap ve­
rebilirken, amyotrofık lateral skleroz olan bir hasta
erken havalandırma desteği ihtiyacı gösterebilir.
Oksijen, solunum sıkıntısı alan her hastaya veril­
melidir, solunumu baskılayacağı endişesi ile ke­
silmemelidir. Hipoksi her düzeyde ölüme sebep
olabilirken sadece aşırı hiperkapni ölüme sebep
olabilir.
BiPAP veya CPAP soluk hacmini arttırmak için
kullanılabilir ve böylece dakika vettilasyounu arttı­
rılır. Derin hipoksi veya hava yolu kontrol edeme­
me durumu endotrakeal entübasyon ve mekanik
ventilasyon gerektirebilir.
Taburculuk altta yatan nedene bağlıdır ve sıklıkla
monitörlü yatak veya yoğun bakıma yatış gerektirir.
SİYANOZ
PATOFİZYOLOJİ
•
•
Siyanoz artmış deoksihemoglobin düzeyine bağlı
deri ve mukoz membranların mavimsi renk alma­
sıdır.
Siyanoz gelişmesi için deoksihemoglobin düzeyi
değişken olmakla birlikte genellikle 5 gram/ mi ci­
varındadır.
Işık ve ısı siyanoz teşhisini etkiler.
Siyanoz teşhisini etkileyen diğer nedenler deri ka­
lınlığı, pigmentasyon ve mikrosirkülasyondur.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Siyanoz varlığı genellikle hipoksiyi işaret eder, ama
her zaman olmayabilir.
121
Dil siyanoz tespitinde en sensitif bölgedir. Kulak
memeleri, tırnak yatakları ve konjunktiva daha az
güvenilir bölgelerdir.
Siyanoz santral veya periferik olabilir. Santral siya­
noz genellikle deoksihemoglobin artışına bağlıdır.
Periferik siyanoz ise periferik dokulardan artan ok­
sijen ekstraksiyonuna yol açan kötü periferik dola­
şım yüzündendir.
TANI VE AYIRICI TANI
Siyanoz varlığı klinik durum bağlamında dikkate
alınmalıdır (Bknz. Tablo 31-3).
AKG siyanoz sebebi olarak hipoksi varlığını göster­
mekte önemlidir.
Diğer faydalı testler anemi veya polisitemia vera
teşhisi için hematokrit, PAAC ve EKG'dir.
Psödosiyanoz semptomsuz hastada düşünülübilir,
ancak dışlama tanısı olmalıdır. Psödosiyanoz cil­
de mavimsi veya gümüş renk veren, anormal deri
pigmentasyonundan kaynaklanmaktadır. Etkenleri
ağır metaller (demir, altın, kurşun ve gümüş) ve
bazı ilaçlardır (fenotiyazinler, minosiklin, amioda­
ron ve klorokin).
Methemoglobinemi, karboksihemoglobin ve diğer
kazanılmış hemoglobinopatiler, nadir olmakla bir­
likte, belirli klinik durumlarda dikkate alınmalıdır.
Methemoglobinemi kanı çikolata kahverengi ren­
ge döndürür ve kan havayla temas ettiğinde nor­
mal kırmızı rengini alamaz. Karboksihemoglobin
TABLO 31-3
Sonuçlara göre Ayırıcı Tanı:
Siyanoz
SANTRAL SİYANOZ
Hipoksemi
Solunan havada Oksijen oranını
düşmesi: yüksek irtifa
Hipoventilasyon
Ventilasyon perfüzyon uyumsuzluğu
Sağdan sola şant: Konjenital kalp
hastalığı, pulmoner arteriyovenöz
fistül, birden fazla intrapulmoner
şant
Anormal cilt pigmentasyonu
Ağır metaller: demir, altın, gümüş,
kurşun, arsenik
ilaçlar: fenotiyazin, minosiklin,
amiodaron, klorokin
Hemoglobin anormallikleri
Methemoglobinemi: kalıtsal,
kazanılmış
Sulfhemoglobinemia: kazanılmış
Carboxyhemoglobinemia (gerçek
olma an si anoz)
PERİ FERİK
SİYANOZ
Azaltılmış kardiyak
output
Soğuk ekstremiteler
Kan akışının
dengesiz dağılımı:
dağıtım tipi şok
şekilleri
Arteriyel veya venöz
obstrüksiyon
122
KISIM 6 • SOLUNUM SİSTEMİ ACİLLERİ
atipik kiraz pembe siyanoza neden olur. Hızlı ve
kolayca tedavi edilebileceği için bu gibi kazanılmış
hemoglobinopatilerin tanısı önemlidir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Agresif destek, tedavi ve siyanoz belirlenmesi her
zaman gereklidir. Oksijen desteği, uygun bir birinci
basamak tedavi yöntemidir. Hastada oksijen teda­
visine yanıt yoksa kötü perfüzyon, kazanılmış he­
moglobinopatiler, ya da sağdan sola büyük bir şant
mevcut olabilir.
Kazanılmış hemoglobinopatiler için spesifik anti­
dotlar methemoglobinemi için metilen mavisi (1-2
mg / kg İV) ve karboksihemoglobinemi için oksijen
desteğidir (muhtemelen hiperbarik tedavi dahil)
Siyanoz nedeni bilinmeyen tüm hastalar durumu
stabilleşinceye ve/veya kesin tanısı konuncaya ka­
dar hastaneye yatırılmalıdır.
A
PLEVRAL EFFÜZYON
PATOFİZYOLOJİ
Plevra! efüzyonlar viseral ve parietal plevra arasın­
da sıvı toplanmasından kaynaklanırlar.
Efüzyonlar eksüda veya transüda olarak sınıflandı­
rılır.
Eksüdatif efüzyonların protein içeriği yüksektir ve
genellikle inflamatuvar süreç veya tümör nedenli
artmış sıvı üretimi sonucunda gelişirler.
Transüdatif effüzyonlar hidrostatik basınç denge­
sizliği nedeniyle oluşurlar ve düşük protein içeriği­
ne sahiptirler.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Efüzyonlar klinik olarak sessiz olabilir veya sıvı bi­
rikimine bağlı dispne gelişebilir.
Fizik muayene bulguları perküsyonda matite ve so­
lunum seslerinde azalmadır.
B
ŞEKİL 31-1. A. Sağ plevra! efüzyon görülen supin grafidir.
Sağ akciğer alanı sola kıyasla pusludur ve inferiorda küçük
bir sıvı katmanı görülmektedir. B. Aynı hastanın (A) BT ta­
raması. Sağ akciğer alanında orta derecede plevra! efüzyon
ve sol akciğer alanında düz radyografide görülmeyen küçük
efüzyon alanı dikkat çekmektedir.
TANI VE AYIRICI TANI
Ayakta PAAC'de efüzyon görülebilmesi için plev­
ra sıvısının yaklaşık 150 -200 ml olması gereklidir
(Bknz. Şekil 31-1).
Plevra! efüzyon ayırıcı tanısındaki hastalıklar Tablo
3 l-4'de verilmiştir.
Belirgin plevra sıvısı yan dekübit PAAC'de ya da to­
raks ultrasonografisinde > 10 mm'lik bir şerit şek­
linde görünecek kadar fazla olabilir.
Efüzyon nedeni bilinmeyen hastalara diagnostik
torasentez yapılabilir.
Aşağıdaki kriterlerden biri veya daha fazlası varsa
bir efüzyon eksüda olarak kabul edilir:
o Plevra sıvısındaki/serumdaki protein oranı> 0,5
ve/veya
o Plevra sıvısındaki/serumdaki LDH oranı> 0,6
ve/veya
o Plevra sıvısındaki LDH >serumdaki LDH üst
sınırının üçte ikisi
BÖLÜM 32 • PNÖMONi, BRONŞiT VE ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSiYONU
TABLO 31-4
Akut bronşit sıklığı Amerika Birleşik Devletleri'nde
sonbahar ve kış aylarında en yüksek seviyededir,
yetişkin nüfusun %5'ine kadar ulaşır.
Sonuçlara göre Ayırıcı Tanı:
Plevral Efüzyon
AZ GÖRÜLEN
SIK
Transuda
Kalp Yetmezliği
Eksuda
Kanser: prim er veya
metastatik
Prapnömonik efüzyonlu
bakteriyal pnömoni
Pulmoner emboli
Transuda veya Eksuda
Diüretik tedavisi sonrası
transuda
Asitle beraber siroz
Peritoneal diyaliz
Nefrotik sendrom
Vira], fungal, mikobakteriyel
veya parazitik enfeksiyon
Sistemik romatizma! hastalıklar:
sistemik lupus eritematozus,
romatizma! artrit
Üremi, pankreatit
Postkardiak cerrahi veya
radyoterapi
İlaca bağlı: amiodaron
PATOFİZYOLOJİ
•
•
Pulmoner emboli
•
•
Hastada istirahat halinde nefes darlığı varsa 1,0 1,5 L drenajı ile terapatik torasentez endikedir.
Daha büyük hacimli drenaj reekspansiyon akciğer
ödemi ile ilişkili bulunmuştur ve kaçınılmalıdır.
Efüzyonların tedavisi büyük farklılıklar gösterir.
Ampiyem için büyük çaplı tüp torakostomi gere­
kirken parapnömonik sıvıların tedavisi tartışmalı­
dır.
Respiratuar virüsler akut bronşit vakalarının büyük
çoğunluğunu oluşturur. İnfluenza A ve B, parainf­
luenza, Respiratuar sinsityal virüs (RSV) ve koro­
navirüs vira! etiyolojiler arasında en yaygın olanla­
rıdır (Tablo 32-1).
Bunun dışında atipik bakteriler, özellikle Mycop­
lasma pneumoniae, Chlamydia pneumoniae ve
Bordetella pertussis, sağlıklı bireylerde akut bronşit
neden olabilirler (Tablo 32-2).
KLİNİK ÖZELLİKLER
ACİL SERVİS B AKiMi VE TABURCULUK
•
123
•
Erken akut bronşit B yayılımı burun tıkanıklığı,
burun akıntısı ve boğaz ağrısı bulgularıyla soğuk
algınlığını çok yakından taklit edebilir.
Akut bronşit belirtileri öncelikle genellikle 3 hafta
içinde iyileşen, balgamlı veya balgam olmadan ök­
sürük şeklindedir.
Pürülan balgam eşlik eden inatçı öksürük ve dökül­
müş inflamatuvar hava yolu hücreleri, akut bronşit
göstergesi olabilir; tek başına balgam bakteriyel et­
yolojiyi göstermez.
Akut bronşit genellikle ateşsiz >38°C (l00.4°F), kalp
atım hızı > 100 atım/dk veya solunum hızı > 24 so­
lunum/dk değerlerinin altındadır. Bu vital bulgular,
özellikle 64 yaşından büyük hastalarda, pnömoni
dahil diğer solunum rahatsızlıkları için araştırılması
gerektiğine işaret eder.
TANI VE AYIRICI TANI
•
BRONŞİT VE
32 PNÖMONİ,
ÜST SOLUNUM YOLU
ENFEKSİYONU
Jeffrey M Goodloe
Çeviri: Mehmet Mahir Kunt
BRONŞİT
EPİDEMİYOLOJİ
•
Akut bronşit genellikle bir üst solunum yolu enfek­
siyonunu takiben karşılaşılan alt solunum yolları­
nın tipik viral enfeksiyonudur.
•
Akut bronşit klinik tanısı (1) akut öksürük (2-3
haftadan daha az süren), (2) kronik akciğer hastalı­
ğı öyküsü olmaması ve (3) göğüs oskültasyon ile fo­
ka! konsolidasyon, egofoni veya fremitus olmaması
ile desteklenir.
Hasta nefes darlığı tarif eder ya da nefes darlığı be­
lirtileri görülürse nabız oksimetresi ile oksijen sa­
türasyonu ölçülmelidir.
Akut bronşit rutin tanısında balgamın gram boya­
ma ile mikroskopisi ve kültürü tavsiye edilmez.
Akciğer grafisi, yaşlı olmayan ve toksik görünme­
yen hastalarda, belirtilerin süresi 3 haftayı aşmadığı
sürece gerekli değildir.
Bilinen boğmaca vakası ile veya belirgin öksürük
sonrası kusma ile öksürük krizi nöbetleri olan bir
kişiyle karşılaşma hikayesi olan ergenlerde ve genç
erişkinlerde boğmaca düşünülmelidir.
124
KISIM 6 • SOLUNUM SİSTEMİ ACİLLERİ
TABLO 32-1
Akut Bronşit ve Üst Solunum Yolu Enfeksiyonlarının Viral Etkenleri: Klinik Görünüm
veYonetim
PATOJEN
KLİNİK GÖRÜNÜM*
YÖNETİM
İnfluenza ve avian
influenza
Ani başlangıçlı ateş, titreme, miyalji, baş
ağrısı ve öksürük. Artmış serum kreatin
fosfokinaz ve myoglobinüri ile miyozit
olabilir. Pnömoniye neden olabilir
Parainflunza virüs
Sonbahar- kış aylarında salgınlar olur,
çocuklarda en sık krupa neden olur, ancak
bronşit veya pnömoniye de yol açabilir
oluşur; yetişkinlerde semptomlar hafiftir.
Grip gibi başlayabilir ama aynı zamanda
yaşlılarda ciddi solunum sıkıntısına yol
açabilir, yüksek görülme oranları ile acemi
askerlerde salgınlar bildirilmiştir.
Ani başlangıçlı ateş ile influenzaya benzer
Hafif soğuk algınlığı semptomları, ateş nadir
En yaygın akut farklılaşmamış ateşli hastalık,
rinit ve farenjit ve nadiren pnömoniye
neden olabilir
Ani başlangıç
Eğer semptomlar <48 h: oseltamivir günde iki kez
75 miligram toplam 5 gün; zanamivir, günde iki
kez 5 gün boyunca iki puf (5 miligram / puf)
(HlNl dahil en son öneriler için CDC Web
sitesine bakınız: http://www.cdc.gov/flu).
Krup yönetimi için bakınız Bölüm 71, stridor ve
salya akması, Erişkinlerde semptomatik tedavi.
Koronavirüs
Adenovirus
Rinovirüs
Enterovirüs
Ağır Akut Respiratuar
Sendrom (SARS)­
koronavirüs
Şiddetli semptomlar için destekleyici bakım; hafif
semptomlu grup için semptomatik tedavi'
Semptomatik tedavi'
Semptomatik tedavi'
Semptomatik tedavi1
Şiddetli belirtiler için destekleyici bakım
'Respiratuar sinsityal virüslerin inkübasyon süresi 2-7 gündür; çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda pnömoniye neden
olan muhtemel virüstür
'Bronşit semptomatik tedavisi tartışması için metne bakınız
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Akut bronşit, ağırlıklı viral etiyolojisi olmasına rağ­
men, kuvvetli akut bakım çevrelerinde antibiyotik
reçeteleri ile sıkıca ilişkilidir. Antibiyotikler sıklıkla
akut bronşit hastaları tarafından talep edilmeleri­
ne rağmen, atipik olmayan bakteriyel durumlarda,
antibiyotik klinik açıdan anlamlı yararlar vermez
TABLO 32-2
ve ilaç yan etkileri ve gelecekteki patojen direncine
katkıda bulunur.
Boğmaca şüphesi kuvvetli olan hastalara, ani öksü­
rük kriz nöbetlerini azaltmak ve hastalık bulaşması­
nı sınırlamak için azitromisin tedavisi verilmelidir.
Hava akımı obstrüksiyonu bulguları varsa (örn, hışıl­
tı) bronkodilatör ile tedavi edilmelidir. Albuterol öl­
çülü doz inhaler 4-6 saatte bir 2 puf genellikle etkilidir.
Bronşitin Bilinen Bakteriyel Nedenleri
PATOJEN
KLİNİK GÖRÜNÜM
YÖNETİM*
Bordetella pertussis
İnkübasyon 1-3 hafta, ergen ve genç erişkinlerde
çok yaygın, %10-%20, 2 haftadan fazla öksürük
var, "boğmaca " benzeri öksürük hastaların az
bir kısmında vardır, ateş yaygın değildir, lenfosit
hakimiyeti ile lökositoz olabilir
Mycoplasma
pneumoniae
İnkübasyon 2-3 hafta, başlangıç 2-3 gün, sıkışık
ortamlardaki ergenler veya genç yetişkinler (askeri
acemi birliği, yatılı okul sakinleri) salgınlar yaygın
Ch/amydophila
pneumoniae
İnkübasyon 3 hafta olduğunu, öksürük öncesi ses
kısıklığı ile semptomların kademeli başlangıcı,
sıkışık ortamlarda yaşayanlar (üniversite
öğrencileri, huzurevi sakinleri) salgınlar yaygındır
Tedavi hastalığın seyrini kısaltmaz, ama kişilere
bulaşmasını önleyebilir, azitromisin 500
miligram gün 1 kez, 250 mg günde 2-5 kez
veya benzeri makrolid; ikinci basamak tedavi
günde iki kez trimetoprim / sulfametoksazol, 1
çift güçlü tablet.
Spesifik bir tedavi yok ya da azitromisin 500
miligram günde 1 kez, 250 miligram günde
2-5 kez veya benzeri makrolid verilmesi.
düşünülmelidir.
Spesifik bir tedavi yok veya azitromisin 500
miligram günde 1 kez 250 miligram günde
2-5 kez eya benzeri makrolid verilmesi
düşünülmelidir.
'Semptomatik tedavi ayrıca düşünülmelidir; bakınız metin.
BÖLÜM 32 • PNÖMONi, BRONŞiT VE ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSiYONU
•
Öksürüğün baskılanması, mukolitik, ya da diğer
belirtilerin giderilmesi için ek ilaçlar, eşlik eden
komorbiditeler, ilaç etkileşimleri ve potansiyel yan
etkileri dikkate alınarak hasta bazında düşünülme­
lidir.
• PNÖMONİ
EPİDEMİYOLOJİ
•
Toplum kökenli pnömoni (TKP) Amerika Birle­
şik Devletleri'nde yaklaşık yılda 4 milyon vaka ve
ı milyon hastaneye yatış sebebiyle yaygın bir tıbbi
sorundur.
Pnömoni ABD'de altıncı önde gelen ölüm nedeni­
dir. Bakteriyel nedenler en yaygın olanlarıdır.
PATOFİZYOLOJİ
Pnömoni akciğeri alveolar veya gaz değişimi yapı­
lan bölgelerinin enfeksiyondur. Pnömoninin bazı
çeşitleri, havalanma bölgesini organizmalar, eksü­
da ve beyaz kan hücreleri ile doldurarak alveoller
içinde yoğun bir inflamatuar yanıta sebep olurlar.
• En fazla pnömoni geçirme riski olan hastalar; as­
pirasyona yatkın olanlar, bozulmuş mukosiliyer
aktivitesi olanlar veya bakteriyemi riski olan hasta­
lardır.
Pnömokok (Streptococcus pneumoniae) hala en kla­
sik bakteriyel etiyolojidir.
Pnömokok yanı sıra, diğer yaygın bakteriyel pnö­
moni nedenleri Staphylococcus aureus, Klebsiella
pneumoniae, Pseudomonas aeruginosa ve Haemop­
hilus influenza'dır.
• Pnömoni, özellikle hastane ortamında kazanılmış
ise atipik ve fırsatçı ajanların görülme sıklığı art­
maktadır.
• Legionella pneumophila, M. pneumoniae, C. pneu­
moniae ve solunum virüslerinin geniş bir spektru­
mu atipik pnömoni nedenlerini oluşturmaktadır.
• Pnömoni için çoklu risk faktörleri kanser, bronşek­
tazi, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH),
diyabet, orak hücre anemisi, AIDS ve diğer immün
yetmezlik vb kronik hastalıkların yanı sıra sigara
içmektir.
Aspirasyon pnömonisi alkoliklerde ve nöbet, inme
veya diğer nöromüsküler hastalıkları olan hastalar­
da daha sık görülür. Aspirasyon durumunda anae­
robik ajanlardan şüphelenilmelidir.
• Akciğer apseleri genellikle aspirasyon pnömonisiy­
le ilişkilidir. Alt solunum yollarında absenin diğer
nedenleri arasında uzak bir kaynaklı bakteriyemi,
akciğer enfarktüsü, tümör veya pulmoner travma
sayılabilir.
J 25
KLİNİK ÖZELLİKLER
• Tespit edilmemiş bakteriyel pnömonili hastalar ge­
nellikle öksürük, halsizlik, ateş, nefes darlığı, bal­
gam ve yan ağrısı bazı kombinasyonları ile gelirler.
• Pnömoninin fiziksel bulguları, soruna neden olan
organizma ve neden oldukları pnömoni türüne
göre değişmesine rağmen çoğu bir dereceye kadar
takipne ve taşikardi ile ilişkilidir (Tablo 32-3).
• Pnömokok pnömonisi klasik olarak ani başlayan
ateş, kaslı ve paslı kahverengi balgam ile gelir. Has­
taların % 25'inde plevra! efüzyon görülür.
• Pnömokok ve K. Pneumoniae'nin nede olduğu lo­
ber pnömoniler (Bknz. Şekil 32-1), bronşial solu­
num sesleri, egofoni, takti! ve vokal fremitus artışı
ve perküsyonda matite gibi konsolidasyon işaretleri
gösterir.
• H. influenzae nedenli bronşiyal pnömoniler gibi
pnömonilerde, muayenede konsolidasyon bulgula­
rı olmadan raller ve ronküsler duyulabilir. Ayrıca
parapnömonik plevra! efüzyon olabilir; S. aureus,
K. pneumoniae ve anaerobik enfeksiyonlarda ampi­
yem çok yaygındır.
• M pneumoniae, C pneumoniae ve solunum yolu vi­
rüsleri sebepli interstisyel pnömonilerde ince raller,
ronküsler veya normal solunum sesleri olabilir.
• Legionella nedenli pnömoni kişinin kişiye kişiye te­
mastan daha fazla havadaki aerosol halindeki su
damlacıkları aracılığı ile yayılır. Bu özel ajan belirgin
konsolidasyona ilerleyebilecek ve relatifbradikardi ve
konfüzyona sebep olacak yamalı bohça tarzı bron­
kopnömoniye neden olabilir (Bknz. Şekil 32-2).
• Aspirasyon pnömonisinin klinik özellikleri aspi­
ratın hacmi ve pH'ı, içinde partikül madde varlığı
ve bakteriyel kontaminasyonuna bağlıdır. Asit as­
pirasyonu genellikle hızlı başlangıçlı takipne, taşi­
kardi ve siyanoz semptomları ile sonuçlanır ve ço­
ğunlukla belirgin akciğer yetmezliğine ilerler, çoğu
diğer durumlarda ise aspirasyon pnömonisi daha
sinsice gelişir.
• Aspirasyon pnömonisin ral, ronküsler, hışıltı ve bol
köpüklü veya kanlı balgam gibi fiziksel belirtileri
saatler içinde gelişir. Trakeobronşiyal ağacın anato­
misi ve yerçekimi nedeniyle en sık sağ alt lob tutu­
lur.
• Pulse oksimetre ile ölçülen hipoksemi hastalığın
derecesi ve eşlik eden hastalıklara bağlı değişir,
herhangi bir ajandan kaynaklanan pnömoni sonu­
cu olabilir.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Akciğer grafısi tanıda en yaygın kullanılan tetkik
olmasına rağmen sağlıklı hastalarda komplike ol-
126
KISIM 6 • SOLUNUM SİSTEMİ ACİLLERİ
TABLO 32-3
Sık Görülen Bakteriyel Pnömonilerin Klinik Özellikleri
ORGANİZMA
BELİRTİLER
BALGAM
AKCİGER GRAFİSİ
Streptococcus
pneumoniae
Ani başlangıçlı, ateş, titreme,
plöretik göğüs ağrısı, balgamlı
öksürük, nefes darlığı
Kademeli başlangıçlı balgamlı
öksürük, ateş, nefes darlığı,
özellikle sadece vira! hastalıktan
sonra
Ani başlangıçlı, titreme, nefes
darlığı, göğüs ağrısı, kanlı
balgam; özellikle alkolikler veya
huzurevinde hastalarda
Son zamanlarda, hastaneye yatış,
güçsüzlük, ya da immün sistemi
baskılanmış hastada ateş, nefes
darlığı, öksürük
Kademeli başlangıçlı ateş, nefes
darlığı, göğüs ağrısı plöritik;
özellikle yaşlılarda ve KOAH
Ateş, titreme, baş ağrısı, kırıklık,
kuru öksürük, dispne, anoreksi,
ishal, bulantı, kusma
Yavaş ilerleyen öksürük, ateş,
balgam ve göğüs ağrısı; KOAH'lı
hastalarda daha sık
Kademeli başlangıçlı ateş, kuru
öksürük, hırıltılı solunum, bazen
sinüzit semptomları
Üst ve alt solunum yolu
semptomları, balgamsız öksürük,
büllöz mirinjit, baş ağrısı,
halsizlik, ateş
Kademeli başlangıçlı, kokulu
balgam, özellikle alkoliklerde
Pas renkli; Gram-pozitif
kapsüllü diplokoklar
Lober infiltrasyon, bazen yamalı, bazen
plevra! efüzyon
Pürülan; kümeler halinde,
gram-pozitif koklar
Yamalı, multilober infiltrasyon;
ampiyem, akciğer apsesi
Staphylococcus
aureus
Klebsiella
pneumoniae
Pseudomonas
aeruginosa
Haemophilus
injluenzae
Legionella
pneumophila
Moraxella
catarrhalis
Chlamydophila
pneumoniae
Mycoplasma
pneumoniae
Anaerobik
organizmalar
Kahverengi, "üzüm jölesi"; Üst lob infiltrasyonu, şişkin fıssür
Kalın, kısa, tombul,
işareti, apse oluşumu
gram-negatif, kapsüllü,
eşleştirilmiş kokobasiJ
Gram-negatif kokobasil
Sık apse oluşumu ile yama infiltrasyon
Kısa, küçük, gram-negatif
kapsüllü kokobasil
Yama tarzı. sıklıkla baziler infiltrasyon,
ara sıra plevra) efüzyon
Az sayıda nötrofil ve
baskın bakteri türü yok
Çoklu yama tarzı segmentsiz
infıltrasyonlar, konsolidasyona ilerler,
nadiren kavitasyon ve plevra! efüzyon
Diffüz infiltrasyonlar
Balgamda Gram-negatif
diplokoklar
Az sayıda nötrofıl,
Yama tarzı subsegmental infıltrasyonlar
organizmalar görünmez
Az sayıda nötrofıl,
İnterstisyel infıltrasyonlar,
organizmalar görünmez
(retikülonodüler pattern), yama tarzı
dansiteler, nadiren konsolidasyon
Pürülan; Birden fazla
nötrofıl ve karışık
or anizmalar
Akciğerin ilgili kısmında konsolidasyon;
apse
Kısaltma: KOAH = kronik obstrüktif akciğer hastalığı
ŞEKİL 32-1. Lober pnömoni.
mayan klinik görünümde, radyoloji, laboratuvar
veya patoloji kaynaklarının kullanılmasını gerek­
meyebilir (Bknz. Şekil 32-1 ve 32-2).
Ek tanı testleri periferik yayma ile beyaz küre sa­
yımı ve nabız oksirnetredir. Yoğun bakım ünitesi
yatışı gereken ciddi olduğu düşünülen hastalardan
kan gazı analizi, kan ve balgam kültürleri alınması
devam eden tedavi sürecine yarar sağlayabilir.
Balgam mikroskopisi ve Gram boyama acil serviste
tedaviyi nadiren değiştirir.
Legionella pnömonisinde hiponatremi, hipofosfa­
temi ve artmış karaciğer enzimleri çok sık olarak
görülür. Bu yüzden Legionella düşünülüyor ise se­
rum biyokimyası çalışmaları ve karaciğer fonksi­
yon testleri yapılmalıdır. İdrar da Legionella antije­
ni bakılabilir.
Çoğu hastanın, hastalığının klinik iyileşmesi için,
organizmanın tanımlanması gerekınez.
BÖLÜM 32, PNÖMONi, BRONŞiTVE ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSiYONU
ŞEKİL 32-2. Legionella düşündüren pnömoni
Verilen çok sayıda önemli pnömoni nedeni orga­
nizmalar ve özel hasta grupları göz önüne alındı­
ğında, komplike vakalarda ana metin dışında ek
rehberlik için genellikle danışılmalıdır.
Ayırıcı tanıda enfeksiyöz olmayan atelektazi; akut
trakeobronşit; pulmoner emboli ve enfarktüs;
KOAH alevlenmesi; Goodpasture hastalığı veya
Wegener granülomatozu dahil olmak üzere akci­
ğer vaskülitleri; bronşiolit obliterans; ve endokardit
dikkate alınmalıdır.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Pnömonin acil serviste tedavisi ve taburculuğu ön­
celikle klinik tablo ve radyografık bulguların şidde­
tine bağlıdır.
Hayati solunum fonksiyonları(oksijenlenme ve
ventilasyon), endikayonu varsa entübasyon ve me­
kanik ventilasyon dahil olmak üzere desteklenme­
lidir.
Hastanın medikal geçmiş özellikleri ve klinik mua­
yene organizma nedenini tahminde yararlı olabilir,
pnömoni tedavisi hastanın çevresine bağlı ampirik
tedaviye kaymıştır.
TKP (topluk kökenli pnomoni) ve sağlık hizmeti
ile ilişkili pnömonilerin tedavisi, P aeruginosa veya
metisilin dirençli S. aureus gibi organizmaların ris­
ki yüzünden özel ve/veya geniş kapsamlı antibiyo­
tikler gerektirir.
127
Pnömoni şiddeti skorunun taburculuk veya yatışı
saptamadaki karmaşıklığı bu yazıya dahil olmasını
önlemiştir. Genellikle anormal vital bulgular, eşlik
eden hastalıklar ve ileri yaş yatarak tedavi gerekti­
rir.
Uzmanlık toplulukları kılavuzları ve enfeksiyon
hastalıkları konsültasyonu tavsiyeleri antimik.robi­
yaller ve direnç paternlerinin gelişmesine göre de­
ğişir. Burada listelenen antimikrobiyaller belirtilen
klinik durumlarda yetişkinler için geçerli ve genel
kabul görmüş antibiyotik rejimlerinin bir özetini
temsil etmektedir. Böbrek yetmezliği için doz ayar­
lanması gerekebilir. Daha fazla bilgi için ana metne
bakınız.
Toksik görünümü olmayan sağlıklı hastalar için
ayaktan TKP tedavisi : azitromisin 1. gün 500 mi­
ligram ardından günlük 250 miligram 4 gün daha
veya doksisiklin 100 miligram günde iki kez 1O gün
(düşük maliyetli alternatif ). The Centers for Dise­
ase Control and Prevention (CDC) direnci en aza
indirmek için makrolid veya tetrasiklin sınıfı te­
davisi başarısız olanlar için oral fluorokinolonları
sona saklamayı önerir.
Önemli komorbiditeleri olan hastalarda ayaktan
TKP hasta yönetimi (ve şüpheli hastane ilişkili pnö­
monisi yoksa) levofloksasin günlük oral 750 mi­
ligram 5 gün veya amoksisilin klavulanat 875/125
miligram günde iki kez 1O gün oral beraberinde
azitromisinl. gün oral 500 miligram, ardından
250mg ağızdan 2 ila 5 gün.
YBÜ'ne yatışı gerekmeyen hastalarda yatan hasta
TKP yönetimi: levofloksasin 750 miligram IV ya
da seftriakson 1 gram İV beraberinde azitromisin
500 miligram İV başlanmalıdır. Yatış gerektiren
pnömonili hastalara tedavinin erken evresinde an­
tibiyotik başlanmalıdır.
YBÜ yatışı gereken hastalarda yatan hasta TKP
yönetimi: seftriakson 1 gram IV beraberinde le­
vofloksasin 750 sn miligram İV başla. Metisilin
dirençli S. aureus (MRSA) şüphesi varsa, tedaviye
1O- 15 miligram / kg İV vankomisin ekleyin.
Şüpheli hastane ilişkili pnömoni yatan hasta yöne­
timi: Pseudomonas karşı çifte kapsama için levof­
loksasin 750 miligram İV beraberinde sefepim 1-2
gram İV her 8 ila 12 saatte bir veya piperasilin / ta­
zobaktam 4,5 gram IV her 6 saatte bir başlanılmalı­
dır. Ayrıca MRSA'yı kapsamak için vankomisin 1015 miligram / kg İV veya linezolid 600 miligram İV
12 saatte bir, başlanmalıdır.
Aspirasyon: Aspirasyon pnömonisinde, profılaktik
antibiyotik tavsiye edilmez ve bunların gelişigüzel
kullanımı organizma direncinin artmasına katkıda
bulunabilir. Tanıklı aspirasyon durumunda, acil
128
•
•
•
KISIM 6 • SOLUNUM SİSTEMİ ACİLLERİ
trakeal aspirasyonu takiben bronkoskopi (büyük
parçacıkları uzaklaştırmak için) yapılmalıdır. Za­
ten acil servis öncesi veya hemen acil servise geliş
sonrası pnomoniye ilerlemiş olan pnomonitlerde
levofloksasin 750 miligram beraberinde klindami­
sin 600 miligram İV 6 saatte bir başlanmalıdır.
Ampiyem: piperasilin / tazobaktam 4.5 gram,İV, 6
saat başlanmalıdır. MRSA şüphesi varsa, vankomi­
sin 10 -15 miligram! kg İV tedaviye eklenmelidir.
Hasta kesin tanıya yönelik önlemler ve tedavi se­
çeneklerinden drenaj kararı açısından göğüs hasta­
lıkları uzmanı veya göğüs cerrahı ile erken dönemde konsülte edilmelidir.
Akciğer apsesi: klindamisin 600 miligram İV her 6
saatte anaerobik kapsama için beraberinde seftri­
akson 1 gram İV her 12 saatte başlanmalıdır. Has­
tanedeki tıbbi yönetimi başarıyla akciğer apsesi
önemli bir çoğunluğunu tedavi eder; cerrahi kon­
sültasyon vakaların sadece çok azına gerekli olur.
Taburculuk önerileri, en az düzeyde, birinci basa­
mak doktoruyla ile yakın takip, sigarayı bırakma
(uygulanabilirse), acil servise geri gelmesi gereken
belirtilerin ayrıntılı tarifini içermelidir.
• AGIR AKUT RESPİRATUAR
SENDROM(SARS)
Ağır Akut Solunum Yolu Sendromuna (severe acute
respiratory syndrome [SARS]) ilişkin güncel bilgiler
CDC Web sitesinde bulunabilir.
EPİDEMİYOLOJİ
SARS 2002-2003 kış aylarında dünya çapında
dikkatleri üzerine çekti. Asya, Kuzey Amerika ve
Avrupa'da çok sayıda ölüm bildirildi.
PATOFİZYOLOJİ
•
Etyolojik ajan bir coronavirüs, SARS-Co V "Dam­
lacık enfeksiyonu" ile yayılır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
SARS şüpheli toplulukların yaşadığı bölgeye se­
yahat eden veya semptom başlangıcından 10 gün
içinde bilinen ya da şüpheli SARS vakası bir kişi ile
yakın temasta olan semptomatik bireylerde SARS
düşünülmelidir.
SARS görünümünde, klinik bulgular ateş > 100.4°F
(> 38 °C) ve öksürük, nefes darlığı, zor nefes alma,
ya da hipoksiden bir veya birden fazla bulgu varlığı
ve ileri olgularda pnömoni veya solunum sıkıntısı
sendromu gösteren radyolojik kanıt görülür. Gele­
cekteki salgın belirtileri CDC Web sitesinden öğre­
nilebilir.
TANI VE AYIRICI TANI
SARS şüphesi olan hastalardan başlangıçta akciğer
grafisi, nabız oksimetresi, kan kültürleri, balgam­
da Gram boyama ve kültür ve viral solunum yolu
patojenleri için testler istenmelidir. Ayırıcı tanı ve
doğrulama testi ile ilgili ayrıntılar için CDC Web
sitesine başvurulabilir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Bu medin yazılırken herhangi bir spesifik SARS te­
davi önerisi olmadığı için öneri yoktur.
Şüpheli SARS vakası değerlendiren klinisyenin
standart önlemleri (örneğin, el hijyeni), havadan
bulaş önlemi (örneğin, N-95 solunum veya daha
fazla) ve temas önlemi (örneğin önlük ve eldiven)
kullanmalıdır. Göz koruması da yapılmalıdır.
Tipik ve atipik solunum patojenleri dahil, etyolojisi
bilinmeyen TKP ile ilişkili her organizma kapsana­
cak şekilde etkinliği olan ajanlar ile ampirik tedavi
yapılmalıdır. Tedavi seçenekleri hastalığın ciddiye­
tine göre değişebilir. Bknz. yukarıdaki bölüm.
Enfeksiyon hastalıkları konsültasyonu yapılmalı­
dır.
BÖLÜM 33 • TÜBERKÜLOZ
TÜBERKÜLOZ
33 Am
y J. Behrman
Çeviri: Mehmet Mahir Kunt
EPİDEMİYOLOJİ
•
Tüberküloz (TB) önemli bir küresel sorun olmaya
devam etmektedir. Dünya nüfusunun %30'undan
fazlası latent veya aktif TB ile enfekte olup yıllık 2
milyon ölüme neden olmaktadır.
• Amerika Birleşik Devletleri'nde TB görülme sıklığı
1984 -1992 yılları arasında keskin bir artış göstermiş­
tir. Bu artış inkarserasyon, insan immün yetmezlik
virüsü (HIV) enfeksiyonu, ilaca dirençli TB endemik
TB bölgelerden göç gibi risk faktörlerinin oranların­
daki yükselmeden kaynaklanmıştır. Yüksek riskli
grupları hedefleyen TB kontrol programlan 1993 yı­
lından beri giderek bu eğilimi tersine çevirmiştir.
• TB vaka oranlan yüksek prevalans yabancı ülke­
lerde doğmuş ABD sakinleri arasında en yüksektir
aynca bu kişiler çoklu ilaca dirençli TB (ÇİD-TB)
olgularının çoğunluğunu oluşturmaktadır. Diğer
riskli popülasyonlar ise artan prevalansı ile bağışık­
lık bozuklukları olan hastalar özellikle (HIV enfek­
siyonlu), yaşlılar ve huzurevi sakinleri, alkolikler ve
uyuşturucu kullanıcılarını ve hapishaneler ve evsiz
barınakları personeli ve sakinleridir.
• AS'lere sıklıkla tanı, tedavi ve enfeksiyon kontrolü­
nün zor olduğu tanı konmamış TB hastalan değer­
lendirme ve bakım için başvururlar.
santral kazeifiye nekroz ve kalsifikasyon oluştura­
bilirler, bu durum akciğer grafisinde (PAAG) ka­
rakteristik Ghon kompleksleri tanımlanır.
• Eğer granülom birincil enfeksiyon içermiyorsa, TB he­
�atojen, lenfatik yollarla ya da doğrudan yayılabilir.
• Immün sistemi baskılanmış hastalarda büyük ola­
sılıkla erken aktif enfeksiyon şeklinde ilerler. Bağı­
şıklık yeterli konaklarda, başlangıçtaki TB enfeksi­
yonu genellikle gizli ve asemptomatik hale gelir.
• Latent TB enfeksiyonu (LTBE) aktif radyolojik veya
klinik hastalık yokluğunda, pozitif tüberkülin deri
testi (TDT, aynı zamanda saflaştırılmış protein türe­
vi [PPD(purifıed protein derivative)] testi olarak da
bilinir), veya interferon gama salınım testi (I GRAS
[interferon gamına release assays]) ile teşhis edilebilir.
• Tedavi edilmeyen LTBİ primer infeksiyonu vaka­
lannın %5'inde 2 yıl içinde aktif hastalığa ilerler;
ek %5 taşıyıcıda da ömürleri boyunca reaktivas­
yondur. Reaktivasyon oranlan gençler, yaşlılar,
yakın tarihli primer enfeksiyon geçirenler, immün
yetmezliki hastalar (özellikle HIV) ve diyabet, sili­
kozis ve böbrek yetmezliği gibi kronik hastalıklara
sahip olanlar arasında yüksektir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
PATOFİZYOLOJİ
• Mycobacterium tuberculosis karmaşık lipit hücre
duvarı (karakteristik asit-fast boyanma özelliğin­
den sorumlu) ile yavaş büyüyen zorunlu anaerobik
çubuk bakteridir.
• Bulaşma damlacık çekirdeklerinin solunması yo­
luyla gerçekleşmesine rağmen hastaların sadece
%30'u maruziyetten enfekte olur. Tükürük veya
balgamda boyanabilen mikobakteri olan hastalar
en bulaşıcı hastalardır.
• Organizma yüksek oksijen içeriği ve kan akışı olan
yerlerde (akciğer) üst lob apikal ve posterior seg­
ment ve alt lob superior segmentte gibi yerlerde
en iyi hayatta kalır. TB organizmaları aynca, renal
korteks, meninksler, uzun kemiklerin epifizi ve
vertebralarda da iyi yaşar.
• Enfeksiyonlu partiküllerin inhalasyonunu takiben,
başlangıçtaki konak savunması sonrası hayatta ka­
lan organizmalar bölgesel lenf düğümlerinde gra­
nülom oluşumuna neden olabilirler. Granülomlar
129
•
•
•
•
•
•
Primer TB enfeksiyonu sıklıkla sadece yeni bir po­
zitif TDT ile başvurur, genellikle belirti vermez.
Aktif birincil TB enfeksiyonu genellikle ateş, kır­
gınlık, kilo kaybı ve göğüs ağrısı gibi belirtilerle
doktora başvurur.
Aktif TB olgularının çoğu LTBE reaktivasyonu ola­
rak açığa çıkar. Hastalar genellikle ateş, gece terle­
mesi, halsizlik, kilo kaybı ve yorgunluk gibi suba­
kut sistemik veya pulmoner belirtiler ile doktora
başvururlar. Akciğer enfeksiyonu ilerledikçe, has­
talarda balgamlı öksürük, hemoptizi, nefes darlığı
ve/veya göğüs ağrısı gelişebilir.
Ral ve ronküsler bulunabilir, fakat pulmoner mua­
yene genellikle tanısal değildir.
Tüm TB vakalannın %20'sinde, en sık olarak muh­
temel drenaj sinüsleri olan, ağrısız lenfadenit ile
başvuran ekstrapulmoner TB olguları gelişir.
Periferik parankima! odak veya lokal lenf nodu
rüptürü sonrası plevral efüzyon oluşabilir.
TB peritonit ve perikarditte çoğu zaman eksuda
Gram boyaması negatif olduğu için sıklıkla teşhis
etmek için biyopsi gerekir.
Genellikle ateş, baş ağrısı, menengial işaretler,
mental durum değişiklikleri ve/veya kraniyal sinir
�e?sitleri ile gelen SSS enfeksiyonu, TB menenji­
tı ışaret eder. Klinik durum genellikle çocuklarda
akut ve erişkinlerde subakuttur.
Miliyer TB bağışıklığı baskılanmış ve çocuk hastalar­
da primer enfeksiyon veya ikincil yayılım esnasında
masif hematojen yayılım oluşması nedenli multisis-
130
•
•
•
KISIM 6 • SOLUNUM SİSTEMİ ACİLLERİ
temik bir hastalıktır. Birincil enfeksiyondan kaynaklı
miliyer TB genellikle şok, yetişkinlerde solunum zor­
luğu sendromu (ARDS) ve çoklu organ yetmezliği
gibi belirtilerle akut şiddetli hastaJık olarak gelir. Re­
aktivasyon miliyer TB'u, ateş, öksürük, terleme, kilo
kaybı, adenopati, hepatosplenomegali ve sitopeniler
şeklinde multisistem hastalığın kronik ve nonspesifık
yapısal belirti ve bulgularıyla ortaya çıkabilirler.
Akciğer dışı TB ayrıca kemik, eklem, cilt, böbrek,
böbreküstü ve gözleri de tutabilir.
Bağışık.lığı baskılanmış hastalar (özellikle HIV po­
zitif hasta) TB için son derece duyarlıdır ve atipik
aktif enfeksiyonlar gelişmesi ihtimali çok daha faz­
ladır. Yaygın akciğer dışı TB ayrıca HIV hastaların­
da daha sık görülür ve akciğer dışı şikayetlerin de­
ğerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır. TB şüpheli
hastalara HIV testi yapılması önerilmelidir.
Önceden tam tedavi edilmemiş TB vakaları ilaç
dirençli TB için bir risk faktörüdür. Düzgün teda­
vi almamış olabilecek gruplardan (örn; endemik
bölgelerden gelen göçmenler, mahkCımlar, evsiz in­
sanlar, uyuşturucu kullanıcıları) bir kişi TB tanısı
aldığı zaman, ilaç direnci dikkate alınmalıdır.
Genel nüfusa kıyasla, HIV hastalarında ÇİD-TB daha
yaygındır ve bu grupta hastalık daha ölümcüldür.
ŞEKİL 33-1. Sağ üst lobun kaviter tüberkülozu.
TANI VE AYIRICI TANI
Değişik klinik durumlar ile başvurduğu için TB
enfeksiyonun tanı koymak zordur. Solunum ya da
sistemik şikayetleri olan herhangi bir hastada TB
erken düşünülmesi, erken tanı, uygun taburculuk
ve personelin korunmasını kolaylaştırır.
Akciğer grafıleri acil serviste aktifTB için en yararlı
tanı aracı olmaya devam etmektedir. Atipik (hatta
normal) akciğer grafisi bağışıklık sistemi yetersiz
taşıyıcılarda yaygın olmasına rağmen, klinisyen sık
görülen bulgulara aşina olmalıdır. Aktif birincil TB
genellikle herhangi bir akciğer alanında paranki­
ma! infıltrasyonlar şeklinde görülür. İnfıltrasyonlar
olmadan veya infiltrasyonla beraber hiler ve/veya
mediastinal adenopati ortaya çıkabilir. Lezyonlar
kalsifiye olabilir.
ReaktivasyonTB tipik üst loblarda veya alt lob superi­
or segment lezyonları ile ortaya çıkar. Kavitasyon, ki­
reçlenme, skar, atelektazi ve efüzyon görülebilir (Şekil
33-1 ). Kavitasyon artan bulaşıcılıkla ile ilişkilidir.
Miliyer TB yaygın küçük nodüler infiltrasyonlara
(1- 3 mm) neden olabilir.
Balgamın asit-fast boyanması akciğer tüberkülozu
hastaların %60'ında mikobakterileri yakalayabilir,
HIV hastalarında bu oran daha düşüktür. Atipik
mikobakteriler yanlış pozitif boyanmaya sebep ola­
bilir. Tek bir balgam numunesi alınan birçok hasta
yanlış negatif olacaktır. Balgam dışındaki örnekle-
•
rin (örn., plevra sıvısı, beyin omurilik sıvısı [BOS])
mikroskopisi daha az duyarlıdır.
Kültürlerin kesinleşmesi genellik.le haftalar sürer,
ancak DNA probları veya polimeraz zincir reak­
siyonu teknolojisini kuilanan yeni genetik testler
daha erken tanıyı daha erken doğrular.
Mantoux: yöntemi (PPD ile intradermal tüberkülin
deri testi) kullanılarak yapılan TDT, gizli, geçirilmiş
veya aktif TB enfeksiyonu olan hastaların çoğunu
tanımlar. Sonuçlar PPD yerleştirildikten 48 ila 72
saat sonra okunur, bu durum AS hastaları için testin
faydasını sınırlamaktadır. Pozitif PPD ve aktif verem
hastalığı olmaya kişiler izoniazid (INH) ileTB reak­
tivasyonu önlemek için profilaktik tedavi açısından
değerlendirilmelidir (Bknz. Şekil 33-2).
Dissemine TB olan HIV ya da diğer immün bas­
kılayıcı durumları olan hastalar tam olarak anerjik
olmasalar bile cilt testi yanlış negatif olabilir.
IGRA (Interferon Gamına Release Assay) gizli ve po­
tansiyel olarak aktif TB enfeksiyonu tanısında yararlı
olabilir, ancak sonuçların AS'te tedavi başlanması için
zan1anmda hazır olması pek mümkün değildir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
ilaç direncini önlemek için, TB enfeksiyonu anti­
mikrobiyal kombinasyonlarıyla tedavi edilir. Baş-
BÖLÜM 33 • TÜBERKÜLOZ
•
•
•
ŞEKİL 33-2. Reaktivasyon tüberkülozu. Önceki aktif en­
feksiyondan kalan skar dokusunu kaplayan multipl ince
nodüler dansiteler, bilateral santral ve periferal akciğerler
boyunca görülmektedir.
TABLO 33-1
İLAÇ
İzoniazid
rufampin
(RIF)
rufapentin
rufabutin
Etambutol
Pirazinaınid
•
131
langıç tedavisi hastanın duyarlılık profilleri hazır
olana kadar en az dört ilaç içermelidir.
Başlangıç tedavisi 2 ila 8 hafta boyunca genellikle
INH, rifampisin, pirazinamid ve etambutol içerir;
Bunu, en az 18 hafta boyunca en az iki ilaç ( genel­
likle INH ve rifampin) uygulaması takip etmelidir
(Bknz. Tablo 33-1).
Bağışıklık sistemi yetersiz, ekstrapulmoner TB veya
ÇİD -TB olan hastalar daha fazla ilaca veya daha
uzun tedavi sürelerine ihtiyaç gösterebilir.
Tablo 33-1 Genellikle kullanılan ilaçların başlangıç
günlük dozlarını ve yan etkilerini özetlemektedir.
Çoğu TB enfeksiyonu ayaktan tedavi edilir. Devam
edecek tedaviyi yönetecek sağlayıcılar tarafından
koordine edilmediği veya yönetilmediği sürece AS
TB ayaktan tedavisi başlatılmamalıdır.
AS'ten taburcu edilen aktif TB hastaları uzun sü­
reli tedavi ve ilaç toksisitesinin izlenmesi için halk
sağlığı birimine veya bu konuda nitelikli hekimlere
gönderilmelidir. Hastalar ev izolasyonu, takip ve ev
temaslarını taranması konusunda eğitilmelidirler.
Doğrudan gözetimli tedavi (DGT ) yüksek uyum­
suzluk riski ve ÇİD -TB gelişmesi riski olan hasta­
larda tedavi sonuçlarını iyileştirir.
Yatış endikasyonları klinik açıdan stabil olmama,
tanının belirsiz olması, ayaktan izlem ya da uyu­
mun güvenilir olmaması ve aktif bilinen ÇİD-TB
olmasıdır. Doktorlar zorunlu yatış ve tedavi ile ilgili
yerel yasaları bilmelidir.
TB şüpheli tüm vakalar personel ve diğer hastaları
korumak için hava kaynaklı izolasyonu olan odala­
ra yaiırılması zorunludur.
Tüberküloz Tedavisinde Kullanılan Bazı İlaçların Dozları ve Sık Görülen Yan Etkileri
(Yetişkin)*
GÜNLÜK(EN
FAZLA)
5miligram I kg
PO* (300mg)
10miligram I kg
PO* (600mg)
Günlük verilmez
HAFTADA ÜÇ KEZ HAFTADA İKİ KEZ
DGT (EN FAZLA) DGT(EN FAZLA)
15 miligram/kg PO
(900mg)
10miligram I kg
P0(600mg)
Yetişkinlerde 600
miligram haftada
iki kez PO; <12 y
çocuklarda kullanımı
onaylı değil
5miligram / kg PO 5miligram I kg PO
(300mg)
(300mg)
25-30 miligram I kg 50miligram / kg PO
(1,6 gram)
PO (2,5gram)
15miligram/kg PO
(900mg)
1 O miligram / kg
P0(600mg)
Haftada üç kez
verilmez
5miligram / kg
PO (300mg)
15-2 0 miligram
/ kg PO (1,6
gram)
15-30 miligram I 50miligram / kg PO 50miligram / kg PO (2
gram)
kg PO (2 gram)
(3gram)
MUHTEMEL YAN ETKİLER VE YORUM
Hepatit, periferik nöropati, ilaç
etkileşimleri.
Hepatit, trombositopeni, gastrointestinal
bozukluklar, ilaç etkileşimleri.
Hepatit, trombositopeni, porfiri
alevlenmesi. Centers for Disease
Control and Prevention insan bağışıklık
yetersizliği virüsü negatif hastaların
devam tedavisi için öneriyor.
RIF benzeri , RIF'i tolere edemeyen
hastalarda kullanılır.
Retrobulbar nevrit, periferik nöropati.
Hepatit, eklem ağrısı, hiperürisemi
Kısaltma: DGT= doğrudan gözetimli tedavi
*Çocuklar için daha doğru ağırlığa göre protokoller ve dozlarda için http://www.cdc.gov/tb bakınız.
132
KISIM 6, SOLUNUM SİSTEMİ ACİLLERİ
Hastane öncesi ve AS personeli mümkün olduğun­
ca klinik durumundan erken dönemde aktif TB
açısından risk altında olan hastalan belirlemek için
eğitilmelidir. TB şüphesi olan hastalar maske tak­
malı veya solunum izolasyonuna alınmalıdır. Solu­
num semptomları olan immun yetmezliği olan tüm
hastalarda olan ya da yüksek riskli hastalarda TB
düşünülmelidir.
TB şüphesi olan hastaların bakım personeli N95
maske veya motorlu hava temizleyiciler gibi Na­
tional Institute of Occupational Safety and Health
(NIOSH) onaylı solunum koruması giymelidirler.
AS personeli yeni birincil enfeksiyonları tespit, ak­
tif hastalık ekartasyonu ve INH profılaksisi için ka­
rar verilebilmesi için düzenli TDT veya IGRA testi
yaptırmalıdır.
SPONTAN VE İYATROJENİK
34 PNÖMOTORAKS
Rodney L. McCaskill
Çeviri: Nil Deniz Kartal
KLİNİK ÖZELLİKLER
Pnömotoraksın semptomları direk olarak büyük­
lük, gelişim oranı ve altta yatan akciğer hastalığı ile
ilişkilidir.
Çoğu hasta; ani başlayan akut plöritik ağrıdan ya­
kınır ve etkilenen bölgede solunum sesleri azalır.
Yüksek hacimli pnömotoraks; dispne, taşikardi, hi­
potansiyon ve hipoksiye neden olur.
Tansiyon pnömotoraksın klinik bulgularında; tra­
keal deviasyon, hiperrezonans ve hipotansiyon bu­
lunur.
• TANI VE AYIRICI TANI
Pnömotoraksınta; st değişikleri ve t dalga negatifli­
ği elekrokardiyografik değişiklikler olarak görünür.
Standart tanı modalitesi olan posteroanterior akci­
ğer grafisi (Şekil 34-1) sadece %83 sensitiftir.
Ekspirasyonda çekilen grafıler, normal PA akciğer
grafisinden daha sensitif değildir.
Bt görüntülemesi düz radyografiden daha sensitif­
tir ve büyük bir bül ile pnömotoraksın arasındaki
ayırıcı tanıda yardımcı olur.
Ultrasonografinin sensitivitesi % l OO'e yakındır.
Ultrasonografik görüntüler, akciğer hareketinin
yokluğu, "akciğer odağının" gösterilmesi ve normal
EPİDEMİYOLOJİ
Kronik akciğer hastalığı ve enfeksiyonlar; predis­
pozan faktörler olmasına rağmen, spontan pnö­
motoraksının en sık karşılaşılan risk faktörü sigara
içimidir.
Önceden geçirilmiş pnömotoraksın hikayesi sıktır,
hastaların %20-30 unda rekürrens olur.
İatrojenik pnömotoraksın; transtorasik iğne biyop­
sisi (%50), subklavian kateter yerleştirilmesi (%25),
nazogastrik tüp yerleştirilmesi ya da pozitif basınçlı
ventilasyon gibi invasif prosedürlere sekonder ge­
lişir; bu komplikasyonu değerlendirmek açısından
bu prosedürlerden sonra akciğer grafisi görülmeli­
dir.
PATOFİZYOLOJİ
•
Pnömotoraksın genellikle, parsiyel akciğer kollap­
sına neden olacak şekilde subplevral bülün rüptü­
re olması sonrasında havanın pariyetal ve visseral
plevra arasındaki potansiyel boşluğa havanın gir­
mesiyle olur.
Tansiyon pnömotoraksın plevra! aralıktaki pozitif
basınç nedeniyle olur. Bu da hipotansiyon, hipoksi
ve azalmış venöz dönüşe neden olur.
ŞEKİL 34-1. Spontan hemopnömotoraks. 19 yaşında er­
kek üniversite öğrencisinin düz akciğer grafısi. Sağ akciğerin
tümünün kollapsı ve sağ hemitoraksın inferior kısmındaki
geniş hava-sıvı seviyesine dikkat edilmelidir. Torakosto­
mi tüp yerleştirilmesinden sonra kollapse akciğerin re­
ekspansiyonu sonrasında hastada devamlı bir kanama ge­
lişti. Göğüsten l L kan kaybettikten sonra, apikal paryetal
plevrada kanayan bir damar olup olmadığmı araştırmak için
acil torakotomi gerekti.
BÖLÜM 34 • SPONTAN VE İYATROJENİK PNÖMOTORAKS
133
B
A
c
ŞEKİL 34-2. Normal akciğer ve pnömotoraksa ait US görüntüleri. A. Normal akciğer artefaktı. A çizgisi (ok) pariyetal plev­
ra (ok ucu ve içi boş okla gösterilen çizgi) tarafından oluşturulan yatay yansıma artefaktını gösterir. Kuyruklı yıldız artefaktı
plevradan doğar ve görüntü derinliğine taşar. Bunlar plevra ile gerçek zamanlı ileri geri hareket eder ve dar (ok ucu) ya da
geniş (içi boş ok) bir görünüm çeşitliliği oluşturur. B. Renkli Doppler, normal akciğer görüntüsü. Renk; pariyetal ve viseral
plevra yüzlerinin hareketini gösterir. C. Pnömotoraks ultrasonografısi. Power Doppler'de akciğer hareketlerinin olmayışı.
Gerçek zamanlı kayma hareketinin yokluğu; kuyruklu yıldız artefaktınm yatay hava artefaktına dönmesi.
vertikal kuyruklu yıldız artefaktının (Şekil 34-2)
yokluğudur.
Ayırıcı tanıda; kostokondrit, anjina, myokardial
enfarkt, pulmoner embolizm, perikardit, plörezi,
pnömoni ve aort diseksiyonu düşünülmelidir.
• ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Naza! kani.il ile verilecek olan 3-10 litre oksijen,
plevra! havanın rezorpsiyonunu artırmaya yardım­
cı olur.
Küçük pnömotoraksını olan ve altta yatan başka
bir akciğer hastalığı tedavi öyküsü olmayan hasta­
lardaki seçenekler şunlardır:
1. 6 saatlik gözlem ve grafide büyüme yoksa 24
saat sonra ayaktan cerrahi poliklinik kontrolü.
2. İğne veya kateter (14 gauge) ile aspire edildikten
sonra kateterin hemen çekilerek 6 saatlik gözlem
ve rekürrens yoksa takip önerilir. Bu metodun
başarı oranı %37-75 oranında bildirilmiştir.
3. Küçük bir kateter (<14F) veya göğüs tüpü (1014F) yerleştirin ve hastaneye yatırın. Bu yakla­
şımla birlikte Heimlich valvinin kullanılması
düşünülebilir (Bknz. Şekil 34-3).
Küçük pnömotoraksını ve bilinen akciğer hastalığı
olduğu bilinen hastalarda; küçük kateter ( < 14 F)
veya göğüs tüpü (10-22F) yerleştirilmelidir. Heim­
lich valv kullanımı düşünülmelidir (Bknz. Şekil 343).
134
KISIM 6 • SOLUNUM SİSTEMİ ACİLLERİ
HEMOPTİZİ
35 Jeffrey
Dixon
I
Çeviri: Nil Deniz Kartal
J
• EPİDEMİYOLOJİ
•
Hemotizi hafif (24 saatte 20 ml'den az kanama),
orta ya da masif (24 saatte 600 ml'den fazla kan kay­
bı) olarak sınıflandırılabilinir.
• Çoğu vaka hayatı tehtit eden bir durum değildir,
ancak bütün hepsi dikkatli değerlendirilmeye tabi
tutulmalıdır.
• En sık karşılaşılan nedenler arasında enfeksiyon
( örn. tüberküloz, neoplazm ve kardiyovasküler
hastalıklar vardır. Yakaların %28'inde hiçbir neden
bulunamaz.
• Hemoptizi tüm yaş gruplarında görülebilir, 60:40
oranında erkeklerde daha sık görülür.
• PATOFİZYOLOJİ
•
ŞEKİL 34-3. Heimlich valvli tüp ya da kateterin yerleştiril­
mesi örneği.
•
•
Herhangi büyük veya bilateral pnömotoraksınta
veya hemotoraksta su altı drenajlı orta (l6-22f) ya
da büyük (24-36f) tüp torakostomi endikasyonu
vardır.
• Stabil olmayan hastalarda (tansiyon pnömotorak­
sın ya da altta yatan ciddi akciğer hastalığı ile bera­
ber olan pnömotoraksın) akciğer grafisinden önce
iğne torakostomi sonrasında tüp torakostomi ya­
pılmalıdır.
• Helikopter transportu, genel anestezi ya da meka­
nik ventilasyon tüp torakostomi endikasyonları
arasında yer alabilir.
• İatrojenik pnömotoraks tedavisi yukarıdaki genel
prensipler temel alınarak yapılır.
• Tedavi komplikasyonlarından reekspansiyon pul­
moner ödem nadirdir; bu durum 20 ila 39 yaşla­
rında, büyük pnömotorakslarda ve akciğer reeks­
pansiyonu öncesinde 72 saatten fazla pnömotoraks
varlığında daha sık görünür.
•
Akciğerler hem pulmoner hem de bronşial arterler­
den çift kan akımıyla beslenir. Kanama ( 1) artmış
intravasküler basınç, (2) bir kan damarı erozyonu
ya da (3) koagülopatinin bir komplikasyonu olarak
görülebilir.
Hemoptizi, intravasküler basıncı arttıran genellikle
konjestif kalp yetmezliği (kardiyak nedenlerin %
75 i) gibi primer kardiyak anomalite sonucunda ve
daha nadir olarak mitral darlık nedeniyle görülür.
Sistematik basınç altında olan bronşiyal damarlar­
daki erozyon şiddetli hemoptiziye neden olabilir.
Bu durum genellikle TB, bronşiektazi, malignensi­
lere bağlıdır.
• KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Ateş, öksürük ve kanlı balgamın akut başlangıcı
pnömoni ya da bronşite bağlıdır. Ağrısız prodüktif
öksürük bronşit ya da bronşiektazi nedeniyle olabi­
lir.
• Dispne ve plöretik göğüs ağrısı pulmoner emboliz­
mi düşündürecek bulgulardır.
• Ateş, gece terlemeleri ve kilo kaybı genellikle TB
ya da malignensi nedeniyle olur. Kronik dispne ve
minör hemoptizi, mitral darlık ya da alveoler kana­
ma sendromlarını (genellikle böbrek hastalıklarıyla
birlikte görülür) düşündürebilir.
• Sigara içimi, erkek cinsiyet ve yaşın 40'ın üzerinde
olması neoplazi için risk faktörleridir.
• Fizik muayene hemoptizinin şiddetini değerlendir­
me ve altta yatan hastalığı bulma üzerine yoğun­
laşmalıdır. Ancak kanamanın yerini belirtmek için
güvenilir değildir.
• Genellikle birlikte görülen bulgular ateş ve takip­
nedir. Hipotansiyon masif hemoptizi haricinde
nadir görülür. Kardiyak muayene mitral darlığı tes-
BÖLÜM 35 • HEMOPTİZİ
•
pit etmeye yardımcı olabilir. Akciğer oskülastonu
genellikle normaldir. Bazen ral, hışıltı ya da foka!
konsolidasyonu düşündürecek bulgular olabilir.
Adenopati ya da kas kaybı malignensiyi düşündür­
meye yardımcıdır.
Oral ve naza! kavitelerin muayenesi kanamanın
ekstrapulmoner odağını tespit etmek için dikkatli­
ce yapılmalıdır.
135
(bronşiektazi ya da kistik fıbrozis), travma, yabancı
cisim aspirasyonu, pulmoner emboli, primer pul­
moner hipertansiyon, vaskülit ve kanama diyatez­
leri bulunur.
Yapılacak testlerde pulse oksimetre ve akciğer gra­
fısi bulunmalıdır (Bknz. Şekil 35-1). hemoptizi ile
gelen hastaların %15 ila 30 unda normal akciğer
grafısi görülürken altta yatan bir malignensi var­
lığında hastaların büyük çoğunluğunda (%80-90)
anormal akciğer grafısi görülür; anormal akciğer
grafisi varlığında hastalara toraks bilgisayarlı to­
mografi BT) çekilmelidir.
Hematokrit, kan grubu ve crossmatch majör he­
moptizili hastalarda istenmelidir,. diğer testler kli­
nik duruma göre yapılabilir.
TANI VE AYIRICI TANI
Hemoptizinin ayırıcı tanısında enfeksiyon (bronşit,
pnömoni, TB, fungal pnömoni ve akciğer absesi),
malinite (primer akciğer neoplazmları ya da metas­
tatik tümörler), kardiyolojik nedenler (sol kalp yet­
mezliği ya da mitral stenoz), inflamatuar nedenler
Hemoptizi
Pulmoner embolizmin
belirti ve bulguları
,
Direk uygun
, değelendirme ve tedavi !
Pulmoner kaynaklı
olmayan hemoptizi
Stabil hasta
Masif olmayan
hemoptizi
Masif hemoptizi
Havayolu tehlikesi
Stabil olmayan vital bulgular
KBB ya da üst GİS
kaynaklı kanama kontrolü
Balgam kontrolü
Yüksek akımı oksijen
Yakın monitörizasyon
Pulse oksimetri
Damaryolu
Havayolu kontrolü
· Kan grubu ve cross match
Portavle PAAG
Hematoloji çalışmaları
Koagülasyon çalışmları
_ı
----.--
..
Akciğer kaynaklı
hemoptizi
'
Göğüs grafisi
Anormal (lokalize
edilen ya da
edilemeyen)
Yoğun bakım yatışı
Göğüs hastalıkları
uzmanı/radyolog
Göğüs cerrahı
konsültasyonları
Selekti! entübasyon
Bronkoskopi
Kontrast MDBT
BAE
Normal
---
Devam eden gross
hemoptizi
l
Hayır
Evet
Toraks BT
FOB için konsültasyon
Yatış+/-
Neoplazm için yüksek risk'
Neoplazm için düşük risk*
Toraks BT
Hızlı poliklinik FOB
değerlendirme
Negatifse taburculuk
Taburculuk
Bronşit tedavisi
Poliklinik kontrol
t
t
ŞEKİL 35-1. İHemoptizi değerlendirmesi. *Neoplazm için yüksek risk: yaş >40, >40 paket/yıl sigara geçmişi, reküren ka­
nama veya alt solunum yolu enfeksiyonu öyküsü olmaması., BAE = bronşial arter embolizasyonu, PAAG = posteroanterior
akciğer grafisi, KBB = kulak burun boğaz, FOB = fiber optik bronkoskopi, MDBT = multi dedektör bilgisayarlı tomografi,
GIS = gastrointestinal sistem
136
KISIM 6 • SOLUNUM SİSTEMİ ACİLLERİ
• ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Acil servisteki tedavi hemoptizinin şiddetine ve il­
gili bulgu ve belirtilere göre yapılmalıdır. Acil mü­
dahale havayolu, solunum ve dolaşıma odakJanma­
lıdır. Kardiyak ve noninvasiv kan basıncı ölçümü ve
pulse oksimetre bakılmalıdır. Daha şiddetli seyre­
den vakalarda geniş iV yollar takılmalıdır.
İhtiyaç durumunda destekleyici oksijen verilmeli­
dir.
Hipotansiyon varlığında normal salin ya da laktatlı
ringer solüsyonu verilmelidir. İhtiyaç olduğunda
eritrosit süspansiyonu kullanılmalıdır.
Koagülopati olan hastalarda taze donmuş plazma
(2 ünite) verilmeli; trombositopenisi olan hastalara
trombosit süspansiyonu verilmelidir.
Masif hemoptizisi olan hastalarda kanama yeri aşa­
ğıya gelecek şekilde verilecek dekübit pozisyonu
yararlı olabilir. Opiodiler ile (örn. hidrokodon 5-15
mg/her 4-6saat) pıhtıların yer değiştirmemesi için
öksürüğün süprese edilmesi gerekebilir.
İnatçı hemoptizi ve kötüleşen solunumsal durum
olduğunda endotrakeal entübasyon büyük bir tüp
ile (yetişkinlerde 8 mm) yapılmalıdır. Bu bronkos­
kopi ve aspirasyona yardımcı olur.
Yoğun bakıma yatırılma endikasyonu orta ya da
masif hemoptiziler ya da kanama riski olan minör
hemoptiziler içerir. Altta yatan bazı sebepler varlı­
ğında kanama miktarına bakılmaksızın yatırılabi­
lir.
Tüm yatışlarda; bronkoskopi, BT görüntülemesi ya
da bronşiyel arter embolizasyonu için anjiyografi
yapılabileceğinden göğüs hastalıkları uzmanı ya da
göğüs cerrahisinden konsültasyon istenmelidir.
Hastalar taburcu olurken antitussif ajanlar, inhale
beta agonist dilatatörler ve enfeksiyon varlığın­
da antibiyotik ile taburcu edilmelidir. Yakın takip
önemlidir.
ASTIM VE KRONİK
36 OBSTRUKTİF
AKCİGER
HASTALIGI
- - - --Jeffrey Dixon
Çeviri: Nil Deniz Kartal
EPİDEMİYOLOJİ
Astım; sık ve kronik bir solunum şikayetidir. Art­
mış insidans batılı hayat tarzı, artmış çevre kirliliği
ve alerjenlere maruziyet ile ilgilidir.
Kronik obstruktif akciğer hastalığı (KOAH) dünya
çapında solunumsal bir sağlık problemidir. Bu, ar­
tış gösteren ölüm sebeplerinin başında gelir.
KOAH yaşlı popülasyonunda daha sık ve daha
şiddetli seyreder. KOAH nedeniyle olan mortali­
telerin insidansı kadınlarda artış göstermektedir.
Dünya çapında KOAH prevelansı artmakta ve en
sık sigara kullanımı ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.
PATOFİZYOLOJİ
Astımın patofizyolojisi düz kas kontraksiyonu,
vasküler konjesyon, bronş duvarı ödemi ve yoğun
sekresyonlar ile hava yolu çapının azalması ile ka­
rakterizedir.
Hava yolu çapındaki azalmayı tetikleyen inflama­
tuar reaksiyonlar, solunum için artmış çaba ile ken­
dini gösterir ve pulmoner fonksiyon üzerinde ciddi
etkileri olur.
Akut solunum yolu inflamasyonu antijenlerin
mast hücreleri ile karşılaşması sonucu ile olur. Bu
durum inflamatuar mediatörlerin salınımına ve
bronkokonstriksiyona, vasküler konjesyona, ödem
oluşumuna, artmış mukus üretimine ve mukusun
azalmış siliyer transportuna neden olur.
Antijenler ya da akut atağı predispoze eden neden­
ler içerisinde vira! solunum yolu enfeksiyonları,
çevre kirliliği, ilaçlar, endüstiriyel kimyasallara ma­
ruziyet, egzersiz ve duygusal stres bulunmaktadır.
KOAH özellikle ekspiratuar hava yolu obstrüksi­
yonu ile karakterizedir, hava yolu sekresyonları,
mukoza] ödem, bronkospazm ve bronkokonstrük­
siyon azalmış akciğer elastisitesine bağlı oluşur.
Hava yolu obstrüksiyonunun fizyolojik sonuçla­
rı içerisinde artmış hava yolu rezistansı, azalmış
maksimum ekspiratuar akım hızı, hava hapsi, art­
mış hava yolu basıncı (barotavma ve yan hemodi­
namik etkilerle birlikte), ventilasyon- perfüzyon
dengesinin bozulması (hipoksemi/hiperkarbi) yer
alır ve sonunda solunum yetmezliğine neden olan
solunum kası yorgunluğuna neden olur.
KOAH oluşumundaki en büyük risk faktörü tütün
içimidir. KOAH ile ilgili diğer risk faktörleri enfek­
siyonlar, mesleki ve kimyasal maruziyetlerdir. Tek
genetik risk faktörü a 1 antitiripsin eksikliğidir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Klasik olarak astım ve KOAH alevlenmesi; dispne,
göğüs sıkışması, wheezing (hışıltı) ve öksürük ile
karakterizedir.
Hafif astım atağının fizik muayene bulguları whe­
ezing ve uzamış ekspiratuar fazı içerir. Wheezing
hava yolu obstrüksiyonun derecesi ile ilgili değildir
ancak sessiz akciğer ciddi hava yolu obstrüksiyonu­
nu gösterebilir.
BÖLÜM 36 • ASTIM VE KRONİK OBSTRUKTİF AKCİGER HASTALIGI
•
Ciddi astım atağı olan hasta; dışardan duyulabilien
wheezing, aşırı terleme ve aksesuar kas kullanımı
ile birlikte tripod pozisyonunda iç çekme ile gelebi­
lir. Ciddi atağın diğer bulguları ; taşikardi, takipne,
hipertansiyon ve hipoksiyi içerir. Paradoksik solu­
ma, mental durum değişikliği, letarji ve sessiz akci­
ğer ciddi hava yolu obstrüksiyonunun ve solunum
yetmezliği başlangıcının göstergeleridir.
KOAH'in iki baskın klinik formu pulmoner amfi­
zem ve kronik bronşittir. Amfizem; terminal bron­
şiyolun distalindeki hava boşluklarının anormal
kalıcı genişlemesi ve yıkımı ile karakterizedir. Bu­
nun aksine, ardışık iki yıl içinde en az üç ay çoğu
gün kronik produktif öksürükle birlikte bronşiyal
ağaçta aşırı mukus sekresyonu kronik bronşit için
karakteristiktir. Genellikle bir form baskın olması­
na rağmen iki klinik formun da bileşenleri sık gö­
rülür.
Hiperkapninin bulguları; konfüzyon, tremor, ple­
tora, stuppor, hipopne ve apneyi içerir.
Astım kaynaklı ölümlerin risk faktörleri arasında;
geçmişte entübasyon öyküsü, çoklu hastane yatışla­
rı ya da son zamanlarda acil servise başvuru, inhale
� - agonistlerin yoğun kullanımı, yasadışı ilaç kul­
2
lanımı ve kronik psikiyatrik hastalık öyküsü vardır.
KOAH'a bağlı solunum yetmezliği ilk tedaviye ya­
nıtsız ağır dispne, hipoksemi ya da hiperkapnide
kötüleşme ya da respiratuar asidoz ile ilişkilidir.
• TANI VE AYIRICI TANI
•
Astım ya da KOAH'ın tanısı öykü ve fizik muaye­
neye dayalıdır. Dekompansasyonun olası sebepleri­
ni araştırmak gerekir.
• Hava yolu obstrüksiyonun ciddiyetini ve tedavinin
etkisini belirlemek için spirometre ile tepe ekpira­
tuar akım hızı (TEAH) ölçülür.TEAH'nin ardışık
ölçümleri tedaviye yanıtı belirler ve yatış ihtiyacı­
nı tahmin için kullanılabilir. Öngörülen TEAH'ın
%40 daha az alınması ciddi hava yolu obstrüksiyo­
nu ile ilişkilidir.
Pulse oksimetre tedavi sırasında oksijen saturasyo­
nunun belirlenmesi ve monitörizasyonu için non
invazifbir araçtır. Asit- baz dağılımı ve hiperkapni
hakkında bilgi vermez.
• Arteriyel kan gazı hiperkapni ve respiratuar asido­
zu belirlemek için astım ve KOAH da kullanılabi­
lir. Bu bulgular dikkat edilmesi gereken ciddi hava
yolu obstrüksiyonunu gösteren ve akut solunum
yetmezliğinin başlangıcına işaret eden yorgunlu­
ğun göstergeleridir.
• Pnömotoraks, pnömomediastinum, pnömoni veya
konjestif kalp yetmezliği (KKY), plevra! efüzyon
J 37
ŞEKİL 36-1. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bir
hastanm posterior-anterior akciğer grafisi.
ya da pulmoner neoplazi gibi diğer klinik şüpheler
durumunda akciğer grafisi çekilmelidir (Bknz. Şe­
kil 36-1).
• Astım ve KOAH'ta, karidyak iskemi, myokardiyal
enfarkt ve multifokal atrial taşikardi gibi aritmi­
leri değerlendirebilmek için elektrokardiyogram
(EKG) yardımcı olur. Ciddi pulmoner hastalık­
lardaki EKG bulguları tedavi ile düzelebilecek sağ
ventrikül kasılma kusuru, anormal p dalgaları ya
da nonspesifik ST-T dalga anomalilerini gösterebi­
lir (Bknz. Şekil 36-2).
• Dekompanse astım ve KOAH'ın ayırıcı tanısında;
KKY, üst solunum yolu obstriksiyonu, aspirasyon,
akciğer neoplazisi, plevra! efüzyonlar, interstisel
akciğer hastalıkları, pnömoni, pulmoner embolizm
ve asfiksiye neden olan durumlar vardır. KOAH
pnömotoraks için majör bir risk faktörüdür. KKY,
pnömoni ve akut koroner sendrom genellikle de­
kompanse KOAH ile birlikte görülür.
• ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
•
Her hasta kardiyak monitörizasyon, pulse oksimet­
re ve non invazifkan basıncı ölçümü olacak şekilde
monitörize edilmelidir ve orta ve şiddetli atağı olan
hastalara damar yolu açılmalıdır.
138
KISIM 6 • SOLUNUM SİSTEMi ACİLLERİ
v5 ı
i25mm/s ıornm/mv ıOOHı
ŞEKİL 36-2. KOAH'lı bir hastada sağ ventrikül hipertrofısinde ait EKG bulguları: Sağa kaymış aks, V/de R dalgalarının
S dalgasında büyük olması ve lateral perikardiyal derivasyonlara doğru devam eden S dalgaları. Burda yer almayan sağ
ventrikül hipertrofisi bulguları: inkomplet sağ dal bloğu ve sağ ventrikül derivasyonlarında genişleme paterni (asimetrik ST
segment depresyonu ve T dalgası negatifliği).
•
Sa02 >% 90 olacak şekilde ampirik oksijen desteği
verilmelidir. Oksijen KOAH daki hiperkapniyi art­
tırabilir. Semptomatik hiperkapni şüphesi varlığın­
da AKG alınmalıdır.
KOAH ve astımdaki akut bronkospazmın tedavisin­
de ilk kullanılan ajanlar �-adrenerjik agonistlerdir.
Bu ilaçların inhale formu sistemik toksisiteyi azal­
tır ve bu nedenle tercih edilir. 2,5-5 mg Albuterol
en sık kullanılan ajandır. Her 20 dk da bir doz tek­
rarlanabilir ya da devamlı nebülizasyon yapılabilir
(10-15 mg/sa), tedaviye davamlılık klinik cevaba ve
toksisite bulgularına göre (taşikardi, hipertansiyon
ve çarpıntı hissi) değerlendirilmelidir. Levalbuterol
albuterolün yarı dozunda verilebilir ancak sürekli
nebülizasyon için çalışma yapılmamıştır. İnhale te­
daviyi tolere edemeyen hastalarda terbütalin sülfat
(0,25- 0,5 mL) ya da epinefrin 1:1000 (0,1-0,3 mL)
subkutan olarak kullanılabilir. Epinefrin, ilk gebeli­
ğin ilk trimesterinde ve altta yatan kardiyovasküler
hastalığı olan hastalarda kullanılmamalıdır.
• Antikolinerjikler diğer tedaviler ile birlikte uygu­
landığında yardımcı olan adjuvanlardır. Nebi.ilize
ipratroprium (500 mg=2,5 ml) tek başına ya da
albuterol ile uygulanabilir. İpratropriumun etkisi­
nin pik yaptığı zaman aralığı 1-2 saattir ve 3-4 saa­
te kadar etkisi sürer. Dozajlar her 1-4 saat arasında
tekrar edilebilir.
Astım ve KOAH alevlenmesi olan hastalara ste­
roidler hemen verilmelidir. Başlangıç dozu 40-60
mg oral prednizona eştir. Eğer hasta oral tedaviyi
tolere edemiyorsa 60-125 mg İV metilprednizolon
kullanılabilir. Ek dozlar her 4-6 saatte bir verilebilir.
Akut semptomların tedavisinde inhale steroidlerin
endikasyonu yoktur. Taburcu edilecek ciddi astım
veya KOAH atağı olan hastalara 5-10 gün arasında
oral steroid tedavisi verilmelidir (prednizon 40-60
mg/gün).
• Balgam renginde ya da miktarında artışı olan
KOAH alevlernmesi olan hastalara solunumsal pa­
tojenlere yönelik antibiyotik tedavisi başlanmalıdır.
Herhangi bir spesifik ajanın birbirine olan üstün­
lüğü kanıtlanmamıştır. Tekrarlayan bakteriyel en­
feksiyon geçiren astım hastalarında da antibiyotik
kullanımı düşünülmelidir.
Magnezyum sülfat (1-2 gr iV) bronkodilatatör et­
kisinden dolayı şiddetli astım ataklarında kullanı­
labilinir.
Heliox (%80 helium ve %20 oksijen), oksijen deste­
ği ihtiyacı olmayan ciddi astım atağı geçiren hasta­
larda hava yolu direncini düşürmek için kullanıla­
bilinir.
Standart terapilere rağmen respiratuar kas yorgun­
luğu, respiratuar asidoz, mental durum bozukluğu
ya da hipoksisi olan hastalar mekanik ventilasyona
ihtiyaç duyabilirler. Non invaziv mekanik ventilas­
yon (NIMV) entübasyon ve invaziv mekanik venti­
lasyona alternatif olarak kullanılabilir. Bu, KOAH
ta entübasyon zamanını kısa dönem mortaliteyi ve
hospitalizasyon zamanını azaltır. NIMV devamlı
pozitif hava yolu basıncı (CPAP- Continious posi­
tive airway pressure) ya da BiPAP (Bi-level positive
airway pressure) ile uygulanabilir. BiPAP'ın solu­
num için harcanan eforu azaltma gibi bir avantajı
vardır. CPAP 15 cm Hp'ya kadar titre edilebilir-
BÖLÜM 36 • ASTIM VE KRONİK OBSTRUKTİF AKCİGER HASTALIGI
ken, BiPAP ın ayarları inspirasyonda 8-20 cm Hp
ve ekspirasyonda 4-15 cm H 20 arasında ayarlanır.
Ciddi astımda NIMV kullanımıyla ilgili kanıtlar ol­
dukça umut vadetmekle birlikte KOAH'taki kadar
ilgi çekiçi değildir. NIMV şüpheli pnömotoraksı
olan hastalarda kullanılmamalıdır.
Oryantasyon-kooperasyon bozukluğu olan hasta­
lar, hava yolu sekresyonlarını atamayan hastalar,
hemodinamik olarak stabil olmayan, respiratuar
arrest olan, yeni fasiyal ya da gastroözefageal ame­
liyat geçirmiş olan, yüz yanığı olan, ciddi obezitesi
olan ya da NIMV maskesi tam uygulanamayan has­
talar, NIMV için uygun adaylar değildir ve invaziv
J 39
ventilasyon ihtiyaçları bulunur. Oral entübasyon
tercih edilen metottur. Hava hapsini ve devamın­
daki barotravmayı azaltmak için düşük solunum
frekansı (12-14 solunum/dk) ile artmış inspiratuar
akım hızı kullanılmalı ve yeterli ekspiratuar faza
izin verilmelidir. Tedavi pulse oksimetre ve AKG
sonuçlarına göre düzenlenmelidir. Hasta mekanik
ventilatöre bağlandıktan sonra sedasyon ve bron­
kospazm için sürekli tedaviye devam edilmelidir.
Taburcu olan hastalarda �2 agonistler ve oral ste­
roidler ile tedaviye devam edilmesi önemlidir. Ek
olarak, hasta eğitimi ve yakın tıbbi takip gereklidir.
Kısım 7
SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
AKUT KARIN AGRISI
37 David
M. Cline
Çeviri: M. Mahir Özmen
EPİDEMİYOLOJİ
Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Sağlık Merkezi
Sağlık İstatistiklerine (National Health Center He­
alth Statistics) göre karın ağrısı 2006 yılında acil
servis (AS) başvuru nedenleri arasında tek başına
en sık görülenidir (AS başvurularının %6,?'si-8.04
milyon hasta başvurusu).
Karın ağrısı nedeniyle başvuru oranları değişken­
dir, genel olarak %18 ile %42 arasında değişmek­
tedir; 65 yaş üstü bireylerde %63'e varan oranlar
bildirilmiştir.
PATOFİZYOLOJİ
Viseral abdominal ağrı karın içi tübüler veya solid
organların sırasıyla duvarında veya kapsülünde ge­
rilmeye bağlı oluşan ağrılardır. Daha nadir olarak
da iskemi ve inflamasyona bağlı oluşmaktadır.
Foregut organlarının hastalıkları (mide, duode­
num ve bilier sistem) epigastrik bölgede ağrıya
neden olur; midgut organlarının hastalıkları (ince
barsaklann çoğu, appendiks ve çekum) periumb­
likal bölgede, hindgut organlarının (kalın bağırsa­
ğın büyük kısmı, sigmoid ve genitoüriner sistemin
intraperitoneal kısmı) hastalıkları ise suprapubik
ve hipogastrik bölgelere yayılmaktadır. Viseral ağrı
genellikle orta hatta hissedilmektedir.
Parietal veya somatik ağrı ise parietal peritonu in­
nerve eden sinir liflerinin, genellikle karın ön du­
varını yerleşik, uyarılması sonucu gelişir.
• Viseral ağrının aksine parietal ağrı, ağrılı uyaranın
olduğu bölgenin üzerindeki dermatomda net ola­
rak lokalize edilebilir. Altta yatan hastalık ilerledik­
çe viseral ağrı yerini parietal ağrıya bırakır ve has­
sasiyet ve eşlik eden istemli defans gelişir. Lokalize
peritonit ilerledikçe istemsiz defans ve 'rebound'
hassasiyeti gelişir.
Yansıyan ağrı ('referred pain' ) hastalığın olduğu or­
ganın uzağında hissedilir.
140
KLİNİK ÖZELLİKLER
Ani gelişen, hayatı tehdit eden ve acil girişim gerek­
tiren durumlar derhal değerlendirilmelidir.
• Ağrının başlangıç zamanı, karakteri, yerleşimi (Şe­
kil 37- 1 ), yansıyan ağrı özellikleri, rahatlatan ve
arttıran özellikleri, daha önce benzer atakları sor­
gulanmalıdır.
Göğüs ağrısı, dispne, ösksürük gibi kardiyopulmo­
ner semptomlar, sık idrara çıkma, dizi.iri, vajinal
akıntı gibi genitoüriner semptomlar ve travma öy­
küsü ayrıntılı şekilde sorgulanmalıdır.
Yaşlı hastalarda miyokard enfarktüsü, ritim bosuk­
luğu, koagülopati ve vaskülopati öykülerinin sor­
gulanması önemlidir.
Özgeçmişinde geçirilmiş cerrahiler sorgulanmalı
ve özellikle steroidler, antibiyotikler ve non-steroid
antiinflamatuvar ilaçları (NSAİİ) içeren ilaç kulla­
nım listesi oluşturulmalıdır.
Kadın hastalarda ayrıntılı jinekolojik öykü alınma­
lıdır.
Fizik muayenede hastanın genel görünümü mut­
laka değerlendirilmelidir; peritoniti olan hastalar
genellikle hareketsiz yatma eğilimindedir.
Hastanın derisi solgunluk ve sarılık açısından de­
ğerlendirilmelidir.
Hipovolemi ve sıvı kaybından şüphelenilen du­
rumlarda hastaların vital bulguları değerlendiril­
melidir. Kullanılan ilaçlara veya fizyolojik değişik­
liklere bağlı olarak yaşlı hastalarda hipovolemik
durumlarında her zaman taşikardi olmaz.
Hastaların vücut ısıları ölçülmelidir. Fakat ateşin
gözlenmemesinin, özellikle yaşlı hastalarda enfek­
siyonu ekarte etmediği akılda tutulmalıdır.
• Abdomen inspeksiyon ile incelenmeli kontürü, eski
operasyon skarları, peristaltizm, kitle ve distansiyon
varlığı değerlendirilmelidir. Hiperaktif veya yüksek
tınılı, metabolik bağırsak seslerinin varlığında ince
bağırsak obstrüksiyonu ihtimali artmaktadır.
Palpasyon fizik muayenenin en önemli parçasıdır.
Abdomen ve genital organlar hassasiyet, defans,
kitle, organomegali ver herni açısından değerlendi­
rilmelidir.
BÖLÜM 37 • AKUT KARIN AGRISJ
141
Yaygın Ağrı
Aort anevrizması (rüptüre veya sızan),
Aort diseksiyonu,
Apandisit (erken),
Bağırsak obstrüksiyonu
Diyabete bağlı gastroparezi
Ailevi akdeniz ateşi
Gastroenterit
Ağır metal zehirlenmesi
Kalıtsal anjiyoödem
Sıtma
Sağ Üst Kadran Ağrıs
Apandisit (retroçekal}
Bilier kolik
Kolanjit
Kolesistit
Fitz-Hugh-Curtis sendromu
Hepatit
Karaciğer apsesi
Karaciğer konjesyonu
Herpes zoster
Miyokard ıskemisi
Duodenal ülser perofrasyonu
Pnömonı (RAL)
Pulmoner emboli
Sağ alt kadran ağrısı
Aort anevrizması (sızan, rüptüre olmuş) 1
Apandisit
Crohn hastalığı (terminal ileit)
Divertikülit (çekal)
Ektopik gebelik
Endometriyozis
Epiploik apandisit
Herpes zoster
İnguinal herni (inkarsere, strangüle)
lskemik kolit I
Meckel divertikülü
I
Mittelschmerz
Over kisti (rüptüre olmuş)
Over torsiyonu
Pelvik inflamatuvar hastalık I
Psoas apsesi
Rejyonel anterit
Testis torisyonu
Üreler taşı
Mezenter iskemi
Metabolik bozukluklar
(Addison krizi, AKA,
OKA, porfiri, üremi),
Narkotik geri çekilmesi
Pankreatit
Bağırsak perforasyonu
Peritonit (herhangi bir
nedene bağlı)
Orak hücre krizi
Volvulus
Sol Üst Kadran Ağrısı
Gastrik ülser
Gastrit
Herpes zoster
Miyokard iskemisi
Pankreatit, pnömoni (SAL)
Pulmoner emboli
Splenik rüptür/gerilme (Konjesyon)
Sol Alt Kadran Ağrısı
Aort anevrizması (sızan. rüptüre)
Divertikülit (sigmoid)
Ektopik gebelik
Endometriyozis
Epiploik apandisit
Herpes zoster
İnguinaı hemi (inkarsere, strangüle)
İskemik kolit
Meckel divertikulü
Mittelschmerz
Over kisti (rüptüre olmuş)
Over torsiyonu
Pelvik inflamatuvar hastalık
Psoas apsesi
Rejyonel anterit
Testis torisyonu
Üreler taşı
J
�-
ŞEKİL 37-1. Yerleşimine göre akut karın ağrısının ayırıcı tanısı. AKA: alkolik ketoasidoz, DKA: diyabetik ketoasidoz, SAL:
sol alt lob, RAL: sağ alt lob.
'Rebound' hassasiyet peritonitin ana bulgusu ola­
rak değerlendirilir fakat çeşitli sınırlılıkları mev­
cuttur. Peirtoniti olan hastalarda defans, yansıyan
hassasiyet ve öksürmekle (Valsalva manevrası ile)
olan ağrı genellikle tanıyı koymak için yeterlidir;
ancak 'rebound' hassasiyeti; peritoniti olmayan
hastaların dörtte birinde yalancı pozitif sonuç verir.
'Rebound' hassasiyetteki yalancı pozitiflik oranı
(%25'e varan) bazı araştırmacıları öksürmekle olan
ağrı oluşmasına oranla 'prediktif değerinin' olma­
dığı sonucuna yöneltmiştir
Hastanın oturur duruma getirilerek yapılan ka­
rın ağrısı testi Carnett belirtisi olarak bilinir ve
tanıda faydalı ve fakat normalden az kullanı­
lan bir muayene yöntemidir. Karın duvarındaki
maksimum hassasiyet noktası bulunduktan son­
ra hastanın kollan göğüs bölgesinde kavuşturu­
larak yarı kalkar pozisyona getirilir. Bu arada
doktor tarafından hassasiyet bölgesi palpe edilir.
Eğer hastada aynı hassasiyet oluşur ise abdomi­
nal duvar sendromu açısından test pozitif kabul
edilir.
Puberte sonrası bütün kadın hastalarda pelvik mu­
ayene gerçekleştirilmelidir.
Rektal muayene sırasında alt pelvis hassasiyet, ka­
nama ve kitle açısından değerlendirilmelidir.
142
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
Genellikle yaşlı hastalar genç hastalara oranla azal­
mış ağrı algısı ve inflamasyon veya enfeksiyona
karşı küntleşmiş müsküler veya febril yanıt nede­
niyle aynı belirti ve bulguları vermemektedir.
Bilier hastalık, bağırsak obstrüksiyonu, divertikü­
lit, kanser ve hemi 50 yaş üstü bireylerde karın ağ­
rısının en sık nedenleri arasındadır. Hacim kaybı,
sepsis ve hemorajiye bağlı hipotansiyon bulgusu
normalde hipertansif olup normotansif görünen
hastalarda dikkatten kaçabilir.
Daha az sıklığa sahip ama yaşlılarda daha çok göz­
lenen klinik durumlar sigmoid volvulus, divertikü­
lit, akut mezenter iskemisi, abdominal aort anev­
rizmasıdır.
Mezenter iskemi 50 yaş üzerinde olup, ağrısı fizik
muayene bulguları ile uyuşmayacak şekilde fazla
olan hastalarda mutlaka göz önünde bulundunıl­
ması gereken tanıdır.
TANI VE AYIRICI TANI
Önerilen hedefe yönelik klinik testler Tablo 37-1 'de
verilmiştir.
Karın ağrısına neden olabilecek muhtemel kaynak­
lar için tanısal uyarılar Tablo 37-2'de verilmiştir
Doğurganlık çağında olan ve karın ağrısı veya
anormal vajinal kanama nedeniyle başvuran tüm
kadınlarda gebelik testi yapılmalıdır.
Tam kan sayımı karın patolojilerinin tanınmasında
hassas veya özgün olmamasına karşın acil serviste
karın ağrısı ile başvuran hastalarda en sık istenen
tetkiktir.
Obtrüksiyon ve perforasyondan (serbest havayı
araştır) şüphelenildiği durumlarda veya daha önce
tanı almış renal taşların takibinde takibinde düz
karın grafısi faydalıdır.
Ultrasonografi; kolelitiazis, koledokolitiazis, ko­
lesistit, biliyer dilatasyon, pankreatik kitleler, hid­
roüreter, intraüterin veya ektopik gebelik, overyan
veya tuba! patolojiler, serbest intraperitoneal sıvı,
şüpheli apandisit (yapan merkeze bağlı) ve abdo­
minal aort anevrizmasının tanısında faydalıdır.
Bilgisayarlı tomografi (BT) mezenter iskemi, pank­
reatit, biliyer obstrüksiyon, aort anevrizması, apan­
disit, ürolitiazis ve düz karın grafilerinde görülen
tüm anormalliklerin değerlendirilmesinde tercih
edilen görüntüleme tekniğidir.
İntravenöz kontrast vasküler lezyonların değerlen­
dirilmesinde çok önemlidir, ayrıca inflamatuvar
patolojilerin değerlendirilmesinde (örn. Apandisit)
faydalıdır; ancak ürolitiazisin değerlendirilmesin­
de gerekli değildir.
Oral kontrast bağırsak obstrüksiyonlarının değer­
lendirilmesinde kullanılır ve fakat bunu dışında
faydalı değildir.
TABLO 37-1
Akut Abdominal Ağrı İçin
Önerilen Hedefe Yonelik Klinik
Testler
LABORATUVAR TESTLERİ
KLİNİK ŞÜPHE
P-HCG (P-Human
Chorionic Gonadotropin)
Gebelik
Ektopik gebelik veya molar
gebelik
GIS kanama
Son evre karaciğer yetmezliği
Koagülopati
Elektrokardiyogram
Kardiyak iskemi
Elektrolitler
Dehidratasyon
Endokrin veya metabolik
bozukluklar
Glukoz
Diyabetik ketoasidoz
Pankreatit
Gonokok/klamidya testi
Servisit/üretrit
Pelvik İnflamatuvar Hastalık
Hemoglobin
GIS kanama
Laktat
Mezenter iskemi
Lipaz
Pankreatit
Karaciğer fonksiyon testleri
Kolesistit
Kolelitiazis
Hepatit
Platelet
GIS kanama
Böbrek fonksiyon testleri
Akut böbrek yetmezliği
Böbrek yetmezliği
Dehidratasyon
İdrar tetkiki
İdrar Yolu enfeksiyonu
Piyelonefrit
Nefrolitiazis
Kısaltmalar: PT: Protrombin zamanı PTT: Parsiyel tromboplastin za­
manı GIS: Gastrointestinal sistem
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Stabil olmayan hastalar hemen resüsite edilmeli ve acil
cerrahi konsültasyonu ile hemen tanıya gidilmelidir.
Karın ağrısı olan hastalarda en sık ihtiyaç duyulan
resüsitasyon normal serum fizyolojik veya laktatlı
Ringer ile intravenöz hidrasyondur. İlk değerlen­
dirmede hastanın oral alımı kesilmelidir.
Analjejizklerin akıılıca kullanımı hem daha iyi
anamnez alınmasına yardımcı olur hem de daha
doğru fizik muayene yapılmasını sağlar. Gereken
durumlarda nalokson (0.4-2 miligram subkütan
veya intravenöz) ile geri döndürülebilen mor­
fin 0.1 mg/kg intravenöz olarak yapılabilir. Non­
steroid anti-inflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) renal ko­
lik gibi durumlarda yararlı olmakla birlikle diğer
durumlarda kullanımları periton inflamasyonunu
baskılayabilmeleri nedeniyle tartışmalıdır.
BÖLÜM 37, AKUT KARIN AGRISI
143
NffiaiıifiM Karın Ağrısına Neden Olabilecek Muhtemel için Tanısal Uyarılar
TANI
TANISAL UYARILAR
Apandisit
Bütün olguları ekarte eden tek test yoktur; RAK ağrısı 00+8; RAK'a periumblikal bölgeden kayan ağrı
00+3; kusma öncesi başlayan ağrının hassasiyeti%99 özgünlüğü %66; erişkinlerde ve gebe olmayan
kadınlarda BT tercih edilir; appendiks görüldüğü durumlarda BT'nin hassasiyeti %93-95.
Bağırsak
obstrüksiyonu
Kolik ağrı; kusma distansiyon olasılığı arttırır; geçirilmiş cerrahi sık görülen risk faktörü, düz karın
grafılerinin hassasiyeti %77, BT'nin hassasiyeti %93.
Kolesistit
Ağrı başlangıçta kolik; daha sonra devamlı hale gelir; ( +) Murphy bulgusu kolesistit olasılığını
arttırır(Odd's oranı 2.5); sanlık tıkanıklığı düşündürür; tek test tanıyı ekarte ettirmez, artmış
bilirubin/aspartat aminotrasferaz/alaklen fosfataz düzeylerinin her birinin hassasiyeti %70 özgünlüğü
%42; US: hassasiyet %91; hepatobiliyer imidoasetik asit görüntülemesi: hassasiyet %97, özgünlük %90.
Divertikülit
Görülme sıklığı yaş ile artar; hastaların %50'si daha önce benzer ataklar tariflerler; sigmoid (%85): SAK;
çekal/Meckel: RAK; BT: hassasiyet %93-100, özgünlük %100.
Ektopik gebelik
Risk faktörleri geçirilmiş ektopik gebelik, PID, infertilite tedavisi, rahim içi araç; ağrı ani ve şiddetlidir;
pelvik muayene normal olabilir; gebelik testi+, transvajinal USG tercih edilir.
Mezenter iskemi
Fizik muayene ile orantısız şekilde şiddetli karın ağrısı; bulantı: %56-93; kusma: %38-80; ishal:%31-48;
laktat:%75-90 hassasiyete sahip; özgün değil; artmış BK: %90 hassasiyete sahip; selektif BT anjiyografi:
%96 hassasiyete sahip
Miyokard
enfarktüsü
EKG normal olabilir; troponin: beliritlerin başlamasından sonraki 4 saatte %80 hassasiyete sahip;
abdomen kaynaklı sepsis kardiyak olamayan troponin yüksekliklerine neden olabilir.
Pankreatit
Riskler: alkol; biliyer hastalık; ilaçlar; endoskopik retrograd kolanjiyopankratikoduktografi; Lipaz: ilk 24
saatte %90 hassasiyet; USG ödemi gösterebilir; BT %78 hassasiyet %86 özgünlük.
Pelvik inflamatuvar
hastalık/TOA
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar; geşirilmiş PID; çoklu cinsel partner varlığı; vajinal akıntı; disparoni;
servikal hareketlerle hassasiyet tanıyı düşündürür; ateş veya artmış BK tanı için gerekli değil;
transvajinal USG tercih edilen tanısal yöntem; MRG daha hassas bir yöntem.
İçi boş organ
perforasyonu
Ağrı tipik olarak şiddetlidir; ayakta çekilen akciğer grafisi %80 hassasiyete sahipken BT serbest hava
açısından %87-98 hassasiyete sahiptir.
Over torsiyonu
Ağrı ani, şiddetli ve keskindir; bulantı/kusma eşlik edebilir; doppler flowmetrenin eşlik ettiği pelvik USG
tercih edilir.
Renal/Üreteral kolik
Ağrı ciddi ve kolik tarzdadır; bulantı ve kusma eşlik edebilir;olguların %80-90'ında hematüri mevcut;
olguların %30'unda gross hematüri görülür; kontrastsız spiral BT tercih edilir.
Rüptüre abdominal
aort anevrizması
Ağrı orta karın veya yan, sırt, kasık veya uyluk bölgesinde olabilir; ani, sabit, pulsasyon veren kitle tespit
edilir: hassasiyeti %22-96; hastaların sadece %50'si ilk başvuruda hipotansiftir; normal basınçlar tanıyı
ekarte ettirmez; yatak başı yapılan USG aort genişlemeleri açısından %100 hassasiyete sahiptir.
Kısaltmalar:+= pozitif; SAK= Sol alt kadran; 00= olasılık oranı; PID= Pelvik inflamatuvar hastalık; RAK= Sağ alt kadran; TOA= Tuba-ovaryan
apse; BK= Lökosit (Beyaz Küre); USG=ultrasonografi; BT= Bilgisayarlı tomografi; MRG= Magnetik rezonans görüntüleme.
Ondansetron 4 miligram İM/İV veya metaklopra­
mid 10 miligram İM veya yavaş İV hasta konforu­
nu arttırarak belirtilerin daha iyi değerlendirilme­
sine yardımcı olabilirler.
Uygun olan durumlarda antibiyotik tedavisi (örn.
gentamisin 1 .5 miligram/kg İV ve metronidazol 1
gram İV veya piperasilin-tazobaktam 3.375 gram
İV) olası kaynaklara yönelik başlanmalıdır. Daha
fazla bilgi için bu kısımdaki özgün bölümlere bakı nız.
• Abdominal aort anevrizması, intraabdominal ka­
nama, içi boş organ perforasyonu, bağırsak obs­
trüksiyonu veya enfarktı ve ektopik gebelik gibi
ama bunlara sınırlı olamayan bir çok acil cerrahi
gerektiren patolojilerde cerrahi veya obstetrik kon-
sültasyonu yapılmalıdır. Geleneksel olarak akut
karın veya "cerrahi" karın değimi ağrı, defans ve
reboundun birlikte bulunduğu durumlardır ve acil
cerrahi müdahale gerektirebilir.
Yatış endikasyonları arasında düşkün (toksik) gö­
rünüm, yaşlı veya immün baskılanmış bireyler, ha­
yati önem taşıyan durumların ekarte edilememesi,
geçmeyen ağrı veya kusma, bilinç durum değişikli­
ği, taburculuk sonrası tedavi ve takip programları­
na uyumun bozuk olması. Devamlı gözlem ve sık
aralıklara fizik muayene ile takip yapılmalıdır.
24 saatlik takipler sonrası hastalar ağrının artması,
kusma, vücut ısısının artması veya belirtilerin geç­
memesi durumunda başvurması amacıyla güvenle
taburcu edilebilir.
144
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
BULANTI VE KUSMA
38 Jonathan
A. Maisel
Çeviri: M. Mahir Özmen
EPİDEMİYOLOJİ
Bulantı ve kusma tipik olarak gastrointestinal sistem
hastalıkları nedeniyle olmakla birlikte klinisyen sis­
temik nedenleri de göz önünde bulundurmalıdır.
Nörolojik, enfeksiyöz, kardiyak, endokrin, renal,
obstetrik, farmakolojik, toksikolojik, psikiyatrik has­
talıkların hepsi bulantı ve kusma sebebi olabilirler.
Altta yatan sebebin ve komplikasyonlarının bulun­
ması için kapsamlı anamnez ve fizik muayene ve
bunların yanında çeşitli tanısal testlerin kullanıl­
masına ihtiyaç vardır.
PATOFİZYOLOJİ
Kusma gastrointestinal sistem, santral sinir sistemi
ve vestibüler sistemi içeren karmaşık, ileri yüksek
koordinasyon sonucu oluşan bir etkinliktir.
Kusma 3 evrede tanımlanmıştır: bulantı, öğürme ve
kusma. Bulantı ile hipersalivasyon ve taşikardi oluş­
maktadır. Öğürme sırasına mide gevşemesi ve diyaf­
ragma ve karın kaslarının tekrarlayan ve simültane
kasılması ve bir basınç gradiyentinin oluşması ile
gerçekleşmektedir. Sonuç olarak karın içi basıncın
ve toraks içi basıncın değişmesi ile kusma; yani mide
içeriğinin ağız yolu ile atılması gerçekleşmekledir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Anamnez kusmanın değerlendirilmesinde çok
önemlidir. Ortaya konması gereken özellikler aşa­
ğıdakilerdir:
o Belirtilerin başlangıcı ve süresi
o Atakların sıklığı ve zamanlaması
o Kusmuğun içeriği (örn. sindirilmemiş besin,
safra boyalı veya fekaloid)
o Eşlik eden belirtiler (örn. ateş, karın ağrısı, diyare)
o Besin kaynaklı patojenlere maruz kalmış olmak
o Çevresinde hasta olan bireylerin bulunması
Detaylı cerrahi ve tıbbi özgeçmişin incelenmesi de
değerlendirme sırasında faydalı olabilir.
Fizik muayenede öncelikle ciddi ve hayatı tehdit
eden bir durumun olup olmadığına odaklanılır.
Hipotansiyon, taşikardi, letarji, azalmış deri turgo­
ru, kuru müköz membranlar ve kapiller dolumda
gecikme dehidratasyonu düşündürür.
Dikkatli yapılan bir karın muayenesi gastrointes­
tinal sistem kaynaklı bir nedenin olup olmadığını
belirlemede yardımcı olur.
Fizik muayenede nelerin önemli olmayacağını
öykü belirler. Anamnezin alınamadığı durumlarda
(ilaç aşırı dozu, bilinç durum bozuklukları) detaylı
bir fizik muayene yapılması gerekmektedir.
TANI VE AYIRICI TANI
Kanlı kusma gastrit, peptik ülser ve kanserde gö­
rülebilir. Buna karşılık şiddetli içeriğinde kan ol­
mayan kusma sonrasında görülen kanama ise Mal­
lory-Weiss yırtığını düşündürür.
Safralı kusma pilor stenozu veya daralması (strik­
tür) nedeniyle olan mide çıkış obstrüksiyonunu
ekarte ettirir.
Karın bölgesinde distansiyon, geçirmiş cerrahilere
bağlı skar dokuları veya inkarsere herniler ince ba­
ğırsak obstrüksiyonunu düşündürür.
• Ateş varlığı enfeksiyöz ( örn. gastroenterit, kolesis­
tit, apandisit) veya inflamatuvar nedenleri akla ge­
tirir.
Kusmayla birlikte göğüs ağrısı mevcut ise miyo­
kard enfarktüsü düşünülmelidir.
Öksürük sonrası görülen kusma pnömoniyi akla
getirir.
Bulantı ve sırt ağrısı aort anevrizması veya disek­
siyon, pankreatit, piyelonefrit veya renal kolik ile
birlikte görülür.
Baş ağrısı ile birlikte görülen kusma subaraknoid
kanama, tümör veya kafa travması sonucu görülen
intrakraniyal basınç artışına bağlı olabilir.
Vertigo ve nistagmusun eşlik ettiği durumlarda
vestibüler veya merkei sinir sistemi hastalıkları dü­
şünülmelidir.
Gebe hastalarda ilk trimesterde görülen kusma
hiperemesis gravidarum ile uyumlu olabilir fakat
üçüncü trimesterde görülmekte ise ve hipertansi­
yon eşlik ediyorsa preeklampsi akla gelmelidir.
Eşlik eden hastalıklar da kusmanın sebebini ortaya
koymaya yardımcıdır: diaybet varlığında ketoasi­
doz, periferik vasküler hastalık varlığında mezen­
ter iskemi ve ilaç kullanımı veya aşırı dozu (örn.
lityum veya digoksin) söz konusu ise toksisite akla
gelmelidir.
Kusması olan bir hastada fizik muayene hastanın
hidrasyon durumunu değerlendirmeli, gastrointes­
tinal sistem, pelvik yapılar ve genitoüriner sistem
iyice değerlendirilmelidir; ayrıca anamnezin yön­
lendirmesine göre de ek organ sistemleri değerlen dirilebilir. Fizik muayene bulgularına göre kusmaya
neden olabilecek potansiyel nedenler Tablo 38-1 'de
verilmiştir.
Doğurganlık çağında olan tüm kadınlarda gebelik
testi yapılmalıdır.
Karın ağrısının eşlik ettiği kusmalarda karaciğer
fonksiyon testleri, idrar tetkiki, lipaz veya amilaz
ölçümü tanı koymada faydalı olabilir.
• Elektrolit düzeylerinin ölçümü ve böbrek fonsiyon
testleri dehidratasyon bulgusu gösteren veya uzun
zamndır kusması olan hastalarda gereklidir. Ayrıca;
hiperkalemi varlığı ve hiponatreminin eşlik ettiği
Addison krizinin tanısına da yardımcı olurlar.
BÖLÜM 38 • BULANTI VE KUSMA
TABLO 38-1
Fizik Muayene Bulgularına
Dayalı Ayırıcı Tanı
FİZİK
ANORMAL BULGU
MUAYENE VEYA BELİRTİLER
BAZI TANISAL
DEGERLENDİRMELER
Genel
Düşkün (Toksik)
görünen
Genel halsizlik
Kilo Kaybı
Dehidratasyon
Kronik malnütrisyon
Malignite
Vital
bulgular
Ateş
Taşikardi
Hipoyansiyon
Hipertansiyon
Enfeksiyon
(gastroenterit,
apandisit, kolesistit)
Bağırsak perforasyonu,
ikincil gelişen
peritonit
Ciddi volüm açığı
İntrak.raniyal kanama
veya inme
Baş, gözler,
kulaklar,
burun,
boğaz
Nistagmus
Egwftalmus
Pupillaların aşırı
meiosisi ("Pin-point"
pupillalar)
Fiks dilate pupillalar,
göz ağrısı
Kuru müköz
membranlar
Kötü görüniımde diş
mineleri
Parotid bezin büyümesi
Lenfadenopati
Periferik vs. Santral
nedenler(benign
pozisyone] vertigo,
serebellar enfarkt)
Tiroid hastalıkları
(Graves hastalığı)
Opiyat suiistimali
Akut glokom
Dehidratasyon
Bulimiya
Karın
Distansiyon
bağırsak sesleri
Cerrahi skarlar
Hemi veya palpe edilen
kitleler
Defans varlığı
İnce bağırsak
obstrüksiyonu.
gastroparezi,ınide
çıkış obstrüksiyonu
İleus
Inkarsere hemi, tümör
Peritonit
Nörolojik
Bilinç durumu
Kraniyal sinir arazları
veya nörolojik
defısitler
Papilödeın
Dehidratasyon,
intrak.raniyal lezyon
veya patoloji, beyin
sapı tümörü
Artmış karın içi basıncı
Ekstremi­
teler
Elin dorsal yüzünde
skar dokusu varlığı
Bulimiya
Deri
Sarılık
Azalınış deri turgoru
Hiperpigmentasyon
Azalmış elastisite
İğne enjeksiyon izleri
Hepatobiliyer
hastalık(hepatit,
koledokolitiazis)
Dehidratasyon
Addison hastalığı
Skleroderma
İlaç suiistimali/geri
çekilmesi
ı
Toksisiteden şüphelenildiği durumlarda asetami­
nofen, salisilat ve digoksin gibi özgün ilaç düzeyle­
rinin ölçümü yapılmalıdır ve buna ek olarak etanol
veya yasadışı ilaç kullanımından şüphelenilen du­
rumlarda idrar ve/veya serum toksikolojik analiz­
ler istenmelidir.
145
Akciğer enfeksiyonu veya miyokard iskemisinden
şüphelenildiği durumlarda akciğer grafısi ve EKG
istenmelidir.
Direkt karın grafıleri obstrüksiyondan şüphelenildiği
durumlarda tanıyı kesinleştirmek için kullanılabilir.
Direkt grafilerin yardımcı olmadığı durumlarda
intravenöz ve oral kontrast ile çekilen abdomen ve
pelvis BT mekanik obstrüksiyonun seviyesini belir­
lemede ve hastanın semptomlarının alternatif açık­
lamalarının ortaya konmasında yardımcı olur.
Kraniyal BT santral sinir sistemi lezyonlarından
şüphelenildiği durumlarda istenmelidir.
Glokomdan şüphelenildiği durumlarda intraoküler
basınç ölçülmelidir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Bulantı ve kusmanın tedavisi sıvı ve elektrolit teda­
visidir. Ayrıca altta yatan hayatı tehdit eden duru­
ma uygun tedavi de ayrıca başlanmalıdır.
Durumu ciddi olan hastaların sıvı tedavisi 20ml/
kg normal serum fizyolojik bolus infüzyonları ile
yapılır. Bolus infüzyonlara övolemik duruma ulaşı­
lana kadar devam edilir. Yaşlılarda ve sol ventrikül
fonksiyon bozukluğu olan hastalarda dikkatli olun­
ması gerekmektedir.
Hafif derecede dehidrate olan hastalarda sodyum ve
glukoz içeren oral rehidratasyon sıvıları ile resüsitas­
yon denenebilir. Piyasada bir çok jenerik ürün bulun­
maktadır (örn; Pedialyte). Dünya Sağlık Örgütü'nün
oral rehidratasyon sıvısı için önerisi 1 litre kayamış
suya 118.4 ml portakal suyu (4 onz), 8 çay kaşığı şe­
ker ve 1 çay kaşığı tuzdan oluşmaktadır.
Bulantı geçtikten hemen sonra nütrisyonel destek
başlamalıdır. Hastalar sıvı diyetten hızlıca pirinç
ve ekmek gibi katı diyete ilerleyebilirler. Hastaların
ham meyve, kafein, laktoz ve sorbitol içeren gıda­
lardan uzak durması faydalı olabilir.
Aktif kusması ve dehidratasyonu olan hastalarda
antiemetik kullanımı faydalı olabilir:
o Ondansetron 4-8 miligram İV veya oral çözü­
nen tablet (Çocuklarda 0.15 miligram/kg) etkili
ve iyi tolere edilir ve gebe kadınlarda da güvenle
kullanılabilir. (Kategori B)
o Prometazin 25 miligram (2 yaş üstü çocuklarda
0.25-1 miligram/kg) İM veya PR her 4 ile 6 saat­
te bir verilebilir.
o Proklorperazin 5-10 miligram İM yolla her 4
saatte bir veya 25 miligram rektal yolla 12 saatte
1 verilebilir.
o Metaklopramid 10 miligram (çocuklarda 0.1
miligram/kg) İV veya İM her 6 ila 8 saatte 1 fay­
dalı olabilir ve gebe kadınlarda güvenle kullanı­
labilir (Kategori B).
o Meklizin 25 mg PO her 6 saatte bir vertigoya
eşlik eden bulantılarda kullanılabilir.
Bulantıyla birlikte altta yatan hayati tehlike yarata­
cak bir durum varsa hasta hastaneye yatırılmalıdır.
Özellikle yaşlı ve yenidoğan gurubunda olan has-
146
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
talar özellikle toksik veya ciddi dehidrate kalmışlar
ise ve buna ek olarak hidrasyon sonrası oral alımı
tolere edemiyorlar ise hastaneye yatırılmalıdır.
• Tanısı kesin olmayan fakat hidrasyon sonrası genel
durumu düzelen hastalar eve antiemetik tedavi ile
güvenle taburcu edilebilirler.
• Yemek sektörü, bakım evleri ve sağlık alanında ça­
lışan hastalar için işe hemen geri dönmemeleri için
istirahat raporu verilmelidir.
BİRİNCİL OLARAK DİYARE
39 OLARAK
SEYREDEN
HASTALIKLAR
Jonathan A. Maisel
Çeviri: M. Mahir Özmen
• DİYARE
EPİDEMİYOLOJİ
• Diyare bir günde üç veya daha fazla sulu gayta pa­
sajı olarak tanımlanır.
PATOFİZYOLOJİ
•
4 ana mekanizma mevcuttur:
o Bağırsak sekresyonunda artış (örn. kolera)
o Azalmış intestinal absorbsiyon (örn. enterotok­
sin, inflamasyon veya iskemi)
o Ozmotik yükün artması (örn. laksatif, laktoz in­
toleransı)
o Anormal bağırsak hareketliliği (örn. irritabl
barsak, nöropati)
• Olgulardan %85'i enfeksiyöz bir nedene bağlıdır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Diyarenin akut (< 3 hafta) veya kronik (>3 hafta)
olup olmadığı belirlenmelidir. Akut diyare enfek­
siyon, iskemi, zehirlenme veya inflamasyon gibi
daha ciddi sorunları düşündürür.
• Eşlik eden belirtiler araştırılmalıdır. Ateş, ağrı, kan,
veya yenen yemek cinsi gibi özelliklerin öğrenil­
mesi, enfeksiyöz gastroenterit, besin zehirlenmesi,
divertikülit, veya inflamatuvar bağırsak hastalıkları
açısından tanıya yardımcı olur.
• Diyare ile seyreden bazı hastalıklarda nörolojik
bulgular eşlik edebilir; örneğin; şigellozda epileptik
nöbetler veya ciguatoksinde görülen hiponatremi
veya parestezi ve ters ısı algısı gibi.
Konakçı konusunda elde edilen detaylar tanıyı
daha iyi belirlemeye yardımcı olur. Pankreas yet­
mezliğe bağlı malabsorbsiyon veya HIV ile ilişkili
bağırsak hastalıklarının sağlıklı olduğu bilinen bi­
reylerde tanıda değerlendirilmeye alınmasına ihti­
yaç yoktur.
Hastanın diyet ile ilgili özelliklerinde ise restoran­
larda sık yemek yemesi, bakım evinde ikamet etme,
dışarıda güvenli olmayan yerlerden yemek yeme
veya pişmemiş deniz ürünü yemek, deniz aşırı ül­
kelere seyahat, kamp yapma ve göl veya akarsu suyu
tüketme ayırıcı tanıyı enfeksiyöz gastroenteritlere
sınırlar (örn; göl veya akarsu-giardia, istiridtye­
vibrio, pirinç-Bacillus cereus, yumurta-Salınonel­
la ve et-Campylobacter, Staphylococcus, Yersinia,
Escherischia Coli veya Klostridium).
Diyareye neden olabilecek çeşitli ilaçlar arasında
özellikle antibiyotikler, kolşisin, lityum ve laksatif­
ler gelmektedir.
Seyahat hikayesi kişide enterotoksijenik E. Coli
veya Giardia açısından risk faktörü oluşturur.
Sosyokültürel anamnezinde cinsel tecihleri, ilaç ba­
ğımlılığı HIV ile ilişkili hastalıkların veya organo­
fosfat zehirlenmesinin tanısında yardımcıdır.
Fizik muayene hidrasyon durumunun belirlenmesi
ile başlar
Karın muayenesi ayırıcı tanı yelpazesini daraltır ve
ayrıca acil cerrahi müdahale ihtiyacının anlaşılma­
sını sağlar. Bazen apandisit olgularının %20'sinde
bile diyare görülmektedir.
Rektal muayene impakte fekal materyal veya kan
varlığını belirlemede faydalı olur. Gaytada kan sap­
tanması inflamasyon, enfeksiyon veya mezenter is­
kemiyi akla getirir.
TANI VE AYIRICI TANI
Diyare ile seyreden hastalıkların değerlendirilme­
sindeki tüm özgün laboratuvar testleri gaytanın la­
boratuvarda incelenmesini içermektedir.
Gayta kültürü ileri derecede dehidrate ve düşkün
durumda olan hastalarda, gaytada kan vey püy
olan olgularda, immün baskılanmış olgularda ve 3
günden uzun süren diyare olgularda yapılmalıdır.
Salmonella,Shigella, Campylobacter, Shiga toksin üre­
tene. Coli veya amip enfeksiyonu açısından araştırıl­
ması değerlendirilmelidir. Laboratuvar birimi şüphe­
lenilen patojenler açısından bilgilendirilmelidir.
Diyarenin > 7 gün sürdüğü durumlarda, yabancı
ülkeye giden, işlem görmemiş su tüketen olgularda
Giardia veya Cryptosporidium açısından gaytada
yumurta ve parazit araştırması yapılmaktadır. Bir­
den çok örnek gerekebilir.
BÖLÜM 39 • BİRİNCİL OLARAK DİYARE OLARAK SEYREDEN HASTALIKLAR
•
•
Yakında hastaneye yatmış veya antibiyotik kullan­
mış ve genel durumu bozuk olan hastalarda Clost­
ridium difficile toksin testi.
Birçok diyare hastalığı vira! veya kendini sınırlayan
hastalık olması nedeniyle rutin olgularda laboratuvar
testlerinin uygulanmasına gerek yoktur. Buna karşın,
dehidrate veya toksik görünümlü hastalarda, serum
elektrolit düzeylerinin ve böbrek fonksiyonlarının be­
lirlenmesi fydalı olabilir (Hemolitik üremik sendrom,
aut renal yetmezlik, trombositopeni ve hemolitik ane­
mi ile seyreden çocuklarda ve yaşhlarda gelişen E. Coli
0157:H7 enfeksiyonunu komplike edebilir).
Eğer ilaç toksisitesinden şüpheleniliyorsa teofılin,
lityum veya ağır metallerlerin belirlenmesi için test
yapılması tanıya yardımcı olur.
Radyografıler özellikle intestinal obstrüksiyonu ve
pnömoniyi; özellikle Legionella; pnömonisi dışla­
mak için kullanılır.
BT görüntülemesi ve anjiyografi akut mezenter is­
kemi tanısı koymak için gerekli olabilir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Diayerenin tedavisi sıvı ve elektrolit bozuklukları­
nın düzeltilmsini içerir.
• Başlangıç testlerde tespit edilen ve hayatı tehdit
eden problemlerin özgün tedavisi yapılmalıdır.
• Sıvı replasman tedavisi normal serum fizyolojik
ile İV yoldan yapılabilir (Yetişkinlerde 500 mL İV
bolus; çocuklarda 20 mL/kg).
Orta şiddete dehidrate olup oral sıvıyı tolere edebilen
hastalara sodyum içren oral rehidrasyon sıvısı kulla­
nılabilir (örn. Pedialyte). Bu sıvılar glukoz da içerir ve
sıvı emilimini arttırmayı hedefler (Glukoz transportu
enterotoksirılerden etkilenmez).
• Dünya Sağlık Örgütü oral rehidaratasyon sıvısı için
4 oz (118,3 mL) portakal suyu, 8 çay kaşığı şeker
ve 1 çay kaşığı tuz un 1 litre kaynatılmış suya ek­
lenmesini önerir. Hedef ilk 4 saatte 50-100 mL/kg
sıvı alınmasıdır.
• Hasta tolere ettikçe muz, pirinç, elma tost diyetine
yavaş yavaş geçilmelidir (BRAT diet: banana, rice,
apple, toast).
Hastaların çiğ meyve, kafeini laktoz ve sorbitol içe­
ren gıdalardan uzak durması gerekmektedir.
• Şiddetli ve uzun süren diayresi olan erişkinlerde
antibiyotik tedavisinin kullanılması önerilmekte­
dir (Akut enfeksiyöz ve gezgin diayeresi bölümü­
ne bakınız). E.coli 0157:H7'ye bağlı enfeksiyöz
diyarede antibiyotik kullanılmasından kaçınılma­
lıdır.
Anti-diyare ajanları özellikle antibiyotiklerle kom­
bine edildiğinde diyarenin süresini kısalttığı göz-
J 47
lenmiştir (Akut enfeksiyöz ve gezgin diayeresi kıs­
mına bakınız).
Antibiyoterapiye bağlı gelişen diyare gnellile sebep
olan ilacın kesilmesine iyi yanıt verir. Vankornisin
veya metronidazol gerekli durumlarda kullanılabi­
lir ( Clostridium difficile ile ilgil bölüme bakınız).
Diyare ile seyreden tüm aciller (örn. gastrointes­
tinal sistem kanaması, adrenal yetmzlik, tiroid fırıtnası, tokdik maddelere maruz kalma, mezenter
iskemi) genellikle enfeksiyöz olmayan nedenlere
bağlı gelişir. Bu hastalrın yoğun bakıma ve dolayısı
ile hastaneye yatırılmaya ihtiyacı vardır.
• AKUT EEFEKSİYÖZ VE GEZGİN
DİAYERESİ
EPDEMİYOLOJİ
Amerika Birleşik Develetkerindeki efeksiyöz da­
yerenirı %50-80'nirıden Norovirüler sorumlu­
dur ve bunu daha nadir nedenler arasında E.coli,
C.difficile, invazif bakteriler ( Campylobacter, Shi­
gella, Salmonella), Shiga toksin ileten E.coli ve pro­
tozoalar yer almaktadır.
Yabancı ülkeye seyahat ve kontamine içecek ve yi­
yeceklerin tüketilmesi %80 olasılıkla bakteriyel di­
ayreye neden olur ve bunda genellikle toksin üreten
veya üretmeyen E.coli suşları sorumludur.
PATOFİZYOLOJİ
Barsaklardan olan emilim villuslardan ve sekres­
yon ise kripterden gerçekleşir. Sıvıların emilimi
pasif olarak sodyum transportu ile aktif olarak ise
glukoz geçişi ile sağlanmaktadır.
Bazı enterotoksirıler intestinal villus yapısını bozar ve
kript bölgesine çok hasar vermezler. Bu nedenle villus
yapısının bozulmasına bağlı absorbsiyonun ortadan
kalkarak ve sekresyonun devam etmesi nedeniyle
diyare gerçekleşir. Glukoz ile bağlantılı transport sis­
temleri genellikle enteroksirılerden etkilenmediği için
oral rehidrasyon tedavisine imkan sağlar.
TANI VE AYIRICI TANI
Şiddetli karın ağrısı, ateş ve kanlı diyaresi olan
hastalara; Salmonella, Shigella, Campylobacter ve
E.coli 0157:H:7 gibi patojenler için gaita kültürü,
Shiga-toksin testi, Entamoeba histolytica için direkt
mikroskopi veya antijen testi gibi özgün testlerin
yapılması gerekmektedir.
İşlem görmemiş suya maruz kaldığı bilinen gezgin
veya doğada yürüyüş yapan kişinirı hastalığının 7
günün üzerinde devam etmesi durumda protozoo­
al patojenler aısndan hızlı değerlendirme yapılması
148
KISIM 7, SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
içecekler konusunda ve ayrıca içme suyu, diş fır­
çalama ve bebek mamalarının hazırlanması konu­
sunda bilgilendirilmelidir.
gerekmektedir. Birden fazla örnek alınması gereke­
bilir. Gayta enzim immünoassay ile E. Histolitika
antijen, Giardia intestinalis antijeni ve Cryptospori­
dium parvum antijeni açısından incelenmelidir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
•
•
•
•
•
•
•
Orta ve şiddetli enfeksiyöz diyarenin (vira! ne­
denler de dahil olmak üzere) tedavisi antibiyo­
tikler, motilite azaltıcı ajanlar, sıvı resüsitasyonu
( oral veya parenteral) ve diyet modifıkasyonudur
(MPET diyeti- muz, pirinç, elma, tost).
Siprofloksasin 500 mg tek doz veya günde iki defa
3 gün boyunca kullanılırsa hastalık sürecini 24 saat
kadar kısaltır (Benzer dozlar kültür ile ispatlanmış
Shigella veya enterotoksijenik veya enteroinvazif
E. Coli için kullanılır. Buna karşın Shigella toksin
üreten E.Coli 0157:H7 olgularında antibiyotik ve
motilite azaltıcı ajanlardan kaçınılmalıdır).
Trimetoprim (TMP)/Sulfametoksazol (SMX),
Çocuklarda veya emziren annelerde TMP lOmg/
kg/gün:SMX 50mg/kg/gün (maksimum doz TMP
160miligram:SMX 800 miligram) 'in 3 gün kullanı­
mı endikedir.
Giardia veya Emtamoeba enfeksiyonu için Metro­
nidazol 750 miligram günde 3 kez ağzıdan 5-10
gün kullanılması endikedir. Entamoeba enfeksi­
yonu için iodoquinol 650 miligram günde 3 defa
20 gün boyunca veya paromomycin 500 miligram
günde 3 defa 5-10 gün boyunca metronidazol teda­
visine eklenir.
Şikayetlerin süresini azaltmak için antibiyotik te­
davisine 4 miligram loperamide başlangıç dozunu
takiben 2 miligram idame dozu ile devam edilebi­
lir. Alternatif ajanlar arasında bizmut subsalisilat
30 mL veya 2 tablet her 30 dakikada bir 8 doz veya
difenoksilat ve atropin 4 miligram günde 4 defa
kullanımı gelmektedir.
C. Dificile bağlı toksik megakolon ve çocuklarda
Shigella toksin üreten E.coli'ye bağlı hemolitik üre­
mik sendrom gelişimini engellemek için kanlı di­
yare veya inflamatuvar nedenlere bağlı olan diyare
durumlarında motilite azaltıcılardan uzak durul­
malıdır.
Çoğu hasta taburcu edilebilir fakat evde bulaşmayı
engellemek için ellerin sık yıkanması konusunda
bilgi verilmelidir.
Yemek, bakım evi ve sağlık sektöründe çalışanlara
işe gitmemeleri için istirahat yazılmalıdır.
Düşkün durumda olan tüm hastalar hastaneye
yatırılmalıdır. Ayrıca yaşı çok küçük ve ileri yaşta
olan hastalarda da yatış planlanmalıdır.
Ülke dışına yapılacak geziler için bireyler yemekler,
• CHOSTRIDIUM DIFFICILE İLE
İLİŞKİLİ ENFEKSİYON, DİYARE,
KOLİT
EPİDEMİYOLOJİ
• Başta klindamisin, sefalosporin, ampisilin, amoksi­
silin, florokinolonlar olmak üzere geniş spektrum­
lu antibiyotikler bağırsak florasını değiştirerek C
dificile'in çoğalmasına ve enteropatiye neden olma­
sına uygun zemini hazırlar.
• Bulaş yolu bireylerle veya kontamine objelerle te­
mas sonucunda oluşur.
• Clostrisdium difficile hastanede yatan bireylerde
enfeksiyöz diyarenin en sık nedenlerindendir ve
ünümüzde daha önce hastanede yatmamış sağlıklı
bireyleri de etkilediği gösterilmiştir.
PATOFİZ YOLOJİ
• Clostridium difficile 2 farklı toksin üreterek komp­
leks bir etkileşim sonucunda sekretuvar diayereden
psödomembranöz enterokolite kadar değişen tipte
hastalıklara neden olan anaerob bir basildir.
• Psödomembranöz enterokolitin gelişimi için risk
faktörleri arasında yakın zamanda antibiyotik kul­
lanımı, geçirilmiş gastrointestinal cerrahi, altta ya­
tan kritik hastalık, kemoterapi uygulanması, ileri
yaş yer almaktadır.
Psödomembranöz enterokolit, nekrotik intestinal mu­
kozanın yerini alan veya üzerini kaplayan sarımsı eksü­
daların olduğu inflamatuvar bir bağırsak hastalığıdır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Hastalığın başlangıcı tipik olarak antibiyoterapinin
başlangıcından 7-10 gün sonra olur fakat bazı du­
rumlarda birkaç hafta sonra da olabilir.
• Klinik bulgular sık, sulu, mukoid dışkılama ile tok­
sik tabloya eşlik eden bol miktarda diyare, kramp
tarzında abdominal ağrı, ateş, lökositoz ve dehidra­
tatsyon arasında değişir.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Tanı dışkıda C. Difficle toksininin gösterilmesi ile
konur. Tanının kesinleştirilmesi için kolonoskopi
rutin olarak kullanılmaz.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
• Hafif seyreden C. Difficile sağlıklı bir bireyde anti­
biyotiklerin kesilmesi, enfektif ajanın kesinleştiril­
mesi ve klinik takip ile tedavi edilebilir.
BÖLÜM 39 • BİRİNCİL OLARAK DİYARE OLARAK SEYREDEN HASTALIKLAR
Konzervatif tedavi yöntemlerine yanıt vermeyen
hafif, orta şiddette hastalığı olan bireylerde Metro­
nidazol 500 mg PO 6 saatte bir 10 ile 14 gün kulla­
nımı tercih edilen tedavi şeklidir.
• Şiddetli diyaresi veya sistemik semptomları olan
hastalarda (örn. ateş, lökositoz veya şiddetli karın
ağrısı) ve ayaktan tedavi edilmesine karşın semp­
tomları devam eden hastalar hastaneye yatırılarak
Vankomisin 125-250 mg PO günde 4 doz 10-14
gün tedavi edilmelidir. Şikayetler genellikle birkaç
gün içinde geçmelidir.
Toksik megakolon veya bağırsak perforasyonu ile
komlike olan psödomembranöz enterokolit olgula­
rında derhal cerrahi konsültasyonu istenmelidir. Ful­
minan koliti olan olgularda total kolektomi gerekebi­
lir.
• Anti-diyaretik ajanların kullanılması tartışmalıdır.
Hastaların %10-25'inde nüksler gözlenebilir.
CROHN HASTALIGI
EPİDEMİYOLOJİ
Crohn hastalığı gastrointestinal sistemde anüsten
ağıza herhangi bir yerde segmental ülserasyon ile
karakterize kronik, idiyopatik, granülomatöz has­
talıktır.
PATOFİZYOLOJİ
Patolojik bağırsağın tüm katmanlarına penetre
olan aralıklı, longitudinal, derin ülserasyonlar göz­
lenir ve fıssür, fistül ve apselere neden olur.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Klinik seyir beklenmedik olabilir ve çok sayıda
alevlenme ve remisyonlar gözlenebilir.
Genellikle hastaların özgeçmişinde kesin tanı konma­
dan önce uzun yıllar boyunca olan tekrar eden ateş,
karın ağrısı ve diyare vardır. Karın ağrısı, anoreksi, di­
yare ve kilo kaybı hastaların çoğunda gözlenir.
Bireylerde hastalığın bağırsak obstrüksiyonu, int­
raabdominal apse ve ekstraintestinal organ tutu­
lumları gibi komplikasyonları gözlenebilir.
Hastaların üçte birinde perianal fistül, fistül veya
rektal prolapsus gelişir. Fistüller ileum ve sigmoid
kolon, çekum ve farklı bir ielum segmenti veya deri
veya kolon ve vajen arasında oluşur. Apse intraperi­
toneal, retroperitoneal, interloop veya intramezen­
terik olabilir.
Beraberinde obstrüksiyon, kanama ve toksik me­
gakolon oluşabilir. Toksik megakolona masif Gast­
rointestinal sistem kanması eşlik edebilir.
149
Hastaların %50'ye yakınında artrit, üveit, nefro­
litiazis ve deri hastalığı (örn. eritema nodozum,
piyoderma gangrenozum) gibi ekstraintestinal or­
gan tutulumları gözlenir. Safra taşları, perikolanjit,
kronik aktif hepatit ve pankreatit gibi hepatobiliyer
hastalıklar sıklıkla gözlenir.
hiperkoagülabilite nedeniyle bazı hastalarda trom­
boembolik hastalıklar gözlenebilir.
Uzun seyirli hastalıklarda malabsorbsiyon, mal­
nütrisyon ve kronik anemi gelişebilir ve bunun
yanında gastrointestinal kanser görülme sıklığı da
normal popülasyona göre 3 kat artmıştır.
Crohn hastalığı olan olgularda medikal tedavi son­
rası nüksler %25 ile %50 arasında gözlenmektedir
buna karşın cerrahi tedavi geçiren hastalarda nüks­
ler daha sık gözlenmektedir.
TANI VE AYIRICI TANI
Genellikle Crohn hastalığının kesin tanısı hastalık
başlangıcından aylar veya yıllar sonra konur. Has­
taların özgeçmişi incelendiğinde akut atak öncesi
bağırsak şikayetleri incelendiğinde doğru tanıya
yönelik ipuçları elde edilebilir.
• Abdomen BT (bilgisayarlı tomografi) bağırsak du­
var kalınlığını, mezenter ödemi, apse oluşumunu
ve fistül gelişimini göstermesi ve ekstraintestinal
organ tutulumunu (örn. safra taşları, nefrolitiyazis,
sakroileit) belirlemesi nedeniyle en faydalı tetkiktir.
Kolonoskopi erken mukoza lezyonlarını tanımla­
mada, tutulumunun derecesini belirlemede ve kan­
ser oluşumunu belirlemede faydalıdır.
Crohn hastalığının ayırıcı tanıları arasında lenfo­
ma, ileoçekal amebiyazis, sarkoidozis, kronik mi­
kotik enfeksiyonlar, tüberküloz, Kaposi sarkomu,
Campylobacter enteriti ve Yersinia ileokoliti gel­
mektedir. Bu tanılar nadir görülür ve son ikisine
gayta kültürü ile tanı konabilir.
Eğer hastalık sadece kolonu tutmuş ise iskemik ko­
lit, enfeksiyöz kolit, psödomembranöz enterokolit,
irritabl bağırsak hastalığı ve ülseratif kolit ayırıcı
tanıda değerlendirilmelidir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
İlk değerlendirme atağın şiddetini ve belirgin
komplikasyonların varlığını değerlendirmelidir.
Laboratuvar değerlendirmesinde tam kan sayımı,
biyokimyasal analiz, kan grubu belirlenmesi ve ge­
rekirse "crossmatch" çalışılmalıdır.
Düz karın grafıleri obstrüksiyon, perofrasyon ve
toksik megakolon; uzun hava dolu ve 6 cm çapın­
dan daha geniş kolonun varlığı; belirlenmesinde
faydalı olabilir.
150
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
• Abdomen BT tanının kesinleştirilmesinde ve intra­
ve ekstraintestinal tutulumun varlığının belirlen­
mesinde en kullanışlı testtir.
• Acil serviste ilk tedavi intravenöz sıvı tedavisi, pa­
renteral analjezi, bağırsağın dinlenmeye alınması,
elektrolit anormalliklerinin düzeltilmesi ve obs­
trüksiyon, ileus ve toksik megakolon var ise nazo­
gastrik dekompresyon.
• Ek tedaviler:
o Sulfasalazin 3-5g/gün hafif ve orta şiddette
Crohn hastalığında etkilidir. Fakat buna karşın
bir çok gastrointestinal ve hipersensitivite reak­
siyonu gibi yan etkileri vardır. Mesalazin 4 g/
gün eşdeğer oranda etikili ve daha az yan etki
profiline sahiptir.
o Glukokortikoidler 40-60 mg/gün şikayetleri
rahatlatabilir fakat hastalığın seyrini değiştir­
mez.
o 6-merkaptopürin 1-1.5 mg/kg/gün veya azoti­
yoprin 2-2.5 mg/kg/gün gibi immünosüpresif
ajanlar steroid kullanılması istenmeyen durum­
larda, iyileşmekte olan fistül varlığında veya
ciddi cerrahi kontrendikasyonu olan olgularda
kullanılır.
o Antibiyotikler remisyon sağlanmasında yar­
dımcıdır. Siprofloksasin 500mg her 8-12 saatte
1, Metronidazol 500 mg her 6 saatte bir ve Ri­
faksimin 800mg günde 2 defa kullanımı etkili­
dir.
o Tıbbi tedaviye dirençli olgular, orta şiddette olan
ve ciddi Crohn hastalığı olan olgular anti-tümör
nekrozis faktör antikoru olan İnfliksimab 5mg/
kg İV tedavisinden fayda görebilir.
o Diyare loperamid 4-16 mg/gün, difenoksilat
5-20 mg/gün veya kolestiramin 4g günde 1-6
defa alınması ile kontrol edilebilir.
• Fulminant kolit, peritonit, obstrüksiyon, ciddi ka­
nama ve elektrolit bozukluğu bulguları gösteren
olgular ve daha az ciddi hastalığı olup medikal te­
daviyle ile başarı sağlanamayan olgular hastaneye
yatış planlanmalıdır.
• Gastroenterologlar ile tedavi planında değişiklik
yapılması tartışılmalı ve acil servisten taburcu edi­
len hastalara yakın takip önerilmelidir.
ÜLSERATİF KOLİT
EPİDEMİYOLOJİ
• Ülseratif kolit klinikte aralıklı kramp atakları, ka­
rın ağrısı, kanlı ishalle seyreden ve ataklar arasında
tam remisyonun görüldüğü; kolon ve rektumun
idiyopatik, kronik, inflamatuvar ve ülseratif hasta­
lığıdır.
PATOFİZYOLOJİ
• Hastalık mukoza inflamasyonu, kript apse oluşu­
mu, epitel nekrozu ve mukozal ülserasyon ile ka­
rakterizedir. Bağırsağın daha derin tabakaları tipik
olarak korunmuştur. Hastalık şiddeti distale gidil­
dikçe artmaktadır ve hemen her olguda rektum et­
kilenmiştir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
• Hafif şiddette hastalık belirtisi gösteren bireylerde
(>%50) hastalık rektumda sınırlıdır; bağırsak hare­
ketleri günde dördün altındadır, sistemik belirtiler
yoktur ve çok az sayıda ekstraintestinal organ tutu­
lumu mevcuttur.
• Orta şiddete hastalığa sahip bireylerde (%25) kolit
spelnik fleksuraya kadar uzanım gösterir.
• Ciddi hastalık durumunda (pankolit) günlük fazla
sayıda bağırsak hareketleri, kilo kaybı, ateş, taşi­
kardi, anemi eşlik eder ve periferal artrit, ankilo­
zan spondilit, episklerit, üveit, piyoderma gangre­
nozum, eritema nodozum, hepatobilier hastalık,
tromboembolik hastalık, böbrek taşları ve malnüt­
risyon gibi ekstraintestinal organ tutulumları daha
sık gözlenir.
• Hastalığın komplikasyonları arasında gastrointesti­
nal sistem kanaması (en sık gözleneneni), apse ve
fistül gelişimi, daralmaya bağlı obstrüksiyon gelişi­
mi, akut perforasyon yer alır
• Kolon kanseri gelişme riski 10-30 kat artmıştır.
• En korkulan komplikasyon ateş, taşikardi, dehidra­
tasyon ve karında distansiyon ile karakterize toksik
megakolon gelişimidir. Düz karın grafilerinde de­
vamlılık gösteren, uzun, içi hava dolu ve 6 cm çapın
üzerinde kolon gözlenir. Perforasyon ve peritonit
hayatı tehdit eden komplikasyonlardır.
TANI VE AYIRICI TANI
• Hastanın karında kramp tarzı ağrılar, diyare ve
mukoid gayta öyküsü varsa ülseratifkolit tanısı göz
önünde bulundurulmalıdır.
• Laboratuvar bulguları özgün değildir ve lökosi­
toz, anemi, trombositoz, azalmış albümin seviyesi,
anormal karaciğer fonksiyon testleri, gaytada yu­
murta, parazit ve enterik patojenler araştırmasının
negatifolması gözlenebilir.
• Özgün olmayan karın ağrılarında veya kolitten
şüphelenilen durumlarda karın BT taraması önem­
lidir.
BÖLÜM 40 • AKUT VE KRONiK KONSTIPASYON
•
Antidiyare ajanlardan toksik megakolon gelişimine
neden olabilmeleri nedeniyle kaçınılmalıdır.
Kolonoskopi hastalığı tanımlayarak yaygınlığını
belirlemede faydalı olabilir.
Ayırıcı tanıda enfeksiyöz, iskemik, radyasyon, anti­
neoplastik ajan nedeniyle oluşan kolitler düşünülür.
Eğer hastalık rektumda sınırlı ise rektal sifıliz, go­
nokokal proktit, lenfogranüloma venereum ve her­
pes simpleks virüsüne bağlı gelişen inflamasyon
gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile Entamoeba
histolitika, Shigella ve Campylobacter akla getiril­
melidir.
AKUT VE KRONİK
40 KONSTİPASYON
Jonathan A. Maisel
Çeviri: M. Mahir Ozmen
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Şiddetli hastalık varlığında hastaneye yatırılarak
intravenöz sıvı tedavisi, parenteral analjezi, bağır­
sağın dinlenmeye alınması, elektrolit anormallikle­
rinin düzeltilmesi ve obstrüksiyon, ileus ve toksik
megakolon var ise nazogastrik dekompresyon.
Belirgin kanama, toksik megakolon ve bağırsak pe­
roforasyonu olan olgularda gastroenteroloji ve cer­
rahi konsültasyonu ayarlanmalıdır.
Aşağıdaki tedaviler değerlendirlmelidir:
o İntravenöz Siprfloksasin 400 mg her 8- 12 saat­
te bir ve Metronidazol 500 mg her 6 saatte bir.
o Hidrokortizon 100 mg her 8 saatte bir, Metilp­
rednizolon 16 mg her 8 saatte bir veya Predni­
zolon 30 mg 12 saatte bir gibi parenteral steroid
tedavileri.
Hafif ve orta şiddette hastalığı olan bireylerin çoğu
ayaktan tedavi edilebilirler.
Aşağıda verilen tedaviler gastroenterolog ile kon­
sülte edilmelidir:
o Hafif şiddete proktit ve sol taraflı kolitte Mesa­
lamin fitiller veya lavmanlar etkilidir. Buna kar­
şın topikal steroid preparatları (Beklometazon,
Hidrokortizon) daha iyi tolere edilebilirler.
o Topikal tedaviye yanıt vermeyen veya tolere
edemeyen hastalarda oral Mesalamin etkin bir
alternatiftir.
o Topikal tedavinin veya oral Mesalamin başarılı
olmadığı durumlarda Prednizolon 40-60 mg/
gün remisyonu sağlayabilir. Klinik remisyon
elde edildikten sonra steroid dozları yavaş şekil­
de dereceli olarak azaltılmalı ve kesilmelidir.
o Dirençli olan olgularda glukokortikoid ve
6-Merkaptopürin 1-1.5 mg/kg/gün veya Azo­
tiyoprin 2 mg/kg/gün gibi immünomodülatör­
lerin birlikte kullanılması değerlendirilmelidir.
Destek tedavileri arasında iyi beslenme, fiziksel ve
psikolojik dinlenme, demir depolarının yerine on­
ması, laktozun diyetten kaldırılması, psilyum gibi
gayta kıvamını arttıracak ajanların kullanımı gel­
mektedir.
151
• EPİDEMİYOLOJİ
Amerika Birleşik Devletlerinde konstipasyon en
sık sindirim sistemi şikayetidir.
Konstipasyonun tanı ölçütleri aşağıdaki gibidir:
o Barsak hareketlerinin haftada 3'den az olması
o Sert kıvamlı gayta, defekasyon sırasında ıkınma
ve/veya denemelerin �%25'inde yetersiz boşal­
ma.
• PATOFİZYOLOJİ
Bağırsak hareketliliğini sıvı alımı, lifli diyetler, eg­
zersiz, ilaç kullanımı, toksinler, anatomik lezyonlar,
bağırsak florası, hormon seviyeleri ve bir çok tıbbi
ve psikiyatrik hastalıklar etkilemektedir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
Hastanın öyküsünde yeni başlanan ilaç tedavileri
veya besin destek ürünleri, lifli gıdaların alımın­
da azalma veya aktivite seviyesinde değişiklik gibi
bazı noktaların açığa çıkarılması tanıda faydalı
olabilir.
Ani başlangıçlı olgular aksi ispat edilene kadar obs­
trüksiyon olarak değerlendirilmelidir. Eğer kusma,
disansiyon, gayta yapamama gibi semptomlar eşlik
ediyor ise obstrüksiyon tanısı kuvvetlenir.
Eğer hastanın hikayesinde kilo kaybı, rektal ka­
nama gayta kalibrasyonunda azalma veya açıkla­
namayan demir eksikliği anemisi kolon kanserini
düşündürür. Ailede kolon kanseri hikayesi var ise
şüpheler artmalıdır.
Eşlik eden belirtiler altta yatan hastalığın tanımlan­
masına yardımcı olur: soğuk intoleransı (hipotiro­
idi), divertikülit (inflamatuvar darlık) veya nefroli­
tiazis (hiperparatiroidizm).
152
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
Diyare varlığı obstrüksiyon/konstipasyon tanısını dış­
lamaz çünkü obstrüksiyona yol açan nedeni aşarak sıvı
gayta çıkışı tıkanıklığı olan hastalarda da görülebilir.
Fizik muayene karında kitle ve fıtık varlığını gös­
termeye odaklanmalıdır.
Barsak geçişi yavaşladığı durumlarda bağırsak ses­
leri azalırken obstrüksiyon varlığında artmış bağır­
sak sesleri ile karşılaşılır.
Rektal muayene kitle, yabancı cisim, hemoroid,
apse, impakte fekal materyal, anal fıssür veya gay­
tada kan varlığını belirler. Bu bulgu ile beraber kilo
kaybı ve gayta kalibrasyonunda azalma mevcut ise
kolon kanseri varlığı kesinleşebilir.
İmpakte fekal materyal de hastada sterkoral ülser­
lere neden olarak kanamaya neden olabilir.
Menopoza girmiş bir kadın hastada assit saptanı­
yor ise over ve uterin kanserden şüphelenilmelidir.
TANI VE AYIRICI TANI
Konsitpasyonun ayırıcı tanısı çok geniştir, Tablo
40-1'de belirtilmiştir.
Akut konstipasyonda tanıya yönelik (şüpheye da­
yalıdır) istenecek tetkikler arasında tam kan sayımı
(anemiyi ekarte etmek için), tiroid paneli (hipoti­
roidiyi ekarte etmek için) ve elektrolit bozuklukları
(hipokalemi, hiperkalsemi).
Yatarak ve ayakta çekilen direkt grafiler hem obs­
trüksiyonun tanısını koymaya hem de gayta yükü­
nü belirlemede faydalıdır.
Abdomen ve pelvisin oral ve intravenöz opak­
lı BT'si, bağırsak obstrüksiyonunun belirlenmesi
veya konstipasyonun diğer organik nedenlerinin
ortaya konmasında faydalıdır.
Mtd;Jııiui@ Konstipasyonun Ayırıcı Tanısı
Akut Nedenler:
Gİ: çabuk büyüyen tümörler, darlıklar, herniler,
adhezyonlar, inflamatuvar nedenler ve volvulus
İlaçlar: narkotik analjezikler, antipsikotikler,
antikolinerjikler, antiasitler, antihistarninikler
Egzersiz ve Diyet: diyet, egzersiz, lifli gıda oranı ve sıvı
alımında azalma
Ağrılı ana] hastalıklar: ana! fıssür, hemororidler, anorektal
apse, proktit
Kronik nedenler:
Gİ: yavaş büyüyen tümörler, kolon hareket bozuklukları,
kronik ana! hastalıklar
İlaçlar: kronik laksatif suistimali, narkotik analjezikler,
antipsikotikler, antikolinerjik ilaçlar, antiasitler,
antihistaminik ilaçlar
Nörolojik bozukluklar: nöropatiler, Parkinson hastalığı,
serebral palsi, parapleji
Endokrin bozukluklar: hipotiroidi, hiperparatiroidi,
diabet
Elektrolit bozuklukları: hipomagnezi, hiperkalsemi,
hipokalemi
Romatolojik bozukluklar: amiloidoz, skleroderrna
Toksikolojik nedenler: kurşun, demir
Kısaltmalar: Gİ: Gastrointestinal sistem
Konstipasyon ayaktan takip edilerek değerlendir­
me yapılabilecek işlevsel bir hastalıktır. Buna kar­
şılık konstipasyonun impakte fekal materyal ve in­
testinal psödo-obstrüksiyon gibi komplikasyonları
için manuel, kolonoskopik veya cerrahi müdahale­
ye ihtiyaç vardır.
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
İşlevsel konstipasyonun tedavisi belirtilere yönelik
olduğu kadar hayat tarzı değişikliklerini de hedefler.
Bazen konstipasyonun komplikasyonlarının veya
konstipasyona neden olan alta yatan organik prob­
lemlerin özgün tedavisi gereklidir.
İşlevsel konstipasyon için en önemli tedavi planı
sıvı (l .5L/gün), liften zengin besinler (10 g/gün) ve
egzersizi içeren diyet ve egzersiz programıdır. L i f ­
ler kepek (günlük bir kap) şeklinde alınbileceği gibi
psilyum (metamüsil günde 3 defa 1 çay kaşığı) şek­
linde de alınarak gayta hacmini ve bağırsak hareket
sıklığını arttırır.
İlaçlar:
o Uyaranlar oral yolla verilebileceği gibi; Antra­
kinonlar (Peri-Colace 1-2 tablet günde 1 veya
iki defa), rektal yolla da verilebilirler; Bisacodyl
(örn; Ducolax 10 mg rektal yolla günde 3 defa,
erişkin veya çocuklarda)
o Böbrek işlevlerinde bir bozukluk yok ise hasta­
lara Magnezyum sütü 15-30 mL oral yolla gün­
de 1 veya iki veya Magnezyum sitrat 240 mL
günde 1 kullanımı faydalıdır.
o Laktüloz veya Sorbitol 15-30 mL oral yolla
günde bir veya iki kez kullanılması yardımcı
olabilir, bunun yanında Polietilen Glikol (örn;
MiraLax 17 g oral yolla ) da kullanılabilir.
o Çocuklarda Gliserin rektal supozituvar veya
mineral yağı (5-11 yaş arası: 5-15 mL günlük­
moral yolla, 12 yaş üzerinde 15-45 mL oral yolla
alınması) önerilmektedir.
o Sabun köpüğü lavmanları (1500 mL rektal yol­
la) veya Fosfat lavmanlar (Fleet 1 ünite rektal
yolla, çocuklarda 1 onz [29.6mL]/10 kg) genel­
likle ciddi veya impakte fekal materal var olan
olgulara saklanır. Rektal perofrasyondan kaçın­
mak için dikkatli olunmalıdır.
İmpakte fekal materyalerin el ile lokal anestetik,
kayganlaştırıcı sıvılar ve parenteral analjezi veya
sedasyon altında çıkarılmaları gerekmektedir. İçe­
rik çıkarıldıktan sonra lavman ve supozituvarlar
yardımı ile gayta boşaltılması tamamlanabilir. İm­
pakte materyal çıkarıldıktan sonra gayta pasajını
sağlamak için tıbbi tedavi başlanmalıdır.
Görünüşte işlevsel konstipasyonu olan tüm has­
talar ayaktan tetkik ve tedavi edilebilirler. Yakın
BÖLÜM 41 • GASTROİNTESTİNAL SİSTEM KANAMASI
zamanda geçirilmiş şiddetli konstipasyonu olan
hastalarda, kilo kaybı, anemi, gayta kalibresinin
azalması gibi sistemik semptomların eşlik ettiği
kronik konstipasyonlu olgularda, dirençli kons­
tipasyon varlığında, kronik laksatif kullanımı ge­
rektiren konstipasyonlarda erken kontrol ve takip
gereklidir.
Organik sebeplere bağlı obstrüksiyonu olup kons­
tipe olan hastalar yatırılarak cerrahi değerlendire
için danışılmalıdır. Psödo-obstrüksiyon ve sigmoid
volvulus bazen kolonoskopik olarak düzeltilebil­
melidir.
TEST İNAL SİSTEM
41 GASTROİN
KANAMASI
Mitchell C. Sokolosky
Hipotansiyon ve taşikardi ciddi kanamayı düşün­
dürür.
• Bazı hastalarda hipotansiyon, taşikardi, anjina,
senkop, halsizlik ve konfüzyon daha gizli seyreder.
Kusma ve öğürme sonrası gözlenen hematemez
Mallory-Weiss yırtıklarını düşündürür.
• Hasta özgeçmişinde aort grefti uygulaması varsa
aortoenterik fistül olasılığını akla getirmelidir.
• "Spider" anjiyom, palmar eritem, sanlık ve jineko­
masti hastada altta yatan karaciğer hastalığını dü­
şündürür.
• Bağırsak alışkanlıklarındaki değişiklikler malign
hastalıkların klasik semptomudur.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Çeviri: M. Mahir Özmen
EPİDEMİYOLOJİ
•
•
•
Akut üst gastrointestinal sistem kanaması (ÜGI).
Alt gastrointestinal sistem kanamasının (AGİ) yıl­
lık insidansı 20/ lOOOOO'dir.
Hem üst gastrointestinal sistem hem de alt gastro­
intestinal sistem kanamaları erkeklerde ve yaşlılar­
da daha sık gözlenir.
PATOFİZ YOLOJİ
•
•
•
•
ÜGİ Trietz ligamanın proksimalinden kaynaklanır.
Peptik ülser hastalığı ÜGİ'nin en sebebidir; bunu
eroziv gastrit ve özefajit, özefagus ve mide varisleri
ve Mallory-Weiss yırtıkları takip eder.
ÜGİ için risk faktörleri arasında alkol, salisilatlar
ve NSAİİ (non-steroid antiinflamatuvar ilaçlar)
gelmektedir.
AGİ kanamasının en sık sebebi divertiküler hasta­
lıktır bunu kolit, adenomatöz polipler, malign has­
talıklar takip eder.
Olguların %10-14'ünde AGİ ÜGİ'ye bağlı olur.
Genellikle AGİ %80 olguda kendiliğinden geriler.
•
•
•
•
• KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Çoğu hasta hematemez (ÜGİ'de gözlenir), hemato­
kezya (parlak kırmızı veya "vişne çürüğü" renginde
gaytadır ve genellikle AGİ kaynaklıdır) veya m�le­
na (koyu veya "katran" gibi gaytadır ve genellikle
ÜGİ'de görülür).
153
•
•
Hastada hematemez, hematokezya veya melena var
ise tanı açıktır.
Hastanın dikkatli yapılan kulak, burun, boğaz
muayenesi (KBB) olası neden olarak yutulan kanı
ekarte eder.
Kanın varlığını, görünüşünü (parlak kırmızı, vişne
çürüğü veya melanotik) ve kitle varlığını belirle­
mek için rektal muayene yapmak zorunludur.
Demir veya bizmt alımı gayta rengini değiştirerek
melenayı taklit edebilir ve bunun yanında pancar
gibi çeşitli yiyecekler gayta rengini hematemez
benzeri renge dönüştürebilirler. Fakat bu durum­
larda gayatanın guaiac (gizli kan) testi negatif ola­
rak saptanır.
Nazogatsrik (NG) tüp takılması hem tanısal
(ÜGİ'nin tanımlanması ve devam eden kanamala­
rın belirlenmesi) hem de tedavi (endoskopiye ha­
zırlık) açısından faydalıdır. NG tüp takılırken varisi
olan hastalarda kanamaya neden olma gibi endişe­
ler yersizdir.
NG aspiratından guaiac testi yapılması yalancı
negatif veya yalancı pozitif sonuçlar verebilir. Bu
nedenle bu durumlarda en güvenilir yaklaşım NG
içeriğinde kan, "vişne çürüğü" içerik veya "kahve
telvesi" görünümde içeriğin araştırılması ve ancak
kan olduğundan şüphelenilen durumlarda içerin
kan olup olmadığının gösterilmesi için guaiac testi
yapılamasıdır.
Ciddi kanaması olan hastalarda en önemli test kan
grubu belirlenmesi ve "cross match" hazırlanması­
dır.
Diğer önemli testler tam kan sayımı, kan üre azotu
(BUN), kreatinin, elektrolitler, glukoz, koagülasyon
çalışmaları ve karaciğer fonksiyon testleridir.
ÜGİ'de st gastrointestinal sistem endoskopisi tercih
edilen tanısal testtir.
154
KISIM 7, SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
•
Uygun olan her durumda tanıda (kanayan bölge­
nin belirlenmesi) ve tedavide(embolizasyon veya
vazoaktif materyal infüzyonu) kullanmak için an­
jiyografi göz önünde bulundurulmalıdır.
• Gizli kanamalarda kanama yerinin belirlenmesi
için sintigarfi kullanılmaktadır.
• Endoskopi anjiyografi veya sintigarfiye göre daha
kesin olmakla birlikte AGİ'de kolonoskopinin za­
manlaması konusu tartışmalıdır.
• AGİ'de multidedektör BT'nin acil durumlardaki
rolü halen değerlendirilmektedir.
•
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
ACİLLERİ,
42 ÖZEFAGUS
GASTROÖZEFAGİYEL REFLÜ
•
Hava yolu, solunum ve dolaşımın stabillenmesi ana
hedeftir.
• Oskijen desteği, geniş çaplı damar yolları ve moni­
torizasyon uygulanmalıdır. Hacim kayıpları derhal
intravenöz kristalloidler ile karşılanmalıdır.
• Transfüzyon kararı başlangıç hematokritinden çok
klinik etkenlere (devam eden aktif kanama ve 2L
kristalloid infüzyonu sonrası hastanın durumunun
düzelmemesi) göre verilmelidir.
Ciddi ÜGİ'de tercih edilen tedavi yöntemi terapö­
tik endoskopidir. Terapötik endoskopik girişimler
arasında enjeksiyon, koagülasyon tedavisi, endos­
kopik klipler ve bant ligasyonu vardır.
Kanayan peptik ülser kanamalarında proton pom pa inhibitörleri tedavide değerlendirilmelidir. Pan­
toprazol ve Esomeprazol 80 g İV puşe sonrası 8
mg/saat infüzyon veya Lansoprazol 60 mg İV puşe
sonrası 6 mg/saat infüzyon kullanılabilir.
Kontrol edilemeyen ve endoskopi bekleyen ÜGİ'de
veya endoksopinin başarılı olamadığı, kontrendike
olduğu veya bulunmadığı durumlarda Oktreotid,
25-50 mikrogram İV puşe sonrası 20-50 mikrog­
ram/saat infüzyon yapılabilir.
• Akut ÜGİ'de histamin-2 antagonistleri faydalı de­
ğildir.
Sengstaken-Blakemore tüpü veya türevleri ile ba­
lon tamponad varis kanamalarını kontrol atına al­
makta yardımcı olabilir fakat terapötik ednoskopi­
ye kadar kullanılacak geçici bir yöntemdir.
Tıbbi veya endoskopik tedaviye yanıt vermeyen ol­
gularda acil cerrahi müdahale gerekebilir.
Belirgin gastrointestinal sistem kanaması olan has­
talar hastaneye yatırılarak endoskopiste danışılma­
lıdır.
Hastanın kötü prognoz kriteri; başvuru hematok­
ritin <%30, başvuru kan basıncının <lOOmm Hg,
NG lavaj sıvısında kırmızı kan bulunması, özgeç­
mişinde siroz veya assit hikayesinin olması veya
kırmızı kan kusmasıdır.
HASTALIGI VE YUTUL AN
YABANCI CİSİMLER
Mitchell C. Sokolosky
Çeviri: M. Mahir Özmen
DİSFAJİ
PATOFİZYOLOJİ
Disfaji yutma sırasında güçlük olarak tanımlanır.
Bir çok hastada hastalığa neden olan altta yatan or­
ganik bir neden mevcuttur.
Disfaji 2 geniş sınıfa ayrılır: (1) transfer disfaji (yut­
ma işlevini başlatmada güçlük) ve (2) transport dis­
fajisi (yemek yerken "takılma" hissinin varlığı).
• KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
Disfaji tanısı konulurken anamnezden elde edilen
bilgiler esası oluşturur.
Sadece katı gıdalara karşı olan transport disfaji ge­
nellikle mekanik veya tıkayıcı bir işleme bağlıdır.
Hareket bozuklukları tipik olarak hem katı ve hem
de s1V1lara karşı transport disfajisine neden olur.
İyice çiğnenmemiş et kitlesi özefagusu tıkayabilir
ve bu durum altta yatan çeşitli özefagus hastalıkla­
rının ilk belirlisi olabilir.
Hipotansiyon ve taşikardi ciddi kanamayı düşün­
dürür.
Bazı hastalarda hipotansiyon, taşikardi, anjina,
senkop, halsiszlik ve konfüzyon daha gizli seyreder.
Ne yazık ki muayene çoğu zaman normaldir.
Hasta bir yudum su içerken izlenmelidir.
BÖLÜM 42 • ÖZEFAGUS ACİLLERİ, GASTROÖZEFAGİYEL REFLÜ HASTALIGI VE YUTULAN YABANCI CİSİMLER
TANI VE AYIRICI TANI
Disfajiye neden olan altta yatan patolojinin tanım­
lanması genellikle acil servis dışında gerçekleşmek­
tedir.
• İlk değerlendirmede anteropoterior ve lateral bo­
yun ve akciğer grafısi istenebilir.
Baryumlu yutma testi transport disfajisi olan hasta­
larda istenecek ilk testtir.
• Yapısal lezyonların tanımlanmasında direkt larin­
goskopi kullanılabilir.
Orofaringeal disfajinin tetkiki en iyi videoözefa­
gografı kullanılarak yapılır.
• Disfajinin yapısal veya obstrüktif nedenleri arasın­
da neoplazmlar (yassı hücreli karsinom en sık gö­
rülenidir), özefagus darlıkları ve halkaları ("web"),
Schatzki halkası ve divertikül mevcuttur.
Disfajiye neden olan motor hastalıklar arasında nö­
romüsküler hastalıklar (serebrovasküler hastalıklar
en sık görülenidir), akalazya, yaygın özefagus spaz­
mı gelmektedir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Disfajide ana problem aspirasyon olduğu için hava
yolunun ve solunumun korunması önemlidir.
Disfajinin çoğu nedeni ayaktan tetkik ve tedavi edi­
lebilir.
Yapısal bozuklukların çoğu sonunda dilatasyon te­
davisine ihtiyaç duyacaktır.
• ÖZEFAGUS ORİJİNLİ
GÖGÜS AGRISI
EPİDEMİYOLOJİ
•
Koroner arterleri normal olup göğüs ağrısı olan bi­
reylerde özefagus hastalığının görülme sıklığı %20
-60'dır.
Amerika Birleşik Devletlerinde toplumun %2'sinde
gastroözefagiyal reflü hastalığı (GÖRH) görülmek­
tedir ve bu genellikle yaşlı popülasyonda daha fazla
oranda görülür.
PATOFİZYOLOJİ
•
•
Mide asidinin reflüsü çok çeşitli şikayetlere ve uzun
dönem etkilere neden olur.
Alt özefagus sfınkteri (AÖS) kompleksinin (tama­
men normal dinlenme basınçları arasında) geçici
gevşeme dönemleridir ve bu da reflüye neden olan
ana mekanizmadır.
Reflüye eğilimi arttıran nedenler arasında hiatal
hemi, uzamış mide boşalma, LES basıncını azaltan
ajanlar ve bozulmuş özefagus hareketleri gelmekte­
dir.
J 55
İnflamatuvar özefajit GÖRH'e ve çeşitli ilaçlara
bağlı olabilir. İmmün sistemi bakılanan hastalarda
enfeksiyöz özefajit gözlenebilir.
Özefagus hareket bozukluğu özefagus düz kasları­
nın kuvvetli, koordineli olmadan kasılmasıdır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
GÖRH'ün ana belirtisi retrosternal yanmadır ve
göğüs bölgesindeki rahatsızlık hissi hastanın tek
şikayeti olabilir.
• Ağrının yemeklerle olan ilişkisi, postüral olarak
ağrıda değişiklik olması, ve belirtilerin antiasitlerle
azalması GÖRH ile daha uyumludur.
GÖRH'ün daha nadir belirtileri arasında pulmoner
belirtiler; özellikle astım alevlenmesi; ve çok sayıda
kulak/burun/boğaz şikaytleri gözlenebilir.
Dişlerin hasar görmesinden, vokal kord ülserlerin­
den ve granülomlarından, larenjitile seyreden seste
kabalaşma, kronik sinüzit ve kronik öksürük gibi
birçok bulgunun nedeni GÖRH olabilir.
Zaman içinde GÖRH darlık, inflamatuar özefajit
ve Barrett özefagusu (premalign durumdur) gibi
komplikasyonlara neden olabilmektedir.
Özefajit uzun dönem göğüs ağrısına neden olabilir
ve hemen her zaman odinofajiye neden olur.
Özefagus hareket bozukluğu sıklıkla görğüs ağrısı
ile kendini gösterir, başlangıcı genellikle beşinci de­
kaddır.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Tanı genellikle hasta anamnezinden ve antiasit te­
davisine verdiği yanıttan konur.
Ne yazık ki; özefagus kaynaklı ağrılar da kardiyak
ağrılar gibi sıkıştıcı, baskı yapan tarzda, ve egzer­
sizle başlayıp dinleme ile geçen ağrılardır. Her iki
ağrı cinsi de diyaforez, solukluki yayılım gösterm
eve bulantı ve kusmanın eşlik ettiği ağrılardır.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
GÖRH'ün kapsamlı tedavisi mide asit salgısının
azaltılması, üst gastrointestinal sistem hareketlili­
ğinin arttırılması ve hastalık için risk faktörlerinin
ortadan kaldırılmasını içerir.
Hafif hastalık genellikle ampirik olarak H 2 blokör
veya proton pompa inhibitörü ile tedavi edilir. Pro­
kinetik bir ilaç da belirtileri büyük ölçüde azaltabi­
lir.
Hasta GÖRH'ü alevlendirecek ajanlardan kaçın­
malıdır (etanol, kafein, nikotin, çikolata, yağlı yiye­
cekler), yatağın baş kısmı 30 derece kalkmış şekilde
yatmalıdır ve gece uyumadan önceki 3 saat boyun­
ca bir şey yememelidir.
156
•
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACiLLERİ
Spazma bağlı ağrı nitrogliserine yanıt verebilir.
Kalsiyum kanal blokörleri ve antikolinerjik ajanlar
da kullanılabilir.
•
ÖZEFAGUS PERFORASYONU
Özefagus perofrasyonu akut miyokard enfarktü­
sü (MI), pulmoner emboli, peptik ülser hastalığı,
aortun ciddi hastalıkları ve akut karın nedenleri ile
sıkça karıştırılır ve bu da tanıda gecikmeye neden
olur; bu da mortalite ve morbiditeyi belirleyen en
önemli etkendir.
EPİDEMİYOLOJİ
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Hızlı ve agresif resüsitasyon özefagus perorasyonun­
da morbidite veya mortaliteyi azaltan ana etkendir.
• Acil serviste şok resüsitasyonu yapılarak (Bknz.
Bölüm 7) aerob ve anaeroblara etkili parenteral
geniş spektrumlu antibiyotikler verilmelidir. Ör­
nek tedavi protokolleri arasında tek ilaçlı tedaviler
Piperasislin-Tazobaktam 3.375 gr İV veya kombi­
nasyon tedavileri arasında Sefotaksim 2 gr İV veya
Seftriakson 2 gr intravenöz ve bunlarla beraber
Klindamisin 600 mg İV veya Metronidazol 1 gam
İV verilmesi gelmektedir.
• Tanıdan ciddi anlamda şüphelenildiğinde acil c e r ­
rahi konsültasyonu istenmelidir.
• Tüm hastaların hastaneye yatışı gerekmektedir.
Altta yatan neden ne olursa olsun özefagusperof­
rasyonunda yüksek mortalite mevcuttur.
PATOFİZYOLOJİ
•
•
Özefagus perforasyonunun en sık sebebi iyatroje­
nik yaralanmadır.
Diğer sebepler arasında Boerhaave sendromu
(%15), travma (%10) ve yabancı cisim yutulması
gelmektedir.
Boerhaave sendromu özefagusun ani intraözefagi­
yal basınç artışına bağlı olarak tam kat peroforas­
yonudur ve genellikle kuvvetli kusmaya bağlı ger­
çekleşir. Bu sendromun öncesinde genellikle alkol
kullanımı sıkça görülür.
YUTULAN YABANCI CİSİMLER
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Ağrı genellikle akut, ciddi, azalmayan ve yayagın­
dır ve göğüs, boyun ve karında bildirilmiştir.
Ağrı sırta ve omuzlara yayılabilir veya sırt ağrısı
ana semptom olarak karşımıza çıkar.
Yutma işlemi genellikle ağrıyı arttırır.
Fizik muayene bulguları rüptürün ciddiyeti ve mu­
ayene ile rüptür arasında geçen zamanın uzunluğu­
na bağlıdır.
Taşikardi ve takipne sıkça görülür.
Karında defans ve beraberinde hipotansiyon ve ateş
genellikle erken görülür.
Mediastende amfizemin gelişmesi zaman alır. Alt
özefagus perforasyonlarında muayene veya radyo­
lojik olarak daha nadir tanımlanır ve bununla bera­
ber olmaması perforasyon tanısını ekarte etmez.
Hammon'un çıtırtısı mediastende bulunan serbest
havanın kalp atışlarıyla birlikte yer değiştirerek çı­
kardığı sestir ve bazen oskültasyon ile saptanabilir.
Plevra) effüzyon özefagusun toraks içi perforasyo­
nun olduğu durumlarda olguların yarısında gelişir;
buna karşın servikal perforasyonlarda gözlenmez.
TANI VE AYIRICI TANI
•
•
Akciğer grafisi tanıyı düşündürür.
Toraks BT veya endoskopi tanının kesinleşmesinde
en sık kullanılan iki testtir; Hangi testin seçileceği
hastanede var olan imkanlara bağlıdır.
EPİDEMİYOLOJİ
•
•
Yabancı cisimleri yutan hastaların %80'ini 18-48
yaş arası çocuklar oluşturmaktadır.
Eriştin hasta grubunu genellikle özefagus hastalığı
olanlar, mahkumlar ve psikiyatrik bozukluğu olan
hastalar oluşturmaktadır
PATOFİZYOLOJİ
•
Demir para, oyuncak ve pastel boyalar gibi küçük
objeler özefagusun anatomik olarak dar olan üst
kısımlarına takılır. Erişkinlerde çoğu takılma dis­
taldedir.
Çocuk ve erişkinlerde yabancı cisim piloru geçerse
genellikle sorun olmadan gastrointestinal sistemin
diğer noktalarından rahatlıkla çıkar.
• Düzensiz sınırlı, keskin, geniş (>2.5cm) veya uzun
cisimler pilorun distalinde takılabilirler.
• Özefagusta takılma hava yolu obstrüksiyonuna,
darlığa veya perofrasyona neden olabilir.
• Özefagus mukoza iritasyonu hasta tarafından ya­
bancı cisim olarak algılanabilir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Özefagusta yabancı cisim nedeniyle başvuran eriş­
kin hastalar genellikle açık bir anamnez verirler.
Genellikle retrosetrnal ağrı, disfaji, kusma, boğul­
ma ve ağızda toplanan sekresyonları yutamama ne­
deniyle şikayetçi olurlar.
BÖLÜM 43 • PEPTİK ÜLSER HASTALIGI VE GASTRİT
Çocuklarda öyküde belirsizlik olabilir. Bulgu ve be­
lirtiler arasında yemeyi reddetme veya yemek yiye­
meme, kusma, örğürme ve boğulma, stridor, boyun
veya boğaz ağrısı ve ağzından tükürük gelmesi var­
dır.
Yabancı cismi yutarken tespit edilmemiş çocuklar­
da; özellikle de <2 yaşında olan olgularda; tanı yük­
sek oranda şüpheye dayanmaktadır.
Muayene hava yolunun değerlendirilmesi ile başlar.
Bazen yabancı cisim orofarinkste doğrudan gözle­
nebilir.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Radyoopak cisimleri görüntülemek için direk gra­
filer kullanılır. Özefagusta bulunan metal paralar
dairesel yüzlerini anteropasterior grafilerde göste­
rirken trakeada bulunan metal paralar ise dairesel
yüzlerini lateral grafide gösterirler.
Düz grafılerde yutulan kemik dokusu olguların
<%50'sinde gözlenir; bu nedenle düz grafilerde
gözlenmemesi kemik takılmasını ekarte etmez. Be­
sin maddelerinin takıldığı durumlarda düz grafile­
re nadiren ihtiyaç duyulur.
Kontrastlı grafilerin (baryum veya meglumin di­
atrizoat... Gastrograffin) getirisi düşüktür; kontrast
madde endoskopi girişimini bozabilir ve aspiras­
yon riskine neden olabilir.
BT özefagustaki yabancı cisimleri değerlendirl­
mesinde getirisi yüksek bir tetkiktir ve bu neden­
le özefagustaki opak olmayan yabancı cisimlerin
değerlendirilmesinde kontrastlı tetkiklerin yerini
almıştır.
Endoskopinin kesinlikle gerekli olduğu durumlar­
da ek tetkik yapılması zaman kaybına neden olma­
nın yanında sağladığı fayda çok azdır.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Ciddi durumda olan hastalarda ve hava yolu prob­
lemi olan olgularda standart şekilde resüsite edilir.
Acil endoskopi genellikle besin maddesinin özefa­
gusu tam tıkadığı durumlarda gereklidir.
TABL042-l
Özefagusta Yabancı Cisim
Varlığında Acil Endoskopi
Gereken Durumlar
Keskin veya uzun objelerin yutulması (kürdan, alüminyum
kutu kapakları gibi)
Çoklu yabancı cisim yutulması
Düğme pil yutulması
Perforasyona dair kanıt bulunduğunda
Çocuklarda krikofaringeus kas hizasında metal para
bulunması
Hava yolu tıkanıklığı
Yabancı cismin >24 saat sebat etmesi
157
Özefagusta yabancı cisim varlığında acil endoskopi
endikasyonları Tablo 42- 1 'de gösterilmiştir.
AÖS'in glukagon tedavisi ile gevşetilmesinin başarı
oranları düşüktür. Et içerikli besin öğelerinin kitle­
sinin azaltılması için proteolitik enzim (et yumuşa­
tıcı papain) kullanılması kontrendikedir.
Çok proksimale sıkışmış cisimler indirekt laringos­
kopiyle veya fiberoptik skop ile çıkarılabilir.
• Foley kateter ile metal paranın çıkarılması klinisye­
ne ve kuruma bağlıdır. Komplikasyonları arasında
aspirasyon, hava yolunun tıknaması ve mukoza ya­
ralanması gelmektedir.
Düğme pil yutulması sonucu özefagusa takılması
gerçek acildir ve perforasyonu engellemek için aci­
len çıkarılması gerekmektedir.
Keskin objeler perofrasyonu engellemek için (%35'e
varır) endoskopi yardımı ile mide ve duodenumda
iken ike çıkarılmalıdır.
Uyuşturucu kuryelerinin ("body packers") yuttuğu
uyuşturucu paketlerinin endoskopik çıkarılma­
sı paketlerin iyatrojenik yırtılma riski nedeniyle
kontrendikedir. Paketlerin rektuma kadar ulaşma­
sını beklemek ve yakın takip tercih edilen yöntem­
dir. Tüm bağırsak irigasyonu duruma yardımcı ola­
bilir.
Daha distaldeki endişe veren yabancı cisimler için
veya bağırsak yaralanması belirtileri olan hastalar­
da (örn. ağrı, kusma, ateş, gastrointestinal sistem
kanaması) cerrahi konsültasyonu istenmelidir.
ÜLSER HASTALIGI
43 PEPTİK
VE GASTRİT
Matthew C. Gratton
Çeviri: M. Mahir Özmen
EPİDEMİYOLOJİ
Peptik ülser hastalığı (PÜH) mide ve proksimal du­
odenumda nüks eden ülserlerle tanımlanan kronik
bir hastalıktır. Peptik ülserlerin büyük çoğunluğu
direkt olarak Helicobacter pylori enfeksiyonu veya
NSAİİ ile bağlantılıdır.
Gastrit mide mukozasının akut veya kronik infla­
masyonudur.
Dispepsi devamlı veya aralıklı tekrar eden ve be­
raberinde eşlik eden semptomların olabileceği üst
abdominal ağrı veya rahatsızlık hissidir.
158
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACiLLERİ
PATOFİZYOLOJİ
Hidroklorik asit ve pepsin mide ve duodenum ko­
zasında hasara neden olurken mukus ve bikarbonat
iyon sekresyonu mukozayı korur. Prostaglandinler
mukus sekresyonu ve bikarbonat üretimini arttıra­
rak mukozayı korurlar. Bu koruyucu ve hasar verici
etkenler arasındaki denge ülser gelişimini belirler.
• Helicobacter pylori spiral, gram negatif, flajellalı bir
bakteridir ve üreaz, sitotoksin, proteazlar ve diğer
bileşenleri üreterek müköz jeli bozar doku hasarı ve
ülser gelişimine neden olur.
Duodenal ülseri olan olguların %95'inde ve mide
ülseri olan olguların %70'inde Helicobacter pylori
enfeksiyonu bulunmaktadır.
NSAİİ'lar prostaglandin sentezini baskılayarak
mukus ve bikarbonat üretimini azaltır ve ayrıca
mukoza kan akımını azaltarak ülser gelişimine ze­
min hazırlar.
Akut gastrit genellikle ciddi hastalıklarda olan is­
kemiye (yanık, travma, şok vs), direkt toksik etken­
lere (NSAİİ, alkol vs) veya H. Pylori enfeksiyonuna
bağlı gelişir.
Dispepsinin özefajit, endoskopik olarak negatif ref­
lü hastalığı ve PÜH gibi bir çok nedeni vardır; fakat
dispepsi hastalarının %50'sinde herhangi bir sebep
bulunmaz ve bu nedenle bu olgularda "fonksiyonel
dispepsi" varlığından bahsedilir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
• Yemek, süt veya antiasitlerle rahatlayan ve geceleri
mide boşaldığında tekarar başlayan epigastrik ağrı
PÜH'nın en klasik göstergesidir. Ağrı haftalarca
her gün olur ve daha sonra rahatlar ve birkaç hafta
veya ay sonra tekrar eder.
Tipik olmayan başlangıçlar; özellikle yaşlılarda,
sıkça görülür.
Ağrının karakterindeki değişimler gelişen bir
komplikasyona işaret edebilir: şiddetli ve ani baş­
layan ağrı perforasyon ve peritoniti, ani başlayan
sırt ağrısı posterior perforasyonu, bulantı ve kusma
mide çıkış obstrüksiyonunu ve kanlı kusma veya
rektumdan kan gelmesi gastrointestinal sistem ka­
namasını düşündürür.
PÜH'nın tek bulgusu epigastrik hassasiyet değildir
ve hassas veya özgün bir fizik muayene bulgusu de­
ğildir. Komplikasyonların fizik muayene bulguları
arasında karında yaygın defans (perforasyon), ka­
rında distansiyon ve kusma (mide çıkış obstrüksi­
yonu) veya gastrointestinal kanama yer alır.
Akut gastrit epigastrik ağrı, bulantı ve kusma ile or­
taya çıkabileceği gibi en sık gastrointestinal sistem
kanaması olarak kendini gösterir (mikroskobik ile
açık kanama arasında değişim gösterir).
• TANI VE AYIRICI TANI
•
Kalsik anamnez ve beraberinde görülen epigastrik
hassasiyet PÜH'ü düşündürür; fakat kesin tanı kli­
nik olarak konamaz.
PÜH'ün ayırıcı tanısında gastrit, işlevsel dispepsi,
gastroözefagiyal reflü hastalığı, pankreatit, hepatit,
kolelitiazis, kardiyak iskemi, abdominal aort anev­
rizması, gastroparezis ve gastrik kanser
İlk değerlendirmede anteropoterior ve lateral bo­
yun ve akciğer grafısi istenebilir.
Tanı için "altın standart" ülserin üst gastrointestinal
sistem endoskopisinde görülmesidir. Hassasiyet ve
özgünlüğü >%95'dir ve bu tetkik ile diğer potansi­
yel hastalıklar görülür ve uygun olan bölgelerden
biyopsi alınmasına olanak sağlar.
Epigastrik ağrısı olan tüm hastalarda endoskopi ih­
tiyacı olmamakla birlikte özefagus ve mide kanseri
varlığını telkin eden "alarm" bulguları (Bknz. Tablo
43- 1) olan hastalarda endoskopi yapılmalıdır.
Tam kan sayımı ile gastrointestinal kan kaybı
sonucu gelişebilecek kronik anemi değerlendi­
rilmesi, abdomen ultrasonogrfa ile kolelitiazis
ve abdominal aort anevrizmasının değerlendi­
rilmesi, elektrokardiyogram ve kardiyak enzimler
ile kardiyak iskemi, karaciğer fonksiyon testleri ile
hepatitin değerlendirilmesi, lipaz ile pankreatitin
değerlendirilmesi ve akut abdomen grafı serisi ile
perforasyon varlığının araştırılması göz önünde
bulundurulacak yardımcı testlerdir.
Helicobacter pylori enfeksiyonu acil servis ortamın­
da serolojik testler ve gaytada antijen taramaları ile
araştırılsa da bunu acil servis ortamında araştırıl­
masını gösteren çalışma yoktur ve bu araştırmanın
hastanın birincil bakımından sorumlu olan heki­
mine bırakılması daha iyi bir yaklaşımdır.
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
PÜH tanısı konduktan sonra ana tedavi hedefi ül­
serin tedavisi, ağrının rahatlatılması ve bu arada
komplikasyon gelişimin engellenmesidir. H2 re­
septör antagonistleri ve proton pompa inhibitör­
leri tedavinin temelini oluşturur ve bunu yanında
H.Pylori'yi eradike etmek için çeşitli tedavi proto­
kolleri kullanılabilir.
TABL043-l
Endoskopi Gerektiren "Alarm
Bulguları"
Yaş> 55 yıl
Açıklanamayan kilo kaybı
Erken doyma
Israrlı kusma
Disfaji
Anemi ve gastrointestinal kanama
Abdominal kitle
Israrlı anoreksi
Sarılık
BÖLÜM 44 • PANKREATİTVE KOLESİSTİT
• Proton pompa inhibitörleri (Omeprazol 20-40mg
ağız yoluyla günlük veya Lansoprazol 15-30mg
ağız yoluyla günlük alınması; gibi) genellikle H2
reseptör antagonistlerine oranla daha hızlı ülser
iyileşmesi sağlar ve ayrıca H.pylori'yi baskılayıcı et­
kileri vardır.
• H2 reseptör antagonistleri (Simetidin 300 mg int­
ravenöz veya 800 mg yatarken ağızdan, Rantidin
50 mg İV veya 300 mg PO yatarken alınması; gibi)
ülser iyileşmesi idame tedavisi için kullanılabilir.
• Eğer akut H.pylori enfeksiyonu saptanırsa anti­
mikrobiyal ve antisekretuvar beraber başlanarak
başarılı tedavi oranları %70-%90'lara ulaşabilir
bu tedavi kombinasyonalrı proton pompa inhibi­
törleri ile birlikte klaritromisin, amoksislin veya
metronidazol'ün 14 gün boyunca kullanılmasını
içerebilir.
PÜH komplikasyonu olan hastalarına her zaman
konsültasyona ve tanısına ve hemodinamik stabili­
teye göre uygun üniteye yatışının yapılmasına ihti­
yac vardır.
Epigastrik ağrısı olan hastaların çoğu acil serviste
kesin tanı almamaktadır; fakat buna karşın eğer
hayatı tehdit eden önemli bir tanı (örn. abdominal
aort anevrizması veya miyokard enfarktüsü) ayırı­
cı tanıda gündemde ise yatış için danışmak ve ileri
değerlendirmek gerekir.
Eğer komplike olmayan PÜH, gastrit veya dispepsi
kuvvetle düşünülüyorsa hastaların çoğunda proton
pompa inhibitörü veya H2 reseptör antagonisti gibi
asit baskılanma tedavisi başlanabilir ve uygun ta­
kip programı ile birincil basamak sağlık kurumuna
yönlendirilmelidir.
Hastaların tümüne taburcu olurken NSAİİ'den,
alkok, tütün maddeleri, kafein ve enterik kaplı ol­
mayan aspirinden kaçınma gibi taburculuk öneri­
lerinde bulunulmlıdır. ''.Alarm" bulguları olan has­
talarda daha erken takip ve tetkik planlanmalıdır.
PANKREATİT VE KOLESİSTİT
44 Casey
M. Glass
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin
• EPİDEMİYOLOJİ
Kolelitaizis ve alkol bağımlılığı Amerika Birleşik
Devletlerinde akut pankreatitin %90'ından sorum­
ludur.
• Akut pankreatitin etiyolojisinde diğer birçok etken
vardır (Tablo 44-1).
• Değerlendirme sonrası akut pankreatit olguarının
%20'sinde herhangi bir etken bellirlenemez.
159
@t;j:jııili@ Akut Pankreatit Nedenleri
Safra taşı (mikrolitiazis dahil)
Alkol (akut ve kronik tüketim)
Hipertrigliseridemi
Endoskopik retrograd kolanjiyopankreatikoduktografı
İlaçlar
Otoimmün hastalıklar (örn. Sistemik lupus eritematozus,
Sjögren sendromu)
Genetik etkenler (PRSSl, SPINKl, CTFR)
Abdominal travma
Ameliyat sonrası komplikasyonlar (abdominal veya kardiyak)
Bakteriyel enfeksiyonlar (Legionella, Leptosipira,
Mikoplazma, Salmonella)
Vira! enfeksiyonlar (Kabakulak, coxsackievirus,
cytomegalovirus, echovirus, hepatitis B virus )
Paraziter enfestasyonlar (Ascaris, Cryptosporidium, Toxop/asma)
Hiperkalsemi
Hiperparatiroidi
İskemi
Posterior penetran ülser
Akrep zehiri
Organofosfat içeren zirai ilaçlar
Pankreas ve ampüller bölge tümörleri
Duktogramda daralma tespit edilen Pankreas divizum
Oddi sfınkter disfonksiyonu
İdiyopatik
Kısaltmalar: CFTR = cystic fıbrosis transmembrane conductance
regulator, PRSSI = protez serine, 1 (tryspsin !); SPINK! = serine
peptidase ihnibitör, Kazal tip, 1
• Bilier kolik, safra taşlarına bağlı aralıklı safra kese­
si obstrüksiyonu ile karakterize ve semptomları 5
saatten az süren ağrılardır. Safra taşları genellikle
klinik olarak sessiz seyreder ve herhangi bir yılda
semptomatik safra taşı bireylerin %1-%4'ünü etki­
ler. Bu oran 5 ve 20 yılda sırasıyla %10 ve %20 ola­
rak belirtilmiştir.
Kolesistit safra kesesinin inflamasyonudur ve ge­
nellikle safra taşına bağlı obstrüksiyon nedeniyle
oluşur. Akut kolesistitlerin %10'nda perforasyon
gelişir.
• Akaklkülöz kolesistit safra kesesinde taş olmadığı
durumlarda gelişir. İleri yaş, kritik hastalık, uzun
dönem total parenteral nütrisyon (TPN), diyabet,
immünyetmezlik ve doğum yapmış olmak risk fak­
törleri arasındadır.
• Kolanjit bilier sistemin tıkanıklığa bağlı enfeksiyo­
nudur. Tedavi edilmediği taktirde yüksek mortalite
oranı ile seyreden ciddi bir hastalıktır.
• Koledokolitiazis ana safra kanalında taş bulunması
durumudur.
• PATOFİZYOLOJİ
• Akut pankreatitteki ana nedenin tripsinin intra­
selüler alanda kontrol edilemeyen aktivasyonu
olduğuna inanılmaktadır. Tripsin diğer sindirim
enzimlerini aktive ederek pankreasta nekroz ve
inflamasyona neden olmaktadır.
160
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
Akut pankreatitin ciddi formlarında inflamatuar
sürecin lokal mediatörleri sistemik semptomları
neden olabilmektedir ve sistemik iflamamtuar ya­
nıt sendromu, çoklu organ yetmezliği ve ölüm geli­
şebilmektedir (Tablo 44-2).
Safra taşının oluşum nedenleri net değildir. Açlık ve
rezidüel safra kesesi hacimlerinin olduğu durumlarda
safra taşı oluşum riski artmaktadır. Kolesterol taşları
(safra taşlarının %70'i) safrada kolesterol konsantras­
yonunun arttığı durumlarda gözlenir. Karışık tipte
pigment taşları (safra taşlarının %20'si) bilirubin-tuz
karışımından oluşur ve safra çmuru, enterik enfeksi­
yonlar, kolanjt, ve paraziter enfestasyonlar varlığında
gelişir. Saf pigment taşları (safra taşlarının %10'u) bi­
lirubin polimerlerinden oluşur ve hemoliz, ileri yaş,
alkolizm, pankreatit, siroz ve TPN'e bağlı olur.
Safra taşının safra kesesinden sistik kanala ve ana
safra kanalına geçişi sırasında lümen içi basıncın ar­
tışına ve tıkanıklığa bağlı olarak ağrı ve bulantı olur.
TABL044-2
LOKAL
Akut Pankreatitin
Komplikasyonları
SİSTEMİK
Pankreas nekrozu
Steril
Enfekte
Pankreas çevresinde
sıvı birikimi
Pankreas apsesi
Pankreas psödokisti
Plevra! effüzyon ve
fistül
Pankreas assiti
Pankreas dokularının
nekroz ile teması
Hemoraji
Pankreas psödokisti
Psödoanevrizma
Tromboz-splenik
ven, portal ven
Bağırsak nekrozu
Sarılığa neden olan
bilier obstrüksiyon
Kardiyovasküler
Hipotansiyon
Hipovolemi
Miyokard depresyonu
Perikardiyal effüzyon
Pulmoner
Hipoksemi
Atelektazi
Plevra! effüzyon
Pulmoner infıltrasyon
Akut solunuma] distres
sendromu
Solunum yetmezliği
Hematolojik
Dissemine intravasküler
koagülasyon
GI
Peptik ülser/erozif gastrit
GI perforasyon
GI kanama
Mide veya duodenum
obstrüksiyonu
Transvers kolon inflamasyonu
Dalak enfarktı
Re nal
Oligüri
Azotemi
Akut böbrek yetmezliği
Rnal arter ve / veya ven trombozu
Metabolik
Hiperglisemi
Hipokalsemi
Hipertrigliseridemi
•
Eğer tıkanıklık devam ederse transmural inflamas­
yon gelişir ve periton irritasyon bulguları gözlenir.
Akut kolesistitin komponenti olarak polimikro­
biyal enfeksiyon gözlenir. Olası patojenler arasın­
da gram negatif bakteriler (Esherichia cali %36 ve
Klebsiella %15) ve gram pozitif bakteriler (Entero­
coccus %6, Staphylococcus %3 ve streptococcus %2)
gelmektedir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Pankreatit geçiren hastalar tipik olarak bulantı,
kusma ve epigastrik ağrıdan şikayet etmektedir.
Bazı durumlarda ağrı sağ üst kadran, sol üst kadran
veya sırta yayılım gösterebilir.
Pankreatitin ağrısı ani başlar ve günlerce sürer.
Akut pankreatit durumunda vital bulgularda anor­
mallikler değişken şekilde olabilir ve hastalığın cid­
diyeti ile bağlantılıdır.
• Akut pankreatitli hastalarda fizik muayenede epi­
gastrik hassasiyet genellikle mevcuttur. Bağırsak
sesleri azalmış olabilir. Cullen veya Turner belirti­
leri genellikle ciddi olgularda gözlenir.
Sarılık akut pankreatitte gözlenen bir bulgu değil­
dir fakat gözlenirse akut bilier pankreatit lehine yo­
rumlanmalıdır.
Bilier kolik şikayeti ile başvuran hastalar genellikle
bulantı ve kusmanın eşlik ettiği sağ üst kadran ağ­
rısı ile başvurmaktadır. Ağrı sağ omuz ve sırta ve
nadiren de sol omuza yayılım göstermektedir. Ağrı
genellikle 5-6 saatten uzun sürmez.
Akut kolesistitli hastalar benzer ağrıdan şikayet et­
mekle birlikte semptomlar daha kalıcıdır. Bu hasta­
larda Murphy bulgusu gözlenebilir (sağ üst kadra­
nın palpasyonu ile solunumsal duraklama).
Kronik kolesistiti olan hastalar ise aynı şikayetleri
daha hafif olarak ve daha sıkça yaşarlar.
Koledokolitiazisli hastalar sıklıkla ortada sırtta ağrı
çekerler ve palpasyonla epigastrik hassasiyet göste­
rirler.
• Asendan kolanjitli olgularda sağ üst kadranda ağrı,
ateş ve sarılık gözlenir (Charcot Triadı), fakat her
üç semptom aynı anda hastaların yarısından azında
görülür.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Akut pankreatit, akut kolesistit, kolanjit ve kole­
dokolitiazisin ayırıcı tanısında alt lob pnömonisi,
psödokist rüptürü, peritonit, peptik ülser hastalığı,
yansıyan kardiyak ağrı, ince bağırsak obstrüksiyo­
nu, renal kolik, dissekan aort anevrizması, diyabe­
tik ketoasidoz ve gastroenterit düşünülmelidir.
BÖLÜM 44 • PANKREATİTVE KOLESİSTİT
•
•
•
Akut pankreatit tanısı, tanıyla uyumlu hikaye ve fi­
zik muayene bulguları ışığında konur.
Akut pankreatitin objektif tanısı için 3 bileşenden
ikisinin bulunması gerekmektedir: (1) özgün karın
ağrısının bulunması (2) amilaz/lipaz değerinin nor­
mal üst sınırın üç katından fazla olması (3)pankre­
atit ile uyumlu abdomen bilgisayarlı tomografi (BT)
veya ultrasonografi (US) bulgularının olması
Akut pankreatitin tanısında tercih edilen laboratu­
ar testi lipazdır. 600 IU/L olan eşik değerlerde öz­
günlük %95 ve hasasiyet %55 ile %100'dür. Lipaz
seviyesinin normal olması pankreatit tanısını dışla­
maz; bu durum özellikle kronik pankreatit hastala­
rı için geçerlidir.
Akut pankreatit tanısında amilaz lipaza göre daha
az geçerlidir. Amilaz vücutta pankreas ve tükürük
bezleri dahil birçok dokuda bulunur. Akut pank­
reatitte serum amilazın normal üst sınırın 3 katı
değerlere ulaşması durumunda özgünlük %95 ve
hassasiyet %61 'dir.
Karaciğer fonksiyonlarının bozuk olması bilier et­
kenleri akla getirir.
Tam kan-sayımı, kan biyokima analizi, serum laktat
dehidrogenaz (LDH) akut pankreatitin ciddiyetini
belirlemekte faydalıdır. Ciddi pankreatit prospektif
puanlama sistemleri ile tahmin edilmesi için akut
pankreatit APACHE II skoru veya Ranson ölçütleri
kullanılır (Tablo 44-3).
Tek başına kolesistit tanısını koyan veya dışlayan
tek bir laboratuar veya radiografık test yoktur.
Kolesistitin en hassas testi pozitifMurphy bulgusudur.
Lökositoz kolesistit için hassas veya özgün değildir.
Karaciğer fonksiyon testlerinde bozukluk olası, ana
safra kanalında taş, kolanjit veya Mirizzi Sendro­
munu düşündürür (ana safra kanalı ve ana hepatik
kanlının sistik kanal veya Hartmann poşuna otur-
muş taş(lar) tarafından kompresyonu ile obstrüksi­
yonu).
Pankreatit ve bilier hastalıklarn tanısında düz karın
grafilerinin faydası yoktur.
US safra taşlarının ve bilier sistemde olan genişle­
melerin tanınmasında yardımcı olur. Bilier pato­
lojilere tanı konmasında tercih edilen testtir. Akut
kolesistitin tanısında hassasiyeti %94 ve özgünlüğü
%78'dir. US'de sık karşılaşılan bulgular arasında
sonografik Murphy bulgusu (safra kesesi üzerin­
de ağrı), safra taşı, duvar kalınlığında artma (>35 mm) ve perikolesistik sıvı (Şekil 44-1).US aynı
zamanda ana safra kanalı hastalıklarının tanısında
faydalıdır. Ana safra kanalının normal kabul edilen
çapının üst sınırı 7mm'dir.
BT pankreasın görüntülenmesi, pankreas enfla­
masyonunun onaylanması, flegmon, apse veya
psödokist tanısı konması için tercih edilecek yön temdir. Hafif ödematöz pankreatitte normal olması
nedeniyle akut pankreatit tanısının dışlanması için
kullanılmaz (Şekil 44-2). BT puanlama sistemleri
kullanılarak pankreatitin şiddeti konusunda bilgi
sahibi olunabilir. Akut kolesistitin tanımlanmasın­
da BT'nin %95'e varan hassasiyeti ve %96'lık öz­
günlüğü vardır (Şekil 44-3).
Safra kesesi ile ilgili başlangıç testleri sonuç vermez
ise HIDA yapılabilir.
Acil serviste endoskopik retrograd kolanjiyopank­
reatikoduktografi (ERCP) nadiren kullanılır. Akut
pankreatit etiyolojisinde diğer testler başarısız ol­
duğunda kullanılabilecek bir yöntemdir. ERCP ko­
ledokolitiazis olgularında veya bilier pankreatitte
tedavide faydalıdır.
Magnetik rezonans görüntülemenin (MRG) pank­
reatitte kullanımı henüz net değildir. Duvar kalın­
lığı, perikolesistik sıvı ve komşu yağ deformasyo­
nunu belirlemek konusundaki yüksek hassasiyeti
nedeniyle MRI akut kolesistit tanısında faydalı ola­
bilir.
@J;);jijjfj@ Ranson Kriterleri*
BAŞVURU ANIN DA
Yaş >55y (>70y)
Lökosit sayısı >16.000/
mm3 (> 18.000/mm3)
Kan glukoz seviyesi
>200 miligram/dL
(>220 miligram/dl)
Serum laktat
dehidogenaz seviyesi
>350IU/L (>400IU/L)
Serum aspartat amino
trasferas seviyesi
>250 (aynı)
TAKİP EDEN 48. SAATTE
Hematokrit seviyesindeki
düşüş >%10 (aynı)
Tahmini sıvı sekestrasyonun
>6L (>4L)
Serum kalsiyum seviyesi <8,0
miligram/dl (Aynı)
Parsiyel oksijen basıncı <60
mm Hg (kullanılmaz)
İntravenöz sıvı hidrasyonu
sonrası artmış kan üre
nitrojen seviyesi >5
miligram/dL (>2 miligram/
dL)
Baz açığı >4 mmol/L (>6mmol)
•Akalküloz (alkolik) akut pankreatit kriterleri ilk sırada listelenmiştir,
safra taşı pankreatif için kriterlerse parantez içinde verilmiştir.
161
• ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
•
Akut pankreatitin tedavisindeki ana prensipler ara­
sında ağrı ve bulantının kontrolü yanında uygun
intravenöz hidrasyon ve bağırsakların dinlemeye
alınması gelmektedir.
• Akut pankreatitli hastaların hepsinde vital bulgula­
rın ve oksijen satürasyonun yakın takibi gereklidir.
İntravenöz hidrasyon idrar çıkışı 0,5 cc/kg/saat ola­
cak şekilde yapılmalıdır.
• Akut pankreatitli hastalarda laboratuvarda mini­
mal değişiklik var ise ve vital bulguları normal ise
şikayeti az olan ve sıvı gıdaları rahatlıkla alan has­
talar eve gönderilebilir.
162
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
ŞEKİL 44- 1. Ultrasonografı görüntüsünde perikolesistik
sıvının(beyaz ok), safra yolu duvar kalınlığının (beyaz atılar)
ve artmış kese transvers çapının (beyaz noktalar) eşlik ettiği
akut kolesistit olgusu görülmektedir. (Dr. Mustafa Seçil'in
izniyle).
Organ fonksiyon bozukluğu, solunum sıkıntısı ve
hipotansiyonun eşlik ettiği akut pankreatit girişken
şekilde tedavi edilmelidir.
Safra taşına bağlı pankreatit acil ERCP endikasyo­
nudur.
Eğer özellikle bir enfeksiyon kaynağı saptanmaz ise
akut pankreatitte antibiyotik kullanımına ihtiyaç
yoktur. Eğer eşlik eden enfeksiyon belirlenirse (en­
fekte flegmon, psödokist, sepsis) imipenen-cilastin
500 miligram İV veya 1 gram meropenem kullanıl-
ŞEKİL 44-2. Hafif ödematöz pankreatiti gösteren abdo­
men BT kesitinde pankreas bezindeki iltihabi duruma bağlı
olarak pankreas sınırlarında belirginleşme ve çevre yumuşak
dokuda distorsiyon gözlenmektedir (oklar).
ması uygundur. Alternatif tedavi olarak siproflok ­
sasin 400 miligram ve metronidazol 500 miligram
İV kullanılabilir.
Akut pankreatit ve ciddi sistemik komplikasyonla­
rın, şok veya yaygın pankreas nekrozunun olduğu
hastalarda yoğun bakım şartlarında takip gerekli­
dir.
ŞEKİL 44-3. Abdomen BT kesitinde akut kolesistit olgusunda büyümüş safra kesesi ve perikolesistik sıvı (beyaz oklar),
artmış duvar kalınlığı (beyaz artılar) ve artmış kese transvers (beyaz noktalar) çapı gözlenmektedir. (Dr. Mustafa Seçil'in
izniyle).
BÖLÜM 45 • AKUT APANDİSİT
•
•
Eğer tesadüfi olarak safra taşları saptanıyorsa her­
hangi bir işleme gerek yoktur. Hastalar bilier kolik
ve kolesistit gibi şartlar konusunda uyarılmalıdır.
Bilier kolik olan hatalar poliklinik şartlarında genel
cerraha danışılmalıdır.
Akut kolesistit atağı geçiren hastalar cerrahi kon­
sültasyonu sonrası kolesistektomi veya kolesistos­
tomi için yatırılmalıdır.
Akut kolesistit tanısı kesinleştikten sonra antibiyo­
tikler başlanmalıdır. İlk denenecek tedavi protokol­
leri arasında seftriakson veya sefotaksim 1 gram
ve bununla kombine olarak metronidazol 500
miligram İV gelmektedir. Allerjisi olan olgularda
kinolon grubundan bir antibiyotik metronidazol
ile intravenöz olarak kombine edilebilir. Ciddi has­
talığı olan olgularda daha geniş spektrumu olan
pipersillin/tazobaktam 3,75 gram İV kullanılması
gerekmektedir.
Asendan kolanjiti olan hastalara acil olarak sıvı re­
süsitasyonu, geniş spektrumlu antibiyotikler ve saf­
ra yollarının cerrahi veya endoskopik drenajı için
cerrahi konsültasyonu yapılmalıdır.
Koledokolitiazis ve safra taşı pankreatiti olan olgu­
lara acil ERCP ile taş ekstraksiyonu gerekmektedir.
AKUT APANDİSİT
45 Charles
E. Stewart
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin
• EPİDEMİYOLOJİ
•
Akut apandisit sık karşılaşılan bir durumdur.
Daha önce apendektomi geçirmemiş ve karın
ağrısı olan bireylerde akut apandsit her zaman
akılda tutulmalıdır. Akut apandisitin hayat boyu
insidansı %7-9'dur ve bu nedenle akut apandisit
en sık karşılaşılan abdominal acillerdendir. Akut
apandisitin ekeklerde ömür boyu görülme sıklığı
kadınlara göre biraz daha fazladır (sırasıyla %8,6
ve %6,7).
Görüntüleme teknikleri sayesinde akut apandi­
sitin ameliyat öncesi tanısı daha net olarak kon­
makta olmasına karşın yine de acil serviste çalışan
doktorlara yönelik açılan davaların önemli sebep­
leri arsında atlanmış akut apandisit tanıları yer al­
maktadır.
J 63
• PATOFİZYOLOJİ
•
•
Akut apandisit apendiks lümeninin tıkanması so­
nucu oluşur. Artmış lümen içi basınç vasküler des­
teğin azalmasına, bakteri invazyonuna, inflamatu­
var yanıta ve doku nekrozuna neden olarak olası
perforasyon ve periton kontaminasyonu ile sonuç­
lanır.
Klasik olarak apandisitte periumblikal başlayan ağ­
rının sağ alt kadrana yayıldığı gözlenir. Fakat buna
karşılık çok sayıda atipik başlangıç görülebilir; bu
durum genellikle appendiksin anatomik yerleşi­
mindeki ( örn. retroçekal, retroileal) değişkenlikle­
re bağlıdır.
• KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Akut apandisitte görülen en güvenilir belirti karın
ağrısıdır.
Sağ alt kadran ağrısı akut apandisit tansısı için %81
hassas ve %53 özgündür. Peirumblikal başlayan ve
sağ alt kadrana yayılan ise akut apandisitin tanısın­
da ağrı %64 hassasiyet ve %82 özgünlüğe sahiptir.
Künt özellikte karın ağrısının başlangısından itiba­
ren klasik belriti triadı iştahsızlık, bulantı ve kus­
madır. Akut apandisitli hastalrın %60'ı bu belirti­
lerin bir kombinasyonuna sahiptir; fakat bunların
hiçbiri akut apandisit için hassas veya özgün değil­
dir.
Akut apandisitte görülebilen klinik muayene bul­
guları arasında McBurney bulgusu, Rovsing işareti,
Pso2s işareti, Obturator işareti ve rektal muayene
ile hassasiyet gelmektedir. Çocuklarda akut apan­
disit tanısında en güvenilir fizik muayene bulgusu
rebound hassasiyetidir.
• Ateş akut apandisitte geç görülen bir bulgudur ve
perforasyon veya diğer komplikasyonlar olmadık­
ça nadiren 39° C'in (102,2° F) üzerine çıkar. Tahmin
edilebeileceği üzere ateş akut aandisit tanısında
güvenilir olmayan bir bulgudur. 99,0°F'in üzerinde
vücut ısısı varlığı %47 hassas (%95 CI=%36-%57)
ve %64 özgündür (%95 CI=%57-%71).
TANI VE AYIRICI TANI
Akut apandisitin tanısı esasen klinik olarak ko­
nur. Apandisitin ihtimalini arttıran etkenler aza­
lan önem sırası ile: sağ alt kadran ağrısı, rebound
hassasiyet, kusma öncesi ağrı, psoas işatetinin göz­
lenmesi, ateş, defans. Bu etkenlerden hiçbiri akut
apandisite özgün değildir.
Akut apandisitin ayırıcı tanıları arasında olan ve
sağ alt kadran gastrointestinal sistem şikayetlerine
yol açan klinik durumlar arasında volvulus, kolit,
ileit, intraabdominal apse, invajinasyon, inkarsere
herniler, bağırsak rotasyon anomalileri, mezenter
164
KISIM 7, SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
lenfadenitleri gelmektedir. Kadınlarda akut apan­
disiti taklit eden genitoüriner şikayetler arasında
over torsiyonu, ektopik veya heterotopik gebelik,
over ven trombozu ve tubo-ovaryan apse veya sal­
penjit gelmektedir. erkeklerde ise testiküler ağrı sağ
alt kadrana yansıya bilir. Renal kolik ve piyelonefrit
her iki cinstede sağ alt kadrana yansıyabilir. Abdo­
minal duvar ve rektus kılıf hematomlarının yanı
sıra psoas apseleri apandisiti taklit edebilir. Yine
ağrı sağdaysa daha önce apandektomi geçirme­
miş tüm hastalarada sağ alt kadran ağrısında akut
apandisit düşünülmelidir.
A
Eğer tanı kesin değil ise tam kan sayımı, idrar tetkii,
gebelik testi ve radyolojik görüntüleme gibi ek tet­
kikler istenmelidir.
Lökosit yüksekliği hassas olmasına karşın apandisit
için çok düşük özgünlüğe sahiptir.
İdrar tetkiki ürolitiazis ve üriner sistem enfeksi­
yonlarını ekarte etmek için gerekli olmakla birlikte
inflame apandiksin üreter üzerinde bulunduğu du­
rumlarda piyüri ve hemati.iri gözlenebileceği akıl­
da bulundurulmalıdır. Uterusu olup doğurganlık
çağında olan tüm genç kadınlarda hamilelik testi
uygulanmalıdır.
B
c
ŞEKİL 45- l. Akut apandisitin ultrasonografık olarak gösterilemsi. Komprese olmayan inflame apandiks (kırmızı daireler)
kesitsel olarak gösterilmiş. (A; 7,SMHz) ve de uzunlaması kesitleri gösterilmektedir (B; 7,SMHz). Akut apanditin erken
dönemlerde inflamasyon ve ödeme bağlı apandiks katmanlarının laminasyonu gözlenir. C. Apandikolit (ok) ve akustik göl­
gelenmesi gözlenmekte (SMHz). (Mao OJ, Blaivas M: Emergency Ultrasound, 2. Baskı. The McGraw-Hill 2008. Tüm hakkı
saklıdır. Bölüm 9: Genel Cerrahi Uygulamaları. Şekil 9-23, Kısımlar A-C. İzniyle basılmıştır.)
BÖLÜM 45 • AKUT APANDİSİT
Düz karın grafilerinde özellikli bulgular saptan­
maz. Düz karın grafisinde gözlenen apendikste
özgün bulgular arasında apandiks fekalitler, apen­
dikste gaz, bölgesel paralitik ileus, sağ psoas gölge­
sinin silinmesi ve serbest hava gözlenmektedir.
Ultrasonogrfai yapana bağımlıdır fakat rutin uy­
gulanan merkezlerde tanıda belirgin bir üstünlüğe
sahiptir. Ultrasonografi perofre apandisit, anormal
yerleşimli apandisit (örn. retroçekal) ve obez has­
talarda tanını konmasında kısıtlılıkları mevcuttur.
Kadınlarda ve çocuklarda radyasyon maruzşyetini
düşürmek amacıyla ultrasonografi ilk tercih edile­
cek yöntem olmalıdır (Bknz. Şekil 45-1 ).
Bilgisayarlı tomografi (BT) hassastır (%98) ve son
derece özgündür (%95). Odaklanmış apandiks
BT'si veya gleneksel odaklanmamış karın BT'si ve
de kontrast madde kullanımı halen tartışmalı ko­
nulardır. BT'de apandisiti düşündüren bulgular
arasında periçekal inflamasyon, apse, periapendiks
flegmon veya sıvı birikimleri gelmektedir. Günü­
müzde BT'in artan kullanımı ile hastaların rdyaso­
na maruz kalması nedeniyle endişeler ortaya çık­
maktadır (Bknz. Şekil 45-2).
Magnetik rezonans görüntüle (MRG) gebe hasta­
larda apandisit tanısının konmasında radyasyon
maruzitei olmaması nedeniyle kullanılışlıdır. MRG
iyonize radyasyonu kullanmaması nedeniyle ge­
belikte güvenli kabul edilmesine karşı maliyetinin
yüksek olması, zaman alması ve her merkezde bu­
lınmaması dezavantajlarıdır. Bu durum diğer has­
talarda kullanımını sınırlamaktadır.
Gereksiz cerrahileri engellemek ve tanı kesin ol­
madan hastanın erken eve gönderilmesinin önüne
geçmek için hastalar takibe alınabilir ve tekrarlayan
karın muayeneler ile değerlendirlebilir.
ŞEKİL 45-2. Kontrastlı BT grafileride akut apandisit dilate
ve inflame apendiks olarak gözlenmekte (kırmızı halka).
J 65
Apandisite bağlı genel mortalite %l'in altındadır,
fakat perfore olduğu durumlarda %3'e çıkar ve yaş­
lılarda %15'e ulaşır. Çok genç ve çok yaşlı hastalarda
tanıs1 oldukça zor olur bu popülasyonda geç tanı
alarak perfore apandisit insidansı artar ve mortali­
teyi arttırır.
• Apandisit gebelerde ekstrauterin acillerin en sık
nedenidir ve gebe olmayan popülasyonla aynı insi­
dansa sahiptir. Eğer perofrasyon olursa fetal morta­
lite riski çok yüksektir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Amerika Birleşik Devletlerinde apandiksin acil
olarak çıkarılması en uygun tedavi yöntemi olarak
kabul edilmektedir.
Cerrahi öncesi hastaların oral alımı durudurlmalı,
intravenöz kateter takılarak analjezi ve antibiyotik
tedavisi başlanmalıdır.
• Gereken durumlada; fentanil (0,02-0,02 mg/kg)
gibi kısa etkili narkotik analjezikler zamnala veya
nalokson ile etkilerinin geri çevrilebilmesi nede­
niyle tercih edilir.
Antibiyotikler anaeroblar, enterokoklar ve gram
negatif intestinal floraya etki edecek spektumda se­
çilmelidir. Ameliyat öncesi dönemde verilen anti­
biyotikler ameliyat sonrası yara yeri enfeksiyonunu
ve perofre olan olgularda intrabdominal apse insi­
dansını azaltır. Anaerob, enterokok ve gram negatif
intestinal floraya etkili çeşitli antibioterapi proto­
kolleri arasında pierasilin/tazobaktam 3,375g İV
veya ampisilin/sulbaktam 3 g İV gelmektedir.
• Takip süresinin sonucunda kesin tanı konmayan
olgulara kesin tanı koymak yerine spesifik olmayan
karın ağrısı tanısı konmalıdır.
Bu hastalarda aksi bir kontraendikasyon yok ise
eve gönderilerek aile hekiminn takibine girmesi
önerilmeli ve durumu kötüleşirse, artan ağrı var­
lığında, ateş ve bulantı olduğu durumlarda tekrar
başvurması önerilir. Hekim hastanın sorumlu ya­
kını veya ebeveyni ile konuşarak hastanın tekrar
değerlendirlmesinin önemi anlatılarak yapılan
laboratuvar tetkiklerinin yanıltıcı olabildiği anla­
tılmalıdır.
166
46
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
DİVERTİKÜLİT
James C. O'Neill
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin
Divertikülit çok sık karşılaşılan ve kolon duvarından
olan ufak herniasyonlar veya divertiküllerin iflamas­
yonu sonucu oluşan gastrointestinal bir sorundur.
EPİDEMİYOLOJİ
• Divertikülozu olan hastaların %10-%25'inde klinik
olarak divertikülit gelişir. Popülasyonun üçte viri
elli yaşına kadar ve üçte ikisi ise 85 yaşına kadar bu
hasalıktan muzdarip olurlar.
PATOFİZYOLOJİ
•
Klinik olarak divertikülit kolon içi basıncın yük­
selmesi sonucu divertikülerin erode olarak mikro­
perforasyonlar gelişmesi sonucu oluşan perikolik
inflamasyondur.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
•
•
•
•
•
En sık belirti sol lat kadranda devamlı ve künt öze­
likte olan ağrıdır.Diğer belirtiler arasında tenesmus
ve diyare-konstipasyon gibi bağırsak alışkanlıkla­
rında olan değişimlerdir.
Etkilenen divertikül üriner kanalı irite edrek sık
idarara gitme, dizüri veya piyüriye neden olur.
İntraabdominal organların iritasyonu ve peritonite
sekonder olarak gelişen paralitik ileus karında şiş­
lik, bulantı ve kusmaya neden olabilir. İnce bağır­
sak obstrüksiyonu ve perofrasyonu gözlenbilir.
Sağ alt kadranda ağrıyla apandisiti taklit ede du­
rumlar asendnkolonun divertiküler hastalığında ve
uzun sağ tarfa uzanan sigmoid kolon divertikülitle­
rinde gözlenebilir.
Fzik muayende nadiren vücut ısısı yükselmiş bu­
lunabilir fakat jeneralize peritonit ve apse gelişmiş
olgularda daha yüksek vücut ısıları gözlenebilir.
Karın bölgesinin fizik muayenesinde hafif derecede
hassasiyetten ciddi karın ağrısına varan bulgular,
obstrüksiyon ve peritonit gözlenebilir. Etkilenen
kolon bölgesinde dolgunluk veya kitl palpe edilebi­
lir.
Gaytada gizli kan gözlenebilir.
TANI VE AYIRICI TANI
Divertikülit hikaye ve fizik muayene ile konabilir.
Hastanın konzervatif tedaviye yanıt vermediği du­
rumlar hariç daha önce benzer şikayeti olan stabil
hastalarda ek tetkiğe ihtiyaç yoktur.
•
Hastada benzer bir öykü yok ise veya mevcut şika­
yetler farklılık gösteriyorsa mutlaka görüntüleme
tetkiklerine başvurarak hastada başka patolojilerin
varlığı araştırılmalı ve olası komplikasyonlar değer­
lendirilmelidir. BT hastalığn şiddetini gösterme­
si ve komplikasyonları belirleyebilmesi nedenine
tercih edilen yöntemdir. İV ve oral konrast madde
ile yapılan adomen BT'nin %97 hassasiye ve %100
özgünlüklüğü bildirilmiştir.
• Tam kan sayımı, idrar tahlili ve karaciğer fonksi­
yon testleri gibi diğer laboratuvar bulgular tanısal
olmamakla birlikte diğer patolojileri ekarte etmek­
te faydalı olabilir.
• Karın grafıleri normal olabilir veya beraberinde
görülen ileus, pariyel ince bağırsak obstrüksiyo­
nu, kolon obstrüksiyonu, bağırsak perforasyonunu
gösteren serbest hava veya snırlanmış apseyi dü­
şündren ekstralüminal hava birikimlerini göstere­
bilir.
• Ayırıcı tanıda akut apandisit, kolit (iskemik veya
enfeksiyöz), inflamatuvar bağırsak hastalığı ( Crohn
hastalığı veya ülseatif klit), kolon kanseri, iritabl
arak hastalığı, psödomembranöz enterokolit, epip­
loik appendijit, safra kesesi hastalıkları, inkarsre
hemi, mezenter iskemi, komplike ülser hastalığı,
peritonit, obstrüksiyon, over torsiyonu, ektopik
gebelik, over kist veya kitlesi, pelvik inflamatuvar
hastalık, sarkoidoz, kolajen vasküler hastalık, sistit,
böbrek taşı, böbrek hastalıkları ve pankreas hasa­
lıkları düşünülmelidir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
• Acil servis bakımı sıvı elektrolit desteği, ağrı ve
bulantı kontrolü ile başlar. Genel durumu düşkün
olan, kontrol edilemeyen ağrısı bulunan, kusma,
periton iritasyon bulguları olan hastalar, sistemik
enfeksiyon belirtileri olan hastalar, yandaş hastalığı
veya immünsüpresyonu olan hastalrve komplike
divertiküitli (örn. flegmon, PS, obstrüksiyon, fistül,
perforasyon)olgular yatırılmalı ve cerrahi konsül­
tasyon istenmelidir.
• Hasta tamamıyla bağırsak istirahatine alınmalıdır.
Morfin O,1 mg/kg intravenöz gibi opioidler ağrı
için gerekebilir. İntestinal obstrüksiyon veya adina­
mik ileus olan olgularda nazogastrik sonda ihtiyacı
olabilir.
• Yatış gerektiren hastalarda İV antibiyotik verilmesi
gerekmektedir. Seçenekler arasında metronidazol
500 mg İV ve beraberinde ya siprofloksasin 400
miligram İV veya levofloksasin 750 mg İV kullanı­
labilir. Alternatif olarak tek ajanlı tedaviler arasında
ampisilin-sulbaktam 3 gr İV, pipersilin-tazobak-
BÖLÜM 46 • DİVERTİKÜLİT
tam 3,35 gr İV, ertapenem lgr İV, tikarsilin-kla­
vulonik asit 3, 1 gr İV veya moksifloksasin 400 mg
İV gelmektedir. Şiddetli olgularda imipenem 500
mg İV, meropenem 1 gr İV veya doripenem 500
mg İV gibi genişletilmiş spektrumlu atibiyotiklerin
kullanılmasına gerek vadır.
İmmün sistemi sağlam olan, hafif belirtileri olun
ağrı kontrolü ağızdan alınan ilaçlarla yapılabilen
olgular ayaktan takibe alınarak 7-14 gün boyunca
oral antibiyoterapi ve sıvı diyet verilmelidir. Berrak
sıvı diyeti tolere ttikce ilerletilmeli ve sık aralıklarla
kontrol edilmelidir (2-3 gün aralarla). Eğer karın
ağrısı artarsa veya ateş gözlenirse veya oral alımı
tolere edemez ise hasta doktoru ile bağlantıya geç­
meli ve acil servise başvurmalıdır.
Oral antibiyotik tedavi protokolleri arasında met­
ronidazol 500 mg sekiz saatte bir ve siprofloksasin
500 mg 12 saatte bir veya klindamisin 300 mg 6
saatte bir veya trimetoprim sulfametoksazol 12
saatte bir; gelmektedir. Monoterapi tedavi proto­
kolleri arasında amoksisilin-klavulanik asit 875
mg 12 saate bir ve mifloksasin 400 mg günde bir
defa gelmektedir.
OBSTRÜKSİYON
47 İNTESTİNAL
VE VOLVULUS
MarkHess
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin
EPİDEMİYOLOJİ
İnce bağırsak obstrüksiyonu (İBO) kolon obstrük­
siyonuna (KBO) kıyasla daha sık gözlenir.
İntestinal obstrüksiyon mekanik nedenlere veya
işlevsel nedenlere (adinamik veya paralitik ileus)
bağlı olabilir ve ileus bunlar içinde en sık gözlene­
nidir. Mekanik obstrüksiyonlar intrinsik veya eks­
trinsik nedenlere bağlı olabilir.
Geçirilmiş cerrahiye bağlı adhezyonlar İBO'nları­
nın en sık sebebidir. İnkarsere herniler ise en sık
ikinci nedeni oluştumaktadır. İntestinal obstrüksi­
yonun diğer nedenleri Tablo 47-l'de sıralanmıştır.
KBO'ları sıklıkla neoplazmlara bağlı olur. Fekal
'impaction' genellikle yaşlı ve yatağa bağımlı hasta­
larda gözlenir. Sigmoid volvulus genellikle antiko­
linerjk ilaç alan yaşlılarda gözlenir. Çekal valvulus
ise daha çok gebe hastalarda gözlenir.
TABLO 47-1
167
İntestinal Obstrüksiyonun Sık
Gözlenen Nedenleri
DUODENUM
İNCE BAGIRSAK
KOLON
Stenoz
Yabancı cisim
(bezoarlar)
Darlık
Superior
mezenter
arter
sendromu
Adhezyonlar
Herni
İnvajinasyon
Lenoma
Darlık
Karsinom
Fekal 'İmpaction'
Ülseratif Kolit
Volvulus
Divertikillit (darllık,
apse)
Psödoobstrüksiyon
Komplikasyon ve mortalite riski 60 yaş üzerindeki
bireylerde artar. Düzeltici cerrahi 24 saat üzerinde
ertelendiği zaman mortalite dramatik olarak artar.
İleus hasar, enfeksiyon, ilaçlar veya elektrolit den­
gesizliğine bağlı olabilir.
• PATOFİZYOLOJİ
Blokaj luminal içeriğin ilerlemesini engeller ve
gastrik, bilier ve pankreatik sekresyonun birikimi­
ne bağlı dilatasyon gözlenir.
• Distansiyon ile birlikte intra luminal basınç artar
ve bağırsak duvarının kan akımı bozulur. Basınç
intrakapiller basıncı arttırdığı durumlarda absorb­
siyon durur, sıvı kaçağı oluşabilir (üçünü boşluğa
kayıp). Mikrovasküler alanda olan bu değişiklikler
brsak florasının dolaşıma katılmasına neden olur
ve bakteremi ve sepsise neden olabilir. Olay devam
etiği taktirde nekroz ve perforasyon gözlenebilir.
• Obstrüksiyonla beraber oral sıvı alımı durur ve
kusma gözlenir. Bu sıvı kaybı yukarıda belirtilen
üçüncü boşluğa olan kayıplarla birleşir ve hipovo­
lemiye ve şoka neden olur.
Kapalı ans obstrüksiyonları (ileoçekal valvin kapalı
olduğu KBO'larında) progresyon daha hızlı gözle­
nir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
Klasik hikayede bulantı, karında distansiyon ve
ağrı ike birlikte özgeçmişte var olan karın cerrahisi
veya hemi vardır.
Karın ağrısı kramp tarzıdır ve aralıklı bir karak­
tere sahiptir. İBO ana olarak periumblikal ağrıya
neden olmakla birlikte; hipogastrik ağrı sıklıkla
KBO'larında gözlenir.
Kusma genellike erken evrelerde safralıdır ve geç
dönem İBO'larında ve KBO'larında fekaloid özel­
liklere sahip olur.
Hastalığın erken evrelerinde bağırsak sesleri art­
mıştır; fakat zamanla bu durum kaybolur.
Hastada cerrahi skarlar, hemi veya kitleler gözlene­
bilir.
168
•
•
•
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
Peritoneal bulgular perofrasyou düşündürür.
Şok ve/veya hipovoleminin klinik bulguları bulu­
nabilir (taşikardi, hipotansiyon).
Rektal muayene fekal 'impaction: gaytada gizli kan
veya kanser saptanabilir. Gayta çıkşı obstrüksiyonu
ekarte etmez.
Kadınlarda pelvik muayenede jinekolojik maligni­
teler palpe edlebilir.
TANI VE AYIRICI TANI
•
•
•
•
•
•
•
Düz karın grafileri İBO ve KBO'larını ayırt et­
mekte faydalıdır. Plicae circulares ince bağırsak
duvarında bulunan lineer dansitelerdir. Haustra­
lar kalın bağırsak tümenine tamamıyla uzanma­
yan yapılardır.
Ayakta direkt karın grafılerinde dialte bağırsak
ansları ve basamak tarzı görülen hava sıvı seviyeleri
tanısaldır. Ayakta veya yataak çekilen filmlerde ay­
rıca perforasyonu düşündüren serbest havanın ve
pnömoni veya plevra! effüzyon bulgularının araştı­
rılması gereklidir.
Kontrastlı abdomen BT parsiyel veya tam bağırsak
obstrüksiyonunu ayırt etmek için kullanışlıdır. Ay­
rıca bağırsak obstrüksiyonu ve ileus ayırıcı tanısını
da yaparak bağırsak obstrüksiyonunun seviyesi ve
nedeni konusunda bilgi verebilir.
Laboratuvar testleri arasında tam kan sayımı
(CBC), kan üre azotu (BUN), serum elektrolitleri
ve idrar tetkikleri gelmektedir. Karaciğer fonskiyon
tesleri, çapraz uyum çalışmaları ve koagülasyon ça­
lışmaları da gereken durumlarda yapılmalıdır.
Lökositoz ve sola kayma peritonit, bağırsak nekro­
zu ve apseyi düşündürür. Serum laktat düzeyinin
ölçümü mezenterik vasküler oklüzyon veya şiddetli
dehidratasyon tanısında kullanışlı olabilir.
Dehidrtasyon ve şokun gelişmesi ile idrar dansitesi
artar ve metabolik asitoz gelişir bunu yanında he­
mokonsantrasyon gözlenir.
Sigmodoskopi veya baryumlu enema ile yapılan
kolon grafisi KBO'unun seviyesinin belirlenmesin­
de faydalı olabilir.
Psödo-obstrüksiyon (Oglivie Sendromu) kolonda
daha aşağı seviyelerde gözlenir.İntestinal motilite
(çoğunlukla trisikli antidepresanlara bağlı) azal­
mıştır ve bunun sonucunda geniş gaz birikimleri
gözlenir. Hava sıvı seviyeleri direkt grafılerde na­
diren gözlenir. Psödo-obstrüksiyon kolonoskopi ile
tedavi edilir.
• ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
•
Mekanik bağırsak obstrüksiyonu ile hızlı şekile ge­
nel cerrahi konsültasyonu yapılmalıdır.
•
Özellikle kusma ve distansiyonun olduğu durum­
larda nazogastrik sonda ile bağırsağın dekempres­
yonu sağlanabilir.
• Sıvı resüsitasonuna kristaloid infüzyonu ile baş­
lanmalıdır. Vital bulguların ve idrar çıkışının sıkı
monitorizasyonu ile sıvı resüsitasyonuna olan yanıt
değrlendirilebilir.
Peforasyondan şüphelenildiği veya cerrahi planlan­
dığı durumlarda antibiyotik tedavisi (piperasilin­
tazobaktam 3,375 gr İV ve ampisilin-sulbaktam 3
gr İV) uygulanmalıdır.
• Adinamik ileusta nazogastrik tüp, sıvı tedavisi ve
gözlem gibi konzervatif tedavi yöntemleri genellik­
le etkilidir.
VE ERİŞKİNLERDE
48 ÇOCUK
FITIK
���
Dave W Lu
���������
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin
Herni tanım olarak herhangi bir iç organın normalde
bulunduğu boşluktan dışa protrüzyonudur.
EPİDEMİYOLOJİ
•
Hayatı boyunca toplumun yaklaşık %10'unda fıtık
gelişir.
Fıtıklar yerleşim, içerik ve bu içeriğin durumuna
(redükte, inkasere ve strangüle) göre sınıflanırlar.
En sık gözlenen fıtıklar inguinal, ventral ve femo­
raldir (Şekil 48- 1 ).
• Fıtıkların %75'i inguinal hernilerdir ve inguinal
fıtıkların üçte ikisi indirekt fıtıklardır. Erkeklerde
daha sık gözlenmesine rağmen kadınlarda da en sık
karşılaşılan fıtık inguinal fıtıktır. Ventral hernilerin
insidansında cinsiyete özgün değişiklik gözlenmez.
Femoral fıtıklar ise kadınlarda daha sık görülme
eğilimindedir.
Fıtık gelişimine eğilimi arttıran etkenler; aile hika­
yesi, gelişim anomalisi, inmemiş testis, genitoüri­
ner anomaliler, intraabdominal basıncı artıran ne­
denler (örn. assit veya gebelik) ve cerrahi insizyon
alanlarıdır.
PATOFİZYOLOJİ
•
Fıtıklar; ekstraperitoneal alanın karın duvarını pe­
netre ettiği doğuştan zayıf alanlarda, çok katman!
fasyal korumanın olmadığı bölgelerde ve yara böl­
gelerinde (cerrahi veya travmatik).
BÖLÜM 48 • ÇOCUK VE ERiŞKiNLERDE FITIK
..
İndirekt inguinal fıtık -----'--'---Femoral fıtık
�
f)
u-:·------'---'-----
169
___;____;__ _
_
İnguinal ligaman
Direkt inguinal hemi
ŞEKİL 48-1. Kasık fıtıkları.
Özgün fıtık tipleri arasında (1) direkt inguinal fı­
tıklar; Hasselbach üçgeninde transvers fasyanın
zayıf olduğu bölgelerden olan protrüzyonlardır; (2)
İndirekt fıtıklar; inguinal kanalda iç halkadan geçe­
rek inguinal kanalı dış halkaya kadar kat ederler ve
dış halka hizasında kasık bölgesinde şişlikle ortaya
çıkarlar; (3) İnsizyonel fıtıklar duvarda aşırı gergin­
lik ve yara iyileşmesi problemi ile ortaya çıkarlar
ve yara yeri enfeksiyonuyla yakın ilişkilidirler; (4)
Umblikal fıtıklar genellikle çocuklarda görülmekle
birlikte erişkinlerde de görülebilen ve artmış karın
içi basıncıyla ilişkili fıtıklardır; (5) Femoral fıtıklar
femoral kanalı geçerek inguinal kanalın altından
olan fıtıklardır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Çoğu fıtık rutin fizik muayenede tespit edilir.
Fıtık içerği hafif müdahele ile yerine geri döndürü­
lebiliyorsa bu fıtıklar redükte fıtıklardır.
•
Eğer fıtık redükte olamıyorsa inkarsere fıtık olarak
değerlendirilir. Strangülasyon inkarsere içeriğin
vasküler beslenmesinin bozulması ile olur ve acil
cerrahi gerektiren bir durumdur.
• Eğer düzeltilemez ise strangülasyon sonucu nek­
roz, perforasyon, peritonit ve septik şok gözlenir.
• Protrüzyon gösteren şişlik dışındaki belritiler ağrı,
bulantı ve kusmadır. Çocuklarda huzursuzluk ve
beslenmenin bozulması gelmektedir.
TANI VE AYIRICI TANI
•
•
Tanı ana olarak fizik muayene ile konur.
Tanı koymada güzenilir bir laboratuvar testi yoktur
fakat lökositoz ve asidoz iskemik bağırsak varlığını
düşündürebilir.
• Ayakta direk karın grafisi ile seri takipte hava sıvı
seviyeleri ve perforasyondan şüphelenilen olgular­
da serbest hava varlığını ortaya koyabilir.
170
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
sak obstrüksiyonu belirtileri anlatılmalı ve fıtığın
hemen redükte olamadığı duumlarda hemen acil
servise başvurması anlatılmalıdır.
İnguinal fıtığı olan bebeklerde inkarserasyon riski
yüksek olduğu için 24-72 saatte cerrahi onarımın
gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Buna karşılık
umblikal hemi çocuklarda çok sık karşılaşıldığı
için inkarserasyon veya obstrüksiyon olmadıkça
hemen tedavi önerilmez. Bu hastalar aile heki­
mine uzun dönem takip için gönderilmelidir. 4
yaşından büyük veya fıtık defekti 2 cm'den büyük
olan umblikal fıtıklı çocuklar cerraiye danışılma­
lıdır.
ŞEKİL 48-2. Ultrasonografık olarak fıtığın saptanması.
Femoral bölgedederinde inkarsere obturatuar fıtık gözlen­
mekte. Pektineus kasının posteriorunda ve femoral arter (A)
ve venin (V) yerleşmiş durumda (oklar). Tintinelli 7. Baskı
(Mao OJ, Blaivas M: Emergency Ultrasound, 2. Baskı. The
McGraw-Hill 2008. Tüm hakkı saklıdır. Bölüm 9: Genel Cer­
rahi Uygulamaları; Sık görülen anomaliler, İnkarsere Hemi .
Şekil 9-16, Kısım D. İzniyle basılmıştır.)
ANOREKTAL HASTALIKLAR
49 Chad
E. Branecki
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin
Fıtıkların ultrasonografi ile tespiti yapana ve vücut
yapısına bağlıdır fakat pediatrik hastalarda ve gebe­
lerde radyasyon maruziyeti engellenmek istendiği
için faydalı olabilir (Şekil 48-2).
Bilgisayarlı tomografi fıtığın değerlendirlmesi için
en iyi testtir.
Kasıkta şişliğin ayırıcı tanıları arasında; direkt veya
indirekt fıtık, testiküler torsiyon, tümör, inguinal
apse, hidrosel, varikosel ve hidradenitis süpürati­
va gelmektedir. Çocuklarda retrakte veya inmemiş
testis inguinal fıtık ile karışabilir.
• HEMOROİD
EPİDEMİYOLOJİ
Hemorid konstipasyonla, defekasyon sırasında
ıkınma, sık diyare, ileri yaş ve gebelik ile ilişkili bir
hastalıktır. Kronik karaciğer hastalığı, portal hiper­
tansiyon, obezite ve rektum veya kolon kanseri he­
moroid gelişimine neden olabilir.
PATOFİZYOLOJİ
İnternal hemoroidler denatat hattın proksimalinde
olan ve portal venöz sisteme drene olurlar.
Eksternal hemoroidler dentat hattın distalinde bul­
nana venöz yapılardır ve bu nedenle duyusal iner­
vasyonu vardır ve eksternal inspeksiyon sırasında
gözlenir.
• ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURC ULUK
Yakın zamanda inkarsere olmuş fıtık içeri itilmeye
çalışılmalıdır. Fakat inkarserasyon zamanı konu­
sunda belirsizlik var ise nekroze olmuş bağırsağı
karına geri itmemek açısından redüksiyon denen­
memelidir. Bu gibi durumlarda hemen genel cerra­
hi konsültasyonu istenmelidir.
Acil cerrahi redükte edilemeyen inkasere fıtık veya
strangüle fıtık için tercih edilen cerrahi yöntemdir.
Hastaların oral alımı kesilmeli, sıvı resüsitasyonu
sağlanmalı ve uygun analjezi yapılmalıdır. Sefoksi­
tin 2 gr İV veya piperasilin/tazobaktam 3,375 gr İV
gibi geniş spektrumlu antibiyotikler perforasyon
veya strangülasyon durumlarında gerekmektedir.
Redükte olabilen inguinal fıtığı olan erişkinler cer­
rahi polikliniğine yönlendirilerek cerrahi onarım
açısından değerlendirilmeleri sağlanmalıdır. Bağır-
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
İnternal hemoroidler anoskopik muayene ile direkt
olarak gözlenebilirer ve genellikle saat 2, 5, 9 hiza­
sında gözlenebilirler.
Eksternal hemoroidler defekasyon sırasında ciddi
ağrı, rahatsızlık ve kanmaya neden olur.
Eksternal hemoroidlerin trombozu rektumdan
mavi-mor kitlenin protrüzyonu şeklinde gözlenir
ve palpasyonla son derece ağrılıdır.
Büyük hemoroidler prolabe olabilirler ve hekim
BÖLÜM 49 • ANOREKTAL HASTALIKLAR
Submukoza
Sirküler kas tabakası
__:
Houston �------'
valvleri
'----;;t,
<Ô
Longitudinal kas
tabakası
Serosa/periton
İnernal
171
ı!?
>O>
Pelvirektal
mesafe
Puborektal
�\:fi
Anal kriptler
Morgagni
kolonları ---- ---...:::
Dentat hattı
longitudinal kas lifleri
(intersfinkterik plan)
Derin
_ _
�
.,,,�
Eeksternal hemoroid-----�
venler
Yüzeyel
Sublütan
,....--tc
Anal
papilla
Anal
bezler
J
(C
Q)
c.:
� Q)
Q) -.Y.
U) ·.Y.
c
UJ 1ii
ŞEKİL 49-1. Anorektumun koronal kesiti.
veya hasta tarafından redüksiyonu gerekebilir. He­
moroidle inkarsere olarak mukus drenajınai pru­
ritus aniye, ağrır kanamaya, idrar retansiyonuna,
gangrene ve hatta sepsise sebep olabilirler. Cerrahi
müdahele gerekebilir.
TANI VE AYIRICI TANI
Rektal ağrının ve kanamanın diğer sebepleri olan
malignite, apse, kriptit, ana) fissür, travma, yabancı
cisim, rektal prolaps ve venereal proktit hemoroid­
lerin ayırıcı tanısı arasında gelmektedir.
KRİPTİT
EPİDEMİYOLOJİ
Kriptit ana! spazm, tekrar eden diyare veya büyük
sert karakterde gayta nedeniyle oluşan devamlı
sfinkter travması sonucu gelişir.
PATOFİZYOLOJİ
Ana! kriptler Morgagni sütunları arasındaki mu­
koza! ceplerdir. Ana) spazm hareketleri nedeniyle
hipertrofıye olurlar ve buda lokal inflamasyon ve
enfeksivona neden olur (Kriotitis).
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Tedavi genelikle cerrahi değildir. Çoğu zaman he­
morodiler sıcak oturma banyosu, topikal steroidler,
analjezikler ve laksatifler (psylium tohumu içeren
bileşenler, gayta yumuşatıcılar) gibi konzervatif
yöntemlere yanıt verirler ve akut faz geçirilmiş olur.
Akut ( <48 saat) tolere edilemeyen tromboze he­
moroidler pıhtının eksizyonu ile tedavi edilebilir.
Tromboze hemoroid üzerindeki anoderm eliptik
olarak çıkarılır ve pıhtı boşaltılır (Şekil 49-2).
Kanamalı, ağrısı geçmeyen veya inkarsere ve stran­
güle olgular müdahele ihtiyacı olabileceği için cer­
rahiye danışılmalıdır.
ŞEKİL 49-2. Tromboze eksternal hemorirdin eliptik olarak
eksizyonu.
J 72
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
Ana belirti ve bulguları ana! ağrı, spazm ve kaşıntı­
dır. Bu tabloya kanama eşlik edebilir veya görülme­
yebilir.
Etkilenen kriptlerin çoğu anal kanalda posteriorda
yerleşikti. Etkilenen kriptler hassas, şiş ve nodüler
görünümdedir.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Kriptitin kesin tanısı inflamasyon, eritem ve püyün
anoskopi eşliğinde palpasyon ve direkt gözlem ile
konur.
Kriptit hem ana! fissür, fistül ve apse'e yol açabilir
veya bu hastalıklarla birlikte görülebilir.
•
TANI VE AYIRICI TANI
•
Gayta yumuşatıcı laksatifler, liften zengin diyet, sı­
cak oturma banyosu hem gayta geçisşini kolaylaştı­
rır hem de anüs ile kriptleri boş ve temiz tutar.
İyileşmeyen olgular ve derin kriptlerin tedavisi için
cerrahi müdahaleye ihtiyaç vardır.
ANALFİSSÜR
•
•
Anal fıssürler ağrılı rektal kanamanın en sık neden­
lerindendir.
Ana! fissürler bebeklerde, çocuklarda, genç eriş­
kinlerde ve postpartum kadınlarda sık gözlenir.
EPİDEMİYOLOJİ
•
•
•
PATOFİZYOLOJİ
•
Klasik orta hat fıssürleri sert, büyük gayta kitle­
si nedeniyle oluşur fakat akut diayre ataklarından
sonra da gözlenebilir. Ana! fissürler dentat hatan
başlayıp anal boyunca anodermde olan lineer yır­
tıklardır.
Fissür kronikleştikçe hafif soluk görünümlü ve
ödematöz olurlar ve sıklıkla sentinel nodülü vardır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
Olguların %90'nında fıssürler orta hatta ve posteri­
orda gözlenir.
Defekasyon sırasında ve hemen sonra şiddetli ke­
sici ağrısı ile birliktedir ve bağırsak hareketleri ara­
sında giderek azalarak geçer.
Anal fıstüller perinal ve iskiyorektal apselerin bir
komplikasyonu olarak gelişir.
Ana! fistüller ülseratif kolit, Crohn hastalığı, ma­
ligniteler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, travma ve
tüberküloz ile birlikte görülebilir.
PATOFİZYOLOJİ
•
•
Sıcak oturma, liften zengin diyet ve lokal analjezik­
ler ve/veya hidrokortizon pomadları semptomatik
rahatlamayı sağlamaktadır. Komplike olmayan fıs­
sürlerin çoğu birkaç haftada iyileşmektedir.
ANALFİSTÜL
EPİDEMİYOLOJİ
•
İyileşmeyen olgular ve orta hatta olmayan ülserler
altta yatan Crohn hastalığı, ülseratif kolit, karsino­
ma veya çocuk süistimali gibi ciddi durumlar araş­
tırılmalıdır.
Apse ve darlık oluşumu uzun süren şiddetli anal
fıssürlerin komplikasyonudur.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Muayenede sırasında ağrı nedeniyle anoskopi ve
dijital rektal muayene sınırlıdır.
Ana] fistül ana! kanal ve dıştaki deriyi bağlayan
anormal inflamatuvar yoldur.
Dış ağzı anteriorda yerleşik olan fistüller düz ve ba­
sit bir yol izleyerek ana! kanala açılır (Goodsall ka­
nunu). Buna karşılık posteriorda yerleşen fıstüller
daha kıvrımlı bir yol izeyerek posterior orta hatta
açılırlar.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
Fistül traktı olduğu müddetçe kötü kokulu, kan ile
boyanan akıntı olur.
Zonklayıcı tarzda, oturmakla, hareketle ve defekas­
yon sırasında oluşan ağrı genellikle traktın tıkana­
rak apse geliştiği durumlarda görülür.
TANI VE AYIRICI TANI
• Apse ilk başvuru şikayeti olabilir.
• Hidrojen peroksitin kullanılarak 7MHz'lik prob ile
yapılan ultrasonografi tanıya yardımcı olabilir.
BÖLÜM 49 • ANOREKTAL HASTALIKLAR
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Düşkün görünmeyen hastalar analjezi, antipiretik­
ler ve oral antibiyotikler (siprofloksasin 750 mg
BID ve metronidazol 500 mg QID; 7 gün boyunca)
ile tedavi edilebilir.
Cerrahi eksizyon kesin tedavi yöntemidir.
•
•
•
ANOREKTAL APSE
EPİDEMİYOLOJİ
•
•
•
Apseler enfekte anal kriptlerden köken alarak peri­
anal ve derin rektal bölgelere yayılır.
Perianal apse en sık formudur ve ana! çıkışa yakın
yerleşim gösterir.
Anorektal apseler en sık orta yaş erkelerinde gözle­
nir.
•
•
Hastalığın mekanizması anal bezlerin kanalının
tıkanıklığı sonucu gelişen polimikrobiyal apse olu­
şumudur.
Enfeksiyon normalde gevşek yağ dokusu içeren po­
tansiyel boşluklara doğru yayılabilir.
Crohn Hastalğı, ülseratif kolit, kanser, tüberküloz,
cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve travma gibi apse­
ye neden olabilecek diğer etkenler araştırılmalıdır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
•
Tipik olarak defekasyondan önce artan devamlı,
künt, sızlayıcı ve zonklayıcı ağrı gözlenir.
Apse ilerldikçe ağrı oturma ve yürümeye engel ola­
bilir.
Dijital rektal muayenede ateş, lökositoz ve ağrılı
kitle gözlenebilir.
EPİDEMİYOLOJİ/PATOFİZ YOLOJİ
•
•
•
•
•
Derin yerleşimli apselerin tek başına fizik muayene
ile tanısı zordur.
Endorektal ultrasonogrfı, BT, MRG veya iğne ile
işaretleme derin yerleşimli apselerin tanısının
onaylanması için gerekebilir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Acil serviste drene edilebilecek tek apse türü basit
sistemik bulgular vermeyen perianal apselerdir.
Diğer derin apseler ameliyathane şartlarında drene
edilmelidir.
Proktit rektal mukozanın inflamasyonudur.
Sık görülen etkenleri arasında radyasyon tedavisi,
otoimmün bozukluklar, vaskülit, iskemi ve enfeksi­
yonlar gelmektedir.
Anorektal bölgenin cinsel yolla bulaşan hastalıkları
genellikle ana! seks yapan bireylerde gözlenir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
Belirtiler anorektal ağrı, kaşıntu, akıntı, diyare, ka­
nama ve alt karın bölgelerinde krampları içermek­
tedir.
Anoskopide inflamasyon, eritem, ülserler ve ya
akıntı gözlenebilir.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Proktit ile başvuran hastalarda condyloma accumi­
nata, gonore, sifiliz, herpes ve AIDS'e bağlı enfeksi­
yonlar araştırılmalıdır.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
•
TANI VE AYIRICI TANI
Uygun lokal anestezi infiltrasyonu sonrası apse
üzerine "haç" insizyon yapılır ve "köpek kulakları"
şeklinde eksize edilerek drene edilir. Pansumana
genellikle gerek yoktur.
Sistemik bulgular veya toksik görünüm yok ise ge­
nellikle antibiyotik tedavisine ihtiyaç yoktur.
Hasta 24 saat içinde tekrar muayeneye çağrılarak
cerrahi olarak değerlendirilmelidir.
PROKTİT
PATOFİZ YOLOJİ
•
J 73
•
•
Enfeksiyöz bir nedenden şüpheleniliyorsa kültür
alınmalıdır.
Sıcak oturma, gayta yumuşatıcılar, iyi ana! hijyen
ve analjezikler bir miktar rahatlama sağlar.
Kültürler beklenirken enfeksiyonun ortadan kaldı­
rılması için ampirik tedavi başlanmalıdır.
Uygun tedavi programı seçilmeli ve ileri değerlen­
dirme mutlaka önerilmeldir.
REKTAL PROLAPSUS
EPİDEMİYOLOJİ
•
•
Rektal mukoza prolapsusu en sık 2 yaşın altındaki
çocuklarda gözlenir. Mukoza! prolapsus de 3. ve 4.
derece hemoroidlerle birlikte gözleneblir.
Tam rektal prolapsus çok küçük ve çok ileri yaşlar­
da ve genellikle de yaşlı kadınlarda gözlenir.
174
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
PATOFİZYOLOJİ
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
•
Rektal prolapsus anatomik farklılıklarına göre 3 sı­
nıfta incelenir: (1) rektal mukozanın prolapsusu (2)
rektum duvar katmanlarının üçününde prolapsusu
(3) üst retumun alt rektumdan anvajine olması.
Pelvik tabanın gevşemesi ve sfinkterlerin zayıfla­
masına bağlı gelişir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
•
Hastaların çoğunluğu ana! bölgede kitle tespit eder
ve bu tabloya kanlı/mukuslu akıntı ve fekal inkon­
tinans eşlik eder.
Mukoza! prolapsus anal çıkıştan birkaç santimetre
dışarı çıkar.
Tam rektal prolaps ise anal çıkıştn 15 cm dışarıya
kadar çıkabilir ve genellikle kımızı "top" benzeri
kitle şeklinde görünür.
ACİL SERVİS B AKiMi VE TABURCULUK
•
Ödem, strangülasyon veya iskemiyi engellemek
için hafif devamlı basınçla redüksiyon deneneme­
lidir.
Eğer doku ödemli ise redüksiyona yardımcı olmak
için analjezi, sedasyon ve granüle şeker uygulanması yapılabilir
Cerrahi düzelltme gnellikle gerekmektedir; fakat
hasta acil servisten ; kabızlığı engellemek için gayta
yumuşatcılar reçete edilerek taburcu edilebilir.
ANOREKTAL TÜMÖRLER
TANI VE AYIRICI TANI
•
•
•
PATOFİZYOLOJİ
•
Sınıflama dentat hatta göre tümör lokalizasyonu­
na göre yapılır. Ana] kanal kanserleri dentat hattın
proksimalinde yerleşim gösterirken anal marjin
neoplazmları dentat hattın distalinde yerleşim gös­
terirler.
Anal kanal neoplazileri adenokarsinom, melanom
ve Kaposi Sarkomunu içermektedir.
Bütün anorektal tümörler dikkatli görsel değerlen­
dirme ve anoskopiyle ve sigmoidoskopiyle tanına­
bilir.
Tümörler yanlışlıkla hemoroid tanısı alabilir.
Anorektal tümörlerin komplikasyonları arasında
rektal prolaps, uzun süreli kan kaybı, apse veya fis­
tül oluşumu gelmektedir.
ACİL SERVİS BA KiMi VE TABURCULUK
•
Biyopsi için proktoskopik veya sigmoidoskopik
muayeneye gönderilmelidir.
REKTAL YABANCI CİSİMLER
EPİDEMİYOLOJİ
•
Hastalar her zaman rektuma yabancı cisim açısın­
dan hikayeyi doğru vermemektedir
PATOFİZYOLOJİ
•
EPİDEMİYOLOJİ
Anorektal kanserlerin gelişimiyle ilişkilendirilen
etkenler arasında sigara, anal ilişki, HIV ve genital
siğil yer alır.
Anal kanal tümörleri sık görülür ve daha kötü
prognoza sahiptir.
Hastalar kitle hissi, pruritus ani ve kanlı dışkı gibi
spesifik olmayan belirtiler ile başvurur. Neoplazi
ilerledikçe anoreksi, gaz distansiyonu, kilo kaybı,
diyare, konstipasyon ve dışkı kalibrasyonunda azal­
ma gelişir.
Yabancı cisimlerin çoğu rektal ampulladadır.
Peritoneal refleksiyon serbest havanın yerleşimi
konusunda belirleiyicidir.
Pertoneal reflesiyonun altında serbest hava psoas
boyunca yerleşim gösterir. Peritoneal refleksiyo­
nun üstünde ise serbest hava diyarfragma altında
yerleşim göstermektedir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Hastalar ağrı, kramp, kanama ve akıntıdan şikayet
edebilir.
Rektum perforasyonu ateş, lökositoz, peritoneal
iritasyon belirtileri ve kanamaya neden olabilir.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Yabancı cisimin pozisyonu, şekli ve sayısnı ve bu­
nun yanında perforasyon varlığını belirlemek açı­
sından direkt grafiler elde edilmelidir.
BÖLÜM 50 • KARACiGER HASTALIKLARI, SARILIK VE KARACİGER YETMEZLiGi
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
Distal rektumda yerleşen yabancı cisimlerin çoğu
uygun sedasyon altında acil serviste çıkarılabilir.
• Cam materyal, keskin uçlu objeler ve çıkarılmada
güçlük çekilen objeler için cerrahi veya gastroente­
roloji konsültasyonu gerekebilir.
• Geniş spektrumlu antibiyotikler (piperasilin/tazo­
baktam 3,375 gr; 6 saatte bir ) profrasyondan şüp­
helenildiği durumlarda başlanmalıdır.
• PRURİTUS ANİ
EPİDEMİYOLOJİ
•
En sık nedenleri arasında diyet, enfeksiyöz ajanlar
ve iritan maddeler gelmektedir.
• Bu hastalık en sık erkeklerde beşinci ve altıncı de­
kadda gözlenir.
• Bağırsak paraziteri (Enterobius vermicularis) ço­
cuklarda en sık etkenler arasındadır.
•
175
Pilonidal kist 3 şekilde karşımıza çıkabilir; ağrısız
kist, akut enfekte apse veya ortta hatta natal kleftte
sakrum ve koksiks üzerinde olan kronik drenajlı
lezyon.
Ultrasonografı apsenin yaygınlığı belirlemede yar­
dımcı olabilir.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Pilondal hastalık sıklıkla yanlış olarak perirektal
apse tanısı alır.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Akut apseler acil serviste derene edilerek pansu­
man yapılmalıdır.
• Hasta immünsüprese değilse veya apse etrafında
selülit yok ise genellikle antibiyotik endikasyonu
yoktur.
• Cerrahi konsültasyon nüksü engellemek için yapıl­
malıdır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Rektal kaşıntı, kızarık, soyulmuş ve nemli perianal
bölge.
TANI VE AYIRICI TANI
• Atopik dermatit, liken planus, psöriazis ve anal
marjin neoplazileri pruritus aninin ayırıcı tanısın­
da değerlendirlmesi gerekmektedir.
HASTALIKLARI,
50 KARACİGER
SARILIK VE KARACİGER
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
•
Artmış lif alımı, sıcak oturma, antihistaminikler,
çinko oksit ve %1 hidrokortizon kremler hastalığın
akut belirtilerini yatıştırmak amacıyla kullanılabi­
lir.
Dirençli olgular proktoloğa veya dermatoloğa gön­
derilmelidir.
PİLONİDAL SİNÜS
EPİDEMİYOLOJİ
•
Genellikle dördüncü dekaddan genç olan erkek
hastaları etkilemektedir.
PATOFİZ YOLOJİ
•
Pilonidal sinüs içeri doğru büyüyen saça bağlı olu­
şan yabancı cisim granülomatöz reaksiyonunu içe­
ren edinilmiş bir problemdir.
YETMEZLİGİ
Joshua A. Gentges
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin
• SARILIK
PATOFİZYOLOJİ
•
Sarılık deri, skleralar ve mukozaların sarıya dön­
mesidir; hiperbilirubineminin (hemoglobin yıkım
ürünü) bulgusudur ve safra pigmentinin birikimi
sonucu oluşur.
• Sarılığın iki şekli bulunmaktadır. Konjüge olmayan
formunda bilirubin oluşumu (örn. hemoliz) art­
maktadır veya karaciğer hastalığına bağlı bilirubin
tutulum ve konjügasyonu bozulmuştur. Konjüge
olan formunda ise intra veya ekstra hepatik koles­
taza bağlı olarak konjüge bilirubinin intestinal sis­
tem yolu ile atılımı bozulmuştur.
176
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
Sarılığı olan hastada total bilirubin seviyesinin art­
mış olması gerekmektedir. Sarılığı olan hastanın
değerlendirilmesinde klinik tek başına yeterli ol­
mayıp; hassasiyeti ve özgünlüğü %70'dir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Daha önce sağlıklı olan bireylerde ani gelişen sarı­
lık ve bunun öncesinde prodromal olarak ateş, yor­
gunluk, miyalji, büyümüş ve hassas karaciğer olası
sebep olarak hepatite (büyük olasılıkla vira!) işaret
eder.
Yoğun alkol kullanımı alkolik hepatite işaret eder.
Alkolik karaciğer ve siroz durumunda sarılık yavaş
olarak gelişir (ileriki bölümlerde tartışılmıştır)
Diğer aile bireylerinde olan sarılık veya hastada
tekrarlayan ve kendiliğinden geçen sarılık atakları­
nın varlığı Gilbert sendromu gibi kalıtsal hastalık­
lara işaret eder.
Koledokta taş bulunmadığı sürece kolesistitin ken­
disi sarılığa neden olmaz.
Genellikle yaşlı hastalarda görülen ağrısız sarılık
pankreatik veya hepatobilier malignitelere işaret
eder.
Daha önceden kanser hikayesi olan hastada gelişen
sarılık ve eşlik eden sert büyümüş nodüler karaci­
ğer varlığı metastaz varlığını düşündürür.
Daha önce hikayesinde safra yollarından geçiril­
miş operasyonu, pankreatiti, kolanjiti, inflamatuar
bağırsak hastalığı olan ve sarılık gelişen bireylerde
bilier kanal striktülerinden her zaman şüphelenil­
melidir.
Hepatomegali ile birlikte olan sarılık ve eşilik eden
bacaklarda ödem, jügüler venöz dolgunluk, gallop
ritmi kronik kalp yetmezliğini düşündürür.
TANI VE AYIRICI TANI
Sarılığı olan hastada istenecek ilk laboratuvar test­
leri arasında serum direkt ve indirekt bilirubini,
aminotransferazlar ve alkalen fosfatazın (AP) ya­
nında idrarda ürobilinojen ve bilirubin seviyesinin
ölçümü ve tam kan sayımı gelmektedir.
Hastanın klinik durumuna göre ek testler istenebi­
lir (serum amilaz, lipaz, protrombin zamanı [PT],
elektrolitler, glukoz, kan üre azotu [BUN] ve krea­
tinin, vira! hepatit paneli, ilaç düzeyleri ve gebelik
testi)
PT karaciğer sentetik fonksiyonunu gösteren en
hassas testtir ve uzamış PT belirgin hepatoselüler
fonksiyon kaybı veya nekrozunu düşündürür.
Normal enzim düzeyleri ile seyreden sarılıkta bi­
rincil karaciğer nedenlerinden çok, altta yatan
sepsis, sistemik enfeksiyon, bilirubin metabolizma­
sının doğuştan gelen bozuklukları gibi nedenlere
bağlıdır.
•
Enzim yüksekliklerinde anormalliklerin biçimi
altta yatan neden konusunda fikir verir. Aminot­
ransferaz yükseklikleri belirgin ise vira! veya toksik
veya siroz gibi nedenleri, belirgin AP (normalin iki
veya üç katı yüksekliklerde) ve GGT (y glutamil
transferaz) yüksekliği intrahepatik veya ekstrahe­
patik tıkanıklığa (safra taşı, darlık, malignite) işaret
etmektedir.
Coomb's testi ve hemoglobin elektroforezi anemi­
si olan ve normal aminotransferaz düzeyleri olan
(hemoliz ve hemoglobinopati) hastalarda yararlı
olabilir.
Klinik ve ilk laboratuvar bulguları konjüge biliru­
binemiyi düşündüren hastalarda bilier, karaciğer ve
safra yollarının ultrasonografi ile değerlendirilerek
safra taşları, dilate ekstrahepatik safra yolları ve
karaciğer, pankreas ve portal bölgede kitle/tümör
ekarte edilmelidir.
Abdomen bilgisayarlı tomografi (BT) tetkiki de bu
durumlarda kullanılabilmektedir fakat yüksek ma­
liyetinin yanında safra kesesi ve taşlarının değer­
lendirilmesinde hassasiyeti düşüktür.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Eğer uygun testler istenmiş ve sonucunda karaciğer
yetmezliği ve bilier kanallarda akut tıkanıklık yok
ve zamanında takiplere gelebilecek durumda ise,
hasta güvenilir ve uygun sosyal desteği mevcut ise
ayaktan takip edilebilir.
Ekstrahepatik safra yollarında tıkanıklık mevcut
ise acil serviste acil cerrahi konsültasyonu istenme­
lidir.
HEPATİT
EPİDEMİYOLOJİ
Amerika Birleşik Devletlerinde toplumun %33'ünde
hepatit �ya (HAV) karşı edinilmiş immünite vardır.
Yeni hepatit B (HBV) ve hepatit C (HCV) enfeksi­
yonları sırasıyla 50.000 ve 20.000 kişiyi bulmakta­
dır.
Uygun aşılama kampanyaları ile HAV ve HBV in­
sidansı dramatik şekilde düşmüştür. Amerika Bir­
leşik Devletleri'nde karaciğer yetmezliğinin en sık
nedeni asetaminofendir.
PATOFİZYOLOJİ
Hepatit karaciğerin toksik, metabolik veya enfeksi­
yöz nedenlere bağlı inflamasyonudur. Klinik olarak
BÖLÜM 50 • KARACİGER HASTALIKLARI, SARILIK VE KARACİGER YETMEZLİGİ
asemptomatik olgulardan, fulminan hastalığa veya
siroza kadar değişen yelpazede değişebilir.
Hepatoselüler ölüm karaciğerin metabolik ve sen­
tetik fonksiyonlarını kaybederek toksin birikim,
koagülopati ve nütrisyonel eksiklere neden olma­
sına yol açar. Devam eden hastalık skar dokusunun
gelişmesine ve karaciğer anatomisinin bozulması­
na neden olur.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Akut hepatitten kronik hepatite, sirozdan karaciğer
yetmezliğine hastalık devam eden bir süreçtir (Tab­
lo 50-1 ).
Sağ üst kadran veya epigastrik ağrı, bulantı, kusma,
diyare, sarılık ve pruritus olan hastalarda hepatit
düşünülmelidir. Hastalar tarafından iştahsızlık,
yorgunluk ve vücutta kırgınlık tariflenebilir.
Bir kaç günlük genel pruritus, 'camcı macunu'
renginde gayta çıkışı ve idrar renginde koyulaşma
gastrointestinal semptomlar ve sarılıktan önce göz­
lenebilir. Diğer prodromal semptomlar geçerken
halsizlik sebat edebilir.
Nadiren ensefalopati, koagülopati ve kötüleşen sa­
rılıkla seyreden fulminan karaciğer yetmezliği geli­
şebilir.
HAV ana olarak fekal oral yolla bulaşır ve Ameri­
ka' da yaygındır. Çocuklar ve adölesanlar daha sık
@ij:Jitj.1ıj@ Hepatitin Klinik Özellikleri
TANI
Semptomlar
Bulantı/kusma
Ateş
Ağrı
Değişen mental durum
Morarma/kanama
Fizik muayene
Sarılık
Hepatomegali
Assit
Ödem
'Spider' amgiomata
L aboratuvar anormallikleri
Artmış ALT/AST
AST/ALT>2
Protrombin zamanının uzaması/INR
Artmış amonyak seviyesi
Düşük albümin
Direkt bilirubinemi
İndirekt bilitubinemi
Ürobilinojen
Artmış Kan üre nitrojeni/kreatinin
Radyolojik bulgular
Assit
Yağlı karaciğer
Siroz
AKUT
HEPATiT
(HEPATiT A,
HBV, HCV,
TOKSİK)
KRONİK HEPATİT/
SİROZ (HBV, HCV,
ALKOLE BAGLI
KARACİGER
HASTALIGI)
KARACİGER
YETMEZLİGİ
(SON EVRE HBV/
HCV, TOKSİK)
+
+
+
+
+
+
+
+
±
+
+
+
+
±
+
+
±
+
+
+
+
+
+
+
177
+
+
+
±
±
±
±
+
+
+
+
±
±
+
+
+
±
±
+
±
±
+
+
+
Kısaltmalar: ALT= alanine aminotransferaz; AST=aspartat aminotransferaz; HBV= hepatit B virüsü; HCV=
Hepatit C virüsü; INR= enternasyonel normalize edilmiş oran ('international normalized ratio'); += tipik olarak
mevcut; -= tipik olarak mevcut değil; ±= değişken
178
KISIM 7, SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
etkilenmesine karşın klinik sessiz ilerler bunun
yanında erişkinlerin çoğunda klinik semptomatik­
tir, uzun ve şiddetli seyir gösterir. Semptomların
başlangıcı diğer virüslere göre daha ani seyirlidir.
Gündüz bakım evinde bulunan çocuklarda, yaşlılar
evindeki hastalarda, ortak kaynak olabilecek yemek
veya suya maruz kalan hastalarda epidemiler oluşa­
bilir.
HBV ana olarak enfekte kan veya vücut sıvıları bu­
laşmış materyallere peruktan maruz kalınması ile
bulaşır. Çoğu olgu sarılık gelişmeden subklinik ola­
rak seyreder. Genellikle belirtilerin başlangıcı sinsidir; %5-%10 olguda öncesinde serum-hastalığına
benzer poliartrit, proteinüri ve anjiyonörotik ödem
ile seyreden sendrom görülebilir. Belirti veren has­
taların genellikle HAV enfeksiyonuna göre daha
uzun ciddi ve uzun süreli hastalık süreci vardır.
HCV Amerika Birleşik Devletleri'nde en sık karşı­
laşılan kan yoluyla bulaşan hastalıktır ve sık bulaş
yolları parenteral, cinsel yolla ve perinatal bulaş­
madır. Çoğu hasta asemptomatik kalır veya HBV
veya HAV'a göre daha hafif semptomları vardır.
HBV'li hastaların %6-%10'u ve HCV'li hastaların
%50'sinden fazlası kronik karaciğer hastalığına
ilerler ve siroz gelişir. Ayrıca bu hastalarda hepato­
selüler kanser gelişme riski artar.
Alkolik karaciğer hastalığı olan hastalarda akut
hepatit gelişebilir. Sıkça görülen bulgular hepato­
megali, sarılık, bulantı, ateş, anoreksi ve genel hal­
sizliktir. Alkolik karaciğer hastalığı asemptomatik
yağlı karaciğerden hepatite; daha sonra siroza ve
sonuç olarak son evre karaciğer yetmezliğine ola­
cak şekilde bir sıra izler.
Bir çok ilaç hepatoselüler (nekroz asetaminofen,
fenitoin), kolestaz (oral kontraseptif, anabolik ste­
roidler), steatohepatit (valproic asit, amiodaron) ve
kronik hastalık (nitrofurantoin, minosiklin) gibi
mekanizmalar ile karaciğer hasarına neden olur.
Amerika Birleşik Devletleri'nde asetaminofen kara­
ciğer yemezliğinin %40'ından sorumludur ve en sık
ölümcül ilaç intoksikasyonudur. Zehirli mantarlar
da nadir fakat önemli hepatit ve akut karaciğer yet­
mezliği nedenidir. Bknz. Bölüm 108 ve 130.
TANI VE AYIRICI TANI
Karaciğer yetmezliğinden şüphelenildiği durum­
larda ilk aşamada istenilecek laboratuvar testleri se­
rum bilirubin (total ve direkt fraksiyonlar, indirekt
fraksiyon basit bir çıkarma işlemi ile bulunabilir),
aspartat amino transferaz, alanin amino tansferaz,
gama glutamil transpeptidaz (AST/ ALT/GGT), al­
kalen fosfataz ve tam kan sayımıdır.
• AST!ALT değerleri yüzlerde ise hafif vira] infla­
masyonla uyumludur; buna karşın binlerle ifade
edilen yükseklikler yoğun hepatoselüler nekrozu
düşündürür ve şiddetli hastalık lehine yorumlanır.
Viral hepatitte AST/ALT oranı <l'dir. Buna karşılık
AST!ALT oranının > 2 alkolik hepatiti düşündürür.
Alkalen fosfataz düzeyleri tüm karaciğer hastalık­
larında hafif-orta şiddette artar. Buna karşılık ko­
lestazda üst sınırın 4 katından fazla olur. Buna be­
raberinde GGT yüksekliği eşlik ediyorsa bilier staz
tanısı kesinleşmiş olur.
Hiperbilirubinemi olmayan belirgin ve izole alka­
len fosfataz artışı(alkalen fosfataz/bilirubin oranı
1000:1) lenfoma, tüberküloz, sarkoidoz ve fungal
enfeksiyonlar gibi infıltratif veya granülomatöz
hastalıkları düşündürür.
Total serum bilirubinleri ve beraberinde direkt
fraksiyonunun değerlendirilmesi faydalıdır çünkü
konjüge {direkt) bilirubin fraksiyonunun %30 ve
üzerinde olduğu durumlar vira! hepatit ile uyum­
ludur.
Bilirubin düzeylerinin 20mg/dLnin üzerinde ol­
ması veya protrombin zamanının birkaç saniye
uzaması karaciğer işlevlerinde belirgin bozulmaya
işaret eder.
Eğer ciddi hacim kaybı ve elektrolit bozuklukları
düşünülüyor ise serum elektrolit, üre ve kreatinin
düzeyleri incelenmelidir.
Bilinç düzeyindeki değişimlerde karaciğer yetmez­
liği ve bozulmuş oral alım düşünülerek plazma glu­
koz düzeylerine bakılmalıdır. Bilinç durumundaki
değişiklikler için diğer olası nedenler arasında hi­
poksi, sepsis, intoksikasyon, yapısal intrakraniyal
hastalıklar ve ensefalopati düşünülmelidir.
Tam kan sayımı geçici nötropeni ve takibinde geli­
şen rölatif lenfositoz ve yapısal bozukluklar çeşitli
vira] hepatitlerde gözlenebilir. Eğer anemi mevcut
ise bu alkolik hepatit dekompanze siroz, gastroin­
testinal sistem kanaması ve hemolitik süreç akla
gelmelidir.
Vira] hepatit panelleri genellikle tanıda yararlıdır
fakat acil servis ortamında her zaman bulunmaya­
bilirler.
• Ayırıcı tanıda düşünülmesi gereken önemli du­
rumlar arasında alkol ve toksine bağlı hepatit, en­
feksiyöz mononükleoz, kolesistit, asendan kolanjit,
sarkoidoz, lenfoma, karaciğer metastazı, pankreas
veya safra yolu tümörleri gelmektedir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Hastaların çoğu taburcu edilerek ayaktan tedavi
edilebilir. Bu tedavi için hastalara yatak istirahati,
uygun oral hidrasyon, kişisel hidrasyona dikkat
edilmesi ve hepatoselüler (etanol ve ilaçlar) tok­
sinlerden uzak durulması konusunda yeterli bilgi
verilmelidir.
Yaşlılar, gebeler ve bilirubin düzeyi 20 mg/dLin
üzerinde olan hastalar, uzamış potrombin zamanı
olan hastalar, hipoalbüminemisi ve hipoglisemisi
BÖLÜM 50, KARACİGER HASTALIKLARI, SARILIK VE KARACİGER YETMEZLİGİ
olan hastalar, gastrointestinal sistem kanaması olan
olgular, özellikle asetaminofen içeren toksik madde
alan yüksek riskli hastalar mutlaka yatırılarak teda­
vi edilmelidir.
Alkole bağlı gelişen hafif şiddetteki hepatitler ge­
nellikle ayaktan tedavi edilebilirler. Hastalara tiya­
min, folat, magnezyum, potasyumu içeren nütr­
syonel destekler ve uygun oral alım, alkolden ve
hepatotoksik olduğu bilinen diğer maddelerden
kaçınmak konusunda önerilerde bulunmalıdır.
Hastalara kusma, ateş, sanlık ve karın ağrısı gibi şi­
kayetleri olur veya mevcut şikayetlerde kötüleşme
olursa geri gelmeleri önerilmelidir. Hastalara dü­
zenli poliklinik takipleri ayarlanmalıdır.
Alkole bağlı hepatiti olan hastalar yatırılarak tedavi
edilmelidir ve hastalara PO veya İV 100 mg tiya­
min verilmelidir ve ayrıca hastaya profilaktik yok­
sunluk tedavisi verilmelidir.
Hacim kayıpları ve elektrolit dengesizlikleri krista­
loid solüsyonlarla yerine konmalıdır. Hipoglisemi
%50 dekstroz solüsyonunun intravenöz olarak ve­
rilmesi ile yerine konmalı ve ayrıca günlük sıvıları­
na dekstroz eklenmelidir ve plasma glukoz seviyesi
yakın şekilde monitörize edilmelidir.
Fulminan karaciğer yetmezliği yoğun bakım üni­
tesine yatışı gerektirir ve solunum ve dolaşımın ag­
resif desteği sağlanır; bunun yanında intrakraniyel
basınç arttığı durumlarda uygun tedavi başlanmalı
ve ayrıca koagülopati ve hipoglisemi düzeltilmeli­
dir. Ensefalopati gelişen durumlarda laktüloz baş­
lanmalıdır (20 gram ağızdan veya 300 mL laktüloz
solüsyonunun 700 mL su veya serum fizyolojik
ile c:lilüsyomı sonra51 30 c:lakiblık rt>t<1nsiyoıı l:w­
manları olarak uygulanabilir). Karaciğer yetmezliği
olan hastalara solunum desteği gerekiyorsa genel­
likle entübasyona ihtiyaç vardır. Bu hastalar bilinç
durumlarının azalması nedeniyle iki seviyeli pozi­
tif ventilasyon desteği için uygun aday değildirler.
Hastalar bir hepatoloğa ve transplant ekibine mut­
laka danışılmalıdırlar.
naması veya sarılık ile başvurabilirler. Azalmış bilinç
düzeyi, halsizlik ve bitkinlikten şikayet edebilirler.
Hepatomegali genellikle bulunmaz. Sarılık, pedal
ödem, assit, palmar eritem, caput medusa, jinekomas­
ti, splenomegali ve "spider" anjiyoma sıkça gözlenir.
Azalmış bilinç durumundan hiperrefleksi, spasiti­
site, konvülziyonlar ve komaya ilerleyen tanımla­
nan hepatik ensefalopati de hastalarda gözlenebilir.
Asterixis (karaciğer tremoru ) karaciğer yetmezliği
ve ensefalopati için tipiktir fakat özgün değildir.
Spontan bakteriyel peritonit, pnömoni veya üriner
sistem enfeksiyonu gibi eşlik eden enfeksiyonların
varlığı ve hastalarda eşlik eden böbrek yetmezliği
bu hastaların bakımını ve tedavisini zorlaştıran et­
kenlerdendir. Özefagus varislerinden olan kanama
kronik karaciğer yetmezliği olan olgularda gelişe­
bilecek katastrofık bir komplikasyondur ve Bölüm
41'de tartışılmıştır.
TANI VE AYIRICI TANI
SİROZ VE KRONİK HEPATİT
PATOFİZYOLOJİ
• Uzun süreli hepatoselüler hasara bağlı olarak kara­
ciğer parankiminde fıbrozis ve etkin hepatositlerin
nodüller halinde bu kronik karaciğer yetmezlikli
karaciğer parankimi boyunca dağılımı gerçekleşir.
Karaciğerin metabolik ve mekanik işlevleri ortadan
bozulur ve metabolik bozuluklara assit, özefagus
varisleri ve portosistemik şantlar gibi portal hiper­
tansiyon bulgularına neden olur.
KLİNİK ÖZELLİKLER
• Sirozlu hastalar karın ağrısı, distansiyon, bulantı ve
kusma, periferik ödem, gastrointestinal sistem ka-
179
•
Sirozun değerlendirilmesinde istenecek laboratu­
var testleri serum bilirubin (total ve direkt fraksi­
yonlar, indirekt fraksiyon basit bir çıkarma işlemi
ile bulunabilir), aspartat amino transferaz, alanin
amino-transferaz, gama glutamil transpeptidaz
(AST/ ALT/GGT), alkalen fosfataz, tam kan sayı­
mıdır ve protrombin zamanıdır. Hepatik ensefalo­
patiden şüphelenilen durumlarda serum amonyak
düzeyine bakılmalıdır.
Sirozlu olgularda serum transaminazlar ve biliru­
bin hafif şekilde artmış veya normal olabilir.
Artmış serum amonyak düzeyi hepatik ensefalo­
pati tanısının konmasına yardımcı olmakla birlik­
te esasen bu tanı diğer nedenlerin dışlanmasıyla
konur. Değişen bilinç durumunun diğer sebepleri
ayrıntısı ile araştırılmalıdır (örn. sepsis, menenjit,
serebral kanama, metabolik ve toksik bozukluklar).
Assiti olan hastalarda spontan bakteriyel peritoni­
tin (SBP) yıllık insidansı %30'dur. Sirozu olan ve
ateş, karın ağrısı, kötüleşen assit, subakut işlevsel
bozulma veya ensefalopati gelişen tüm hastalarda
SBP'den şüphelenilmelidir.
SBP tanısı assitik sıvınn, ideal olarak ultrasonog­
rafı eşliğinde, örneklenmesi ile kesinleştirilir. Assit
sıvı total protein, glukoz, laktik asit dehidrogenaz
(LDH) düzeyleri açısından test edilmeli ve ayrıca
yayma yapılarak Gram boyama yapılmalı ve alt
gruplarına göre beyaz küre (BK) sayımı yapılmalı­
dır. BK sayımı >1000 hücre/mm3 veya nötrofil sa­
yısı >250 hücre/mm3 SBP için tanısaldır. Azalmış
glukoz ve artmış protein düzeyleri enfeksiyonu dü­
şündürür (veya destekler).
Gram boyama ve kültür sonuçları genellikle negatif
sonuç (%30-40) vermekle birlikte lOmL assit sıvısı­
nın kan kültürü ortamına konması üreme ihtima­
lini arttırarak başarı şansını arttırmaktadır. Gram
negatif Enterobacteriacea (örn. Escherichia coli,
180
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
ŞEKİL 50-1. Assit sıvısının sıkça görülen sonografik gö­
rüntüsünde sıvının yanında brsak anslan ve duvarı kalınaş­
mış safra kesesi gözlenmektedir (Medstar Sağlık ve Micheal
S. Antonis [DO, RDMS; ultrasonografi uzmanı]'ın yardımı
ve izniyle kullanılmıştır).
Klebsiella) SBP'lerin %63'ünden sorumludur; bun­
ları pnömokoklar (%15) ve enterokok.lar (%6-10)
izlemektedir. Assit sıvısı analizi sonucunda SBP'den
şüphelenilen olgularda hızla enterik florayı kapsa­
yan ampirik antibiyotik tedavisi başlanmalıdır.
Ultrasonografi assit, enfeksiyöz veya kitle lezyonla­
rının, kolesistit, hepatik ve portal ven trombozunu
tanımlayabilir.
Abdomen BT yapısal değişikliklerin tanımlamasını
yapabilir. Bilinç durumu değişikliği olan hastalarda
beyin BT planlanmalıdır.
Hepatorenal sendrom sirozlu hastalarda oluşan
akut böbrek yetmezliği türüdür. Hastanın klinik
seyri kötüdür ve sebebi genellikle bilinmemektedir.
Parankim fıbrozisi ve skar oluşumu nedeniyle
partal ven rezistansı ve hipertansiyonu gelişirerek
gastroözefagiyal bileşikede kolateral portosistemik
dolaşım oluşumuna neden olarak gastroözefagi­
yal varis oluşumuna neden olur. Gastroözefagiyal
varise bağlı kanamalar hafif hematemez, "Kahve
telvesi" renginde kusmaya neden olabileceği gibi
şiddeti kanama ve hematokezya ile de seyredebilir.
Semptomlar baş dönmeleri, genel zayıflık gibi giz­
li kalabileceği gibi artan derecede konfüzyonla da
kendini gösterebilir.
Siroz sıklık.la etanol ve vira) hepatite bağlı olabile­
ceği gibi ilaç veya toksinler, hemakromatozis, Wil­
son hastalığı ve primer (idiyopatik) bilier siroz gibi
daha nadir sebeplere bağlı da gelişebilir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Sirozu olan hastalar gastroenetroloğunun ve aile
hekiminin ilaç ve tedavi önerisiyle ayaktan takip
•
edilebilir. Ayaktan tedavide kilit nokta hastanın al­
kolden ve diğer hepatotoksinlerden uzak durması­
dır.
Assit tedavisinde önerilen diüretik ilaçlar arasın­
da Spironolakton günde 50-200 mg ve Amilorid
günde 5- 1O mg gelmektedir. Protein kısıtlaması he­
patik ensefalopati komplikasyonunu engelleyebilir.
Karın ağrısı, ateş, asidoz, lökositoz, belirgin hipo ve
hipervolemi, yeni başlayan veya kötüleşen ensefa­
lopati, kanamanın eşlik ettiği koagülopati, veya be­
lirgin elektrolit dengesizliği olan hastalar hastaneye
yatırılmalıdır. Hepatorenal sendromu olan hastalar
nefrolojiye danışılmalıdır.
Hastanın semptomatik olarak rahatlatılması veya
SBP tanısının konması için parasentez gereklidir.
Parasentez acil serviste ve ideal olarak ultrasonog­
rafi eşliğinde gerçekleştirilir. Parasentez yapılma­
dan önce 1.5 gr/kg İV albümin verilemlidir. 1 litre­
nin üzerinde assit sıvısı alımı hipotansiyona neden
olabileceğinden hastanın vital bulguları yakından
izlenmelidir. Eğer parasentez tanısal amaçlı yapılı­
yorsa; Gram boyama, hücre sayımı ve kültür için en
az 50 mL sıvı alınması gerekmektedir.
SBP'nin ampirik tedavisinde kullanılan antibiyotik
seçenekleri; Sefotaksim 2 gr İV 8 saatte bir (Şiddetli
olgularda 4 gr 8 saatte bir ) veya Piperasilin-Tazo­
baktam 3.375 gr İV 6 saatte bir veya Sulbaktam­
Ampisillin 3 gr İV 6 saatte bir veya Tikarsilin­
Klavulanat 3.1 gr İV 6 saatte bir veya Seftriakson
2 gr İV 24 saatte bir kullanımını içermektedir. Eğer
parasentez yapılırken verilmemiş ise hastalara 1.5
gr/kg intravenöz albümin verilmesi hem böbrek
yetmezliği insidansını hem de hastanede yatış bo­
yunca mortaliteyi azaltmaktadır.
Hepatik ensefalopatideki ana tedavi Laktüloz 20
gr PO veya 300mL'lik solüsyonunun 700 mL su ile
sulandırılarak retansiyon eneması şeklinde de uy­
gulanabilir. Flumazenil 1 -4 mg İV uygulaması kısa
dönemde şikayetlerin düzelesine neden olur ancak
uzun dönem etkileri bilinmemektedir. Hastalara
proteinden fakir diyete uygulanmalıdır.
Kronik karaciğer hastalığı olan bir hastada hemate­
mez, melena veya hematokezya varlığında gastroö­
zefagiyal varis kanamasından şüphelenilmelidir. Va­
ris kanaması Bölüm 41 öe ayrıntısı ile tartışılmıştır.
Uzamış protrombin zamanı varlığında 1 O mg PO
veya intravenöz K vitamini verilmelidir. Masif veya
hayatı tehdit eden kanama varlığında taze donmuş
plazma transfüzyonu gerekir. Ayrıca trombosit
fonksiyon bozukluğu olduğu durumlarda sağlıklı
vericilerden toplanarak konsantre edilmiş trombo­
sit tranfüzyonu ile işlevsel trombositler yerine kon­
malıdır.
Ayrıca hastalarda var olan alkol ile bağlantılı send­
romlar (yoksunluk sendromu, ketoasidoz, Wer-
BÖLÜM 51 , GENEL CERRAHi iŞLEMLERiN KOMPLiKASYONLARI
nicke-Korsakoff gibi), sepsis, solunum ve dolaşım
yetmezliği, elektrolit dengesizlikleri ve hipoglisemi
gibi eşlik eden hastalıkların agresif tedavisi hasta­
ların klinik gidişinin tatmimn edici sonuçlanması
açısından önemlidir.
• Herhangi bir sebebe bağlı akut karaciğer yetmezliği
(uzamış protrombin zamanı, hipoglisemi, ensefalo­
pati, ve belirgin sarılık ve benzeri durumların eşlik
ettiği) gelişmiş hastaların yoğun bakım ünitesine
alınması, agresif tedavisi ve gastroenterolog ve eğer
mevcut ise transplantasyon ekibine danışılması ge­
rekmektedir.
181
SOLUNUM SİSTEMİ KOMPLİKASYONLAR!
• Atelektazi ameliyat sonrası dönemde ağrı, kesik ke­
sik nefes alma ve sekresyonların etkin temizlene­
memesi nedeniyle oluşmaktadır.
• Ateş, taşikardi, takipne ve hafif hipoksi gözlenebi­
lir. Pnömoni 24-96 saat sonra gelişebilir (Bknz. Bö­
lüm 32.)
Pulmoner emboli ile ameliyat sonrası herhangi bir
dönemde karşılaşılabilinir. Bulgular arasında hi­
poksi, taşikardi, göğüs ağrısı, nefes darlığı gelmek­
tedir (Bknz. Bölüm 27)
GENİTOÜRİNER SİSTEM KOMPLİKASYONLAR!
•
GENEL CERRAHİ
51 İŞLEMLERİN
KOMPLİKASYONLARI
Daniel J. Egan
Çeviri: Tevfik Tolga Şahin
İYE enfeksiyonları genellikle üriner sistemin ens­
trümantasyonu sonrası ortaya çıkmaktadır.
• Bazı hasta gruplarında cerrahi sonrası idrar retan­
siyonu riski vardır (Bknz. Bölüm 56).
Azalmış idrar çıkışı altta yatan bir çok nedene bağ­
lı olarak gelişebilen böbrek yetmezliği konusunda
şüphe uyandırmalıdır (Bknz. Bölüm 52).
YARA YERİ KOMPLİKASYONLARI
Acil serviste sıkça karşılaşılabilecek ameliyat son­
rası problemler arasında ateş, solunum sistemi
problemleri, genitoüriner problemler, yara yeri
problemleri, vasküler problemler ve ilaç tedavi­
lerinin komplikasyonları gelmektedir. Bu kitapta
başka yerde bahsedilmemiş özgün problemlere bu
bölümde değinilmektedir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
ATEŞ
• Ameliyat sonrası ateş nedenleri 5 "W " şeklinde lis­
telenir; "Wind" (Rüzgar)(Solunum Sistemi), "Wa­
ter" (Su) (İdrar Yolu Enfeksiyonu [İYE]), "Wound"
(Yara Yeri), "Walking" (Yürüme) (Derin Venöz
Tromboz [DVT]) and "Wonder Drugs" (İlaçları
Araştır) (Psödomembranöz Kolit [PMK])
ilk 24 saatte olan ateş genellikle atelektazi, nekro­
tizan fasiit ve kolstridyum enfeksiyonlarına bağlı
oluşur.
İlk 72 saatte pnömoni, atelektazi, intravenöz-katete­
re bağlı gelişen tromboflebit ve enfeksiyonlar komp­
likasyonların ana sebepleri arasında gelmektedir.
İYE'ları ameliyat sonrası 3 ile 5. günler arasında
gözlenmektedir.
DVT genel olarak ameliyat sonrası 5. güne kadar
ortaya çıkmamaktadır; yara yeri enfeksiyonları ise
ameliyat sonrası yedinci ile 10. günler arasında or­
taya çıkmaktadır (Bölüm 27'ye bakınız).
Antibiyotiğe bağlı diyare (PMK) ameliyat sonrası 6.
haftada ortaya çıkmaktadır.
• Hematomlar genellikle cerrahi alanda yetersiz
hemostaz sonucu gelişir ve operasyon bölgesin­
de şişlik ve ağrıya neden olur. Hastaların dikkatle
değerlendirilmesi ve gereken durumlarda yara yeri
enfeksiyonunu ekarte etmek için yara yeri eksplo­
rasyonu yapılması düşünülmelidir.
• Seroma yara yerinde berrak sıvı toplanmasıdır.
• Yara yeri enfeksiyonları yarada şişlik kızarıklık,
drenaj ve ağrı ile kendini gösterir. Yara yeri enfeksi­
yonu gelişimi açısından risk faktörleri diyabet, kötü
nütrisyon, yara yerinde nekrotik doku varlığı, kötü
perfüzyon, yarada yabancı cisim varlığı ve hema­
tom varlığıdır.
• Hızlı yayılan enfeksiyon varlığında ve hastada eşlik
eden sistemik toksisite bulguları varlığında nekro­
tizan fasiitten şüphelenilmelidir (Bknz. Bölüm 92).
• Yara yeri dehisensi (yüzeyel veya derin fasyal)
diabet, kötü nütrisyon, kronik steroid kullanımı
ve kötü cerrahi teknikle kapamaya bağlı gözlene­
bilir.
VASKÜLER KOMPLİKASYONLARI
•
Yüzeye! tromboflebit genellikle üst ekstremitelerde
intravenöz damar yolu takılması sonrası görülür ve
etkilenen tarafta hiperemi, ısı artışı ve etkilenen ve­
nin üzerinde dolgunluk olması ile kendini gösterir.
• DVT genellikle alt ekstremitelerde şişlik, ağrı ve et­
kilenen ekstremitede eritem ile seyredebilir (Bknz.
Bölüm 27).
İLAÇ TEDAVİSİ KOMPLİKASYONLAR!
Birçok ilaç enfeksiyon olmadan ateşe neden oldu­
ğu bilinmektedir.
182
KISIM 7 • SİNDİRİM SİSTEMİ ACİLLERİ
PMK Chlostridium difficile toksini ile ortaya çıkan
ve korkulan bir komplikasyondur. Karında kramp
tarzı ağrıya neden olmasının yanı sıra sulu ve po­
tansiyel olarak kanlı diyare ile seyredebilir.
TANI VE AYIRICI TANI
Ameliyat sonrası ateşi olan hastalarda yukarıda be­
lirtilen öğelere dikkat edilerek değerlendirme ya­
pılmalıdır.
Solunum sistemi ile ilgili komplikasyonu düşünü­
len hastalara akciğer grafisi çekilerek atelektazi,
pnömoni, pnömotoraks açısından değerlendiril­
melidir. İleri tetkik olarak Toraks BT hastaların
enfeksiyon, effüzyon veya pulmoner emboli açısın­
dan değerlendirilmesi açısından gereklidir.
Oligüri veya anürisi olan hastalar hipovolemi bul­
guları veya üriner retansiyon açısından değerlendi­
rilmeli ve ayrıca renal fonksiyonlar açısından labo­
ratuvar testleri yapılmalıdır.
PMK tanısını koyabilmek için hastaların gayta ör­
neklerinde C.difficile sitotoksinin gösterilmesi ge­
rekmektedir. Ancak olguların %27'sinde test nega­
tif olarak bulunmaktadır.
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Yapılan cerrahi işlem açısından hastanın cerrahıyla
iletişime geçerek teklif edilen tedaviler tartışılmalı­
dır.
Atelektazisi olan birçok olgu ayaktan ağrı kontrolü,
solunum egzersizi ve spirometri yapılmalıdır.
Ameliyat sonrası pnömoni polimikrobiyal oldu­
ğundan yatırılarak antipsödomonal ve antistafilo­
kokal antibiyotik tedavi verilmesi önerilir (Bknz.
Bölüm 32).
Toksik olmayan İYE hastaları ayaktan takip edile­
rek oral antibiyotik tedavisi verilebilir. Eğer hastada
enstrümentasyon mevcut ise Gram pazitifleri kap­
sayan antibiyotikler tercih edilmelidir.
Yara yeri hematomu olan hastalarda cerrahi kon­
sültasyonla birkaç dikiş alınarak hematom boşaltı­
labilir. Hastaların yatışına genellikle gerek yoktur.
Seroma olan hastalarda iğne ile aspire edilmeli ve
kültür çalışmalıdır. Hastaların yatışına her zaman
gerek yoktur.
Çoğu yara yeri enfeksiyonu antibiyotik tedavisi ile
tedavi edilebilir ve hastada sistemik toksik bulgu­
lar veya eşlik eden ciddi hastalıklar yok ise yatışa
gerek yoktur. Perineal enfeksiyonlar polimikrobiyal
olmaları nedeniyle yatırılarak parenteral antibiyo­
terapi tedavi verilmelidir.
Nekrotizan fasiiti olan hastalarda acil cerrahi deb­
ridman ve parenteral antibiyoterapi gereklidir. Acil
servis hekiminin bu hastalarda acil olarak geniş
kapsamı olan antibiyotik tedavileri başlaması ge­
rekmektedir.
Yüzeyel tromboflebiti olan hastalarda selülit veya
lenfanjit bulgusu yok ise sıcak uygulama, non­
steroid anti-inflamatuvar ilaçlar (NSAİİ), elevas­
yon uygulanır. Süpüratif tromboflebitte etkilenen
venin eksizyonu gereklidir.
İlaca bağlı PMK'da oral Vankomisin ve PO veya
İV Metronidazol günümüzde mevcut olan tedavi
yöntemleridir.
ÖZGÜN DURUMLAR
MEME CERRAHİSİ KOMPLİKASYONLAR!
Meme cerrahisi sonrası sıkça karşılaşılan prob­
lemler arasında yara yeri enfeksiyonu, hematom,
pnömotoraks, nekroz, deri fleplerinin nekrozu ve
lenfödem gelmektedir.
GASTROİNTESTİNAL SİSTEM CERRAHİSİ
KOMPLİKASYONLAR!
Splanknik sinirlerin uyarılması motilite bozukluğu
ve paralitik ileus neden olur ve bu durum 3 gün içe­
resinde kendiliğinden çözülür.
Uzamış ileusta nörojenik olmayan nedenler akla gel­
melidir. Klinik özellikleri arasında konstipasyon, obs­
tipasyon, karında distansiyon ve ağrı vardır.
Karın grafisi, tam kan sayımı, kan elektrolit düzey­
leri, kan üre nitrojeni, kreatinin seviyesi ve idrar
tetkiki yapılmalıdır.
Adinamik ileusun tedavisi, nazogastrik dekomp­
resyon, oral alımın kesilerek barsağın istirahate
alınması ve hidrasyondur.
Mekanik obstrüksiyonlar genellikle yapışıklıklara
bağlı olur ve eğer nazogastrik drenajı içeren kon­
zervatif tedavi işe yaramaz ise cerrahi tedaviye ihti­
yaç duyulabilir.
• İntraabdominal apseler ameliyat öncesi olan konta­
minasyon veya anastomoz kaçağına bağlı gelişebi­
lir. Tanı bilgisayarlı tomografi veya ultrasonografi
ile konabilir. Perkütan drenaj veya cerrahi eksplo­
rasyon, drenaj ve parenteral antibiyotik tedavisi ge­
rekir.
Pankreatik kanal manipülasyonu sonrası pankrea­
tit görülebilir. Hasta semptomları arasında bulantı,
kusma, karın ağrısı ve lökositoz gözlenir. Serum
amilaz ve lipaz düzeyleri genellikle yükselir (amilaz
özgün değildir).
Ameliyat sonrası dönemde kolesistit ve bilier kolik
gözlenebilir. Yaşta hastaların akalkülöz kolesistit
geliştirmeye daha fazla yatkınlığı vardır.
Özefagus, mide ve kolon ameliyatlarından sonra
anastomoz kaçağı gözlenebilir. Özefagus kaçakları
belirgin morbiditeye ve mortaliteye neden olabilir.
BÖLÜM 51 • GENEL CERRAHi iŞLEMLERiN KOMPLiKASYONLAR!
Bariatrik cerrahi işlemler sonrası kanama ve kaçak
riski mevcuttur. Gastrik bypass sonrası dumping
sendromu görülebilir. Ayrıca hastalarda mekanik
obstrüksiyon, ülser, reflü, vitamin eksikliği gelişe­
bilir.
• Perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) kompli­
kasyonları arasında enfeksiyon, kanama, peritonit,
aspirasyon, yara dehisense, sepsis ve tüp obtsrüksi­
yonu gelmektedir. Ayrıca tüp yerinden çıkabilir ve
yerine kalıcı veya geçici olarak foley kateter yerleş­
tirilebilir.
• Stoma komplikasyonları genellikle cerrahi teknik­
teki hatalara veya altta yatan Crohn veya kanser
gibi hastalıklara bağlıdır. İskemi, nekroz, kanama,
hemi ve prolaps gözlenebilir.
183
Kolonoskopi sonrası en sık gözlenen komplikas­
yonlar kanama (biyopsi işlemlerinden sonra) ve
perforasyondur. Belirtiler birkaç saat gecikebilir.
Şüphelenilen olgularda serbest havanın değerlen­
dirilmesi için karın grafisi ve ayakta çekilen alciğer
garfisinden faydalanılabilir. Ancak bu testlerin has­
sasiyetinin düşük olması nedeniyle şüpheli olgular­
da BT görüntüleme yapılmalıdır.
Rektal girişimlerden sonra görülen komplikasyon­
lar arasında idrar retansiyonu, kabızlık, prolaps, ka­
nama ve enfeksiyonlar gelmektedir.
Kısım 8
RENAL VE GENITOÜREİNER BOZUKLUKLAR
AKUT BÖBREK YETMEZLİGİ
52 Marc
D. Squillante
Çeviri: Zaur İbrahimov
PATOFİZYOLOJİ
•
•
EPİDEMİYOLOJİ
•
•
•
•
•
•
•
•
Sonuç, tedavi ve ayırıcı tanı açısından hastane kay­
naklı ve toplum kökenli akut böbrek yetmezliği
ABY ayrımının yapılması önemlidir.
Prerenal ABY toplum kökenli en sık sebep olup,
hastaların %70'ni oluşturmaktadır. Yakaların çoğu
sıvı azalmasına bağlıdır. AS'e başvuran hastaların
yaklaşık %90'ında geri döndürülebilir nedenler iz­
lenir.
Böbrek kaynaklı sebepler, özellikle Akut Tubuler
Nekroz (ATN), en sık hastane kaynaklı etiyoloji
olup, hastaların %70'ni oluşturmaktadır. Y BÜ ve
çoklu organ yetmezliği hastalarında sıktır.
Postrenal nedenler hem toplum kökenli hem de
hastane kaynaklı ABY hastalarının %10'nu oluştur­
maktadır.
Mortalite oranları böbrek yetmezliğinin sebebi ve
ciddiyetine bağlıdır. Yetişkin ABY ölümlerinin bü­
yük bir kısmı sepsis ve kardiyopulmoner yetmez­
liğe bağlıdır. Hastane kaynaklı ABY daha yüksek
mortaliteye sahiptir.
RIFLE sınıflandırması, prognozla korele olan; cid­
diyetine göre sıralanmış 3 evreden (Risk, Hasar
(Injury), Yetmezlik (Failure)) ve sonucuna göre
sıralanmış 2 evreden (Kayıp (Loss), Son evre (End­
stage) böbrek hastalığı) ibarettir. Renal risk, hasar
ve yetmezliğinin evrelemesi Serum Kreatinin/Glo­
merul Filtrasyon Hızı (GFR) kriteri veya 6-24saat­
lik idrar çıkışına göre yapılabilir.
AS'te hastayı kısıtlı zaman aralığında gören acil
hekimi için kreatinin değerinin bazaline göre deği­
şimini değerlendirmek en kullanışlı yoldur: Renal
Risk=serum kreatinin değerinin bazaline göre 1,5
kat artışı, Renal Hasar=serum kreatinin değerinin
bazalin 2 katına çıkması, Böbrek Yetmezliği=serum
kreatinin değerinin bazalin 3 katına çıkması veya
kreatinin >4,0 mg/dL veya akut artışın >0,5mg/dL
olmasıdır.
Diyalizin kullanılmasına rağmen, ABY'den ölüm
oranı dekadler boyunca aynı kalmıştır.
Pediatrik ABY farklı grup etiyolojilerden kaynak­
lanmakta ve ölüm oranı %25 civarındadır.
184
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Böbrek Kan Akımının (BKA) azalması, çoğu ABY
sebebinin son basamağıdır.
Prerenal yetmezlikte tubuler ve glomeruler fonksi­
yonlar korunmuştur ancak, GFR böbrek perfüzyo­
nun bozulmasına bağlı olarak azalmaktadır.
Prerenal yetmezlik en sık toplum kökenli ABY (va­
kaların %70'i) nedeni olup, böbrek perfüzyonunu
azaltan sebeplere bağlıdır (Tablo 52-1). Ayrıca, int­
rinsik böbrek yetmezliğinin iskemik ve nefrotoksik
sebeplerinin ortak öncülüdür.
Daha önce ATN olarak bilinen, artık Akut Böbrek
Hasarı (Acute Kidney Injury [AKI]) olarak adlandı­
rılan İskemik ABY, intrinsik böbrek yetmezliğinin
en sık sebebidir. Böbrek parank.imi, renal perfüz­
yonda ciddi azalmaya bağlı oluşan iskemik hasar­
dan etkilenmektedir. Bu, hastane kaynaklı ABY'nin
en sık sebebidir.
İntrinsik böbrek yetmezliği, glomerul, interstisyum
veya tubullerin hastalıklarıyla oluşmakta ve renal
vazokonstriktörlerin salınımına bağlıdır.
İntrinsik böbrek yetmezliğinin etiyolojileri anato­
mik olarak küçük damar hastalığı, primer glome­
ruler hastalık ile tubuler ve interstisiyel hastalıkla­
rıdır (Tablo 52-1 ).
Nefrotoksinler ATN'nin en sık ikinci sebebi olup
yaklaşık %25'ni oluşturmaktalar.
ABY pediatrik popülasyonda farklı spektruma
sahiptir: glomerulonefrit ve hemolitik-üremik
sendrom gibi hastalıklara ikincil olarak intrinsik
renal nedenlere bağlı ABY daha sık görülmektedir
(%45).
Postobstruktif ABY tubuler basıncı arttırarak filt­
rasyonu azaltmaktadır. Bu olay seçilmiş popülas­
yonda (yaşlılar gibi) önemli ölçüde daha sık görül­
mektedir.
ABY'nin düzeltilmesinde anahtar rol BKA'nın dü­
zeltilmesidir.
Prerenal ABY'de dolaşımdaki sıvının yerine konul­
ması kritik öneme sahiptir.
İntrinsik ABY tedavisinde altta yatan sebebe (tok­
sinlerin kaldırılması, glomeruler hastalığı tedavisi)
müdahale BKA düzeltilmesine yardımcı olmakta­
dır.
Postrenal obstrüksiyonun kaldırılmasıyla vazo­
konstrüksiyon ve tubuler basınç azalır.
BÖLÜM 52 • AKUT BÖBREK YETMEZLİGİ
@,S:jHJjj@ Böbrek Yetmezliği Sebepleri
PRERENAL
POSTRENAL
RENAL (İNTRİNSİK)
Tubuler hastaltk
Hipovolemi
İskemik akut tubuler nekroz: prerenal
GI: azalmış alım, kusma ve ishal
sebeplerden kaynaklanan başka bir
Farmakolojik: diüretikler
hastalığa bağlı gelişir
Üçüncü boşluğa kaçış
Nefrotoksinler: aminoglikozidler,
Ciltten kayıplar: ateş, yanık
radyokontrast ajanlar, sisplatin,
Çeşitli: hipoaldosteronizm,
amfoterisin B, hem pigmentleri
tuz kaybettiren nefropati,
(rabdomiyoliz, masif hemoliz)
postobstruktif diürez
Obstrüksiyon: ürik asit, kalsiyum
Hipotansiyon
oksalat, miyelom hafif zincirleri,
Septik vazodilatasyon
amiloid, farmakolojik: sulfonamid,
Kanama
triamteren, asiklovir, indinavir
Azalmış kardiyak output:
İnterstisyel hastalıklar
iskemi/infarktüs, valvulopati,
Akut interstisyel nefrit: çoğunlukla
kardiyomiyopati, tamponad
ilaç reaksiyonudur (en sık NSAİ
Farnıakolojik: �-blokörler, Ca kanal
ve antibiyotikler, fakat diüretik,
blokörleri, diğer antihipertansif
fenitoin, allupurinol ve rifampin de
ajanlar
sebep olabilir)
Yüksek outputlu yetmezlik:
Enfeksiyon: bilateral piyelonefrit,
tirotoksikoz, tiamin eksikliği,
Lejyoner hastalığı, hantavirüs
Paget hastalığı, arterio-venöz
enfeksiyonu
fistül
İnfiltratif hastalık: sarkoidoz, lenfoma
Renal arter ve küçük damar hastalığı
Otoimmün hastalıklar: sistemik lupus
Emboli: trombotik, septik,
eritematozus
kolesterol
Toksikolojik: aristoloşik asit
Tromboz: ateroskleroz, vaskülit,
Glomerüler hastalıklar
orak hücre hastalığı
Hızlı ilerleyen glomerulonefrit
Diseksiyon
(Rapidly progressive glomerolu­
Farmakolojik: NSAİ, ACE
nephritis): Goopasture sendromu,
inhibitörleri, anjiyotensin
Wegener granulomatozu, Henoch­
reseptör blokörleri
Schönlein purpurası, mernbranop­
(mikrovasküler etki ederler, fakat
roliferatif glomerulonefrit
prerenal fizyolojiye sahiptir)
Postinfeksiyöz glomerulonefrit
Siklosporin ve takrolimus
Küçük damar hastalıkları
Mikrovasküler tromboz:
Mikrovasküler tromboz: preeklamp­
preeklampsi, hemolitik­
si, hemolitik-üremik sendrom,
üremik sendrom, dissemine
dissemine intravasküler koagülas­
intravasküler koagülasyon,
yon, trombotik trombositopenik
vaskülit, orak hücre hastalığı
purpura, vaskulit
Hiperkalsemi
Malign hipertansiyon
Skleroderma
KLİNİK ÖZELLİKLER
Böbrek fonksiyonlarındaki bozulma serumda azot­
lu atık maddelerin aşırı maddenin birikimine se­
bep olmaktadır. Hastalarda çoğunlukla altta yatan
nedene ait belirti ve bulgular görülse de; sonuçta
böbrek yetmezliği semptamları izlenir.
Üremi daha da kronikleştiçe hastalar aşırı volüm
yükü, hipertansiyon, pulmoner ödem, mental du­
rum değişikliği veya nörolojik semptomlar, bulantı
ve kusma, kemik ve eklem problemleri, anemi ve
enfeksiyonlara artmış yatkınlık ölümün önemli bir
nedeni gibi durumlar görülebilir.
TANI VE AYIRICI TANI
Öykü ve fizik muayene genellikle etiyolojiyle ilgili
ip uçları vermektedir. Altta yatan nedene ait belirti
ve bulgular dikkatle incelenmelidir (Tablo 52-1).
185
Tüm yaşlarda
Uretra ve mesane çıkışı
Fimozis veya üreteral darlık
(erkeklerde)
Nörojenik mesane: diyabetes mellitus,
omurilik hastalığı, multipl skleroz
Parkinson hastalığı, farmakolojik:
antikolinerjikler, a-adrenerjik
antagonistler, opiyatlar
Taşlar: Güneydoğu Asyalı çocuklarda,
mekanik müdahale geçirmiş
erişkinlerde
Erişkinler
Uretra ve mesane çıkışı
Benign prostat hipertrofısi
Prostat, mesane, serviks veya kolon
kanseri
Tıkanmiş kateterler
Ureter
Taşlar, ürik asit kristalleri
Papiler nekroz: orak hücre hastalığı,
diyabetes mellitus, piyelonefrit
Tümor: ureter, uterus, prostat, mesane,
kolon karsinomu, retroperitoniyal
lenfoma, Uterin leyomiyomata
Retroperitoniyal fibroz: idiyopatik,
tüberküloz, sarkoidoz, metilserjid,
propranolol
Darltk: tüberküloz, radyasyon,
şistozomiyazis, NSAI'ler
Çeşitli: aort anevrizması, gebe uterus,
inflamatuar bağırsak hastalığı, kan
pıhtısı, travma, kazara cerrahi ligasyon
Bebek ve çocuklar
Ureta ve mesane çıkışı
Anteroior ve posterior ureteral valv
gibi anatomik malformasyonlar
(erkeklerde)
Ureter
Vezikoureteral reflü gibi anatomik
malformasyonlar (sakılıkla
kadınlarda)
Fizik muayene vital bulguların, sıvı durumunun,
idrar yollarının bütünlüğünün ve idrar çıkışının,
kimyasal zehirlenme belirtilerinin, ilaç kullanımı­
nın, kas hasarının, enfeksiyon belirtilerinin veya
ilgili sistemik hastalık belirtilerinin değerlendiril­
mesini kapsamalıdır.
Tanısal testler: idrar tetkiki (Tablo 52-2), kan üre nit­
rojeni ve kreatinin düzeyi, serum elektrolitleri, idrar
sodyum ve kreatinini ve idrar osmolalitesinden oluş­
maktadır. Bu incelemeler ile hastaların çoğu prerenal,
renal ve postrenal olarak sınıflandırıJabilmektedir.
Sınıflandırmaya yardımcı olabilmek için fraksiyone
sodyum atılımı hesaplanabilir (Tablo 52-3).
Normal idrar sedimenti prerenal ve postrenal
yetmezliklerde, hemolitik-üremik sendromda ve
trombotik trombositpenik purpurada görülebil­
mektedir. Albümin varlığı glomerulonefrit veya
malign hipertansiyonu düşündürebilir.
J 86
KISIM 8 • RENAL VE GENITOÜREİNER BOZUKLUKLAR
TABLO 52-2
Farklı Böbrek Yetmezliği Tiplerinde İdrar Bulguları
DURUM
MİKROSKOPİK İNCELEME
İDRAR DIPSTICK SONUCU
Prerenal Yetmezlik
Normal veya birkaç hiyalin silendirler görülebilir
Normal veya eser proteinüri, özgül ağırlığı
>1,015
İskemi
Pigmente granüler silendirler, tubuler epitel
hücreleri
Özgül ağırlığı <1.015, hafif-orta proteinüri
Nefrotoksinler
Pigmente granüler silendirler
Özgül ağırlığı <l.015, hafif-orta proteinüri
Akut insterstisyel nefrit
Beyaz küreler, eozinofiller, eritrositler
Hafif-orta proteinüri, hemoglobin, lökositler
Akut glomerulonefrit
Eritrosit ve eritrosit silentirleri, dismorfık olabilirler
Orta-ağır proteinüri, hemoglobin
Kristaller, eritrositler, beyaz küreler görülebilir
Proteinüri eser veya hiç yok, hemoglobin ve
lökositler olabilir
Böbrek yetmezliği
Tubuler hasar
Postrenal böbrek
yetmezliği
ATN'da granüler silendirler görülür. Albümin ve
eritrositler glomerulonefrit, malign hipertansiyon
ve otoimmün hastalılarda görülür. Beyaz küre si­
lendirleri intersitsyel nefrit ve piyelonefritte gö­
rülür. Kristaller böbrek taşlarıyla ve belli ilaçlar
(sulfa'lar, etilen glikol ve radyokontrast ajanlar) ile
beraber görülebilir.
ABY olan hastalarda üst idrar yolu tıkanıklığı ve
hidronefrozdan şüphelenildiğinde tercih edilmesi
gereken radyolojik tetkik renal ultrasondur. Dopp­
ler incelemesiyle böbrek perfüzyonu değerlendiri­
lebilir ve büyük damarlardan kaynaklanan böbrek
yetmezliğini tehşis edebilir. Yatak başı ultrason bir
kısım tedavi edilebilir sebeplerin ivedilikle tespit
edilmesine yardım ederek sıvı resüsitasyonu için
TABLO 52-3
TEST
EMPLOYED
Akut Alımda Potansiyel Toksik
Serum APAP Düzeyleri
PRERENAL
RENAL
POSTRENAL
<20
>40
>40
FEN•(%)*
<l
>l
>l
RFI'
<l
>l
>l
Urine
osmolality
(mOsm/L)
>500
<350
<350
Urine: serum
creatinine
>40:l
<20:1
<20:l
Blood urea
nitrogen:
creatinine
>20:1
10:1
>10:1
yönlendirici olabilir. İnspirasyonla intrahepatik
IVC kollapsı volüm durumu ve sıvı cevabı açısın­
dan yol gösterici olabilir (Bknz. Şekil 52-lA ve 52lB, 52-2A ve 52-2B).
Prerenal yetmezlik toplum kökenli ABY en sık (­
%70) sebebi olup renal perfüzyonu azaltan durum­
lara (Bknz. Tablo 52-1) bağlıdır. Ayrıca, intrinsik
böbrek yetmezliğinin iskemik ve nefrotoksik se­
beplerinin öncülüdür.
İntrinsik Böbrek Yetmezliği vasküler ve iskemik
etiyolojilere sahiptir. Glomeruler ve tubulointers­
tisyel hastalılar da sebep olabilmektedir. Geleneksel
olarak ATN olarak bilinen İskemik ABY artık Akut
Böbrek Hasarı olarak adlandırılmaktadır.
Çoğu intrinsik böbrek yetmezliği vakası uzamış ve
ciddi prerenal etiyolojilerden kaynaklanan ATN'ye
bağlıdır. Ayrıca, ATN hastane kaynaklı ABY'nin en
sık sebebidir.
Nefrotoksinler ATN'nin en sık ikinci sebebidir.
Postrenal azotemi çoğunlukla yüksek derecede pros­
tat darlığı olan yaşlı erkeklerde görülmektedir. Dış
genitalya lezyonları (örneğin striktürler) da sık gö­
rülen sebeplerdendir. Böbrek fonskiyonlannın kalıcı
kaybı 10-14 günden daha uzun süren tam tıkanık­
lıklarda görülür ve eşlik eden idrar yolu enfeksiyonu
durumunda daha da kötüleşmektedir.
• ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
ABY ile acil servise başvuran hasta tedavisinin esas
amacı altta yatan sebebin ortadan kaldırılması ile
sıvı ve elektrolit dengesizliğinin düzeltilmesidir.
Çabalar böbrek hasarının ilerlemesini engellemeye
yönelik olmaldır ve böbrek fonkisyonlan normale
dönene kadar destek tedavisine devam edilmelidir
BÖLÜM 52 • AKUT BÖBREK YETMEZLİGİ
J 87
A
A
B
ŞEKİL 52-1. A. Normal böbrek ve hidronefroz izlenen
böbrek ultrasonu. Normal böbrek, oklar kapsül sınırlarını
göstermektedir. B. Obstruktif üropatide beklenen hidro­
nefroz; dilate böbrek ekranın büyük kısmını kaplamaktadır,
kapsül sınırları oklarla gösterilmiştir (Michael B. Stone, MD,
RDMS izniyle).
(elektrolit ve asit-baz düzensizliklerin tedavisi için
bkz. Bölüm 6).
PRERENAL YETMEZLİK
Sıvı resüsitasyonu en öncelikli olup, etkin damariçi
hacim hastanın durumuna göre uygun hızda izoto­
nik sıvılarla (serum fizyolojik veya laktatlı Ringer
çözeltisi) sağlanmalıdır.
Prerenal azotemi sebebinin kalp yetmezliği olduğu
durumlarda, böbrek perfüzyonunu sağlamak ama­
cıyla kardiyak output düzeltilmeli ve intravasküler
volümün azaltılması (örneğin: diüretik kullanımı)
daha uygun olabilir.
B
ŞEKİL 52-2. İnferior Vena Cava ultrasonu. A. Volüm yük­
lenmesinde beklendiği gibi aşırı dolgun inferior vena cava
(oklarla göterilmiştir). B. Prerenal akut böbrek yetmezliğin­
de beklendiği gibi inspirasyon (oklar) ve ekspirasyonda (ok
uçları) tamamen kollabe olan inferior vena cava (Michael B.
Stone, MD, RDMS izniyle).
BÖBREK YETMEZLİGİ {İNTRİNSİK)
Öncelikle uygun dolaşım hacmi geri getirilmelidir;
hipovolemi ABY'nin tüm formlarına zemin yarat­
makta ve ağırlaştırmaktadır.
İskemi veya nefrotoksik ajanlar intrinsik ABY'nin
en sık sebepleridir. Öykü, muayene ve temel labo­
ratuar tetkikleri tanıya götürecek ipuçlarını sağla­
yabilir. Nefrotoksik ajanlardan (ilaçlar ve radyo­
kontrast) kaçınılmalıdır.
Düşük doz dopamin (1-5 mikrogram/kg/dk)
ABY'ni ve idrar çıkışını iyileştirebilir, fakat ölüm
oranını ve geri dönüşü iyileştirmemektedir.
188
KISIM 8 • RENAL VE GENITOÜREİNER BOZUKLUKLAR
periton diyalizi düşünülebilir. Diyaliz kararını ço­
ğunlukla nefroloji konsultanı vermektedir (Bknz.
Tablo 52-4).
Diyalize çoğunlukla kan üre nitrojeni lOOmg/dL
düzeyini veya serum kreatinini lOmg/dL düzeyini
aştığında başlanmaktadır.
ABY'li hastalarda başka tedbirlerle düzeltilemeyen
kardiyak instabilite (metabolik asidoz ve hiperka­
lemiye bağlı), dirençli sıvı fazlalığı, hiperkalemi
ve üremi (yani ensefalopati, perikardit ve kanama
diyatezi) gibi komplikasyonlar geliştiğinde acil di­
yaliz düşünülmelidir. Buna rağmen, diyalizin kul­
lanıma girmesiyle ABY'de ölüm oranları çok az de­
ğişmiştir.
Böbrekten atılan ilaçlar (digoksin, magnezyum,
sedatifler ve narkotikler) terapötik dozlarda dahi
vücutta birikerek ciddi yan etkilere sebep olabile­
ceğinden dikkatle kullanılmalıdır. Sıvı kısıtlaması
gerekebilir. Radyokontrasta bağlı nefrotoksisitenin
önlenmesinde asetilsistein, fenoldopam ve kristal­
loid infüzyonu kullanılabilir.
POSTRENAL YETMEZLİK
Uygun şekilde idrar drenajı sağlanmalıdır; uygula­
nacak işlem tıkanıklığın olduğu seviyeye bağlıdır.
Prostat hipertrofisine bağlı tıkanıklıkta Foley ka­
teteri yerleştirilebilir. Aralıklı klemplemenin hipo­
tansiyon ve hematüriyi engellediğini destekleyen
veri bulunmamaktadır. İdrarın tamamı hızlıca bo­
şaltılmalıdır
Düzeltici cerrahiye kadar hastanın stabillenme­
si amacıyla tıkanıklığın giderilmesi için perkutan
nefrostomi gerekebilir.
Akut anürik hastada ilk önce tıkanıklık düşünül­
melidir. Mesanenin ilk kateterizasyonuyla idrarın
gelmemesi durumunda üroloji konsültasyonu dü­
şünülebilir.
Kronik üriner retansiyon durumlarında postobs­
truktif diürez; ozmotik diürez veya tubuler dis­
fonksiyona bağlı görülebilir. Hastalar aniden hi­
povolemik ve hipotansif hale gelebilir. İdrar çıkışı
yakından izlenerek uygun sıvı replasmanı yapılma­
lıdır.
TABURCULUK
Yeni başlangıçlı ABY genellikle yoğun bakım üni­
tesinde olmak üzere yatış gerektirmektedir. Diya­
liz imkanının ve nefroloji konsültasyonun mevcut
olmadığı durumlarda hastanın sevki düşünülebi­
lir.
ABDOMİYOLİZ
53 RMichael
Levine
DİYALİZ
•
Altta yatan sebebin tedavisi böbrek işlevlerinin dü­
zeltilmesini sağlayamadığında hemodiyaliz veya
Çeviri: Zaur İbrahimov
Rabdomiyoliz, çizgili kas nekrozunun neden olduğu
klinik ve biyokimyasal bir sendromdur.
@t,j:joj.jj@ Acil Diyaliz Endikasyonları
Kontrolsüz hiperkalemi (K+>6,5 mmol/L veya daha fazla)
Devamlı hipoksinin eşlilk ettiği veya konservatif tedbirlere
cevap vermeyen inatçı sıvı yüklenmesi
Üremik perikardit
ilerleyen üremik/metabolik ensefalopati; flapping tremor,
nöbet
Serum sodyum düzeyinin <115 veya >l65mEq/L olması
Sodyum bikardonata dirençli derin metabolik asidozun
olduğu veya tekrarlayan sodyum bikarbonat dozlarının
kontrendike olduğu durumlar
Diyaliz edilebilen ilaçla (lityum, aspirin, metanol, etilen
glikol veya teofilin gibi) hayati tehdit eden zehirlenme
Üremiye bağlı kanama diskrazisi
Yüksek kan üre nitrojen ve serum kreatinin düzeyleri.
Başlatma düzeyleri değişkendir, çoğunlukla KÜN
<100mg/dl olması istenir. Her hasta bireysel
değelendirilmelidir
EPİDEMİYOLOJİ
•
Rabdomiyoliz ile ilişkili durumlar Tablo 53-1 'de lis­
telenmiştir.
Yerçekimine bağlı süreli basıya maruz kalan vücut
bölümleri nedeniyle koma hastaları rabdomiyoliz
açısından risk altındadır.
PATOFİZYOLOJİ
Çizgili kas hasarı hücresel ölüme sebep olarak hüc­
re içeriğinin vasküler yapılara boşalmasıyla sonuç­
lanmaktadır.
• Dolaşıma geçen ajanlar genellikle miyoglobin,
kreatinin kinaz, aldolaz, laktat dehidrojenaz, po­
tasyum ve aspartat aminotransferazdır.
BÖLÜM 53 • RABDOMİYOLİZ
TABL053-l
J 89
Erişkinlerde Rabdomiyolizle İlişkili Yaygın Görülen Durumlar
Travma
Crush yaralanması
Elektrik veya yıldırım çarpması
İlaç suistimali
Amfetaminler [Ecstasy
(3,4-metilenedioksimetamfetamin)
dahil])
Kafein
Kokain
Etanol*
Eroin*
Liserjik asit dietilamid
Metamfetaminler
Opiyatlar*
Fenilsiklidin
Çevrersel ve aşırı kas aktivitesi
Dövüş sporlan
Deliryum tremens
Distoni
Psikoz
Nöbetler
Spor ve antreman
Kalp krizi
Genetik hastalıklar
Glikoliz ve glikogenoliz bozuklukları
Yağ asitleri oksidasyon bozuklukları
Mitokondriyal ve solunum zinciri
metabolizması bozuklukları
Kası ilgilendiren immünolojik
hastalıkları
Dermatomiyozit
Polimiyozit
Bakteriyel enfeksiyon
Clostridium
Grup A �-hemolitik streptokok
Legionella
Salmonella
Shigella
Staphlococcus aureus
Streptococcus pneumoniae
Vira) İnfeksiyon
Coxsackie virüs
Sitomegalovirüs
Epstein-Barr virüsü
Enterovirüs
Hepatit virüsü
Herpes Simpleks virüsü
HIV
İnfluenza virüsü (A ve B)
Rota virüsü
İskemik hasar
Kompartman sendromu
Kompresyonlar
Tıbbi tedavi
Antipsikotikler
Barbituratlar*
Benzodiazepinler*
Klofıbrat*
Kolşisin
Kortikosteroitler
Difenhidramin
İzoniazid
Lityum*
Monoamin oksidaz inhibitörleri*
Narkotikler*
Nöroleptik ajanlar
Fenotiazinler
Salisitlatlar
SSRI'lar*
Statinler
Teofılin*
Trisiklik antidepresanlar*
Zidovudin
*İşaretli maddeler direk olarak rabdomiyolize neden olmaz anca; kas hasarı ilişkili kompresyon veya immobilite, çeşitli sendromlarla (örn.
serotonin sendromu, nöroleptik rnalign sendrom ve diğerleri) birlikte olabilecek rabdomiyolizle alakalı olabilir.
Na/KiATPaz ve kalsiyum transportunun bozulma­
sıyla hücreiçi kalsiyum artmaktadır, bu da sonuç
olarak hücre ölümünü tetiklemektedir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Öyküdeki ayrıntılar klinisyeni bu sendromu dü­
şünmeye yönlendirebilir.
Herhangi bir sebebe bağlı uzamış hareketsizlik rab­
domiyolize neden olabilirken, özellikle bazı ilaçla­
rın intoksikasyonuna (narkotikler, sedatif-hipno­
tikler veya etanol aşırı alımı) bağlı durumlarda da
rabdomiyoliz görülebilir.
Sempatomimetik ilaçların (Kokain, amfetamin
veya fensiklidin (PCP) suiistimali veya antihista­
minik kullanımı) intoksikasyonu immobilizasyon
olmaksızın rabdomiyolize sebep olabilmektedir.
Aşın kas aktivitesi veya egzersizleri rabdomiyolize
sebep olabilmektedir. Yaygın nedenleri için tablo
53-1 'e bakınız.
Crush (kaza) yaralanmaları, kalp krizi ve elektrik
çarpması gibi kompartman sendromu veya uzamış
kas sıkışmasına sebep olabilen yaralanmalar da
rabdomiyolize yola açabilmekdirler.
Polimiyozit, dermatomiyozit ve nöroleptik malign
sendrom gibi belirli hastalıklar veya hastalık du­
rumları rabdomiyolizle ilişkilidir.
Yaygın şikayetler genellikle kas ağrısı/sertliği, kır­
gınlık, kaslarda hassasiyet (özellikle uyluk veya
baldır kaslarında) ve koyu renkli idrardan ibarettir.
Ancak bu belirti ve bulgular hastalığa spesifit ya da
sensitif değildir.
TANI VE AYIRICI TANI
Tanı serum kreatinin kinaz düzeyi (CK) ölçülerek
konur. Kardiyak nedenler dışlanarak, CK düzeyi­
nin normal üst sınırın beş katı yüksekliğe ulaşması
rabdomiyoliz için tanı koydurucudur.
• Serum CK düzeyi ilk yaralanmadan 2-12 saat sonra
yükselir ve 1-3 gün sonra pik yapar.
Miyoglobinüri plazma miyoglobin düzeyi l,Smg/
dL'yi geçince saptanabilir.
İdrarda mikroskobik incelemeyle eritrosit görül­
meyip dipstick testinde hem açısından pozitiflik
olması tanısaldır.
• Rabdomiyolizden şüphelenilen tüm hastalarda CK
düzeyi ve temel metabolik tetkikler istenmelidir.
J
90
KISIM 8 • RENAL VE GENITOÜREİNER BOZUKLUKLAR
• ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Öncelik, kristaloitlerle intravenöz hidrasyondur.
Çoğunlukla, birkaç litre serum fizyolojik verilmek­
tedir, fakat hızlı sıvı infüzyonunu tolere edemeye­
cek hasta grubunda dikkatli olunmalıdır.
İdrar alkalinizasyonu yapılmaktadır, fakat sonuçlar
üzerine iyileştirici etkileri gösterilememiştir.
Ağır vakalarda tedavi boyunca elektrolit dengesi
yakından takip edilmelidir.
Fosfor düzeyi ancak lmg/dCin altında veya 7mg/
dCnin üzerinde olduğunda tedavi edilmelidir.
Hiperkalemi agresif tedavi gerektirmektedir (bkz.
Bölüm 6), hastayı dehidrate edecek ajanlardan ka­
çınılmaldır.
Hastanın idrar çıkışını yakından takip edin.
Mümkünse, nefrotoksin ajanlardan kaçınılmalıdır.
Komorbiditesi olmayan hafif rabdomiyolizli hasta­
lar acilde hidrate edildikten sonra taburcu edilebi­
lir.
Önemli komobriditesi olan, akut böbrek hasarı
olan veya CK düzeyi önemli ölçüde yükselmiş has­
talar yatırılmalıdır.
Komplikasyonlar akut böbrek hasarı, hiperkalsemi
(geç), hiperfosfatemi (erken), hipofosfatemi (geç).
hiperkalemi, hiperürisemi, hipokalsemi ve disse­
mine intravasküler koagulasyondur.
BÖBREK YET MEZLİGİ VE
54 DİYALİZ
HASTALARINDA
ACİLLER
Jonathan A. Maisel
Çeviri: Zaur İbrahimov
EP İDEMİYOLOJİ
•
•
Son dönem böbrek hastalığı (SDBH) tüm hastala­
rın üçte biri olup öncelikle yaşlıların hastalığıdır,
yeni vakaların yarısından çoğunu ve bu hastalıkla
yaşayan bireylerin üçte birini 65 yaş üzeri hastalar
oluşturmaktadır.
SDBH'nin en sık sebebi diyabet olup, onu hiper­
tansiyon, glomerulonefrit ve kistik böbrek hastalığı
izlemektedir.
Tüm SDBH ölümlerinin %50'sini kardiyak sebep­
ler oluşturmaktadır. Enfeksiyoz sebepler % 1O ila
%25'ini oluşturmaktadır.
PATOFİZYOLOJİ
Böbrek yetmezliği patofizyolojisi 3 mekanizma ile
kategorize edilebilir: ( 1) Atılım bazukluğu; yani,
ürenin de dahil olduğu 70den fazla kimyasal mad­
denin idrara atılamaması. (2) Biyosentez bozuk­
luğu; yani eritropoetin ve vitamin D gibi böbrekte
sentezlenen hormonların kaybı. (3) Regülasyonda
bozukluk; örneğin normal feedback mekanizma­
nın bozulması sonucu ile üremiyi artıran hormon­
ların aşırı sekresyonu.
Üremi tanısı klinik olarak konur. Düşük glome­
rül filtrasyon hızı (8-lOmL/dk) ile üremi belirtile­
ri arasında ilişki olsa da, rutin laboratuvar testleri
sendromun işaretçileri olamaz. Renal replasman
tedavisine (RRT) başlama kararı klinik olarak ko­
nur.
• SDBH olan hastalarda hastalığın sürecine ve teda­
visine bağlı komplikasyonlar görülebilmektedir.
Acil diyalize en çok ihtiyaç duyulan durumlar hi­
perkalemi, ağır metabolik asidoz ve pulmoner
ödemdir.
KARDİYOVASKÜLER
KOMP LİKASYONLAR
Kreatinin fosfokinaz (ve MB fraksiyonu), troponin
I ve troponin T düzeyleri düzenli diyalize giren
SDBH'lı bireylerde önemli derecede yükselme­
mektedir ve bu hastalarda miyokardiyal iskeminin
göstergesidir.
Diyaliz başlanan hastaların %80-90'de hipertansi­
yon gelişmektedir. Bu hastaların tedavisi kan hacmi
düzenlenmesi ve sonrasında adrenerjik bloke edici
ilaçlar, anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitör­
leri veya vazodilatör ajanların kullanımını kapsa­
maktadır.
• Hipertansiyon, koroner iskemi ve kapakçık hasta­
lıkları, ayrıca üremik kardiyomiyopati, sıvı yüklen­
mesi ve arteriyovenöz (AV) fistüller (yüksek out­
putlu yetmezlik) Konjestif kalp yetmezliğine neden
olabilmektedir. Tedavisi SDBH olmayan hastalarla
benzerdir.
• En önemlisi, preload nitrat kullanarak, sorbitol ile
diyare indüklenerek ve flebotomi (en az 150mL)
yapılarak azaltılabilmektedir. Hastanın kanı trans­
füzyon torbalarına toplanarak saklanmalıdır ve ih­
tiyacı halinde hastaya geri transfüze edilebilir.
• Oligürik hastalarda dahi pulmoner damarlarda
vazodilatasyon sağladığından, diüretiklerin (60lOOmg furosemid) az da olsa faydası vardır.
BÖLÜM 54 • BÖBREK YETMEZLİGİ VE DİYALİZ HASTALARINDA ACİLLER
• Hemodiyaliz (HD) sıvı fazlası için kesin tedavidir.
• SDBH hastalarında perikardit kötüleşen ürenıiye
bağlıdır. Akut perikarditin tipik EKG bulguları gö­
rülmez. Perikardiyal sürtünme sesi diğer formlara
göre daha yüksektir, sıklıkla palpe edilebilir ve nıe­
tabolik bozukluklar düzeltildikten sonra da devam
eder. Orenıik perikardit yoğun diyaliz ile tedavi
edilir.
• Kardiyak tamponad ürenıik perikarditin en cid­
di komplikasyonudur. Bilinç durumu değişikliği,
hipotansiyon veya dispne ile belirti verir. Akciğer
grafısinde genişlemiş kalp tanıyı destekleyebilir.
Tanı ekokardiyografı ile doğrulanır. Henıodinamik
olarak belirgin olan perikardiyal efüzyona floros­
kopi veya ultrasonografı klavuzluğunda perikardi­
yosentez yapılmalıdır.
• NÖROLOJİK KOMPLİKASYONLAR
Üremik ensefalopati bilişsel bozukluklar, hafıza
kaybı, peltekleşmiş konuşma ve asteriks ile baş­
vurur. Üreminin progresif nörolojik bulguları HD
başlatan en yaygın endikasyondur. Yapısal, vaskü­
ler, enfeksiyöz, toksik ve nıetabolik sebepler dışlan­
dıktan sonra bu tanı konulmalıdır.
• Parestezi, azalmış derin tendon refleksi, bozulmuş
titreşim duyusu, kas kütlesi kaybı ve zayıflıkla ken­
dini gösteren periferik nöropati SDBH olan hastala­
rın %60-%100'ünde oluşur.
• Postüral baş dönmesi, gastrik dolgunluk, bağırsa­
ğın disfonksiyonu, azalmış terleme, azalmış kalp
atını hızı değişkenliği ve baroreseptör kontrolünün
kaybı ile karakterize olan otonomik disfonksiyon
SDBH hastlarında sıktır fakat diyaliz esnasındaki
hipotansiyondan sorumlu değildir.
• HD hastalarının %6'sında inme görülür. Bunların
%52'sinde intrakraniyal kanama (subdural henıa­
tonı daha sık) vardır. İnme, serebrovasküler has­
talık, kafa travması, kanama bozuklukları, antko­
agülasyon, aşırı ultrafıltrasyon veya hipertansiyon
nedeniyle oluşabilir. SDBH olup bilinç durumu
değişikliği ile başvuran tüm hastalarda akla gelme­
lidir.
• HEMATOLOJİK
KOMPLİKASYONLAR
•
Azalmış eritropoetin, diyaliz esnasında kan kaybı,
sık flebotomi ve azalmış eritrosit yaşam süresi ne­
deniyle anemi oluşur.
• Faktisyöz anemi diyalizle ilişkili plazma hacim de­
ğişikliklerini yansıtır.
191
SDBH'nda anormal henıostaz multifaktöryaldir ve
sonuçta gastrointestinal (GI) kanama, subkapsüler
karaciğer hematomu, subdural hematom ve göz içi
kanamaya neden olur.
• Bozulmuş lökosit kemotakisisi ve fagositoz nedeniy­
le oluşan immün yetmezlik, enfeksiyon nedeniyle
yüksek mortalite oluşturur. Diyaliz immün sistem
fonksiyonlarını düzeltmez.
• GASTROİNTESTİNAL
KOMPLİKASYONLAR
• Anoreksi, bulantı ve kusma üreminin sık bulgula­
rıdır ve etkinliği gösterilmiş diyaliz başlatma endi­
kasyonlarıdır.
• Azalmış sıvı alımına ve fosfat bağlayıcı jellerin kul­
lanımına bağlı kronik konstipasyon sıktır.
HEMODİYALİZ
KOMPLİKASYONLARI
HD'in en sık komplikasyonu hipotansiyondur. Has­
tanın kan haciminin düşük tahmin edilmesi (kuru
ağırlık) nedeniyle aşırı ultrafiltrasyon diyaliz esna­
sında hipotansiyonun en sık sebebidir.
İskenıi, hipoksi, aritmi ve perikardiyal tamponad
kaynaklı miyokard disfonksiyonu; sepsis, nitrik ok­
sidin aşırı üretimi ve antihipertansif ilaçlara bağlı
vasküler tonus kaybı; ve yetersiz oral alım nedeniy­
le hacim kaybı, kusma, ishal, Gi kanama veya kan
tüplerinde veya filtrelerde kaçak olması diyaliz es­
nasındaki hipotansiyonun diğer nedenleridir.
• Tedavide Trandelenburg pozisyonu, oral tuzlu çö­
zelti veya parenteral serum fizyolojik infüzyonu
kullanılır. Bu girişimler başarısız olursa ve aşırı ult­
rafıltrasyon yapılmamışsa başka bir neden bulmak
için ileri araştırma gereklidir.
Sıvı kaybı için kardiyak kompansasyon SDBH'nda
sık görülen diyastolik disfonksiyon ile sağlanır.
• Serebral ödem sonrasında aşırı çözelti temizlenme­
siyle oluşan ve bulantı, kusma ve hipertansiyonla
karakterize olan, diyaliz disekulibriyumda; nöbet,
koma ve ölüm görülebilir. Tedavide diyaliz son­
landırılır, ve serum ozmolaritesini arttırmak için
intravenöz mannitol verilir. Bu sendrom subdural
hematom, inme, hipertansif kriz, hipoksi ve nöbet
benzeri diğer nörolojik bozukluklardan ayırılmalı­
dır.
DAMARYOLU KOMPLİKASYONLARI
Damaryolu komplikasyonları HD hastalarının di­
ğer tüm komplikasyonlardan daha uzun süre has­
tanede kalmasına neden olur.
J 92
KISIM 8 • RENAL VE GENITOÜREİNER BOZUKLUKLAR
Tromboz veya stenoz, sesin azalması ve üfürümden
başka bir bulgu vermeyebilir. Bu durumda anjiyog­
rafik olarak pıhtının uzaklaştırılması, anjiyoplasti
veya direk trombolitik (örn., 2,2 mg alteplaz) en­
jekte edilerek 24 saat içinde müdahale edilmelidir.
Damaryolu enfeksiyonları genellikle ateş, hipotansi­
yon ve artmış beyaz küre sayısı gibi sistemik sepsis
bulguları ile belirti verir. Akıntı, şişlik, kızarıklık ve
ağrı gibi klasik belirtileri görülmeyebilir. S. Aureus
en sık görülen etken olup, onu gram negatif bak­
teriler izlemektedir. Hastalara çoğunlukla yatış ve
vankomisin (15 mg/kg) veya aminoglikozit (örn.,
gentamisin 100 mg iv) ile tedavi gerekmektedir.
Hayati tehlike oluşturabilecek damaryolu kanaması
aşırı antikoagülasyon veya anastomoz anevrizma
rüptüründen kaynaklanabilir. Kanama çoğunluk­
la ponksiyon odağına 5-10 dk baskı uygulanarak
durdurulabilmektedir. Başarısız olması durumun­
da, reconstituted thrombine batırılmış emilebilir
jelatin sünger veya protrombotik sargı bezi (örn.,
HemCon veya QuikClot) kullanılarak 10 dk bo­
yunca baskı uygulanabilir. Hayatı tehdit edici kana­
malarda daha üst seviyeden turnikelenerek damar
cerrahisi konsültasyonu gerektirebilir.
Kanama sebebi aşırı antikoagülasyonsa heparinin
etkileri protamin (O,Olmg/heparin ünitesi) kulla­
nılarak geri döndürülebilir. Heparin dozu bilinmi­
yorsa, 1O-20mg protamin verilebilir.
Yeni takılan damaryolunun kanaması durumun­
da, direk basıya ek olarak desmopressin asetat (0,3
mikrogram/kg iv) verilebilir.
PERİTON DİYALİZİ
KOMPLİKASYONLARI
• Peritonit periton diyalizinin (PD) en sık kompli­
kasyonudur. Belirti ve bulguları ateş, karın ağrısı ve
rebound hassasiyeti içermekte olup başka hastalık­
larda görülen peritonit ile benzerlik göstermekte­
dir. Bulanık akıntı tanıyı desteklemektedir.
Periton sıvısı hücre sayımı, Gram boyama, kültür ve
sensitivite için laboratuvara gönderilmelidir. Peri­
tonit durumunda hücre sayımı sonucu çoğunlukla
> 100 lökosit/mm3 olup %50'den fazlası nötrofildir.
Gram boyama sonucu kültür ile ıspatlanmış peri­
tonit vakaların sadece %10 ile %40'ında pozitiftir.
İzole edilen organizmalar S. Epidermidis, S. Aureus,
Streptococcus suşları ve gram negatif bakterilerdir.
Ampirik tedavi hızlıca birkaç defa diyalizat deği­
şimi yapılmasıdır. Amaç periton içerisindeki inf­
lamatuar hücre sayısını azaltmaktır. Heparin ek­
lenmesi (diyalizat litresine 500-1000 ünite) fibrin
pıhtılarının oluşumunu azaltmaktadır.
•
Gram-pozitif organizmaları (örn., diyalizat litre­
sine sefalotin veya vankomisin 500 mg) ve gram­
negatif organizmaları (örn., diyalizat litresine 100
mg gentamisin) kapsayacak ampirik antibiyotikler
diyalizata eklenir.
Ayaktan ve yatan hastalarda PD'ye bağlı peritonit
tedavisine klinik prezentasyona göre karar verilme­
lidir.
PD kateteri etrafında enfeksiyon ağrı, kızarıklık,
şişlik ve akıntı ile karakterizedir. Etken organizma­
lar S. aureus ve P aeruginosadır. Ayaktan hasta te­
davisinde birinci nesil sefalosporin veya siproflok­
sasin tercih edilir.
İDRAR YOLU İNFEKSİYONU
55 VEHEMATÜRİ
David M. Cline
Çeviri: Zaur İbrahimov
İDRAR YOLU İNFEKSİYONU
Üretrit ve sistit alt idrar yolu enfeksiyonlarıdır.
Piyelonefrit üst idrar yolu enfeksiyonudur.
Komplike olmayan idrar yolu enfeksiyonu (İYE);
genitoüriner yollarda girişim, daha kötü sonuçla­
ra sebep olabilecek ilgili komorbideteler ve böbrek
parankiminde veya idrar yollarında yapısal veya
işlevsel bozukluk olmaksızın idrar yolu enfeksiyo­
nunun olmasıdır.
Komplike idrar yolu enfeksiyonu (KİYE); işlevsel
veya yapısal olarak bozukluğu olan idrar yolunun
enfeksiyonunu veya enfeksiyonun daha ciddi so­
nuçlara yolaçabilecek komorbiditeler eşliğinde ol­
ması durumunu ifade eder.
EPİDEMİYOLOJİ
İYE, tüm acil servis (AS) başvurularının yaklaşık
%3'ünü oluşturur.
İYE'nin yaklaşık %80'inin etkeni E. Coli'dir. Diğer
etkenler Klebsiella, Proteus, Enterobacter, Pseudo­
monas, grup D streptokoklar, Chlamydia tracho­
matis ve Staphylococcus saprophiticus'dur.
Chlamydia trachomatis ve S. Saprophyticus daha
çok steril veya az sayıda koloninin görüldüğü "di­
züri-piyüri" sendromuyla ilişkilidir. S. Saprophyti­
cus, %15'e ulaşan oranda genç ve cinsel aktif bayan-
BÖLÜM 55 • İDRAR YOLU İNFEK5İYONU VE HEMATÜRİ
larda alt idrar yolun enfeksiyonuna neden olur ve
nadiren üst idrar yolu enfeksiyonuna ilerler.
İYE açısından risk altında aolan gruplar 18-30 yaş
arasındaki bayanlar ve her iki cinsin yaşlılarıdır.
Dizüri veya ürinasyon sıklığında artışı olan 50 ya­
şından genç erkeklerde çoğunlukla cinsel yolla bu­
laşan hastalıklara bağlı üretrit vardır. Çocuklarda
İYE bölüm 77'de anlatılmıştır.
Tablo 55- 1 'de komplike İYE risk faktörleri listelen­
miştir.
PATOFİZYOLOJİ
İşlevsel olarak sağlam mesanede her işeme sonrası
ince tabaka idrar kalmaktadır. Adezin, fimbria veya
TABLO 55-1
Komplike İdrar Yolu
İnfeksiyonu için Risk Faktörleri
RİSK FAKTÖRÜ
YORUMU
Erkek Cinsiyet
Genç erkeklerde cinsel yolla bulaşan
hastalıklara bağlı dizüri daha
sık görülmektedir; erkeklerde
kültür ile ispat edilmiş İYE olması
durumunda altta yatan anatomik
anomaliden şüphelenilmelidir.
İdrar yollarının
veya dış drenaj
sisteminin
anatomik
anomalisi
Kalıcı üriner kateter, üreteral stent,
nefrolitiazis, nörojenik mesane,
polikistik böbrek hastalığı veya
yakın zamanda idrar yolları
enstrümantasyonu.
Tekrarlayan İYE
Evrensel tanım bulunmamaktadır.
Çoğunlukla yılda üç veya daha fazla
olması olarak tanımlanır
Erkeklerde ileri yaş
Prostat hiperplazisi olması, yakın
zamanda enstrümantasyon veya
prostat biyopsisi.
Huzur evinde bakım
Kalıcı kateter olması veya olmaksızın
Yeni doğan
Bkznz. Bölüm 77 Bebek ve çocuklarda
(neonatal) olmak
İYE
Eşlik eden
hastalıklar
Diyabetes mellitus, orak hücre
hastalığı vb.
Gebelik
Bkz. Bölüm 62, gebelikte komorbid
hastalıklar.
İmmünsupresyon
Aktif kemoterapi, akkiz
immünyetmezlik sendromu,
immünsüpresif ilaçlar.
ilerlemiş nörolojik
hastalık
İnme sekeli olması, spinal kord
yaralanması vb.
Bilinen veya
şüphelenilen
atipik patojenler
E. cali olmayan enfeksiyonlar
Tipik İYE
antimikrobiyal
ajanlara direnç
olınası veya
şüphesi
Siprofloksasine direnç olması çoklu
ilaç direncine işaret eder.
J 93
pili ile üroepitelyuma yapışan üriner patojenler
mukozada üretilen organik asitlerle uzaklaştırılır.
Yapısal veya nörojenik mesane çıkış anormalikleri
olması durumunda mesanenin tam boşalması ak­
sayarak bu mekanizma bozulmaktadır ve İYE sıklı­
ğında artışa sebep olmaktadır.
Üreteral valvler çoğu komplike olmayan İYE önlemek­
tedir. Asendan enfeksiyon olması durumunda lokal antikor salınımı ve kompleman aktivasyonu gibi böbrek
koruyucu mekanizmaları devreye girmektedir.
İYEöe en sık üriner patojen E. Caliöir. Semptomatik
İYE'H kadınların yarısı çoğunlukla mililitrede 102104 koloni oluşturan E. Cali, S. Sapraphyticus veya C.
trachamatis'in görüldüğü düşük evre veya erken en­
feksiyona sahiptir. KİY'de (örn. altta yatan nörolojik
veya ürolojik disfonkisyonu olan hastalarda) çoğun­
lukla patojenler Pseudomonas ve enterokoklardır.
Genç kadınlarda İYE riski birbirinden bağımsız
olarak yakın zamanda cinsel ilişki, spermisit içe­
ren diyafram kullanımı ve İYE öyküsüne bağlıdır.
İlişki sırasında kadın üretrasının "sağım eylemi"
mesanede bakteri birikimini 10 kata kadar arttıra­
bilmektedir. Spermisit kullanımı E. Cali tarafından
vajinal kolonizasyonu arttırmaktadır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Alt İYE'nin tipik semptomları dizüri, sık idrara çık­
ma ve urgencyöir.
Yan ağrısının, kostovertebral açı hassasiyetinin
(KVAH), ateşin, bulantı ve kusma gibi sistemik
semptomların eklenmesi piyelonefriti düşündür­
mektedir.
Sistiti olan hastaların %25-30'da subklinik piyelo­
nefrit mevcuttur. KİYE atipik semptomlar görül­
mesi KİYE riskini arttırır.
Bilinç durumunda değişiklik, yaygın karın ağrısı,
halsizlik ve yorgunluk ile başvuran yaşlı veya en­
gelli hastalarda İYE'den şüphelenilmelidir.
Uretral veya vajinal akıntı daha çok uretrit ve vaji­
nit ile ilişkili olup cinsel yolla bulaşan hastalıkları
düşündürmelidir.
Asemptomatik bakteriüri semptom olmaksızın iki
pozitif kültürün olması olarak tarif edilmektedir.
Kültür sonuçları hemen elde edilemediğinden,
AS'te asemptomatik bakteriüri tanısı; semptomu
olmayan hastalarda mikroskobik incelemede bak­
teri görülmesiyle konur.
Asemptomatik bakteriüri çoüunlukla kalıcı katete­
ri olan hastalarda, gebelerin yaklaşık %30'u görül­
mektedir.
Gebelikte asemptomatik bakteriüri için ampirik
antibiyotik tedavisi önerilmektedir.
194
KISIM 8 • RENAL VE GENITOÜREİNER BOZUKLUKLAR
TANI VE AYIRICI TANI
İYE tanısı; semptom ve bulguları olan hastalarda
idrar tetkiki ve kültürüne göre konur.
Tipik olarak, yapılması gereken minimum tetkikler id­
rar dipstick ve mikroskobik incelemedir. Hamile olabi­
lecek yaştaki kadınlarda gebelik testi yapılmalıdır.
Çoğu hasta temiz örnek verebilmektedir. Kateterize
edilerek örnek alınması spontan idrar yapamayan,
immobil veya temiz örnek veremeyecek kadar has­
ta olan veya obez olan hastalarda önerilmektedir.
Her ne kadar tanı için altın standart idrar kültürü
olsa da, AS'te tanı konulması için idrar kültürü tüm
hastalar için şart değildir.
Alt komplike olmayan İYE (dipstick'te nitrit ve/
veya lökosit esterazı pozitif olan, piyüri gibi semp­
tomları olan kadınlarda) kültür gönderilmeksizin
ayaktan tedavi edilebilir. Diğer tüm durumlarda
kültür gönderilmelidir.
Komplike İYE kriterleri: İYE Bilinen antibiyotik di­
renci olan veya E.coli dışı atipik bir organizma ile
geçirilmiş İYE'unda pozitif laboratuvar testleri ol­
ması ( 1 ayda kısa sürede veya yılda 3 defadan fazla
tekrarlaması) bilinen antibiyotik direnci olması,
fonksiyonel veya anatomik olarak anormal idrar
yolu, eşlik eden hastalıklar (metabolik hastalıklar,
karsinoma, imünsupresyon, orak hücreli anemi),
ilerlemiş nörolojik hastalık, ileri yaş, bakım evinde
kalmak, kalıcı üriner kateter veya yakın zamanda
idrar yolu instrümantasyonu, gebelik veya erkek
cinsiyettir.
İdrar nitrit reaksiyonu İYE tanısında %90'dan faz­
la spesifik, fakat ancak %50 sensitiftir. Semptom ve
bakteriüri ile beraber pozitif sonuçlar tanıyı destek­
ler.
Enterokok, Pseudomonas veya Acinetobacter İYİ ne­
gatif nitrit testi ile sonuçlanır.
Lökosit esteraz testi, nitrit reaksiyonundan daha
sensitiftir (%77), fakat daha az spesifiktir (%54).
Pozitif olması durumunda İYİ tanısını destekleyi­
cidir.
• Sonuç olarak, pozitif idrar dipstick nitrit veya löko­
sit testi İYE tanısını destekler, fakat negatif olması
İYE tanısını dışlamaz.
Semptomları olan hastanın idrarında her bir bü­
yütme alanında (HBA) kadın için 2-5'den fazla,
erkek için ise l-2'den fazla beyaz küre görülmesi
İYE'ni düşündürür.
Semptomatik hastada HBA'.da 5'den az lökosit gö­
rülmesi durumunda yalancı negatif piyi.iri neden­
leri akla gelmelidir. Bunlar dilüe idrar, sistemik
lökopeni, tam tedavi edilmemiş İYE ve enfekte
böbreğin tıkanıklığıdır.
Santrifüje edilmemiş örnekte her hangi bir bakteri
görülmesi anormaldir ve santrifüje edilmiş örnekte
HBA'.da l-2'den çok bakteri görülmesi İYE açısın­
dan %95 sensitif ve %60'dan fazla spesifiktir.
Yalancı negatif sonuçlar düşük koloni sayılı en­
feksiyon veya chlamydia durumunda görülebilir.
Yalancı pozitif sonuçlar fekal veya vajinal flora ile
kontaminasyon sonucu görülebilir.
Üriner kateteri olan hastaların neredeyse tama­
mında kateterizasyonun 4. haftasından sonra hem
piyi.iri hem de asemptomatik bakteriüri görülebile­
ceğinden İYE tanısı zordur.
Bu hastalarda tedavi sadece semptomatik olması
durumunda önerilmektedir. Semptomatik kateter­
ilişkili enfeksiyonun detayı için bknz. Bölüm 59.
Böbrek görüntülemesi çok ağır hastalarda, taşla
ilişkili enfeksiyon olduğu düşünüldüğü durumlar ­
da ve tedaviye ilk yanıtın zayıf olması durumunda
önerilmektedir.
Ayırıcı tanılar arasında üst ve alt İYE, cinsel yolla
bulaşan hastalıklara bağlı üretrit (50 yaşından genç
erkeklerde sistit/piyelonefritten daha sık görülmek­
tedir), vajinit (hem cinsel yolla bulaşan hem cinsel
yolla bulaşmayan), vulvodynia, prostatit, epididi­
mit ve intra-abdominal patoloji düşünülmelidir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Tedavi İYE'nin komplike olup olmadığına bağlıdır.
Normal anatomiye sahip sağlıklı hastada akut pi­
yelonefrit ayaktan tedavi edilebilir. idrar kültürü,
yüksek dozda ve uzun süreli antibiyoterapi öneril­
mektedir.
Komplike olmayan İYE: ampirik tedavi yerel di­
renç paternine göre yapılmalıdır. E. Cali diren­
cinin %20'den az olduğu bölgelerdeki kadınlarda
komplike olmayan alt idrar yolu enfeksiyonu duru­
munda trimetoprim-sulfametoksazol (160/800 mg
günde iki defa, 3-5 gün boyunca) önerilmektedir.
Ancak 3-5 gün tedavi alan hastaların %20-30'da
tedavi başarısızlıkla sonuçlanacak veya erken dö­
nemde nüksedecektir. Alternatif tedavi yerel direnç
paternine göre planlanır.
Nitrofurantoin (100 mg günde dört defa veya
lOOmg uzamış salınım tabletleri günde iki defa 5
gün) düşük direnç oranına sahip olup ilk tercih
ilaçtır.
Komplike İYE: erkeklerde, bir haftadan daha uzun
süren şikayetleri olan veya üst idrar yolunun da
etkilendiği düşünülen vakalarda, tekrarlayan en­
feksiyonlarda, takibin yapılamayacağı durumlarda,
ağırlaştırıcı etkenlerin varlığında veya yerel TMP­
SMX direncinin %20'den fazla olduğunda floroki-
BÖLÜM 55 • İDRAR YOLU İNFEKSİYONU VE HEMATÜRİ
nolon (siprofloksasin 500 mg günde iki defa veya
levofloksasin 500 mg günde bir defa) kullanınız,
sefpodoksim (200 mg günde iki defa) veya fosfo­
misin (bir defaya mahsus 3 gram) kullanınız.
Tedavi süresi 10-14 gün olmalıdır.
Bazı toplumlarda siprofloksasin direnci nedeniyle
etkinliği azalmış olabilir.
Yaşlılarda ve böbrek yetmezliği olan hastalarda nit­
rofurantoin ve florokinolonlar dikkatle kullanılma­
lıdır.
• Eşlik eden gonore ve/veya chlamydia enfeksiyo­
nundan şüphelenildiği durumlarda antibiyotik
tercihi farklıdır. Ofloksasin 400mg günde iki defa
düşünülmelidir. Bknz. Bölüm 89.
1-2 gün boyunca oral mesane analjezik (fenazopiri­
din 200mg günde 3 defa) düşünülebilir.
Ateş, ağrı, kusma veya ilaç intoleransı olması duru­
munda geri gelinmesi, tedavi sürecine uyulması ve
takibe gidilmesi konusunda taburculuk sırasında
hasta mutlaka bilgilendirilmelidir.
Bol sıvı alımı (cranberry suyu yardımcı olabilir) ve
sık idrara çıkma önerilmelidir.
Dirençli kusmanın eşlik ettiği piyelonefrit duru­
munda komplike idrar yolu enfeksiyonu olarak de­
ğerlendirilmeli ve yatış düşünülmelidir.
Yatışı planlanan hastaların ampirik tedavisine AS'te
başlanmalıdır: siprofloksasin 400 mg İV 12 saatte
bir, seftriakson 1 gram İV günlük, gentamisin veya
tobramisin 3 mg/kg/gün 3 doza bölünmüş 8 saatte
bir± ampisilin 1-2 gram 4 saatte bir. Unstabil vital
bulguları olan hastaların tedavisi için bknz. Bölüm
91.
HEMATÜRİ
•
Hematüri idrarda kan bulunması durumudur.
Gross hematüri gözle görülebilir olup, bir litre id­
rarda lmL tam kan bulunması durumunda olur.
Mikroskobik hematüri HBA'da 3-5 eritrosit (KKH)
görülmesi olarak tanımlanır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Gross hematüri alt idrar yolundan kaynaklanırken,
mikroskobik hematüri böbrek kaynaklıdır.
Asemptomatik hematüri çoğunlukla enfeksiyon­
dan daha çok neoplazm veya vasküler sebeplere
bağlıdır.
Asemptomatik hematüri; semptomu olmayan has­
tadan doğru şekilde alınmış 3 örnekten 2'sinde
HBA'da 3-5 eritrosit görülmesi olarak tanımlanır.
J 95
TANI VE AYIRICI TANI
İdrar dipstick bir mililitre idrarda 5-20 eritrositten
olması durumunda pozitifleşir.
Tüm pozitif dipstickler mikrskobik olarak incelen­
melidir.
• Miyoglobin, porfirinler, hemolize bağlı serbest he­
moglobin (eritrositten farklı olarak) ve povidon­
iyodür varlığında sonuçlar yalancı pozitif çıkar.
• Kateterizasyon genellikle sonuçları değiştirme­
mektedir.
Çok yüksek dansite olması durumunda yalancı ne­
gatif sonuçlar görülebilir.
Ayırıcı tanıda çeşitli hastalıklar düşünülebilir. Has­
tanın yaşı, cinsiyeti, demografik özellikleri, alış­
kanlıkları, ürolojik malignensi açısından risk fak­
törleri, eşlik eden hastalıkları veya yakın zamanda
idrar yollarına yapılmış girişim dikkate alımalıdır.
Hematürinin en sık sebepleri: İYE, nefrolitiyazis,
neoplazmlar, benign prostat hipertrofisi, glomeru­
lonefrit ve şistozomiyazdır (dünyada en sık sebep).
AS'te dikkat edilmesi gereken durumlar malign
hipertansiyon, ilerleyen abdominal aort anevriz­
ması, koagulopati, yabancı cisim, immün sistem
ilişkili hastalıklar (Henoch-Schlönlein purpurası,
pulmoner-renal sendromlar), orak hücreli hasta­
lığın komplikasyonları ve renal ven trombozu gibi
hayatı tehdit edebilecek durumlar, yorucu egzer­
siz ve post-streptokokal enfeksiyondur (genç has­
talarda).
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Hematüri tedavisi sebebe yöneliktir. AS tedavisi
olası komplikasyonların azaltılması ve ileri tetkik/
tedavi için hastanın yönlendirilmesinden ibarettir.
Tüm hematüri hastaları üroloji veya aile hekimi ta­
rafından 2 hafta boyunca takip edilmelidir.
Tıkanıklığa sebep olan taş ile ilişkili enfeksiyonu,
dirençli ağrısı, ilaç intoleransı veya oral alım bo­
zukluğu, yeni tanı glomeruler nefrit, ciddi anemi­
si, böbrek yetmezliği, ciddi komorbiditeleri olan,
mesane çıkış tıkanıklığı olan, preeklampsinin eşlik
ettiği hamilelik, piyelonefrit, tıkanıklığa yol açmış
taş ve hayati tehlike oluşturabilecek her hangi bir
hematüri sebebi olan hastalar yatırılmalıdır.
196
KISIM 8 • RENAL VE GENITOÜREİNER BOZUKLUKLAR
İDRAR RETANSİYONU
56 AKUT
Casey M. Glass
Çeviri: Zaur İbrahimov
EP İDEMİYOLOJİ
• Akut idrar retansiyonun en sık sebebi benign pros­
tat hipertrofisidir (BPH). Akut idrar retansiyonu­
na sebep olabilecek bir sıra daha hastalık mevcut
(Tablo 56-1) olup, bazıları cinsiyete göre değişmek­
tedir (Tablo 56-2).
• Akut idrar retansiyonu daha çok ilerleyen yaşlarda
erkeklerde görülür.
Tetiklenmiş idrar retansiyonu yakın zamanda ge­
çirilmiş cerrahiye, tıbbi rahatsızlığa veya ilaç yan
etkisine ( çoğunlukla antikolinerjikler, antihistami­
nikler, anestetik ajanlar.soğuk algınlığı ilaçları ve
a-sempatomimetikler) bağlı görülür
• Tek başına BPH'a bağlı akut idrar retansiyonu,
spontan idrar retansiyonu olarak kabul edilip te­
tiklenmiş retansiyona kıyasla tekrarlama riski daha
yüksektir (% l S'e karşı %9) ve daha büyük oranda
cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulmaktadır (%75'e
karşı %26).
PATOFİZYOLOJİ
• Akut üriner retansiyon, fiziksel tıkanıklığa ikincil
idrar akımının durmasına bağlı veya mesane bo­
şalmasının nörolojik kontrolünün azalması sonucu
olabilmektedir.
•ffiaiıJiJ•
Akut Üriner Retansiyon Sebepleri
SINIF
ÖRNEK
Tıkanıklık
Benign prostat hipertrofısi, üretral darlık
Nörojenik
disfonksiyon
Spinal kord yaralanması, kauda ekuina
sendromu, multipl skleroz, diyabet
ilişkili nöropati
Travma
Spinal kord yaralanması, mesane veya
pelvis travması
Ekstraüriner
kitle
Rektal veya retroperitonda kitleler, fekal
impakt
Psikojenik
Psikoseksüel stres, akut anksiyete
Enfeksiyon
Sistit, (genital) herpes simleks, prostatit
Post-operatif
Genel veya epidural anestezi
Konjenital
anomali
Posterior uretral valv, üretral atrezi
Tedavi ilişkili
Antidepresanlar, �-adrenerjik ajanlar,
a-adrenerjik ajanlar, antihistaminikler,
antipsikotikler, antihipertansifler,
opiyatlar, antikolinerjikler
TABLO 56-2 Akut Üriner Obstrüksiyonun
Cinsiyete Göre Sebepleri
ERKEK
KADIN
Obstruktif
Benign prostat hipertrofısi
Prostat kanseri
Fimoz
Parafımoz
Meatal stenoz
Uretral strangülasyon
İnfeksiyon
Prostatit
Obstruktif
Sistosel
Ovaryan tümör
Uterus tümörü
Operatif
İnkontinans cerrahisi
infeksiyon
Pelvik inflamatuar hastalık
• En sık neden
Mesanenin sempatik inervasyonu omuriliğin
Tl0-L2 seviyesinden köken almaktadır. Somatik
inervasyonu pudendal sinir (52-4) üzerindendir.
İlerleyici tıkanıklık mesane genişlemesine ve azal­
mış akım şiddetine, ayrıca işeme sıklığında artışa
sebep olmaktadır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Üriner retansiyonu olan hastalar alt abdominal ağrı­
dan ve işeme ihtiyacı hissinden şikayetçi olurlar. Kro­
nik retansiyonu olan hastalar ağrı ve sık inkoplet işe­
me (taşma inkontinansı) öyküsüyle başvurabilirler.
• Öyküde sorunlan sorular tetiklenmiş idrar in­
kontinansı sebebine yönelik olmalıdır. Hematüri
öyküsü mesane veya böbrek taşlarıyla, idrar yolu
neoplazmıyla veya infeksiyoyla ilişkili olabilir. Has­
talar yeni tıbbi tedavi veya yakın zamanda yapılmış
cerrahi açısından sorgulanmalıdır. Anatomik ano­
malileri ve yakın zamanda yapılmış cerrahi dahil
ayrıntılı ürolojik öykü sorgulanmalıdır.
Prostatit olasılığı, büyüklüğü ve kıvamı açısından
prostat mutlaka muayene edilmelidir. Büyümüş,
sert, nodüler prostat malignite açısından düşündü­
rücüdür.
İdrar retansiyonu olan kadın hastalar pelvik infla­
matuar hastalık veya pelvik kitle açısından pelvik
muayene edilmelidir.
• Nörojenik sebebi tespit için ayrıntılı nörolojik mu­
ayene yapılmalıdır. Muayenede rekata! tonüs ve pe­
rineal dokunma değerlendirilmelidir.
TANI VE AYIRICI TANI
İdrar retansiyonu için ilk girişimsel olmayan tet­
kik olarak yatak başı ultrasonografi önerilmektedir
(Şekil 56-1).
BÖLÜM 56 • AKUT İDRAR RETANSİYONU
•
•
ŞEKİL 56- 1. Mesanenin sagital ve transvers görünümü.
Prostat mesane posteriorunda ve daha kaudal kısmında orta
ekojenitedeki yapı olarak görüntülenmektedir. Mesane hac­
minin hesaplanması için antero-posterior, kradio-kaudal
ve transvers ölçümlerinin yapılması gerekmektedir. (Casey
Glass, MD izni ile çoğaltılmıştır).
•
Ultrasonun olmadığı durumlarda Foley kateteri
ham tanısal hem de tedavi edicidir.
75-150 ml'den fazla idrar miktarı retansiyon ile
uyumludur.
Enfeksiyon varlığını veya yokluğunu dışlamak için
idrar tetkiki gereklidir.
Hematolojik hastalığı olan, şüpheli enfeksiyonu,
masif hematürisi olan hastalara TKS (tam kan sa­
yımı) önerilmektedir.
Böbrek fonkisyonlarını değerlendirmek için serum
elektrolitlerine bakılması önerilmektedir.
•
•
•
•
197
Kan pıhtısı Foley kateterini tıkayabileceğinden cid­
di hemati.irisi olan hastalar irrigasyon amacıyla ya­
tırılmalıdır.
Böbrek fonksiyon testlerinde bozukluk olan, ciddi
postobstruktif diürezi olan, obstrüksiyona sebep
olan önemli komorbid hastalıkları (örn., sistit,
prostatit) olan hastalar ileri tetkik ve gözlem için
yatırılmalıdır.
Enfeksiyon etkeni belirlenmediği sürece antibiyo­
tik endike değildir
Spontan idrar retansiyonu olan erkek hastalara
a-adrenerjik blokör (tamsulosin, günlük 0,4 mg)
başlanabilir. Hastalar a-adrenerjik blokör kullanı­
mına bağlı olası hipotansiyon açısından uyarılma­
lıdır.
Eve Foley kateter ile taburcu edilen hastalar idrar
torbasının kullanımı ve boşaltımı hakkında bilgi­
lendirilmelidir.
Taburcu edilmiş hastaların 4-7 gün sonra üroloji
kontrolüne yönlendirilmesi önerilir.
Tetiklenmiş idrar retansiyonu olan hastalarda ne­
den tespit edilip giderildikten sonra AS'te işeme
denemesi yaptırılır. Mesane boşaltılıp kateler çeki­
lir. Hasta gözlemlenerek işemeye çalışması istenir.
İşeme sonrası rezidünün minimal olduğu ultraso­
nografı ile doğrulanır.
Bazen Foley kateterin mesanede sebep olabileceği
spazmlara bağlı ağrı için ilaç tedavisi gerekmekte­
dir. Antikolinerjik oksibutinin günde 3 defa 2,Smg
dozunda denenebilir. İlacın sınıfı dikkate alındı­
ğında, kendisinin de idrar retatansyionuna sebep
olabileceği unutulmamalıdır.
• ACİL SERVİS B AKIMI VE
TABURCULUK
•
Akut idrar retansiyonunun birincil tedavisi idrar
çıkışını sağlamak amacıyla üretral veya suprapubik
kateterin yerleştirilmesidir.
Kateter uygulanmasında başarılı olunamadığı du­
rumlarda üroloji konsültasyonu istenebilir.
• Travmatik Foley kateter yerleştirme denemesi so­
nucu yalancı pasaj oluşma şüphesi olan veya yakın
zamanda ürolojik girişim öyküsü olan hastalara
üroloji konsültasyonu önerilir.
Kronik obstrüksiyon postobstrüktif diürez ve böb­
rek yetmezliği için risk faktörü oluşturur. Kronik
obstrüksiyonu olan hastalar 4 saat gözlenmelidir.
Saatte 200 müien çok olan persistan diürez anor­
maldir. Ciddi diürezi olan hastalara IV rehidrasyon
başlanmalıdır. Böbrek fonksiyonları düzenli kont­
rol edilmelidir.
GENİTAL
57 ERKEK
PROBLEMLERİ
� ��������Body Burns
Çeviri: Zaur İbrahimov
SKROTUM
•
Skrotal abseler skrotal duvara lokalize olabilir veya
skrotal içeriklerin (testis, epididim ve bulböz üret­
ra) enfeksiyonundan kaynaklanabilir. Basit kıl fo­
likülü skrotal absesi insizyon ve drenaj ile tedavi
edilebilir; selülit veya sistemik etkilenme belirtileri
198
KISIM 8 • RENAL VE GENITOÜREİNER BOZUKLUKLAR
olmadığı sürece immünkompetan hastada antibi­
yotik tedavisine gerek yoktur.
Skrotal absenin intraskrotal enfeksiyondan kay­
naklandığından şüphelenildiğinde, ultrasonografi
ve retrograd üretrografi testis, epididim veya üret­
radaki patolojiyi gösterebilir. Kompleks abselerin
tedavisinde üroloji konsültasyonu istenmelidir.
Fournier gangreni perineal subkütan dokuların po­
limikrobiyal enfeksiyonudur (Bknz. Şekil 57-1).
İmmünsuprese özellikle diyabetik hastalar yüksek
risk altındadır.
Aşırı doku kaybını engellemek amacıyla tanı kesin
olmalıdır. Skrotal, rektal veya genital ağrıyla başvu­
ran yüksek riskli hastalarda erken cerrahi konsül­
tasyon önerilmektedir.
Fournier gangreninin tedavisi agresif sıvı (serum
fizyolojik) resüsitasyonu ile başlamaktadır. Geniş
spektrumlu antibiyotikler gram pozitif, gram ne­
gatif ve anaerobik organizmaları kapsamalı (Imi­
penem günlük lgr veya meropenem SOOmg - lgr
8 saatte bir gibi), metisilin dirençli Stafilokok
aureus'tan şüphelenildiğinde vankomisin eklenme­
lidir. Ayrıca cerrahi debridman gereklidir.
PENİS
• Balanopostitis glansin (balanit) ve sünnet derisinin
(postit) iltihabıdır. Sünnet derisinin çekilmesiyle
glans ve sünnet derisinin pürülan, derisi soyulmuş,
kötü kokulu ve hassas olduğu görülmektedir.
Balanopostitin tedavisi yumuşak sabunla temiz­
likten, uygun kuruluğu sağlamaktan, antifungal
kremlerin (nistatin günde dört defa veya klotri­
mazol günde iki defa) uygulanmasından ve oral
azol'den (flukonazol gibi) ibarettir. Ayrıca olası
sünnet açısından üroloji kontrolü önerilmektedir.
Sekonder bateriyel enfeksiyon durumunda oral
sefalosporin (örn., sefaleksin 500mg günde dört
defa) reçete edilmelidir. Tekrarlayıcı balanopostit
diyabetin tek başvuru bulgusu olabilir.
• Fimoz sünnet derisinin proksimale çekilememesi­
dir (bkz. Resim 57-2). Kesin tedavi olan sünnet ve
dorsal insizyon işlemi yapılana kadar sünnet deri­
sindeki açıklığın hemostatik dilatasyonu idrar re­
tansiyonunu gidermektedir.
Fimozis
ŞEKİL 57-l. Skrotumda Fourniere grangreni olan hasta.
Gangernöz değişikliklerin demarkasyonu ve penis ile skro­
tumun belirgin ödemine dikkat ediniz.
Parafimozis
ŞEKİL 57-2. Fimoz ve parafımoz.
BÖLÜM 56 • AKUT İDRAR RETANSİYONU
•
Fimozis sonrası sünnet topikal steroid uygulama­
sıyla (örn., triamsinolon %0,025 günde iki defa 4-6
hafta boyunca) önlenebilir.
Parafimozis proksimal ödemli sünnet derisinin
glans üzerinden distale redükte edilememesidir
(bkz. Şekil 57-2). Glans ödemi ve venöz şişme arte­
riyel dolaşım bozukluğuna ve gangrene sebep ola­
bileceğinden parafimozis gerçek ürolojik acildir.
Glans 5x5 cm elastik bandaj ile sarılarak etraf do­
kunun ödemi giderilebilirse sünnet derisi redükte
edilebilir. Küçük iğne (22- veya 25- gauge) ile bir­
kaç delik oluşturulması glans ödemini azaltmaya
yardımcı olabilir.
Hastanın ödem kompresyonuna bağlı rahatsızlığı
tolere edememesi durumunda penise lokal anes­
tetik blok uygulanabilir. Arteriyel dolaşım bozuk­
luğundan şüphelenildiğinde daraltıcı banda lokal
lidokain (%1, adrenalin olmaksızın) uygulanarak
yüzeysel kesi yapılması glansın dekomprese olma­
sına ve sünnet derisinin redükte edilmesine yar­
dımcı olacaktır.
Penil sıkışma yaralanmaları penis etrafına çeşitli
cisimlerin sarılması durumunda görülmektedir. Bu
cisimlerin uzaklaştırılması ve sıklıkla üretral bü­
tünlüğü kanıtlamak (retrograd üretrogram) ve dis­
tal penil arteryel kan akımını doğrulamak (Dopp­
ler çalışmaları) amacıyla görüntüleme yapılması
gerekmektedir.
Peni/ fraktürler tunika albuginea akut yırtığı duru­
munda görülmektedir. Kopma sesinin eşlik ettiği
cinsel ilişkiye bağlı travma öyküsü olan hastanın
penisi akut şişmiş, rengi solmuş ve hassastır. Üro­
loji konsültasyonu endikedir.
Peyronie hastalığı olan hastalar ereksiyonlarla ani
veya yavaş başlangıçlı dorsal penil kürvatürde bo­
zulma şikayetiyle başvururlar. Muayenede dorsal
penil şaftta kalınlaşmış plak dikkati çeker. Üroloji
takibi önerilmektedir.
• Priapizm idrar retansiyonuyla ilişkili olabilen ağrı­
lı patolojik ereksiyondur. Enfeksiyon ve impotans
diğer komplikasyonlarıdır. Çoğu vakada priapizm
ilk tedavisi deltoid alana subkütan uygulanan 0,250,5mg terbutalindir (20 dk sonra tekrarlanabilir).
Orak hücreli hastalığa bağlı priapism hastalarının
tedavisi basit veya exchange transfüzyondur. Bir
sonraki adım serum fizyolojik veya a-adrenerjik
agonist (örn., fenilefrin) ile korporal aspirasyon ve
irrigasyondur ve acil doktoru tarafından yapılması
gerekebilir. Acil doktorları tedaviyi sağlıyor olsalar
bile, tüm vakalarda üroloji konsültasyonu gerekli­
dir.
199
TESTİKÜLER TORSİYON
KLİNİK ÖZELLİKLER
Enfarktüs ve infertilite tehlikesi olması sebebiyle
testiküler ağrısı olan her erkek hastada testiküler
torsiyon ilk akla gelecek tanılar arasında olmalıdır.
• Her ne kadar torisyon en çok (hormona! stimülas­
yonun maksimumda olduğu) peripubertal çağda
görülse de, bu organ bütünlüğünü tehdit eden acil
her yaşta görülebilir.
• Ağrı çoğunlukla ani başlangıçlı olup ciddidir ve ya
alt adbominal kadran, inguinal kanal ya da testiste
hissedilir.
En yüksek duyarlılığa (%99) sahip bulgu tek taraflı
kremasterik refleksin olmayışıdır.
• Ağrı, spor gibi yorucu faaliyet sonrası görülebilse
de, (tek taraflı kremasterik kasılmanın sebep oldu­
ğu) torsiyon uykuda görülmektedir. Torsiyon ön­
celikle iksemik olay olduğundan ağrı sürekli veya
aralıklı olabilir, fakat pozisyonel değildir.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Tanı belli olduğunda doğrulayıcı görüntüleme tet­
kikleri çok fazla zaman alabileceğinden, eksploras­
yon amacıyla üroloji konsültasyonu istenmelidir.
Akut torsiyonda testisin kurtarılması, semptomla­
rın başlaması ile cerrahi detorsiyon arasında geçen
zamana bağlıdır.
• Detorsiyonun semptomların başlamasından 6 saat
içinde yapılması durumunda kurtarılma oranları ço­
ğunlukla mükemmeldir. Müdahaleye kadar geçen
zaman uzadıkça, testisin korunabilme oranı hızla düş­
mektedir. Semptom süresine bakılmaksızın hasta hız­
lıca değerlendirilmelidir. Torsiyondan şüphelendiğinde
acil doktoru mümkün olduğunca hızlı davranmalıdır.
• Arada kalınan vakalarda, renkli (color flow) duplex
ultrasonografisi ve daha nadir olarak radyonükleo­
tid görüntüleme yardımcı olabilir. Her iki teknikte
tetkiklerin hazırlanması için zamana ihtiyaç olması
ve görüntülerin yorumlanması kısıtlılığı vardır.
Radyonükleotid görüntülemeye kıyasla, ultraso­
nografinin skortal anatomi ve ayırıcı tanı hakkında
ek bilgi sağlama üstünlüğü vardır. Ancak, ultraso­
nografınin belirsiz sonuç verme olasılığı radyonük­
leotid görüntülemeye kıyasla daha fazladır.
Testis eklerinin torsiyonu, testis torsiyonuna göre
daha sık görülür, fakat apendix testis ve apendix epi­
didimis bilinen bir fonksiyona sahip olmadığından
tehlikeli değildir. Hasta erken dönemde görülebildi­
ğinde tanı aşağıdakilerle doğrulanabilir: ağrının en
çok testis başında veya epididimde olup izole hassas
nodül varlığı veya (patognomonik) ince prepubertal
ciltten translümine olan siyanotik eklerin mavi nok­
ta görünümü varlığı.
200
KISIM 8 • RENAL VE GENITOÜREİNER BOZUKLUKLAR
Karın ağırısıyla başvuran erkek hastaların ayırıcı
tanısında testiküler torsiyon düşünülmelidir.
• Testiküler torsiyonun ayırıcı tanıları arasında epi­
didimit, inguinal hemi, hidrosel ve skrotal hema­
tom yer almaktır.
EPİDİDİMİT VE ORŞİT
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
KLİNİK ÖZELLİKLER
Acil doktoru manuel detorsiyonu deneyebilir. Çoğu
testis lateralden mediale torsiyone olduğundan, de­
torsiyon kitap açmaya benzer şekilde medialden
laterale doğru yapılır (Bknz. Şekil 57-3).
• Başarılı detorsiyonun göstergesi ağrının gerileme­
sidir, ağrının şiddetlenmesi detorsiyonun lateral­
den mediale yapılması gerektiğine işaret edebilir.
• Detorsiyonun başarılı olmasına bakılmaksızın üro­
loji konsültasyonu yapılmalıdır.
Renkli Doppler incelemesiyle normal intratestikü­
ler kan akımı gösterilebildiyse, testis ekleri hiçbir
zarara sebep olmadan 10-14 gün içinde kalsifiye
veya dejenere olduğundan, testis eklerinin torsiyo­
nu için acil cerrahi gerekmemektedir.
• Tanıdan emin olunmadığı durumlarda, testiküler
torsiyonu dışlamak için ürolojik eksplorasyon ge­
reklidir.
•
Epididimit iltihabi olay olup kademeli ağrı artışıyla
karakterizedir.
En sık etiyoloji bakteriyel enfeksiyon olup, infekte
eden ajan hastanın yaşına göre değişiklik göster­
mektedir.
• 40 yaşından genç hastalarda epididimit öncelikle
cinsel yolla bulaşan hastalıklara bağlı görülür; üret­
ral akınıtısı olmasa bile, 40 yaşından genç hastalar­
da gonokok ve Chlamydia için kültür veya DNA
prob analizleri yapılması endikedir. Daha yaşlı er­
keklerde (>40 yaş) yaygın i.iriner patojenler sık gö­
rülmektedir.
Epididimit kombine veya yalnız başına alt abdo­
minal, inguinal kanal, skrotal veya testiküler ağrıya
sebep olmaktadır. İdrar tetkiki hastaların yaklaşık
yarısında piyi.iri gösterebilir.
Epididimiti olan hastalarda ağrının iltihabi doğası
gereği yatar pozisyonda skrotal elevasyon ile ağrı­
ları geçici olarak azalır (pozitif Prehn bulgusu).
TANI VE AYIRICI TANI
•
A
B
ŞEKİL 57-3. Testiküler detorsiyon. Bu prosedür hasta yata­
ğının ayak kısmında veya sağında durularak yapılır. A. Tor­
siyone olmuş testis kitap açmaya benzer şekilde detorsiyone
edilir. B. Hastanın sağ testisi saat yönü tersine, sol testis ise
saat yönünde döndürülür. (Strange GR, Ahrens WR, Scha­
fermeyer RW, et al: Pediatric Emergency Medicine, 3rd ed.
2009, McGraw-Hill, ine., New York, NY, p. 679 izniyle ço­
ğaltılmıştır).
Başta hassasiyet epididimde çok net lokalize iken,
inflamasyon ve şişmeye bağlı epididim ile testis
arasındaki sulcusun kapanması sonucu muayenede
tek büyük testiküler kitle tespit edilir (epididimo­
orşit).
• Tek başına orşit nadir görülür, çoğunlukla viral
veya sifilitik hastalığa bağlı görülür ve tedavisi alt­
ta yatan hastalığın tedavisi, semptomatik destek ve
üroloji takibinden ibarettir.
Asemptomatik testiküler kitle, sertlik veya induras­
yon ile başvuran hastalarda testiküler maligniteden
şüphelenilmelidir. Tümör hastalarının yüzde onu
tümör içine kanamaya bağlı ağrı şikayetiyle başvur­
maktadır. İvedi üroloji takibi önerilmektedir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Hasta toksik görünüyorsa, intravenöz antibiyotik
tedavisi için yatırılması endikedir (tedavi varsayı­
lan etiyolojiye göre yapılır).
Ayaktan tedavi toksik görünmeyen hastalarda uy­
gundur, bir hafta içinde üroloji kontrolü endikedir.
• 40 yaşından genç hastalara gonore ve Chlarnydia'ya
yönelik tedavi AS'te IM seftriakson sonrası 10 gün
boyunca günde iki defa lOOmg doksisiklin olarak
BÖLÜM 58 • ÜROLOJIKTAŞ HASTALIGI
verilmelidir. 40 yaşından büyük hastalarda teda­
vi gram negatif basile yönelik 10-14 gün boyunca
günde iki defa 500mg siprofloksasin veya 1O-14
gün boyunca günde bir defa 250mg levofloksasin
şeklinde olmalıdır.
Ek olarak, skrotal elevasyon, buz uygulaması,
NSAİİ'ler, analjezi için opioidler, laksatifler endi­
kedir.
Orşitin tedavisi altta yatan hastalığın tedavisi,
semptomatik destek ve üroloji takibinden ibarettir.
Sifilitik hastalık için riski olan hastalar Bölüm 89,
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklaröa belirtildiği gibi
tedavi edilmelidir.
201
Üretral striktürün lokalizasyonunu ve uzunluğunu
tespit etmek amacıyla retrograd üretrografi yapıla­
bilir. Endoskopi mesane boynu kontraktürü veya
obstrukte eden prostat bezinin büyüklüğünü tespit
etmek için gereklidir.
İstemli eksternal sfinkter spazmını aşmak için has­
tanın penisi yukarı çekilerek hastanın gevşemesi
istenmeli ve işlem süresince yavaş nefes almaya
tevşik edilmeli.
• Anestetik lubrikant ile 12F Coude kateteri üretra­
ya en fazla 3 deneme sonrası geçilemiyorsa üroloji
konsültasyonu istenmelidir.
• Acil durumda suprapubik sistostomi yapılabilir;
bkz. Bölüm 56.
Üroloji kontrolüne 2-3 gün içinde gidilmelidir.
AKUT PROSTATİT
•
Hasta bel ağrısı, perineal, suprapubik veya genital
rahatsızlık, idrar yapamama, ateş veya titreme şika­
yetleriyle başvurabilir.
• İdrar tetkiki ve kültürü negatif olabileceğinden tanı
klinik ile konur.
Başlangıç tedavisi 30 gün boyunca florokinolon ile
antimikrobiyal tedavidir.
• Alternatif tedavi yaklaşımı TMP-SMX PO olabilir.
ÜRETRA
ÜRETRİT
• Pürülan veya mukopürülan üretral akıntı ile ka­
rakterize. Vakaların çoğu Neisseria gonorrhea veya
Chlamydia trahomatis sebebiyle olup, tanı klinik ile
konur; ayrıca bakınız Bölüm 89.
Fizik muayene ile epididimit, dissemine gonokok­
semi veya Reiter sendromu gibi başka hastalıklar
dışlanmalıdır.
• Tedavi günde bir defa azitromisin lgr PO ile bera­
ber veya günde iki defa doksisiklin lOOmg PO ile
beraber seftriakson 125mg IM'dir.
ÜRETRAL YABANCI CİSİMLER
• Üretral yabancı cisimler kanlı idrar ve yavaş ağrılı
işeme ile başvurur.
• Mesane ve üretral bölge radiyografları yabancı ci­
simleri gösterebilir.
• Yabancı cisimlerin çıkarılması sağma işlemi ile sağ­
lanabilir. Üretranın sağlam olduğunu göstermek
için retrograd üretrografi veya endoskopi gerekli
olabilir.
Çoğunlukla yabancı cisimlerin çıkarılması ama­
cıyla endoskopi veya açık sistostomi yapılması için
üroloji konsültasyonu gerekmektedir.
TAŞ HASTALIGI
58 ÜROLOJİK
Geetika Gupta
Çeviri: Zaur İbrahimov
ÜRETRAL STRİKTÜR
•
Üretral striktür cinsel yolla bulaşıcı hastalıkların
insidansının artmasına bağlı olarak yaygın görül­
mektedir. Hastanın mesanesi 14F veya 16F Foley
kateteri veya Coude kateteri ile kanüle edilemiyor­
sa, ayrıcı tanılar arasında üretral striktür, istemli
eksternal sfınkter spazmı, mesane boynu kontrak­
türü veya benign prostat hipertrofisi düşünülmeli­
dir; ayrıca bakınız Bölüm 56, Akut İdrar Retansiyo­
nu.
• Üreter boyunca ilerleyen böbrek taşlarının akut gö­
rülmesi olayına renal kolik denilmektedir.
EPİDEMİYOLOJİ
• Üriner taşlar erkeklerde üç kat daha sıktır ve ço­
ğunlukla üçüncü ile beşinci dekatlar arasında gö­
rülür.
• Ortalama görülme oranı %12 civarındadır.
202
KISIM 8 • RENAL VE GENITOÜREİNER BOZUKLUKLAR
•
Genetik yatkınlık ve herediter hastalıklar (örn., re­
nal tubuler asidoz, hiperparatiroidizm, sistinüri)
insidansı arttırmaktadır.
• Yaşam tarzı faktörleri taş büyümesini arttırabi­
lir. Artmış su alımı taş oluşumunu azaltmaktadır.
Dağlık, kuraklık veya tropik bölgelerde yaşayan ve
sedanter yaşam tarzı olanlarda taş hastalığı sıklığı
artmıştır.
Ayrıca, HIV tedavisinde kullanılan proteaz inhibi­
törleri (indinavir sülfat), laksatifler ve diüretikler
prevelansta artışa sebep olmaktadır.
• Hastaların yaklaşık üçte birinde bir sene içinde ve
%50'sinde 5 yıl içinde tekrar görülebilmektedir.
16 yaşın altındaki çocuklar tüm vakaların %7'sini
oluşturmaktadır ve cinsiyet dağılımı 1:1'dir.
Pediyatrik yaş grubunda ortak etiyoloji metabolik
anormallik (%50), ürolojik anormallik (%20), en­
feksiyon (%15) ve immobilizasyon sendromudur
(%5).
PATOFİZYOLOJİ
Üriner taş oluşumunun kesin sebebi bilinmemek­
tedir. Supersatürasyon, inhibitör eksikliği ve dur­
gunluk (staz) olması gerektiği bilinmektedir.
• Taşların %75'i kalsiyumdan oluşmaktadır, oksalat
veya fosfat veya her ikisiyle kombine olarak görü­
lebilmektedir. Kalsiyum salgısının artması diyetle
fazla kalsiyum alımına, immobilizasyon sendro­
muna veya hiperparatiroidizme bağlıdır. Oksalat
salgısı inflammatuar bağırsak hastalığı olan hasta­
larda ve ince bağırsak bypass cerrahisi sonucu ola­
rak artmaktadır.
Taşların % 10-lS'i magnezyum-ammonyum-fosfat
(struvit) taşıdır. Bu taşlar üre parçalayan bakteri
enfeksiyonu ile ilişkili olup staghorn taşlarının en
sık sebebidir. Üre parçalayan organizmalar Pro­
teus, Klebsiella, Stafilokok türleri, Providencia ve
Corynebacterium'dur. Antibiyotiklerin bu taşlara
penetrasyonu zayıf olduğundan ve bu tür taşları
olan hastalarda ürosepsise yatkınlık olduğundan
staghorn taşlarının cerrahi çıkarılması önerilmek­
tedir.
Ürik asit taşların %10'nu, sistin ve diğerleri ise geri
kalanını oluşturmaktadır. Gutu olan hastaların
%25'inde böbrek taşı olacaktır.
• Böbrek taşlarının çoğu (%90) radyopaktır. Kalsi­
yum fosfat ve kalsiyum oksalat taşlarının yoğunlu­
ğu kemiğe yakındır.
Taşlarının en sık takıldığı yerler ureteropelvik bi­
leşke (UPB), pelvik geçiş ve ureterovezikal bileş­
kedir (UVB). UVB üriner traktın en dar bölümü
olduğu için, taşların en sık görüldüğü yerdir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
En az kısmi tıkanıklık olana kadar hasta asempto­
matik kalır.
Hastalar bulantı, kusma ve terlemenin eşlik ettiği
ani başlangıçlı ciddi ağrıdan şikayet ederler. Aşırı
durumlarda hasta huzursuz, kıvranıyor ve yerinde
duramıyor olabilir.
Hematüri hastaların %85'inde görülür.
• Ağrı tipik olarak tlank bölgesinde başlayıp aynı
tarafta anteroinferiora ve kasığa doğru ilerler veya
yansır. Yansıyan ağrının sebebi hem böbreğin hem
de gonadın aynı sinir lifleri üzerinden innerve edil­
mesidir. Ön karın ağrısı flank bölgesine yansıya­
bilir ve çoğunlukla midüreteral taşlarla ilişkilidir.
Mesaneye yakın taşlar işeme sıklığında ve işeme
ihtiyacında artışa sebep olabilir.
Genç pediatrik hastalar spesifik olmayan karın ağ­
rısıyla başvurur. Üreter taşı tanısı alan hastaların
%20-30'u ağrısız hematüri ile başvurabilir.
Akut obstrüksiyon süresince etkilenmemiş böbrek,
kapasitesinin %185 üzerinde çalışabildiği için se­
rum kreatinin düzeyi değişmez.
Taşı büyüklüğü spontan geçiş ihtimalini belirler.
Boyu 5mm'den küçük taşların %75'i 4 hafta içinde
kendiliğinden düşer, boyu 5-7mm arasında olanla­
rın %60'ı ve boyu 7 mm'den büyük olanların sadece
%39'u kendiliğinden 4 haftada geçer.
Spikülleri ve keskin kenarları olan düzensiz şekil­
li taşların pasaj oranı düşüktür. Proksimal, orta ve
distal üreterde bulunan taşların büyüklüğü dikkate
alınmaksızın pasaj oranları %20, %50 ve %70'tir.
• Ekstrakorporeal Şok Dalgası Litotripsi (ESWL,
EŞDL) odaklı ses dalgalarını kullanarak taşları
daha küçük parçacıklara ayrılmasına yardımcı ol­
maktadır. Oluşan çamur idrarla atılır. Büyük par­
çalar kaldığında akut atak veya renal kolik tekrar­
lamaktadır. Tekar oluşan taşların başvuru şekli ilk
başvuru ile aynıdır.
• 3 haftadan daha uzun süren tıkanıklığa sebep olan
taşlar böbrek parankiminde kalıcı hasar oluştura­
bilmektedir.
• TANI VE AYIRICI TANI
Renal kolikten şüphelenilen tüm hastalara enfeksi­
yonu dışlamak için idrar tetkiki yapılmalıdır. % 11 15 vakada idrarda kan görülmemektedir. Piyüri
varlığında antibiyoterapi ihtiyacı olacağından idrar
kültürü önerilmektedir. Kreatinin klirensi azalmış
hastalarda kan üre nitrojeni ve kreatinin düzeyi
bakılmalıdır. Daha önemlisi, flank bölge ağrısı ve
BÖLÜM 58 • ÜROLOJİKTAŞ HASTALIGI
hematürisi olan hastaların %25'inde radyolojik gö­
rüntülemede taşa rastlanmamaktadır. Bu sebeple,
başka tanılar düşünülmelidir.
Bu hastalarda ayırıcı tanılar arasında semptoma­
tik abdominal aort anevrizması, aort diseksiyonu,
inkarsere hemi, epididimit, testiküler torsiyon, ek­
topik gebelik, salpenjit, piyelonefrit, papiler nekroz
(orak hücreli hastalık, diyabet, NSAİİ aşırı kullanı­
mı veya enfeksiyona bağlı), renal enfarktüs, apan­
disit, divertikülit, mezenter iskemisi, herpes zoster,
uyuşturucu alma çabası ve kas gerilmesi yer almak­
tadır. Sağ üreter taşı kolesistitle karışabilir. Liste
uzatılabilir.
• Doğurgan çağda olan kadınlarda gebelik testi yapıl­
malıdır.
İntravenöz Piyelogram (IVP) hem böbrek fonksi­
yonları hem de anatomisi hakkında bilgi vermekte­
dir. Tıkanıklığın ilk ve en güvenilir belirtisi nefrog­
ram oluşumunun gecikmesidir. Tanıyı destekleyen
bulgular arasında renal pelvisin genişlemesi, kali­
siyel distorsiyon, kontrast maddenin ekstravazas­
yonu, hidronefroz ve tüm üreterin görüntülenmesi
yer almaktadır.
IVP'nin duyarlılığı %64-90 arasında, özgüllüğü
%94-100 arasındadır. Yalancı negatif IVP çoğun­
lukla radyolüsent, parsiyel obstrüksiyona sebep
olan taşlarda görülmektedir.
IVP avantajları böbrek fonksiyonları ve obstrüksi­
yonun derecesi hakkında bilgi vermesidir. En bü-
A
203
yük dezavantajları tetkikin zaman alıyor olması,
kontrast allerjisi ve nefrotoksisite riskidir.
Kontrastsız helikal bilgisayarlı tomografi (BT) acil
serviste (AS) tercih edilen tanı aracıdır. İlk defa
taş düşürdüğü düşünülen hastada düşünülecek
tetkik olmalıdır. Duyarlılığı %95-97, özgüllüğü
%96-98'dir. BT 'nin avantajları hızlı olması, kontrast
allerji riskinin olmaması ve diğer patolojileri tes­
pit edebilmesidir. Dezavantajları ise, böbrek fonk­
siyonlarını değerlendirmeyip diğer patolojiler için
duyarlılık ve özgüllüğün düşük olmasıdır.
Tıkanıklığa sebep olan taşın pozitif BT bulguları
üreter çapında değişiklik, şüpheli kalsifikasyonlar,
perinefritik yağ dokusunda kirlenme, böbrek bo­
yutlarında artış ve toplayıcı sistem dilatasyonunu
içermektedir (bkz. Şekil 58-1).
Ultrasonografi (USG) IVP veya BT yapılamayan
hastalar için saklanmalıdır. USG fonksiyonel tetkik
olmayıp sadece anatomi hakkında bilgi verir. Hid­
ronefroz ve proksimal veya distal üreterdeki büyük
taşların (>Sının) tespit edilmesinde yardımcı olur
(bkz. Şekil 58-2).
Böbrek-ureter-mesane (BUM) radyografisi taşın
ilerlemesini takip etmede en iyi tetkiktir. Taşların
%90'ı kalsiyum fosfat ve kalsiyum oksalat'tan oluş­
makta ve radopaktır. Radyopak taşlar gerçek bo­
yutlarından %20 daha büyük görünmekteler.
Radyografik görüntülemenin özeti Tablo 58-l'de
gösterilmiştir.
•
B
ŞEKİL 58-1. A. Reformat edilmiş kontrastsız BT görüntüsünde kırmızı ok sol üreter proksimal l/3'ünde 6-111111 taşı göster­
mektedir. B. Aynı hastanın kontrastsız BT'sinde sol üreter proksimal l/3'ünde 6-mm taş (okla gösterilmiş).
204
KISIM 8 • REN AL VE GENITOÜREİNER BOZUKLUKLAR
ŞEKİL 58-2. Gölge effekti yapan taşların göründüğü renal
pelvis USG'si (1 + ve 2+ ile gösterilmiştir).
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Hastalar semptomatik tedavi edilir. Narkotik ve
NSAİİ içeren ağrı tedavisi tetkik sonuçları beklen­
meden uygulanmalıdır. İntravenöz antiemetikler
uygulanmalıdır. İntravenöz mayilerin taşın atılımı­
nı hızlandırdığı gösterilememiştir.
İYİ ile komplike olmuş vakalarda rutin kan ve idrar
kültürleri endikedir ve böbrek tıkanıklığı dışlanma­
lıdır. Antibiyotik tedavisine hasta acil servisteyken
başlanmalıdır. İntravenöz (IV) tedavi için düşünül­
mesi gereken antibiyotik 3mg/kg/gün 8 saatte bir
bölünmüş dozlarda gentamisin veya tobramisin ile
4 saatte bir 1-2 gram ampisilindir. Ayrıca, 8 saatte
bir 2 gram sefepim; 6 saatte bir 3.1 gram tikarsilin­
klavulanik asit; 12 saatte bir 400mg siprofloksasin
veya 6 saatte bir 3,375 gram piperasilin-tazobak-
tam düşünülebilir. Yerel bakteri duyarlılığı tedaviyi
yönlendirebilir.
Hastada enfeksiyonun eşlik ettiği tıkanıklık varsa,
tek böbrek olup tam tıkanıklık varsa, hiperkalse­
mik kriz varsa, ağrısı kontrol altına alınamıyorsa,
ürosepsis, akut böbrek yetmezliği veya dirençli
kusma varsa hospitalizasyon önerilir.
6 mm'den büyük taşı olan, böbrek yetmezliği, ciddi
altta yatan hastalıkları, ekstravazasyonun veya tam
obstrüksiyonun olduğu IVP'si olan veya ayaktan
tedavisi başarısız olan hastanın taburculuğu üroloji
ile konsulte edilmelidir. 4-5 mm'nin altında yuvar­
lak taşı olan, önemli tıkanıklığı olmayan ve ağrısı
oral analjeziklerle kontrol edilen hastaların tabur­
culuğu uygundur. Enfeksiyonu olup sistemik belir­
tileri olmayan hastalar 1O-14 gün boyunca günde
iki defa 500mg siprofloksasin PO veya günde tek
doz 500mg levofloksasin PO veya günde iki defa
200mg sefpodoksim PO ile taburcu edilebilir. Bu
hastalar 48-72 saat içinde üroloji takibine gitmesi
konusunda ve ateş, bulantı veya sistemik hastalık
olması durumunda geri gelmesi konusunda mutla­
ka bilgilendirilmelidir.
Alfa blokörler artmış taş atılım oranı, taş atılma sü­
resinin kısalması, ağrının azalması ve taş atılma sü­
resinde 2 ile 6 günlük kısalma ile ilişkilidir. Alfa blo­
körler kullanımı üreterin distal 1/3\inde yerleşimli
taşlarda düşülmelidir. Teoride bu bölgede artmış alfa
reseptör olması düşünülmektedir. Tamsulosin (gün­
lük 0,4 mg), terazosin (günlük 5-10 mg) veya doksa­
zosin (günlük 4mg) 4 haftaya kadar verilebilir.
Kalsiyum kanal blokörleri taş atılmasını arttırırken
hipotansiyon yapabilir. Nifedipin XL günlük 30 mg,
8 haftaya kadar kullanılmaktaydı. Tedavi gerektiren
sayının 3,9 ve tedavi için gerekli sürenin 28 günün
altında olduğu bildirilmektedir. Steroidler ek tedavi
@fü:jnj.i:j@ Ürolojik Taş Hastalığında Yardımcı Tetkikler
TEST
DUYARLILIK ÖZGÜLLÜK OLASILIK
(%)
(%)
ORAN! +
OLASILIK
ORANI-
Kontrastsız
94-97
96-99
24-oo
0,02-0,04
Avantaj: hız, KM yok, diğer tanıları tespit eder
Dezavantaj: radyasyon, böbrek fonksiyonlarını
değerlendirmez
IV Ürogram
64-90
94-100
15-oo
O,11-0,15
USG
63-85
79-100
10-oo
0,10-0,34
Avantaj: böbrek fonksiyonlarını değerlendirir
Dezavantaj: KM (alerji, nefrotoksisite, metformin)
Avantaj: gebelik, KM yok, radyasyon yok, bilinen
yan etki yok
Dezavantaj: üreter orta l/3'üne duyarlı değil, küçük
taşları (<5 mm) kaçırabilir
Düz Karın
Grafisi
29-58
69-74
1,9-2,0
0,58-0,64
BT
AÇIKLAMA
Avantaj: taş takibinde kullanılabilir
Dezavantaj: düşük duyarlılık ve özgüllük
BÖLÜM 59 • ÜROLOJiK iŞLEM VE CiHAZ KOMPLiKASYONLARI
•
•
olarak düşünülebilir ve atılım oranlarını iyileştir­
mektedir.
Hematürisi olup kesin tanı konamayan hastalara
üroloji takibi önerilmektedir.
Taşları acil serviste düşen hastaların daha fazla te­
daviye ihtiyacı yoktur.
İŞLEM VE CİHAZ
59 ÜROLOJİK
KOMPLİKASYONLARI
Roy L. Alson
Çeviri: Zaur İbrahimov
LİTOTRİPSİ
• Hematüri ESWL (extrocorpareal shockwave lithot­
ripsy) sık görülen komplikasyonu olup kendini sı­
nırlayıcıdır ve genellikle 1-2 gün içinde düzelmek­
tedir.
• Diğer işlem sonrası komplikasyonlar arasında bu­
lantı, kusma, böğür ağrısı ve morarma ve böbrek
taşlan sayılabilir. Hepsinin tedavisi destekleyicidir.
İdrar çıkışı ve kreatinin düzeyi takip edilmelidir.
Ateş ve İYE için uygun antibiyotik başlanmalıdır.
• Steinstrasse (taşlı sokak) tedavi sonrası oluşan par­
çacıkların birikerek üreteri tıkamaları sonucu gö­
rülür. Semptomlar üreterolitiyazisi içerir: yan ağrısı
ve hematüri. Taşlar düz grafıde görülebilir. Tedavisi
üreterolitiyazis ile aynıdır. Tam tıkanıklık varsa,
litotripsi tekrarlanmalı veya peruktan nefrostomi
yapılmalıdır.
• Litotripsi sonucu abdominal organ veya viscus ya­
ralanması nadirdir. Peritonit bulguları ile beraber
veya yalnız başına ağrı görülebilir. Dışlamak için
BT veya USG ile cerrahi veya üroloji konsültasyonu
gerekir.
ÜRİNER KATETER
KOMPLİKASYONLARI
• Enfeksiyon üriner kateterlerin en sık komplikas­
yonu (günlük %3-1 O bakteri insidansı 30. günde
%100 olmaktadır) olup kadın cinsiyet, diybet, yaş­
lılık, özürlülük ve BPH riski arttırmaktadır.
• Kateter varlığı üriner bakteri temizlenmesine engel
olarak bakteri kolonizasyonu ve enfeksiyona zemin
oluşturmaktadır. Uzun süreli kateterlerin polimikro­
biyal enfeksiyon bulundurması daha olasıdır.
• Kısa süreli kateteri ve asemptomatik İYE olan hasta­
nın antibiyotik ile tedavi edilmesi önerilmemektedir.
• Uzun süreli kalıcı kateteri (1 aydan uzun) olan has­
taların tamamında piyüri görülür; piyüri asempto­
matik enfeksiyon tanısında kullanılmamalıdır. He­
matüri enfeksiyon açısından daha iyi belirteçtir.
205
•
Kalıcı üretral, kalıcı suprapubik veya aralıklı kate­
terizasyonu olan hastalarda kateter ilişkili İYE tek
kateter (idrar) örneğinde :2:1 bakteri türünün :2:103
koloni oluşturan birim olması ve başka enfeksiyon
odağı olmaksızın İYE belirti ve bulgularının olma­
sıyla tanımlanır.
• Kateter ilişkili İYE bulgu ve belirtileri arasında yeni
ortaya çıkan veya artan ateş, kasılma, bilinç bula­
nıklığı, halsizlik veya başka bir sebep bulunmak­
sızın letarji, böğür ağrısı, kostovertebral açı hassa­
siyeti, akut hematüri, pelvik rahatsızlık sayılabilir.
Kateteri çıkarılmış olanlarda ise dizüri, sık veya
acil ürinasyon ihtiyacı olması veya suprapubik ağrı
veya hassasiyet yer alır.
• Orta şiddette semptomları olan hastaların tedavisi
siprofloksasin 500 mg günde iki defa, levofloksasin
500 mg günde tek doz veya sefpodoksim 200 mg
günde iki defadır.
Kateter ilişkili enfeksiyonu olup semptomları geri­
leyen hastalarda (A-III) yedi günlük tedavi süre ye­
terlidir. Tedaviye geç yanıt veren hastaların tedavi
süresi 14 güne uzatılmalıdır.
• Ateşin eşlik ettiği kateter ilişkili İYE'nin en sık
komplikasyonu piyelonefrittir. Sıklıkla hastanın
hospitalize edilmesi gerekmektedir (ileri antibiyo­
tik tedavisi için bknz. Bölüm 55, İdrar Yolu Enfek­
siyonu ve Hematüri). Hasta septikse kan ve idrar
kültürleri bakılmalıdır (Bknz. Bölüm 91 Septik
Şok). Kateter 7 günden daha önce takılmışsa değiş­
tirilmelidir.
• Erkekte görülen diğer komplikasyonlar prostatit,
üretrit, epididimit ve abselerdir. Bkz. Bölüm 57 Er­
kek Genital Problemleri, tanı ve tedavi.
• Kateterin yanlış takılması üretraya zarar vererek
kanamaya veya yanlış pasaj oluşmasına sebep ola­
bilir. Üretral darlık veya prostat hipertrofisi yara­
lanma riskini arttırabilir. Coude tipi kateter kulla­
nılabilir.
• İdrar çıkışının durması üreteral yırtılma veya pıhtı
ile tıkanmasını akla getirmelidir. Kateter balonu­
nun üretrada şişirilmesi de yaralanmaya sebep ola­
bilir.
• Minör travmatik komplikasyonlar tedavi gerektir­
mezken, majör komplikasyonlar (mesane perforas­
yonu veya üreteral yırtılma gibi) üroloji konsültas­
yonu gerektirmektedir.
KATETER TIKANMASI
•
Kateterden kolaylıkla sıvı verilemiyorsa veya veri­
len sıvı geri çekilemiyorsa kateterin tıkalı olduğu
düşünülmektedir. Kateter kan pıhtılarıyla tıkan­
dığında sıvı kolaylıkla verilebilir, fakat geri çekile­
mez.
206
•
KISIM 8, RENAL VE GENITOÜREİNER BOZUKLUKLAR
Obstrüksiyon olduğu durumlarda kateler üçlü lü­
men kateteri ile değiştirelerek mesane irrige edilir.
Tüm kan pıhtıları mesaneden temizlendikten sonra
kanamaya dair belirtiler devam ediyorsa olası sistos­
kopi açısından üroloji konsültasyonu istenmelidir.
Bazı kaynaklar mesane irrigasyonu için çapı daha ge­
niş olup pıhtılan daha kolay uzaklaştırabileceği için
tek lümenli kateler kullanılmasını önermektedir.
Kateler etrafından sızıntı kateterin pıhtı ile tıkanma­
sı sonucu oluşur. Obstrüksiyon yoksa, oksibutinin
veya disiklomin gibi antispazmodiklerle tedayj edin.
Keter yerleştirildikten sonra parafimoz gelişme­
mesi için sünnet derisinin normal pozisynuna geri
döndüğüne emin olun.
BALONU İNDİRİLEMEDİGİ İÇİN
KALMIŞ KATETER
•
•
Sıkışma veya arızalı valva bağlı tıkanıklık distal­
deyse kateler proksimalden kesilebilir. Bu işlem
balonun inmesine yardımcı olmuyorsa, kayganlaş­
tırıcılı guide teli şişirme kanalında ilerletilerek tıka­
nıklık giderilmeye çalışılır.
Balon mesanedeyken şişirilerek patlatılabilir. Yine
de, balonu şişirip (steril sıvı ile) patlatmadan önce
üroloji konsültasyonu istenmelidir, çünkü balonun
patlaması için normalin 10-20 katı basınç gerek­
mektedir.
Basit müdahalelerin yetersiz kalması durumunda
üroloji konsültasyonu gerekir.
YAPAY ÜRİNER SFİNKTERLERİNİN
KOMPLİKASYONLARI
•
Yapay sfinkter üretra etrafında direnci arttırarak
kontinansı sağlamaktadır. Birkaç çeşidi mevcuttur.
Basit tasarıma sahip olanı pompaya bağlı tüplerle
üretra etrafındaki cuff'tır, pompa sıvıyı cuff'a iterek
üretranın kasılmasını sağlamaktadır.
Ameliyat sonrası komplikasyonlar takılma yerinde
hematomdur. Enfeksiyonlarlar periprostetik ol­
duğundan ciddidir. Cilt florası ve gram negatifleri
kapsayacak şekilde uygun antibiyotikler seçilmeli­
dir. Cihazın çıkarılması gerekir.
• Takılı cihazları olan hastalar dental prosedürler
gibi hematojen yayılıma sebep olacak işlemlerden
geçerken antibiyotik profilaksisi almalıdır.
Sfinkter ile pompa arasındaki tüplere hava girmesi
pompa veya sfinkterde arızaya sebep olabilir. Üro­
loji konsültasyonu mutlaktır.
• Yapay sfınkterden asla üriner kateter ilerletmeyin.
ÜRETERAL STENTLERİN
KOMPLİKASYONLARI
PERKÜTAN NEFROSTOMİ
TÜPLERİNİN KOMPLİKASYONLARI
•
Perkütan nefrostomi malignensi, piyonefroz, geni­
toüriner taşlar veya üreteral darlıklara bağlı ürete­
ral veya supravezikal tıkanıklık durumunda kulla­
nılan üriner drenaj işlemidir.
Kanama görülebilmektedir ve çoğu atak nefrostomi
tüpü irrige edilerek pıhtılardan arındırabilir. Direnç­
li vakalarda tam kan sayımı (TKS), böbrek fonksi­
yonları ve koagülasyon parametreleri (eşlik eden
komorbiditeleri doğrultusunda) kontrol edilmelidir.
Hasta hemodinamik instabilite açısından tedavi
edilmeli ve üroloji ile konsulte edilmelidir.
• Nefrostomi tüpünün enfektif komplikasyonları
basit bakteriüri ve piyelonefritten renal abse, bak­
teriyemi ve ürosepsise kadar değişebilir. Her türlü
akıntının kültürü gönderilip siprofloksasin 400mg
IV gibi antibiyotik başlanarak ürolojiye konsulte
edilmelidir.
Bu cihazlarda kateterin yanlış yerleşmesi veya tüpün
bloke olması gibi mekanik komplikasyonlar görü­
lebilmektedir. Tıkanmış nefrostomi tüpünü düzelt­
mek için ürolojinin bazı teknikleri mevcuttur.
•
Dizi.iri, işeme sıklığında ve ihtiyacında artış, karın
ve yan ağrısı üreteral stentleri olan hastaların sık
görülen şikayetleridir. İyi yerleştirilmiş ve çalışan
stentin yaratacağı rahatsızlık basit huzursuzluktan
hareket ettirmeyecek kadar şiddetli ağrı arasında
değişebilmektedir. Yine de, ağrının yerleşiminde,
niteliğinde veya şiddetinde ani değişiklik olması
durumunda stent malpozisyon veya arıza açısından
değerlendirilmelidir.
Tüm süre boyunca hiç komplikasyona sebep ol­
madan üreteral stentler haftalar veya aylarca takılı
kalabilirler. Yine de, sıklıkla mineral depozitlerin
birikmesi sonucu takanabilirler.
İdrar çıkışının tam tıkanıklığı görülebilse de, ço­
ğunlukla uzun süreyle stenti olan hastalarda görül­
mektedir. Bu hastalar ürolojiye konsulte edilmeli ve
bazı durumlarda stentin değiştirilmesi gerekmek­
tedir.
İDRAR YOLU ENFEKSİYONUNA
KARŞIN STENTİN YER
DEGİŞTİRMESİ VEYA ARIZASI
Karın veya yan ağrısının değişmesi stentin yer de­
ğiştirdiğine işaret ediyor olabilir. Stentin önceki
yerleşimini kıyaslamak amacıyla düz grafı çekile­
bilir ve stentin yerini değerlendirmek ve gerekirse
ileri tetkik için üroloji konsültasyonu gerekebilir.
BÖLÜM 59 • ÜROLOJiK iŞLEM VE CiHAZ KOMPLiKASYONLARI
•
Stenti olan hastada idrar yolu enfeksiyonu geliş­
tiğinde stentin çıkarılması şart değildir, zira çoğu
enfeksiyon ayaktan antibiyoterapiyle tedavi edi­
lebilmektedir. Y ine de, piyelonefrit veya sistemik
enfeksiyondan şüphelenildiğinde ileri araştırma ve
acil girişimler endikedir.
Stentin yerini teyit etmek için düz grafi, stentin yer
değiştirdiğini veya malfonksiyonunu değerlendir­
mek için üroloji konsültasyonu ve antibiyotik teda­
visine başlamak gereklidir.
ÜRİNER DİVERSİYON (SAPMA) VE
ORTOTOPİK MESANE DEGİŞMİ/
ONARIMI
Mesane onarımında en çok ileal pasaj kullanılır.
Ameliyet sonrası komplikasyonları arasında bağır-
207
sak obstrüksiyonu, piyelonefrit, böbrek yetmezliği
ve stoma yıkımı veya stenoz sayılabilir. Bu komp­
likasyonların esas sebebi implante üreterlere idrar
reflüsüdür.
• Yeni mesane rekonstrüksiyon teknikleriyle idrar
reflüsü azaltılmaktadır. İşlem sonrası bakteriüri
sıktır.
• Enfeksiyon tanısı ateş ve yan ağrısı veya idrar kül­
türüne (> 104 KOÜ/mL) göre klinik olarak konur.
İYE tespit edildiğinde antibiyotik tedavisi için üro­
loji ile konsulte edilmelidir.
Kısım 9
OBSTETRİK VE JİNEKOLOJİ
OLMAYAN HASTADA
60 GEBE
PELVİK AGRI VE VAJİNAL
KANAMA
1homas W Lukens
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı
VAJİNAL KANAMA
KLİNİK ÖZELLİKLER
• Esas şikayeti vajinal kanama olan hastalar acil ser­
vislerde (AS) sıklıkla görülür.
• Öykü doğurganlık ve cinsel öyküyle birlikte miktar,
süre ve kanamanın özelliğini de içermelidir. ilaçlar,
kanama diatezi, endokrin bozukluklar, karaciğer
hastalığı ile GÜ ve sistemik semptomlar da ayırıcı
tanı değerlendirilmesinde kullanılmalıdır.
• Spekulum ve bimanuel muayene kadar batın ve ge­
nital organların değerlendirilmesi de önemlidir.
• Konjunktival solukluk, cilt rengi ve vital bulgular­
daki değişiklikler belirgin anemiyi gösterebilir.
AYIRICI TANI
• Puberte öncesi bütün hastalarda cinsel saldırı ya da
genital travma dışlanmalıdır.
• Pubertal hastalarda vajinal kanamanın en sık nede­
ni nonspesifık vulvovajinittir. Kandidiazis, Esche­
richia cali, Shigella ve ascaris gibi spesifik sebepler
daha seyrek görülür.
• Bu yaş grubundaki daha seyrek vajinal kanama ne­
denleri puberte prekoks ve menarş, konjenital ano­
maliler ve sabun ve kimyasallara olan doku hassa­
siyetidir.
• Akıntıyla birlikte olan kanama muhtemel içerdeki
yabancı cisime işaret eder.
Üreme çağındaki kadınlarda anormal vajinal kana­
ma uterus ya da serviks kaynaklı olabilir.
• Menorajiyle gelen genç hastaların %20'ye kadar
olan kısmında primer koagülasyon bozuklukları
tespit edilebilir.
• Anovulasyon, gebelik, hormone kullanımı, uterin
leemyomlar, pelvic infeksiyonlar ve polipler sık
208
nedenlerdir. Kanama bozuklukları ve tiroid fonk­
siyon bozuklukları muhtemel sebeplerdir.
• Postmenopozal kadınlarda kanama sıklıkla hor­
mon kullammı, atrofık vajinit ya da endometrial
lezyonlar veya diğer tümörlerle ilişkilidir.
Disfonsiyonel uterin kanama (DUK) tanısı sadece
yapısal ya da sistemik sebepler dışlandıktan sonra
konabilir.
• DUK ovulatuar ya da anovulatuar olabilmekle be­
raber tipik olarak perimenarşal ve perimenopozal
hastalarda anovulatuardır.
Bulgular; uzamış menstrüasyon, düzensiz sikluslar
ya da genelde hafif ve ağrısız ara kanamalar olup
bazen ciddi kanamalarda görülebilir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
•
•
•
•
•
Kanamaya sebep olabilecek gebelik ilişkili neden­
leri dışlamak için üreme çağındaki bütün hastalara
gebelik testi yapılmalıdır.
Diğer laboratuar testleri hikaye ve fizik muayaneye
gore şekillenir.
Kan kaybı boyutunu tespit etmek için hemoglobin/
hematokrit, koagülasyon testleri ve uygunsa tiroid
fonksiyon testleri görülmelidir.
Gerekirse seçilecek görüntüleme yöntemi pelvik
ultrasondur ve stabil hastalarda ayaktan yapılabilir.
Hemodinamik olarak stabil olan hastalarda acil
müdahale gerekmez.
Kanaması devam eden stabil olmayan hastalarda
İV resüsitasyon gerekir, kan ürünleri kullanımı ve
acil jinekoloji konsültasyonu düşünülmelidir.
Daha ciddi kanaması olan vakalarda östrojenler
kullanılabilir; İV ve PO kullanımları benzer etkin­
liktedir. Eğer herhangi bir malignite ile ilişki düşü­
nülüyorsa hormon tedavisi jinekolojik değerlendir­
me yapılana kadar ertelenmelidir.
Çekilme kanaması tipik olarak hormona! tedavi
durdurulduktan 3 ila 10 gün sonra olur.
Aşırı vajinal kanamada ilaç tedavisi için Tablo 601 'e bakınız.
BÖLÜM 60, GEBE OLMAYAN HASTADA PELVİK AGRI VE VAJİNAL KANAMA
TABL060-l
Aşırı Vajinal Kanamada İlaç Tedavisi
İLAÇ
İSİM
Konjüge östrojen İV
DOZ
Premarin
Kanama azalana kadar her4-12 saatte bir 25mg
7-10 gün boyunca her 6 saatte bir 2,5mg
Konjüge östrojen PO
Etinil östrodiol+noretindron PO
Ortho-Novum 1/35
35 mcg+ lmg, 7 gün boyunca günde 4 tb
Medroksiprogesteron PO
Provera
Günlük 10 mg, kanama durunca başlanıp 10 gün boyunca
Traneksamik asit (antifibrinolitik) PO
Lysteda
3 gün boyunca her sekiz saatte bir 600-1300 mg
PELVİKAGRI
•
209
Genelde sebep jinekolojk patolojidir ancak ekstra­
pelvik abdominal durumlar nedeniyle yansıyan ağ­
rılar da düşünülmelidir. Gebelik dışlanmalıdır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Ağrının akut ya da kronik mi, aralıklı ya da sürekli
mi olduğu ayırt edilmeli ve tanıya yardımcı olması
için karakteri ve yeri tespit edilmelidir.
Tipik olarak rüptüre over kisti, torsiyon ve obstrük­
siyon tek taraflı ani başlangıçlı ağrıyla görülür. Aşa­
malı başlangıç enfeksiyon ya da büyüyen kitleye
işaret eder.
Abdominal ve jinekolojik, spekulum ve bimanuel
muayene ile değerlendirmeler zorunludur. Diğer
testler öykü ve fizik muayeneye göre yönlenir.
TANI VE AYIRICI TANI
Primer dismenore--menstruasyon ile birlikte olan
aşırı ağrıdır. Kanama azaldıkça ağrı da azalır. Ağrı
bel ya da kasıklara yayılabilir ve bulantı/kusma eş­
lik edebilir.
NSAİİ ile tedavi genelde yeterli olur, bazı vakalarda
oral kontraseptifler kullanılır.
Mittelschmerz-foliküler sıvının akmasından do­
layı olan kendi kendini sınırlayan tek taraflı siklus
ortasındaki ağrıdır.
Over kisti-kist sıvısının akmasından ya da komşu
dokulara olan basınçla ağrı olur. Ani başlangıç rüp­
türü düşündürür. Pelvik US genelde tanısaldır.
5 cm den küçük kistler genelde 2 ila 3 siklusta kü­
çülürler. Kadın doğum takibi önerilir.
Over torsiyonu-cerrahi bir acildir. Ani başlan­
gıçlı tek taraflı adneksial ağrı olur. Risk faktörleri:
gebelik, büyük over kist ya da tümörleri ve gebeli-
ğin medikal ündüklenmesidir. Takibinde arteriyel
tıkanıklığın oluştuğu venöz tıkanıklıkla oluşan er­
ken konjesyon görüntüsünün Doppler US ile tespiti
tanısaldır.
Aralıklı olup düzelen torsiyon olabilir ve torsiyo­
nun olmadığı dönemde görüntü normal olabilir.
Endometriozis-uterus dışındaki endometrium
benzeri doku olup en sık overlerdedir. Bulguları
menstrüel siklusa eşlik eden tekrarlayan ağrı, dis­
menore ve disparonidir. İnfertilite endometriozisle
ilişkili olabilir.
Muayenede tek başına nonspesifik pelvik ağrı ola­
bilir ve ayırıcı tanısı genelde AS'te yapılmaz. Ultra­
son endometriomaları gösterebilir.
Fibroidler (leiyomyomlar)-östrojen bağımlı be­
nign uterus düz kas tümörleridir; sıklıkla çok sa­
yıdadır, doğurganlık çağının orta ya da geç döne­
minde bulunurlar. Bulgular ağrı, anormal vajinal
kanama, vajinal sarkma, disparoni ve muhtemel
üriner şikayetlerden oluşur. Ciddi ağrı uzantılı fib­
roidlerin torsiyonu ya da tümörün iskemi ve deje­
narasyonu sonucu olabilir.
Bimanuel muayane ile sıklıkla pelvik kitle tespit
edilir. Pelvik US ise teyit eder. Tedavi aneljezi sağla­
mak ve kadın doğuma yönlendirmekten oluşur.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Pelvik ağrıyla başvuran hastaların çoğu kadın do­
ğum takibiyle acil servisten taburcu edilebilirler.
Hastaların muhtemel belirti ve bulgular ile ne za­
man tekrar başvurmaları gerektiği detaylı anlatıl­
malıdır. Eğer tedirgin olunan nokta varsa 12 ila 24
saatte tekrar değerlendirmek uygundur.
Analjezik önerilmelidir ve çoğu durum için NSAİİ
yeterlidir. Eğer uygunsa oksikodon/asetaminofen
(5 miligram/325 miligram) gibi opioidler birkaç
gün kullanılabilir.
210
KISIM 9 • OBSTETRİKVEJİNEKOLOJİ
GEBELİK
61 EKTOPİK
VE GEBELİGİN İLK 20
HAFTASINDAKİ ACİLLER
Robert Jones
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı
EKTOPİK GEBELİK
EPİDEMİYOLOJİ
•
Ektopik gebelik (EG) tüm gebeliklerin %2'sinde
meydana gelir ve ilk trimesterdeki anne ölümünün
başta gelen sebebidir.
EG'lerin yüzde yirmisi başvuru anında rüptüredir.
Majör risk faktörleri; pelvik inflamatuar hastalık
öyküsü, tüp ligasyonu gibi fallop tüplerine yönelik
cerrahi, önceki EG, dietilbesterol maruziyeti, rahim
içi araç kullanımı ve yardımcı üreme teknikleridir.
EG meydana gelen hastaların %50'den fazlasında
risk faktörleri görülmez.
Bu tanı doğurganlık çağındaki karın ağrısıyla gelen
tüm kadınlarda düşünülmelidir.
PATOFİZYOLOJİ
•
•
EG'nin (1) tüpteki taşınma mekanizmasındaki me­
kanik ya da anatomik değişikliklerden ya da (2)
döllenmiş yumurtayı değiştiren fonksiyonel/hor­
mona] faktörlerden kaynaklandığı düşünülmekte­
dir.
Tüp rüptürünün spontan olduğu düşünülür ancak
koitus ya da bimanuel muayeneyle ilişkili travma
rüptüre neden olabilir. Tüp rüptürü EG'nin erken
haftalarda ya da 16 hafta gibi gebeliğin geç döne­
minde olabilir.
•
Vajinal kanama genelde hafiftir; ciddi kanama
daha sıklıkla düşük tehdidiyle ya da gebeliğin diğer
komplikasyonlarıyla seyreder.
Rüptüre bir EG'de bile vital bulgular tamamen nor­
mal olabilir ya da ileri derece hemorajik şok görü­
lebilir.
EG'deki vital bulgular ve hemoperitonun miktarı
arasında zayıf bir korelasyon vardır. Periton içi ka­
nama ve rüptürle giden vakalarda bile kısmi bradi­
kardi görülebilir.
Fizik muayene bulguları oldukça değişkendir. Ba­
tın muayanesi periton bulgularıyla birlikte veya
periton bulguları olmadan, lokal ya da yaygın has­
sasiyet bulguları gösterebilir.
Pelvik muayene bulguları normal olabilir, fakat sık­
lıkla servikal hassasiyet, kitleyle ya da kitle olma­
dan adneksiyal hassasiyet ve muhtemelen genişle­
miş bir uterus bulunur.
EG nin ileri dönemlerinde fetal kalp sesleri duyu­
labilir. Fetal kalp seslerinin varlığı EG'yi dışlamakta
kullanılamaz.
AYIRICI TANI
İdrarda gebelik testi (idrar için beta-insan koryonik
gonadotropin [�-hCG]) hemen bakılmalıdır.
Seyreltilmiş idrar yanlış negatif sonuç verebilir;
böyle durumlarda serum testi daha kesin sonuç ve­
rir.
EG'den şüphelenildiğinde ultrasonun esas aü,acı
intrauterin gebelik (İUG) olup olmadığını anla­
maktır (Şekil 61-1). Yardımcı üreme tekniği kul­
lanmış hastalarda mutlaka heterotopik gebelik dü­
şünülmelidir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
EG'yi tanımlamak için kullanılabilecek klasik triad
karın ağrısı, vajinal kanama ve amenoredir, ancak
çoğu vakada daha belirsiz bulgularla görülebilir.
Rüptüre olan EG ile rüptüre olmayan EG arasında
belirti ve bulgular açısından farklı olabilir. EG ile
gelen kadınların %90'ın da karın ağrısı, %80'inde
vajinal kanama ve %70'inde amenore öyküsü var­
dır.
Ağrı ani, tek taraflı ve aşırı olabilir ya da görece az
ve yaygın olabilir.
Hemoperiton varlığı diyafragmatik irritasyon so­
nucu omuz ya da üst abdomene yansıyan ağrıya
neden olabilir.
ŞEKİL 61- 1. İUG içeren gestasyonel keseyle birlikte görü­
len Yolk sak (ok) (MA OJ, Mateer JR, Blaivas M: Acil Ultra­
son, 2. Baskı. 2008, McGraw-Hill İne., New York).
BÖLÜM 61 • EKTOPİK GEBELİK VE GEBELİGİN İLK 20 HAFTASINDAKİ ACİLLER
211
ŞEKİL 61-2. Ektopik gebelik. Bu ektopik gebelikte adneks­
ŞEKİL 61-3. Ektopik gebelik; boş uterus ve arka çıkmaz­
te yaşayan bir embriyo ve boş uterus görünüyor (endomet­
rial eko görüntünün sol üst kısmında izleniyor). Gerçek za­
manlı görüntülemede embriyonik kardiak aktivite mevcut.
Transvajinal görüntü. Yatay ok boş uterusu gösteriyor(uterus
çizgisi) ve dikey ok adneksteki ektopik gebeliği gösteriyor
(MA OJ, Mateer JR, Blaivas M: Acil Ultrason, 2. Baskı. 2008,
McGraw-Hill İne., New York).
da serbest sıvı. Transvajinal sagital görüntü. Yatay ok boş
uterusu(uterus çizgisi) gösteriyor ve dikey ok boşluktaki sı­
vıyı gösteriyor (MA OJ, Mateer JR, Blaivas M: Acil Ultrason,
2. Baskı. 2008, McGraw-Hill İne., New York).
•
Transvajinal ultrason EG'yi tanımlamakta kulla­
nılacak test seçeneğidir ve abdominal Ultrasonun
tanısal olmadığı vakalarda yapılmalıdır.
EG'nin tanısal bulguları boş bi uterusun olmasıyla
birlikte utcrus dışı kardiyak ukti'vitcnin görüntülenmesidir (Şekil 61-2).
• EG düşündüren bulgular ise boş bir uterusa ilave­
ten aşağıdakilerden biri; serbest sıvının eşlik ettiği
veya etmediği adneksiyal kitle (basit kist dışındaki)
ya da orta/ciddi miktarda serbest pelvik sıvı (Şekil
61-3).
Normal olan pelvik ultrason yetersiz test olarak ka­
bul edilmeli ve P-hCG düzeyleri ışığında değerlen­
dirilmelidir.
Sınır değerin (discriminatory) üzerindeki P-hCG
düzeyi (1500 mIU/mL) ve boş uterus EG düşündü­
rür.
Sınır değerin altındaki P-hCG düzeyi (1500 mIU/
mL) ve boş uterus belirsizdir.
• Semptomatik hastada P-hCG düzeyi asla pelvik
ultrason gereksinimine karar vermekte kullanılma­
malıdır.
2 gün içinde P-hCG düzeyinin %53 artmaması EG
ya da anormal İUG düşündürür. Ancak 2 günde
%53 olmuş olması EG yi dışlamaz.
• Karın ağrısı, vajinal kanama ve erken gebelik ile ge­
len hastada ayırıcı tanıda düşük tehlikesi, tamam-
lanmamış düşük ya da fark edilmemiş düşük, yakın
zamandaki elektif düşük veya endometrit düşünül­
melidir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Şüphelenilen EG tedavisi hastanın vital bulguları,
fizik muayene bulguları ve şikayetlerine göre yapı­
lır. Kadın doğum doktoruyla yakın iletişim gerekli­
dir.
Stabil olmayan hastalarda, kan basmcını düzeltmek
için geniş iki damar yolu ile hızlı kristaloid infüz­
yonu ve/veya eritrosit süspansiyonu infüzyonuna
başlanır.
• Yatak başı idrarda gebelik testi yapılır.
Stabil olmayan hastada ABC sağlandıktan sonra
hızlı bir yatakbaşı transabdominal ultrason yapılır.
Stabil olmayan hasta için hemen kadın doğum
konsültanına haber verilmelidir, bu iş laboratuar
testleri ve tanısal testler tamamlanmadan yapılma­
lıdır.
Tam kan sayımı (CBC), kan grubu, Rh (rhesus fak­
tör) tayini için (ya da stabil olmayan hastada cross­
match için), kanda P-hCG tayini için (eğer gerek­
liyse) ve serum elektrolitlerinin değerlendirilmesi
için kan gönderilir.
Eğer hasta stabilse transvajinal ile beraber ya da
sadece transabdominal ultrason dahil tanısal çalış­
malara devam edilir. Bilinçli hastalarda muğlak ult­
rason sonuçları ve 1000 mIU/mü.ien düşük P-hCG
düzeyi görüldüğünde önerilerle taburcu edilip 2
gün sonrasına kontrol P-hCG ve kadın doğum de­
ğerlendirmesi planlanabilir.
212
•
KISIM 9 • OBSTETRİKVE JİNEKOLOJİ
GEBELİK SÜRECİ VE POSTPARTUM
DÖNEM ACİLLERİ
•
Anne ölümünün başta gelen nedenleri pulmoner
emboli (bkz. Bölüm 27), EG (bkz. Bölüm 60), gebe­
liğin hipertansif bozuklukları, hemoraji ve enfeksi­
yondur.
• Risk; ileri anne yaşı, artmış doğum sayısı, doğum
öncesi bakım yetersizliği, evlenmemiş olmak ve
farklı cinsiyette bebek isteme durumlarında artar.
İLK 20 HAFTADAKİ ACİLLER
DÜŞÜK TEHDİDİ VE DÜŞÜK
EPİDEMİYOLOJİ
•
Gebeliklerin %20 ila 40'ı spontan olarak düşükle
sonlanır.
PATOFİZYOLOJİ
•
Çoğu fetal kayıp için kromozoma! anormallikler
göz önünde bulundurulur. Risk, ileri anne yaşı, eş­
lik eden hastalık, önceki abortus, enfeksiyonlar ve
anatomik bozukluklarla artar.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
•
•
•
•
Düşük tehdidi; kapalı servikal giriş ve benign fizik
muayaneyle birlikte olan vajinal kanama şeklinde
tanımlanır.
Kaçınılmaz düşük vajinal kanama ve serviksin dila­
tasyonuyla meydana gelir.
Tamamlanmamış düşük, gebelik materyalinin kıs­
ın i geçişi olarak tanımlanır ve daha çok 6 ila 14 haf­
ta arasındadır.
Tam düşük, bütün fetal yapıların 20 haftadan önce
kanaldan geçişidir.
Kayıp düşük, en azından 20 haftadan sonra fetü­
sün kaybı ve fetal dokuların atılımı olmadan 4 hafta
geçmiş olmasıdır.
Septik düşük herhangi aşamasında düşüğün enfek­
te olduğunun kanıtıdır; aynı zamanda pelvik ağrı,
ateş, servikal hareketle ya da uterusta hassasiyet ve
pürülan ya da kötü kokulu akıntı da enfeksiyon le­
hinedir.
AYIRICI TANI
•
oplastik bir hastalığıdır ve düşük tehdidinde nult­
rasonla ayırt edilir. Bu hastaların anormal büyük
uterusları ve anormal yükseklikte P-hCG düzeyleri
olur. Noninvaziv (mol hidatiform) ya da invaziv
(koryokarsinom) olabilir.
Tanısal tedavi, kadın doğumcu tarafından karalaş­
tırılmış, laparoskopi, dilatasyon ve küretaj (D&C)
ya da metotreksat ile medikal tedavi olabilir.
Ayırıcı tanıda EG ve gestasyonel trofoblastik has­
talık (GTH) vardır. GTH trofoblastik dokunun ne-
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
• Hemodinami stabil değilse düzeltilir. Stabil olma­
yan hasta erken zamanda kadın doğuma konsülte
edilir. Pelvik muayene yapılır ve CBC, kan grubu,
Rh faktör tayini, kanda P-hCG ve idrar tetkiki ya­
pılır. Rh-negatif kadınlara 300 mikrogram Rh(D)
imün globulin İM yapılmalıdır.
• P-hCG > lSOOmIU/mL olan normal gebelikte ult­
rason gestasyonel keseyi göstermelidir, ancak yolk
sak ya da embriyo görüntülenene kadar kesin ola­
rak İUG tanısı konamaz. P-hCG >1500 mİU/mL
olup gestasyonel kese görüntülenemezse düşük ya
da EG demektir. Plasentada parlak alanların ara­
sına daha parlak alanlar serpiştirilmiş gibi olduğu
aşırı büyük uterus GTH de görülür.
• Tamamlanmamış düşük ya da GTH, D&C gerek­
tirir. GTH olan hastalar P-hCG düzeyleri sıfır ola­
na dek yakın takibe alınmalıdır. p-hCG düzeyinin
normale dönmemesi koryokarsinom lehinedir.
• Septik düşük kadın doğum konsültasyonu ve am­
pisilin sulbaktam 3gram İV ya da klindamisin 600
miligram artı gentamisin l ila 2 miligram/kg İV
gibi geniş spektrumlu antibiyotik gerektirir.
• Düşük tehdidi ve tam düşük olan hastalar yakın
takip ayarlanarak taburcu edilebilir. Taburculukta
pelvik istirahat (ilişki ya da tampon yasak) ve ciddi
kanama, ateş ya da ağrı olursa tekrar başvurması
önerilir.
GEBELİGİN BULANTI VE KUSMASI
EPİDEMİYOLOJİ
•
Bulantı ve kusma sıklıkla gebeliğin ilk 12 haftasın­
da meydana gelir ve gebelerin %60 ile 80 kadarını
etkiler.
PATOFİZYOLOJİ
•
Patofizyolojisi bilinmemektedir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Bu hastalarda fizik bulgular sıvı kaybı dışında ge­
nelde normaldir.
• Karın ağrısının olması son derece olağan dışıdır ve
başka tanı düşündürür.
BÖLÜM 62 • GEBELiKTE EŞLiK EDEN HASTALIKLAR
AYIRICI TANI
Hiperemezis gravidarum (belirgin karın ağrısı ol­
madan inatçı bulantı ve kusma) hipokalemi ya da
ketonemiye neden olabilir ve düşük doğum ağırlık­
lı bebekle sonuçlanabilir.
Tanısal testler CBC, elektrolitler ve idrar tahlilidir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCULUK
Tedavi ketonüri temizlenene kadar İV sıvı tedavisi
(%5 dekstroz ile birlikte serum fizyolojik [D5SF]
ya da %5 dekstrozla birlikte ringer laktat [D5RL))
ile birlikte antiemetik tedaviyi içerir. Sıklıkla kul­
lanılan antiemetikler metoklopromid 10 miligram
İV, prometazine 25 miligram İV (gebelikte C sınıfı
ancak genelde kullanılır) ya da ondansetron 4 mi­
ligram İV'dir.
Ketonürisi geri çevrilen, elektrolit bozukluğu dü­
zeltilen ve oral alımı sağlanan hastalar taburculuğa
adaydır. Hastalar antiemetikle taburcu edilmelidir.
İnatçı hiperemezis gravidarum olarak kabul edilen
hastalar metilprednizolon için aday olabilirler. Bu
tedavi kadın doğumla konsülte edilerek başlanma­
lıdır.
@ki:iiıtifj@ Gebelikte İlaçların Kullanımı*
İLAÇ
Antibiyotikler
Sefalosporinler
Penisilinler
Eritromisin
estolat
Azitromisin
Klaritromisin
Nitrofurantoin
Klindamisin
Metronidazol
Etambutol
Kinolonlar
Aminoglikozidler
İzoniyazid
Abigail Hankin- Wei
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı
GEBELİKTE İLAÇ KULLANIMI
Gebelik esnasındaki ilaç önerileri Tablo 62-1 de lis­
telenmiştir.
DİYABET
Gebelikte diyabeti olan hastalarda hem diyabe­
tin hem gebeliğin komplikasyonları artar; bunlar,
erken doğum, spontan düşük, piyelonefrit, fetal
ölüm, hipoglisemi ve diabetik ketoasidoz (DKA)
dur.
Gebelik boyunca insülin ihtiyacı doğuma kadar 0.7
U/kg/gün den 1.0 U/kg/güne kadar artar.
KATEGORit YORUM
B
B
B
c
B
B
B
B
C,D
C,D
c
c
Tetrasiklin
D
Trimetoprim
c
Antihipertansifler
a -Metildopa
�-blokörler
Kalsiyum kanal
blokörler
Hidralazin
ACE inhibitörleri
Antikonvülzanlar
Valproik asit
Fenitoin
Karbamazepin
Kortikosteroidler
Antikoagülanlar
Heparin
Enoksaparin
Varfarin
Maternal
hepatotoksisite
B
Klavulanat
bileşimleri
Sülfonamidler
Antiviraller
Asiklovir
Zidovudin
EŞLİK EDEN
62 GEBELİKTE
HASTALIKLAR
213
Fetal fasiyal defek(ilk
trimester)
Fetal kartilaja toksik
Bazıları ototoksik
TBC'de faydası riski
göz ardı ettirir
B
Kernikterus (doğuma
yakın)
Fetal kemik/diş
anomalileri
Folat antagonisti (ilk
trimester)
B
c
HİV+ annelerde
önerilir
B
c
c
c
D,X
x
C,D
C,D
c
Sıklıkla kullanılır
Gebeliğin tespitinde
bırakılır
Nöral tüp defekti
Fetal anomaliler
( faydası zarardan
üstün olabilir)
Fetal anomaliler
Hiperglisemiyi
kötüleştirebilir
c
B
x
Nazal hipoplazi, optik
atrofi
(Devanı Ediyor)
214
KISIM 9 • OBSTETRİKVEJİNEKOLOJİ
TABLO 62-1
Gebelikte İlaçların Kullanımı*
(Devamı)
İLAÇ
KATEGORit YORUM
Analjezikler
Asetaminofen
Propoksifen
c
Opiatlar
NSAİİ
Sumatriptan
Ergot alkaloidleri
Antiemetikler
Meklizin
Difenhidramin
Metoklopramid
Fenotiazin
Ondansetron
Aşılar
Canlı aşılar
(kızamık/
kabakulak/
kızamıkçık)
A
c
B,C,D
c
x
Doğuma yakın
kaçınılmalı,
yenidoğanda
çekilme sendromu
görülebilir
32 hf'dan sonra
kullanılmamalı
Fetal ölüm ve düşük
potansiyeli
B
B
B
c
Geniş kullanımı var
x
Fetüse geçme
potansiyeli var
B
İnaktif vira! aşılarkuduz, hepatit B,
influenza
Pnömokok aşısı
C
Sıklıkla gebelikte
yapılır
C
Tetanoz ve difteri
C
İlk trimesterde
kullanımdan
kaçınılmalı
Sıklıkla gebelikte
yapılır
Sıklıkla gebelikte
verilir
C
Tetanoz
immünglobülin
'Pek az çalışma gebe kadınlarda yapılmıştır; dolayısıyla kullanılacak
herhangi bir ilaç kesinlikle gerekliyse kullaııılmalıdır. Daha fazla bilgi
için ilaç danışmayla görüşülmelidir.
tA=güvenli, B=güvenli olduğu varsayılan, C= muhtemel yan etkiler
sözkonusu, D=güveııli değil ancak maruz göülebilir bazı durumlarda
kullanılabilir, X=koııtreııdike.
Kısaltmalar: ACE: aııjiyotensin-convertiııg (dönüştürücü) enzim,
HİV=human immundefıciency virus (insan bağışıklık sistemi bozu­
cu virüs), NSAİİ=noııstreois antiinflamatur ilaçlar, TBC=tüberkiiloz.
Ketoz gebelik sırasında daha çabuk ve daha düşük
glukoz seviyelerinde meydana gelir. DKA için risk
faktörleri; düşük uyum, hiperemezis ve sempato­
mimetik tokolitik ajanların kullanımıdır.
DKA ve hipoglisemi gebe olmayanla aynı şekilde
tedavi edilir.
HİPERTİROİDİZM
Gebelikte hipertiroidizm preeklampsi ve yeni­
doğan morbidite riskini artırır. Klinik özellikleri
normal gebeliği taklit eder ve hiperemezis gravida­
rum gibi gelebilir. Tedavi seçeneği Propiltiyourasil
(PTU)dir; yan etkileri kaşıntı ve agranilositozdur.
Tiroid fırtınası ateş, sıvı kaybı ve kardiyak dekom­
pansasyon ile gelir ve yüksek mortalite oranına
sahiptir. Gebe olmayan hastalar gibi tedavi edilir
(bkz. Bölüm 133).
DİSRTİMİLER
Gebelik ve doğum disrtimileri tetikleyebilir. Sup­
raventriküler taşikardiler vagal manevra ile, daha
sonra normal dozlarında lidokain, digoksin, pro­
kainamid ya da verapamille tedavi edilmelidir.
Kardiyoversiyonun fetüse zararlı olduğu gösteril­
memiştir.
Amiodaron sadece diğer tedavilerle yanıt alınama­
yan hayatı tehdit edici disritmilerde kullanılmalı­
dır, çünkü iyot fetal nörotoksisiteye sebep olabilir.
Antikoagülasyon için fraksiyone olmayan ya da dü­
şük molekül ağırlıklı heparin kullanılır.
TROMBOEMBOLİZM
Pulmoner emboli (PE) gelişmiş ülkelerde anne ölü­
münün en sık nedenidir.
Derin ven trombozu (DVT) insidansı %0.5 ve %0.7
arasındadır.
Artmış riskle ilişkili olan faktörler; ileri anne yaşı,
artmış doğum, çok sayıda gebelik, cerrahi doğum
(13 ila 16 kat artırır), yatak istirahati, obezite ve hi­
perkoagülasyon durumlarıdır.
Semptomatik DVT için tercih edilecek test doppler
ultrasonografidir.; bir kısım görüş negatif D-dimer
ve negatif doppler ultrasonun birlikteliğini önerir.
Düşük risk kriterlerini taşımayan hastalara alt
ekstremite doppler ultrasonu yaptırılmalıdır. Eğer
DVT yoksa BT çekilmelidir.
Toraks BT ventilasyon-perfüzyon sintigrafisine
göre fetüse daha az radyasyon verir ancak annenin
meme dokusuna daha yüksek doz verir.
• DVT ve PE nin tedavisi heparin ya da enoksaparin­
dir; varfarin kontrendikedir.
ASTIM
Klinik özellikler, tanı ve yönetimi gebe ve gebe ol­
mayan hastalarda benzer şekildedir.
Akut tedavide albuterol gibi nebulize �2-agonistler
verilir. İntravenöz metilprednizolon ve oral predni­
zon gebelikte kullanılabilir.
02 saturasyonunu %95 üzerinde tutacak şekilde
destek oksijen verilmelidir.
BÖLÜM 62 • GEBELiKTE EŞLiK EDEN HASTALIKLAR
•
•
Eğer gerekirse her 20 dakikada bir 0,25 miligram
Terbutalin verilebilir. Epinefrin sadece yoğun ba­
kım hastasında kullanılmalıdır.
Yatış ya da entübasyon kriterleri gebe ve gebe ol­
mayan hastada benzerdir; hızlı seri entübasyon için
kullanılan standart ajanlar kullanılır.
Gebede tepe ekspiratuar akım hızları değiştirilmez.
215
Bilinen epilepsisi olan gebe hastanın yönetimi gebe
olmayan hastaya benzer şekildedir.
Uzamış maternal hipoksi ve asidozla seyreden sta­
tus epileptikus yüksek anne ve bebek ölüm oranına
sahiptir ve erken entübasyon ve ventilasyonla ag­
resif tedavi edilmelidir. Plasenta oksijenizasyonunu
en üst düzeye getirmek için hasta sol yan dekübit
pozisyona getirilir.
İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARI
İdrar yolu enfeksiyonu gebedeki en sık bakteriyel
enfeksiyondur.
Basit sistitler yavaş salınımlı 100 miligram PO nit­
rofurantoin ya da oral sefalosporinlerle 2 gün te­
davi edilebilirler.
Piyelonefriti olan hastalar İV antibiyotik ve sıvı
tedavisi için yatırılmalıdır çünkü artmış erken do­
ğum ve sepsis riski vardır. Antibiyotik seçenekleri 1
ila 2 gr İV sefazolin ya da 1 gram İV ampisin artı 1
miligram/kg İV gentamisindir.
Kinolonlar gebelikte kontrendikedir.
Sulfonamidlerden üçünçü treimesterde ve trime­
toprimden ilk trimesterde kaçınılmalıdır.
HİV ENFEKSİYONU
•
HİV enfeksiyonu olan tüm gebeler fetüse geçiş ris­
kini azaltmak için 14 haftadan itibaren zidovudin
tedavisi almalıdır.
CD4 sayısı <200 olan hastalara Pneumocystis carini
pnömosine yönelik proflaksi verilmelidir. Gebelik­
te fırsatçı enfeksiyonların tedavisi değişmez.
MADDE KULLANIMI
Kokain kullanımı anne karnında ölüm, ablasyo
plasenta, erken doğum, zarların erken yırtılması,
spontan düşük, intrauterin gelişme geriliği ve fetal
serebral enfarkt riskini artırır. Gebelikte toksisite
tedavisi değişmez.
Gebe kadında opiat çekilme sendromu metadon
ya da klonidinle (çekilme belirtileri kaybolana dek
toplamda 0.8 miligram geçmeyecek şekilde saatte
bir 0.1-0.2 miligram dilaltı verilir) tedavi edilir.
Alkol kullanımı spontan düşük, düşük doğum ağır­
lığı, erken doğum ve fetal alkol sendromu oranları­
nı artırmada katkıda bulunur.
D sınıfı ilaç olan benzodiyazepinlerden erken ge­
belikte uzak durulmalıdır ancak klinik olarak stabil
olmayan alkol çekilme sendromu hastasında kulla­
nılabilir.
ORAK HÜCRE HASTALIGI
Orak hücre hastalığı olan kadınların düşük, erken
doğum ve vazo-okluziv kriz riski daha yüksektir.
Gebede klinik özellikler, değerlendirme ve teda­
vi gebe olmayan hastalardakine benzer şekildedir.
Müdahalede agresif sıvı tedavisi ve analjezik teda­
visi verilir. Opiatlar kullanılmalıdır; gebeliğin 32.
haftasından sonra nonsteroid antiinflamatuar ajan­
lardan uzak durulmalıdır. Hidroksiüre kesilmelidir.
Parvovirüs Bl9 aplastik krizi tetikleyebilir ve hid­
rops fetalis gelişebilir.
AİLE İÇİ ŞİDDET
• BAŞAGRILARI
•
Başağrısının yaşam tehdit edici neden düşündü­
recek uyarıcı bulguları; akut başlangıç, doğumdan
sonra başlama, nörolojik defısit ve papil ödem ya
da retina! hemorajidir.
Migrenler asetaminofen, antiemetikler ve gerekliy­
se opiatlarla tedavi edilmelidir. Ergot alkaloidleri ve
triptanlardan kaçınılmalıdır.
NÖBET BOZUKLUKLARI
•
Gebelik sırasında değiştirilen ilaçlar nöbet sıklığı­
nın artmasına neden olabilir.
Gebe kadınların yaklaşık %4 ila %20'si aile içi şid­
det kurbanıdır. Ablasyo plasenta, uterus rüptürü,
erken doğum ve fetal kırıklar açısından risk taşırlar.
Rh negatif hastalarda künt travma sonrası Rh imün
globülin (Rogam 300 mikrogram İM) verilmesi
düşünülmelidir.
GEBELİKT E TANISAL
GÖRÜNTÜLEME
•
Radyasyon maruziyeti riski gebelik yaşı ile değişir.
Tutunmayı takip eden 2 ila 8 hafta arası organoge­
nez dönemi olup doğumsal defektler için en hassas
dönemdir. 8 ila 25 hafta arası belirgin radyasyon
216
•
•
KISIM 9 • OBSTETRİK VE JİNEKOLOJİ
maruziyetinden sonra mental gerilik ve diğer prob­
lemler medyana çıkabilir.
Veriler <5 rad radyasyon maruziyetinin fetal ölüm
ya da nörolojik/gelişme geriliği riskini artırma­
dığını öne sürmektedir. Çoklu maruziyet sonrası
toplam doz hesaplanır ve toplam 10 rad doz insan
teratogenezi için eşik değerdir.
Ultrason ve manyetik rezonans görüntüleme ma­
ruziyetinin gösterilmiş teratojenik etkisi yoktur.
Bütün Rh negatif hastalara 300 mikrogram Rh (O)
imün globülin verilir.
ABLASYO PLASENTA
•
•
GEBELİKTE HİPERTANSİYON
•
Bknz. Bölüm 63.
DİGER TROMBOEMBOLİK
OLAYLAR
•
•
Bknz. Bölüm 27.
Ablasyo plasenta, plasentanın uterustan zamanın­
dan önce ayrılmasıdır.
Risk faktörleri; hipertansiyon, ileri anne yaşı, mul­
tiparite, sigara, kokain kullanımı, önceki ablasyon
ve batın travmasıdır.
Klinik karın ağrısı, vajinal kanama(olmayabilir),
uterin hassasiyet veya fetal distresten oluşur; DİK
ve bebek ve/veya anne ölümü meydana gelebilir.
Ultrasonun hassasiyeti düşüktür.
Yönetimi yukarda belirtilen vajinal kanama yöne­
timi gibidir. Anne ve/veya bebeğin hayatını kur­
tarmak için acil doğum gerekebilir. Tokolitiklerden
kaçınılır.
PLASENTA PREV İA
•
•
•
Plasenta previa plasentanın servikal giriş üzerine
tutunmasıdır.
Risk faktörleri; multiparite ve önceki sezeryan öy­
küsüdür.
Klinikte parlak kırmızı ağrısız vajinal kanama gö­
rülür.
Tanı transabdominal pelvik ultrasonla konulur.
Transvajinal US ve pelvik muayene kontrendikedir.
ERKEN MEMBRAN RÜPTÜRÜ
GEBELİGİN İKİNCİ
63 YARISINDAKİ
ACİLLER
•
Howard Roemer
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı
Aşağıdaki tüm durumlarda başlangıç olarak derhal
canlı fetüs için sürekli fetal monitörizasyon gereklidir.
•
VAJİNAL KANAMA
•
•
•
•
Ablasyo plasenta, plasenta previa ve erken gebelik
en sık sebepleridir.
Ultrasonla plasenta previa dışlanana kadar speku­
lum ya da parmakla pelvik muayene kontrendike­
dir.
Lateral dekübit pozisyon, İV serum fizyolojik(SF)
ve/veya ES ile hemodinamik dengesizlik düzeltilir.
Acil kadın doğum konsültasyonu, CBC, kan grubu
ve replasman için ışınlanmış kan, yaygın damar içi
koagülasyon (DİK) paneli ve elektrolitler istenir.
•
•
Erken membran rüptürü (EMR) doğum başlama­
dan önce zarın yırtılmasıdır.
Klinik vajinadan hızlı bir sıvı gelmesi ve sızıntı şek­
linde akmaya devam etmesi ile görülür.
Tanı arka fornikste pH >7,0 (nitrazin kağıtta koyu
mavi) olan sıvının göllenmiş bulunması ve sürün­
tüde ferning belirtisinin görülmesiyle teyit edilir.
Steril spekulumla muayene yapılabilir; eğer müm­
künse parmakla pelvik muayene ertelenmeli ya da
steril eldivenle yapılmalıdır.
Klamidya, gonore, bakteriyel vajinozis ve grup B
streptokok enfeksiyonu açısından örnek alınmalı­
dır. Fetal yaşı, ağırlığı, anatomiyi ve amniyotik sıvı
düzeyini değerlendirmek için ultrason yapılmalı­
dır.
EMR'den şüphelenilen hastalar gebelik yaşına göre
muhtemel doğum ve antibiyotik tedavisi için kadın
doğum konsülte edilmeli ve yatırılmalıdır.
BÖLÜM 63 • GEBELIGIN İKİNCİ YARISINDAKİ ACİLLER
ERKEN EYLEM
Erken eylem 37 haftadan önceki eylem olarak ta­
nımlanır. %10'unda doğum meydana gelir ve yeni­
doğan ölümlerinin başta gelen nedenidir.
Risk faktörleri: EMR, ablasyo plasenta, madde kul­
lanımı, çoklu gebelik, polihidramnion, serviks yet­
mezliği ve enfeksiyondur.
• Klinikte servikal silinme ve düzenli uterus kasıl­
maları görülür. Tanı eksternal fetal monitörizasyon
(gecikmeden başlanır) ve steril spekulum muaye­
neleriyle gözlemlenerek konulur.
• Yatış ve tokolitikler hakkında karar vermek için
kadın doğum konsültasyonu istenir. Eğer tokolitik
başlanacaksa fetal akciğerin olgunlaşması için an­
neye glukokortikoid (24 saat arayla iki doz 12milig­
ram İM betametazon ya da 12 saat arayla dört doz
6 miligram İM deksametazon) verilir. Eğer ablasyo
plasentadan şüpheleniliyorsa tokolitik kullanılmaz.
34 haftadan erken gebeliklerde sonuçlar kötüdür;
eğer mümkünse üçüncü basamak bir merkezde
yüksek risk yoğun bakım ünitesine transfer düşü­
nülmelidir.
HİPERTANSİYON, PREEKL AMPSİ
VE İLİŞKİLİ BOZUKLUKLAR
•
Önceki hipertansiyon ya da gebelikte meydana çı­
kıp (preeklampsi, eklampsi ve gebeliğin geçici hi­
pertansiyonu) hipertansiyon kronikleşebilir.
• Gebelikteki hipertansiyon ile ilişkili komplikasyon­
lar HELLP (hemoliz, yüksek karaciğer enzimleri ve
düşük platelet) sendromu, ablasyo plasenta, erken
doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebektir.
Preeklampsi gebeliklerin %5 ila %10 unu etkiler.
• Aşağıdaki ilişkili bulgular preeklamsisi olan hasta­
da olabilir ya da olmayabilir:
o Proteinüri
o Oligüri
o Başağrısı ve görsel rahatsızlıklar
o Epigastrik ve/veya sağ üst kadran ağrısı
o Pulmoner ödem ya da siyanoz
o Hemoliz
o Karaciğer enzimlerinde yükselme
o Trombositopeni
• HELLP sıklıkla karın ağrısıyla gelir; karın ağrısıyla
gelen gebe kadında (>20 hafta) ayırıcı tanıda düşü­
nülmelidir. Tanı laboratuvar testleriyle konulabilir:
periferik yaymada şistositler, 150,000/mL den dü­
şük platelet sayısı ve karaciğer fonksiyon testlerin­
deki yükseklik. CBC, idrar tetkiki, elektrolitler ve
koagülasyon paneli istenir.
• Hemen fetal monitörizasyona başlanıp kadın do­
ğum konsültasyonu istenir
•
217
Hipertansiyon tedavisi genellikle kan basıncı sisto­
lik >160 ve diyastolik >110 olan hastalara verilir:
başlangıçta labetolol 20 miligram İV bolus eğer
gerekliyse maksimumu 300 miligram olmak üzere
40 ila 80 miligram tekrarlayan bolus dozları verilir.
İkinci seçenek olan hidralazin başlangıçta 5 ila 10
miligram İV takiben 5 ila lOmiligram İV 10 daki­
kada bir verilir. Eklampsi tedavisinde nöbeti önle­
mek için magnezyum sülfat 4 ila 6 gram 20 daki­
kada yükleme dozunu takiben l ila 2 gram/saat in­
füzyon başlanır. Serum magnezyumu ve refleksler
takip edilmelidir. Kesin tedavi için fetüsün doğması
gerekir.
POSTPARTUM DÖNEMDEKİ
ACİLLER
Hemoraji ve enfeksiyon AS'e başvuran en sık post­
partum komplikasyonlardır.
Postpartum preeklampsi ya da eklampsi, amniyotik
sıvı embolisi ve postpartum kardiyomyopati seyrek
ancak hayatı tehdit eden komplikasyonlardır. Post­
partum dönemde tromboembolik hastalık yaygın­
dır.
POSTPARTUM HEMORAJİ
Postpartum hemorajinin ayırıcı tanısında uterus
atonisi (en sık), uterus rüptürü, alt genital yolda
yırtıklar, geride kalan plasenta dokusu, uterus in­
versiyonu ve koagülopati vardır.
• İlk 24 saatten sonra gebeliğin atılmamış materyali,
uterusta polip ya da von Williebrand hastalığı gibi
koagülopati bozuklukları muhtemel sebeplerdir.
Uterin atonide uterus genişlemiş ve 'hamur gibiöir.
Vajinal kitle ters dönmüş uterusu düşündürür. İyi
uterus tonusu ve boyutuna rağmen kanama olması
gebelik materyali kalması ya da uterus rüptürü le­
hinedir.
Hemoraji durumunda İV kristaloid sıvılar ve/
veya gerekliyse eritrosit süspansiyonu verilmelidir.
CBC, pıhtılaşma faktörleri ile kan grubu ve cross
match gönderilmelidir. Uterus atonisi tedavisi ute­
rusa masaj, kalan plasenta dokusunun uterustan
çıkarılması ve kanama durana kadar oksitosin 1 O
ünite İM ya da 500 mL İV çözelti içine 40 ünite ko­
nularak 20 ila 30 dakikada infüzyon şeklinde veril­
mesini içerir.
• Gebelik materyalinin kalmasında tedavi uterustaki
bütün plasenta! kalıntıların temizlenmesidir. Ultra­
son kalan materyali belirlemede yardımcı olabilir.
• Yukardakiler yapılmasına rağmen klinik olarak
belirgin bir kanama olduğunda pelvik arter yara-
218
KISIM 9 • OBSTETRİKVEJİNEKOLOJİ
!anmasının gösterilmesi ve embolizasyonu için gi­
rişimsel radyolojiye (eğer mevcutsa) danışılmalıdır.
• Küçük yırtıklar lokal anestezikler kullanılarak ta­
mir edilebilir. Geniş yırtıklar, gebelik materyali
kalması, uterus inversiyonu ya da uterus rüptürü
kadın doğumcu tarafından acil cerrahi tedavi ge­
rektirir.
ACİL DOGUM
64 Stacie
Zelman
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı
• EPİDEMİYOLOJİ
•
ENFEKSİYON
•
Postpartum endometrit genelde polimikrobiyaldir.
Risk faktörleri sezaryan doğum, uzamış zar yırtıl­
ması veya doğum, genç anne yaşı ve invaziv fetal
monitörizasyondur.
• Klinikte ateş, alt abdomen ağrısı, kötü kokulu be­
yaz akıntı, uterus ile servikste hareketle hassasiyet
ve değişken miktarda akıntı görülür. CBC, idrar
tetkiki (genelde kontamine) ve servikal kültür alı­
nır.
• Çoğu hastanın antibiyotik tedavisi için yatış gere­
kir.
• Antibiyotik rejimi gentamisin 5 miligram/kg İV
artı klindamisin fosfat 2700 miligram İV 24 sa­
atte bir ya da piperasilin/tazobaktam 3,375 gram
İV artı gentamisin 5 miligram/kg dan oluşur
(French LM, Smaill FM. Doğum sonrası için an­
tibiyotik rejimleri. Cochrane Database Sysr Rev.
2004;4:CDOO1067).
AMNİYOTİK SIVI EMBOLİSİ
• Amniyotik sıvı embolisi mortalite oranı %60 ila
%80 düzeyine çıkan ani ve yıkımla giden bir hasta­
lıktır.
• Klinikte solunum sıkıntısı, bilinç bulanıklığı, derin
hipotansiyon, koagülopati ve nöbetlerle başvurabi­
lirler. Kardiyovasküler kollaps ve DİK için yoğun
bakım gerekir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
• 20 haftadan sonraki dönemde başvuran ve aktif ey­
lemde görülen herhangi bir gebe kadın hızlıca de­
ğerlendirilmelidir. Değerlendirmede annenin vital
bulguları, özellikle kan basıncı ve fetal kalp moni­
törizasyonu yapılır.
• Israrcı yavaş fetal kalp atımı (<100 atım/dk) fetal
stres için belirteçdir.
• Öyküde kasılmaların başlama zamanı, suyun gelip
gelmediği, vajinal kanama ve doğum öncesi bakım
sorgulanmalıdır.
• Fundus yüksekliğini, karın veya uterus hassasiyeti­
ni ve fetal pozisyonu değerlendirecek şekilde odak­
lanmış fizik muayene yapılmalıdır. Eğer herhangi
bir kontrendikasyon yoksa parmakla ya da steril
spekulumla muayene yapılmalıdır.
• Yalancı eylem düzensiz, kısa ve alt abdomene sınırlı
kasılmalarla karakterizedir.
• Bu kasılmalar, genelde Brax:ton Hicks kasılmaları ola­
rak adlandırılır, düzensiz yoğunluk ve sürelerle olur.
• Gerçek eylem ağrılı, yoğunluğu devamlı olarak ar­
tan ve ilerleyen servikal silinmeye yol açan düzenli
kasılmalarla karakterizedir. Gerçek eylem tipik ola­
rak fundustan ve üst abdomenden başlar ve pelvis
ve bele doğru yayılır.
AYIRICI TANI
M ASTİT
•
Mastit; bezler etrafındaki meme dokusunun selüli­
tidir.
• Klinikte şişlik, kızarıklık ve etkilenen meme bölü­
müde boşaltırken hassasiyet olur. Ultrason mastit
ve abse ayrımını yapmaya yardım edebilir.
• Başlangıç tedavisi günde dört kez dikloksasilin
500 miligram oral ya da günde dört kez sefaleksin
oraldir. Penisilin allerjisi olan ya da MRSA varlı­
ğından endişe edilen durumlarda her 6 saatte bir
klindamisin 300 miligram PO kullanılabilir.
• Oral analjezikler gerekebilir.
• Hastalar etkilenen memeyi emzirmeye devam et­
melidir.
Acil doğum görece seyrek meydana gelir. Ancak
aktif eylem başlamış olarak AS'e başvuran hastada
dikkatli hazırlık ve eğitim eylem ve doğumun ciddi
komplikasyonlarından sakınmaya yardım eder.
•
Vajinal kanaması olmayan hastalar eylemin iler­
leyişinin, servikal silinmenin ve zarların yırtılıp
yırtılmadığının değerlendirilmesi için steril speku­
lumla ve parmakla muayene edilmelidir.
• Vajinal kanaması olan hastalar başlangıç olarak
plasenta previayı dışlamak için ultrasonla değer­
lendirilmelidir.
• Hassasiyet, sert uterus ve belirgin kanaması olan
hastalarda ablasyo plasenta düşünülmelidir. An­
cak kanama olmak zorunda değildir.
• Erken membran rüptürü tipik olarak temiz ya
da hafif kanla boyalı sıvının fışkırmasıyla görülür.
Eğer zarların yırtılmış olmasından şüpheleniliyorsa
BÖLÜM 64 • ACiL DOGUM
ŞEKİL 64-1. Kurumuş amniyotik sıvının tipik ferning (eğ­
relti otu) görünümü.
steril bir spekulumla muayene yapılmalı ve forniks
ya da vajina içinden amniyotik sıvı alınmalıdır.
Amniyotik sıvı alkalidir ve nitrazin kağıdını koyu
maviye boyar ve bir lamda kurutulursa eğrelti otu
oluşturur (Şekil 64-1). Amniyotik sıvıdaki mekon­
yum varlığı not edilmelidir.
• Erken eylem hastasında gebeliğin ertelenmesi is­
teniyorsa parmakla muayeneden sakınılmalıdır.
Özellikle zarların erken yırtılmış olmasından şüp­
heleniliyorsa tek bir muayene bile enfeksiyon riski­
ni artırır.
ACİL SERVİS BAKIMI
•
•
Aktif kasılmaları olan bir kadında servikal açıklık
oluşmuşsa ileri merkeze sevk kısa mesafe olsa bile
risklidir. Acil doğum için hazırlıklar yapılmalıdır.
Fizik muayene ile fetal pozisyon değerlendirilir ve
eğer imkan varsa ultrasonla teyit edilir.
Hasta dorsal litotomi pozisyonuna getirilir.
Eğer ulaşılabilecek kadın doğum uzmanı varsa ça­
ğırılır.
• ACİL DOGUM PROSEDÜRÜ
(ŞEKİL 64-2)
1. Yenidoğanın doğumunu kontrol etmek esas prob­
lemdir.
a . Bebeğin başı çıkışa geldiğinde bir elle perine­
nin alt kısmına yerleştirilmiş steril havluyla pe­
rine desteklenip diğer elle bebeğin başı destek­
lenir.
b. Fetal başın hızlı şekilde çıkmasını engellemek
için, ki bu durum üç ila dördüncü derece peri­
neal yırtıklara yol açabilir, hafifçe karşı güç kul­
lanılmalıdır.
219
c. Bebeğin başı meydana çıktığında doğumu des­
teklemek için yukardaki el başın tepesinden
aşağıdaki el fetal çenede olacak şekilde tutula­
rak kontrol edilir.
d. Fetal başın bu şekilde kontrollü çıkışı travmasız
doğuma yardım eder.
e. Anneden kasılmalar arasında bağırmak ya da
bebeği hızlıca dışarı itmeye çalışmak yerine ne­
fes alması istenmelidir.
2. Başın doğumundan sonra kordon dolanması açı­
sından boyun palpe edilir.
a. Baş geliş doğumların %35'ine kadar olan kıs­
mında kordon dolanması görülebilir.
b. Eğer kordon gevşekse bebeğin başından çıkarı­
lır ve daha sonra doğum normal seyrinde ilerle­
yebilir.
c. Eğer sıkıca sarılıysa en ulaşılabilir kısımdan iki
adet klemple yakın aralıkla klemplenir ve bebe­
ğin doğumuna izin vermesi için kesilir.
3. Doğumdan sonra bebeğin başı eski durumuna gelir
ya da bir tarafa veya diğer tarafa döner.
a. Baş döndükçe el diğer tarafa yerleştirilir ve ön­
deki omuzun doğması için aşağı doğru nazikçe
çekilir.
b. Daha sonra arkadaki omuzun ve bebeğin geri
kalanının doğması için fetüs yukarı doğru yönlendirilir.
4. Vücudun geri kalanı doğmadan önce geride kalan
(sol) el koltuk altına yerleştirilir. Bebeğin bilekle­
rinden tutmak için öndeki el kullanılır ve sıkıca
kavrandığından emin olunur.
5. Bebek havluyla sarılır ve kurularken sıvazlanır.
6. Göbek kordonu iki yerden klemplenir ve steril ma­
kasla kesilir.
7. Kurulama bitirilir. Bebek 1 ve 5.ci dakika Apgar
skorunun hesaplanacağı ve doğum sonrası bakı­
mın verileceği sıcak bir inkübatöre alınır. Skor be­
beğin rengi, tonusu, kalp hızı, solunum çabası ve
reflekslerden oluşur.
8. Doğum sırasındaki üç ve dördüncü derece yırtıkla­
rın insidansı artırdığından dolayı normal spontan
vajinal doğumda epizyotominin rutin kullanımın­
dan vazgeçilmektedir.
9. Eğer bir epizyotomi gerekiyorsa (örn. bacak geliş­
te), aşağıdaki gibi yapılabilir:
a. Küçük çaplı bir iğneyle perine ve arka forşete 5
ila 10 mL %llik lidokain çözeltisi yapılır.
b. Bebeğin başı korunarak 2 ila 3 cm lik bir kesi
yapılarak vajina açıklığı genişletilir.
c. Kesi aşağıdan elle desteklenerek kesinin rektu­
ma kadar genişlemesine engel olunur.
220
KISIM 9 • OBSTETRİK VE JİNEKOLOJİ
A
B
D
E
ŞEKİL 64-2. Normal doğumun hareketleri. Verteks gelişte eylem ve doğumun mekanizması. A. Angajman, fleksiyon ve
kanala iniş. B. İç rotasyon. C. Ekstansiyon ve başın doğumu. Baş doğduktan sonra göbek kordonu dolanmışmı diye boyun
kontrol edilir. D. Dış rotasyon ile toraksı pelvis ön arka çapına getirir. E. Öndeki omzun doğması F. Arkadaki omzun doğ­
ması. Doğumdan sonra başm desteklenmesi ve omzun nazikçe çıkartılması konusuna dikkat edilmelidir. Çekme işi en aza
indirgenmelidir.
KORDON SARKMASI
Elle muayenede ele gelen, pulsatil kordon varsa:
a. Muayene yapılan el çekilmez; bebeğin önde gelen
kısmı kordona yaptığı baskıyı önlemek için yukarı
kaldırılır.
b. Eğer sezeryan kesisi endikasyonu varsa avil kadın
doğumcu yardımı gerekir.
c. Transfer ve cerrahiye hazırlık aşamasında da mu­
ayene yapılan el vajinadan çıkarılmaz bebeğin ba­
şının kordona daha fazla bası yapması engellenir.
Kesinlikle kordonu aşağı çekmeye çalışmayınız.
BÖLÜM 65 • VULVOVAJİNİT
OMUZ DİSTOSİSİ
Omuz distosisi ilk olarak bebeğin başının doğu­
mundan sonra rutin aşağı çekme işinin öndeki om­
zun doğması için yetersiz olmasıyla tanınır. Öndeki
omuz simfizis pubis arkasına takılır.
• Bebeğin başı doğduktan sonra hafifçe perineye
doğru geri çekilir (kaplumbağa işareti).
• Omuz distosisi tanısı konulduğunda bebeğin bur­
nu ve ağzı temizlenir ve anneye bacakların karna
kadar iyice fleksiyonda olduğu ve anne ya da yar­
dımcı tarafından tutulduğu ileri litotomi pozisyonu
(McRoberts manevrası) vermek için yardım istenir.
Mesane boşaltılır.
Geniş bir epizyotomi de doğumu kolaylaştırabilir.
• Sonra bir yardımcı öndeki omzun simfizis pubisten
çıkması için suprapubik baskı uygular.
Fundusa baskı uygulanmaz çünkü bu omzun pel­
vis kenarına doğru daha fazla zorlanmasına neden
olur.
• Woods'un tirbüşon manevrası uygulanabilir-bir
el arkadaki omuzdan tutulur ve omuz 180 derece
döndürülür.
MAKAT GELİŞ
•
•
Makat gelişte esas problem başın sıkışmasıdır.
Makat gelişler saf, tam, tam olmayan ya da ayak
olarak sınıflanabilir.
Herhangi bir makat gelişte hemen kadın doğum
konsültasyonu istenmelidir.
• Saf ve tam makat gelişler:
a. Fetal başa yakın genişlikte dilatasyon yapacak
bir kama vazifesi görülür ve böylece sorunsuz
şekilde ilerler.
b. Esas nokta doğumun normal seyrinde ilerleme­
sine izin vermektir. Bu durum önde gelen kıs­
mın serviksi azami düzeyde genişletmesine izin
verir.
c. Makat gelişteki manevraların detaylı tarifi için
obstetrik kitaplarına bakılabilir.
• Ayak ya da tam olmayan makat geliş şekillerinde
muhtemel kordon sarkması ve serviks genişleme­
sinin tamamlanamamazı nedeniyle vajinal doğum
güvenli değildir.
parçalanmasına neden olabilir; ki bu da ciddi vaji­
nal kanamayla sonuçlanabilir.
• Plasenta ayrıldıktan sonra kasılmayı uyarmak için
uterusa hafifçe masaj yapılır.
• Orta düzeyde uterus kasılması sağlamak için 10 ila
40 Ü/1000 mL SF içine oksitosin infüzyonu verilir.
Oksitosin ayrıca lOÜ İM'de verilebilir.
• Epizyotomi ya da yırtık tamiri; tecrübeli bir kadın
doğum uzmanının gelip hastayı dördüncü derece
(rektovajinal) yırtıklar için değerlendirmesi ve yır­
tıkları kapatması için ertelenebilir.
VULVOVAJİNİT
65 Stacie
Zelman
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı
EPİDEMİYOLOJİ
Vulvovajinit tüm yaştaki kadınlan etkileyen yaygın
bir jinekolojik şikayettir.
Bakteriyel vajinozis (BV) vajinitin en sık sebebidir.
BV olan kadınların %50 kadarı asemptomatiktir.
BV erken eylem ve erken membran rüptürü (EMR)
ile ilişkilidir.
• Kandida vulvovajinitin ikinci en sık nedenidir. Ge­
belik, oral kontraseptifler, kontrolsüz diyabet ve
CYBH kliniklerinin sık ziyareti artmış kolonizas­
yonla ilişkili bulunmuştur. Menarş öncesi kızlarda
enfeksiyon nadirdir ve menopozdan sonra da eğer
hormon replasman tedavisi uygulanmamışsa sıklı­
ğı azalır.
Trichomonas vagina/is vajinitlerin %20 kadarında
tespit edilir. Enfeksiyon riski cinsel eş sayısının art­
ması, erken başlayan cinsel aktivite ve düşük sos­
yoekonomik düzeyle birlikte artar. Erken doğum,
düşük doğum ağırlığı, PİH ve serviks kanseriyle
ilişkilidir. Trichomonas ayrıca HİV, HSV ve HPV
gibi diğer CYBH'lann bulaşmasındaki artışla da
ilişkilidir.
DOGUM SONRASI BAKIM
•
Plasentanın kendi kendine ayrılmasına izin veril­
meli ve hafifçe çekilerek çıkması sağlanmalıdır.
Kordonun sert şekilde çekilmesi uterusun ters dön­
mesine, kordonun yırtılmasına ya da plasentanın
221
PATOFİZYOLOJİ
•
Vulvovajinitin patofizyolojisi vulva ve vajinal do­
kunun inflamasyonuyla alakalıdır. Enfeksiyon,
tahriş edici ve allerjenler, yabancı cisim ve atrofi
etkenlerdir.
222
KISIM 9 • OBSTETRİK VE JİNEKOLOJİ
Çocukluk çağı kadınlarda, östrojen normal flora­
yı destekleyen glikojen depolarının olduğu kalın
vajinal epitel gelişmesine neden olur. Glikojen lak­
tobasiller ve asidojenik korinobakterilerce çevreyi
asidik hale (pH 3,8-4,5) getiren laktik asit ve asetik
asite dönüştürür. Bu da patojen bakterilerin çoğal­
masını engeller.
• Enfeksiyöz vulvovajinitin sebepleri; T. vaginalis'in
neden olduğu trikomoniazis, hem anaeropların
hem de Gardneralla vaginalis'in aşırı çoğalmasıy­
la olan bakteriyel vajinozis ve genellikle Candida
albicans'ın neden olduğu kandidiyazistir.
Kontak dermatit vulvar epitel ve vajinal mukozanın
kimyasal tahriş ediciler ya da alerjenlere maruziye­
ti sonucu olur. İkincil enfeksiyonlar görülebilir.
İçerdeki yabancı cisimler Escherichia cali, anaerob­
lar ya da diğer vajinal normal florasının aşırı çoğal­
masıyla ciddi bölgesel enfeksiyonlara yol açabilir.
Menarş, gebelik ve laktasyon ve menopoz sonra­
sındaki atrofik vajinit vajinal mukozanın östrojenle
uyarılmasındaki eksiklikten kaynaklanır. Azalmış
östrojen normal kalınlığın kaybı, skuamoz epitelin
atrofisi ve vajinal pH'nın artışına neden olur.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Bakteriyel vajinozis pis kokulu vajinal akıntı ve kı­
zarıklık ile gelebilir. Beraberindeki koku balık ko­
kusu gibi tanımlanabilir. Muayene bulguları hafif
vajinal kızarıklıktan üzeri köpüklü gri-beyaz akın­
tıya kadar gidebilir.
• Candida vajiniti vajinal akıntı, şiddetli kaşıntı, di­
züri ve ağrılı ilişkiye neden olur. Muayenede vul­
var ve vajinal kızarıklık, ödem ve yoğun 'kesilmiş
peynir' kıvamında akıntı tespit edilir. Koku seyrek
görülen bulgudur.
Trichomonas vaginalis vajinal akıntı, perinede tah­
riş, dizüri, lekelenme ve pelvik ağrıya neden olur.
Muayenede vajinal kızarıklık ve üstü köpüklü kötü
kokulu akıntı tespit edilir.
Kontak vulvajinit kaşıntı ve yanma hissine neden
olur. Muayenede ödemli ve kızarık vulvovajinal
alan tespit edilir.
• Vajinal yabancı cisimler kanlı ve pis kokulu akıntı­
ya neden olurlar. Muayenede genelde yabancı cisim
tespit edilir.
Atrofik vajinit vajinal hassasiyet, ağrılı ilişki ve na­
dir olarak da lekelenme ya da akıntıya neden olur.
Muayenede incelmiş, kızarık ve hatta ülsere vajinal
mukoza tespit edilir.
AYIRICI TANI
Detaylı jinekolojik öykü alınmalı ve jinekolojik
muayene yapılmalıdır.
Vajinal salgıların serum fizyolojik (BV için clue
[ipucu] hücreleri ve trikomoniazis için hareketli T.
vaginalis gösterilmesi) ve %10'luk potasyum hid­
roksit (KOH) (kandidiazis için maya ya da psödo­
hif ve BV için balık kokusu görülmesi) kullanılarak
değerlendirilmesi sıklıkla tanıyı destekler.
Vajinal duvardaki salgılar nitrazin kağıdı kullanıla­
rak pH açısından test edilmelidir. 4,5'tan büyük pH
BV ya da trikomoniazis için tipiktir. 4,5'tan küçük
pH fizyolojik akıntı ya da kandidial enfeksiyonda
tipiktir.
• Eskiden beri bakteriyel vajinozis tanısı aşağıdaki
dört Amsel kriterinden üçünün olmasıyla konur:
(1) sulu, homojen akıntı, (2) pH>4,5, (3) akıntıya
%10 KOH eklendiğinde balık kokusu(pozitif amin
testi) olması ve (4) epitel hücrelerinin basil kümele­
riyle yüzeye sıkıştığı ve serum fizyolojik uygulama
sonrası görülebilen clue hücresinin %20 den fazla
olmasıdır.
Kandida vajiniti tanısı mikroskobik olarak maya
tomurcuğu ve psödohif görülmesiyle konur. %10
KOH çözeltisi kullanılarak epitel hücrelerini erite­
cektir ve bulguların görülmesini kolaylaştırır. Du­
yarlılığı %80'dir.
Tirikomoniazis tanısı mikroskobik olarak löko­
sitlerden hafifçe büyük, armut şekilli, hareketli ve
kuyruklu triomanadların görülmesiyle konur. Er­
keklerden alınan sürüntü de trikomanas negatif
olabilir.
Kontak vulvovajinit tanısı enfeksiyöz nedenlerin
dışlanması ve etken maddenin tanımlanmasıyla
konur.
Atrofik vajinit yaymasında eritrositler ve küçük,
yuvarlak epitel hücrelerle birlikte artmış polimor­
fonükleer lökosit (PMNL) görülür. Bunlar yeterli
östrojen maruziyeti olmayan olgunlaşmamış skua­
möz hücrelerdir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Bakteriyel vajinozis 7 gün günde iki kez 500 mg PO
metronidazol ya da 7 gün günde iki kez 300 mg PO
klindamisin ile tedavi edilir. Bütün semptomatik
hastalar gebelik durumundan bağımsız olarak te­
davi edilmelidir. Gebe kadınlar, özellikle erken ey­
lem açısından riskli olanlar, asemptomatik de olsa
tedavi edilmelidir. Gebelikte önerilen tedavi 7 gün
BÖLÜM 66 • PELVİK İNFLAMATUAR HASTALIK
günde 3 kez 250 miligram PO metronidazol'dür,
ancak başka seçenek olarak tek doz 2 gram PO de
verilebilir. Erkek eş ya da asemptomatik kadınlar
için tedaviye gerek yoktur. Metronidazol alan has­
talar tedavi sırasında ve tedavi tamamlandıktan 24
saat sonrasına kadar alkol almamaları konusunda
uyarılmalıdır.
• Trikomoniazis için tedavi seçeneği 2 gram PO
metronidazol'dür (ya da diğer seçenek 7 gün gün­
de 2 kez 500 miligram PO). Metronidazol jel çok
daha az etkilidir ve önerilmez. Çoğu enfekte erkek
asemptomatiktir; ancak erkek eşler hastalığı tekrar
bulaştırmamaları için tedavi edilmelidirler. Hasta­
lar ayrıca tedavi rejimi tamamlanana kadar cinsel
aktiviteden sakınmaları konusunda uyarılmalıdır.
Metronidazol alan hastalar tedavi sırasında ve te­
davi tamamlandıktan 24 saat sonrasına kadar alkol
almamaları konusunda uyarılmalıdır.
Komplike olmayan Candida vajiniti butokonazol
%2'lik krem-3 gün günde 5 gram ya da klotri­
mazol 100 miligram-3 gün 2 tablet/gün ya da
mikonazol 200 miligram vajinal supozituar-3
gün günde 1 supozituar gibi topikal imidazollerle
tedavi edilir. Komlike olan ya da olmayan Can­
dida alternatif tedavisi tek doz 150 miligram PO
flukonazol'dür. Kandidal balanit değilse cinsel eşin
tedavisi gereksizdir. Gebe hastalar sadece topikal
tedavi almalıdır.
Kontak vulvovajinit etken ajanın uzaklaştırılma­
sıyla tedavi edilir. Soğuk oturma banyosu ve sey­
reltilmiş borik asit ya da Burrow çözeltisiyle ıslak
pansuman biraz rahatlama sağlayabilir. Topikal
kortikosteroidlerde şikayetleri rahatlatmak ve iyi­
leşmeyi kolaylaştırmak için kullanılabilir. Candida
ile olan süper enfeksiyonlar öncesinde tartışıldığı
gibi tedavi edilmelidir.
• Vajinal yabancı cisimlerde nesnenin çıkarılması ge­
rekir. Süper enfeksiyon gelişmemişse başka tedavi­
ye gerek yoktur.
• Atrofik vajinit topikal vajinal östrojen kremleri ya
da tabletlerle tedavi edilir. Hastalar göğüs ya da
perine ağrısı ve/veya uterin kanama gibi muhte­
mel yan etkiler hakkında uyarılmalıdır. Östrojen
herhangi bir üreme organı kanser öyküsü ya da
postmenopozal kanama öyküsü olanlarda kullanıl­
mamalıdır. Hastalar kadın doğum uzmanına yön­
lendirilir.
223
P ELVİK İNFLAMATUAR
66 HASTALIK
Stacie Zelman
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı
EP İDEMİYOLOJİ
Pelvik inflamatuar hastalık(PİH) AS'de görülen en
sık jinekolojik şikayettir, 15-44 yaş arası kadınların
yılda 25,000'den fazla sayıda başvurusu olmaktadır.
• Tedavi edilmeyen gonokokal ya da klamidyal servi­
sitlerin %10 ila 20'si PİH'a ilerleyebilir.
Risk faktörleri çoklu cinsel eş, cinsel istismar, genç
yaş, H İ V 1
- enfeksiyonu, bakteriyel vajinozis, di­
ğer CYBH öyküsü, sık vajinal duş ve rahim içi
araç(RİA)ların kullanımıdır.
Bariyer korunmaların kullanımı ve gebelikle risk
azalmaktadır ancak PİH ilk trimesterde görülebilir
ve fetal kayba neden olabilir.
Bilateral tüplerin bağlanması PİH'ten korunma
sağlamaz ancak hastalığın seyri hafif olabilir.
PAT OFİZYOLOJİ
•
PİH alt genital yoldan yukarıya doğru çıkan bir en­
feksiyon olarak karşımıza çıkar. Hastalık salpenjit,
endometrit, tubo-ovaryen abse (TOA) ve peritoni­
te kadar geniş bir yelpazededir.
• Çoğu vakada Neisseria gonorrhoeae ve/veya
Chlamydia trachomatis izole edilir, ancak hepsinde
değil.
• Enfeksiyonların en az %30 ila %40'ı polimikrobi­
yaldir; bunlar, Bacteroides türleri gibi anaeroplar,
Gardneralla vaginalis gibi aeroplar, Haemophilus
influenza ve Streptococcus agalactiae gibi enterik
gram negatif basiller ve Mycoplasma hominis ve
Ureaplasma urealyticum gibi endojen genital yol
mikoplazmalarıdır.
• Neisseria gonorrhoeae ve C.trachomatis üst genital
yol enfeksiyonunun başlangıcında etkilidirler; di­
ğer bakteri türleri anaeropların tespiti ise inflamas­
yonun artışıyla ve abse formuyla birlikte olur.
• Enfeksiyon direk ya da lenfatik yayılımla pelvisin
ötesine geçip hepatik kapsüle ulaşabilir, bu da peri­
hepatit ve foka! peritonitle sonuçlanır (Fitz-Hugh­
Curtis sendromu).
• KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
Alt kadran ağrısı en sık başvuru şikayetidir.
Diğer sık bulgular anormal vajinal akıntı, vajinal
kanama, ilişki sonrası kanama, tahriş edici işeme
224
KISIM 9 • OBSTETRİK VE JİNEKOLOJİ
bulguları, ateş, kırgınlık, bulantı ve kusmadır. An­
cak bulguların şiddeti kişiye göre değişir.
Fizik muayene bulguları alt abdomende hassasiyet,
mukopürülan servisit, serviksin hareketiyle hassa­
siyet ve uterin ve/veya adneksiyal hassasiyettir. Pe­
ritoneal belirtiler de görülebilir.
Tek taraflı adneksiyal hassassiyet ve ele gelen dol­
gunluk veya kitle TOA'ya işaret edebilir.
Sağ üst kadran hassasiyeti, özellikle sarılıkla birlik­
te, Fitz-Hugh-Curtis sendromunu düşündürür.
TABL066-2
Önerilir
!. Her 12 saatte bir 2 gram İV sefotetan ya da her 6 saatte
bir 2 gram İV sefoksitin
Artı
Her 12 saatte bir doksisiklin 100 miligram İV ya da PO
2. Her 8 saatte bir klindamisin 900 miligram İV
Artı
Doksisiklin 2 miligram/kg yükleme dozunu takiben her 8
saatte bir 1,5 miligram/kg İV
AYIRICI TANI
Diğer seçenek
PİH klinik bir tanıdır (Tablo 66-1).
Laboratuvar tetkiklerinde gebelik testi, yayma ve
gonore ve klamidya için endoservikal sürüntü ya­
pılır. Beyaz küre sayısı, eritrosit sedimantasyon hızı
ve C-reaktif protein yüksekliği de PİH tanısını des­
tekler.
Transvajinal pelvik ultrason çoklu internal ekolar
veren kompleks adneksiyal kitle görünümü veren
TOA'yı tespit etmek için yapılır.
Endometrial biopsi, kuldosentez ve laparoskopi
gibi işlemler tanıyı kolaylaştırmak veya teyit etme­
ye yardım edebilir, ancak acil servisteki faydaları
sınırlıdır.
Artı
MM:iiu#MM PİR için Tanı Kriterleri
l. Tanı ve ampirik tedavi için asgari kriterler:
Başka tespit edilebilen herhangi bir neden olmadan alt
abdominal ya da pelvik ağrı
Artı
Uterin hassasyet yada
Adneksiyal hassasiyet yada
Serviks hareketiyle hassasiyet
2. Tanı özgüllüğünü artıracak ilave kriterler:
Ağızdan sıcaklık >38,3 'C (>101 'F)
Anormal servikal ya da vajinal mukopürülan akıntı
Vajinal sekresyonun serum fizyolojikle muamelesi
sonrası mikroskopide bol BK görülmesi
Eritrosit sedimentasyon hızının artması
C-reaktif proteinin artması
Neisseria gonorrhea ya da Chlamydia trachomatis ile
serviks enfeksiyonu olduğuna dair laboratuar kanıtı
(örn., kültür ya da DNA inceleme yöntemleri)
3. En özgül kriterler:
Transvajinal ultrason (ya da MRG) ile kalınlaşmış, pelvik
serbest sıvını eşlik ettiği ya da etmediği sıvıyla dolu
tüpler veya tuboovaryen kompleksin gösterilmesi
Laparoskopik teyit·
Endometrial biopsi ile endometritin gösterilmesi'
Kısaltmalar: MRG:manyetik rezonans görüntüleme, PİH: pelvik inf­
lamatuar hastalık. · Bu tanısal kriterler genelde AS'ta yapılmaz.
Kaynak: Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi. Cinsel Yolla Bulaşan
Hastalıklar Tedavi Rehberi, MMWR 2010;59 (No. RR 12):65.
Pelvik İnflamatuar Hastalık
için Parenteral Tedavi
Rejimleri
Her 6 saatte bir ampisilin/sulbaktam 3 gram İV
Her 12 saatte bir doksisiklin 100 miligram İV/PO
Kısaltmalar: İV: intravenöz, PO: ağızdan
Kaynak: Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi. Cinsel Yolla Bıılaşan
Hastalıklar Tedavi Rehberi, MM\\'R 2010;59 (No. RR 12):65.
Ayırıcı tanıda servisit, ektopik gebelik, endometri­
ozis, over kisti, over torsiyonu, spontan düşük, sep­
tik düşük, kolesistit, gastroenterit, apandisit, diver­
tikülit, pyelonefrit ve renal kolik düşünülmelidir.
• ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Gerektiği kadar anestezi ve İV sıvı verilmelidir.
• Başlangıçta hemen geniş spektrumlu antibiyotik
verilmesi uzun dönem sonuçları iyileştirmektedir.
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezinin önerdiği
tedavi seçenekleri için Tablo 66-2 ve 66-3'e bakınız.
TABL066-3
Pelvik İnflamatuar Hastalık
için Ağızdan ve Ayaktan Hasta
için Tedavi Rejimleri
!. Tek doz 250 miligram İM seftriakson, ya da tek doz 2
gram İM sefoksitin ve tek doz 1 gram probenesid PO
ya da
Diğer üçüncü kuşak parenteral sefalosporinler(ör;
seftizoksim ya da sefotaksim)
artı
Günde iki kez doksisiklin 100 miligram PO 14 gün
Aşağıdakiyle birlikte ya da aşağıdaki olmadan
Günde 2 kez metronidazol 500 miligram PO 14 gün
2. Eğer parenteral sefalosporin tedavisi mümkün değilse ve
toplumdaki tlorokinolon direnci düşükse:
14 gün günde 2 kez levotloksasin 500 miligram PO ya da
otlaksasin 400 miligram PO
Aşağıdakiyle birlikte ya da aşağıdaki olmadan
Günde 2 kez metronidazol 500 miligram PO 14 gün
Not: Diğer üçüncü kuşak sefalosporinler seftriakson ya da sefoksitin
yerine kullanılabilirler.
Kaynak: Gonokokal enfeksiyonlar ve ilişkili durumlar için tedavi
rejimlerinden güncellenmiştir-Amerika, Nisan 2007. MMVR Morb
Morla/ \Vkly Rep 56:332, 2007.
BÖLÜM 67 • JiNEKOLOJiK iŞLEMLERiN KOMPLiKASYONLARI
RİA antibiyotik başlandıktan sonra çıkarılmalıdır.
TOA'.ların yüzde altmış ila %80 kadarı sadece anti­
biyotik.le çözülür. Geri kalanı ise drenaj gerektirir.
• Yatış kararı hastalığın şiddeti, PO ilaç/sıvı alımının
tolere edilememesi, anaerop enfeksiyon düşündür­
mesi (RİA kullanımı, abse şüphesi, yakın zamanda
cerrahi), tanının kesin olmaması, imünsüpresyon,
gebelik, hasta yaşı, çocuk isteği ya da uyum durumuna göre verilir.
Hastaların İV başlanan antibiyotikleri 24 saat son­
rasında klinik düzelmeye göre orale çevrilebilir.
Ayakdan tedaviyle izlenen hastalar tedavi uyumu
ve antibiyotiğe yeterli yanıtın değerlendirilmesi
için 72 saat içinde kontrole gelmelidir.
• Hastalar enfeksiyondan korunma, uyum ve cinsel
eşlerin tedavisinin gerektiği ile ilgili eğitilmelidir.
HİV ve sifiliz gibi CYBH testinin yapılabilmesi için
uygun yönlendirmelerde bulunulmalıdır.
TABLO 67-1
•
JİNEKOLOJİK İŞLEMLERİN
67 KOMPLİKASYONLARI
---Anitha Mathew
Çeviri: Mahmut Sami Akıllı
•
Jinekolojik işlemlerde ameliyat sonrası dönemde
acil servis(AS)e en sık başvuru nedeni ağrı, ateş ve
vajinal kanamadır.
• Steril spekulum ve elle muayene dahil odaklı ancak
tam bir değerlendirme yapılmalıdır.
• Genellik.le işlemi yapan jinekoloğa damşılması ge­
rekir (jinekolojik ve genel cerrahi işlemlerinin sık
komplikasyonları Bölüm Sl'de tartışılmıştır).
ENDOSKOPİK İŞLEMLERİN
KOMPLİKASYONLARI
LAPAROSKOPİ
•
Laparoskopi ile ilişkili majör komplikasyonlar Tab­
lo 67-1 de listelenmiştir.
• Termal hasar olan hastaların bulguları cerrahi son­
rası birkaç günde çıkmayıp haftaları bulabilir ve ge­
nellikle bilateral alt kadran ağrısı, ateş, beyaz küre
yüksekliği ve peritonitle başvurur.
225
Laparoskopi ile İlişkili Majör
Komplikasyonlar
Bağırsağın termal yaralanması
Organ perforasyonu
Hemoraji
Damar yaralanması
Üreter ya da mesane yaralanması
İnsizyonel hemi
Yara ayrılması
•
Direk grafı ileusu ya da diyafram altı serbest havayı
gösterebilir.
• Laparoskopi sonrası beklenenden daha fazla ağrısı
olan hastaların aksi ispatlanana kadar bağırsak ya­
ralanması vardır ve erken kadın doğum konsültas­
yonu istenmelidir.
HİSTEROSKOPİ
• Histeroskopinin komplikasyonları servikal ve ute­
rin yırtıklar, işlem sonrası kanama, orta tabakadan
emilmesi nedeniyle sıvı aşırı yüklenmesi ve enfek­
siyondur.
• Kadın doğum uzumanına danışılması gerekir.
• Hastaneye tekrar başvurunun en muhtemel sebe­
bi işlem sonrası kanamadır. Hemodimak stabili­
zasyon sağlandıktan sonra kadın doğum uzmanı
kanamaya tampon yapmak için Foley ya da balon
sonda takabilir; vazopressin ya da misoprostol di­
ğer tedavi seçenekleridir.
• Uterin perforasyonu olan hastalar peritoneal belir­
tilerle gelebilir cerrahi müdahale gerektirir.
• Sıvı aşırı yüklenmesi nadirdir ancak olduğunda ge­
nelde hiponatremiktir.
• Histeroskopi sonrası enfeksiyon sık değildir, antibi­
yotik.le tedavi edilir.
MAJOR ABDOMİNAL CERRAHİYLE
İLİŞKİLİ KOMPLİKASYONLAR
VAJİNAL KAF SELÜLİTİ
•
Kaf selüliti, histerektomi sonrası sık bir komplikas­
yondur, retroperitoneal devamlılığı olan vajinanın
apeksinin üstündeki yumuşak doku ile çevrili boş­
luğun enfeksiyonudur.
• Hastalar genellik.le cerrahi sonrası 3. ve 5. günlerde
ateş, karın ağrısı, pelvik ağrı, bel ağrısı ve anormal
vajinal akıntıyla gelirler.
• Elle muayene sırasındaki kaf hassasiyeti ve sertliği
göze çarpar ve vajinal kaf absesi palpe edilebilir.
• Tedavi ampisilin her 6 saatte bir 2 gram İV artı
gentamisin her 8 saatte bir 1 miligram/kg İV artı
226
•
KISIM 9 • OBSTETRİK VE JİNEKOLOJİ
klindamisin her 6 saatte bir 900 miligram İV gibi
geniş spektrumlu antibiyotiklerle yapılır.
Antibiyotiğin devamı ve muhtemel abse dranajı
için yatış yapılır.
CERRAHİ SONRASI OVERYAN ABSE
•
•
•
•
Overyan absesi olan hastalar genellikle taburculuk­
tan kısa süre sonra ateş ve abdominal ya da pelvik
ağrıyla gelir.
BT görüntülemesi abse tanısı koymaya ve yerini
belirlemeye yardımcı olabilir.
Ağrının aniden artması muhtemel abse rüptür sin­
yali olabilir ve acil laparotomi gerektirir.
Ovaryen absesi olan hastalar İV antibiyotik ve
muhtemel drenaj için yatırılmalıdır.
SEPTİK PELVİK TROMBOFLEBİT
•
•
•
•
ÜRETER YARALANMASI
•
•
Oreter yaralanması abdominal histerektomi sıra­
sındaki ezilme, kesilme ya da bağlanma sonucu
meydana gelebilir.
Hastalar cerrahiden kısa süre sonra yan ağrısı, ateş
ve kostovertebral açı hassasiyeti ile gelirler.
Yapılacaklar idrar tetkiki ve tıkanıklığı değerlen­
dirmek için ya İV kontrastlı BT görüntüleme ya da
İVP'dir.
Hastalar üreter kateterizasyonu ve muhtemel tamir
için yatırılmalıdır.
JİNEKOLOJİK CERRAHİNİN DİGER
KOMPLİKASYONLARI
VEZİKOVAJİNAL FİSTÜL
•
•
Hastalar genellikle abdominal histerektomiyi takip
eden 10 ila 14 gün sonra sulu vajinal akıntıyla gelir­
ler ve acil kadın doğum konsültasyonu istenmelidir.
Hastalar tanı teyit edildikten sonra foley sondayla
mesane boşaltılarak tedavi edilir.
KONİZASYON SONRASI KANAMA
•
Serviksin halka elektrokoter, lazer ablasyon ve so­
ğuk-bıçak ile konizasyonu ilişkili en sık komplikas­
yon kanamadır, ki bu hızlı ve aşırı miktarda olabilir.
Gecikmiş hemoraji işlem sonrası 1 ila 2 haftada gö­
rülebilir.
Kanayan alan doğrudan görülür, daha sonra Monsel
çözeltisi uygulanır, geniş pamuklu bir bez ile 5 dk di­
rek baskı uygulanır ya da gümüş nitratla koterlenir.
Eğer başarısız olursa kanayan alan ameliyathanede
daha iyi görülebilir ve müdahale edilebilir.
Overyan trombozu olan hastalar doğum ya da cer­
rahiden bir hafta sonra ateş, taşikardi, Gİ ağrı ve tek
taraflı karın ağrısıyla başvururlar.
Derin septik pelvik tromboflebiti olan hastalar do­
ğum ya da cerrahiden birkaç gün sonra antibiyo­
tiğe yanıtsız ateş yükselmeleriyle başvururlar; bu
hastaların ayrıca karın ağrısı da olur.
Ultrason, BT ve MRG sıklıkla tanısal değildir, tanı
diğer nedenler dışlanarak konur.
Hastalar antikoagülasyon (heparin ya da enoksa­
parin) ve her 6 saatte bir ampisilin/sulbaktam 3
gram İV, her 8 saatte bir piperasilin/tazobaktam
4,5 gram İV ya da her 4 saatte bir tikarsilin/klavu­
lonat 3,1 gram İV gibi antibiyotik tedavisi için ya­
tırılır. Beta-laktam intoleransı olan hastalarda her 6
saatte bir imipenem 500 miligram gibi bir karbape­
nemle tekli tedavi kullanılabilir.
İSTEMLİ DÜŞÜK
•
•
İstemli düşükle ilişkili komplikasyonlar uterus per­
forasyonu, servikste yırtıklar, atılmamış gebelik
materyali ve düşük sonrası endometrittir (Tablo
67-2).
Gebelik materyalinin atılmadığı hastalar genellikle
aşırı kanama ve karın ağrısıyla gelirler.
Pelvik muayenede genişlemiş ve hassas bir uterus
ile açık bir servikal giriş görülür.
Tanıyı teyit etmek için pelvik ultrason yapılır.
Tedavi dilatasyon ve küretajdır.
Atılmamış gebelik materyaliyle birlikte ya da
tek başına endometrit görülebilir ve vajinal Kaf
TABLO 67-2
ZAMAN
İstemli Düşük İlişkili
Komplikasyonlar
MUHTEMEL
KOMPLİKASYON NEDENLER
Yakın
komplikasyonlar:
işlem sonrası 24
saatte
Kanama, ağrı
Uterus
perforasyonu,
servikste
yırtıklar
Gecikmiş
komplikasyonlar:
24 saat ile 4hf
sonra
Kanama
Atılmamış
gebelik
materyali,
düşük sonrası
endometrit
Geç
komplikasyonlar:
işlem sonrası
>4hf
Amenore, fizyolo­
jik problemler,
Rh izoimünizas­
yonu
BÖLÜM 67 • JiNEKOLOJiK iŞLEMLERIN KOMPLiKASYONLARI
Selüliti'nde tartışıldığı gibi antibiyotiklerle tedavi
edilir.
Rh negatif kadınlara 300 mikrogram İM Rh0 im­
munglobülin yapılması gerekir.
YARDIM LA ÜREME TEKNOLOJİSİ
Ultrasonla oosit aspirasyonunun komplikasyonları
over hiperstimülasyon sendromu, pelvik enfeksi­
yon, periton içi kanama ve over torsiyonudur.
Over hiperstimülasyon sendromu üremeyle ilişkili
hayati tehlikesi olan bir komplikasyondur.
Hafif vakalarda hastalar abdominal distansiyon,
overyan büyüme ve kilo alımıyla başvurur.
Ciddi vakalarda hastalar hızlı kilo alımı, karında­
ki üçüncü boşluğa geçen s1V1dan dolayı gerginlik,
plevra! efüzyon, hemodinamik bozulma, oligüri,
227
elektrolit anormallikleri ve artmış koagülabiliteyle
başvurur.
Over rüptüründen sakınmak için elle pelvik mua­
yene yapılmamalıdır.
İntravenöz sıvı tedavisi başlanır, CBC, elektrolitler,
karaciğer fonksiyon testleri ve koagülasyon testleri
istenir ve yatış için kadın doğuma danışılır.
POSTEMBOLİZASYON SENDROMU
Postembolizasyon sendromu işlem sonrası pelvik
ağrı, bulantı, kusma ve fibroid embolizasyon son­
rası myometrial ve fibroid iskemiden dolayı olup 2
ila 1 O günde sonlanan ateşten oluşur.
Hastalar diğer ateş nedenleri açısından değerlendi­
rilir ve uygun ağrı kontrolü sağlanır.
Yeterli ağrı kontrolü sağlanamayan yada enfeksiyo­
nun eşlik ettiği hastalara yatış gerekebilir.
Kısım 10
ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
ATEŞ VE CİDDİ BAKTERİYEL
68 HASTALIKLAR
-
-
Milan D. Nadkarni
rojenlerin salınımını uyaran ekzojen pirojenlerin
vücut termostatını sıfırlamasının sonucudur.
Bebekler ve küçük çocuklar zayıf bağışıklık sistem­
leri nedeniyle bakteriyemi için risk altındadır. Bak­
teriyemiye sebep olan ajanlara yaşa göre değişir.
Yenidoğanlar ve küçük bebeklerde düşük opsonin
aktivitesi, düşük makrofaj ve nötrofil işlevi ve ke­
mik iliği yorgunluğu görülür. 24 aya kadar bebek­
ler ve çocuklar kapsüllü bakterilere karşı zayıf im­
münglobulin G cevabı gösterirler.
-
Çeviri: Volkan Arslan
EPİDEMİYOLOJİ
•
•
•
•
•
•
Pediyatrik popülasyonda acile başvuruda en sık gö­
rülen ana şikayet ateştir ve poliklinik başvuruları­
nın %30'unu oluşturur.
Menenjit riski yaşamın ilk bir ayında %!'den ilk
bir yılda %0. 1 'e düşerken, ateşi olan kızlarda pye­
lonefrit riski hemen hemen aynı kalmakla beraber
erkeklerde yaşamın ilk yılında zamanla azalır.
Çoğu çalışmada �3 ay ve ateşli bebeklerde bakteri­
yemi/sepsis insidansı %2-3'dür.
Bu yaş grubunda septiseminin ve menenjitin en
sık nedeni Escherichia coli, grup B streptokok ve
Listeria rnonositogenesdir. Risk faktörleri arasın­
da prematür doğum, amniyotik zarın doğumdan
24 saatten daha önce yırtılması, annenin Grup B
streptokok durumu ve intrapartum ateş yer alır.
Daha büyük bebeklerde ve çocuklarda görülen
bakteriyeminin %90 sebebi Streptococcus pneurno­
niae iken geri kalanı Neisseria meningitidis, grup A
streptococcus ve Salrnonella'dır. Haemophilus influ­
anzae tip B önemli bir sebep sayılırken 1990'larda
başlayan aşılama ile neredeyse yok edilmiştir.
H. influanzae ve heptavalan konjuge pnömokok
aşısının uygulanması ile 3-36 aylık iyi görünen
ateşli çocuklarda görülen bakteriyemi oranı %23'den %0.5-0.7'ye düşmüştür.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Yenidoğanlarda ve <2-3 aylık bebeklerde ateş sınırı
38°C (l00,4°F) iken 3-36 ay bebek ve çocuklarda
sınır 39°C'dir (102,2° F).
• Genellikle daha yüksek ateş daha ciddi bakteriyel
hastalıkla ilişkilidir.
• Tamamlanmayan gelişme ve yetersiz bağışıklık du­
rumunda fizik muayene bulguları güvenilir değil­
dir. Sürekli ağlama, avutulamama, zayıf beslenme
ve sıcaklık düzensizliği ciddi bakteriyel hastalığın
yegane belirtisi olabilir.
YAŞA GÖRE TANI VE YÖNETİM
3 AYA KADAR BEBEKLER
•
PATOFİZYOLOJİ
•
Ateş, bakteriler, bakteriyel endotoksinler, antijen­
antikor kompleksleri ve virüsler gibi endojen pi-
228
•
Bu yaş grubunda bulguların belirsiz ve fizik muaye­
nenin güvenilmez olması nedeniyle hikaye ve fizik
muayene tanı koymakta veya dışlamakta nadiren
yardımcıdır: meningismus bakteriyel menenjit va­
kalarının <lS' inde görülür; negatif inspiratuvar ba­
sınç oluşturulamadığında raller duyulmayabilir; iyi
görünen bebekte de bakteriyemi olabilir.
Yine de öksürük, takipne ve hipoksi (pulse oksi­
metre ile) hikayesi klinisyeni olası alt solunum yolu
BÖLÜM 68 • ATEŞ VE CİDDİ BAKTERİYEL HASTALIKLAR
hastalıkları açısından uyarmalı ve akciğer grafisine
yöneltmelidir.
0-28 gün arası bebeklerde en güvenli yol tam sep­
sis araştırması, hastaneye yatış ve ampirik antibi­
yotik tedavisidir.
Bu yas grubundaki antibiyotik tedavisi L. Monosi­
togenes (bkz. Tablo 68-1) için ampisilini ve E. Cali
kapsamı için ya gentamisini ya da sefotaksimi içer­
melidir. Sepsis testi tam kan sayımı, kan kültürü,
idrar tetkiki ve idrar kültürü, akciğer grafisi ve lom­
ber ponksiyonu içerir.
31 -90 gün yaş grubundaki ciddi bir bakteriyel has­
talık için düşük riskte olan bebekleri belirleme kri­
terleri prematüre hikayesi ya da farklı bir eşlik eden
hastalığı olmadan iyilik hali ve normal idrar tetki­
kidir.
Öksürük, hırıltı gibi alt solunum yolu hastalık
semptomları; takipne, ral, ronkus ya da düşük pul­
se oksimetre değerleri gibi fizik muayene bulguları
olan çocuklara akciğer grafisi çekilmelidir.
Boston, Phıladelphia (normal serebrospinal sıvı,
normal idrar tetkiki ve tam kan sayımını içerir) ve
Rochester kriterleri yalnızca çocuğun kliniği yuka­
rıda listelenen sepsis kriterlerini garantiliyorsa uy­
gulanmalıdır. 31-90 gün yaş grubundaki bebekler
için katernal GBS taraması ve tedavisi, düşen bak­
teriyemi hızları nedeniyle daha düşük olan bakteri­
yemi insidansından dolayı bu laboratuvar testleri­
nin uygulanması tekrar değerlendirilmelidir.
TABL068-l
Tüm hasta görünen bebekler parenteral antibiyotik
tedavisi (bkz. Tablo 68-1) almalı ve hastaneye yatı­
rılmalıdır.
İyi görünen, ateşli, düşük riskli bebeklerin yöne­
timi tartışmalıdır. 28 günden büyük düşük riskli
bebekler konservatif olarak seftriakson tedavisi ile
birlikte yatırılarak ve kültür sonuçlarını bekleyerek;
antibiyotik olmaksızın yatırılarak; 50 miligram/kg
IM seftriaksonla ayaktan; veya antibiyotik olmaksı­
zın ayaktan takip edilebilir. Kararda anahtar faktör
hekimin (12 saat aralıklarla) yakın takip yapabilme
kapasitesidir. Antibiyotik verilecek ise (yatırıla­
rak ya da ayaktan) öncesinde BOS ve kan kültür­
leri alınmalıdır.
Çoğu acil hekimi 4 haftadan küçük bebeklerde tam
sepsis araştırması yapmaktadır.
Önerimiz 4 haftadan küçük iyi görünen bebeklerin
de hastaneye yatırılmasıdır. Ampirik antibiyotik
veya yakın takip tartışılabilir.
4-12 hafta arası bebeklerin tüm sonuçların negatif
çıkacağı düşünülüyorsa taburculuğu tartışılabilir.
29-90 gün arası iyi görünen ateşli çocuklarda vira!
bir kaynak (örn. respiratuvar sinsityal virüs [RSV]
veya influenza) gösterilse de idrar yolu enfeksiyo­
nu (İYE) dışlanmalıdır çünkü RSV ile enfekte olan
ateşli bebeklerin %2-4'ünde İYE'de görülür.
Akciğer grafileri klinisyenin kararına göre çekilir
fakat klinik tanılı, komplike olmayan bronşiyoliti
Bakteriyemi, Sepsis ve Menenjit için Başlangıç İntravenöz Antibiyotik Dozları
YAŞ GRUBU
BAKTERİYEMİ
SEPSİS*
MENENJİT
Yenidoğan (0-28 gün)
Uygulanamaz
Ampisilin, 50-100 mg/kg
Ampisilin, 100 mg/kg
sefotaksim 50 mg/kgt
sefotaksim, 100 mg/kgt
Küçük bebekler (29-90 gün)
Setriakson, 50 mg/kg
ve ek
Ampisilin, 50-100 mg/kg
ve ek
seftriakson 50 mg/kg
veya
seftriakson 50 mg/kg
ve ek
Büyük bebekler ve çocuklar
(yaş>90 gün)
Seftriakson,
50 mg/kg'
ve ek
Ampisilin 100 mg/kg
ve ek
sefotaksim, 100 mg/kg
veya
seftriakson, 100 mg/kg
ve ek
vankomisin, 15 mg/kg düşünülebilir*
vankomisin, 15 mg/kgS
Sefotaksim 50 mg/kg
Sefotaksim, 100 mg/kg
veya
veya
seftriakson, 50 mg/kg
seftriakson, 100 mg/kg
vankomisin, 15 mg/kg düşünülebilir'
vankomisin, 15 mg/kgS
ve ek
ve ek
'Hasta acil serviste lomber ponksiyon yapmak için stabil değilse menenjit dozlarını kullan.
$28 gün olan yenidoğanlarda seftriakson bilirubinle yer değiştirip hiperbilirubinemiyi arttırabileceği için yerine sefotaksim kullan ılı r.
'Ciddi hastalığı, bağışıklık yetmezliği veya kalıcı kateteri olan sepsis hastalarında vankomisin eklemeyi düşün.
ssadece beyin omurilik sıvısında bakteriyel menenjit kanıtı varsa ekle.
'iM olarak yapılabilir.
1
229
230
KISIM l O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
veya RSV enfeksiyonu olan bebeklerde endikasyon
dışıdır.
• Bu yaş grubunda, iyi görünen ve başka bir enfeksi­
yon odağı gösterilebilen bebeklerde lomber ponk­
siyon uygulanmayabilir.
• 3 aydan küçük, gösterilebilen enfeksiyon odağı
olan (örn. otitis medya veya İYE) ateşli bebeklerde
kan ve BOS kültürleri antibiyotik tedavisi öncesin­
de alınmalıdır.
3-36 AY ARASI BEBEKLER
• Yaş büyüdükçe fizik muayene bulguları daha güve­
nilir olur fakat yine de meningeal irritasyon bulgu­
ları yaşamın ilk yılında güvenilmezdir. Bu yaş gru­
bunda ateşli hastalıkların çoğu pnömonin de dahil
olduğu vira! enfeksiyonlardır; klinik olarak pnö­
moni düşünülenlerde akciğer grafisi çekilmelidir.
• Bu yaş grubunda İYE'nun tek bulgusu ateş olabilir.
Tuvalet eğitimi öncesi kızlarda, 6 aydan küçük sün­
netli erkeklerde ve 1 yaş altı sünnetsiz erkeklerde
İYE bakteriyel hastalığın önemli bir sebebidir; bu
hastalarda ateşin başka kaynağı bulunmamışsa id­
rar tetkiki ve idrar kültürü (kateterizasyonla) alın­
malıdır.
Hikaye ve muayene ile tespit edilebilen enfeksiyon
kaynağı yoksa gerekli iki tetkik sadece idrar tetkiki/
kültür ve/veya akciğer grafisidir.
• Bu yaş grubunda hasta görünen bebeklerde lomber
ponksiyonu da içeren tam sepsis araştırması yapıl­
malı ve yaşa uygun antibiyotik tedavisi verilmelidir
(bkz. Tablo 68-1).
36 AYDAN BÜYÜK ATEŞLİ ÇOCUKLAR
• 3 yaştan büyük çocuklarda bakteriyemi olasılığı
pnömokok aşısının bulunmasıyla %0.2'nin altın­
dadır. Aşılanmış büyük çocuklarda tam kan sayımı
bakteriyemiyi göstermez ve kan kültürleri gerekli
değildir (daha çok yanlış pozitif sonuçlar verir).
• Ateşle gelen büyük çocuklarda düşünülmesi ge­
reken etiyoloji streptokokkal farenjit, pnömoni ve
Epstein Barr virüs enfeksiyonunu içerir. Tetkikler
duruma göre yönlendirilir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
•
Pnömoni yönetimi Bölüm 73'de; İYE Bölüm 77'de
ve kulak, burun, boğaz enfeksiyonları Bölüm 70'de
anlatılmıştır.
• Tablo 68- 1 bu bölümde anlatılan özel antibiyotik
gereksinimlerini listeler.
• Ateş çocukları rahatsız etse ve hatta nöbet eşiğini
düşürse de çocuklara zarar vermez. Hekim ateşi
düşürmek için bazı yöntemleri kullanabilir:
1. Radyasyon yoluyla ısı kaybını arttırmak için
fazla giysileri ve örtüleri çıkarın.
2. 4 saatte bir 15 mg/kg PO/PR asetaminofen ve­
rin (en fazla günde 80 mg/kg).
3. 1 yaştan büyük çocuklarda 6 saatte bir tekrar
edilebilen (en fazla 24 saatte 40 mg/kg) ve aseta­
minofenle dönüşümlü olarak verilebilen 10 mg/
kg ibuprofen'i düşünün.
SEPSİS
EPİDEMİYOLOJİ
• Sepsis foka! enfeksiyonlar ve menenjitinde dahil
olduğu enfeksiyon kaynaklı inflammatuvar send­
romdur. Çoklu organ yetmezliği ve ölüm hızla gö­
rülebilir. Sepsisin gelişebileceği veya şüphelenilebi­
leceği klinik durumlar değişken olduğu için çocuk­
larda gerçek insidans belirlenememiştir.
PATOFİZYOLOJİ
•
Bakteriyemiden sepsise ilerleme süreci bakteriyel
patojenin kolonizasyonu (genelde nazofaringeal)
ile başlar ve kapsüllü organizmaların kana yayıl­
ması, inflamatuvar belirteçlerin salınması ve konak
savunmasının bozulması ile devam eder.
• Azalmış bağışıklık, prematürite, yeni yapılmış in­
vazif uygulamalar, kateter benzeri kalıcı yabancı
cisimler, dalak fonksiyonları, doğumsal metabolik
hastalıklar ve vücut boşluklarından herhangi biri­
nin drenajının tıkanması risk faktörleri arasında­
dır.
• Yaşa bağlı sepsis nedenleri Tablo 68-2'de listelen­
miştir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Küçük bebeklerde letarji, zayıf beslenme, kusma,
huzursuzluk veya hipotoniyi de içeren klinik belir­
tiler değişken ve siliktir.
• Ateş sık görülür yine de çok küçük bebeklerde hi­
potermi de görülebilir. Takipne ve taşikardi genelde
ateşin sonucu olarak vardır fakat hipoksi veya me­
tabolik asidoza ikincil de olabilir.
BÖLÜM 68 • ATEŞ VE CiDDI BAKTERiYEL HASTALIKLAR
TABLO 68-2
•
Sepsis ve Menenjitin En Sık
Sebepleri
YAŞ
ORGANİZMA
0-2 ay
Grup B Streptokok
Escherichia coli
Listeria monocytogenes
2 ay-5 yıl
Streptococcus pneumoniae
Neisseria meningiditis
�-Hemolitik Streptokok
Haemophilus influenzae b*
Salmonella türleri (gastroenterit)
E.coli (pyelonefrit)
Rickettsia ricketsiit
*Haemofilus influanzae aşısı sonrasında önemli düşüş, aşısızları araş­
tır.
'Rocky mountain benekli ateşi için sorumlu ajan; endemik bölgeler­
de, yaz ve sonbahar başlarında kene ısırığı ile görülür.
231
Yenidoğan ve bebeklerde hipoglisemi tedavisi için
4-5 mi/kg %10 dekstroz ve daha büyük çocuklarda
2 mi/kg %25 dekstroz kullanın.
Damaryolu açılır açılmaz hızla antibiyotik tedavi­
sini başlatılır. Lomber ponksiyon gibi işlemer ne­
deniyle yaşanabilecek gecikmeler sebebiyle tedaviyi
ertelemeyin. Ampirik antibiyotik tedavisi tercihleri
Tablo 68-1'de listelenmiştir.
Sıvı replasmanına rağmen devam eden şoku tedavi
etmek için 5-20 mg/kg/dk dopamin veya 0.1-0.2
mcg/kg/dk norepinefrin kullanınız.
İlaç direncini, bağışıklık yetmezliğini ve nadir gö­
rülen veya faydacı organizma enfeksiyonlarını dü­
şünün.
MENENJİT
Sepsis hızla uzamış kapiller dolum, zayıf periferik
nabız, bilinç değişikliği ve azalmış idrar çıkışı ile
beliren şoka ilerleyebilir. Septik çocuklarda hipo­
tansiyon çok geç bulgudur ve solunum yetmezliği
ve bradikardi ile bağlantılıdır ve ölümcül prognozu
gösterir.
EPİDEMİYOLOJİ
H.influenzae tip b (Hib) aşısı uygulamsının ardın­
dan ABD'de görülen pediyatrik menenjit epidemi­
yolojisi belirgin değişiklik göstermiştir. l 986'da me­
nenjitli hastaların ortanca yaşı 15 ay iken 1995'de
25 yıla yükselmiştir. Menenjit belirgin olarak bebek
ve küçük çocuk hastalığı olmak yerine erişkinlerin
hastalığı olmuştur.
TANI VE AYIRICI TANI
•
•
Tanı klinik bulgulara göre konur ve pozitif kan kül­
türü sonuçları ile doğrulanır.
Uluslararası sepsis kriterleri yayınlanmasına rağ­
men toksik görünen tüm bebekler septik kabul
edilmelidir. Sepsis olduğu düşünülen çocuğun tet­
kikleri tam kan sayımı, tam metabolik panel, kate­
terizasyonla elde edilen idrarın tahlili ve kültürü,
akciğer grafısi, lomber ponksiyon ve ishal varsa ga­
ita analizini kapsamalıdır.
Bilinç değişikliği olan veya kardiyak ve solunumsal
açıdan stabil olmayan tüm hasta çocuklarda serum
glukoz düzeyi ölçülmelidir. Serum laktat düzeyleri
klinik gidişatın ciddiyetini belirlemede faydalı ola­
bilir fakat acil servis yaklaşımını değiştirmez.
PATOFİZYOLOJİ
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Hızlıca yüksek akımlı oksijen ver, kardiyak moni­
törizasyonu sağlanır ve IV ya da IO yol açılması
sağla. Solunum yetmezliği durumunda endotrakeal
entübasyon uygulanmalıdır.
Şok 20 ml/kg serum fizyolojik bolusları ile tedavi
edilir. Vital bulgular, perfüzyon ve bilinç durumu
düzelene ve idrar çıkışı 100 mi/kg hacime ulaşana
kadar bolusları tekrarlayınız.
•
Menenjit primer bakteriyeminin komplikasyonu­
dur. Bakteriyel çoğalma ile oluşan ürünlerin kan
beyin bariyerinin geçirgenliğini değiştirdiği, en­
feksiyonu beyine ve etrafındaki serebrospinal sıvı
boşluklarına ulaştırdığı düşünülmektedir.
Daha nadiren, menenjit uzak birincil fokal enfek­
siyonun hematojen yayılması, yakın enfeksiyonun
bulaşması veya kribriform plaka veya sinüs fraktü­
rü sonucu oluşur.
Bazen menenjiti takip eden nörolojik hasarın inf­
lamatuvar etkilerin, beyin ödeminin, artmış kafa
içi basıncın ve vasküler trombozun sonucu olduğu
düşünülmektedir.
Azalmış dalak fonksiyonları ve bağışıklık yetmezli­
ği görece artmış menenjit riski ile ilişkilidir.
Menenjitten sorumlu olan bakteriyel ajanlar yaşa
göre değişir. Yenidoğanlarda Grup B streptokoklar,
E. cali ve L. monocytogenes ön plandadır. Daha bü­
yük bebeklerde ve çocuklarda Streptococcus pneu­
moniae ve N. meningiditis öne geçer.
232
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Menenjit silik bulgularla görülebilir ve otitis med­
ya, sinüzit gibi daha hafif enfeksiyonlara eşlik ede­
bilir. Bebeklerde en sık bulgu huzursuzluk, avutu­
lamama, hipotoni ve letarjidir.
• Daha büyük çocuklar baş ağrısı, fotofobi, bulantı ve
kusmadan yakınabilir ve ense sertliği ve ağrısı ile
birlikte klasik meningismus belirtilerini gösterir.
• Esas olarak menenjit hızlı ilerleyen; şok, nöbet veya
koma veya febril status epileptikus ile karakterize
fulminan bir hastalıktır. Hipotermi ile başvuran
bebeklerde menejiti dışlamak için sepsis araştırma­
sı tam yapılmalıdır.
TANI VE AYIRICI TANI
•
•
•
•
Tanı lomber ponksiyon ve beyin omurilik sıvısı
(BOS) tetkiki ile konur. BOS'da lökosit, glukoz ve
protein çalışılmalı, Gram boyama ve kültür yapıl­
malıdır.
Nöbet geçiren yenidoğanlarda ve BOS'da hücre sa­
yısı artan tüm çocuklarda herpes ensefaliti akılda
olmalıdır.
Ümmun yetmezlikte faydacı veya nadir görülen vi­
ra! enfeksiyonlar akılda olmalıdır.
Foka! nörolojik bulgular varsa veya kafa içi basınç
artışı bulguları gözleniyorsa lomber ponksiyon ön­
cesinde kraniyal tomografi çekilmelidir.
POZİTİF KAN KÜLTÜRLERİ
Kan kültürü sonucu pozitif olan tüm çocukları tek­
rar çağırın.
Kültürde S.pneumoniae üremişse:
1. Çocuk uygun antibiyotik tedavisi alıyorsa, kli­
nik olarak iyi görünüyorsa, ateşi yoksa tedaviyi
tamamlamalıdır.
2. Çocuğun ateşi var ve iyi görünüyorken antibi­
yotik tedavisi almıyorsa tekrar kültür almak ve
antibiyotik vermek konusunda farklı düşünce­
ler vardır. Çoğu hekim bu bebekleri antibiyo­
tikle tedavi eder ve tedavi başlangıcından 24-48
saat sonra kan kültürünü tekrarlar. Bu hastalar
ayaktan izlenebilir.
3. Ateşi olan ve hasta görünen çocuklarda tam
sepsis araştırması (hemogram, idrar tetkiki,
BOS parametreleri, kan idrar ve BOS'ta hücre
sayımı ve kültürleri) yapılmalıdır.
• Ateşi dirençli olan fakat iyi görünen hastalar ge­
nelde hastaneye yatırılır fakat ampirik seftriakson
tedavisi ile ayaktan takip edilebilir.
• Hasta görünen tüm çocuklar hastaneye yatırılmalı,
sepsis araştırmsı yapılmalı ve parenteral antibiyotik
tedavisi başlanmalıdır.
Ciddi bakteriyel enfeksiyon riski olan ve takibi veya
hastaneye tekrar gelmesi sorunlu olabilecek çocuk­
lar hastaneye yatırılmalıdır.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
•
•
•
•
•
Tedavi daima ABC'nin sağlanması, oksijenizasyon
ve perfüzyonun sürdürülmesi ile başlamalıdır (bkz
sepsiste tedavi gereksinim ve hedefleri).
Ampirik antibiyotik tedavisi hastanın yaşına göre
değişir ve tablo 68-1 'de yer almaktadır.
Menenjitten şüphelenildiğinde antibiyotikler de­
ğiştirilmemeli veya geciktirilmemelidir.
Nöbet geçiren veya veziküler lezyonları olan ve
hasta görünen yenidoğanlarda Asiklovir 10 mg/kg/
doz eklemeyi ciddi olarak düşününüz.
Çocuklarda menenjit tedavisinde steroidin yeri
tartışmalıdır. Eğer verilecekse antibiyotikten önce
verilmelidir.
Menenjit düşünülen fakat lomber ponksiyonu ba­
şarısız olunan çocuklar hastaneye yatırılmalı, hid­
rate edilmeli, antibiyotik tedavisi menenjit dozun­
da başlanmalı, kan ve idrar kültürleri alınmalıdır.
Hidrasyon sonrası lomber ponksiyon başarılı ola­
bilir.
ACİLLERİ VE
69 YENİDOGAN
SIK GÖRÜLEN YENİDOGAN
SORUNLARI
Shad Baab
Çeviri: Volkan Arslan
•
•
Bu bölüm acil servise başvuran yenidoğan sorunla­
rının sık görülenlerini kapsamaktadır. Yenidoğan­
da ateş ve/veya sepsis için Bölüm 68'e bakınız.
Genelde yenidoğan belirti ve bulguları belirsizdir
ve özgül değildir.
BÖLÜM 69 • YENİDOGAN ACİLLERİ VE SIK GÖRÜLEN YENİDOGAN SORUNLAR!
Prematür bebeklerin yaşayabilirliklerinin artması
ile birlikte düzeltilmiş doğum yaşlan (doğumdan
sonraki hafta olarak kronolojik yaştan erken do­
ğulan hafta sayısının çıkarılması ile bulunur) diğer
yenidoğanlarla benzerliklerini arttırmıştır. Bu ço­
cukların bazılarının birden çok sağlık sorunu var­
dır ve acil servise sıkça başvururlar.
Acil serviste sık görülen yenidoğan başvuru neden­
leri Tablo 69- 1 'de özetlenmiştir.
TABL069-l
AKUT, AÇIKLANAMAYAN, AŞIRI
AGLAMA (AVUTULAMAMA)
Basitten hayatı tehdit eden olaylara kadar be­
beklerde uzamış ağlamaya sebep olan çok sayıda
neden vardır (Tablo 69-2). Ani başlayan ve durdu­
rulamayan ağlama bebeklerin çoğunda ciddi bir
sorunu gösterir ve dikkatle incelenmelidir.
Aşırı ağlama nedeniyle getirilen yenidoğanlar ve
bebekler baştan ayağa normal bir fizik muayene,
normal vücut sıcaklığı ve vital bulgular saptanır ve
acil serviste bazal durumuna geri dönerse ileri in­
celeme olmaksızın güvenle taburcu edilebilir.
İNTEST İNAL KOLİK
İntestinal kolik 3 hafta boyunca hafta 3 veya daha
fazla gün için, günde 3 veya daha fazla saat ağlamak
Çocuklarda Sık Görülen Acile
Başvuru Sebepleri
ŞİKAYET
SEBEPLERİ (BEBEK
BAŞVURULARININ
ALT SINIFLAR
ORANLAR!)
Solunumsal bulgular
(%27,5)
NORMAL YAŞAM FONKSİYONLARI
Biberonla beslenen bebekler 24 saatte 6-9 kez bes­
lenirler ve ilk ayın sonunda daha düzenli beslen­
meleri vardır. Emzirilenler tipik olarak her 1-3 sa­
atte beslenirler.
Bebekler yaşamın ilk 3-7 gününde doğum ağırlık­
larının %5- lü'unu kaybederler. Bu süreçten sonra
ilk 3 ayda günde 20-30 gram (1 ons) kazanmaları
beklenir.
Dışkının sayısı, rengi ve içeriği günden güne deği­
şebilir. Normal emzirilen bebekler 5-7 gün boyun­
ca dışkılamayabilir veya günde 9 kez dışkılayabilir.
İçinde kan yoksa veya akolik (beyaz) değilse dışkı
rengi önemsizdir. Tipik yenidoğan dışkısı san ve
hardal tohumu görüntüsündedir.
Normal aralığı dakikada 30-60 olmakla beraber
yenidoğanın solunum sayısı değişkendir. Periyodik
solunum (solunumda 3-10 saniyelik duraksamalar
ve takiben kısa takipne atakları) normaldir fakat
ebeveynleri korkutur.
Normal yenidoğanlar 20 dk ile 6 saat arasında deği­
şen sürelerde uyanabilirler. 3 aylık olana kadar gece
gündüz ayırımı yoktur.
233
Gastrointestinal
ve genitoüriner
yakınmalar (%21)
Normal bebek
yakınmaları
(%18)
Ateş, sepsisi dışla
(%11)
Sarılık (%8)
Deri lezyonları
(%5,59
Viral üst solunum yolu enfeksiyonu
(%54.5)
Bronşiolit (%35)
Yaşamı tehdit eden olay (%8)
Pnömoni (%1)
Konjenital (örn.
laringeotrakeomalazi %1.5)
Kusma (%37)
Skratal şişme (%15)
Kabızlık (%11)
Kusma ve ishal (%10)
Kanlı kusma veya kanlı dışkılama
(%8)
İshal (%8)
Beslenme tüpü sorunları (%3)
Ağızda pamukçuk (%3)
Renal ve üriner sorunlar (%2)
Konjenital anomaliler (%2)
Vajina1 akıntı (%1)
Ağlama/kolik (%21)
Normal bebek varyasyonları (%79)
Beslenme şekilleri ve kilo alımı
Periyodik solunum
Bebek bezi ürtikeri
Göbek kordonu sorunları
Aşılama sonrası reaksiyonları
Bebekte meme dokusu
Uyku biçimi
Normal yenidoğam vücut sıcaklığı
Odak olmadan ateş, sepsis
araştırması (%64,5)
İdrar yolu enfeksiyonu 8%33)
Solunumsal belirtiler (%2)
Merkezi sinir sistemi belirtileri
(<%1)
Toksik eritem, sebore, atopik
dermatit
Perianal abse
Doğum lekeleri
Merkezi sinir sistemi Kafa travmaları
(%3)
Nöbetler
Miyoklonus
Letarji
Göz yakınmaları
Göz akıntısı, nazolakrimal kanal
(%2)
tıkanıklığı dahil
Konjuktivit
Kardiyak (%2)
Taşiaritmi
Kalp üfürümleri
Bilinen konjenital malformasyon
belritileri
Kas iskelet (%1,5)
Yaralanmalar (düşmeler, kaza dışı
yaralanma)
Parmaklarda saçla oluşan turnikeler
Hematoloji (%0,5)
Anemi (hemoliz, cerrahiye bağlı kan
kaybı)
Ani bebek ölümü
sendromu (bir
vaka görüldü)
234
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
TABLO 69-2
Durdurulamayan Ağlama, Huzursuzluk ve/veya Yenidoğanda Letarji ile İlişkili
Durumlar
ACİL OLMAYAN
SİSTEM
ACİL
Merkezi sinir
sistemi
Kafa içi kanama (yenidoğan)
Alloimmün trombositopeni, doğum travması,
K vitamini eksikliği
Menenjit
Artmış kafa içi basınç
Göz, kulak,
burun, boğaz
Naza! obstrüksiyon (koanal atrezi veya stenoz)
Pulmoner
Pnömoni
Kardiyak
Supraventriküler taşikardi
Kalp yetmezliği
Gastrointestinal
Volvulus
İntussepsiyon
İnkarsere hemi
Gastroözefageal reflü hastalığı (reflü)
Gastroenterit
Ana! fıssür
Kolik
Genitoüriner
Testis torsiyonu
Peni! kıl turnikerleri
Parafımozis
İdrar yolu enfeksiyon
Bebek bezi dermatiti
Kas iskelet
Parmaklarda kıl turnikeleri
Kaza dışı travma
Yaralanmalar (bez iğnesi, kıyafetlerdeki keskin veya zarar
verici cisimler)
Enfeksiyöz
Sepsis
Pnömoni
Menenjit
Üst solunum yolu enfeksiyonları
Metabolik
Doğumsal metabolizma bozuklukları
Hipoglisemi
Konjenital adrenal hiperplazi
olarak tanımlanır. Aşırı ağlamanın (avutulamayan)
en sık sebebidir.
Kolik sebepleri bilinmemektedir fakat yenido­
ğanlarda insidans %13'tür. Kolik nadiren haya­
tın 3-4'üncü ayından sonra da görülür fakat ba­
kıcılarda belirgin stres oluşturur ve kaza dışı trav­
ma olasılığını arttırır. Kolik masumdur ve çoğu
zaman gerekli olan sadece güvence verilmesidir.
KAZA DIŞI TRAVMA (ÇOCUK
İSTİSMARI)
Hırpalanmış çocuk değişik dönemlerde oluşmuş
açıklanamayan yaralar, kafatası kırıkları, kafa içi
yaralanmalar, uzuv ve/veya kaburga kırıkları, siga­
ra yanıkları, retinal kanamalar veya açıkla-nama­
yan huzursuzluk, letarji veya koma ile başvurabilir
(detaylı bilgi için bkz. Bölüm 189).
Korneal abrazyon, oküler yabancı cisim
Otitis medya
Nazal konjesyon (ÜSYE)
Ağızda pamukçuk
Stomatit
GASTROİNTESTİNAL BULGULAR
CERRAHİ DURUMLAR
Yenidoğanlarda cerrahi tedavi gerektiren abdomi­
nal aciller sık değildir, fakat özgül olmayan bul­
gularla başvurur ve şüphelenildiği zaman derhal
deneyimli bir pediyarik cerrah ile konsülte edilme­
lidir.
Huzursuzluk ve ağlama, zayıf beslenme, kusma, ka­
bızlık ve karında şişlik gibi özgül olmayan bulgular
sık görülür. Safralı kusma orta barsağın malro­
tasyonunu akla getirir taburculuk öncesinde ve
acil cerrahi konsültasyonu ve radyolojik ince­
leme ( üst GI kontrastlı grafi) gerektirir. Kasıkta
veya skrotumda kitle inkarsere hemi veya testis
torsiyonu sonucunda görülebilir ve ultrasonografi
ile değerlendirilmelidir.
BÖLÜM 69 • YENİDOGAN ACİLLERİ VE SIK GÖRÜLEN YENİDOGAN SORUNLAR!
BESLENME GÜÇLÜGÜ
•
• Ebeveynler yetersiz oral alım algısıyla acile başvu­
rabilirler. Eğer hastanın kilo alımı yaşına uygunsa,
beslenme sonrasında tatmin oluyorsa basit değer­
lendirme yeterlidir. Acil serviste başarılı beslenme
denemesi aileyi, hemşireyi ve hekimi rahatlatır.
• Beslenme veya yutma ile ilişkili anatomik bozuk­
luklar (örn. özefageal stenoz, özefageal yapışıklık,
laringeal yarık ve özefagus ve trakeanın çift aortik
ark nedeniyle basısı) tipik olarak doğumdan itiba­
ren beslenmede güçlük, beslenme sırasında öksür­
me veya öğürme, gelişme geriliği ve dehidrasyonla
birliktedir.
Alımı aniden ve belirgin azalan bebeklerin genelde
çoğunlukla enfeksiyöz olan akut bir hastalığı vardır
ve ileri inceleme gerekir.
•
GASTROİNTESTİNAL REFLÜ
•
•
Yenidoğanlarda ve bebeklerde gastroözefa-geal
reflü evrenseldir fakat derecesi değişir ve düşük alt
özefageal sfinkter basıncı ve görece artmış mide içi
basıncıyla oluşur.
Küçük miktarda besinin ağızdan ve burun-dan geri
gelmesi kendini sınırlayan bir durumdur ve iyi gö­
rünen ve büyüyen bebekte kendi kendini güvence­
ye alma değerlidir.
Nadir görülse de yetersiz kilo alımı, solunumsal
bulgular, veya telaşlanma veya beslenmeye isteksiz­
lik daha detaylı inceleme gerektirir. Hastaneye yatış
düşünülebilir.
KUSMA
•
•
Kusma diyafram ve karın kaslarının kuvvetli ka­
sılması ile regürjitasyondan ayrılır. Kusmanın çok
sayıda sebebi vardır ve nadiren izole bir bulgudur.
Doğumdan itibaren kusma genellikle anatomik so­
runlara bağlıdır (örn. trakeoözefageal fistül, duo­
denal atrezi, ortabarsak malrotasyonu) ve sıklıkla
doğum sonrasında taburculuktan önce tanı konu­
lur.
Yenidoğanlarda kusma özgül olmayan fakat ciddi
bir bulgudur. Artmış kafa içi basınç (örn. Hırpa­
lanmış bebek sendromu), enfeksiyonlar (örn. idrar
yolu enfeksiyonları [İYE], sepsis, gastroenterit, me­
nenjit), hepatobiliyer hastalıklar (genelde sarılıkla
birlikte) ve doğumsal metabolizma bozuklukları
(genelde hipoglisemi ve metabolik asidozla birlik­
te) olası etiyolojik etmenlerdir.
235
Pilor stenozu çoğunlukla 6 hafta 6 ay arası bebekler­
de, safrasız, beslenmeyi takip eden kusma atakları
ile belirir. Klasik olarak batın muayenesinde zeytin
şeklinde kitle palpe edilir ve elektrolit düzeylerinin
ölçümüyle hipokloremik alkaloz tespit edilebilir
ama bu bulgular hasta bebeklerin %10'undan daha
azında saptanabilir. Tanı USG ve üst GI radyografi­
si ile konur. Tedavi elektrolit bozuklukları düzeltil­
dikten sonra cerrahidir.
Yenidoğanda safralı kusma aksi ispat edilene ka­
dar cerrahi acil kabul edilir.
İSHAL
•
6 aydan küçük bebeklerde dışkıda kan görülme­
sinin en sık sebepleri inek sütü ve ana) fissürdür.
Emzirilen bebekde annenin kanayan meme uçları
nedeniyle dışkıda heme proteini saptanabilir. Bak­
teriyel enterit kanlı dışkı nedeni olsa da yenidoğan­
da nadirdir.
• Hasta %5'den daha az dehidrate ise (dehidrate be­
beklerle ilgili detaylı bilgi için bkz. Bölüm 75) oral
rehidrasyon uygulanmalı ve hedef 150 cc/kg/gün
olmalıdır.
Dehidrate yenidoğanlar (ve rotavirüs nedeniyle
dehidrate olmak üzere olan yenidoğanlar) rehid­
rasyon için hastaneye yatırılmalıdır. Daha büyük
çocuklarda rutin elektrolit analizi faydalı olmasa
da <6 ay olan bebeklerde sodyum dengesizlikleri
daha yüksek insidansa sahiptir ve serum elektrolit
ölçümü tedaviye rehber olabilir.
Nekrotizan enterokolit genelde ciddi hastalık bul­
guları (örn. sarılık, letarji, ateş, zayıf beslenme ve
karında şişlik) eşlik etsede kanlı ishalle başvurabi­
lir. Karın grafisinde pnömotozis intestinalis, hepa­
tik portak hava veya serbest hava görülebilir. Teda­
vi barsaklann dinlendirilmesi, geniş spektrumlu
antibiyotikler (klindamisin, sefotaksim ve ampisil­
lin) ve çocuk cerrahisi konsültasyonunu içerir.
KARINDA ŞİŞLİK
Genelde gevşek karın kaslarına ve görece büyük ba­
tın içi organlara bağlı olarak yenidoğanlarda batın
çevresinin görece daha büyük olması normaldir.
Genelde yenidoğan rahat görünüyorsa, iyi besleni­
yorsa ve karnı yumuşaksa endişeye gerek yoktur.
KABIZLIK
Yenidoğanda seyrekleşmiş barsak hareketleri her
zaman konstipasyon anlamına gelmez. Dışkı özel-
236
•
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
likleri değişkendir, günde bir kaçtan haftada bir
kaça kadar değişen sıklıkta olabilir. Diğer taraftan
ağrılı, sert, kalem şeklinde, seyrekleşmiş dışkılama
altta yatan bozuklukları işaret eder.
Normal yenidoğanda mekonyum ilk 24 saatte çıka­
rılır. İlk 2 gün boyunca dışkılayamamak intestinal
stenoz/atrezi, Hirschsprung hastalığı ve mekon­
yum ileusu veya kistik fibrozis kaynaklı tıkaç nede­
niyle olabilir.
•
•
KARDİYORESPİRATUVAR
BULGULAR
Hızlı, işlevsiz soluklar ve siyanoz sağdan sola şantlı
siyanotik kalp hastalığını telkin eder (Bknz. Bölüm
74, Pediyatrik Kalp Hastalıkları).
Düzensiz, yüzeye! solunum ve siyanoz sepsis, me­
nenjit, serebral ödem veya intrakraniyal kanama
düşündürür.
Hırıltı ve retraksiyonların eşlik ettiği işlevsel solu­
num pnömoni, aspirasyon veya bronşiolit gibi has­
talıkları düşündürür.
Tüm siyanotik yenidoğanlar monitörizasyon, teda­
vi ve ileri araştırma için yatırılmalıdır.
SOLUNUM VE STRİDOR
BRONKOPULMONER DİSPLAZİ
•
•
•
Yenidoğanda burundan soluma genelde ma­
sumdur. Büyük bebeklerde ve çocuklarda görülen
enfeksiyöz stridor nedenleri (örn. krup) yenido­
ğanlarda nadirdir.
Yenidoğanda stridor sıklıkla konjenital anomaliye
bağlıdır. En sık görüleni laringomalazidir. Diğer se­
bepler vebler, kistler, atreziler, stenozlar, yarıklar ve
hemanjiornlardır.
Yenidoğanlar zorunlu olarak burun solunumu ya­
parlar ve uzun süre boyunca beslenebilirler (bibe­
ron veya meme ağız yolunu kapatır). Üst solunum
yolu enfeksiyonuna bağlı naza! konjesyon ciddi so­
lunum sıkıntısına yol açabilir. İzotonik damla ve sık
burun pompası kullanımı çoğunlukla etkilidir.
APNE VE PERİYODİK SOLUNUM
Yenidoğanda periyodik solunum normaldir.
Apne solunumun 20 saniye durmasıdır. Bra­
dikardi, siyanoz veya kas tonusunda değişiklik eşlik
ediyorsa bu süre daha az olabilir. Apne genellikle
ciddi bir hastalığı veya yaralanmayı gösterir ve ileri
inceleme ve hastaneye yatırılarak monitörize edil­
meyi gerektirir (Bknz. Hayatı Tehdit Eden Olaylar).
Apne yenidoğanlarda RSV kaynaklı bronşiolitin
ilk bulgusu olabilir ve çoğunlukla hışıltıdan (whe­
ezing) önce görülür. Bronşiolit durumunda apnesi
kanıtlanmış olan yenidoğanlar ve bebekler hasta­
lığın diğer bulguları hafif olsa dahi hastaneye ya­
tırılmalıdır. Küçük bebeklerde apne aynı zamanda
boğmaca ve klamidya enfeksiyonları ile ilişkili ola­
bilir.
SİYANOZ VE MORARMA ATAKLAR!
Birçok hastalıkta siyanoz görülebilir ve bunları
ayırmak zorlayıcı olabilir. Y ine de bazı belirti pa­
tenleri yardımcıdır.
•
•
•
Uzun süre mekanik ventilatöre bağlı olan ve yeni­
doğan yoğun bakımda (YYB) kalan prematüre be­
beklerde rezidü akciğer hasarı ve bronkopulmoner
displazi (BPD) oluşabilir. BPD'si olan bebekler evde
oksijen, diüretik, bronkodilatötör veya steroid kul­
lanabilir.
BPD'si olan bebeklerin bronşiyolit, pnömoni, de­
hidrasyon, sepsis, reflüye bağlı aspirasyon ve kon­
jestif kalp yetmezliği gibi akut hastalık nedeniyle
solunumu kötüleşebilir.
BPD'li bebeklerde akut solunum kötüleşmesinin en
sık sebebi alt solunum yolu enfeksiyonlarıdır. RSV
enfeksiyonları daha sık ve daha ciddidir.
BPD ataklarının temel tedavisi oksijen ve bronko­
dilatörlerdir. Klinik duruma göre antibiyotik, has­
taneye yatış ve mekanik ventilasyon gerekebilir.
SARILIK
•
Sarılığın çok sayıda sebebi vardır ve hepsi ilk geli­
şen bulgu ve hastanın yaşı ile ilişkilidir.
Hayatın ilk 24 saatinde oluşan sarılık patolojiktir.
En olası tanılar ABO veya Rh uyumsuzluğu, kon­
jenital veya edinilmiş enfeksiyonlar veya ciddi mo­
rarma ya da sefa! hematoma neden olan doğum
travmalarıdır.
• Yaşamın 2. veya 3. gününde gelişen sarılık genelde
fizyolojiktir. Klasik olarak bilirubin yükselişi yavaş­
tır ve 6 mg/dl'nin üstüne çıkmaz. Emzirilen bebek­
lerde daha sıktır ve nadiren tedavi gerektirir.
• Yaşamın üçüncü gününden sonra oluşan sarılık ge­
nelde patolojiktir. Olası sebeplerin bazıları sepsis,
konjenital veya edinilmiş enfeksiyonlar (örn. İYE),
konjenital hemolitik anemiler, anne sütü sarılığı,
hipotiroidizm ve hepatobiliyer hastalıklardır.
BÖLÜM 69 • YENİDOGAN ACİLLERİ VE SIK GÖRÜLEN YENİDOGAN SORUNLAR!
TABL069-3
23 7
Hayatı Tehdit Eden Olay Nedeniyle Başvuran Hastalarda Rapor Edilen Son Tanılar
SIKTANILAR
DAHA AZ GÖRÜLEN TANILAR
NADİR TANILAR
Nöbet/ateşli nöbet
Gastroözefageal reflü
Solunum yolu enfeksiyonu (üst veya alt)
Benign süreçlerin yanlış değerlendirilmesi,
örn. periyodik solunum
Kusma/öksürük atakları
Boğmaca
Şiddete bağlı yaralanma
Zehirlenme
Ciddi bakteriyel enfeksiyon
Elektrolit bozuklukları (glukoz dahil)
Aritmiler ve diğer kardiyak süreçler
Anemi
Nefes tutma atakları
Metabolik hastalıklar
Anatomik maksilofasyal tıkanıklık
Benign nedenlerden şüphelenilen iyi görünen be­
beklerde tanısal inceleme direk ve indirek bi-lirubin
seviyelerinin ölçümünü kapsar. Diğer patolojik ne­
denlerden şüpheleniliyorsa ayırıcı tanılar (lomber
ponksiyon dahil sepsis araştırması, periferik yay­
ma, retikülosit sayımı, karaciğer fonksiyon testleri)
incelemeyi yönlendirir. Sepsisten şüphelenilmişse
ampirik antibiyotik mutlaka başlanmalıdır.
Hiperbilirubinemi için fototerapi ve kan değişimi
(Exchange transfusion) limitleri AAP'deki nomog­
ramlarda belirtilmiştir ve http://aappolicy.aappub­
lications.org/cgi/content/full/pediatrics; 114/ 1/297
adresinden bulunabilir.
AGIZDA PAMUKÇUK
Pamukçuk acile başvuru nedeni olabilir çünkü
ağızda görülen beyazlık beslenme nedeniyle olu­
şabilecek ciddi lezyonlar nedeniyle ebeveynleri ra­
hatsız edebilir. Kandida kaynaklı ağız içi lezyonlar
beyaz ve bitişiktir ve dil, dudaklar veya yanak mu­
kozası üzerinde olabilir.
• Tedavisi oral nistatinli gargaranın topikal uygu­
lanmasıdır.
HAYATI TEHDİT EDEN OLAYLAR
Hayatı tehdit eden olay (HTEO) bakıcıyı korkutan;
apne, renk değişikliği (solgunluk, pletora veya siya­
noz), kas tonusu değişikliği (gevşek yada sert), ök­
sürük veya öğürmenin değişik kombinasyonlarıdır.
HTEO acil hekiminin altta yatan hastalığı araştır­
ması gereken bir bulgudur (veya bulguların topla­
mıdır). HTEO'daki birçok bulgu normal veya bek­
lenen bebek fenomenine uyabilir (örn. periyodik
solunum, reflü, akrosiyanoz) fakat tehlikeli etiyolo­
jiler de mümkündür.
Dikkatli bir hikaye ve muayene benign ve ciddi ne­
denleri ayırt etmede yararlıdır. Prematürite, solu­
num ve beslenme güçlükleri, açıklanamayan şekil­
de ölen kardeşler, ölü doğumlar veya düşükler gibi
özgeçmiş bilgilerinin yanı sıra
olayın gelişimi, eşlik eden diğer olaylar (beslenme,
uyku, kusma, vb.), renk veya tonus değişikliği ve
enfeksiyöz maruziyetler özellikle sorgulanmalıdır.
HTEO için geniş ayırıcı tanı listesi Tablo 69-3'de
yer almaktadır.
Bebeklerde gastroözefageal reflü hastalığı (GÖRH)
sık görülür ve genelde mide içeriğinin özefagusa
geri kaçması ile görülen fizyolojik bir süreçtir. Pa­
tolojik vakalarda ciddi huzursuzluk, gelişme geri­
liği ve aspirasyon gibi komplikasyonlar görülebilir.
HTEO incelemesinde GÖRH sorun oluşturabilir
çünkü acile başvurusu hem fizyolojik hem de pato­
lojik sebeplere bağlı olabilir.
HTEO incelemesi hikaye ve hastanın acil servisteki
durumuna göre şekillenir.
Kesin tanısı olan stabil hastalar (örn. acilde, başvu­
ruya sebep olan atakla aynı şekilde oluşan tanıklı
nöbet) etiyolojiye uygun olarak yönetilebilir.
Stabil olmayan hastalar Çocuk İleri Yaşam Desteği
(PALS: Pediatrik advanced life support) klavuzuna
göre resüste edilmelidir ve ayırıcı tanı ve tanısal tet­
kikleri kesin tanısı olmayan stabil hastalar (en geniş
hasta grubu) ile benzerdir.
Tanısı kesin olmayan stabil hastalar en geniş gru­
bu oluşturur. Gerekli tetkikler (AKG, hemogram,
metabolik panel, glukoz, EKG, kraniyal BT ve fun­
doskopik inceleme) hikaye ve fizik muayeneye göre
şekillendirilir ve genelde hastane ekibine göre deği­
şir.
2 aydan küçük bebekler için genelde yatış gerekli­
dir. 2 aydan büyük, kesin ve benign tanısı olan (örn.
öksürük atakları olan refüi) kuvvetli sosyal desteği
olan, güvenilir ebeveynleri olan, yakın takip edi­
lebilecek bebekler hem hekim hem de anne-baba
tanıdan ve klinik seyirin hafif olduğundan eminse
taburcu edilebilir.
Ev tipi apne monitörlerinin sonuçları etkilediği
gösterilmemiştir ve önerilmez.
238
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
ANİ BEBEK ÖLÜMÜ SENDROMU
•
Ani bebek ölümü sendromu (ABÖS) 1 yaştan kü­
çük bebeklerde, hikaye, fizik muayene, otopsi veya
olay yeri incelenmesi ile açıklanamayan beklenme­
dik ölümdür.
Rigor mortisi olanlar, livedosu olanlar, başvuru
pH'sı <6 olanlar, açıklanabilir çevresel maruziyet
olmaksızın hipotermik olanlar dışındaki hastalar
PALS klavuzuna göre resusite edilmelidir.
• Resusitasyon başarısız olursa tedaviyi veren hekim
ölümü adli tabibe bildirmeli fakat adli tabip otopsi
sonrasında imzalayacağı için ölüm belgelerini dol­
durmamalıdır. Hekim aynı zamanda birincil bakım
veren hekimi, din görevlisinin ve sosyal hizmetler
görevlisini de dahil etmelidir (aileyle konuştuktan
sonra).
ŞEKİL 70-1. 3 yaşındaki bir çocukta timpanik membra­
nın dışa doğru şişkinliği ve orta kulak boşluğunda eksudatif
materyal ile görülen akut otitis medya (Dr. Shelagh Cofer'in
izniyle, Department ofOtolaryngoloy, Mayo Clinic).
GÖZ, KULAK, BURUN VE
70 BOGAZIN
SIK GÖRÜLEN
Timpanik membranın (TM) arkasında şişkinlik
oluşturan birikim (Şekil 70-1), hareketsiz TM, orta
kulakta kemik yapıların görüntülenememesi ve
TM üzerinde büller (büllöz mirinjit) bulgular ara­
sındadır.
ENFEKSİYONLARI
David M. Spiro
Çeviri: Volkan Arslan
AKUT OTİTİS MEDYA
TANI VE AYIRICI TANI
Kesin tanıyı koymak en önemli basamaktır.
Akut otitis medyanın tanımlanması için (A) akut
başlangıç ( <48 saat), (B) orta kulak efüzyonu (Şekil
70-1) ve (C) orta kulak infla-masyonunun belirti ve
bulguları olması gereklidir. Tek başına kırmızı TM
kulak enfeksiyonunu göstermez. Ateş, uzun süre
ağlama ve vira) enfeksiyonlar TM'nın hiperemisi­
ne neden olabilir. Normal TM saydamdır ve parlak
gridir (BkNz. Şekil 70-2).
Akut otaljinin en sık nedenleri AOM, efüzyonlu
otitis medya, dış kulak yolunda yabancı cisim ve
otitis eksternadır.
EPİDEMİYOLOJİ
Akut otitis medya (AOM) acil servis başvuruları­
nın %13'ünü oluşturur.
Erkeklerde, kreşe giden çocuklarda, dumana ma­
ruz kalan çocuklarda ve AOM aile hikayesi olanlar­
da insidans daha yüksektir.
En sık etkenler Streptococcu pneumoniae (%31)
ve tiplendirilemeyen Haemophilus influanze'dır
(%56).
PATOFİZYOLOJİ
Ortak kulak hastalıkları patogenezinde anormal
çalışan östaki borusu baskın olarak yer alır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
En sık 6-36 ay arasındadır.
Ateş, zayıf beslenme, huzursuzluk, kusma, kulak
ağrısı ve kulakta akıntı görülebilen belirtilerdir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
AOM tanısı konulan tüm çocuklarda ağrının tedavi­
si zorunludur. TM'nda perforasyon yok ise, benzo­
kain-antipirin içeren topikal analjeziklerin kullanı­
mı rutindir. AOM'de tercih edilen oral analjezik 10
mg/kg/doz İbuprofen'dir.
BÖLÜM 70 • GÖZ, KULAK, BURUN VE BOGAZIN SIK GÖRÜLEN ENFEKSİYONLAR!
•
239
Mostoidit AOM'da en sık görülen, ciddi komplikas­
yondur. Şüphelenildiği zaman mastoid BT çekilme­
lidir. Tanı doğrulanırsa KBB uzmanı ile konsülte
edilmeli ve iV antibiyotik başlanmalıdır.
OTİTİS EKSTERNA
EPİDEMİYOLOJİ
•
Otitis eksterna (OE) kulak kepçesi, dış kulak yolu
(DKY) ve TM yüzeyini etkileyen inflamatuvar bir
süreçtir. Sıklıkla eş zamanlı da görülebilen Pseudo­
monas aeruginosa, Staphylococcus epidermidis ve
Staph. aureus nedeniyle oluşur.
PATOFİZYOLOJİ
•
ŞEKİL 70-2. 6 yaşında bir çocukta normal sağ timpanik
membran (Dr. Shelagh Cofer'in izniyle, Department of Oto­
laryngoloy, Mayo Clinic).
OE çocuğun yüzmesi sırasında olduğu gibi genelde
epitel dokunun hiperhidrasyon ve maserasyonu so­
nucu koruyucu etkenlerin azalması ile oluşur.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
AOM için "bekle ve gör" tedavisi uygulana-bilir.
Aileye reçete verilerek 48 saat boyunca yapacakları
anlatılır ve çocuk düzelmezse reçete tamamlanır.
Takip eden durumlardan herhangi biri varsa anti­
biyotilk tedavisi hemen başlanmalı: yaş <6 ay, bağı­
şıklık yetmezliği, hasta görünüm, yakın dönemde
antibiyotik kullanımı veya bakteriyel enfeksi-yon
tanısı.
• Günde 2 kez 40-50 mg/kg/doz amoksisillin PO
komplikasyonsuz AOM için ilk tercihtir.
• İkinci sıradaki alternatifler günde 2 kez 40-50 mg/
kg/doz amoksisillin/klavulonat, günde 2 kez 5 mg/
kg/doz sefpodoksim PO, günde 2 kez 15 mg/kg/doz
sefuroksim aksetil PO, günde 2 kez 7 mg/kg/doz
sefdinir PO ve 50 mg/kg/gün seftriaksom IM'dir.
Bu ilaçlara karşı alerjisi olan hastalarda ilk gün 10
mg/kg/tek doz PO ve takip eden 4 gün bo-yunca
günde 1 kez 5 mg/kg/doz azitromisin kullanılabilir.
• AOM olan 30 günden küçük bebeklerde grup B
Streptokok, Staphylococcus aureus, ve gram negatif
basil enfeksiyonu riski vardır. Bu bebekler sepsis
olasılığına karşı tetkik ve tedavi edilmelidir.
• Komplikasyonsuz AOM'da belirtiler 48-72 saaat
içinde düzelir; fakat orta kulak efüzyonu 8-12 hafta
kalıcı olabilir. Belirtiler aynı kalmıyor veya kötüleş­
miyorsa rutin takip gerekli değildir.
•
En sık ilkbahar ve yaz aylarında, ve en sık 9-19 yaş
arasında görülür.
Kulak ağrısı, kaşıntı ve ateş olası belirtilerdir.
DKY'nun eritemi, ödemi, DKY'nda beyaz eksuda,
tragus veya kulak kepçesi hareketi ile hassasiyet ve
periauriküler veya servikal lenfadenopati bulgular
arasında yer alır.
TIN VE AYIRICI TANI
OE tanısı klinik belirti ve bulgulara dayanır. Dış
kulak yolunda yer alabilecek herhangi bir yabancı
cisim olası debris temizlenerek kontrol edilmelidir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Kulak yolunu ince bir tele tutturulmuş olan küçük
bir pamuk parçası ile temizlemek ilk basamaktır.
DKY ödem nedeniyle kapalı ise fitil yerleştirimeli­
dir.
Hafif OE %2'lik asetik asit gibi asitleyici ajanlarla
tedavi edilebilir.
İhtiyaç halinde 6 saatte bir 10 mg/kg/doz ibuprofen
gibi oral analjezikler verilebilir.
Flurokinolon içeren kulak damlaları neomisin içe­
renlere tercih edilmektedir. Günde 2 kez 3 damla
%2 siprofloksasin ve %1 hidrokortizon (Cipro HC)
veya günde 2 kez 10 damla %0.3 ofloksasin kulla­
nılabilir. TM rüptürü varsa veya şüpheleniliyorsa
ofloksasin kullanılır.
240
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
Auriküler selülit varsa oral antibiyotikler endikedir.
48 saatte düzelme olmazsa kontrol önerilir, aksi
halde takip gerekli değildir.
•
3-4 gün içinde antibiyotiğe yanıt alınamazsa öne­
rilmektedir.
AKUT BAKTERİYEL SİNÜZİT
EPİDEMİYOLOJİ
Sinüzit alerji veya enfeksiyona ikincil olarak oluşan
akut, subakut veya kronik olabilen inflamatuar bir
süreçtir.
Üst solunum yolu enfeksiyonlarının (ÜSYE) yakla­
şık %8'inde akut sinüzit gelişir.
PATOFİZYOLOJİ
•
Sinüs açıklıklarının mukus veya inflamasyonla tı­
kanması akut sinüzitin temelidir.
Çocuklarda ana patojenler Strep. Pneumoniae,
Moraxella catarrhalis ve tiplendirilemeyen H.
influenzae'dır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Akut sinüzit dirençli burun akıntısı (10-30 gün sü­
ren) ve ciddi bulgularla (>39°C ateş, pürülan akın­
tı, baş ağrısı ve sinüsler üzerinde lokalize şişkinlik,
hassasiyet veya kızarıklık) ilişkilidir.
Frontal veya maksiller sinüsler üzerinde per­
küsyon veya basıyla tekrar eden tek taraflı hassasi­
yet akut enfeksiyonu gösterebilir.
TANI VE AYIRICI TANI
Tanı görüntüleme kullanılmaksızın klinik olarak
konur.
7 günden kısa süren burun akıntısı genelde vira!
ÜSYE düşündürür ve akut sinüzit ile karıştırılma­
malı ve tedavide antibiyotik kullanılmamalıdır.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Hafif-orta derece sinüziti olan çocuklar 10-14 gün
yüksek doz amoksisillin (günde 2 kez 40-45 mg/kg/
doz) ile tedavi edilir.
Bulguları ağır olan, kreşe giden veya yakın zaman­
da antibiyotik kullanan çocuklara sefalosporin
reçete edilmelidir. Sefprozil (2x7,5-15 mg/kg/doz
PO), sefuroksim (2xl5 mg/kg/doz PO) veya sefpo­
doksim (2x5 mg/kg PO) kullanılabilir.
İntranasal steroidlerin faydası gösterilmiştir ve ilk
STOMATİT VE FARENJİT
EPİDEMİYOLOJİ
•
Herpanjina, el-ayak-ağız hastalığı (EAAH) ve her­
pes simpleks gingivostomatiti virüs kaynaklı etiyo­
lojik sebeplerdir.
• Farenjitin çoğunluğu Epstein-Barr virüsünün de
(EBV) dahil olduğu vira! etmenlere (%85) bağlıdır.
• Grup A �-hemolitik Streptokok (GABHS) en sık kış
sonu ve ilkbahar başında ve 5-15 yaş arasında görü­
lür. İki yaşın altında nadirdir.
PATOFİZYOLOJİ
•
GABHS ve Neisseria gonorrhoeae hızla tanı konul­
ması gereken bakteriyel ajanlardır.
• GABHS tanınması ve tedavisi supuratif komplikas­
yonların ve akut romatizma! ateş sekelinin önlen­
mesi açısından önemlidir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Herpanjina, tonsiller ve yumuşak damağın vezikü­
ler enantemine neden olur. Ağrılı veziküllere ateş
ve disfaji eşlik edebilir.
• EAAH genelde damak, bukkal mukaza, diş eti ve
dilde maküllerle başlar ve veziküle dönüşür. Benzer
lezyonlar el ve ayak ayalarında ve kalçalarda görü­
lebilir.
Herpes simpleks gigivostomatiti genelde ani başla­
yan ateş, huzursuzluk ve ödemli, kırılgan diş etleri
nedeniyle azalmış oral alım ile belirir. Anterior oral
kavitede ülsere veziküler lezyonlar görülür.
GABHS farenjitinde boğaz ağrısı, ateş, baş ağrısı,
karın ağrısı, büyümüş anterior servikal lenf nodla­
rı, damakta peteşi ve hipertrofık tonsiller görülür.
GABHS farenjitinde öksürük, burun akıntısı, la­
renjit, stridor, konjuktivit ve ishal beklenmez.
EBV genelde streptokokkal farenjite benzer şekil­
de kendini gösterir. Ateş, boğaz ağrısı ve yorgunluk
sıktır. Servikal lenfadenopati ve hepatosplenome­
gali eşlik edebilir.
BÖLÜM 70 , GÖZ, KULAK, BURUN VE BOGAZIN SIK GÖRÜLEN ENFEKSİYONLAR!
TANI VE AYIRICI TANI
Herpanjina, EAAH ve herpes simpleks tanısı kli­
niktir.
• GABHS tanısı için güncel klavuzlar Centor kriter­
lerini tavsiye eder: (a) tonsiller eksuda, (b) hassas
anterior servikal lenfadenopati, (c) öksürük olma­
ması, (d) ateş hikayesi. İki veya daha fazla kriter
varsa hızlı antijen testi ve/veya kültür yapılmalıdır.
Hızlı antijen testi negatif ise emin olmak için boğaz
kültürü gereklidir.
• EBV tanısı genelde kliniktir. 2 yaş altında çocuk­
larda monospot testi duyarlı değildir ve hastalığın
ilk haftasında genellikle negatiftir. Alınmışsa he­
mogramda atipik lenfositlerin çoğunlukta olduğu
lenfositoz görülür.
•
SERVİKAL LENFADENİT
EPİDEMİYOLOJİ
• Akut, tek taraflı servikal lenfadenit genelde Staph.
aureus veya S. pyogenes kaynaklıdır.
• Bilateral servikal lenfadenit EBV ve adenovirüs gibi
viral etkenlere bağlıdır.
Kronik servikal lenfadenit daha nadirdir ama Bar­
tonella henselae (oküloglandüler ateş olarak da bili­
nir) veya Mycobacterium türleri ile oluşabilir.
PATOFİZYOLOJİ
• Enfeksiyöz ajanlar lenfatikler yoluyla lenf nodları­
na taşınır.
• Lenf nodları lenfatik sıvıyı antijenden temizler, len­
fositler çoğalır ve lenf nodu büyür.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Herpanjina, EAA ve herpes simpleks tedavisi des­
tekleyicidir. Ibuprofen ve tylenol kombinasyonu
gibi sistemik analjezikler düşünülebilir. Bazen oral
narkotikler gerekebilir. Çocuk sıvı alamıyorsa IV
hidrasyon gerekir.
• GABHS varlığında hızlı antijen testi veya kültür
sonucu pozitif ise antibiyotik kullanılabilir. Seçe­
nekler çocuklarda 2x250 mg PO, adölesan ve eriş­
kinlerde günde 2x500 mg PO penisilin (PCN) V,
1.2 milyon U benza-tin PCN G IM (27 kilodan
hafif hastalarda 600000 U) veya 1O gün boyunca
2xl 0-20 mg/kg/doz PO eritromisin etilsuksinatdır.
Bulgular gerileyene kadar antipiretik ve analjezikler
reçete edilmelidir.
• EBV genelde kendini sınırlar ve sadece ateş düşü­
rücü, sıvı ve istirahati içeren destek tedavi gerekli­
dir. Ağır hastalık durumunda 0,5 mg/kg deksame­
tazon PO (maks. 10 mg/gün) reçete edilebilir.
241
•
Akut servikal lenfadenit genelde kızarıklığı eşlik
ettiği hassas nodüllerle belirir.
Bilateral lenfadenit genelde 3-5 günden sonra ken­
diliğinden düzelen, lastik kıvamında lenf nodları
ile karakterizedir.
Bartonella henselae kedi tırmalaması sonucu aynı
tarafta oluşur ve bazen konjuktivit ve ateş eşlik eder
(oküloglandüler ateş).
TANI VE AYIRICI TANI
•
Tanı çoğunlukla kliniktir. Staph. aureus veya Strep.
pyogenes ile oluşan Sialoadenit (tükrük bezlerinin
enfeksiyonu) ayırıcı tanıda unutulmamalıdır. Ma­
lignite (sert, hareketsiz, hassas olmayan) ve derin
boyun enfeksiyonları (ateş ve tortikolliz gibi siste­
mik bulgular) da akılda tutulmalıdır.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Akut servikal lenfadenit tedavisi için günde 2 kez
15-20 mg/kg/doz amoksisilin klavulonat veya gün­
de 3 kez 10-13 mg/kg/doz klindamisin kullanılabi­
lir.
• Hareketli kitle varsa antimikrobiyal tedaviye ek
olarak insizyon ve drenaj gerekebilir.
• Akut bilateral servikal lenfadenit vakalannın çoğu
vira! kaynaklı reaktif büyümelerin sonucudur ve
antibiyotik olmadan düzelir.
Kronik servikal lenfadenit vakalannda cerrahiye ek
olarak düzenlenen antibiyotik tedavisi uygulanır.
242
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
71
6 aydan küçük çocuklarda stridor genelde konjeni­
tal nedenlere bağlıyken 6 aydan büyük çocuklarda
edinilmiş hastalıklar vardır. Tablo 71- 1 'de sık görü­
len edinilmiş nedenler sıralanmaktadır.
STRİDOR VE AGIZDAN
SALYA GELMESİ
Kathleen M. Adelgais
Çeviri: Volkan Arslan
• ÜST HAVAYOLU TIKANIKLIGI
PATOFİZYOLOJİ
EPİDEMİYOLOJİ
Üst solunum yolu (ÜSY) tıkanıklığına yol açan has­
talıklar acil servis başvurularının önemli bir kısmını oluşturur. Bu hastalıkların bazıları sık görülen
masum hastalıklar olup bazılar ise nadir görülen ve
hayatı tehdit eden hastalıklardır.
TABLO 71-1
Stridor ÜSY tıkanıklığının ortak fiziksel bul­
gusudur. İnspiratuvar, ekspiratuvar veya karışık
olabilir.
Stridor yarı kapanabilen dar havayolundan geçen
hava akımının ventüri etkisi ile oluşur. İnhalasyonla
merkezde kenarlara göre daha çok artan basınç ha­
vayolunun kapanmasına neden olur, tıkanıklık olu­
şur ve türbülan hava akımı stridor sesini oluşturur.
Sık Görülen Stridor Sebepleri
EPİGLOTİT
PERİTONSILLER
ABSE
RETROFARINGEAL
ABSE
YABAMCI CİSiM
ASPİRASYONU
VİRAL KRUP
BAKTERİYEL
TRAKEIT
Etiyoloji
Parainfluenza
virüsler
(genelde
RSV ve
rinovirüs)
Staphylococcus
aureus (en sık)
S.pneumoniae
Haemophilus
influenzae
Streptococcus
pneumoniae
S.aureus
H.injluenzae
Polimikrobiyal
S.pyogenes
S.aııreus
Oral anaeroblar
Polimikrobiyal
S.pyogenes
S.aureııs
Gram negatif
basiller
Oral anaeroblar
Değişken
Yiyecek
Fıstık
Ayçekirdeği
Balon/oyuncak
Yaş
6 ay-3 yıl
En sık 1-2 yaş
3 ay-13 yıl
Ortalama, 5-8
yaş
Bütün yaşlar
Tipik olarak
1-7 yaş
10-18 ay (en sık)
6 ay-5 yıl (nadir)
6 ay-4 yıl
>4 yaş nadir
Herhangi
6 ay-5 yıl en sık
%80< 3 yaş
Başlangıç
1-3 gün
2-7 gün vira!
ÜSYE
8-12 saat
içinde hızla
kötüleşir
Hızlı, saatler
Farenjiti takip
eder
ÜSYE veya lokal
travmayı
takiben 2-3 gün
içinde
Derhal veya
gecikmiş
olasbıiır
Pozisyonun
bulgulara
etkisi
Yok
Yok
Sırt üstü
kötüleşir,
ayakta ve çene
önde tercih
Sırt üstü kötüleşir Ense sertliği ve hiperekstansiyon
Stridor
İnspiratuvar ve
ekspiratuvar
İnspiratuvar ve
ekspiratuvar
İnspiratuvar
Az görülür
Ağırlaşınca
inspiratuvar
Yerleşime bağlı
Öksürük
Fok benzeri
havlama
Genellikle
kalın balgam
Yok
Yok
Yok
Sıklıkla
geçici veya
pozisyonel
Ses
Boğuk
Örtülü değil
Genelde
normal
Bazen kulak
tırmalayıcı
Örtülü
"sıcak patates"
"
Örtülü
sıcak patates"
"
Sıklıkla örtülü
sıcak patates"
Yerleşime bağlı
Glottiste veya
yukarısında
ise birincil
Salya
Yok
Nadir
Var
Sık
Var
Nadir-özefageal
ise sık
Disfaji
Duruma göre
Yok
Var
Var
Var
Nadir-özefageal
ise tipik
Radyolojik
görüntü
Subglottik
daralma
"çan kulesi"
Subglottik
daralma
Düzensiz
trakeal
sınırlar
Genişlemiş
epiglot
Kalınlaşmış
aryepiglotik
katlantılar
Yumuşak dokuda
genişlemiş
tonsiller
görülebilir
Kalınlaşmış,
kabartılı
retrofaringeal
yumuşak doku
Sıklıkla normal
Radyoopak
dansite olası
Tek yönlü vana
etkisi
Segmental
atelektazi
Genelde yok,
Yerleşime bağlı
BÖLÜM 71 • STRİDOR VE AGIZDAN SALYA GELMESİ
lazi, vokal kord paralizi ve subglottik stenozdur.
Daha nadiren havayolu hamanjiomları, vasküler
halkalar ve ağlar görülebilir.
6 aydan büyük hastalarda daha kısa süren stridor
karakteristik olarak viral krup, epiglotit, yabancı
cisim aspirasyonu, peritonsiller abse veya retrofa­
ringeal abse gibi kazanılmış nedenlerle oluşur.
Ayırıcı tanı ve hastalığın şiddeti görüntüleme (örn.
boyun yumuşak doku grafisi, akciğer grafisi veya
tomografisi, baryumlu grafi), kan testleri (örn. he­
mogram, kan kültürleri) veya endoskopi gibi ileri
tetkikleri gerektirir.
Direnç laminer akımda havayolu çapı üssü dört,
ve türbülan akımda havayolu çapı üssü beş ile ters
orantılıdır. Normal pediyatrik subglottiste 1 mm
ödem kesiti alanını %50 daraltır.
Hava supraglottik alandan glottik, subglottik ve
trakeaya doğru ilerledikçe artan yapısal destek sa­
yesinde inspirasyonda çökme azalır. Bu yapılar
(örn. trakeal halkalar) küçük bebeklerde yeterince
gelişmemiştir.
Ekspiratuvar stridor veya hışıltı (wheezig) distal
havayollarında ekspirasyon sırasında basıncın art­
ması sebebi ile daha fazladır. Basınç farkı nedeniyle
trakea boyunca yüksek laminer akım oluşur ve bu
da hışıltıyla sonuçlanır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
İnspiratuvar stridor larinkste veya daha yukarı sında (örn. supraglottik) tıkanıklık gösterir. Çoğu
zaman belirgin inspiratuvar ve ekspiratuvar değiş­
kenlik vardır.
Glottik veya subglottik tıkanıklarda daha dü-şük
şiddette olmakla beraber hem inspiratuvar hem de
ekspiratuvar stridor vardır. Trakea ve birinci bronş
seviyesindeki tıkanıklıklar da hem inspiratuvar
hem de ekspiratuvar olabilir fakat daha da düşük
şiddette stridor sebebidir.
Ekspiratuvar stridor genelde karinanın altındaki
bir tıkanıklığın göstergesidir.
Siyanoz olsa da olmasa da hipoksi olabilir. Olu­
şumu hemoglobin düzeyine ve periferik dolaşıma
bağlıdır. Üst solunum yolu tıkanıklığında siyanoz
kötüye işarettir.
Takipne, çekilme (subkostal, interkostal, suprakla­
viküler) ve burun kanadı solunumu veya başta sal­
lanma solunum eforunun arttığını gösterir.
Hırıltı alt solunum yolu hastalıklarında görülen,
hastalık şiddeti ile paralellik gösteren tanısal açıdan
değerli bir bulgudur.
TANI VE AYIRICI TANI
Üst solunum yolu tıkanıklığı tanısı solunum eforu­
nun artması ve stridorla birlikte klinik bulguların
incelenmesi ile konur.
Ayırıcı tanıda hastanın yaşı ve belirtilerin ilerleyişi
önemlidir.
6 aydan küçük çocuklarda belirtiler uzun sürüyor
ise konjenital stridor nedenleri akla gelir. Sık gö­
rülen konjenital sebepler laringomalazi, trakeoma-
243
YENİDOGANLARDA STRİDOR
EPİDEMİYOLOJİ
•
•
Laringeomalazi yenidoğan larinks sorunlarının
%60'ını oluşturur.
Vokal kord paralizi trakeomalaziden sonra en sık
görülen nedendir.
PATOFİZYOLOJİ
Gelişimsel olarak zayıf olan larinksin inspirasyonda epiglot, ariepiglotik katlantı ve aritenoidler dü­
zeyinde kapanması laringeomalaziye yol açar.
Vokal kord paralizi konjenital ya da edinse! olabilir.
Hikayede doğum travması, omuz çıkığı, makrozo­
mi, forsepsle doğum veya başka intratorasik ano­
mali olabilir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Laringeomalazi kaynaklı stridor ağlama veya huzursuzlukla kötüleşir; boyun ekstansiyonu ve sırt
üstü yatmakla düzelir.
Laringeomalazi kendini sınırlar ve %90 olguda ya­
şamın 18. ayına kadar düzelir.
Vokal kord paralizinin yol açtığı stridor ajitasyonla
veya viral enfeksiyonlara ikincil olarak kötüleşir ve
solunum yetmezliği veya siyanoz bulguları görüle­
bilir.
TANI VE AYIRICI TANI
Tanı klinik olarak öngörülebilir fakat kesin tanı fi­
beroptik laringeal inceleme ile konur.
Ayırıcı tanıda trakeomalazi, vasküler anomaliler,
yabancı cisim ve stridorun enfeksiyöz nedenleri
vardır.
244
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Laringeotrakeomalazi genelde kendini sınırlar fa­
kat nadiren solunum yetmezliği, gelişim geriliği,
apne veya beslenme sorunları ile ilişkilidir.
• Solunum yetmezliği ve vokal kord paralizi olan
hastalarda havayolu yönetimi dikkatlice yapılma­
lıdır: bilateral kord paralizi olan çocuklarda entü­
basyon zorlayıcı olabilir. Tüpün ucundaki koniyi
glottik açıklığa paralel olarak yerleştirip hafif iterek
ilerletirken çeyrek dönüş kadar çevirmek tüpün
geçmesini sağlayacaktır. Laringeal yapılara zarar
verebileceği için kuvvet uygulanmamalıdır.
• Hayatı boyunca hafif bulgular gösteren ve hipoksi
veya solunum sıkıntısı belirtisi olmayan hastalar
kesin tanı için ayaktan pediyatrik KBB bölümüne
yönlendirilebilir.
• Solunum sıkıntısı veya hipoksi belirtisi olan hasta­
lar hastaneye yatırılmalıdır.
VİRALKRUP
(LARİNGOTRAKEOBRONŞİT)
EPİDEMİYOLOJİ
•
•
Yenidoğan dönemi sonrasında oluşan stridorun
çoğunun sebebi viral kruptur ve genelde kendini
sınırlayan benign bir durumdur yine de nadiren
hayatı tehdit eden havayolu tıkanıklarına yol açabi­
lir.
Zirveyi 12-24 ay arasında yapmakla birlikte en sık
6 ay 3 yaş arasında görülür. 6 yaş sonrasında krup
nadirdir fakat 12-15 yaşa kadar görülebilir.
Krup mevsimseldir ve Kuzey Amerika'da en sık
sonbahar sonu ile kış başında görülür.
PATOFİZ YOLOJİ
•
Krup en sık parainfluenza (I, il ve III), sonrasında
influenza, RSV, adenovirüs, enterovirüs, rinovirüs
ve metapnömovirüs gibi viral enfeksiyonlarla olu­
şur.
• Bulaş enfeksiyonun hava ile yayılıp buruna ve fa­
rinkse girmesi ve sonrasında larinks ve trakeaya
yayılması ile oluşur.
• Özellikle subglottik larinks ve krikoid kıkırdak et­
rafındaki trakeanın viral invazyon ve sitotoksisite
kaynaklı inflamasyon ve ödemi üst solunum yolu
tıkanıklığına neden olur.
• Spasmodik krup alerji ve viral enfeksiyonla ilişkili
olabilen subglottik ödem kaynaklıdır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Krup tipik olarak 1-5 gün süren öksürük ve nezleli
prodrom sonrasında 3-4 günlük klasik havlar tarz­
da öksürük, stridor ve ses kısıklığı ile başlar. Belir­
tiler 3-4. günde en kötü halindedir ve sonra geriler.
• Spazmodik krup tipik olarak ani başlar ve artan
enfeksiyon bulguları olmaksızın geceleri oluşur ve
tekrar edebilir.
• Krup havlar tarzda öksürükten istirahatte olan stri­
dor ve solunum eforu ve hipoksiye kadar değişen
bir spektrumda görülür.
TANI VE AYIRICI TANI
•
•
Krup tanısı kliniktir.
Fizik muayenede klasik olarak havlar tarzda öksü­
rük vardır. Öksürüğe genelde inspiratuvar olan fakat
bifazik de olabilen stridorda eşlik edebilir. Stridor
ağlamayla birlikte olabilir veya dinlenme sırasında
görülebilir ve artmış solunum eforu eşlik edebilir.
• Krup için labaratuvar ve radyolojik incelemeye ge­
rek yoktur fakat epiglotit, bakteriyel trakeit veya
yabancı cisim aspirasyonu gibi ayırıcı tanılarda fay­
dalı olabilir.
Çekilirse boyun veya akciğer grafisinde kare şekil­
de olması gereken subglottik havanm kalem ucu,
kum saati veya çan kulesi görünümünde olduğu
görülür. Bu görüntü krup için duyarlı veya özgül
değildir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
Hastaları pulse oksimetre ile takip et ve hipoksik
olanlara oksijen ver.
• 0,15-0,6 mg/kg (en fazla 10 mg) deksametazon PO
veya IM ver. IV Deksametazon konsantre olduğu
ve kolay tolere edildiği için oral olarak kullanılabi­
lir. Nebülize budezonid (2 mg) orta ve ağır vaka­
larda yararlı olabilir. Hafif vakalar bile steroidden
faydalanır.
• İstirahatte iken stridoru olan ve solunum sıkm­
tısı bulunan hastalarda 0.05-kg/doz (en fazla 0.5
mi) %2.25'lik nebülize rasemik epinefrin çözeltisi
kullan. Alternatif olarak 0.5 mi/kg (en fazla Sml)
L-epinefrin kullanılabilir. Ajitte olunca stridor olu­
şan çocukların epinefrin ihtiyacı yoktur.
• Ağır vakalarda 70:30 oranında helyum+oksijen
karışımı (Heliox) entübasyon ihtiyacmı azaltabilir.
Heliox en fazla %40 oksijenle etkindir ve daha fazla
oksijen ihtiyacı olan hastalarda kullanışsızdır.
BÖLÜM 71 • STRİDOR VE AGIZDAN SALYA GELMESİ
TABLO 71-2
Krup Hastalarının Acilden
Taburculuk Kriterleri
Son epinefrin dozundan sonra 3 saat geçmesi
Toksik görünüm olmaması
Sıvı alımının iyi olması
Bakıcının çocuğun durumundaki değişiklikleri fark
edebilmesi ve gereği halinde hastaneye dönebilmesi
Ebeveynlerin telefonunun olması ve sosyal sorunlarının
olmaması
Gereği halinde entübasyon uygulanabilse de agresif
tedavi sonrasında yatırılan hastaların % l 'den azı­
nın entübasyon ihtiyacı olur. Entübasyon gerekti­
ğinde ise inflame mukozayı zedelememek için öne­
rilenden daha küçük çapta tüpler kullanılmalıdır.
Tablo 7l -2'deki kriterleri sağlamaları halinde çoğu
hasta taburcu edilebilir.
Dinlenme esnasında stridoru olan, takipneik, çe­
kilmeleri olan ve hipoksik veya ikiden fazla kez
epinefrin tedavisi kullanılan çocuklar hastaneye
yatırılmalıdır.
245
TANI VE AYIRICI TANI
• Tanı klinik olarak konur. Ciddi boğaz ağrısı, nor­
mal görümde orofarenks ve hyoid kemiğin hafif
hareketi ile oluşan ağrı epiglotit düşündürür.
Klasik bulguların görüldüğü hastalarda radyografi
gereksizdir.
Tanı şüpheli ise boyun ekstansiyonda iken yan bo­
yun grafisi çekilmelidir. Normal epiglot uzun ve
incedir fakat inflame durumda şişkin, bodur ve
başparmak gibi kaim görünür (Şekil 71-1).
Yanlış negatif radyografıler olasıdır ve klinik olarak
şüphe varsa epiglotun direk görüntüsü alınabilir.
Ameliyathanede anestezist ve KBB eşliğinde yapıl­
ması daha uygundur.
Hastaların %90'ında kan kültürleri pozitiftir ancak
epiglottan alınan kültürler daha az duyarlıdır.
Hemogramda lökositoz ve sola kayma görülebilir.
EPİGLOTİT
EPİDEMİYOLOJİ
Epiglotit hayatı tehdit eder ve her hangi bir yaşta
oluşabilir. Haemophilus influenzae aşısmın bulunu­
şundan sonra insidans ve demografıkleri belirgin
olarak değişmiştir çünkü olguların %25'den azı Ha­
emophilus kaynaklıdır ve ortalama yaş daha büyük
çocuklara ve erişkinlere doğru kaymıştır.
Aşılanmış çocuklarda çoğu vakanm sebebi Strepto­
coccus pyogenes, Staphylococcus aureus ve Strepto­
coccus pneumoniae gibi gram pozitif organizmalar­
dır.
Bağışıklık yetmezliği olan çocuklarda herpes, Can­
dida ve varisella epiglotit nedeni olabilir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Klasik olarak keskin başlangıçlı yüksek ateş, boğaz
ağrısı ve salyalanma vardır. Belirtiler hızla stridor
ve solunum güçlüğüne ilerleyebilir. Öksürük olma­
yabilir.
• Hastalar çoğunlukla kötü görünür ve havayolu
açıklığını sağlamak için tripod veya koklama po­
zisyonunu alabilir.
Büyük çocuklarda ve erişkinlerde bulgular silik
olabilir; stridor eşliğinde veya değil şiddetli boğaz
ağrısı ana şikayet olabilir.
ŞEKİL 71- 1. Epigloititi olan bir çocukta yan boyun grafisi
(Dr. W. McAlister, Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi, St .
Louis, MO. izniyle).
246
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
• Epiglotit durumunda havayolu devamlılığını sağla­
mak birincil öneme sahiptir ve acil ileri havayolu
yönetimi (medikal ve cerrahi) için erken hazırlık
yapmak gereklidir. Radyolojik tetkik gerekirse he­
kim eşliğinde götürülmelidir.
Hastayı dik olarak oturtun. Oksijen verin ve nebü­
lize rasemik veya L-epinefrin verin. Heliox vermeyi
düşünün.
• Epiglotit olan çocuklarda tam tıkanıklık veya apne
oluşur ise balon maske ile etkin ventilasyon sağla­
nabilir.
• Tanı konur konmaz en tecrübeli kişi tarafından
entübasyon uygulanmalıdır. Farklı boyutlarda en­
tübasyon tüpünün hazır olduğundan emin olun­
malıdır. Paralitik kullanılması planlanıyor ise entü­
basyon başarısından veya hastanın entübe edileme­
mesi halinde hızla cerrahi hava yolunun sağlanaca­
ğından emin olunmalıdır.
• İntravenöz (iV) antibiyotik tedavisi ancak hava
yolu yönetimi tamamlandıktan sonra düşünülme­
lidir. 50 mg/kg/doz IV sefuroksim, 50 mg/kg/doz
IV sefotaksim, 50 mg/kg/ doz IV seftriakson, gibi
geniş spektrumlu ampirik antibiyotikler kullanıla­
bilir. Sefalosporin direncinin yüksek olduğu bölge­
lerde 10 mg/kg/doz vankomisin eklenmelidir.
• Metilprednizolon 1 mg/kg IV 6 saatte bir veya 0,150,6 mg/kg IV deksametazon verilmelidir.
• Epiglotit olan tüm hastalar hastaneye yatırılmalı ve
yoğun bakımda izlenmelidir.
•
Hastalar genelde toksik görünür ve öksürük, stri­
dor (inspiratuvar ve ekspiratuvar), ses kısıklığı ve
koyulaşmış balgam görülebilir.
• Trakeitte disfaji nadirdir.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Yan boyun ve akciğer grafilerinde trakeada subg­
lottik daralma ve düzensiz "kabarık" kenarlar göz­
lenir (Şekil 71-2).
• Trakeal sekresyon ve kan kültürlerinde bakteri ve
antibiyotik duyarlılığı ve hemogramda lökositoz
tespit edilebilir.
BAKTERİYEL TRAKEİT
EPİDEMİYOLOJİ
•
Bakteriyel trakeit (membranöz laringotrakeobron­
şit) nadirdir. Sıklıkla vira) üst solunum yolu enfek­
siyonunu takip eden trakeanın bakteriyel enfeksi­
yonlarıyla oluşur.
• Trakeit 3 yaş altı çocuklarda daha sıktır ama 3 ay ile
13 yaş arası çocuklarda görülebilir.
• Sık görülen nedenleri S.aureus, S.pneumoniae veya
P-laktamaz üreten gram negatif organizmalardır
(H. influanzae ve Moraxella catarrhalis).
KLİNİK ÖZELLİKLER
• Trakeit bulguları ciddi krup ve epiglotit ile benzerlik gösterir.
ŞEKİL 71-2. Bakteriyel trakeiti olan hastanın yan boyun
grafısi ve düzensiz trakeal kenarlar (oklar) (Dr. W McAlister,
Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi, St. Louis, Mü izniyle).
BÖLÜM 71 • STRİDORVE AGIZDAN SALYA GELMESİ
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Yönetim epiglotitinkine benzer ve birincil ö-nem
havayolu devamlılığını sağlamaktır. Hastaların
%85'den fazlasında entübasyon gereklidir. Epiglo­
titte olduğu gibi ideal entübasyon koşulları içeri­
sinde sedasyon, paralizi, entübasyon ve bronkos­
kopi için hazırlanmış ameliyathane de yer alır. Acil
servis hekimi acil entübasyon için hazırlıklı olmalı
ve farklı boyutlarda tüplere sahip olmalıdır.
Başlangıç antibiyotik tedavisinde 50 mg/kg/doz
ampisilin/sulbaktam IV veya 50 mg/kg/doz seft­
riakson IV gibi üçüncü kuşak bir sefalosporin ile
10 mg/kg/doz klindamisin kombinasyonu tercih
edilebilir. Artmış S.aureus direnci olan bölgelerde
6 saatte bir 10 mg/kg vankomisin IV eklenebilir.
RETROFARİNGEAL ABSE
EPİDEMİYOLOJİ
Retrofaringeal abse nadir görülse de ikinci en sık
görülen derin boyun enfeksiyonudur. Sıklıkla 6 ay
6 yaş arası çocuklarda oluşur.
Retrofaringeal boşluktaki enfeksiyonlar aerob (örn.
P-hemolitik streptokok ve S. aureus) veya anaerob
(örn. Bakteriodes) ve gram negatif ( örn. Haemophi­
lus) organizmalarla oluşabilir.
ABD'de son yıllarda retrofaringeal abse insidansı
artmaktadır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Hastalar genellikle ateş, boğaz ağrısı, boyun ağrısı,
salyalanma, disfaji/odinofaji şikayetleri ile başvu­
rur. Disfaji ve beslenmeyi reddetme solunum sıkın­
tısından önce oluşur.
Hastalar genelde toksik görünür ve muayenede bo­
yunda şişlik veya tortikollise eşlik eden salyalanma
gözlenebilir.
Abse paketinin rüptürü nedeniyle oluşan havayolu
tıkanıklığı hızlı ve ölümcüldür.
Aspirasyon pnömonisi, ampiyem, mediastinit ve
juguler ven ve karotid arterde erozyon oluşabilir.
TANI VE AYIRICI TANI
Farinksin fizik muayenesinde posteriorda doluluk
tespit edilebilir. Ek olarak ense sertliği veya torti­
kollis, servikal adenopati, salyalanma ve ateş görü­
lebilir.
•
247
İnspirasyonda çekilen yan boyun grafisinde geniş­
lemiş retrofaringeal boşluk görülebilir. C2 verteb­
ranın iki katı veya C4 vertebranın yarısından daha
büyük çapta retrofaringeal boşluk tanıyı destekler.
Tanı için neredeyse %100 duyarh olan IV kontrsatlı
boyun BT tercih edilir.
Kan testleri tanı ve akut yönetimde nadiren fayda
sağlar.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Hızla havayolunu korumak birincil öneme sahiptir.
Stabil olmayan hastalar görüntüleme öncesinde en­
tübe edilmelidir.
• Abse içeriğinin miks floraya sahip olması nedeniy­
le antibiyotik seçimi zorlayıcı olabilir. 200 mg/kg/
gün ampisillin-sulbaktam 6 saatlik dozlara bölüne­
rek ve/veya klindamisin 25-40 mg/kg IV 6 saatlik
dozlara bölünerek verilebilir. Penisilin alerjisi olan­
larda klindamisin ve üçüncü kuşak sefalosporinler
önerilmektedir.
Steroidler havayolu inflamasyonunu azaltır ve selü­
litin abseye ilerlemesi engeller.
İnsizyon ve drenaj için KBB bölümü ile konsültas­
yon yapılmalıdır. Selülit ve bazı çok küçük abseler
antibiyotik ile düzelebilse de çoğu zaman cerrahi
gereklidir.
PERİTONSİLLER ABSE
EPİDEMİYOLOJİ
Peritonsiller abse en sık adölesanlarda ve genç eriş­
kinlerde görülür.
Çoğu vaka tek taraflıdır; <%10 bilateral olabilir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Bulgular ateş, boğaz ağrısı (genellikle tek taraflı),
disfaji, odinofaji ve boyun ağrısıdır.
Hastalarda ateş ve akut hastalık görünümüne ek
olarak trismus, salyalanma ve kabalaşmış "sıcak pa­
tates" sesi olabilir. Uvula etkilenen bölgeden uzak­
laşacaktır. Kural olarak etkilenen tonsil anterior ve
mediale kayar.
TANI VE AYIRICI TANI
Oral kavitenin dikkatlice incelenmesi çoğu zaman
peritonsiller abseyi onaylar veya dışlar. Uvula devi­
asyonu, yumuşak damakta yer değiştirme, trismus,
havayolunda tehlike veya lokal fluktuasyon veren
248
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
alanlar tanı için yeterlidir ve görüntülemeye gerek
yoktur.
Karışık vakalar için bilgisayarlı tomografi (BT)
veya USG yararlı olabilir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Hastaların çoğu acil serviste iğne ile drenajdan
sonra ayaktan antibiyotik ve analjezikle güvenle te­
davi edilebilir.
Küçük ve koopere olmayan hastalarda daha çok ol­
makla beraber bazen ameliyathanede forma! insiz­
yon ve drenaj gerekebilir.
• Parenteral antibiyotik tercihleri LO mg/kg klinda­
misin IV veya 50 mg/kg ampisilin-sulbaktamdır.
Oral seçeneklerden 45 mg/kg gün amoksisilin/
klavulonat ikiye bölünerek veya 10-20 mg/kg klin­
damisin 6-8 saatlik aralıklara bölünerek tercih edi­
lebilir.
• Taburcu edilen tüm hastalar için yakın takip zo­
runludur.
YABANCI CİSİM ASPİRASYONU
EPİDEMİYOLOJİ
• Yabancı cisim (YC) aspirasyonu her yıl 3000'den
fazla ölüme neden olmaktadır. En sık 1-3 yaş ara­
sında görülür. 6 aydan küçük çocuklarda sebep ge­
nelde iyi niyetle beslemeye çalışan kardeşlerdir.
• Sık olarak aspire edilen cisimler besin veya oyun­
caklardır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Klinik belirti ve bulgular aspire edilen cismin bo­
yutuna ve yerleşimine göre değişir. Hafif öksürük­
ten akut havayolu tıkanıklığı ve solunum yetmez­
liğine kadar değişebilir. Hastaların çoğu tamamen
belirtisizdir.
• Klasik öğretiye göre laringotrakeal bölgede bulu­
nan YCler stridora, bronşiyal YC'ler wheezinge
neden olur. Bulgularda örtüşme belirgindir; öyle
ki laringotrakeal YC aspirasyonlarının %30'unda
wheeze, bronşiyal YC'de de % 1 O stridor duyulur.
TANI VE AYIRICI TANI
• YC aspirasyonu tanısı için yüksek şüphe derecesi
gereklidir. Vakaların üçte birinde tanık olmadığı
veya ebeynlerin olayı hatırlamadığı düşünülürse
tek taraflı wheezing veya standart bronkodilatör
tedaviye yanıt vermeyen ti.im çocuklarda YC aspi­
rasyonu düşünülmelidir.
• Akciğer grafisi normal olabilir: trakeal YC'lerin
>%50'si, bronşiyal YC'lerin %25'i, 3 yaştan küçük
çocuklarda YC'lerin %75'den fazlası radyolusent­
tir. Tam tıkanıklık durumunda atelektazi oluşabi­
lir. Kısmi tıkanıklarda etkilenen tarafta asimetrik
havalanma artışı ile birlikte hava hapsi görülebilir.
Ekspiryum veya dekübit grafilerinin katkısı azdır.
• Boğulma benzeri hikaye veren, asimetrik solunum
sesleri olan ve YC telkin eden radyolojik bulguları
olan ti.im hastalarda kesin tanı ameliyathane şartla­
rında yapılan larigoskopi veya bronkoskopi ile ko­
nur.
• Üst solunum yollarındaki YC ayırıcı tanısında öza­
fageal yabancı cisimler de vardır: para benzeri yassı
cisimler trakeada ise radyolojik olarak sagital düz­
lemde (ön-arka akciğer grafisinde kalın bir çizgi
olarak görülür), özefagusta ise korona! düzlemde
(ön-arka akciğer grafisinde yuvarlak olarak görü­
lür) yerleşirler.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
• YC aspirasyonu veya havayolu tıkanıklığı kesin ise
havayolunu rahatlatmak için temel yaşam desteği
(TYD) uygulamaları derhal başlatılmalıdır.
• TYD manevraları başarısız olursa direk laringos­
kopi uygulanmalı ve Magill forsepsi ile yabancı
cisim çıkarılmaya çalışılmalıdır. YC görülemiyorsa
orotrakeal entübasyon yardımıyla YC'in bronşlara
doğru itilmesi hayat kurtarıcı olabilir.
• Stridoru veya solunum güçlüğü olan hasta-larda
koruyucu önlem olarak raseınik epinefrin veya he­
lioks verilebilir.
• Kesin tedavi için genellikle genel anestezi altında
rijit laringoskopi veya bronkoskopi gerekir.
• Proksimal havayolunda olan YC'ler hızla tedavi
edilmelidir fakat distal YC'ler ayaktan tedavi edil­
mek üzere ilgili uzman konsültasyonu sonrasında,
yakın takipten emin olunarak taburcu edilebilir.
BÖLÜM 72 • iNFANTVE ÇOCUKLARDA WHEEZiNG
İNFANT VE ÇOCUKLARDA
72 WHEEZİNG
KLİNİK ÖZELLİKLER
Donald H. Arnold
Çeviri: Volkan Arslan
WHEEZİNG
•
EPİDEMİYOLOJİ
Bir yaşından küçük hastalarda, wheezing %80 se­
bebi vira) bronşiolit kaynaklıdır ve üç yıl içinde or­
tadan kalkar.
TABLO 72-1
Wheezing hava girişi zorlaştıkça azalabilir.
Hava girişi ve yardımcı kasların kullanımı yatak
başı ölçümlerde en değerli olanlardır fakat hasta
yorulmuşsa azalabilir.
Çekilmeler rostral-kaudal yönde ilerler ve subkos­
tal, interkostal ve supraklaviküler yardımcı kaslar
kullanılır.
TANI VE AYIRICI TANI
Astım ve bronşit wheezing ataklarının çoğunu
açıklar fakat diğer sebeplerde unutulmamalıdır
(Tablo 72-1).
PATOFİZYOLOJİ
Wheezing yaygın ya da foka) tıkayıcı hava yolu has­
talığını gösterir.
Dinamik hava yolu basısı oto-PEEP ve artmış solu­
num eforu ve V/P uyumsuzluğu ile sonuçlanır.
V/P uyumsuzluğu hafif hipoksemiye neden olur
(>%92) ve minimal oksijen desteği ile düzelir. Daha
ciddi bir hipoksemi varsa pnömoni veya pnömoto­
raks düşünülmelidir.
249
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Kolaylaştırıcı olaylar tanımlanmalı ve wheezingin
yaygın mı foka) mi olduğu belirlenmelidir.
Hava girişinin yeterliliği, solunum eforu ve oksije­
nizasyon hızlıca değerlendirilmelidir.
Başvuru Bulgularına Göre Wheezing Ayırıcı Tanısı
BELİRTİLER, BULGULAR VE İÇERİK
OLASITANI
YARDIMCI TESTLER
Doğumdan itibaren beslenme ilişkili öksürme,
öğürme veya kusma
Gastroözefageal reflü
Trakeoözefageal fistül
Özefageal pH monitörizasyonu
Baryumlu grafı
Doğumdan itibaren çok sayıda alt solunum yolu
hastalığı veya enfeksiyonu; gelişim geriliği
Kistik fıbrozis
Siliyer diskinezi
Bağışıklık yetmezliği
Terde klor derişimi
Siliyer biyopsi
İmmünglobulin tahlili
Yaygın raller; taşikardi; hepatomegali; kardiyak
üfürüm
Soldan sağa şantlı konjenital kalp
hastalığı ve KKY
Miyokardit
AG; EKG; ekokardiyografı
Eşlik eden stridor; boyun fleksiyonu, ekstansiyonu
ve rotasyonuyla değişen pozisyon
Vasküler halka veya diğer büyük damar AG; BT anjiografı; baryumlu
bozuklukları; havayolunda polip veya
grafı; bronkoskopi
hemanjiom
Stridor ve ateş; hasta görünüm; salyalanma
Epiglotit
Boyun yumuşak doku grafıleri
Ani başlayan stridor ve/veya wheezing; öksürük
nöbeti hikayesi
Yabancı cisim aspirasyonu
Vokal kord disfonksiyonu (paradoksik
vokal kord hareketleri)
AG
Bronkoskopi
Fleksibl fiberoptik laringoskopi
Doğumdan itibaren olan pozisyonla veya
beslenmeyle veya üst solunum yolu
hastalıklarıyla artan stridor ve/veya wheezing
Trakeomalazi
Laringomalazi
Gözlemleme
Bronkoskopi
Takipne; ateş; raller; hırıltı
Pnömoni
AG
ÜSYE bulguları; mevsimsel salgınlar; burun
akıntısı
Bronşiyolit
Vira! antijen testleri
Wheezing ve öksürükle dönemsel alevlenmeler;
mevsimsel veya alejen maruziyeti sonrası;
bronkodilatörlere cevap
Astım
Solunum fonksiyon testi;
albuterol
denemesi; allerji testi
Kısaltmalar: KKY=konjestifkalp yetmezliği, AG=akciğer grafisi, ÜSYE=üst solunum )'Olu enfeksiyonu.
250
•
•
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
Bazaldeki ciddiyeti ve tedaviye yanıtı değerlendir­
mek için standart solunum sıkıntısı skoru kullanı­
malıdır.
Yorgunluk, baş dönmesi ve bilinç değişikliği solu­
num yetmezliğinin göstergesidir.
ASTIM
EPİDEMİYOLOJİ
•
Astım çocuklukta en sık görülen kronik hastalıktır.
Kuzey Amerika'da hastaneye yatışların en sık sebe­
bidir.
• Çocukların %57'sinde ataklar olur ve yılda 640.000
acil başvurusu sebebidir.
• Erken çocuklukta rinovirüs ve wheezingli hastalık­
lar 6 yaş sonrasında astımın öncülüdür. Diğer risk
faktörleri pasif sigara içimi, kırsal ev yapısı (ha­
mamböceği), aile hikayesi ve ırktır (]atin olmayan
siyahi çocuklar).
• Ölümcül astım daha önceki atakları hafif olan has­
talarda da görülebilir. Risk faktörleri yüksek mik­
tarda alerjen, duygusal stres, obezite, sağlık hiz­
metlerine ulaşma kısıtlılığı, uygunsuz tedavi, eski
solunum yetmezliği hikayesi, Afra-Amerikan ırk
ve dispne algısının azalmasıdır.
PATOFİZYOLOJİ
•
•
•
•
Esas patofizyolojik olay havayolu inflamasyonunun
artmış havayolu yanıtına ve tıkanıklığa neden ol­
masıdır. Her üç durumda düzeltilmelidir.
En sık görülen tetikleyiciler alerjenler, irritanlar ve
vira) ÜSYE'lerdir.
Bronkospazm, mıkozal ödem ve mukus plakları
değişken ve geri dönüşlü havayolu tıkanıklığı, dina­
mik hava akımı değişikliği ve V /P uyumsuzluğuna
sebep olur. Zamanla tıkanıklık geri dönüşsüz hale
gelebilir.
Atağın erken dönemlerinde hafif hipoksi ve hi­
pokapniye eşlik eden solunumsal alkaloz görülür.
Alveol havalanmasının azalması ve solunum eforu­
nun artmasıyla, doku hipoksisi, PaCO2 artar ve me­
tabolik asidoz solunumsal alkalozun önüne geçer.
Bu nedenle artan PaC02 solunum yetmezliğinin
göstergesi olabilir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Akut astım atağı hızla kötüleşen wheezing, öksü­
rük, nefes darlığı ve/veya göğüste sertlik sebebirdir.
•
•
•
•
•
•
Tüm ataklar yanıtsız astım (status astımatikus), so­
lunum yetmezliği veya ölümcül astıma ilerleyebilir.
Wheezing, öksürük, dispne ve ateş (kötüleştiren vi­
ra) hastalığa bağlı) en sık görülen akut astım atağı
başvuru nedenleridir.
Sessiz göğüs ciddi azalan ventilasyonun işaretidir
ve wheezing oluşturamayacak kadar azalmış hava
akımını gösterir.
Fizik incelemenin kritik bileşenleri bilinç durumu,
yardımcı kasların kullanımı, solunum sayısı ve os­
kültasyonda hava girişidir.
Hipoksi ajitasyona neden olabilirken hiperkapni
uykuya meyil sebebidir ve solunum yetmezliği ve
gelişmek üzere olan arresti gösterir.
End-tidal C02 monitörizasyonu yardımcı olabilir
fakat alveol boşalması bozulmuşsa PaC02 yüksel­
mesine duyarlı değildir.
NHLBI klavuzları pulsus paradoksus ve PEF veya
FEV ölçümünü önerir fakat acil şartlarında ölçüm
yapmak zordur.
TANI VE AYIRICI TANI
•
Sorulması zorunlu olan sorular şunlardır. (1) Has­
tanın astımı var mı? (2) Havayolu tıkanıklığının
ciddiyeti nedir? (3) atağı tetikleyen tedavi edilebi­
lecek bir sebep var mı?
• Wheezingi olan çoğu <3 yaş çocukta astım yoktur.
Wheezing, dispne veya öksürüğü olan >3 yaş çocuk
albuterole yanıt veriyorsa astım tanısı alabilir. Spi­
rometri ile FEV ölçümü standart kriterdir fakat <6
yaş veya solunum sıkıntısı olan çocuklarda genelde
yapılması mümkün değildir.
• Astımda akciğer grafisi endikasyonları ilk whee­
zing atağı, bronkodilatörle düzelmeyen lokalize
bulgular (doluluk veya ral) (olası yabancı cisim
veya pnömoni), belirgin göğüs ağrısı (olası pnömo­
toraks) veya hava akımını kısıtlamayan solunum
sıkıntısıdır. Vira) enfeksiyonların en sık görülen
tetikleyici olması nedeniyle hastaların çoğu ateş­
le başvurur. Sadece ateş olması akciğer grafisi en­
dikasyonu değildir. Akciğer grafisi bulguları artmış
havalanma ve atelektazidir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Akut ciddi atak geçiren hasta hızla tanınmalı ve te­
davisi hızla başlanarak solunum yetmezliği önlen­
melidir.
BÖLÜM 72 • iNFANT VE ÇOCUKLARDA WHEEZiNG
•
•
•
•
•
Satürasyon <95 ise oksijen verilmelidir. Sa­
türasyonu %95 ile %98 arasında tutacak şekilde ok­
sijenin tire edilmesi V /P uyumsuzluğunu daha hızlı
düzeltebilir.
Tedavide başrol ölçülü inhaler (her 20 dakikada
4-8 puf x 3 doz sonrasında her 1-4 saatte tekrar);
aralıklı nebül (0,15 mg/kg veya 20 dk'da bir 2.5 mg
x 3 doz sonrasında 0.15-0.3 mg/kg en fazla 10 mg
her 1-4 saatte) veya devamlı nebül (0.5 mg/kg/sa)
olarak verilen albuterolündür.
Nebülize albuterolle birlikte ipratropiyum da veril­
melidir (0.25-0.5 mg 20 dk x 3 doz).
Ventilasyonu minimal olan hastalar dışında sis­
temik �-agonistlerin inhale albuterole üstünlüğü
yoktur. Terbutalin SC (0,01 mg/kg, en fazla 0,4 mg,
20 dk nebül x 3 doz) veya IV (O.Ol mg/kg yükleme
5-10 dakikada, sonrasında 0.001-0.01 mg/kg/dk)
verilebilir. Efınefrinin (SC: O.Ol mg/kg, en fazla 0.5
mg) mukozanın ödem etkisini azaltan � ve a ago­
nist etkisi vardır.
Sistemik kortikosteroidler (SKS) albuterole hızla
cevap veren hafif vakalar haricinde tüm hastalar­
da kullanılmalıdır. SKS havayolu inflamasyonunu
azaltır ve �2-agonistlerin etkisini arttırır. Erken ve­
rilmesi hastaneye yatışları azaltır. 3-5 gün boyunca
prednizon (2 mg/kg/gün, en fazla 60mg/gün) ve­
rilmesi yeterlidir ve azaltarak kesilmesi gerekmez.
Tek doz oral olarak alınan 0.6 mg/kg deksa-meta­
zon (iV preparat) veya IM uygulama 3-5 günlük
tedavi kadar etkilidir ve daha kolay kullanılır. Bu
ilaçlar genel olarak suçiçeği şüphesi olanlarda veya
su çiçeğine maruz kalma olasılığı olanlarda kon­
rendikedir.
Nebülize albuterolü periferik havayollarına ile­
temeyecek kadar az ventilasyonu olan hastalarda
magnezyum sülfat (50-75 mg/kg, en fazla 2 gr, 1020 dakikada IV) hızlı bronkodilatasyon sağlayabi­
lir.
Ketamin (2 mg/kg IV, devamında 2-3 mg/kg/sa) et­
kili bir bronkodilatördür ve ağır status astımatikus
durumunda solunum yetmezliğini ve entübasyonu
geciktirebilir veya engelleyebilir.
Helyum-oksijen (Heliox) 60:40 veya 70:30 karışımı
laminer hava akımını yeniden sağlayabilir ve alveol
ventilasyonunu düzeltebilir. Nebülize albuterol bu
tedaviyle birlikte verilebilir.
Status astımatikusta olan oral alımı azalmış veya
tamamen kapanmış hastalara IV sıvı verilmelidir.
25J
•
NHLBI klavuzu aminofilini daha fazla önerme­
mektedir.
• Yukarıdaki tedavilerin hızla verilmesi solunum yet­
mezliğini önleyebilir. Her şeye rağmen hasta yoru­
labilir ve bronkospazm dirençli olabilir. Bu nedenle
endotrakeal entübasyon ve mekanik ventilasyon
için hazırlıklı olunmalıdır. Laringoskopi laringo­
bronkospazmı kötüleştireceği için entübasyon ka­
rarı iyi düşünülmelidir. Hızlı ardışık entübasyona
atropin (0.02 mg/kg en fazla 1 mg) ve lidokain (1.5
mg/kg) premedikasyonu dahil edilebilir. Optimal
entübasyon koşulları için ketaminle (2 mg/kg) se­
dasyon ve takiben suksinilkolin (2 mg/kg) veya ro­
kuronyum (1 mg/kg) ile paralizi sağlanabilir.
TABURCULUK
•
•
•
Tedaviye yeterince yanıt vermeyen (örn. dirençli
hipoksemi veya 2-4 saat sonra havalanmanın nor­
malleşememesi) ve bakıcısı gerekli bakımı sağlaya­
mayacak olan çocuklar hastaneye yatırılmalıdır.
Taburculukda "hareket planı" (http://www.n hlbi.
nih.gov/health/public/lung/asthma/actionplan_
txt.htm'de var), inhale veya nebülize albuterol, oral
SKS, hekiminin takibi olmalıdır.
Dirençli astımı olan tüm hastalara inhale kortikos­
teroid reçete edilmelidir (NHLBI'nin yukarıda web
sitesinde belirttiği gibi).
BRONŞİYOLİT
EPİDEMİYOLOJİ
Bronşiyolit bebeklerin %20-30'unu etkiler ve 2 yaş
altında görülen en sık alt solunum yolu hastalığı se­
bebidir.
• Bu hastalığın en sık görülen sebebi RSV ve rinovi­
rüstür. RSV kış aylarında, rinovirüs sonbaharda ve
ilkbaharda öne geçer.
Bronşiyoliti en sık kasım-mart arasıda olur fakat
tüm yıl boyunca da görülebilir.
• 2 yaş altı bebekler en sık etkilenenlerdir. Şehir ha­
yatında en çok 2 aylık olunca görülür.
Küçük bebeklerde ve özellikle prematürite hikayesi
olanlarda, bronkopulmoner displazisisi olanlarda,
konjenital kalp hastalığı olanlarda veya bağışıklık
yetmezliği olanlarda hastalığın daha komplike iler­
leyebilir.
• Enfeksiyonun bulaşıcılığı yüksektir ve salgılarla di­
rek temas veya gözler ve burundan kontamine olan
eller ile özbulaş ile geçer. Enfeksiyon bağışıklık ka­
zandırmaz ve bebekler çok sayıda atak geçirebilir.
252
KISIM 10 • ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
PATOFİZYOLOJİ
Akut havayolu inflamasyonu ve ödem, küçük ha­
vayolu epitelinde hücre nekrozu ve değişimi, artan
mukus üretimi ve tıkaçları ve bronkospazm, hasta­
lar arasında ve hastalık süresince değişiklik göste­
rebilen süreçlerdir.
Naza) geçiş havayolu direncinin %50'sini oluşturur;
dolayısıyla burnun temizlenmesi faydalıdır. Hava­
yolunda direncin artması ve uyumun azalması so­
lunum eforunu arttırır.
Bağışıklık yanıtı kalıcı değildir ve tekrarlayan has­
talık sıktır.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Dispne, nezle, öksürük, wheezing, değişken hipok­
si, yardımcı solunum kaslarının kullanımı, burun
kanadı solunumu ve beslenme zayıflığı gibi klinik
özellikler hastalığın ciddiyetini gösterir.
Hastalık ilk 3-5 gün içinde daha ağır olmakla bera­
ber 7-14 gün sürer.
Apne, siyanoz, bilinç değişikliği veya yorulma olası
solunum yetmezliğinin işaretleridir.
Uykuya meyil, belirgin yorulma (sıvı alamama da­
hil), belirgin hipoksi veya siyanoz hastalığın daha
ciddi olduğunu gösterir ve daha dikkatle gözlen­
meli ve araştırılmalıdır.
<37 hafta doğan ve < 12 hafta olan veya kon­
sepsiyon sonrası yaşı <48 hafta olan; zaman-ında
doğan fakat <4 hafta olan; tanıklı apnesi olan; he­
modinamik olarak belirgin konjenital kalp hasta­
lığı olan (KKY, orta-ağır pulmoner hipertansiyon,
siyanotik lezyonlar); kronik akciğer hastalığı olan
(BPD, konjenital bozukluklar, kistik fibrozis); veya
bağışıklık yetmezliği olan bebeklerin apne riski
vardır.
TANI VE AYIRICI TANI
Tanı kliniktir ve rutin laboratuvar veya radyolojik
tetkik yoktur. Foka! akciğer bulguları olmayan hafif
ve tipik ataklarda akciğer grafisi endike değildir.
Hastalığı ağır olan, olası solunum yetmezliği ve/
veya apne yaşayacak hastalar erken tanınmalıdır.
RSV veya diğer patojenler için laboratuvar testi
yapmak rutinde endike değildir.
Tekrar değerlendirme ve oksimetre taburculuk ka­
rarı için anahtar noktadır.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Naza! aspirasyon ve izotonik damla: naza! havayolu
direnci toplamın %50'sidir ve izotonik ve aspiras­
yonla burun deliklerinin temizlenmesi solunum
eforunu azaltabilir, hipoksemiyi düzeltebilir ve has­
tanın normal beslenmesini sağlayabilir. Naza! va­
zokonstriktörler endikasyon dışıdır ve taşidisritmi­
ye neden olurlar.
Oksijen saturasyonu >%92 olarak sağlanmalıdır.
Hipoksemi minimal oksijen desteğiyle düzelebilen
V/P uyumsuzluğu nedeniyle olabilir veya belirgin
alveoler hastalık nedeniyledir ve daha yoğun tedavi
gerektirir.
Nebülize a ve � agonistler rutinde kullanılmamalı­
dır. Yinede, özellikle kişisel ve ailevi astım hikayesi
varsa, �2 agonist (albuterol) kullanımı düşünülebi­
lir.
Epinefrin (0,5 mL 1:1000 epinefrin 2,5 mL izoto­
nik içinde) a-agonistik mukoza! vazokonstriksiyon
ve ödem azaltıcı etki nedeniyle faydalı olabilir. Bu
ilaçlar kullanılırsa yanıtı değerlendirmek için ob­
jektif ölçümler (solunum sayısı veya bronşiyoliti
skoru) ya-pılmalıdır.
Nebülize hipertonik salin (%3 veya %5, 3-5 mL
nebülizatör ile), mukus üretimini ve viskozitesini
azaltabilir. Faydalı olursa 4 saatte bir tekrarlanabi­
lir.
Hidrasyon değerlendirilmeli ve gerekirse iV sıvı
desteği sağlanmalıdır. Bronşiyolit hastaları normal
olarak beslenemezler ve >60/dk solunum sayısı as­
pirasyon riskini arttırır.
Helyum-oksijen (heliox) solunum yetmezliği ve
entübasyonu erteleyebilir ve önleyebilir.
Non-invazif ventilasyon (CPAP veya BiPAP) ok­
sijenizasyon ve ventilasyonu düzeltebilir, solunum
eforunu azaltabilir ve endotrakeal entübasyon ih­
tiyacını erteleyebilir veya ortadan kaldırabilir. Ek
olarak CPAP kullanılması etkilenen bebeklerde
daha sonra apne oluşmasını engelleyebilir.
SKS bronşiyoliti hastalarında rutin olarak kullanıl­
mamalıdır. Sadece bir çalışmada yüksek doz SKS ile
rasemik epinefrinin birlikte verilmesi önerilmiştir.
Taburculuk kararı verilirken hastalığın prog-resyon
zamanı (ilk 3-5 günde ağırlaşır), bakıcının hasta­
lıkla başetme kapasitesi, takibin mümküniyeti,apne
ve/veya ağır hastalık olasılığı değerlendirilmelidir.
BÖLÜM 73 • iNFANTVE ÇOCUKTA PNÖMONi
Hipoksi, takipne, artmış solunum eforu ve besle­
nememe veya hidrasyonun sağlanamaması yatış
endikasyonlarıdır. Taburcu edilen hastalar 24 saat
içinde aile hekimlerine takibe gitmelidir.
253
• Sanayileşmiş ülkelerde mortalite %l'den azdır ama
gelişen ülkelerde her yıl 5 yaşın altında 5 milyon
çocuk pnömoniden ölür.
PATOFİZYOLOJİ
•
İNFANT VE ÇOCUKTA
73 PNÖMONİ
Donald H. Arnold
Çeviri: Volkan Arslan
EPİDEMİYOLOJİ
•
•
•
•
•
Pnömoni erken çocukluk döneminde tüm yaşlar­
dan daha sıktır ve insidans yaşla birlikte azalır (Ku­
zey Amerika' da okul öncesinde 40/1000, 10 yaşın­
da 9/1000).
Çocuklarda pnöomoni genellikle virüs veya bakte­
ri kaynaklıdır fakat uygun örnek alımındaki zorluk
nedeniyle sorumlu organizma bilinmemektedir ve
en düzgün etiyolojik dağılım yaşa göre yapılmak­
tadır.
4 aydan küçük bebekler Chlamydia trachomatis,
RSV, diğer solunum virüsleri ve Bordotella pertussis
açısından risk altındadır.
1-24 ay arasında hafif-orta şiddette pnömonilerin
sebebi solunumsal virüsler olabileceği gibi Strepto­
coccus pneumoniae, Haemophilus influenzae (daha
nadir) veya Mycoplasma pneumoniae olabilir.
2-5 yaş arasında vira! patojenler baskın olsa da bak­
teriyel patejenler de sıktır. 6-18 yaş arasında ise inf­
luenza virüs A veya B ve adenovirüsler sıktır.
Yaştan bağımsız olarak ağır pnömonilerin sebebi
Staphylococcus auresu, Strep. pneumoniae, M. pneu­
moniae, H. influenzae B veya grup A streptokoklar­
dır.
Bağışıklık yetmezliği (Pneumocystis jiroveci, CMV,
mantar), kistik fıbroz (Staph. aureus, Pseudomo­
nas) ve orak hücreli anemisi (kapsüllü organizma­
lar) olan çocuklarda nadir görülen etkenlerde akıl­
da tutulmalıdır.
Prematürite, malnutrisyon, düşük sosyoekonomik
düzey, pasif sigara maruziyeti ve gündüz bakım ev­
leri pnömoni ve hastalığın ağırlığı için risk faktör­
leridir.
Çoğu pnömoni vakası virüslerin veya bakterilerin
alt solunum yollarına aspire edilmesinden sonra
gelişir.
• Burunda aerosol parçacıkların yakalanması, üst so­
lunum yollarındaki mukus ve siliya hareketi, larin­
geal refleksler, alveoler makrofajlar, kompleman ve
antikorların aktivasyonu ve lenfatik drenaj koruyu­
cu mekanizmalardır.
• Hava yollarında anatomik bozukluk, bağışıklık yet­
mezliği, nöromusküler zayıflıklar ve anormal mu­
kus üretimi çocuklarda pnömoni için risk faktörü­
dür.
KLİNİK ÖZELLİKLER
• Klinik özellikler hastanın yaşına, önceki sağlık du­
rumuna ve enfeksiyöz etiyolojiye göre değişir.
Pnömonisi olan yenidoğanlar ve küçük bebekler
tipik olarak sepsis sendromuyla getirilirler. Belirti
ve bulgular özgül değildir. Ateş veya hipotermi, ta­
şikardi veya bradikardi, takipne veya apne, hipok­
semi, beslenme zayıflığı, letarji veya huzursuzluk,
hırıltı, kusma ve şok olasıdır.
• Pnömonili çocuklarda takipne en sık görülen mua­
yene bulgusudur. Özellikle solunum güçlüğü, raller
veya anormal solunum sesleri yokken takipne de
bulunmuyorsa başka tanıları düşünmek gerekebi­
lir.
• Daha büyük çocuklarda ateş, öksürük, plöretik gö­
ğüs ağrısı, takipne ve anormal akciğer muayenesi
görülebilir. Bu bulgulara kırgınlık, baş ağrısı, rinit,
konjuktivit, farenjit, wheezing ve döküntü eşlik
edebilir.
• Ayrıca alt lob pnömonisi olan çocuklarda karın
ağrısı birincil şikayet olabilir ve bu çocuklarda so­
lunumsal bulgular hikayenin derinleştirilmesiyle
ortaya çıkarılabilir.
• Bakteriyel ve vira] pnömoni bulguları örtüşür ve
ayırım yapmak zorlaşır. Tek başına hiçbir muayene
bulgusu tanısal değildir bu nedenle belirti ve bul­
guların kombinasyonu daha çok bilgi verir: Ateş ile
takipne, azalmış solunum sesleri veya ince rallerin
birlikteliği %93-96 duyarlılıkla radyografi pozitifli­
ğini öngörür.
254
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
TANI VE AYIRICI TANI
Yukarıda da anlatıldığı gibi klinik belirti ve bulgu­
lar bakteriyel ve viral pnömoni arasında ayırım ya­
pamaz. Akciğer grafilerinde saptanan konsolidas­
yon pnömoninin güvenilir bir bulgusudur.
Viral, atipik ve bakteriyel pnömoni arasındaki rad­
yolojik farklar çok belirgin değildir. Viral enfeksi­
yonlarda havalanma artışının eşlik ettiği yaygın in­
terstisyel infiltrasyonlar, peribronşiyal kalınlaşma
veya kesilme ve atelaktazi alanları görülebilir. Bak­
teriyel enfeksiyonlar fokal, lober veya segmental in­
filtrasyonlara neden olma eğilimindedir. Pediyatrik
timüs ile fokal konsolidasyon ayırımı yapılması için
dikkatli olunmalıdır (Şekil 73-1 ve 73-2).
Akciğer grafisi endikasyonları (1) 0-3 yaş arasında
sepsis araştırması yapılması; (2) 5 yaş altında >39°C
(102° F) ateş, BK sayısı >20000/mm 3 ve başka en­
feksiyon odağı olmaması; (3) klinik bulguların ka­
rışık olması; (4) pulmoner komplikasyon şüphesi
(örn. plevra! efüzyon veya pnömotoraks); (5) te­
daviye yanıt vermeyen ve uzun süren pnömoni; (6)
yabancı cisim aspirasyonu şüphesi; konjenital akci­
ğer anomalisi şüphesi; (7) "yuvarlak pnömoninin"
takibidir.
Küçük çocuklarda alınması zor olduğu için balgam
kültürleri favdasızdır, fakat kistik fibrozisi olan
ŞEKİL 73-2. Ön-arka (A) ve yan (B) grafilerde alt lob­
da konsolidasyon görülmektedir (oklar) (BC Çocuk
Hastanesi'nin izniyle, Vancouver, BC, Kanada).
ŞEKİL 73-1. Oklar normal timusu göstermektedir. Rotas­
yon, kalpten uzakta görünen lokasyon, trakea ve klaviküla bu
timusu orta hattan sağa doğru kaymış olarak göstermektedir
(BC Çocuk Hastanesi'nin izniyle, Vancouver, BC, Kanada).
veya trakeostomisi bulunan daha büyük çocuklar­
da yararlı olabilir.
RSV ve influenza için hızlı vira! antijen testlerinin
kullanımı mümkündür ve uygunsuz antibiyotik
kullanımını azaltabileceği gibi bebeklerde ve küçük
çocuklarda gereksiz invazif testleri azaltacaktır.
BÖLÜM 74 • PEDİYATRİK KALP HASTALIKLARI
255
@C,:jııffj@ Sağlıklı Çocuklarda Ampirik Pnömoni Tedavisi
YAŞ GRUBU
YATARAKTEDAVİ
AYAKTAN TEDAVİ
Yenidoğan
50 mg/kg ampisilin IV ve 50 mg/kg sefotaksim
IV veya 2,5-5,0 mg/kg gentamisin IV
Gerekli değil
1-3 ay
Ateşsiz: 10 mg/kg eritromisin IV
Ateşli: s50 mg/kg sefuroksim IV ± eritromisin IV
Gerekli değil
3 ay- 5 yaş
50 mg/kg ampisilin iV veya 50 mg/kg sefuroksim Günde 2 kez 40-50 mg/kg doz amoksisilin veya günde 2
kez 22,5 mg/kg/doz amoksisilin-klavulonat veya günde
± eritromisin IV
2 kez 15 mg/kg/doz sefuroksim aksetil
5-18 yaş
50 mg/kg ampisilin IV ve 10 mg/kg eritromisin
IV
Alternatif: 50 mg/kg sefuroksim ± eritromisin iV
pulse oksimetre eşiği kesin değildir. Yinede oda
havasında p0 2<90 olması amoksisilin tedavisinin
yetersiz geleceğini gösterir.
Hemogramda lökositoz görülebilir; sola kayma
bakteriyel veya atipik pnömoni için tipiktir. Viral
enfeksiyonu veya boğmacası olan çocuklarda par­
çalı lenfositler görülebilir.
• Bakteriyel pnömoni olduğu kanıtlanmış çocuklar­
da kan kültürlerinin <%10'u pozitiftir ve rutinde
önerilmez.
Çocuklarda pnömoni ayırıcı tanısında konjestif
kalp yetmezliği, atelektazi, tümörler, konjenital pul­
moner bozukluklar, aspirasyon pnömoniti, kimya­
sal pnömonit (örn. hidrokarbonlar), yabancı cisim
aspirasyonu, diyabetik ketoasidoz. GI acilller (örn.
apendisit) ve kronik pulmoner hastalıklar vardır.
K ALP
74 PEDİYATRİK
HASTALIKL ARI
Garth D. Meckler
Çeviri: Volkan Arslan
• ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Destek oksijen vererek hipoksiyi düzelt.
Ciddi solunum güçlüğünde pozitif basınçlı destek
(örn. CPAP) ve solunum yetmezliğinde endotrake­
al entübasyon düşünülmelidir.
Artmış ölçülemeyen kayıplar ve oral alımın tolere
edilememesi ( örn. belirgin takipnesi olan küçük
bebekler, kusan çocuklar) nedeniyle oluşan dehid­
rasyon izotonik kristaloidlerle düzeltilmelidir.
�-agonistlerle bronkospazm düzeltilmelidir.
Bakteriyel pnömoni olası etiyolojik ajana ve tedavi­
nin yatarak yada ayaktan olmasına göre uygun am­
pirik antibiyotik ile tedavi edilmelidir (Tablo 73-1).
Pnömoni hastalarının çoğu ayaktan tedavi edile­
bilir. Yatış endikasyonları 3 aydan küçük yaş, apne
veya siyanoz hikayesi, toksik görünüm, ciddi so­
lunum güçlüğü, pulmoner komplikasyonlar (örn.
ampiyem), kusma ve oral alım güçlüğü (ilaçlar da­
hil), güven vermeyen bakıcı ve hipoksemidir.
Pnömonili çocuklarda diğer bulguların normal ol­
ması halinde hastaneye yatış kararı için gerekli olan
İlk gün 10 mg/kg sonrasında 4 gün boyunca günde 5 mg/
kg azitromisin veya amoksisilin-klavulonat yukarıdaki
gibi veya sefuroksim aksetil yukarıdaki gibi
•
Bu bölümde konjenital kalp hastalıklarının acile
başvuru şekilleri anlatılmaktadır: siyanoz, şok ve
konjestif kalp yetmezliği.
Disritmiler (Bölüm 80), myokardit, perkardit ve
kardiyomiyopatiler (Bölüm 26), endokardit (Blm.
95) ve Kawasaki hastalığı (Bölüm 85) gibi diğer
kardiyovasküler konulara başka bölümlerde yer ve­
rilmiştir.
Pediyatrik kalp hastalıklarında 6 tane sık başvuru
şekli vardır: siyanoz, şok, konjestif kalp yetmezliği
(KKY), asemptomatik hastada patolojik üfürüm,
hipertansiyon ve senkop veya çarpıntı. Tablo 742 ! de her kategori için en sık olan lezyon listelen­
miştir.
Asemptomatik üfürümün araştırılması acil değildir
ve poliklinik şartlarında yapılabilir. Masum üfü­
rümler, akıma bağlı üfürüm olarak da adlandırılır,
düşük şiddette ve kısadırlar ve sistolde oluşurlar.
Genelde çocuklarda sık duyulan patolojik üfürüm­
ler sert, holosistolik, devamlıdır veya diyastoliktir
ve sıklıkla yayılır. Anormal nabız eşlik edebilir veya
senkop veya KKY gibi belirtiler görülebilir. Sık gö­
rülen benign üfürümler Tablo 74-2'de listelenmiş­
tir.
256
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
Siyanoz
TGA, TOF, TA, Tat, TAPVR
Şok
Koarktasyon, HPLHS
Romatizma! ateş (günümüzde çok nadir), Kawa­
saki hastalığı, kardiyomiyopatiler, ağır kronik ane­
mi, miyokardit, perikardit ve endokardite ikincil
komplikasyonları da içine alan edenilmiş kalp has­
talıkları daha nadirdir.
Konjestif kalp
yetmezliği
Koarktassyon, PDA, ASD, VSD (diğer
sebepler için bkz. Tablo 74-4)
SİYANOZ
Üfürüm/
semptomatik
hasta
Şantlar: VSD, PDA, ASD
Tıkanıklıklar (örn. kapak stenozu)
Kapak yetmezlikleri
Hipertansiyon
Koarktasyon
Senkop
Siyanotik
Asiyanotik
TOF
Kritik AS
TABLO 74-1
Pediyatrik Kalp
Hastalıklarında Klinik Başvuru
Şekilleri
Kısa/tına/ar: AY=aort yetmezliği, AS=aort stenozu, ASD=atriyal
septal defekt, HPLHS=hipoplastik sol kalp sendromu, PDA=patent
duktus arterioıus. TA= trunkus arteriozus, TAPVR=total pulmoner
venöz dönüş anomalisi, Tat=triküspid atrezisi, TGA=büyük arterle­
rin transpozisyonu, Tüf= Fallot tetralojisi, VSD= ventriküler septal
defekt.
EPİDEMİYOLOJİ
Çocuklarda kalp hastalıkları görece daha nadirdir.
Konjenital kalp hastalıkları anatomik bozuklukları
kapsayan geniş bir terimdir. Konjenital kalp hasta­
lıkları pediatrik kalp hastalıklarının en sık formu­
dur ve her 1000 canlı doğumdan sadece S'inde gö­
rülür.
Ventriküler septal defektler (VSD) en sık görü­
len konjenital kalp defektleridir ve tüm vakaların
%25'ini oluştururlar. Büyük arterlerin transpozis­
yonu (TGA) yenidoğan dönemindeve Fallot tetra­
lojisi (TOF) bebeklik döneminin hemen sonrasın­
da en sık görülen siyanotik lezyonlardır.
PATOFİZYOLOJİ
Siyanoz hemoglobinin deoksijenizasyonu sonucu
oluşur.
Konjenital kalp hastalıklarında üç mekanizma ile
siyanoz oluşabilir: azalmış pulmoner kan akımı,
deoksijene kanın karışması (örn. sağdan sola şant)
veya periferik kapiller yatakta deoksijenizasyona
neden olan düşük kardiyak çıkım.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Santral siyanoz (deride ve mıkozada mavi renk de­
ğişikliği) siyanotik kalp hastalıklarının ana bulgu­
sudur (Şekil 74- l A) ve üfürümle de ilişkili olabilir.
Akral siyanoz (ekstremite distali ile sınırlı, Şekil 74IB) yenidoğanlarda normal bulgu olarak görülebi­
lir.
Siyanoz yenidoğan döneminin başında (örn. büyük
arterlerin transpozisyonu, kritik pulmoner darlık,
TOF) veya bebekliğin ilerleyen döneminde (örn.
total venöz dönüş anomalisi, TOF, Eisenmenger
kompleksi) görülebilir.
TOF'la ilişkili olan hipersiyanotik ataklar ("tet
spells") tipik olarak avutulamayan bebekte derin
santral siyanoz ile belirir.
@ij:jofjf# Pediyatrik Masum Üfürümler
ÜFÜRÜM
YAŞ
KARAKTER/YERLEŞİM
VARYASYON
Stili titreşimli
üfürümü
Bebeklikten
çocukluğa
1-3/6 titreşimli, sternum sol alt kenarından
apekse kadar erken sistolik üfürüm
Supin pozisyonda daha yüksek
Pulmoner akım
üfürümü
Çocukluktan genç
erişkinliğe kadar
2-3/6 artan-azalan, sternum sol üst kenarında,
2. interkostal araklıkta erken sistolik
Supin ve tam ekspirasyonda
daha yüksek
Periferik pulmoner
stenoz üfürümü
Yaşamın ilk yılı
1-2/6 düşük perdede, pulmoner alandan sırta
doğru yayılan erken ve orta diyastolik
Düşük kalp atım hızında artar,
taşikardiyle azalır
Supraklaviküler veya
brakiyosefalik
üfürüm
Çocukluktan genç
erişkinliğe kadar
Artan-azalan, sistolik, kısa, düşük perdede,
klavikulanın üstünden boyuna yayılan
Omuzların hiperekstansiyonu
veya uzanmak ile azalır
Venöz uğultu
Çocukluk
1-6 devamlı, uğultulu, boyun ön alt
kısmından SCM kasının lateraline ve göğüs
ön duvarında klavikulanın aşağısına
Otururken, baş üfüründen
uzaklaşınca artar. Yatarken, baş
üfürüme yaklaşınca azalır
Kısalma: SCM=sternokleidomastoid.
BÖLÜM 74 • PEDİYATRİK KALP HASTALIKLARI
A
ŞEKİL 74-1. Mukozanın (A) ve tırnak yataklarının (B) si­
yanozu [Shah BR, Lucchesi M (eds): Atlas of Pediatric Emer­
gency Medicine, New York. NY, McGraw-Hill, 2006Öan izin­
le alınmıştır].
Eforsuz dönemde takipne olması siyanotik konje­
nital kalp hastalıkları ile ilişkili olabilir.
TANI VE AYIRICI TANI
Siyanoza yol açan en sık görülen konjenital kalp
lezyonları büyük arterlerin transpozisyonu (T GA),
TOF, triküspid atrezisi, trunkus arteriyozus ve total
venöz döünş anomalisidir ("beş T ").
25 7
Yenidoğan ve bebeklerde konjenital kalp hastalık­
ları sonucu oluşan siyanoz akciğer hastalıkları ve
sepsis gibi kalp dışı sebeplere bağlı siyanozdan ayırt
edilmelidir.
Tüm vital bulguların değerlendirilmesi, dört eks­
tremiteden kan basıncı ölçümü yapılması ve hem
sağ koldan (preduktal) hem de sol koldan (post­
duktal) oksijen saturasyonu ölçülmesi zorunludur.
"Yüksek oksijen" testi siyanotik kalp hasta-lığı ile
kardiyak olmayan nedenleri ayırabilir: siyanotik
kalp hastalıklarında %100 oksijen verildiğinde
Pa02 20 mm Hg'den fazla artmaz.
Tüm siyanotik yenidoğanlarda ve bebeklerde ak­
ciğer grafısi çekilmelidir. Tanı için ipuçları vere­
bilecek olan akciğer grafısi pulmoner nedenlerin
dışlanması, kalbin şeklinin ve büyüklüğünün in celenmesi, ve pulmoner kan akımının anlaşılması
için gereklidir.
EKG'de çekilmelidir. Siyanotik kalp lezyon-larında
görülen EKG ve akciğer grafısi bulguları Tablo 743'de anlatılmıştır.
Ekokardiyografı ve kardiyak kateterizasyon kesin
tanıya ulaştırır fakat acil serviste nadiren uygulanır.
Pediyatrik kardiyologlara ihtiyaç vardır.
• Yaşamın ilk haftasına bulgu veren kalp de­
fektlerinden en sık görüleni büyük arterlerin trans­
pozisyonudur. Kardiyomegali veya üfürüm olma­
ması sebebiyle bu olgu kolayca atlanabilir. Solmuş
dudaklar, artmış solunum sayısı ve/veya beslenme
güçlüğü, EKG'de sağ dominansı görülebilecek be­
lirtilerdir (şoktan önce).
TOF şu bulguları oluşturur: VSD'nin holo-sistolik
üfürümü, pulmoner stenozun karo şeklinde üfürü­
mü, ve siyanoz. Akciğer grafisinde bot (sabo) şek­
linde kalp ve pulmoner damarsal belirteçlerde azal-
@J;j:jııfji@ Siyanotik Konjenital Kalp Lezyonları: Tipik Akciğer Grafisi ve EKG Bulguları
KARDİYAK LEZYON
AKCİGER GRAFİSİ
EKG
Fallot tetralojisi
Bot şeklinde kalp, normal boyutta kalp, azalmış
pulmoner damar belirteçleri
Sağ aks deviasyonu, sağ ventrikül hipertrofısi
Büyük arterlerin
transpozisyonu
Yumurta şeklinde kalp, dar mediastinum, artmış
pulmoner damar belirteçleri
Sağ aks deviasyonu, sağ ventrikül hipertrofısi
Total pulmoner venöz
dönüş anomalisi
Kardan adam bulgusu, belirgin kardiyomegali,
artmış pulmoner damar belirteçleri
Sağ aks deviasyonu, sağ ventrikül hipertrofısi, sağ
atriyum genişlemesi
Triküspid atrezisi
Normal veya hafif büyük kalp, azalmış pulmoner
damarsal belirteçler
Sağ atriyum hipertrofısi eşliğinde süperior QRS,
sol atriyal hipertrofı, sol ventrikül hipertrofısi
Trunkus arteriyozus
Kardiyomegali, artmış pulmoner damar
belirteçleri
Biventriküler hipertrofı
258
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
tersiz kalırsa morfin sülfat (0.2 mg/kg SC veya iM)
verilebilir ve inatçı vakalar iV fenilefrin veya prop­
ranolol ile tedavi edilebilir.
Tanı konulmamış siyanotik kalp hastalığı şüphesi
olan veya hemodinamisi stabil olmayan Yenidoğan
ve bebekler pediyatrik kardiyolog ve yoğun bakım­
cı ile konsülte edilir.
Yeni tanılar ve stabil olmayan hastalar yatırılmalı­
dır (genellikle yoğun bakıma) fakat hipersiyanoz
atakları başarı ile tedavi edilen hastalar güvenle ta­
burcu edilebilir.
ŞEKİL 74-2. Fallot tetralojisinde klasik "bot şeklinde kalp"
görüntüsü [Shah BR, Lucchesi M (eds): Atlas of Pediatric
Emergency Medicine, New York, NY, McGraw-Hill, 2006'dan
izinle alınmıştır].
ma veya sağa yerleşimli aort arkı görülebilir (Şekil
74-2). EKG'de sağ ventrikül hipertrofısi ve sağ aks
deviasyonu saptanabilir.
Hipersiyanotik dönemler veya "tet spells': TOF'lu
çocuklar acil servise dramatik durumlarda getire­
bilir. Paroksismal dispne, artmış solunum eforu,
artmış siyanoz ve olası senkop görülebilen bulgu­
lardır. Bu ataklar sıklıkla beslenme, ağlama veya
dışkılama çabası gibi zorlanmaları takip eder ve
dakikalar veya saatlerce sürebilir.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
•
•
•
Acil serviste yönetim hastanın stabilizasyonunu
ve tanı koymayı (bilinmiyorsa) amaçlar; siyanotik
kalp defektlerinin çoğunun tedavisi cerrahidir.
Yüksek akım oksijen başlanmalı ve pnömoni veya
sepsis gibi kardiyak dışı siyanoz nedenleri dışlana­
na kadar devam edilmelidir. Yenidoğanlarda oksi­
jene yüksek afıniteli fetal hemoglobine sahip olma­
ları nedeniyle saturasyon 70 civarı olsa dahi doku
hipoksisi oluşmayacağını hatırlanmalıdır. Oksijen
pulmoner damarlarda kuvvetli vazodilatasyona ve
buna bağlı artmış pulmoner akıma neden olabilir.
Bu nedenle yetersiz doku perfüzyonu bulgularını
azaltmak için saklanmalıdır.
Kardiyak dışı nedenler varsa uygun şekilde tedavi
edilmelidir. Gerekli ise sıvı (yenidoğanlarda 10 mi/
kg, bebeklerde 20 mi/kg) ve antibiyotik verilmeli­
dir.
TOF'da hipersiyanotik atakların yönetimi sırasın­
da hasta cenin pozisyonuna getirilir, yüksek akımlı
oksijen verilir, bebek sakinleştirilir; bu çabalar ye-
ŞOK
PATOFİZYOLOJİ
Konjenital kalp hastalıklarında şok oluşmasının
iki nedeni vardır: yetersiz sol ventrikül akımı (örn.
kritik aort darlığı, hipoplastik sol kalp sendromu)
veya sistemik dolaşımın bağımlı olduğu patent
duktus arteriozusun ka-panması (örn. aort koark­
tasyonu). Her ikisi de yetersiz sistemik perfüzyona
ve sonuç olarak hipoksi ve asidoza yol açar.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
Şokla sonuçlanan konjenital kalp defektlerinin aci­
le başvuru şekilleri dramatiktir ve bebekler ölmek
üzere olabilir. Çoğu hasta yaşamın birinci veya ikici
haftasında duktus arteriozus kapandığında getirilir.
Erken bulgular zayıf beslenme veya beslenme es­
nasında terleme, kusma olabilir ve ebeveynler hızlı
solunum, huzursuzluk veya letarji tespit edebilirler.
Acile başvuru esnasında taşikardi, takipne, solgun
görünüm, derinin tabakalanması ve bazen siyanoz
(yetersiz doku perfüzyonu) tipik olarak mevcuttur.
Ağır şokla birlikte belirgin letarjinin de dahil oldu­
ğu bilinç durumu değişiklikleri sıktır.
TANI VE AYIRICI TANI
Yenidoğanlarda şokun eşlik ettiği konjenital kalp
defektleri hipoplastik sol kalp sendromu, aort ko­
arktasyonu ve aort arkında devamsızlıktır.
Metabolik hastalıklar, abdominal patolojiler, kaza
dışı travma ve konjenital adrenal hiperplazi gibi
kardiyak dışı şok sebepleri akılda tutulmalıdır.
Tüm vital bulgular ve dört ekstremitenin kan ba­
sıncı değerlendirilmelidir. Aşırı taşikardi, takipne
ve üst ve alt ekstremitelerde kan basıncı farkına
eşlik eden gecikmiş veya olmayan femoral nabız
BÖLÜM 74 • PEDİYATRİK KALP HASTALIKLARI
duktusa bağımlı konjenital kalp hastalıklarını tel­
kin eder.
Akciğer grafisi ve EKG pnömoni, sepsis gibi kar­
diyak dışı şok nedenlerini dışlamakta ve kardiyak
nedenleri destelemekte faydalıdır.
Rutin kan testleri duktus bağımlı kalp hastalıkları­
na tanı koymak için faydalı değildir ama diğer se­
bepleri dışlamak için kullanılabilir. Tam kan sayımı
(enfeksiyöz hastalıklar), elektrolitler (metabolik ve
endokrin hastalıklar), venöz kan gazı ve laktat yar­
dımcıdır. Enfeksiyonu dışlamak için kültür-ler yar­
dımcı olabilir.
Ekokardiyografi ve kardiyak kateterizasyon kesin
tanıya ulaştırır fakat acilde nadiren uygulanır. Pe­
diyatrik kardiyologa gerekir.
•
( örn. kardiyomiyopati, ağır anemi, devamlı taşidis­
ritmi) olabilir.
Artmış pulmoner dolaşım ise patent duktus ar­
teriyozus veya septum defektine bağlı oluşan sol­
dan sağa şantın sonucudur.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Konjenital kalp hastalıkları nedeniyle şoka giren
yenidoğanlar derhal resusite edilmeli, devamlı mo­
nitörize edilmeli ve farmakolojik tedavi başlanma­
lıdır.
• Dokulara ulaşımını arttırmak için yüksek akımlı
oksijen verilmelidir fakat oksijenin duktus aterio­
zusun kapanmasını hızlandırabileceği ve pulmoner
damarlarda dilatasyon nedeniyle sistemik dolaşım­
dan çalma oluşabileceği unutulmamalıdır.
• Damaryolu veya kemik içi yol açılmalı ve gereği ha­
iinde 10-20 mi/kg Sr boiusiarı tekrar ediimeiidir.
Duktus bağımlı konjenital kalp hastalıklarından
şüphe edilen tüm hastalarda prostaglandin El in­
füzyonu başlamak hayat kurtarıcı olabilir: 0,1 mik­
rogram/kg/dk olarak başlanmalı ve etkili olduğu en
düşük doza kadar kademeli azaltılmalıdır.
Hipotansiyonu düzeltmek için epinefrin (0,05-0,5
mikrogram/kg/dk) düşünülebilir.
Pediayatrik kardiyolog ve yoğun bakım uzmanı ile
hızla konsültasyon yapılmalıdır.
• Tanımsal olarak, bu hastaların tamamı yoğun bakı­
ma yatırılmalıdır.
259
•
Beslenme zorluğu (yavaş beslenme, beslenme sıra­
sında terleme) konjestif kalp yetmezliğine (KKY)
yol açan konjenital kalp hastalıklarının ilk bulgu­
sudur.
Pulmoner ödemin artmasıyla takipne (başlangıç­
ta eforsuz, sonrasında distres bulgularıyla), burun
kanadı solunumu ve hırıltı gibi solunum bulguları
görülebilir.
Bazen hepatomegali ve buna bağlı ödem (sırt,
skalp, skrotum) gelişebilir.
KKY zamanlaması ve başlangıç yaşı sebebini anlamakta faydalı olabilir (Bknz. Ayırıcı Tanı).
TANI VE AYIRICI TANI
•
Tanı fizik muayene ve radyolojik bulguların bir­
leştirilmesiyle konur. Sol kalp yetmezliğinin tek
bulgusu takipne, taşikardi, azalmış solunum sesleri
veya raller olabilir. Hepatomegali ve periferik ödem
sağ kalp yetmezliğini düşündürür.
Akciğer grafilerinde kardiyomegali, pulmoner
vasküler konjesyon (Bknz. Şekil 74-3) ve bazen de
efüzyon görülür.
KKY oluşma hızı ve başlangıç yaşı ayırıcı tanıda
önemlidir (Tablo 74-4).
Yaşamın ilk altı ayından sonra başlayan KKY kar­
diyomiyopati, miyokardit veya perikardit gibi edi-
• KONJESTİF KALP YETMEZLİGİ
PATOFİZYOLOJİ
•
Bebeklerde ve çocuklarda konjestif kalp yetmezli­
ği iki mekanizmadan biriyle oluşur (bazen ikisinin
kombinasyonu ile): azalmış ventriküler akım veya
artmış pulmoner akım.
Azalmış ventriküler akım yapısal (örn. hipo-plastik
sol ventrikül, aort koarktasyonu) veya fonksiyonel
ŞEKİL 74-3. 74 günlük bebekte kardiyomegali ve pulıno­
ner ödem.
260
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
Nfmii•ffiM Konjestif Kalp Yetmezliğinde Yaşa Bağlı Ayırıcı Tanı
YAŞ
1 dk
1 sa
1 gün
1 hft
2 hft
ı ay
3 ay
1 yıl
10 yıl
SPEKTRUM
Kardiyak dışı nedenler: anemi (izoimmünizasyon),
mekonyum aspirasyonu, asidoz, asfıksi, hipoglisemi, j Konjenital veya kazanılmış
supraventriküler taşikardi (intrauterin)
Hipokalsemi, sepsis
Prematür bebeklerde PDA
HPLHS
Aort koarktasyonu
Ventriküler septal defekt
Geniş atriyal septal defekt, supraventriküler taşikardi
Miyokardit
Kardiyomiyopati
Ağır anemi
Romatizma! ateş
] Konjenital
]
K,,,ndm,ş
Kısaltmalar: HPHLS= hipoplastik sol kalp sendromu, PDA=patent duktus arteriyozus.
nilmiş kalp hastalıklarını düşündürse de akut so­
lunumsal enfeksiyonlar altta yatan yapısal sorun
varlığında KKY oluşumunu kolaylaştırabilir.
Miyokardit genelde vira! solunum hastalık-ların­
dan sonra oluşur ve pnömoniden ayırmak zor ola­
bilir. Yine de ST segment yükselmesi, disritmiler
veya ektopi gibi EKG bulguları görülebilir.
Perikarditte kabalaşmış kalp sesleri, sürtünme sesi
ve yatak başı ultrasonda perikardiyal efüzyon tespit
edilebilir.
Kardiyomiyopati genellikle daha sinsi ilerler. Kır­
gınlık, solunum güçlüğünün gittikçe artması, za­
yıflamış periferik nabızların eşlik ettiği KKY bul­
guları, akciğer gratlsinde kardiyomegali ve EKG'de
boşluklarda genişleme görülebilir.
KKY tanısı konulunca anatomiyi ve kardiyak fonk­
siyonları tanımlamak için ekokardiyografi gerekli­
dir.
lanımıyla başlar. Hafif KKY'de digoksin kullanılır.
Acilde uygun yükleme/digitalizasyon dozu 0.02
mg/kg'dır.
Bazı durumlarda KKY kardiyojenik şoka ilerler.
Distal nabızlar alınamaz, hedef organ perfüzyo­
nu bozulmuştur. Bu durumlarda digoksin yerine
dopamin veya dobutamin gibi inotropik ajanların
devamlı infüzyonu gereklidir. Başlangıç dozu 2-10
mg/kg/dk'dır.
• Solunum yetmezliği, akut böbrek yetmezliği, laktik
asidoz, dissemine intravasküler koagülasyon, hi­
poglisemi ve hipokalsemi gibi ikincil bozukluklar
agresif olarak yönetilmelidir.
KKY ile başvuran konjenital kalp hastalıklarının
kesin tanısı ve tedavisi için genellikle önce kardiyak
kateterizasyon sonrasında ise cerrahi müdahale ge­
reklidir. Prostaglandin El tedavisi ve cerrahi öncesi
yönetim için önceki kısıma bakınız.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Hafif takipne, hepatomegali ve kardiyomegali ile
başvuran bebek dik ve rahat olarak oturtulmalı,
oksijen verilmeli ve hipotermi ya da hipertermi ne­
deniyle oluşabilecek metabolik stresten kaçınmak
için normal sıcaklıkta tutulmalıdır.
Solunum eforu artmışsa veya KKY akciğer grafi­
sinde görünür haldeyse 1-2 mg/kg parenteral furo­
semid endikedir.
Sıvı kısıtlaması, diürez ve FiO/nin arttırılması çoğu
zaman hipoksemiyi düzeltir fakat bazen pozitif ha­
vayolu basıncı gerekebilir.
Sol ventrikül fonksiyonlarının stabilizasyonu ve
iyileştirilmesi çoğu zaman inotropik ajanların kul-
İNFANT VE ÇOCUKLARDA
75 KUSMA
VE DİYARE
Stephen B. Freedman
Çeviri: Damlanur Kucur
EPİDEMİYOLOJİ
Akut viral gastroenterit, çocuklarda görülen kusma
ve ishalin en yaygın sebebidir. Klinik tanı için ishal
gereklidir.
BÖLÜM 75 • iNFANTVE ÇOCUKLARDA KUSMA VE DiYARE
Akut kusmaya genellikle kendi kendini sınırlayan
bir vira! hastalık sebep olur. Yine de daha ciddi ta­
nılar da düşünülmelidir.
Akut gastroenterit, 24 saatlik süre içerisinde üç
ya da daha fazla ishal dışkılamanın varlığı ile ta­
nımlanır. Dışkılama sıklığındaki bir artış ve /veya
yenidoğan larda sürekliliğindeki bir değişim ishal
olarak tanımlanır. Küçük bebekler gastroenterit ol­
duklarında az miktarda ve sınırlı sıvı rezervleri de
göz önünde bulundurulduğunda dehidratasyon ve
hipoglisemi dehidratasyon için yüksek risk altında­
dırlar. Bu yüzden tanı koymak önemlidir.
Çoğu enterik enfeksiyonlar kendini sınırlar, ancak
klinik dehidratasyon ile sonuçlanan çok fazla su ve
elektrolit kaybı %10'unda görülebilir ve bunların
sadece %1'i yaşamı tehdit eder.
Patojenik virüsler, bakteriler ya da parazitler ishalli
çocukların yaklaşık %50'sinden izole edilebilir. Vi­
ral enfeksiyon en yaygınıdır ancak bakteriyel pato­
jenler vakaların % l 'i ile %4'ünde izole edilir.
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki önemli bakteri­
yel enteropatojenler Campylobacter jejuni, Shigella
türleri, Salmanella türleri, Yersinia enteracalitica,
Clostridium d(fficile, ve Escherichia calidir. Esche­
richia coli'nin hemolitik-üremik sendrom ile ilişkili
olan enterohemorajik (serotip 0157 :H7) de dahil
olmak üzere üç farklı çeşidi bulunur.
Giardia lamblia parazitik bir enfeksiyondur ve günlük bakım merkezlerindeki yeni doğmuş ve genç
çocuklarda görülen ishalin yaygın bir sebebidir.
PATOFİZYOLOJİ
•
•
Viral, parazitik ve bakteriyel patojenler, doku istila­
sı ve su ve elektrolitlerin intestinal emilimini değiş­
tirerek hastalıklara sebep olurlar.
E. cali, Vibria chalerae, ve Shigella gibi bazı bakteri­
yel patojenler enterotoksin ve sitotoksin üreterek ve
mukoza! emilim yüzeyini işgal ederek ishale sebep
olurlar.
İnce bağırsak, mide-bağırsak sisteminde suyun
büyük çoğunluğu emer. Bu alandaki su emilimini
engelleyebilir patojenler hacimli ishal üretme eği­
limindedir. Buna karşılık, örneğin dizanteri gibi
kolon etkileyen hastalık süreçleri, sık sık, küçük
hacimli ve genellikle kanlı dışkı üretir.
Gastroenteritte sıklıkla görülen aç kalma, barsağın
sıvıları emme kapasitesini daha da kötüleştirir. De­
vam eden beslenme, sadece intravasküler alanda
kullanılabilir sıvı hacmini artırarak dehidrasyon
sürecini yavaşlatmakla kalmaz, aynı zamanda bar­
sak lümenindeki besinlerin varlığı ile mukoza! iyi­
leşmeyi sağlar ve sıvı emilimini iyileştirir.
261
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
En önemlisi, çocuğun dehidratasyon durumunun
değerlendirilmesidir. Eğer mümkünse, çocuğun
mevcut kilosu ile bir önceki kilosu karşılaştırılarak
sıvı kaybı derecesini belirlemek en iyisidir. Normal
sıvı alımı ve normal idrar çıkışının takibi, ciddi
bir dehidratasyon olasılığını önemli ölçüde azaltır.
Hastalık öncesi ve sonrası kilo gibi objektif ölçüm­
ler bulunmadığı zaman, hidrasyon durumu fiziksel
muayane ile değerlendirilebilir (Tablo 75-1).
TANI VE AYIRICI TANI
•
Öykü ve fiziksel muayane, tanı koymadaki en
önemli araçlardır. Akut kusma ve ishali bulunan
çoğu çocuğun kendi kendini sınırlayan vira! bir
hastalığı bulunur.
Safralı veya kanlı kusma, hematokezya veya karın
ağrısı gibi spesifık klinik bulgular, basit bir gastro­
enterit ya da olası bir gastroenterit komplikasyo­
nundan (Tablo 75-2) başka bir hastalık süreci endi­
şesini tetiklemelidir.
Kusma ya da ishali bulunan, değişen mental du­
ruma sahip bütün hastalarda ve uzun süreli semp­
tomlara sahip yenidoğan ve küçük çocuklarda
hipoglisemiye sebep olabilir, yatakbaşı şekerini
kontrol edin.
Serum elektrolitleri genellikle gerekli değildir, çün­
kü ishalin sebep olduğu dehidratasyon genellikle
izotoniktir ve laboratuvar parametreleri tutarsız­
lığa tabidir. Bununla birlikte, öyküsü ve fiziksel
muayanesi akut gastroenterit ile uyumsuz olan
dehidratasyon maruz kalmış çocuklarda, ağır de­
hidrasyona uğramış çocuklarda ya da hiper ya da
hiponatermi potansiyeli bulunan çocuklarda kulla­
nılmalıdır (Bknz. Bölüm 83).
• Takip eden yüksek risk özelliklerini gösteren ço­
cuklardan dışkı kültürü edinin: önceki 24 saat için­
de > l O dışkılama, yüksek risk bölgesine seyahat,
ateş, büyük yaş, ve dışkıda kan ya da mukus. He­
molitik üremik sendrom veya E. cali 0157:H7 için
pozitif kan kültürü salgını bağlamında, böbrek yet­
mezliği, trombositopeni ve hemolitik anemi kanıt­
larını ekarte etmek için ek testler yapılmalıdır.
Dekompenzasyon için özellikle risk altında bulun dukları için kronik hastalığı bulunan, yüksek riskli
sosyal durumu ya da yetersiz beslenmeye sahip ço­
cuklara, özellikle dikkat edilmelidir.
Safralı kusma daima Vater ampullasının distalinde
obstrüktif lezyon için şüpheleri akla getirmelidir.
Kusmanın ayırıcı tanısı yaşa özgüdür ve şunları içe­
ren ciddi tanılar düşünülmelidir: metabolik ( örn.
doğuştan metabolizma hataları, konjenital adre­
nal hiperplazi, diabetes mellitus), nörolojik (örn.
intrakranial kanama, hidrosefali, beyin ödemi)
262
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
@füaoijj@ Dehitratasyon Klinik Belirtileri
HAFİF-ORTA
DEHİTRATASYON
(%3-%9 KİLO KAYBI)
ŞİDDETLİ
DEHİTRATASYON
(>%9 KİLO KAYBI)
Yorgun, huzursuz, sinirli
İlgisiz, uyuşuk, bilinçsiz
Susuzluk
İyi, uyanık
Normal
Artan, içmeye iştahlı
Kalp Atışı
Normal
Normal-Artan
Çok susamış ya da çok
uyuşuk
Şiddetli vakalarda bradikardi,
taşikardik
Tansiyon
Nabız niteliği
Normal
Normal
Normal
Normalden Azalan
Nefes
Normal
Derin
Gözler
Normal
Normalden Takipne
Az batmış göz çukuru
Gözyaşı
Mukoz membranlar
Mevcut
Azalmış
Yok
Nemli
Kuru
Çok kuru
Anterior fontanel
Normal
Cilt turgoru
Anında irkilme
Çökmüş
İrkilme < 2 sn.
Çökmüş
İrkilme >2 sn.
Kılcal dolum
Ekstremiteler
Normal
Sıcak
Uzun süreli 1-2 sn
Serin
Uzun süreli> 2 sn.
Soğuk, benekli, siyanotik
Ürin atımı
Normal-azalmış
Azalmış ( <I mi I kg I saat)
En az ( <0.5 ml/kg/saat)
BELİRTİ
Mental durum
HİÇ-HAFİF DEHİTRATASYON
(<%3 VÜCUT AGIRLIGI KAYBI)
cerrahi ! gastrointestinal ( örn: özofagus veya intestinal stenoz ! atrezi, pilor stenozu, malrotasyon
±volvulus, inkarsare fıtığı, Hirschsprung hastalığı,
invajinasyon, yabancı cisim, Meckel divertikülü),
renal (örn. idrar yolu enfeksiyonu, obstrüktif üro­
pati, böbrek yetmezliği), enfeksiyöz (örn. gastroen­
terit, menenjit, sepsis, pnömoni) ve diğer hastalık
durumları (örn. gastroözofageal reflü, nekrotizan
enterokolit, süt alerjisi, apandisit, gebelik, döngüsel
kusma)
Kusmanın ayırıcı tanısı şunları içerir: enfeksiyon
(örn. vira!, barteriyel, parazitik), beslenme bozuk­
lukları (örn. gıda alerjisi, açlık dışkısı) anatomik
anormallikler (örn: Hirschsprung hastalığı, kısmi
obstüksiyon, apandisit), iltihaplı bağırsak hastalı­
ğı, malabsorbtif veya salgı hastalıkları (örn. kistik
fıbrozis, çölyak hastalığı), sistemik hastalıklar (örn;
bağışıklık yetmezliği, endokrinopati) ve diğer ne­
denler (örn. antibiyotik ilişkili ishal, sekonder lak­
taz eksikliği).
Kusma sebepleri, enfeksiyon (örn. önemli morbi­
dite, bakterimili Salmonella gastroenterit, Shigella,
C. dif.ficile) anatomik anormallikler (örn. intusu­
sepsiyon, toksik megakolon, apandisit) inflamatu­
ar barsak hastalığı ve hemolitik üremik sendromu
da içeren önemli morbiditeler ile sonuçlanabilir.
Normalden Azalan
Zayıf, ince
Çok batmış göz çukuru
Apandisit özellikle perfore olduktan sonra kusma­
ya sebep olabilir.
ACİL SERVİS BAKIMI VE TABURCU
Tedavi dehidratasyon şiddetine göre belirlenir:
Hafif: Çocuğun tercih ettiği, genel ve yaşa uygun
bir diyet ile devam edin.
Orta: Ağızdan rehidrasyon terapisi uygulayın. 1 ila
2 saat için 25-50 mL/kg hedefleyin. Bir saat için­
de yeniden değerlendirin. Alınan miktar yeterli ise
ve klinik olarak daha az dehidrasyon varsa, yaşa
uygun diyete evde devam edin. Eğer bir iyileşme
yoksa seçenekler bir ek saat daha oral rehidrasyona
devam etmek, nazogastrik rehidrasyon veya intra­
venöz rehidrasyondur.
Şiddetli: Hipovolemik şok için belirtildiği gibi, aci­
len 20 mL/kg bolus şeklinde uygulanan izotonik
kristoloidlerde müdahale edin ve klinik bir iyileş­
me görülene kadar tekrarlayın. (83. Bölüme bakın.)
Eğer kusma belirgin semptom ise:
Glukoz elektrolitli bir oral rehidrasyon çözeltisi
(ORS) ile sık ve düşük dozlarda kullanarak mü­
dahale edin. ORS/g/h için 1 ons (30 mL) kullanın.
Sodyumu eksik olan ve çok fazla şeker barındıran
BÖLÜM 75 • INFANTVE ÇOCUKLARDA KUSMA VE DiYARE
TABLO 75-2
Önemli Morbiditeler ile
Sonuçlanabilecek Kusmanın
Yaşa göre Sınıflandırılmış
Nedelleri.
Yenidoğum Periyodu (doğum-2hft)
ôzofagus ya da bağırsak darlığı I
Obstrüktif
atrezi, midgut volvulus ± bağırsak
İntestinal
malrotasyon, mekonyum ileus I plug,
Anomali
Hirschsprung hastalığı, imperfore
anüs, enterik duplikasyonlar
Diğer GI hastalık Nekrotizan enterokolit, Sekonder
peritonit ile perforasyon
süreçleri
Kitle lezyonu, hidrosefali, beyin ödemi,
Nörolojik
kernikterus
Obstrüktif anomali, üremi
Renal
Sepsis, menenjit
Bulaşıcı
Doğuştan olan metabolik hatalar,
Metabolik
konjenital adrenal hiperplazi
Yenidoğan (2 hft - 12 ay)
Yabancı cisim, retrofarengeal apse
Kazanılmış
özofagus
hastalıkları
GJ Obstrüksüyonu Bezoar, yabancı cisim, pilor stenozu,
malrotasyon ± volvulus, enterik
duplikasyonlar, Meckel divertikülü
komplikasyonları, intussepsiyon,
inkarsere fıtığı, Hirschsprung
hastalığı
Diğer GI hastalık Dehidratasyon, peritonit gastroenterit
süreçleri
Nörolojik
Kitle lezyonu, hidrosefali
Renal
Obstrüksiyon, urernia
Bulaşıcı
Sepsis, menenjit, boğmaca
Doğuştan kaynaklı metabolizma
Metabolik
hataları
Toksik Alımı
Çocuk (>12 ay)
GI obstrüksiyonu Bezoar, yabancı cisim, posttravmatik
intramural hematom, malrotasyon
± volvulus, Meckel divertikülü
komplikasyonları, intususepsiyon,
inkarsere fıtığı,
Hirschsprung hastalığı
Diğer GI hastalık Apandisit, peptik ülser hastalığı,
pankreatit, peritonit
süreçleri
Nörolojik
Kitle lezyonlar
Renal
Üremi
Sepsis, menenjit
Bulaşıcı
Metabolik
Diyabetik ketoasidoz, adrenal
yetmezlik, doğuştan metabolizma
hataları
Toksik maruziyeti
•
263
diğer içeceklerden (örn. çay, meyve suyu, sporcu
içecekleri) kaçının.
Şiddetli dehidratasyonu, hemodinamik bozukluk
görülen çocuklarda ya da ağızdan güvenli sıvı uy­
gulanmasını engelleyen değişen mental durumlar
olduğu zaman IV, 10 veya NG yollarından uygula­
nan izotonik kristalloid ile intravenöz rehidrasyon
düşünün.
Tek bir doz ondansetron,5-hidroksitriptamin re­
septör antagonisti, sürekli kusan çocuklarda O.IS
mg ! kg PO ya da O. 1 mg / kg IV şeklinde bir dozda
ORT'ye yardımcı olarak kullanılabilir.
Dopamin reseptör antagonistler, ciddi yan etki
potansiyeli taşıdığı için ve etkileri kanıtlanma­
dığı için çocuklarda kusmayı tedavi etmek için
kullanılmamalıdır.
Eğer ishal belirgin semptom ise:
Hafif ishali bulunan dehidratasyonu uğramamış
çocuklar rutin beslenmelerine devam etmelidirler.
Orta şiddetli ishali bulunan çocuklar, rutin beslen­
melerine dönmeden önce ilk olarak yeterli rehidras­
yon almalıdırlar. Beslenme, rehidrasyon aşaması ta­
mamlandıktan sonra eski haline dönmelidir ve asla
4 saatten fazla gecikmemelidir. Formülü seyreltmeye
ya da laktozsuz süt veya muz, pirinç, elma suyu, tost
(MPET/BRAT) diyeti tavsiye etmeye gerek yoktur.
Beslenme önerileri kompleks karbonhidratları
yüksek bir diyet, yağsız et, sebze, meyve ve yoğurt
içerir. Yağlı gıdalar ve basit şekeri yüksek besinler­
den kaçınılmalıdır.
Güvenlik sebebiyle ve etkinlik verileri bulunma­
dığı için ishal önleyici ilaçlar çocuklarda tavsiye
edilmez. İshali önleyebilen motilite karşıtı ajanla­
rın ciddi potansiyel olumsuz etkileri ( uyuşukluk,
paralitik ileus, ölüm) bulunur ve çocuklarda kont­
rendikedir.
• İshal şiddetini azaltabilir bizmut, salisilat zehirlen­
mesine neden olabilir ve < 12 yaş çocuklarda tavsiye
edilmez.
Antibiyotikler akut gastroenterit olan çocukların
büyük bir çoğunluğu için gereksizdir ve sadece be­
lirli patojenler veya klinik ortamlar için belirtilmiş­
tir (Tablo 75-3).
Yüksek riskli sosyal durumu, önemli dehidratasyo­
nu, inatçı kusma, mental durum değişimi, içememe
görülen ya da hemolitik anemi, trombositopeni ya
da yüksek kreatinin seviyelerine dair labaratuar ka­
nıtları bulunan bütün yenidoğan ve çocukları has­
taneye kabul edin.
Taburcu edilen hastaların aileleri, çocukta emesis
safralı kusma arttığı zaman ya da düşük aktivite se­
viyesi ya da ürinasyon gibi dehidratasyon belirtileri
görüldüğü zaman geri dönmeleri ya da aile hekim­
lerini aramaları konusunda bilgilendirilmelidir.
264
KISIM 10 • ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
TABLO 75-3
ORGANİZMA
Bakteriyel Gastroenteritin Etiyolojik Ajanlarının Klinik Özellikleri ve Tedavisi
KLİNİK
ÖZELLİKLER
RİSK FAKTÖRÜ
KOMPLİKASYONLAR ANTİ-MİKROBİK TERAPİ
Shigella
Hafif: konstitüsyonel
semptomlar olamadan sulu dışkı
Şiddetli: ateş, karın
ağrısı, tenesmus,
mukoid dışkı,
hemotakazi
Kötü temizlik, kalabalık
yaşama kreş
Bakteriyemi, Reiter sendGenellikle kendini sınırlar (48-72
romu, hemolitik üremik
sa)
sendrom, Toksik ensefa- Şu dunımlarda tedavi edin: Bağılopati, nöbet, dehidrasşıklık sistemi tehlikedeyse, ciddi
yon, toksik megakolon
hastalık, dizanteri ya da sistemik
±perforasyon
semptomlar varsa
Seçenekler: azithromisin, trimethoprim-sulfamethoksazole,
seftriakson, siprofloksasin
Salmonella
Hafif: sulu kusma,
hafif ateş, karın
krampları
Tifo ateşi: yüksek
ateş, konstitüsyone! semptomlar,
karın ağrısı, hepatosplenomegali,
güllekeleri, değişen
mental durum.
Hayvanlarla doğrudan
kontakt: kümes hayvanları,
hayvancılık, sürüngenler,
evcil hayvan.
Kontemine gıda teması/alımı:
sığır, kümes hayvanları,
yumurta, günlük su
Menenjit, osteomiyelit,
Bakteriyemi, dehidrasyon, en.dokarditis, tifo
ateşi
Genellikle kendini sınırlar (48-72
sa)
Şu durumlarda tedavi edin: <3 ay
yaşında ise, hemoglobiopati,
bağışıklık yetmezliği, kronik
GI yolu hastalığı, malignansi,
şiddetli kolitis, bakteriyemi,
sepsis varsa.
Gastroenterit: ampicillin, amoxicil!in, trimethoprim-sulfamethoksazol, sefotaksim, seftriakson,
florokimolon
İnvazifhastalıklar: sefotaksim,
sefuiakson,
Campylobacter
İshal, karın ağrısı,
ateş, halsizlik
Bebeklerde her zaman hemotakazi.
Yanlış pişirilmiş kümes
hayvanları, arıtılman11ş su,
pastörize edilmemiş süt,
evcil hayvanlar(köpekler,
kediler, hamsterlar, kuşlar)
Akut: dehidrasyon, bakteriyemi, foka! enfeksiyonlar
Konvalesans: reaktif artrit,
Reiter sendromu, eritema nodozun1, idyopatik
polinevrit, Miller Fisher
Sendromu
Genellikle kendini sınırlar,
%20'sinde kötüleşme ya da uzun
süreli semptomlar görülür.
Şu durumlarda tedavi edin: orta şiddetli semptomlar, kötüleşme,
bağışıklı sistemi bozulması,
günlük bakım vekurumlar
Seçenekler: eritromisin, azitromisin, siprofedaksasin
Yersinia
Mukusla birlikte
kanlı ishal, ateş,
karın ağrısı
Sallte-apandisit sendromu: ateş, sağ
alt kadran ağrısı,
lökositoz
Kontamine gıda: yanlış pişirilmiş domuz eti, pastörize
edilmemiş süt, arıtılmamış
Akut: bakteriyemi, farinjit,
menenjit, osteomiyelit,
piyomiyozit, konjonktivit, pnömoni, ampiyem,
endokarditis, Karaciğer/
dalak apsesi
Konvalesans: eritema
nodozum, glomerülonefrit, reaktif artrit,
Genellikle kendini sınırlar
Şu durumlarda tedavi edin:
sepsis, GI-kaynaklı olınayan
enfeksiyonlar, bağışıklı sistemi
bozulmaları, fazla demir depolama durumu (desferrioksaillİn
kullanımı, orak hücreli anemi,
talaserni)
Seçenekler: trimethoprim-sulfamethoksazole, aminoglikozid,
sefataksim, florkinolon, tetraksi!in, doksisiklin, klorafenikal
Escherichia coli
Shiga toxini
üreten
Kanlı ya da kansız
ishal, şiddetli karın
ağrısı
Feçes ile kontamine su veya
gıda, pişmemiş sığır eti,
pastörize edilmemiş süt,
Hemorajik kolitis, hemo!itik üremik sendrom,
trombotik trombositopenik purpura
Bir şey belirtilmemiştir: tedavi ile
hemolitik üremik sendrom insidansının tedavi ile artma riski.
E.coli
enterotoksijenik
Şidddetli sulu ishal
Feçes ile kontamine su veya
gıda
Dehitratasyon
Seçenekler: trimetoprim-sulfametoksozal, azitromiin, siproflaksasin
E.coli
enterotoksi)enik
Orta şiddetli sulu
ishal, karın kramp!arı
Feçes ile kontamine su veya
gıda
Dehitratasyon
Eğer şiddetliyse tedavi edin.
Seçenekler: rimethoprim-sulfamethoxazole, azithromycin,
ciprofloxacin
E.coli
enterotoksijenik
Ateş, kanlı ya da
kansız dizanteri
Feçes ile kontamine su veya
gıda
Dehitratasyon
Dizanteri varsa tedavi edin.
Seçenekler: rimethoprim-sulfamethoxazole, azithromycin,
ciprofloxacin
Feçes ile kontamine su veya
gıda
Dehitratasyon
Seçenekler: rimethoprimsulfamethoksazole, azithromis,
siproflaksasin
E.coli
Sulu, genellikle kanlı
enteroagregotiv
kusma
SU,
BÖLÜM 76 • PEDİATRİK ABDOMİNAL ACİLLER
ABDOMİNAL
76 PEDİATRİK
ACİLLER
TABLO 76-2
David I. Magilner
Çeviri: Damlanur Kucur
EPİDEMİYOLOJİ
Karın ağrısının ve gastrointestinal (GI) kanamanın
sebepleri yaşa göre değişir ve Tablo 76-1 ve 76-2'de
listelenmiştir.
265
Yaşa Göre Üst ve Alt GI
Kanama Nedenleri
ÜST GI KANAMA
<2AY
2AY-2YIL
>2YIL
Yutulmuş
maternal kan
Stres ülseri
Vasküler
malformasyon
Yenidoğanın
hemorajik
hastalığı (K
vitamini
eksikliği)
Koagülopati
/ kanama
diyatezi
Gastroenterit
Toksik alımı
Mallory-Weiss
yırtığı
Vasküler
mal formasyon
Özofajit
Stres ülseri
Kanama diyatezi
GI duplikasyon
Yabancı cisim
Gastroenterit
Mallory-Weiss
yırtığı
Peptik ülser
hastalığı
Toksik alımı
Vasküler
malformasyon
Gastrit
Varisler
Hematobilia
Yabancı cisim
ALT GI KANAMA
TABLO 76-1
Yaş Gruplarına Göre
Abdominal Ağrı Sınıflaması
YAŞ
ACİL
ACİL OLMAYAN
O - 3 ay yaş
Nekrotizan
enterokolit
Volvulus
Testis torsiyonu
İnkarsere fıtığı
Travma
Toksikmegakolon
Tümör
Kolik
Akut gastroenterit
Konstipasyon
3 ay - 3 yaş
İntususepsiyon
Testis torsiyonu
Travma
Volvulus
Apandisit
Toksikmegakolon
Vazo-oklüzif kriz
Akut gastroenterit
Konstipasyon
İdrar yolu enfeksiyonları
HSP
3 yaş Yetişkin
Apandisit
Diyabetik
ketoasidoz
Vazo-oklüzif kriz
Toksik alımı
Testis torsiyonu
Over torsiyonu
Ektopik gebelik
Travma
Toksik
megakolon
Tümör
Konstipasyon
Akut gastroen terit
Nonspesifik vira!
sendromlar
Streptococcus farenjit
İdrar yolu enfeksiyonları
Pnömoni
Pankreatit
Kolesistit
Böbrek taşları
HSP
İnflamatuar barsak
hastalığı
Gastrik ülser hastalığı /
gastrit
Over kisti
Gebelik
<2AY
2AY-2YIL
Yutulmuş
maternal kan
Süt alerjisi
Bulaşıcı kolit
İntususepsiyon
Volvulus
Meckel
divertikülü
Nekrotizan
enterokolit
Vasküler
malformasyon
Yenidoğanın
hemorajik
hastalığı
Hirschsprung
hastalığı
Konjenital
duplikasyonlar
Anal fissür
Ana! fıssür
Gastroenterit
Gastroenterit
Süt alerjisi
Hemoroid
İntususepsiyon
Polipler
Volvulus
Kolit (enfeksiyöz,
Meckel divertikülü
iskemik)
Hemolitik üremik
Meckel divertikülü
sendrom
İntususepsiyon
Henoch-Schonlein Hemolitik üremik
purpura polipler;
sendrom
bengn, familya!
Henoch-Schönlein
İnflamatuar barsak
Purpura
hastalığı
İnflamatuar barsak
GI duplikasyon
hastalığı
Dieulafoy lezyonu
Anjiyodisplazi
Çölyak hastalığı
Dieulafoy lezyonu
Rektal ülser
sendromu
Peptik ülser
hastalığı
>2YIL
PATOFİZYOLOJİ
Karın ağrısına enfeksiyon, enflamasyon ya da her­
hangi bir G I veya genitoüriner (GU) organ obstrük­
süyonu sebep olur. Ek olarak, sistemik bir hastalık,
gebelik, ya da komplikasyonları da karın ağrısına
sebep olabilir ya da ekstraabdominal bir bölgeden
de kaynaklanabilir. Karın ağrısı patofizyolojisi hak­
kında daha fazla tartışma için 38. Bölüme bakın.
GI kanama özofagusdan anüse kadar GI yolu bo­
yunca her yerde oluşabilir ya da ağız ve ya burunun
içindeki kanamadan yutulabilir. Kanama lokolize
işleminden kaynaklı mukoza hasarı, enfeksiyon,
266
KISIM 10, ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
rason daha yüksek bir duyarlılık ve spesifıkliğe
sahiptir ve hava kontrast eneması kesin tanı ve
potansiyel tedavi sağlar. Ultrason klasik "hedef
işareti" ( target sign) gösterebilir (Şekil 76-1 ).
Başarısızlık ya da perforasyon ihtimaline karşı,
enemadan önce bir cerraha danışılmalıdır.
o Malrotasyon ve volvulus da her yaşta gerçekle­
şebilir, fakat hastaların büyük bir çocunluğunda
yaşamlarının ilk yılında görülmüştür. Volvulus,
malrotasyona ugrayan bağırsak katlandığında
perfüzyonu bozarak ve bağırsak iskemisi ve
nekroza sebep olarak gerçekleşir. Temel özel­
likleri arasında ani karın ağrısı ve şişliği, saf­
ralı kusma, sinirlilik ve sonunda peritonit ve
şok bulunabilir. Tanı söz konusu olduğunda ve
besin alerjisi ve toksin ve ya yabancı cisim yutul­
ması yüzünden ya da kanamayı artıran bir durum­
dan dolayı kaynaklanıyor olabilir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
•
•
•
•
•
Ağrı: Karın ağrısının niteliği, zamanlaması, lokas­
yonu ve kötüleştiren faktörleri tanı için önemli
ipuçları sağlayabilir. Acil durumlarda karın ağrısı­
nın iki temel tipi; periton ve obstrüktiftir; peritona)
ağrı hareket ile şiddetlenirken obstrüktif ağrı spaz­
modiktir ve genellikle huzursuzluğa sebep olur.
Alakalı semptomlar ve hasta yakınlarıyla kurulan ile­
tişimin de etiyoloji için ipuçları sağlayabilir. 2 yaşın al­
tındaki çocuklarda karın ağrısı spesifik olmayabilir ve
huysuzluk, uyuşukluk şeklinde kendini gösterebilir.
Kanama: Kanamanın hacmi ve niteliği, alakalı
semptomlarla birlikte GI kanamanın sebebini ta­
nımlamaya yardımcı olur.
İlgili semptomlar: ağrı ve kanamaya ek olarak, akut
karın olan hastalar; kusma, ishal, kontispasyon,
ateş, anoreksiya ya da sarılık gibi ilgili semptomlara
sahip olabilirler. Sarılık genellikle ciddi bir durumu
belirtir. Hayatın ilk bir yılındaki safralı kusma
her zaman bir obstrüksiyon semptomu ve gerçek
bir cerrahi aciliyet olarak düşünülmelidir.
Karın ağrısı ya da GI kanama bulunan çocuklar­
da fiziksel muayane ile ilk olarak; genel görünüm,
vital bulguların, perfüzyonun, mental durum ve
hidrasyon durumunu değerlendirerek resüssitas­
yon ihtiyacının olup olmadığı belirlenmelidir. Ka­
rın muayanesi, distansiyonu, kitleleri veya lokalize
hassasiyetleri ya da savunma rebaund ağrısı veya
"sallanma" ve "hoplama" hassasiyeti gibi peritona)
bulguları gösterebilir. Rektal muayane kanı test et­
mek için düşünülmelidir.
Farenjit, pnömoni ve testis torsiyonu gibi GI kay­
naklı olmayan karın ağrıları aranmalıdır ve bütün
hastalar hemi için muayane edilmelidirler. Menarş
sonrası dönemde olan bütün kadın hastalar için
pelvik muayane düşünülmelidir.
A
TANI VE AYIRICI TANI
• Abdominal aciller için özel tanılar hastanın yaşına
göre sınırlandırılabilir. Tablo 76-1 ve Tablo 76-2'de
yaş bazlı karın ağrısı ve GI kanamanın sebepleri
listelenmiştir. En önemli tanılar ve bunların bazı
önemli özellikleri aşağıda tartışılmıştır.
o İntussespsiyon, her yaşta gerçekleşebilir; an­
cak 3 ay ile 2 yıl arasında en yüksek insidansa
sahiptir. Temel özellikleri arasında kolik karın
ağrısı, kusma, "çilek jölesi" dışkı ve ağrı atakları
arasındaki halsizlik bulunur. Sağ karında 'sosis­
gibi bir kitle hissedilebilir. Abdominal radyog­
rafiler tarafından bir tanı önerilebilir fakat ult-
B
ŞEKİL 76-1. A ve B. Klasik bağırsak içinde bağırsak görün­
tüsünün görüldüğü intussusepsiyon US görüntüsü. (Rear­
don RF, Joing SA: Cardiac, in MA OJ, MAteer JR. Blaivas M
(eds): Emergency Ultrasoımd. 2nd ed. © 2008, The McGraw­
Hill Companies, izniyle yeniden basılmıştır. Tüm hakları
saklıdır. New york. Figure 9-15 A&B)
BÖLÜM 76 • PEDİATRİK ABDOMİNAL ACİLLER
hastanın durumu stabil ise, düz film içeren GI
radyografiler ya da üst GI serileri tanı koymakta
yardımcı olabilirler ancak cerrahi konsültasyon
asla ertelenmemelidir.
o İnkarsere herni hayatın herhangi bir zamanda o r ­
taya çıkabilir ve tanı bir inguinal veya skrotal kitle
varlığı ile yapılır. Ek semptomlar kötü beslenme,
sinirlilik ya da kusmayı içerebilir. Hemi hakkında
daha fazla bilgi için 45. Bölüme bakınız.
o Apandisit her yaşta ortaya çıkabilir, ancak zirve
insidansı 9 ila 12 yaş arasındadır. 5 yaş altındaki
hastalarda atipik belirtiler ve gecikmiş tanı ne­
deniyle perforasyon riski yüksektir. Temel bul­
gular sonradan sağ alt karına yerdeğiştiren peri­
umbilikal ağrı, iştahsızlık, bulantı ve kusmadır,
ishal görülebilir. Bununla birlikte bu semptom­
ların birlikteliği vakaların <%50'de mevcuttur.
Tanıya yardımcı çalışmalar; normal ya da dü­
şük olması apandisit riskinin düşük olduğunu
gösteren beyaz kan hücresi (WBC/BKH) sayımı
ultrason (US) ve Bt görüntülemedir. Hem ult­
rason hem de BT oldukça duyarlı ve spesifiktir
(%90 civarında), ancak US operatöre bağlıdır.
Eğer BT gerçekleştirilirse, IV kontrast ile birlik­
te (ve mümkünse PO ya da rektal) yapılmalıdır.
o Nekrotizan enterokolit (NEK) düşük doğum
ağırlığı ile doğan ve prematüre bebeklerde daha
sık görülür, ancak vakaların%10 ila %1'1 arası
term bebeklerde de meydana gelir. Yakaların
çoğu yaşamın ilk haftasında gerçekleşir. Temel
özellikleri arasında kötü beslenme, uyuşukluk
ve abdominal distansiyon ve intestinal perfo­
rasyondan kaynaklı peritonit ve şok bulunur.
Dışkıda gizli kan bulunabilir ve düz karın filmi
bağırsak duvarında (pnematosis coli) NEK'in
de tanısı olan hava baloncuğu ve portal venöz
veya serbest hava olduğunu gösterebilir.
o Spesifik olmayan (ya da fonksiyonel) karın ağrısı
dışlanma tanısıdır. Acil servise karın ağrısı şika­
yeti ilegelen çocuklarda en çok görülen tanıdır
ve eğer öykü fizik muayene, radyolojik ve labra­
tuar çalışmaları sonuçları (gerekliyse) normalse
ön tanı olarak düşünülebilir. Çoğu çocuk mide
bulantısı ile ilişkili olarak belirsiz periumbilikal
ya da alt karın ağrısı bulunur. Bu tanı ile tabur­
cu edilen bütün çocuklar, ağrı geçmezse 24 saat
içinde bir hekime danışmalıdır.
o Kontispasyon klinik bir tanıdır; seyrek ve sert
dışkı ya da dışkılama sırasında ağrı ile tanım­
lanır. Çoğu vakalarda fonksiyoneldir ya da bes­
lenme ile alakalıdır fakat, konstipasyon aynı
zamanda Hirschsprung hastalığı veya kistik fib­
rozis gibi daha ciddi bir durumun da gösterge­
si olabilir. Fizik muayane disrafızm (gamzeler,
yarıklar, saç tutamları) belirtileri için omurga
muayenesini ve sfınkter ya da kubbede dışkı
267
varlığını ya da yokluğunu değerlendirmek için
rektal muayaneyi içermelidir.
o Ayrıca anafilaktoid purpura olarak da bilinen
Henoch-Schönlein purpurası (HSP), deri, bağır­
sak, böbrek ve eklemlerdeki damarları etkileyen
bir vaskülittir. Döküntü pupurik ve elle hissedi­
lebilirdir. Genellikle ilk olarak alt ekstremite ve
kalçalarda görülür. Artrit ve artralji gezicidir ve
genellikle ayak bilekleri ve dizleri içerir. Böbrek
tutulumu hematüri veya hipertansiyon olarak
tezahür edebilir (Bknz. Bölüm 28). Karın ağrı­
sı vakaların %60-80'inde bulunur ve genellikle
dağınık ve koliktir. Beraberinde kusma ve/veya
GI kanama görülebilir. Çoğu vakada, ağrı doğ­
rudan intestinal vaskülitin bir sonucudur, ancak
hastaların yaklaşık %5'inde vaskülite sekonder
olarak intussusepsiyon gelişecektir.
o Pilor stenozu beslenmeden sonra gerçekleşen pro­
jektil bir safrasız kusma ile gerçekleşir ve yaşamın
ilk 2 ila 12 haftası içerisinde herhangi bir zaman
ortaya çıkabilir. Tanı, ultrason ile de teyit edilen,
sol üst karın içinde elle de hissedilen bir "zeytin"
şeklinde muayene bulgusuyla koyulabilir. Labo­
ratuar değerlendirmeleri, hipokalemik, hipoklo­
remik metabolik alkaloz gösterebilir, ancak bu bir
geç bulgudur.
o Meckel S divertikülü en yaygın olarak ağrısız
hematokezyaya neden olur, ancak volvulus veya
intussusepsiyon için tetikleyici bir nokta olarak
da hareket edebilir.
• GI kanamanın diğer sebepleri Tablo 76-2öe listelen­
miştir. Çoğu durumda, acil servis bakıcısının temel
sorumluluğu yaşamsal bulguları, hidrasyon duru­
munu ve aneminin olup olmadığını değerlendire­
rek hastanın durumunun stabil olduğundan emin
olmaktır. Çoğu kuruluş, kesin bir tanı (örn. endos­
kopi, biyopsi) ve yönetim için hem acil hem de acil
olmayan durumlarda sevk etmek için bir pediyatrik
gastroenteroloji ya da cerraha ihtiyaç duyar.
• Karın ağrısına neden olabilen sistemik bulaşıcı ve
bulaşıcı olmayan hastalıklar başka bir yerde tartı­
şılmıştır, ancak, streptokok farenjit, pnömoni, di­
yabetik ketoasidoz, idrar yolu enfeksiyonu ve orak
hücreli anemi hastalığı içerir.
• Karın ağrısının diğer önemli sebepleri başka bölüm­
lerde ele alınmıştır ve şunları içerir; kolik (Bölüm
69), gastroenterit (75. Bölüm), kolesistit (Bölüm 44),
pankreatit (Bölüm 44), böbrek taşları (Bölüm 58) ve
inflamatuar bağırsak hastalığı (Bölüm 39).
• ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
•
Bütün durumlarda ilk sorumluluk hastanın duru­
munun stabil olup olmadığını değerlendirmektir.
Bu; genel görünüm, yaşam bulguları, perfüzyon,
mental durum ve hidrasyon değerlendirmesini içe­
rir. Standart resüssitasyon çabaları gerek görüldü­
ğünde hemen başlamalıdır.
268
KISIM 10 • ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
Abdominal acillerde agresif izotonik kristalloid
boluslari uygulanır: 20 mL/kg'lık normal serum
ya da laktatlı Ringer çözeltisi uygulanmalıdır ve
klinik bir gelişme kaydedilene kadar tekrarlanma­
lıdır.
• Hayati riski bulunan ve devam eden Gİ kanama­
sı olan hastalar için kan ürünlerinin kullanımını
(örn. paketlenmiş kırmızı kan hücreleri, taze donuş
plazma; 87. Bölüme bakın.) düşünülür.
• Ciddi ağrılara, 0.1 miligram/kg IV; mofin gibi pa­
renteral narkotikler ile müdahale ediniz; narkotik
uygulanması fiziksel muayenenin peritona! bulgu­
ları bulması konusundaki güvenilirliğini değiştir­
mez ve bu yüzden hastanın ihtiyacı varsa mahrum
bırakılmamalıdır.
• Şüphe edilen etiyolojilere göre gerekli laboratuar ve
radyografik çalışmalar istenir.
• Belirtildiği gibi, cerrahi ya da gastroenterolog kon­
sültasyonu istenmeli ve cerrahi işlem riski bulunan
hastaların ilk resüsitasyon sonrası bir pediatri tesi­
sine hızlı transferini sağlanmalıdır.
PATOFİZYOLOJİ
•
İYE genellikle, alt üriner sistemin perine ve peri
üretral alandaki organizmalar ile retrograd kon­
taminasyonu sonucu gerçekleşir. Yenidoğanlarda
ise, İYE genellikle hematojen yayılımda renal pa­
rankimadan bulaşma (seeding) sonrası gelişir.
Escherichia coli çocuklarda görülen İYE'nin
en yaygın sebebidir. Ek patojenler Klebsiella,
Proteus ve Enterobacter türlerini kapsar.
• Enterococcus türleri, Staphylococcus aureus, ve
•
B grubu streptokok en sık rastlanan gram pozi­
tif organizmalardır ve yenidoğanlarda daha yay­
gındırlar. Chlamydia trachomatis üriner sistem
semptomları ve mikrohematüri olan adolesan­
larda bulunabilir. Adenovirüs, genç erkeklerde
kültür-negatif akut sistite neden olabilir.
• İYE gelişimini etkileyen faktörler arasında pa­
tojenin viirülansı, konjenital üriner sistem ano­
malileri, vezikoüreteral reflü, ürolitiyazis, kötü
hijyen, gönüllü idrar tutma, sünnet ve kabızlık
sayılabilir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
VE ÇOCUKLARDA
77 İNFANT
İDRAR YOLLARI
ENFEKSİYONU
Justin W Sa/es
Çeviri: Damlanur Kucur
EPİDEMİYOLOJİ
Klinik özellikler aşağıda anlatıldığı gibi yaşa bağlı
olarak değişir.
• Yenidoğan İYE septik gibi bir görünüm ile karşımı­
za çıkabilir. Özellikler ateş, sarılık, kötü beslenme,
sinirlilik ve uyuşukluk içerebilir.
• Bebekler ve çocuklarda genellikle, ateş, karın ağrısı,
kusma ve iştah değişiklikleri içeren gastrointestinal
şikayetler ile kendini gösterir.
• Okul yaşındaki çocukJarda ve adolesanlarda sistit
ve üretrit (alt sistem hastalıkları) genellikle idrar
sıklığı, sıkışma, tereddüt ve dizi.iri ile kendini gös­
terir. Pyelonefrit ( üst sistem hastalığı) ise genellikle
ateş, titreme, sırt veya flank ağrısı, kusma ve dehid­
ratasyon ile ortaya çıkar.
•
Pediyatrik idrar yolu enfeksiyonları (İYE) başarılı
aşılamaların takibi ile günümüzde aşılı çocuklarda
en sık görülen ciddi bakteriyel enfeksiyondur.
Pediatrik İYE acil servise başvuran, enfeksiyonu
kaynağı belirgin olmayan ateşli çocukların %8'e va­
ran oranda görülür.
• Erkek çocukların yüzde ikisinde ve kızların %8'e
kadarında hayatlarının ilk 8 yılında İYE görülür
her iki cinste de en yüksek insidans yaşamın ilk yı­
lındadır.
• İYE prevalansı kadınlarda üç kat daha fazladır;
Erkekler arasında da, sünnetsiz erkek çocuklarda
sünnetli erkek çocuklardan daha 10 kat daha fazla
risk var.
TANI VE AYIRICI TANI
•
•
•
Amerikan Akademisi Klinik Pediyatri Uygula­
maları rehberi 2011 yılından itibaren yenidoğan
bebeklerde 2 ila 24 ay yaşarasındaki küçük çocuk­
larda pozitif kültür sonuçlarına ek olarak piyüri ka­
nıtının da dahil edilmesini önermektedir.
2 aylıktan küçük bebekler için idrar kültürü bu yaş
grubu için altın standart olmaya devam etmektedir.
Pozitif idrar kültürü tek üriner pathojen için -5 x
104 colonyforming birim (CFU) olarak tanımlanır.
Herhangi suprapubik aspirasyondan herhangi sayı­
daki üriner patojenin büyümesi pozitif kültür ola­
rak düşünülür.
BÖLÜM 77 • iNFANTVE ÇOCUKLARDA i DRARYOLLARI ENFEKSiYONU
@ij:jofU@ İnfant ve Çocuklarda İYE Tedavisi
269
YAŞ
TABURCULUK KRİTERLERİ
ANTİMİKROBİK SEÇENEKLER VE DOZLAR!
>l ay
Hastaneye kabul ve IV antibiyotikler
Ampisillin (50 miligram/kg/doz)+ Sefotaksim (50 miligram/
kg/doz) ya da Gentamisin (2.5 miligram/kg/doz)
> l ay-2 yıl
Toksik-Hastaneye kabul ve IV
antibiyotikler
Toksik olmayan, PO'yu tolere edebilen:
ayakta tedavi.
Sefotaksim (50 miligram/k:g!doz) ya da Cefotaxime (50
miligram/kg/doz)
Sefotaksim (50 miligram/kg/doz) IV/IM düşünün, ardından
aşağıdaki oral tedavilerden birini seçin.
>2 yıl
Yerel direnç dokusuna göre bir
antibiyotik terapi seçiniz
Adolesan kız çocuklarında(>l3) 3
günlük tedavi etme seçeneği.
Sefıksim 8 miligram/kg/gün, iki doz
Sefprozil 30 miligrams/kg/gün, iki doz
Sefhaleksin 75 miligram/kg/gün, üç doz
Sefdinir 14 miligram/kg/ gün, iki doz
İdrar kültürü sonuçları ilk başvuruda acil servis he­
kimi için erişilebilir değildir, bu nedenle, mikros­
kobik idrar ile birlikte lökosit esteraz ve idrar nitrit
tespit edebilen idrar kimyasal test şeritleri, idrar
kültürü sonuçlarını tahmin etmeye ve tedaviyi baş­
latmaya yardımcı olmak için kullanılmaktadır.
İdrarlarını yapamayan yenidoğan ve çocuklarda,
mesane kateterizasyonu idrar toplamak için tercih
edilen bir yöntemdir. Suprapubik aspirasyon, inva­
ziv olmasına rağmen, aynı zamanda, kültür numu­
nesi elde etmek için kabul edilebilir bir yöntemdir.
Yüksek yanlış-pozitif sonuçlar ve düşük spesifiklik
perineal poşet örneklerinin kullanımını ciddi şekil­
de sınırlar.
Üriner nitritler ve lökosit esteraz, mesanesini sık
boşaltması çocuklar için tek başlarına duyarlı be­
lirteçler değildir. Üriner nitritler oldukça spesifik­
tirler ve bu nedenle pozitif oldukları zaman yararlı­
dırlar.
Piyüri tek başına İYE'yi doğrulamaya yetmez. Kül­
tür-negatif piyürinin nedenleri arasında kawasaki
hastalığı, pelvik abse veya enfeksiyonlardan (apan­
disit, pelvik inflamatuar hastalık, kolit), ya da cinsel
yolla bulaşan hastalıklar kaynaklı üretrit bulunur.
Kültür-negatif dizüri nedenleri arasında kötü hij­
yen koşulları ve kıyafetlerden bulaşan viral üretrit /
sistit, balanitis ve irritan üretrit bulunur.
ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
Tedavi ve taburculuk hastanın yaşına ve hastalığın
şiddetine bağlıdır.
Hekimler yaşadıkları coğrafi bölgede sık karşılaşı­
lan üriner patojenlerin yerel duyarlılıkları na olma­
lıdır. Tablo 77-1 listelenen ilaçlar genel olarak kabul
edilebilir, ancak direnç ortaya çıkan bir sorun ola­
rak devam etmektedir.
Ateşi ve İYE'si bulunan yenidoğanlar (yaş 1 ay al­
tında) hastaneye kaldırılmalı ve intravenöz antibi­
yotik verilmelidir.
Bir ay yaşın üstündeki ateşli ve basit İYE'li çocuk­
lar, iyi görünüyorlarsa, ağızdan ilaç almayı tolere
edebilir durumdalarsa, dehidratasyona uğrama­
mışlarsa ve immun yetmezlikleri yoksa oral antibi­
yotiklerle ayakta bakım için uygun olabilirler. Acil
serviste tek bir doz intramüsküler veya intravenöz
seftriakson alabilirler ve birinci basamak tedavi ta­
kip ile ayakta oral antibiyotik tedavisine başlayabi­
lirler.
Ateşi ve kusma, dehidratasyon, herhangi bir sepsis
şüphesi ya da ağızdan antibiyotik alamayan komp­
like İYE olan daha büyük bebekler ve çocuklar,
ateşleri düşene kadar ve oral antibiyotik kullanabi­
lene kadar intaravenöz antibiyotik için hastaneye
yatmlmalıdırlar.
Antimikrobiyal terapinin uzunluğu 7-14 gün ara­
sında olmalıdır.
İYE olan adolesan kız çocukların (>13 yaş) 3 gün­
lük oral antibiyotik rejim seçeneği ile yetişkinler
gibi tedavi edilebilir.
İYE olan ateşli bebeklerde böbrek ve mesane ultra­
sonografisi yapılmalıdır. Bu test, bir ayaktan olarak
düzenlenen veya yatış sırasında gerçekleştirilen ve
genellikle acil servisten kolaylaştırılan tetkiklerdir.
İlk ateşli İYE atlatıldıktan sonra eğer ultrason yük­
sek dereceli ya da obstruktif üropati göstermez­
se rutin işeme sistoüretrogram gereklidir. Bu test
ayaktan da ayarlanabilir ya da hastaneye yatırma
sırasında gerçekleşebilir, fakat genellikle acil ser­
viste gerçekleşmez.
270
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
NÖBET VE
78 ÇOCUKLARDA
STATUS EPİLEPTİKUS
James C. O'Neill
Çeviri: Damlanur Kucur
•
•
Çocuklarda davranışlarda meydana gelen sıra dışı
hareketler ve değişimler genellikle acil servis baş­
vurularına sebep olur. Bütün bu vakaların çoğunu
oluştursa da paroksismal vakaların %30 kadarı ya da
daha fazlası nöbet olarak yanlış tanılanmış olabilir.
Çoğu nöbet vakası, çocuk acil bölümde görülme­
den önce durur. Bu yüzden öykü doğru tanı koy­
mak için önemlidir.
Pediyatrik nöbetlerin pek çok sebebi vardır. Amaç
belirgin sebebi tanımlamak ve tedavi etmektir. Bazı
nöbetler, acil durum yönetimi ve kapsamlı bir de­
ğerlendirme (örn. yenidoğan nöbetleri) gerektirir;
diğerleri ise çok yaygın ve iyi huyludur; daha küçük
çapta değerlendirilmeleri gerektirir (örn. febril nö­
betler).
•
•
•
•
•
•
TANI VE AYIRICI TANI
•
EPİDEMİYOLOJİ
ABD'de hayat boyunca en az geçme ihtimali %9 ol­
masına rağmen nüfusun yaklaşık % l-%2'sinde epi­
lepsi bulunur.
Basit febril nöbetler çocuklarda %3 ila %5 arasında
insidansı ile ayrı bir kategori oluşturmaktadır.
PATOFİZYOLOJİ
•
•
Nöbetler, beyindeki nöronların eş zamanlı ateş­
lenmesi paroksismal istemsiz motor aktivite ve/
veya davranış ya da bilinç değişikliklerine denir.
Bir ateşleme nöronu sonucu oluşan glutamat sa­
lınımı hemen ardından nöbeti başlatan ve yayan
N-methyl-d-aspartic asit reseptörlerini aktive eder.
Nöbetler y-aminobutyric asit (GABA) ile inhibe
edilir ve bu inhibisyonun başarısızlığı nöbetin ya­
yılmasına neden olur.
• KLİNİK ÖZELLİKLER
•
Nöbetler generalize (her iki hemisferi içeren, bilinç
değişikliğinin eşlik ettiği) veya parsiyel (beynin
lokalize bir alanını içeren şekilde olabilir, parsiyel
nöbetler jeneralizeye dönüşebilir)
Konvülzif jeneralize genel bir nöbet beynin her iki
hemisferini ve vücudun her iki tarafını da etkileyen
ritmik motor katılaşma ve/veya titremeyi kapsar.
• Konvülzif jeneralize genel bir nöbet de beynin her
iki yarımküresini etkiler fakat hiçbir motor aktivite
ortaya çıkarmaz - nöbet etkinliği sadece EEG'de ve
bilinç değişimi seviyesinden fark edilebilir.
Hem konvülzif hem konvülzif olmayan nöbette
hasta bilincini kaybeder ve bunu postikal periyod
takip eder.
Absence nöbet postikal durum olmadan kısa bir
epizod olarak gerçekleşir.
Atonik nöbetlerde hasta aniden kas tonusunu kay­
beder ve yere düşer.
Miyoklonik nöbetler, hastada ani, kısa ve total vü­
cut sarsılma hareketi şeklinde olur.
Kısmi nöbetler fokaldir, beynin sadece bir kısmını
içerir, bulgular beynin etkilenen alanı ile ilişkilidir.
Basit kısmi nöbette hasta uyanıktır.
Kompleks parsiyel nöbetler de fokaldir fakat bilinç
kaybını da içerirler.
Status epileptikus "uzamış nöbet" ya da hasta bi­
lincini yeniden kazanmadan, tekrarlayan, >5 daki­
kadan uzun süren nöbetlerdir. Status epileptikusun
erken durdurulması geri dönüşü olmayan nörona!
bir zararı önlemek açısından önemlidir.
Nöbet bozukluğu tanısı ilk olarak öykü ve sorun
odaklı bir şekilde elde edilen laboratuar çalışmaları
(başucu glikozu dışında) ile fizik muayaneye daya­
lıdır.
Gerçek nöbetler katılma nöbeti, vazovagal olaylar,
hipoglisemi, akut yaşamı tehdit edici olay (ALTE),
iyi huylu uyku miyoklonusu, hareket bozuklukları,
nokturnal terör, Sandifer sendromu (gastroözofa­
geal reflü hastalığı) ve epileptik olmayan paroksis­
mal olayları (yalancı nöbet) içeren taklitlerinden
ayırılmalıdır.
• Yetişkinlerin aksine, rutin laboratuvar testleri ve
beyin görüntüleme çoğu basit ateşli nöbetler, baş­
langıca-dönüşlü komplike nöbetler ya da yeni baş­
layan ateşsiz nöbetleri kapsayan çoğu pediatrik
nöbet için tavsiye edilmez. Ancak bazı özel durum­
larda acil servis araştırmaları yardımcıdır.
• Yeni ajanların seviyesi hemen kullanılabilir olına­
yabilir ya da terapiyi yönlendirmek için kullanışlı
olmayabilirler. Epilepsisi devam eden nöbet, ya da
status epileptikus olduğu bilinen ve hastalarda se­
rum ilaç seviyesi saptamaları fenobarbital, fenitoin,
valproik asit ve karbamazepin için yararlıdır.
Serum kimya çalışmaları (örn. elektrolit, magnez­
yum, kalsiyum, keratinin ve kan üreanitrojen sevi­
yesi) yenidoğan nöbetleri, infantil spazmlar ve status
epileptikus, ya da şüphelenilen metabolik veya gastro­
intestinal bozukluklar dışında genellikle belirtilmez.
• Serum amonyak, TORCH (toksoplazma, rubella,
sitomegalovirüs, ve herpes) titreleri, ve idrar ve
serum amino asit taraması yenidoğan nöbetlerini
değerlendirmede yararlı olabilir.
Kan gazı analizi yenidoğan nöbetleri ve status epi­
leptikus endikedir.
BÖLÜM 78 • ÇOCUKLARDA NÖBET VE STATUS EPiLEPTiKUS
•
•
•
•
•
EKG PR ve QT aralıkları ve nöbeti tetikleyici kar­
diyak disritmilerin olasılığını değerlendirmek için
yararlıdır.
Toksikoloji taraması rekreasyonel uyuşturucu kul­
lanımından (örn. kokain) şüphelenilen adolesan­
larda yararlı olabilir.
Manyetik rezonans görüntüleme, yeni başlangıçlı
nöbetlerin çoğu için tercih edilen beyin görüntüle­
me prosedürüdür, ancak genellikle ayaktan gerçek­
leştirilir.
Kontrastsız bilgisayarlı tomografi kafa travmasın­
dan şüphe edildiğinde, ateşsiz status epileptikus ve
fokal nöbetler için veya fokal nörolojik bulgular ol­
duğu durumlar için endikedir.
Lomber ponksiyon, meningeal bulguları olan has­
talarda ya da kalıcı bilinç değişikliği bulunan hasta­
ların yanı sıra neonatal nöbet, infantil spazmlar ve
ateşli status epileptikusa sahip hastalarda gerçekleş­
tirilmelidir
• ACİL SERVİS BAKIMI VE
TABURCULUK
STATUS EPİLEPTİKUS
•
Çoğu nöbet 5 dakika içinde durur ve medikal teda­
viye gerek duymaz.Status epileptikus (nöbet etkin­
liği >5 dakika süren ya da >5 dakikalık periyodluk
çoklu nöbetler), erken tedavi edildiği zaman ilaçla­
ra daha çok cevap ve medikal tedavi zamanla daha
az etkili hale gelir verir.
• Pediyatrik İleri Yaşam Desteği (PALSt önerileri
status epileptikus durumunda bulunan hastalarda
uygulanmalıdır. iV erişimi çok önemlidir, ancak
diğer ilaç verme yöntemleri de tedaviyi aksatma­
mak için kullanılabilir. (10, iM, intranasal, PR, ya
da bukkal)
TABL078-1
İLAÇ
Lorazepam
Diazepam
Midazolam
271
• Benzodiazepinler nöbet geçiren hastada ilk basa­
mak terapidir ve Tablo 78-l'de özetlenmiştir.
• Şekil 78-1 benzodiazepine yanıt vermeyen hasta­
lar için ikinci basamak farmakolojik seçenekler de
içermek üzere refrakter status epileptikusun baş­
langıç ve devam eden yönetimini özetlemektedir.
Status epileptikusta mümkün olduğu zaman elekt­
rolit ve glukoz düzeyleri (glikoz, sodyum ve kalsi­
yum) için hızlı yatakbaşı testi tavsiye edilir. iV veya
10 yerleştirildiğinde eğer uygunsa tam kan sayımı
(CBC), tam kimya paneli, karaciğer ve böbrek ça­
lışmaları ve antikonvülzan düzeylerini isteyiniz.
Diğer çalışmalar da nöbet şüphesinin altında ya­
tan nedene bağlı olarak gerekebilir. Ateşli status
epileptikuslu çocukta MSS enfeksiyonu ve lomber
ponksiyon düşünün. Entübe kararı kliniktir, apne
ve hipoksinin en yaygın nedenidir.
• Entübasyon ile birlikte paralitik kullanılması devam
eden nöbet aktivitesini değerlendirmeyi zorlaştırır
ve status epileptikus da entübe hastalarda sürekli
EEG monitorizasyonu ayarlanmalıdır.
• Status epileptikusu bulunan tüm hastaların hastane­
ye yatırılması gerekir ve kalıcı nöbet aktivitesi olan­
ların ise yoğun bakıma kabul edilmeleri gerekir.
FEBRİL NÖBETLER
• Basit febril nöbetler jeneralize tonik-klonik eşlik
ettiği <15 dk sürer, 38°C (2100 .4 °F) ateşin, 6 ay 5
yaş arası çocukta 24 saatlik bir periyod içerisinde
sadece bir kere gerçekleşen nöbet olarak tanımla­
nır.
• Ateşin sebebini tanımlamak ve tedavi etmek febril
başlıca amaçtır ve diğer türlü spesifik laboratuvar
ve radyolojik değerlendirmeler gerekmez.
Status Epileptikusun Başlangıç Tedavisinde Benzodiazepinler
ROTA
DOZ*
MAKSİMUM
ETKİ BAŞLANGICI
ETKİ SÜRESİ
Iv, IO, IN
IM
0.1 miligram/kg
0.1 miligram/kg
4 miligram
4 miligram
1-5 dk.
15-30 dk.
12-24 sa.
12-24 sa.
IV, IO
0.1-0.3 miligram/kg
0.5 miligram/kg
10 miligram
20 miligram
1-5 dk.
3-5 dk.
15-60 dk.
15-60 dk.
IV, 10
IM
IN
Bukkal**
O.1-0.2 miligram/kg
0.2 miligram/kg
0.2 miligram/ kg
0.5 miligram/kg
4 miligram
10 miligram
10 miligram
10 miligram
1-5 dk.
5-15 dk.
1-5 dk.
4-5 dk.
1-6 sa.
1-6 sa.
1-6 sa.
1-6 sa.
PR
Kısaltma: IN = intranasal.
*Tekrar dozu aynıdır.
**Yaygın olarak çalışılmamıştır
272
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
Hasta acile > 5dk nöbet ile ulaşır
Başlangıç
Tedavisi
Zaman
iV kolayca açılamazsa
10 yerleştirin
iV var veya
kolayca açılıyor
5
iN midazolam•
(0,2 miligram/kg)
1O miligram maks
IV/10 lorazepam·
(O, 1 miligram/kg)
24
- miligram maks
dakika
1
1
-
5
dakika
l
l
Son saatte maksimum iki
doz (hastane öncesi dahil)
iN midazolam•
(0,2 miligram/kg)
1O miligram maks
IV/10 lorazepam·
(0,1 miligram/kg)
2-4 miligram maks
L.......;:;;;=-��-.-�.;;..;__���---JI
ı
Başarılı IV/10 yol
2inci
basamak
tedavi
"'
·-a
7
dakika
Fosfenitoin 20 PE/kg iV 20 dk'da
< 2 yaş çocuklarda, kompleks febril nöbetlerde veya
alerji durumunda, 20 miligram/kg iV fenobarbital 20
dk'da kullanın (maks 800 miligram)
·a.
...e
ı
"'
N
::::,
3üncü
basamak
tedavi
2inci
basamak
tedavinin
infüzyonundan
sonra
4üncü
basamak
tedavi
1. Fenobarbital, 20 miligram/kg, fosfenitoin ikinci basmak tedavi olarak verilmişse, {maks 800 miligram)
2. Fosfenitoin, 20 PE/kg, fenobarbital ikinci basamak tedavi olarak veilmişse
Tüm ilaçlar
3. Levetirasetam, 20 miligram/kg
iV yoldan
4. Valproik asit, 20 miligram/kg
20 dk'da verilir
ı
1. Fenobarbital, 5-1O miligram/kg iV. 0,2-0,4 miligram/kg/dk infüzyon
2. Propofol, 1-2 miligram/kg; 10 miligram/dk'nın üstünde infüzyon
3. Midazolam, 0,2-0,5 miligram/kg, iV yavaş puşe
ŞEKİL 78-l. Status epileptikus tedavisi. IN=İntranazal; PE=fentoin sodyum ekivalanları.
Kompleks febril nöbetler, > 15 dk süren ateş ile, 24
saatlik periyod içerisinde tekrarlayan fokal nöbet­
ler olarak tanımlanır ya da <6 ay veya >5 yaş çocuk­
larda ciddi bir enfeksiyon olmadan gerçekleşir. Son
rehberler, başlangıç durumuna geri dönen ve acil
serviste muayenesi normal olan hastalarda rutin
lomber ponksiyon ya da nörogörüntülemeyi tavsi­
ye etmemektedirler. Fakat, sürekli fokal açıklıkları
ya da meningeal bulguları bulunan bütün hasta­
ların ileri acil servis değerlendirmesi ve testlerine
gereksinimi vardır.
Antikonvülzan terapi basit febril nöbetler için tav­
siye edilmez. Antipiretikler ateşli çocuklarda belir­
tilmesine rağmen, bu antipiretiklerin sonraki febril
nöbet önleyebildiğine dair hiçbir kanıt yoktur.
Yenidoğan NÖBETLERİ
Yenidoğan ların ( < 1 ay yaş) tam gelişmiş bir nö­
rolojik sistemleri yoktur. Bu yaş grubunda ortaya
çıkan nöbetler, gözden kaçabilir, fokal olması daha
olasıdır ve genellikle kötü prognoz taşırlar.
Ateş geçmişine bakılmaksızın, nöbetli yenidoğan­
lann sepsis açısından tam bir değerlendirmeye
(kan, ürin ve CSF) ve iV antibiyotiklere ihtiyaçları
vardır. Yeniden doğum nöbetlerine maternal tari­
he bakılmaksızın herpes simpleks ensefaliti neden
olmuş olabilir. Herpes simpleks virüsü için kan ve
BOS testleri ve asiklovir ile tedavi endikedir.
Toksikolojik değerlendirme suistimal edilen mad­
delerin aşırı kullanımına ya da yoksunluğuna dair
hekime bir kanıt sağlayabilir. Nöbetli yenidoğan
lar daha büyük çocuklara göre daha fazla elektrolit
anormallikleri bulundururlar. Kraniyel BT'si, kaza
sonucu olmayan travma, intrakranial kanama, en­
farktüs veya kütle için endişeleri değerlendirir.
Eğer doğuştan metabolizma bozukluğundan şüp­
heleniliyorsa, laktat, amonyak ve serum amino ve
idrar organik asitleri seviyelerine bakılmalıdır.
BÖLÜM 78 • ÇOCUKLARDA NÖBET VE STATUS EPiLEPTiKUS
HİPONATERMİ
•
•
Aşırı su tüketimi(<135 mEq/L) hiponatermiye se­
bep olabilir. Hiponatermi en çok <6 ay bebeklerde
ve bazen atletlerde görülür. Bir günde birkaç bar­
dak su içen bebekler ya da seyreltilmiş bebek for­
mülü içen bebekler hiponatermi için yüksek risk
taşırlar. Atletler de su intoksikasyonu sıkıntısı yaşa­
yabilirler.
Hiponatermi, özellikle sodyum seviyesi <120
mEq/L ise nöbetlere sebep olabilir. Terapinin ama­
cı bu seviyeyi hızlıca> 120 mEq/ı:ye çekerek tedavi
etmek ya da sonraki nöbetleri önlemektir ve ardın­
dan sonraki 24 saat içerisinde sodyum seviyesini
normal seviyeye çekmektir.
Eğer hasta aktif olarak nöbeti geçmiyorsa, tedavi
seçeneği %3 NaCl'dir. Eğer %3 NaCl alımı için geç
kalındıysa, status epileptikus durumundaki hasta­
lar için 20 mL/kg of %0.9 NaCl infüzyonu hemen
başlanmalıdır.
betlerin geçmiş sebebini tanımlamak, başarılı te­
davi için ve doğrudan bakımı kolaylaştıracak diğer
meseleler için oldukça yardımcı olabilirler.
Antikonvülsan ilaçlar alan epilepsili çocuklar nö­
bet ile acil servise getirildikleri zaman, olanak
varsa, ilaç düzeyleri kontrol edilmelidir. Epilepsili
çocukların ateşli hastalıklara karşı terepatik anti­
konvülzan düzeyleri ile bile daha düşük bir nöbet
eşiği olabilir.
VENTRİKÜLOPERİTONEAL ŞANTLI
ÇOCUKLARDA NÖBET
•
•
HİPOGLİSEMİ
•
Hipoglisemi semptomlar olsun olmasın, glukoz se­
viyesi <50 miligram/dl olarak tanımlanır. Nöbet­
ler hipoglisemi ile gerçekleşebilir, bu yüzden nöbet
durumundaki bütün hastalarda gkukoz seviyesi öl­
çülmelidir.
Eğer hipoglisemi varsa, hastalar, su içinde 4 mL /
kg'lik % l O dekstroz hızlı infüzyonu tedavi edilme­
lidir. (daha büyük çocuklarda 2 mL/kg 025.)
Hipokalsemi anormal kalsiyum emilimi, boşaltım
ya da dağıtımı yüzünden gerçekleşir ve aynı za­
manda nöbetlere neden olabilir. Hipokalsemi ye­
nidoğan ve küçük bebeklerde daha yaygındır ve
DiGeorge sendromu gibi kongenital anomalilerle
alakalı olabilir.
%10 kalsiyum glukonatile tedavi edilmelidir (5-10
dakika boyunca yavaşça 0.3mL/kg uygulayın).
EPİLEPSİLİ ÇOCUKLARDA NÖBET
•
•
Epilepsi, iki ya da daha fazla sebepsiz nöbet (örn:
ateş ya da travma) olarak tanımlanır. Nöbetin tü­
rünü tanımlamak ya da en iyi tedaviyi belirlemek
karmaşık olabilir.
Aileler, eski kayıtlar ve pediyatrik nörologlar nö-
Ventriküloperitoneal (VP) şantı bulunan çoğu ço­
cuk medikal bir nöbet geçmişine sahiptir. Değer­
lendirmeler epilepsi, şant malfonksiyonu ve SSS
enfeksiyonunu içerir.
Şant malfonksiyonuna standard bir yaklaşım, rad­
yografık VP şant serisi, kraniyal BT ya da "hızlı
beyin MRJ"yi (sedasyon olmadan genellikle hızla
gerçekleştirilen hızlı spin eko T2 ağırlıklı görüntü­
ler) içerir. SSS enfeksiyonu şüphesi varsa, şantı BOS
analizi kullanmak için pediyatrik beyin cerraha da­
nışılmalıdır .
KAFA TRAVMALI ÇOCUKLARDA NÖBET
•
•
HİPOKALSEMİ
•
273
Nöbet geçiren akut travmalı çocuklar intrakranial
yaralanma yaşamış olabilir.
Belirgin önemli travması olan çocuklarda görüntü­
leme yapılmalıdır. "Darbe nöbetleri" (kafa travma­
sının gerçekleştiği dakikalar içinde meydana gelen
nöbetler) ciddi kafa yaralanmaları ile alakalı değil­
dir. Fakat yaralanma sonrası gecikmeli bir şekilde
ortaya çıkan nöbetlerin ciddi intrakranial yaralan­
ma göstergesi olması daha muhtemeldir.
İLK FEBRİL NÖBET
•
Basit ateşsiz tek bir nöbetten sonra tekrarlama riski
kabaca %40'tır.
• Çoğu nörolog ilk nöbet sonrasında antikonvülzan
ilaçların günlük uygulanmasını tavsiye etmez.
Sadece uzun süreli veya tekrarlayan nöbetlere ta­
nık olan hastalarda, özellikle beraberinde nörolo­
jik bulgu-hasar de varsa, anti-epileptik ilaç başla­
tılır. Anti-epileptik ilaç seçimi; nöbet tipi, yan etki
profili ve yönetim kolaylığına bağlıdır ve genellikle
primer hekim ya da bir nörolog ile tartışılmalıdır.
2 74
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
BOZULMUŞ
79 ÇOCUKLARDA
MENTAL DURUM VE KOMA
Kathleen M. Adelgais
Çeviri: Filiz Froohari Damarsoy
• BOZULMUŞ MENTAL DURUM
EPİDEMİYOLOJİ
•
Bozulmuş mental durum (BMD) çocuklarda, ço­
cuğun gelişimsel düzeyine uygun bir şekilde verbal
ya da fiziksel uyarana cevap verememesi olarak ta­
nımlanır.
Çocuklarda BMD insidansı ve etyolojileri değiş­
kendir ve kurumun tipi ile BMD için kullanılan
spesifik tanıma göre değişir.
Resüstasyon, stabilizasyon, tanı ve tedavi aynı anda
gerçekleşmelidir BMD'deki çocuklarda morbidite
ve mortaliteyi önlemek için agresif.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Öykü son dönemdeki hastalıklar, toksin maruzi­
yeti ve travma veya istismar gibi prodromal olay­
lara odaklanmalıdır. Daha öncesinde ateşin olup
olmadığını, baş ağrılarını, başı tutamamayı, karın
ağrısın, kusmayı, diyareyi, yürüme bozukluklarını,
nöbetleri, ilaç yutma hikayesini, palpitasyonları,
güçsüzlüğü, hematüriyi, kilo kaybını ve kızarık­
lıkları sorup; gelişimsel kilometre taşlarını, geçmiş
medikal hikayesini, immünizasyon hikayesini ve
aile hikayesini gözden geçirmek gerekir.
Fizik muayeneyi enfeksiyon belirtiltilerine, trav­
maya, toksidromlara veya metabolik hastalığa
odaklayınız.
Nörolojik muayene, çocuğun duyusal uyarana ce­
cabını, motor aktiviteyi, pupiller reaktiviteyi, okü­
lovestibüler refleksleri ve solunum şeklini ve bun­
larla beraber çocuğun AVPU skorunu (alert, verbal
uyarana cevap, ağrılı uyarana cevap, cevapsızlık) ya
da pediyatrik Glasgow koma skorunu içerir.
PATOFİZYOLOJİ
TANI VE AYIRICI TANI
Mental durumda bozulma ya her iki serebral kor­
teksin baskılanmasından ya da beyin sapı ve orta
beyindeki retiküler aktive edici sistemin baskılan­
masından dolayı ortaya çıkar, konfüzyon ya da de­
liryumdan letarji, stupor ve koma'ya kadar değiş­
kenlik gösterir.
• BMD ile sonuçlanan patollojik durumlar üç geniş
kategoriye ayrılabilir: supratentoryal kitle lezyonla­
rı, subtentoryal kitle lezyonları ve metabolik ense­
falopati.
• Supratentoryal kitle lezyonları BMD'ye beyin sapı­
na ve/veya diensefalona bası yaparak sebep olmak­
tadır. Fokal motor anomaliler genellikle bilinçteki
bozukluğun başlangıcından itibaren vardır. Nöro­
lojik bozukluk sırasıyla orta beyin, pons ve medul­
ler fonksiyonların kaybı ile beraber, rostralden kau­
dale ilerler. Supratentoryal lezyonlar kalorik testte,
soğuk uyarana doğru yavaş nistagmus ve soğuk
uyarandan uzağa doğru hızlı nistagmus yapar.
Subtentoryal lezyonlar hızlı bilinç kaybına (reti­
küler aktive edici sistemin fonksiyon kaybından
ötürü), kraniyal sinir anormallikleri, anormal nefes
şekilleri (örn. Cheyne-Stokes solunumu, nörojenik
hiperventilasyon, ataksik soluma) ve asimetrik ya
da fikse pupillere sebep olur.
• Metabolik ensefalopati motor belirtileri ortaya
koymadan önce azalmış bilinç seviyesi ortaya çıka­
rır, bu belirtiler ortaya çıktıklarında simetrik ola­
rak ortaya çıkarlar. Pupiller refleksler derin anoksi,
opiyatlar, barbitüratlar ve antikolinerjikler dışında
intakttır. Solunum bozuklukları sıktır ve genellikle
asit-baz bozukluklarıyla ilişkilendirilir.
Çocuklarda BMD'nin ayırıcı tanısı geniştir ve yetiş­
kinlerin ayırıcı tanısından hafifçe farklıdır. Tanıdık
kısaltma AEIOU TIPS tanı olasılıklarını organi­
ze etmek için faydalı bir gereç olarak kalmaktadır
(Tablo 79-1).
• Ek tanılar klinik prezentasyona göre yönlendiri­
lir ve kan, gastrik sıvı, idrar, gayta, beyin omurilik
sıvısı (BOS) incelemelerini, elektrokardiyografi
veya seçilmiş radyografik değerlendirmeieri ıçerir.
BMD'li tüm hastalarda çabucak yatak başı glukoz
ölçümü alınmlıdır.
• Menenjit ve ensefalit şüphesi varsa, başlangıç re­
süstasyonu ve stabilizasyonundan sonra olabildi­
ğince hızlı bir şekilde BOS analizi için bir lomber
ponksiyon yapınız.
• Asit baz durumunun hızlı değerlendirilmesi için
kapnometri faydalı olabilir.
• Patolojik oskültasyon bulguları ya da ritm bozuk­
lukları varsa 12-derivasyonlu EKG yapınız.
• Travma ya da kötüye kullanım şüphesi halinde kan
amonyum düzeyi, serum ozmolalitesi, kan alkol
düzeyi, tiroid fonksiyon testleri, kan kurşun düzeyi
ve kafa BT'si istemeyi düşünün.
Portabl EEG 11011 konvülsif status epilepticus tanı­
sını koyabilir.
ACİL SERVİSTE BAKIM VE TABURCULUK
Başlangıç tedavisinin önemli noktaları havayolu,
solunum ve dolaşıındır.
Travma şüphesinde servikal omurları sabitleyin.
Pulse oksiınetreyi takın ve kapnometri seçeneğini
değerlendirin; oksijen verin.
BÖLÜM 79 • ÇOCUKLARDA BOZULMUŞ MENTAL DURUM VE KOMA
TABLO 79-1
275
AEIOU TIPS Bozulmuş Mental Durum için Kısaltmalar
A
Alkol serum seviyeleri <100 miligram/dl olduğunda mental durumda değişiklik oluşabilir. Beraberinde hipoglisemi sık.
Asit baz ve metabolik. Hipotonik ve hipertonik dehidratasyon. Hepatik disfonksiyon, doğuştan metabolizma
bozuklukları, diyabetik ketoasidoz, primer akciğer hastalığı ve hiperkapniye sebep olan nörolojik disfonksiyon
Aritmi/kardiyojenik. Stokes-Adams, supraventriküler taşikardi, aort stenozu, dal bloğu, ventriküler fıbrilasyon,
perikardiyal tamponad
E
Ensefalopati. Hipertansif ensefalopati 100-11O mm Hg deki diyastolik basınçlarda ortaya çıabilir. Reye sendromu. HIV.
post immünizasyon ensefalopatisi. ensefalomiyelit.
Endokrinopati. Bozulmuş mental durum bu kategoride oldukça nadirdir. Addison hastalığı BMD veya psikoz ile
gelebilir. Tirotoksikoz ventriküler disritmilerle gelebilir. Feokromositoma hipertansif ensefalopati ile gelebilir.
Elektrolitler. Hiponatremi 120 mEq/1 civarında semptomatik hale gelir. Hipernatremi ve kalsiyum, magnezyum ve fosfor
bozuklukları BMD ye sebep olabilir.
İnsulin hiperglisemi kaynaklı BMD çocuklarda nadirdir, ancak diyabetik ketoasidoz en sık sebeptir. Hipoglisemi bir
çok bozukluğun sonucu olabilir. İrritabilite, konfüzyon, nöbetler ve koma <40 miligram/dl civarındaki kan glukozu
sevielerinde oluşabilir.
lntussusception. BMD ilk ortaya çıkan semptom olabilir.
O
Opiyatlar. Evde sık karşılaşılan opiyatlar Lomotil, loperamid, dipheoxylat ve dextrometorpandır. Klonidin, bir alfa
agonisttir ve benzer semptomlara yol açabilir.
Ü
Üremi. Ensefalopati, kronik böbrek yetmezliği olan hastaların üçte birinden fazlasında ortaya çıkar. Hemolitik üremik
sendrom aynı şekilde karın ağrısına ek olarak BMD e sebep olabilir. Trombositopenik purpura ve hemolitik anemi de
ani BMD ye sebep olabilir.
T
Travma. Künt travması olan çocuklar erişkinlere göre serebral ödem geliştirmeye daha yatkındır. Çocuk suistimal
bulguları çısından değerlendirilmelidir, özellikle retina! kanamaları olan shaken baby sendromu açısından.
Ttlmör. Primer, metastatik ya da meningeal lösemik infiltrasyon.
Termal. Hipo veya hipertermi.
İnfeksiyon (enfeksiyon). BMD'nin çocukta en sık sebeplerinden biri. Menenjit ayırıcı tanı listesinde yükseklerde
olmalıdır. özellikle ateşli çocuklarda.
İntraserebral vasküler bozukluklar. Subaraknoid, intraserebral ya da intraventriküler kanamalar travma, rüptüre
anevrizma veya arteriyovenöz malformasyonlarla görülebilir. Venöz tromboz ağır dehidratasyonu veya mastoidin,
orbitanın, orta kulağın veya sinüslerin piyojenik enfeksiyonunu takip edebilir.
•
P
Psikojenik. Pediyatrik yaş grubunda nadirdir, okülovestibüler refleksler dahil olmak üzere normal nörolojik muayeneye
rağmen cevapsızklık ile karakterizedir.
(Poisoning) Ze!>ir!enme. İlaçhır veya toksinler kaz,.>.yfa, Hı.maile y? d� suistimal ile veya intihar amaçlı olarak yutulabilir.
S
(Seizure) Nöbet. Yaygın motor nöbetler sıklıkla çocuklarda uzamış cevapsızlıkla ilişkilidir. Genç febril bir hastada nöbet
intrakranyal enfeksiyonu düşündürür. Şant fonksiyon bozukluğu hidrosefalisi için ventriküloperitoneal şantı olan
hastalarda düşünülmelidir.
Şok belirtileri için sıvı resüstasyonu sağlayın (20
ml/kg'den, ihtiyaç halinde üç defa)
Yatak başında glukozu belirleyin ve hipoglisemiyi 4
ml/kg'den 010 ile infantlarda, 2 mi /kg'den 025 ile
çocuklarda tedavi edin.
Hipotermi ya da hipertermiyi tedavi edin.
Nöbetleri benzodiyazepinler ile kontrol altına alın
(örn. lorazepam, O.l miligram! kg IV/IO)
Opiyat ya da klonidin overdozu şüphesinde O.Ol
0.1 miligram/kg'dan IV/IO her iki dakikada bir, ih­
tiyaç halinde naloksan verin.
Saf benzodiyazepin overdozu şüphesinde O.O 1 mg/
kg'dan IV/IO flumazenil verin.
• Endike olduğu spesifik bir toksin yutulmamışsa ya
da serum pH<7.0 değilse, sodyum bikarbonattan
kaçının.
• Sepsis ya da menenjit şüphesi olan hastalara, eğer
unstabilse lomber ponksiyondan da önce, ampirik
geniş spektrumlu antibiyotiğe olabildiğince erken
başlayın.
•
BMO'nin benign ya da geçici sebepleri acil serviste
tedavi ve monitörize edilebilinip, gözlem sonrası
taburcu edilebilse de, BMO'li bir çok infant ve ço­
cuk yoğun bakım ünitesine yatışa ihtiyaç duyar.
BAŞAGRISI
EPİDEMİYOLOJİ
•
Baş ağrısı, pediyatrik acil servis ziyaretlerinin
% l'ine kadar olan kısmını kapsar.
Çocuklarda, baş ağrılarının büyük çoğunluğunun
benign bir etyolojisi vardır. Baş ağrısının oksipital
yerleşimi ve çocuğun baş ağrısının niteliğini tarif
edememesi durumu potansiyel olarak altta yatan
ciddi bir durumla ilişkilidir.
Baş ağrısıyla prezente olan yeni gelişen nöroşirur­
şik durumlar genellikle nörolojik bulgularla ilişki­
lidir.
276
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
PATOFİZYOLOJİ
Baş ağrısının patogenezi komplekstir ve sebebe
göre değişiklik gösterir. Beyin, kranyum ve altın­
daki bir çok meninkste ağrı reseptörü yoktur. Ağrı,
skalpın epidermisi ile kafatasının periosteum'u ara­
sındaki yapılarca algılanır.
Ekstrakraniyal ağrı, servikal sinir köklerinden,
kraniyal sinirlerden ya da baş boyun bölgesindeki
spesifik alanlarda ağrı olmasına sebep olan kasları
çaprazlayan ekstrakranyal arterlerden çıkabilir.
İntrakraniyal ağrı, venöz sinüslerden, dural ven ya
da arterlerden ve beynin tabanındaki arterlerden
çıkabilir. Posterior fossa ağrısı vagus ve glossofa­
ringeal sinirlerdeki nosiseptörlere sekonder olarak
oksiputa, kulağa ya da boğaza vurabilir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Baş ağrıları primer ya da sekonder olarak sınıflan­
dırılabilir; primer baş ağrıları fizyolojiktir (migren,
gerilim), ancak sekonder baş ağrılarının anat?m�k
_
bir temeli vardır ( vasküler malformasyonlar, tumor
ya da enfeksiyon). Tablo 79-2 primer ve sekonder
ağrı ayrımı yapabilmek için yardımcı olacak öykü
ve fizik muayene unsurlarını özetlemektedir.
Sekonder baş ağrısı, akut başlangıç, sabah kusması,
davranış değişiklikleri, BMD, "en şiddetli ağrı", uy­
kudan uyandırıcı, ateşle ilişkili, travma ya da toksin
maruziyeti, öksürükle, valsalva ya da pozisyonla
kötüleşme özellik1eriyle düşünülür.
TABLO 79-2
Sekonder Başağrısını
Düşündüren Özellikler
ÖYKÜDEKİ TANIMI
FİZİKSEL BULGULAR
• Öyküdeki tanımı
• Ani başlangıç ilk ya da en
kötü ağrı
• Post travmatik
• Ateş veya ense sertliği ile
birlikte
• Aksırık, öksürük, valsalva
manevrası, yatma ile
şiddetlenme
• Sabahları kusma ve/veya
gittikçe kötüleşen ağrı
• Bilinç değişikliği ya
da foka! nörolojik
semptomlar
• Davranış değişikliği
• Ağrının yapısında
değişiklik (kronikse) veya
ağrı şiddetinin artışı
• Toksin maruziyeti
• Ailede subaraknoid
kanama öyküsü
• Ani başlangıç
• İlk ya da şimdiye kadarki
en kötü
• Fiziksel bulgular
• Bilinç değişikliği
• Septik ya da toksik
görünüm
• Eksternal kafa travması
varlığı
• Bradikardi, hipertansiyon
ya da düzensiz solunum
• Terleme
• Fasyal herpes zoster
• Peteşi
• Cafe au Lait lekeleri ya da
ash leaf lekeleri
• asimetrik pupiller yanıt
• Pitozis
• Görme alanı defekti
• Retina! hemoraji ya da
optik disk distorisyonu
• Motor ya da duyusal
yanıtlarda asimetri
• Triomegali
• Ense sertliği
• Başı tutamama
Benign baş ağrıları okul çağındaki çocuklarda daha
sık görülür ve genellikle pulsatil olarak tarif edilir.
Unilateral/bilateral, yer olarak frontal - temporal
olurlar ve ilişkili nörolojik belirti ve bulgu olmadan
hafiften çok şiddetliye değişiklik gösterebilirler.
Hayatı tehdit edici baş ağrıları okul öncesi dönem­
deki çocuklarda daha sıktır. Eğer tarif edilebilirse,
ağrı oksipital ve sıkışma tarzında olabilir. Ağrı ge­
nellikle çok şiddetlidir ve baş ağrısı foka) defisitler,
papillödem, ataksi ve BMD gibi nörolojik değişik­
liklerle ilişkilidir.
Sekonder baş ağrısını düşündüren fiziksel bulgular
kan basıncı anormalliklerini, nukal sertliği, baş tu­
tamamayı, ptozisi, retina) kanama ya da optik sinir
bozukluğunu, görme alanı defektlerini, yürüme
bozukluklarını yada foka) motor veya duyu bozuk­
luklarını içerir (Tablo 79-3 ).
TANI VE AYIRICI TANI
Çocuk hastalarda tanısal yaklaşımı yönlendir�ek
için yapılmış kanıta dayalı bir çalışma yoktur. in­
celemelerin seçimine öykü ve fizik muayeneye göre
karar verilmelidir.
Rehberler, rekürren baş ağrısı ve normal nörolojik
muayenesi olan çocukta rutin görüntülemenin en­
dike olmadığını söylemektedir. Nörogörüntüleme
(bilgisayarlı tomografi ya da manyetik rezonans
görüntüleme) travma durumunda ya da öykü veya
fiziksel muayene sekonder tip baş ağrısını düşün­
dürüyorsa endikedir.
Eğer enfeksiyondan ya da subaraknoid kanamadan
şüpheleniliyorsa lomber ponksiyon yapın.
ACİL SERVİS BAKiMi VE TABURCULUK
Primer baş ağrısını sekonderden ayırt etmek için
iyi bir öykü alın ve iyi bir fizik muayene yapın.
Sekonder baş ağrıları için, altta yatan sebebi tedavi
edin ve ağrıyı kontrol edin. Narkotikler, sekonder
baş ağrılarında kullanılabilir ancak primer baş ağ­
rılarının kontrolünde rolleri yoktur. Sekonder baş
ağrıları için, 0.1 miligram/kg'dan iV morfin ya da
asetaminofenli hidrokodon (hidrokodon kısmı 0.1
miligram/kg olmak üzere, PO) vermeyi düşünün .
Primer baş ağrıları için, öyküdeki özelliklere göre
tanı konan baş ağrısı tipine göre tedavi verin. Çoğu
primer baş ağrısı ilk sıra oral ilaçlar ile tedavi edile­
bilir, tipik olarak 1O miligram/kg'dan PO ibuprofen
ya da 15 miligram/kg'dan PO/PR asetaminofen ye­
terlidir.
Migrenler için, 0.15 miligram/kg'dan iV proclor­
perazin'i, triptan kullanılmaması ve distonik re­
aksiyonları engellemek için 1 miligram/kg'den iV
difenilhidramin ile verin. Dihidroergotamin 0.1
miligram/kg (6-9 yaş için), 0.15 miligram/kg (9-12
BÖLÜM 80 • ÇOCUKLARDA SEN KOP VE ANi ÖLÜM
TABLO 79-3
277
Başağrısının Olası İkincil Nedenlerinin Fizik Muayene Bulguları
MUAYENE
BİLEŞENİ
BULGU
POTANSİYEL NEDENLER
Büyüme
parametreleri
Yaşa göre anormal boy, kilo, baş
çevresi
Sistemik hastalık göstergesi gelişememe, artan İntrakraniyal basıncı
düşündüren baş çevresi büyümesi
Yaşamsal belirtiler
Anormal kalp atış hızı, tansiyon,
solunum hızı, sıcaklık
İntrakı-aniyal hipertansiyon ve yaklaşan herniyasyonun göstergesi
bradikardi, hipertansiyon ve düzensiz solunum (Cushing triadı);
hipertansif krizde başağrısı ile ilişkili şiddetli hipertansiyon; olası
metabolik asidoz (om diyabetik ketoasidoz) göstergesi taşipne;
SSS ya da sistemik enfeksiyonun (menenjit, ensefalit, viral
sendrom) göstergesi olası ateş.
Kafa ve boyun
Kraniyal ya da karotiste üfürüm
Arteriovenoz malformasyon
Travma bulguları
Kazaya bağlı olan ya da olmayan kazasız travma
Papllödem
Tek taraflı konjonktival kızarıklık,
gözyaşı, göz kapağı ödemi
Retina! hemoraji
Bilateral periorbital odem, yuzde
duyarlılık, burun akıntısı
Artan intrakraniyal basınç
Küme başağrısı
Enfeksiyon bulguları
Otitis media, mastoidit, sinuzit, farenjit (streptokokal farenjit dahil),
dental apse ya da çürük
Teınporomandibular eklem dlsfonksiyonu
Gözler
Kulak, burun,
boğaz
Malokluzyon, temporomandibular
eklem duyarlılığı
Kazayla olmayan travma
Sinuzit
Kalp
Üfürümler
Embolik olay ya da serebral apse riskiyle birlikte potansiyel şant
lezyonu
Cilt
Cafe au !ait lekeleri, ashleaf lekelen, vaskuler
malformasyonlar
Norofıbramatoz, tuberoz skleroz, konjenital vaskuler
malformasyonlar (SSS hemoraji riski)
yaş için) ya da 0.2 miligram/kg (12-16 yaş için) bir
alternatiftir, ancak kompleks migreni olan hastalar­
da kontrendikedir.
Küme ve gerilim baş ağrıları genellikle migren gibi
idare edilir. Sumatriptan 10 mg (20-39 kg) ya da
20 mg (>40 kg) intranazal olarak ya da 0.06 milig­
ram/kg'dan subkutanöz olarak beraberinde yüksek
akımlı oksijen (7 L/dakikadan, kapalı devre bir
maske ile) küme tipi baş ağrılarında etkili olabilir.
Gerilim tipi baş ağrıları 1 O mg/kg'dan ibuprofen
gibi ilk sıra oral tedaviye genellikle cevap verir.
Baş ağrısının tekrar etmesini önlemek için potan­
siyel olarak presipite eden faktörlere yönelik tedavi
edin. Genellikle, primer baş ağrısı olan çoğu has­
ta semptomların rahatlamasıyla taburcu edilebilir.
İnatçı baş ağrısı olan hastaların servise yatma ihti­
yacı olabilir.
Yeni çıkan bir sebebe bağlı sekonder baş ağrısı olan
hastalar (örn. menenjit, tümör, ağır hipertansiyon
ya da kanama) eksiksiz bakım için servise yatırıl­
malıdır.
80 ÇOCUKLARDASENKOPVE
ANİ ÖLÜM
Derya Caglar
Çeviri: Filiz Froohari Damarsoy
EPİDEMİYOLOJİ
Senkop adölesanlarda sıktır, daha küçük çocuklar­
da daha nadirdir. Adölesanların %20-%50 kadarı
en azından bir senkop atağı tecrübe eder. Bu du­
rum geçici ve genellikle bir defalıktır.
Benign senkopun en sık karşılaşılan tipi nöral ara­
cılı (vazovagal) senkoptur.
Kardiyolog veya nörologa yönlendirilen çocukların
yüzde yirmisi ciddi bir hastalık tanısı alır.
Çocuklarda ani beklenmeyen ölüm, tüm pediatrik
ölümlerin %2.3'üdür. Ani kardiyak ölüm bu vaka­
ların yaklaşık üçte birine tekabül eder.
Travma dışında, sporla ilişkili ölümlerin en sık se­
bebi ani kardiyak ölümdür, ani kardiyak ölüm fut­
bol, basketbol ve atletizmle daha sık ilişkilidir.
Bilinen kardiyak hastalığı olmayan adölesan atlet­
lerde ani kardiyak ölümün en sık iki sebebi hipert­
rofık kardiyomiyopati ve aberan koroner arterler­
dir.
278
KISIM 1 O· ÇOCUK SAGLIGI VE HASTALIKLARI
Çocuklarda kardiyak ölümün diğer sebepleri mi­
yokardit, kardiyomiyopati, konjenital kalp hastalığı
ve iletim bozukluklarıdır.
TABLO 80-l
Nöral aracılı: Çocuklarda en sık senkop sebebi.
Ortostatik: ayakta dururken baş dönmesi.
Durumsal: ürinasyon, defekasyon, öksürük ve yutma.
Familya! disotonomi
• PATOFİZYOLOJİ
Senkop beynin çalışmasının geçici olarak bozul­
ması sonucu ortaya çıkan geçici bilinç kaybıdır ve
genellikle serebral hipoperfüzyona sebep olan ye­
tersiz kardiyak output sebebiyle ortaya çıkar.
Vasküler senkop ayaklarda venöz göllenmenin
oluşmasının ventriküler preloadda azalmaya bu­
nun da nabızda ve miyokardiyal kontraktilitede
kompansatuar artmaya sebep olması ile gelişir.
Nöral aracılı senkop (NAS), ya da refleks senkop,
atriyumlardaki, ventriküllerdeki ve pulmoner ar­
terlerdeki reseptörler venöz dönüşte bir azalma
saptadığında vagal sinir üzerinden gelen efferent
beyin sapı cevabının bradikardi, hipertansiyon ya
da her ikisine birden sebep olmasıyla ortaya çıkar.
NAS'un vazovagal, ortostatik, durumsal (idrar çı­
karma, öksürme) ve familya! tipleri vardır. NAS
genellikle mide bulantısı, sıcaklık ya da sersemlik
hissini takiben yavaş yavaş görüntünün kaybolma­
sıyla ortaya çıkar.
• Kardiyak senkop, intrinsink bir kardiyak problem
sebebiyle kardiyak outputun bozulması sonucu
ortaya çıkar. Bu sebepler taşidisritmiler, bradidis­
ritmiler, akış obstrüksiyonu ve miyokardiyal dis­
fonksiyonu içerir. Bu sebeplerden dolayı ortaya çı­
kan senkop genellikle hızla başlar ve hızla biter ve
egzersiz tarafından tetiklenebilir.
Uzun QT sendromu, herediter ya da akkiz olabi­
lir, hipertrofik kardiyomiyopati ile ilişkilidir ve
ani kardiyak ölüm olgularının yarısının sebebi­
dir. Uzun QT sendromu olan hastaların EKG'de
QTc>0.44 saniyedir. QT intervalini uzatabilecek
olan ilaçlar antibiyotikler, trisiklik antidepresanlar
(TCAlar), antipsikotikler, antifungaller, GI motilite
ve anti emetik ajanlar, antihistaminikler, antiarit­
mikler ve iştah baskılayıcılardır.
Senkopun diğer bilinen sebepleri, nefes tutma, hi­
perventilasyon, hipoglisemi, histeri ve atipik mig­
rendir.
Belirgin serebral hipoperfüzyona sebep olabilecek
her olay ani ölüme sebep olabilir.
Kardiyak disritmiler: Genellikle hızla başlayıp biten olaylar.
Uzamış QT sendromu
Wolff-Parkinson-White sendormu
Hasta sinüs sendromu: geçirilmiş kalp ameliyatıyla ilişkili.
Supraventriküler taşikardi
Atriyoventriküler blok: konjenital kalp hastalığı olan
çocuklarda sık.
Pacemaker bozukluğu
Yapısal kalp hastalığı
Hipertrofik kardiyomiyopati: zorlanmaya bağlı senkop
gelişte en sıktır, ancak bebekler konjestif kalp
yetmezliği ve siyanozla gelebilir; kesinleştirmek için
ekokardiyografi zaruridir.
Dilate kardiyomiyopati: idiyopatik olabilir, post
miyokardit olabilir veya konjenital olabilir
Konjenital kalp hastalığı
Valvüler hastalıklar: aortik stenoz sıklıkla konjenitaldir,
Ebstein malformasyonu veya mitral valv prolapsusu (ki
artmış ani ölüm riski ile ilişkili değildir)
Disritmojenik sağ ventriküler displazi
Pulmoner hipertansiyon: dispne veya zorlanma, egzersiz
intoleransı. nefessiz kalma.
Koroner arter anormallikleri: aberran sol ana arter fiziksel
egzersiz sırasında eksternal bası yapar
Endokrin anormallikler: hipertiroid, hiperglisemi, adrenal
yetmezlik
İlaçlar ve uyuşturucular: antihipertansifler, trisiklik
antidepresanlar, kokain, diüretik, antidisritmikler
Gastrointestinal bozukluklar: reflü
Senkopun ciddi sebepleriyle ilişkili olan risk fak­
törleri olaydan önce efor sarfetme, kişisel ya da ai­
lesel kardiyak hastalık ya da disfonksiyon öyküsü,
rekürren epizotlar, ilişkilendirilmiş göğüs ağrısı ve
palpitasyonlar ya da uzamış bilinç kaybını içerir.
(Bknz. Tablo 80-2)
Senkopla kolaylıkla karıştırılabilecek durumlar
Tablo 80-3'te sık ilişkili semptomlarla beraber ve­
rilmiştir.
• KLİNİK ÖZELLİKLER
Senkop kısa süreli bilinç kaybının eşlik ettiği ani
düşmedir.
İstemsiz motor hareketler her türlü senkop duru­
munda ortaya çıkabilir, ancak en sık nöbetlerde
olur.
Çocukların üçte ikisi durum ortaya çıkmadan ser­
semlik ya da baş dönmesi tecrübe edebilir.
Tablo 80-1 senkopun sık sebeplerini kategorilerine
göre listelemektedir.
Yapısal kardiyak hastalıklar, kardiyak disfonksiyon,
ritm bozuklukları ve sistemik hastalık ani kardiyak
ölümü predispoze eden faktörlerdir.
Çocuk ve Adölesanlarda
Senkop Sebepleri
I
i
TABLO 80-2
Ciddi Nedenlere Bağlı Senkop
Açısından Risk Faktörleri
Olay öncesi efor öyküsü
Hastada kalp hastalığı öyküsü
Ailede ani ölüm, sağırlık veya kalp hastalığı öyküsü
Tekrarlayan at
0
You can add this document to your study collection(s)
Sign in Available only to authorized usersYou can add this document to your saved list
Sign in Available only to authorized users(For complaints, use another form )